|
Hükümet,
605 sayılı KHK'yi
tekrar
Cumhurbaşkanlığı'na gönderdi...
Cumhurbaşkanı'nca
iade edilen ve Çankaya Köşkü ile Hükümet arasında gerginliğe neden olan
605 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK), 14 Ağustos 2000 tarihinde Hükümet
tarafından tekrar Cumhurbaşkanlığı'na sunuldu.
15
sayfalık "Bilgi Notu" şöyle:
BİLGİ NOTU
Bakanlar Kurulunca 10 Ağustos
2000 tarihli toplantıda görevlendirilen Komisyonumuzca, laik demokratik
Cumhuriyeti ve ülke bütünlüğünü koruyucu yaptırımları daha etkili kılmak
amacıyla hazırlanan 605 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin imzalanmayarak
iade edilmesi ile doğan duruma ilişkin görüşlerimiz aşağıda açıklanmıştır.
I-
4588 sayılı Yetki Kanununa dayanılarak hazırlanan Kanun Hükmünde Kararname
ile; Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini
özenle korumak için, Anayasa ve kanunların açıkça suç saydığı Devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve Cumhuriyetin niteliklerinden
herhangi birini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik veya bunlara
aykırı faaliyetlerde bulunan kamu görevlileri ile kamu iktisadi teşebbüsleri
sözleşmeli personelinin, memuriyetten veya meslekten çıkarılması ya da
sözleşmelerine son verilmesi amacıyla, 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu,
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu
ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmaktadır.
Yıkıcı ve bölücü faaliyetlerle
Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik
faaliyetlerde bulunan kamu görevlilerine verilen disiplin cezalarının yetersiz
kalmasının, bu faaliyetlerle mücadelede zaafiyete yol açması üzerine, çeşitli
Milli Güvenlik Kurulu Kararları ile bu gibi faaliyette bulunanlara verilecek
disiplin cezalarının ağırlaştırılarak kamu görevlerinden çıkarılmalarını
sağlayacak mevzuat değişikliği yapılması öngörülmüş ve bu kararlar 54,
55 56 ve 57 nci hükümetler tarafından benimsenmiştir.
II- Hazırlanmış olan
Kanun Hükmünde Kararname Anayasaya uygundur. Anayasanın 91 inci maddesinin
birinci fıkrasında;
“Türkiye Büyük Millet
Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.
Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci
kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar kişi hakları
ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenemez”
denilmek suretiyle, hangi
konuların Kanun Hükmünde Kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirlenmiştir.
Buna göre, Anayasanın
“Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmının birinci bölümünde
yer alan 12 ila 16 ncı maddeler, “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlıklı
ikinci bölümünde yer alan 17 ila 40 ıncı maddeler ile "Siyasi Haklar
ve Ödevler" başlıklı dördüncü bölümünde yer alan 66 ila 74 uncu maddelerde
yer alan konular kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez denilmektedir.
Bu nedenle, Kanun Hükmünde Kararname ile Anayasanın üçüncü kısmının ikinci
bölümünde yer alan kamu hizmeti görevlileriyle ilgili 129 uncu madde ile
üçüncü bölümünde yer alan hakimler ve savcılarla ilgili 140 ıncı maddeye
ilişkin düzenlemeler yapıldığından, Kanun Hükmünde Kararname ile
öngörülen hususlar, Anayasanın 91 inci maddesi gereğince Kanun Hükmünde
Kararnamelerle düzenlenemeyecek olan konular arasına kesin olarak girmemektedir.
III- İlgi yazıda,
iade gerekçesi, Kanun Hükmünde Kararname ile disiplin suçu sayılan kimi
eylemler için memuriyetten ya da meslekten çıkarma cezasının öngörüldüğü,
oysa disiplin suç ve cezalarının, Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin
esaslar” başlıklı 38 inci maddesi kapsamında bulunduğu ve bu yüzden
Anayasanın 91 inci maddesine göre Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenemeyeceği,
Anayasa Mahkemesinin 1988/8 ve 1991/7 sayılı kararlarıyla da bu görüşü
benimsediği ve Anayasanın 153 üncü maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi
kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek
ve tüzel kişileri bağlaması nedeniyle söz konusu düzenlemelerin yasa ile
yapılması gerektiği şeklinde açıklanmaktadır.
