Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
KHK TASLAĞI 
BAŞBAKANLIK 1. AÇIKLAMA (29.7.2000)
BAŞBAKANLIK 2. AÇIKLAMA (31.7.2000)
CUMHURBAŞKANLIĞI AÇIKLAMASI (8.8.2000)
SEZER'İN İADE GEREKÇESİ
BAKANLAR KURULU SONRASI AÇIKLAMA (10.8.2000)
CUMHURBAŞKANLIĞI AÇIKLAMASI (10.8.2000)
CUMHURBAŞKANLIĞI 2. AÇIKLAMASI (11.8.2000)
GAZETE MANŞETLERİ (11.8.2000)
YORUMLAR (11.8.2000)
BAŞBAKAN ECEVİT'İN AÇIKLAMASI (12.8.2000)
BAŞBAKAN ECEVİT'İN TEKRAR GÖNDERME YAZISI (14.8.2000)

Hükümet, 605 sayılı KHK'yi 
tekrar Cumhurbaşkanlığı'na gönderdi...

Cumhurbaşkanı'nca iade edilen ve Çankaya Köşkü ile Hükümet arasında gerginliğe neden olan 605 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK), 14 Ağustos 2000 tarihinde Hükümet tarafından tekrar Cumhurbaşkanlığı'na sunuldu.

15 sayfalık "Bilgi Notu" şöyle:

BİLGİ NOTU

Bakanlar Kurulunca 10 Ağustos 2000 tarihli toplantıda görevlendirilen Komisyonumuzca, laik demokratik Cumhuriyeti ve ülke bütünlüğünü koruyucu yaptırımları daha etkili kılmak amacıyla hazırlanan 605 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin imzalanmayarak iade edilmesi ile doğan duruma ilişkin görüşlerimiz aşağıda açıklanmıştır.

I- 4588 sayılı Yetki Kanununa dayanılarak hazırlanan Kanun Hükmünde Kararname ile; Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini özenle korumak için, Anayasa ve kanunların açıkça suç saydığı Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik veya bunlara aykırı faaliyetlerde bulunan kamu görevlileri ile kamu iktisadi teşebbüsleri sözleşmeli personelinin, memuriyetten veya meslekten çıkarılması ya da sözleşmelerine son verilmesi amacıyla, 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmaktadır.

Yıkıcı ve bölücü faaliyetlerle Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerde bulunan kamu görevlilerine verilen disiplin cezalarının yetersiz kalmasının, bu faaliyetlerle mücadelede zaafiyete yol açması üzerine, çeşitli Milli Güvenlik Kurulu Kararları ile bu gibi faaliyette bulunanlara verilecek disiplin cezalarının ağırlaştırılarak kamu görevlerinden çıkarılmalarını sağlayacak mevzuat değişikliği yapılması öngörülmüş ve bu kararlar 54, 55 56 ve 57 nci hükümetler tarafından benimsenmiştir.

II- Hazırlanmış olan Kanun Hükmünde Kararname Anayasaya uygundur. Anayasanın 91 inci maddesinin birinci fıkrasında;

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez”

denilmek suretiyle, hangi konuların Kanun Hükmünde Kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirlenmiştir.

Buna göre, Anayasanın “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmının birinci bölümünde yer alan 12 ila 16 ncı maddeler, “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan 17 ila 40 ıncı maddeler ile "Siyasi Haklar ve Ödevler" başlıklı dördüncü bölümünde yer alan 66 ila 74 uncu maddelerde yer alan konular kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez denilmektedir. Bu nedenle, Kanun Hükmünde Kararname ile Anayasanın üçüncü kısmının ikinci bölümünde yer alan kamu hizmeti görevlileriyle ilgili 129 uncu madde ile üçüncü bölümünde yer alan hakimler ve savcılarla ilgili 140 ıncı maddeye ilişkin düzenlemeler yapıldığından, Kanun Hükmünde  Kararname ile öngörülen hususlar, Anayasanın 91 inci maddesi gereğince Kanun Hükmünde Kararnamelerle düzenlenemeyecek olan konular arasına kesin olarak girmemektedir.

III- İlgi yazıda, iade gerekçesi, Kanun Hükmünde Kararname ile disiplin suçu sayılan kimi eylemler için memuriyetten ya da meslekten çıkarma cezasının öngörüldüğü, oysa disiplin suç ve cezalarının, Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38 inci maddesi kapsamında bulunduğu ve bu yüzden Anayasanın 91 inci maddesine göre Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenemeyeceği, Anayasa Mahkemesinin 1988/8 ve 1991/7 sayılı kararlarıyla da bu görüşü benimsediği ve Anayasanın 153 üncü maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması nedeniyle söz konusu düzenlemelerin yasa ile yapılması gerektiği şeklinde açıklanmaktadır.

A- Ancak, Anayasa Mahkemesinin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu görevlilerinin disiplin hükümlerinde düzenleme yapılamayacağı yönünde iade yazısında ifade edilen 1998/8 ve 1991/7 sayılı iki iptal kararı bulunmakla birlikte, aksi yönde 1987/1 sayılı Kararı da mevcuttur.

3268 sayılı Yetki Kanunu ile diğer kamu personeli yanında hakim ve savcıların özlük haklarında da Kanun Hükmünde Kararnamelerle değişiklik yapılması öngörülmüş ve bu Yetki Kanununa karşı açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi 1987/1 sayılı Kararıyla. hakim ve savcıların diğer özlük haklarının yanında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmalarına karar verilmesine ilişkin konularda da Kanun Hükmünde Kararnameler ile düzenlemeler yapılamayacağını öngören iptal başvurusunu reddetmiştir.

İade yazısında belirtilen 1998/8 ve 1991/7 sayılı kararlarla tamamen çelişmekte olan 1987/1 sayılı Kararda itiraz gerekçesi şu şekilde özetlenmektedir.

“Dava dilekçesinde, ...yetkinin Anayasanın özel güvencesi altına bulunan hakim ve savcıların yasa ile düzenlenmesi emredilen hak ve ödevlerinin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi sonucunu doğuracağı, bu durumun da, hakim ve savcılık mesleğini yürütmenin etkisine sokacağı, yasada sözü edilen idari haklar, hakimlik ve savcılık mesleğinin kadro, sicil, izin, nakil, disiplin, ilerleme gibi temel unsurlarını içerdiği, bu unsurların kararname ile düzenlenmesine Anayasa”nın cevaz vermediği,... Anayasanın bu gibi konuların mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanun ile düzenlenmesini öngörmüş bulunduğu yolundaki nedenlere dayanılarak (d) bendi hükmünün, Anayasanın 139 ve 140. maddelerine aykırı olduğu öne sürülmüştür.”

Görüleceği üzere, iptal isteminin gerekçesinde çok açık bir şekilde, hakim ve savcıların diğer özlük hakları yanında disiplin hükümlerinin de kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesinin Anayasanın 139 ve 140 ncı maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir.
Buna karşılık, Anayasa Mahkemesi verdiği Kararda;

“İptal isteminin dayanaklarından biri olarak gösterilen Anayasanın 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise hakim ve savcıların nitelikleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminat esaslarına göre kanunla düzenlenir" şeklinde açıklamada bulunulduktan sonra,

"Mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlik ve savcılık teminatı açısından getirilen esaslarla hakim ve savcılara tanınan hakların neler olduğu Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinde duraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkla belirtilmiştir. Bunların, Anayasanın ikinci kısmının birinci, ikinci ve dördüncü bölümlerinde yer alan ve kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği Anayasanın 91. maddesinde açıklanan haklarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır."

diyerek iptal istemini reddetmektedir.