A- Ancak, Anayasa
Mahkemesinin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu görevlilerinin disiplin
hükümlerinde düzenleme yapılamayacağı yönünde iade yazısında ifade edilen
1998/8 ve 1991/7 sayılı iki iptal kararı bulunmakla birlikte, aksi yönde
1987/1 sayılı Kararı da mevcuttur.
3268 sayılı Yetki Kanunu
ile diğer kamu personeli yanında hakim ve savcıların özlük haklarında da
Kanun Hükmünde Kararnamelerle değişiklik yapılması öngörülmüş ve bu Yetki
Kanununa karşı açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi 1987/1 sayılı Kararıyla.
hakim ve savcıların diğer özlük haklarının yanında disiplin kovuşturması
açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri
sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmalarına
karar verilmesine ilişkin konularda da Kanun Hükmünde Kararnameler ile
düzenlemeler yapılamayacağını öngören iptal başvurusunu reddetmiştir.
İade yazısında belirtilen
1998/8 ve 1991/7 sayılı kararlarla tamamen çelişmekte olan 1987/1 sayılı
Kararda itiraz gerekçesi şu şekilde özetlenmektedir.
“Dava dilekçesinde, ...yetkinin
Anayasanın özel güvencesi altına bulunan hakim ve savcıların yasa ile düzenlenmesi
emredilen hak ve ödevlerinin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi
sonucunu doğuracağı, bu durumun da, hakim ve savcılık mesleğini yürütmenin
etkisine sokacağı, yasada sözü edilen idari haklar, hakimlik ve savcılık
mesleğinin kadro, sicil, izin, nakil, disiplin, ilerleme gibi temel unsurlarını
içerdiği, bu unsurların kararname ile düzenlenmesine Anayasa”nın cevaz
vermediği,... Anayasanın bu gibi konuların mahkemelerin bağımsızlığı ve
hakimlik teminatı esaslarına göre kanun ile düzenlenmesini öngörmüş bulunduğu
yolundaki nedenlere dayanılarak (d) bendi hükmünün, Anayasanın 139 ve 140.
maddelerine aykırı olduğu öne sürülmüştür.”
Görüleceği üzere, iptal isteminin
gerekçesinde çok açık bir şekilde, hakim ve savcıların diğer özlük hakları
yanında disiplin hükümlerinin de kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesinin
Anayasanın 139 ve 140 ncı maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir.
Buna karşılık, Anayasa Mahkemesi
verdiği Kararda;
“İptal isteminin dayanaklarından
biri olarak gösterilen Anayasanın 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise
hakim ve savcıların nitelikleri, görevlerinin ve görev yerlerinin
geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması
açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri
sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına
karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik
halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin
bağımsızlığı ve hakimlik teminat esaslarına göre kanunla düzenlenir" şeklinde
açıklamada bulunulduktan sonra,
"Mahkemelerin bağımsızlığı
ile hakimlik ve savcılık teminatı açısından getirilen esaslarla hakim ve
savcılara tanınan hakların neler olduğu Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinde
duraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkla belirtilmiştir. Bunların, Anayasanın
ikinci kısmının birinci, ikinci ve dördüncü bölümlerinde yer alan ve kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği Anayasanın 91. maddesinde açıklanan
haklarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır."
diyerek iptal istemini reddetmektedir.