Yani Anayasa Mahkemesi, “Hakim ve savcıların ...haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi ...meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerinin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği” şeklindeki itirazı, bu konuların Anayasanın 91 nci maddesinde kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği açıklanan haklarla hiçbir ilgisi bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.

 Kararın gerekçesinde, ayrıca,  "... Anayasanın 91. maddesiyle münhasıran  kanunla yapılması gereken düzenlemeler dışında verilen yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararnameler çıkarmasına Anayasa’da engel bulunmamaktadır." diyerek konuya daha da açıklık getirilmekte ve hatta bu konuların, dolaylı olarak dahi, kişisel hak ve özgürlüklerle ilgisinin kurularak Anayasanın 91 nci maddesinde kanun hükmünde kararname ile düzenlenmeyecek konular arasında görülemeyeceği belirtilmektedir. Bu konu, kararda; “Dolaylı biçimde kişi hak ve özgürlüklerini ilgilendirmeyecek bir düzenleme düşünmek oldukça güçtür. Bu nedenle de dolaylı bir ilginin varlığına dayanılarak sonuca gitmek isabetli sayılamaz. Açıklanan nedenlerle iptali istenen bent hükmünün Anayasa’ya aykırı bir yanı yoktur,” şeklinde açıklanmaktadır.

Görüleceği üzere, Karar hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde hakim ve savcıların her türlü özlük haklarının kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesinin Anayasaya uygun olduğunu açıklamaktadır.

İade edilen Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 uncu maddesinde hakim ve savcıların meslekten çıkarılmalarını düzenleyen hüküm Anayasanın 140 ıncı maddesi ve diğer maddeleri de Anayasanın 129 uncu maddesi ile ilgilidir ve hem Anayasaya hem de Anayasa Mahkemesinin 1987/1 sayılı Kararına hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde uygun bulunmaktadır.

Hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasaya uygunluğunun temelini oluşturan ve hakimlik ve savcılık mesleğine ilişkin düzenlemelerin kanun hükmünde kararnamelerle yapılmasının Anayasaya uygun olduğu,  dolaylı bir biçimde bağlantı kurularak dahi Anayasanın 91 nci maddesinde kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek konular arasında düşünülemeyeceği yönündeki 1987/1 sayılı karara iade yazısında değinilmemektedir. 

Şüphesiz ki, 1987/1 sayılı Karar, en az 1988/8 ve 1991/7 sayılı kararlar kadar ve özellikle de hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik hallerine ilişkin disiplin hükümlerini düzenleyen Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi bakımından da bağlayıcıdır. Eğer Anayasanın 153 üncü maddesi Anayasa Mahkemesinin tüm kararları için geçerli ise 1987/1 sayılı karar bakımından da geçerlidir ve böyle olunca da Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin bütünü ile birlikte iadesi Anayasanın 153 üncü maddesine kesin aykırılık teşkil eder.

B- Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesinin aynı konuda birbirine zıt ve bağlayıcılık bakımından eşit düzeyde iki ayrı kararı vardır. Bu durumda, hangi Anayasa Mahkemesi kararının esas alınacağı önem kazanmaktadır.

0 halde, öncelikle, önceki hükümetlerin bu konudaki kanun hükmünde kararname uygulamalarına da bakılması gerekir.

Memuriyetten veya meslekten çıkarma ya da ilişik kesme gibi kamu görevinden çıkarılmayı gerektiren disiplin cezalarında önceki hükümetler tarafından kanun hükmünde kararnamelerle yapılan düzenlemelere örnek olarak şunlar verilebilir.

a-243 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1984 yılında (Başbakan: Turgut Özal; Cumhurbaşkanı: Kenan Evren) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun, memurluktan çıkarma cezasını düzenleyen 125 inci maddesinde değişiklik yapılmış olup, bu hüküm halen yürürlüktedir. İade edilen Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesi de aynı. maddede düzenleme yapmaktadır.

b- 360 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1989 yılında (Başbakan: Turgut Özal ; Cumhurbaşkanı: Kenan Evren ) 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 62 nci maddesinin meslekten çıkarılmaya ilişkin fıkrasında değişiklik yapılmıştır.

c- 446 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1991 yılında (Başbakan: Mesut Yılmaz ; Cumhurbaşkanı: Turgut Özal ) 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun meslekten ilişik kesmeye ilişkin 16 ncı maddesinde değişiklik yapılmıştır. 

d- 499 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1993 yılında (Başbakan:Tansu Çiller; Cumhurbaşkanı: Süleynan Demirel) 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun ilişik kesilmesine ilişkin 14 üncü maddesinde değişiklik yapılmıştır. 

Son iki düzenleme ilgi yazıda belirtilen 1988/8 sayılı Karardan sonra yürürlüğe girmiş ve Anayasa hükümlerine, Anayasa Mahkemesinin 1987/ 1 sayılı Kararına uygun olan bu düzenlemelerin Anayasaya aykırılığı konusunda gerek dönemin hükümetlerinin gerekse
Cumhurbaşkanlarının bir tereddüdü o1mamıştır. 

Yani 57.Hükümetten önce görev yapan 4 ayrı hükümet ile 3 ayrı Cumhurbaşkanının memurluktan veya meslekten çıkarma şeklindeki disiplin cezalarının kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesinin Anayasaya uygunluğu konusundaki görüşleri Hükümetimizin görüşü ile aynı olmuştur.

C- iade edilen Kanun Hükmünde Kararname ile, Devlet memurları ile hakim ve savcılara ilişkin yapılan düzenlemenin aynısı 1998 yılında akademik personel için yapılmış ve bu düzenlemenin yasa ile yapılmamasının Anayasaya aykırı olduğu yönündeki itiraz Danıştay tarafından 2 ay önce verilen 5 ayrı karar ile reddedilmiştir.

Açılan davada, davacılar Anayasa Mahkemesinin 1991/7 sayılı Kararında disiplin cezalarının Anayasanın 38 inci maddesi kapsamında olduğunu, yönetmeliğin çalışma hürriyetini ortadan kaldırdığını, Anayasaya göre bunun ancak kanunla yapılabileceğini ileri sürmüşlerdir.

Danıştay iki ay önce verdiği kararlarla,

"2547 sayılı yasanın 53/b maddesinin vermiş olduğu yetki çerçevesinde yapılan yükseköğretim personelinin disiplin işlemlerinin yönetmelikle düzenlenmesinde Anayasaya aykırılık bulunmamaktadır" "Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik ... eylemlerin kamu görevinden çıkarma cezasını gerektireceğine ilişkin hükümlerde de disiplin hukuku ilkelerine aykırılık mevcut değildir" gerekçeleriyle düzenlemenin Anayasaya uygun olduğuna karar vermiştir.

Dolayısıyla, Danıştay da kamu görevinden çıkarma şeklindeki disiplin cezalarının verilmesine ilişkin Anayasa hükümlerini Hükümetimizin yorumladığı gibi yorumlamaktadır

IV- 57. Hükümet tarafından Yetki Kanununa dayanılarak hazırlanan ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından da imzalanarak yürürlüğe konulmuş bulunulan 604, 605 ve 607. sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde de kamu görevlilerinin disiplin cezaları veya görevlerine son verilmesine ilişkin düzenlemeler kanunla değil Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılmıştır. 

A- 20 Temmuz 2000 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 604 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 5 inci maddesiyle Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanının Yüksek Disiplin Kurulunun Başkanı olduğu hükme bağlanmaktadır.

b) 13 üncü maddesiyle “disiplin mahkemeleri veya birden fazla disiplin amirince toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis veya oda hapsi cezası ile hükümlü olmamak veya cezalandırılmamak” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

c) 18 inci maddesiyle, disiplin cezası alanların başka hastane veya sağlık kuruluşlarına atanacakları hükme bağlanmaktadır.