Yani Anayasa Mahkemesi,
“Hakim ve savcıların ...haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin
cezası verilmesi ...meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik
halleri ile diğer özlük işlerinin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği”
şeklindeki itirazı, bu konuların Anayasanın 91 nci maddesinde kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenemeyeceği açıklanan haklarla hiçbir ilgisi bulunmadığı
gerekçesiyle reddetmiştir.
Kararın gerekçesinde,
ayrıca, "... Anayasanın 91. maddesiyle münhasıran kanunla
yapılması gereken düzenlemeler dışında verilen yetkiye dayanılarak Bakanlar
Kurulunun kanun hükmünde kararnameler çıkarmasına Anayasa’da engel bulunmamaktadır."
diyerek konuya daha da açıklık getirilmekte ve hatta bu konuların, dolaylı
olarak dahi, kişisel hak ve özgürlüklerle ilgisinin kurularak Anayasanın
91 nci maddesinde kanun hükmünde kararname ile düzenlenmeyecek konular
arasında görülemeyeceği belirtilmektedir. Bu konu, kararda; “Dolaylı
biçimde kişi hak ve özgürlüklerini ilgilendirmeyecek bir düzenleme düşünmek
oldukça güçtür. Bu nedenle de dolaylı bir ilginin varlığına dayanılarak
sonuca gitmek isabetli sayılamaz. Açıklanan nedenlerle iptali istenen bent
hükmünün Anayasa’ya aykırı bir yanı yoktur,” şeklinde açıklanmaktadır.
Görüleceği üzere, Karar hiçbir
kuşkuya yer bırakmayacak şekilde hakim ve savcıların her türlü özlük haklarının
kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesinin Anayasaya uygun olduğunu
açıklamaktadır.
İade edilen Kanun Hükmünde
Kararnamenin 3 uncu maddesinde hakim ve savcıların meslekten çıkarılmalarını
düzenleyen hüküm Anayasanın 140 ıncı maddesi ve diğer maddeleri de Anayasanın
129 uncu maddesi ile ilgilidir ve hem Anayasaya hem de Anayasa Mahkemesinin
1987/1 sayılı Kararına hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde uygun bulunmaktadır.
Hazırlanan Kanun Hükmünde
Kararnamenin Anayasaya uygunluğunun temelini oluşturan ve hakimlik ve savcılık
mesleğine ilişkin düzenlemelerin kanun hükmünde kararnamelerle yapılmasının
Anayasaya uygun olduğu, dolaylı bir biçimde bağlantı kurularak dahi
Anayasanın 91 nci maddesinde kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek
konular arasında düşünülemeyeceği yönündeki 1987/1 sayılı karara iade yazısında
değinilmemektedir.
Şüphesiz ki, 1987/1 sayılı
Karar, en az 1988/8 ve 1991/7 sayılı kararlar kadar ve özellikle de hakim
ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik
hallerine ilişkin disiplin hükümlerini düzenleyen Kanun Hükmünde Kararnamenin
3 üncü maddesi bakımından da bağlayıcıdır. Eğer Anayasanın 153 üncü maddesi
Anayasa Mahkemesinin tüm kararları için geçerli ise 1987/1 sayılı karar
bakımından da geçerlidir ve böyle olunca da Kanun Hükmünde Kararnamenin
3 üncü maddesinin bütünü ile birlikte iadesi Anayasanın 153 üncü maddesine
kesin aykırılık teşkil eder.
B- Görüldüğü gibi,
Anayasa Mahkemesinin aynı konuda birbirine zıt ve bağlayıcılık bakımından
eşit düzeyde iki ayrı kararı vardır. Bu durumda, hangi Anayasa Mahkemesi
kararının esas alınacağı önem kazanmaktadır.
0 halde, öncelikle, önceki
hükümetlerin bu konudaki kanun hükmünde kararname uygulamalarına da bakılması
gerekir.