B- 26 Temmuz 2000 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 606 sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesiyle "Genel Müdürün süresi dolmadan herhangi bir şekilde görevine son verilemez. Ancak bu Kanun ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu hükümleri gereğince, atanması için gerekli şartları kaybettiği tespit edilen veya görevleriyle ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkumiyet kararı kesinleşen Genel Müdürün  görevi sona erer” denilmek suretiyle göreve son verilmesine ilişkin bir disiplin düzenlemesi yapılmıştır.

C- 4 Ağustos 2000 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 607 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 2 nci maddesiyle "Açığa alınmaları, tutuklanmaları... haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin men’ine, kamu davasının düşmesine, yahut ortadan kaldırılmasına, beraatine, kısa hapis cezasına veya verilen cezanın teciline"

b) 12 nci maddesiyle “Türk Silahlı Kuvvetlerinden her ne surette olursa olsun mecburi hizmet yükümlülüğünü tamamlamadan ayrılan veya ilişiği kesilen subay ve astsubaylar”

şeklinde çeşitli disiplin hükümleri ile açığa alınmalarının sonuçlarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.

Yukarıda belirtilen ve Cumhurbaşkanlığı Makamı tarafından imzalanarak yürürlüğe giren üç kanun hükmünde kararnamede de kamu görevlilerinin disiplin hükümlerinin, görevlerine son verilmesinin ve görevden uzaklaştırılmalarının ( açığa alınmalarının ) sonuçlarına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

604, 606 ve 607 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle disiplin ve görevden uzaklaştırmaya ilişkin konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesine olur verilirken, irticai ve bölücü faaliyette bulunan kamu görevlilerinin disiplin hükümlerinin kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesini öngören 605 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Tasarısı hükümlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir gerekçesiyle iade edilmesi bir çelişki  olarak değerlendirilmektedir.
 
V- İade yazısında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 6 ncı maddesinde, Devlet memurlarının "yemin be1gesi"ni imzalayarak göreve başlamalarının öngörüldüğü, Kanun Hükmünde Kararname ile getirilmek istenen tüm hususların bu yemin metninde yer aldığı, yemine aykırı davranışın da aynı Kanunun disiplin suç ve cezalarını düzenleyen 125 inci maddesinin (E) bendinin (a) alt bendi ve dördüncü fıkrası  uyarınca “memurluktan çıkarma” ile cezalandırılmasının mümkün olduğu ileri sürülmektedir.

Oysa bu düzenlemelerin yapılması gerektiği görüşü Milli Güvenlik Kurulunca Hükümete bildirilmiş ve Bakanlar Kurulunca da benimsenmiştir.

Bu düzenleme de esasen 657 sayılı Kanunun “disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibarıyla  benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezası verileceği"ne ilişkin 125 inci maddesinin dördüncü fıkra hükmünün kıyasen uygulanarak Devlet memurlarının ihraç edilmesi şeklindeki uygulamasının yargı organlarınca iptal edilmesi nedeniyle gündeme gelmiştir.

125 inci maddenin mevcut şeklinde "yıkıcı ve bölücü faaliyetler ile Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı faaliyetler” şeklinde bir suç bulunmamaktadır. Dördüncü fıkradan hareketle suç ihdası mümkün değildir. Dördüncü fıkra “suç” bakımından değil “fiil” bakımından kıyaslamayı öngörmektedir. 

657 sayılı Kanunun 125 nci maddesi, “İdeolojik veya siyasi amaçla kurumların, huzur, sükun ve çalışma düzenini bozma” gerekçesiyle memurluktan çıkarma cezasını düzenlemiştir. İdarenin PKK veya Hizbullah gibi “Ülke bütünlüğü ve Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı” faaliyet gösteren örgütlere mensup olduğu belirlenenlere verdiği memurluktan çıkarma cezalarının fiile uygun ceza verilmediği gerekçesiyle yargı organlarınca iptal edilebildiği görülmektedir. Hükümetimiz mevcut hukuki boşluğun giderilmesi ve Devlet kadrolarına yerleşmiş PKK ve Hizbullah gibi yasa dışı örgüt mensuplarının tanımlanmış bir disiplin suçu kapsamına alınması için bu Kanun Hükmünde Kararnameyi düzenlemiştir. 