Memuriyetten veya meslekten
çıkarma ya da ilişik kesme gibi kamu görevinden çıkarılmayı gerektiren
disiplin cezalarında önceki hükümetler tarafından kanun hükmünde kararnamelerle
yapılan düzenlemelere örnek olarak şunlar verilebilir.
a-243 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile 1984 yılında (Başbakan: Turgut Özal; Cumhurbaşkanı: Kenan
Evren) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun, memurluktan çıkarma cezasını
düzenleyen 125 inci maddesinde değişiklik yapılmış olup, bu hüküm halen
yürürlüktedir. İade edilen Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesi de
aynı. maddede düzenleme yapmaktadır.
b- 360 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile 1989 yılında (Başbakan: Turgut Özal ; Cumhurbaşkanı: Kenan
Evren ) 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 62 nci maddesinin meslekten
çıkarılmaya ilişkin fıkrasında değişiklik yapılmıştır.
c- 446 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile 1991 yılında (Başbakan: Mesut Yılmaz ; Cumhurbaşkanı: Turgut
Özal ) 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun meslekten ilişik kesmeye ilişkin
16 ncı maddesinde değişiklik yapılmıştır.
d- 499 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile 1993 yılında (Başbakan:Tansu Çiller; Cumhurbaşkanı: Süleynan
Demirel) 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun ilişik kesilmesine
ilişkin 14 üncü maddesinde değişiklik yapılmıştır.
Son iki düzenleme ilgi yazıda
belirtilen 1988/8 sayılı Karardan sonra yürürlüğe girmiş ve Anayasa hükümlerine,
Anayasa Mahkemesinin 1987/ 1 sayılı Kararına uygun olan bu düzenlemelerin
Anayasaya aykırılığı konusunda gerek dönemin hükümetlerinin gerekse
Cumhurbaşkanlarının bir
tereddüdü o1mamıştır.
Yani 57.Hükümetten önce görev
yapan 4 ayrı hükümet ile 3 ayrı Cumhurbaşkanının memurluktan veya meslekten
çıkarma şeklindeki disiplin cezalarının kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesinin
Anayasaya uygunluğu konusundaki görüşleri Hükümetimizin görüşü ile aynı
olmuştur.
C- iade edilen Kanun
Hükmünde Kararname ile, Devlet memurları ile hakim ve savcılara ilişkin
yapılan düzenlemenin aynısı 1998 yılında akademik personel için yapılmış
ve bu düzenlemenin yasa ile yapılmamasının Anayasaya aykırı olduğu yönündeki
itiraz Danıştay tarafından 2 ay önce verilen 5 ayrı karar ile reddedilmiştir.
Açılan davada, davacılar
Anayasa Mahkemesinin 1991/7 sayılı Kararında disiplin cezalarının Anayasanın
38 inci maddesi kapsamında olduğunu, yönetmeliğin çalışma hürriyetini ortadan
kaldırdığını, Anayasaya göre bunun ancak kanunla yapılabileceğini ileri
sürmüşlerdir.
Danıştay iki ay önce verdiği
kararlarla,
"2547 sayılı yasanın 53/b
maddesinin vermiş olduğu yetki çerçevesinde yapılan yükseköğretim personelinin
disiplin işlemlerinin yönetmelikle düzenlenmesinde Anayasaya aykırılık
bulunmamaktadır" "Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye ve ortadan
kaldırmaya yönelik ... eylemlerin kamu görevinden çıkarma cezasını gerektireceğine
ilişkin hükümlerde de disiplin hukuku ilkelerine aykırılık mevcut değildir"
gerekçeleriyle düzenlemenin Anayasaya uygun olduğuna karar vermiştir.
Dolayısıyla, Danıştay da
kamu görevinden çıkarma şeklindeki disiplin cezalarının verilmesine ilişkin
Anayasa hükümlerini Hükümetimizin yorumladığı gibi yorumlamaktadır
IV- 57. Hükümet tarafından
Yetki Kanununa dayanılarak hazırlanan ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından
da imzalanarak yürürlüğe konulmuş bulunulan 604, 605 ve 607. sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamelerde de kamu görevlilerinin disiplin cezaları veya görevlerine
son verilmesine ilişkin düzenlemeler kanunla değil Kanun Hükmünde Kararnamelerle
yapılmıştır.
A- 20 Temmuz 2000
tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 604 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin;
a) 5 inci maddesiyle Gülhane
Askeri Tıp Akademisi Komutanının Yüksek Disiplin Kurulunun Başkanı olduğu
hükme bağlanmaktadır.
b) 13 üncü maddesiyle “disiplin
mahkemeleri veya birden fazla disiplin amirince toplam olarak 21 gün ve
daha fazla hapis veya oda hapsi cezası ile hükümlü olmamak veya cezalandırılmamak”
şeklinde düzenleme yapılmıştır.
c) 18 inci maddesiyle, disiplin
cezası alanların başka hastane veya sağlık kuruluşlarına atanacakları hükme
bağlanmaktadır.
B- 26 Temmuz 2000
tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 606 sayılı Türkiye
Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesiyle "Genel Müdürün
süresi dolmadan herhangi bir şekilde görevine son verilemez. Ancak bu Kanun
ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu hükümleri gereğince, atanması için gerekli
şartları kaybettiği tespit edilen veya görevleriyle ilgili olarak işlediği
suçlardan dolayı hakkında verilen mahkumiyet kararı kesinleşen Genel Müdürün
görevi sona erer” denilmek suretiyle göreve son verilmesine ilişkin
bir disiplin düzenlemesi yapılmıştır.
C- 4 Ağustos 2000
tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 607 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Hükmünde
Kararnamenin;
a) 2 nci maddesiyle "Açığa
alınmaları, tutuklanmaları... haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin
men’ine, kamu davasının düşmesine, yahut ortadan kaldırılmasına, beraatine,
kısa hapis cezasına veya verilen cezanın teciline"
b) 12 nci maddesiyle “Türk
Silahlı Kuvvetlerinden her ne surette olursa olsun mecburi hizmet yükümlülüğünü
tamamlamadan ayrılan veya ilişiği kesilen subay ve astsubaylar”
şeklinde çeşitli disiplin
hükümleri ile açığa alınmalarının sonuçlarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.
Yukarıda belirtilen ve Cumhurbaşkanlığı
Makamı tarafından imzalanarak yürürlüğe giren üç kanun hükmünde kararnamede
de kamu görevlilerinin disiplin hükümlerinin, görevlerine son verilmesinin
ve görevden uzaklaştırılmalarının ( açığa alınmalarının ) sonuçlarına ilişkin
düzenlemeler yer almaktadır.
604, 606 ve 607 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamelerle disiplin ve görevden uzaklaştırmaya ilişkin konuların
kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesine olur verilirken, irticai ve
bölücü faaliyette bulunan kamu görevlilerinin disiplin hükümlerinin kanun
hükmünde kararnameyle düzenlenmesini öngören 605 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname Tasarısı hükümlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir gerekçesiyle
iade edilmesi bir çelişki olarak değerlendirilmektedir.
V- İade yazısında,
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 6 ncı maddesinde, Devlet memurlarının
"yemin be1gesi"ni imzalayarak göreve başlamalarının öngörüldüğü, Kanun
Hükmünde Kararname ile getirilmek istenen tüm hususların bu yemin metninde
yer aldığı, yemine aykırı davranışın da aynı Kanunun disiplin suç ve cezalarını
düzenleyen 125 inci maddesinin (E) bendinin (a) alt bendi ve dördüncü fıkrası
uyarınca “memurluktan çıkarma” ile cezalandırılmasının mümkün olduğu ileri
sürülmektedir.
Oysa bu düzenlemelerin yapılması
gerektiği görüşü Milli Güvenlik Kurulunca Hükümete bildirilmiş ve Bakanlar
Kurulunca da benimsenmiştir.