Diğer taraftan, iade yazısında belirtildiği şekilde 657 sayılı  Kanuna tabi memurlar ile KİT sözleşmeli personeli için uygulanabileceği bir an için kabul edilse bile, hakim ve savcılar ile dahiliye memurları için düzenleme ihtiyacı karşılanmamış olmaktadır.

VI- Bilindiği üzere, Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri  gereğince sıkıyönetiın ve olağanüstü hallerde Bakanlar Kurulu bizzat Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanarak sıkıyönetim ve olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararnameler çıkarabilmektedir. Cumhurbaşkanının bu hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerdeki iradesi, şekli bir unsurdan ibaret olmayıp, işlemin kurucu unsurudur.

Olağan dönem kanun hükmünde kararnameleri ise Başbakanın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca çıkarılmakta olup, Cumhurbaşkanının bu konudaki iradesi şekli bir unsurdan ibarettir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerini imzalamaması söz konusu olamaz. Diğer taraftan, Anayasanın 148 inci maddesi gereğince Cumhurbaşkanının kanun hükmünde kararnamelerin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi de her zaman mümkündür.

VII- Kuvvetler ayrılığı. ilkesinin geçerli olduğu parlamenter sistemimizde Cumhurbaşkanını TBMM seçer ve temel görevi  Anayasanın uygulanmasını ve Devletin organlarının uyumlu ve düzenli çalışmasını gözetmektir.

Bu amaçla yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler Anayasanın  104 ncü maddesinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin gereği olarak “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargı” alanları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmiştir. Bunlardan yasama ile ilgili olanlar şu şekildedir:

"Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşması yapmak, 
Türkiye Büyük Millet Meclisini gerektiğinde toplantıya çağırmak,
Kanunları  yayımlamak,
Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermek,
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,
Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine iptal davası açmak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek"

Bir toplantıya katılması, toplantıya başkanlık etmesi, açılış konuşması yapması gibi en ayrıntılı şekilde görev ve yetkilerinin düzenlendiği 104 uncu maddede, Cumhurbaşkanına yasama alanında verilen yetkiler arasında Kanunlar için tekrar görüşülmek üzere TBMM’ne "geri gönderme” yetkisi yer aldığı halde, “Kanun Hükmünde Kararnameleri iade etmek” yetkisi tanınmamıştır. Anayasanın 6 ncı maddesine göre “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”, Anayasanın 6 ncı maddesine aykırı bir şekilde, olmayan bir yetki kullanımı Anayasanın 104 ncü maddesinde yer alan “Cumhurbaşkanı ...Anayasanın uygulanmasını .... gözetir” hükmüne ters düşer.

Hükümetimizce hangi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceğini açıklayan Anayasa Mahkemesinin 1987/1 sayılı Kararına uygun bir şekilde hazırlanan Kanun Hükmünde
Kararnamenin Anayasaya aykırılığı şüphesiz ki ileri sürülebilir. Anayasamız, Hükümet tarafından hazırlanarak imzaya sunulan bir Kanun Hükmünde Kararnamenin anayasaya aykırı olduğu düşüncesinde bulunan Cumhurbaşkanının ne yapacağını 104 üncü maddenin sekizinci fıkrasında açıklamış olup, bu fıkra ile tanınan yetkiyi kullanmadan Anayasada olmayan bir "iade" yetkisi kullanması "hukuki" değil "keyfi" bir tutum olur ve en başta "Hukuk Devleti" ilkesine ters düşer. "Yasama" organının verdiği "yetki"ye dayanarak, "yürütme" organı olan Hükümet tarafından hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasaya aykırılığı düşüncesinde olan Cumhurbaşkanının Anayasanın 104 ncü maddesinin 8 nci fıkrası ile verilen yetkiyi kullanarak konuyu diğer erk olan "yargı"ya, yani Anayasa Mahkemesine götürmesi gerekir.