Bu düzenleme de esasen 657
sayılı Kanunun “disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere
nitelik ve ağırlıkları itibarıyla benzer eylemlerde bulunanlara da
aynı neviden disiplin cezası verileceği"ne ilişkin 125 inci maddesinin
dördüncü fıkra hükmünün kıyasen uygulanarak Devlet memurlarının ihraç edilmesi
şeklindeki uygulamasının yargı organlarınca iptal edilmesi nedeniyle gündeme
gelmiştir.
125 inci maddenin mevcut
şeklinde "yıkıcı ve bölücü faaliyetler ile Cumhuriyetin temel niteliklerine
aykırı faaliyetler” şeklinde bir suç bulunmamaktadır. Dördüncü fıkradan
hareketle suç ihdası mümkün değildir. Dördüncü fıkra “suç” bakımından değil
“fiil” bakımından kıyaslamayı öngörmektedir.
657 sayılı Kanunun 125 nci
maddesi, “İdeolojik veya siyasi amaçla kurumların, huzur, sükun ve çalışma
düzenini bozma” gerekçesiyle memurluktan çıkarma cezasını düzenlemiştir.
İdarenin PKK veya Hizbullah gibi “Ülke bütünlüğü ve Cumhuriyetin temel
ilkelerine aykırı” faaliyet gösteren örgütlere mensup olduğu belirlenenlere
verdiği memurluktan çıkarma cezalarının fiile uygun ceza verilmediği gerekçesiyle
yargı organlarınca iptal edilebildiği görülmektedir. Hükümetimiz mevcut
hukuki boşluğun giderilmesi ve Devlet kadrolarına yerleşmiş PKK ve Hizbullah
gibi yasa dışı örgüt mensuplarının tanımlanmış bir disiplin suçu kapsamına
alınması için bu Kanun Hükmünde Kararnameyi düzenlemiştir.
Diğer taraftan, iade yazısında
belirtildiği şekilde 657 sayılı Kanuna tabi memurlar ile KİT sözleşmeli
personeli için uygulanabileceği bir an için kabul edilse bile, hakim ve
savcılar ile dahiliye memurları için düzenleme ihtiyacı karşılanmamış olmaktadır.
VI- Bilindiği üzere,
Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri gereğince sıkıyönetiın ve olağanüstü
hallerde Bakanlar Kurulu bizzat Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanarak
sıkıyönetim ve olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde
kararnameler çıkarabilmektedir. Cumhurbaşkanının bu hallerde çıkarılan
kanun hükmünde kararnamelerdeki iradesi, şekli bir unsurdan ibaret olmayıp,
işlemin kurucu unsurudur.
Olağan dönem kanun hükmünde
kararnameleri ise Başbakanın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca
çıkarılmakta olup, Cumhurbaşkanının bu konudaki iradesi şekli bir unsurdan
ibarettir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerini
imzalamaması söz konusu olamaz. Diğer taraftan, Anayasanın 148 inci maddesi
gereğince Cumhurbaşkanının kanun hükmünde kararnamelerin iptali talebiyle
Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi de her zaman mümkündür.
VII- Kuvvetler ayrılığı.
ilkesinin geçerli olduğu parlamenter sistemimizde Cumhurbaşkanını TBMM
seçer ve temel görevi Anayasanın uygulanmasını ve Devletin organlarının
uyumlu ve düzenli çalışmasını gözetmektir.
Bu amaçla yapacağı görev
ve kullanacağı yetkiler Anayasanın 104 ncü maddesinde kuvvetler ayrılığı
ilkesinin gereği olarak “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargı”
alanları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmiştir. Bunlardan yasama ile
ilgili olanlar şu şekildedir:
"Gerekli gördüğü takdirde,
yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşması
yapmak,
Türkiye Büyük Millet
Meclisini gerektiğinde toplantıya çağırmak,
Kanunları yayımlamak,
Kanunları tekrar görüşülmek
üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermek,
Anayasa değişikliklerine
ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,
Kanunların, kanun hükmünde
kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli
hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle
Anayasa Mahkemesine iptal davası açmak,
Türkiye Büyük Millet
Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek"
Bir toplantıya katılması,
toplantıya başkanlık etmesi, açılış konuşması yapması gibi en ayrıntılı
şekilde görev ve yetkilerinin düzenlendiği 104 uncu maddede, Cumhurbaşkanına
yasama alanında verilen yetkiler arasında Kanunlar için tekrar görüşülmek
üzere TBMM’ne "geri gönderme” yetkisi yer aldığı halde, “Kanun
Hükmünde Kararnameleri iade etmek” yetkisi tanınmamıştır. Anayasanın
6 ncı maddesine göre “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan
bir Devlet yetkisi kullanamaz”, Anayasanın 6 ncı maddesine aykırı bir
şekilde, olmayan bir yetki kullanımı Anayasanın 104 ncü maddesinde yer
alan “Cumhurbaşkanı ...Anayasanın uygulanmasını .... gözetir” hükmüne
ters düşer.
Hükümetimizce hangi konuların
kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceğini açıklayan Anayasa Mahkemesinin
1987/1 sayılı Kararına uygun bir şekilde hazırlanan Kanun Hükmünde
Kararnamenin Anayasaya aykırılığı
şüphesiz ki ileri sürülebilir. Anayasamız, Hükümet tarafından hazırlanarak
imzaya sunulan bir Kanun Hükmünde Kararnamenin anayasaya aykırı olduğu
düşüncesinde bulunan Cumhurbaşkanının ne yapacağını 104 üncü maddenin sekizinci
fıkrasında açıklamış olup, bu fıkra ile tanınan yetkiyi kullanmadan Anayasada
olmayan bir "iade" yetkisi kullanması "hukuki" değil "keyfi"
bir tutum olur ve en başta "Hukuk Devleti" ilkesine ters düşer.
"Yasama" organının verdiği "yetki"ye dayanarak, "yürütme"
organı olan Hükümet tarafından hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnamenin
Anayasaya aykırılığı düşüncesinde olan Cumhurbaşkanının Anayasanın 104
ncü maddesinin 8 nci fıkrası ile verilen yetkiyi kullanarak konuyu diğer
erk olan "yargı"ya, yani Anayasa Mahkemesine götürmesi gerekir.
Birbiriyle çelişen Anayasa
Mahkemesi Kararları ve yürürlükteki Yetki Kanununa dayanılarak çıkarılan
604,606 ve 607 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu görevlilerinin
disiplin ve görevden uzaklaştırılmalarının sonuçlarına ilişkin olarak yapılan
düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, açıkça Anayasaya aykırılık iddiasının
ileri sürülmesini olanaklı görmediğimiz Kanun Hükmünde Kararnamenin imzalanması
ve istenildiği takdirde Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılması; Anayasal
rejimimiz, genel hukuk kuralları ve ülke gerçeklerine göre en uygun çözüm
yollarından birisi olarak görülmektedir.
Diğer taraftan, Kanun Hükmünde
Kararnamenin imzalanmaması, Hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarma
yetkisi veren TBMM'nin iradesinin dikkate alınmaması anlamına gelir.
Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle
Cumhurbaşkanının bir Kanun Hükmünde Kararnameyi "iade" etme yetkisi var
ise, o takdirde Anayasa ile Cumhurbaşkanına Anayasa Mahkemesine başvurma
yetkisi verilmesinin anlamı kalmamaktadır. Anayasa koyucu, Cumhurbaşkanının
Anayasaya aykırı olduğunu düşündüğü bir Kanun Hükmünde Kararnameyi imzalaması
olasılığını öngörmüş ve Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisini vermek suretiyle
nasıl çözüleceğine işaret etmiştir.
Böyle bir durum Cumhurbaşkanının
hukuka ayları işlem yapması anlamına gelmez. Çünkü Cumhurbaşkanının hazırlanan
Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasaya aykırı olduğu şeklindeki düşüncesi
bir kişisel "görüş" niteliğindedir. Bu Kanun Hükmünde Kararnameyi iptal
ederek yürürlükten kaldıracak olan organ ise Anayasa Mahkemesidir. Oysa
Cumhurbaşkanının hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnameyi iade etmesi, onun
Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali sonucunu doğuracak fiili bir
"Anayasaya aykırılık kararı" niteliğinde olacaktır.
Kanun Hükmünde Kararnamenin
imzalanmaması durumunda Cumhurbaşkanının disiplin cezalarının Anayasanın
38 nci maddesine girdiği yönündeki kişisel görüşü bir nevi anayasa yargısı
haline gelerek Anayasa Mahkemesinin iradesinin ortaya çıkmasını engellemiş
olacaktır. Oysa yukarıda belirtildiği gibi Anayasa Mahkemesinin disiplin
cezalarının Anayasanın temel hak ve özgürlüklerle ilgili maddeleriyle dolaylı
bir bağlantısının dahi kurulamayacağını öngören 1987/1 sayılı kararı da
vardır. Mahkemenin iki farklı kararından hangisini benimseyeceği Anayasa
Mahkemesinin takdir ve yetkisinde olan bir konudur.
Cumhurbaşkanının görev ve
yetkilerini belirleyen Anayasanın 104 üncü maddesinde, Cumhurbaşkanına
kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya şekil ve esas bakımından aykırı
oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak yetkisi
tanınmış ve aynı maddede kararnameleri imzalama görevi verilmiştir. Anayasada
olmayan bir yetkiyi kullanmak şeklindeki aksine bir tutum, her şeyden önce
yasama, yürütme ve yargı organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını engelleyecek
bir devlet krizi çıkması sonucunu doğuracaktır.
VIII- Anayasanın 105
inci maddesi gereğince; Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili
bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen
işlemler dışında, Cumhurbaşkanının bütün kararları Başbakan ve ilgili bakanlarca
imzalanmaktadır. Bu kararlardan dolayı Cumhurbaşkanının sorumluluğu bulunmamakta
olup, sorumluluk Başbakana, ilgili bakana ve Bakanlar Kurulu’na aittir.
Başbakan ve bakanların siyasi sorumlulukları yanında cezai sorumlulukları
da bulunmaktadır.
IX- Anayasanın 104
üncü maddesinde Cumhurbaşkanının kararnameleri imzalamakla görevli olduğu
hükme bağlanmıştır. Şekil itibarıyla bir Bakanlar Kurulu kararnamesi olan
kanun hükmünde kararnamelerin de Cumhurbaşkanınca imzalanması gerekmektedir.
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun,
Başbakan ve Bakanlar Kurulunun sorumlu olduğunun benimsendiği 1982 Anayasasında
kararnameleri imzalamak Cumhurbaşkanı bakımından bir görevdir. Çünkü, kararname
çıkarma yetkisi esas itibarıyla Bakanlar Kurulu'na aittir ve Cumhurbaşkanının
kararnameleri imzalaması şekli bir onay niteliğindedir. Bu durumun tek
istisnası olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleridir.
X- Sonuç olarak, Anayasanın
104 cü maddesine göre Cumhurbaşkanının Kanun Hükmünde Kararnameleri "iade"
etme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle Kanun Hükmünde Kararnamenin imzalanması
zorunludur.
Buna rağmen, Kanun Hükmünde
Kararname iade edilerek yasalarla ilgili süreç başlatılmıştır. O halde,
iade edilen bir kanunun Cumhurbaşkanınca ikinci kez reddedilmesi nasıl
mümkün değilse, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin de Cumhurbaşkanınca ikinci
kez iadesi sözkonusu olamaz.
Bilgilerinize saygılarımızla
arz ederiz.
(14
AĞUSTOS 2000)
  |