Birbiriyle çelişen Anayasa Mahkemesi Kararları ve yürürlükteki Yetki Kanununa dayanılarak çıkarılan 604,606 ve 607 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu görevlilerinin disiplin ve görevden uzaklaştırılmalarının sonuçlarına ilişkin olarak yapılan düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, açıkça Anayasaya aykırılık iddiasının ileri sürülmesini olanaklı görmediğimiz Kanun Hükmünde Kararnamenin imzalanması ve istenildiği takdirde Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılması; Anayasal rejimimiz, genel hukuk kuralları ve ülke gerçeklerine göre en uygun çözüm yollarından birisi olarak görülmektedir.

Diğer taraftan, Kanun Hükmünde Kararnamenin  imzalanmaması, Hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren TBMM'nin iradesinin dikkate alınmaması anlamına gelir.

Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanının bir Kanun Hükmünde Kararnameyi "iade" etme yetkisi var ise, o takdirde Anayasa ile Cumhurbaşkanına Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi verilmesinin anlamı kalmamaktadır. Anayasa koyucu, Cumhurbaşkanının Anayasaya aykırı olduğunu düşündüğü bir Kanun Hükmünde Kararnameyi imzalaması olasılığını öngörmüş ve Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisini vermek suretiyle nasıl çözüleceğine işaret etmiştir.

Böyle bir durum Cumhurbaşkanının hukuka ayları işlem yapması anlamına gelmez. Çünkü Cumhurbaşkanının hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasaya aykırı olduğu şeklindeki düşüncesi bir kişisel "görüş" niteliğindedir. Bu Kanun Hükmünde Kararnameyi iptal ederek yürürlükten kaldıracak olan organ ise Anayasa Mahkemesidir. Oysa Cumhurbaşkanının hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnameyi iade etmesi, onun Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali sonucunu doğuracak fiili bir "Anayasaya aykırılık kararı" niteliğinde olacaktır.

Kanun Hükmünde Kararnamenin imzalanmaması durumunda Cumhurbaşkanının disiplin cezalarının Anayasanın 38 nci maddesine girdiği yönündeki kişisel görüşü bir nevi anayasa yargısı haline gelerek Anayasa Mahkemesinin iradesinin ortaya çıkmasını engellemiş olacaktır. Oysa yukarıda belirtildiği gibi Anayasa Mahkemesinin disiplin cezalarının Anayasanın temel hak ve özgürlüklerle ilgili maddeleriyle dolaylı bir bağlantısının dahi kurulamayacağını öngören 1987/1 sayılı kararı da vardır. Mahkemenin iki farklı kararından hangisini benimseyeceği Anayasa Mahkemesinin takdir ve yetkisinde olan bir konudur.

Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini belirleyen Anayasanın 104 üncü maddesinde, Cumhurbaşkanına kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya şekil ve esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak yetkisi tanınmış ve aynı maddede kararnameleri imzalama görevi verilmiştir. Anayasada olmayan bir yetkiyi kullanmak şeklindeki aksine bir tutum, her şeyden önce yasama, yürütme ve yargı organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını engelleyecek bir devlet krizi çıkması sonucunu doğuracaktır.

VIII- Anayasanın 105 inci maddesi gereğince; Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemler dışında, Cumhurbaşkanının bütün kararları Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanmaktadır. Bu kararlardan dolayı Cumhurbaşkanının sorumluluğu bulunmamakta olup, sorumluluk Başbakana, ilgili bakana ve Bakanlar Kurulu’na aittir. Başbakan ve bakanların siyasi sorumlulukları yanında cezai sorumlulukları da bulunmaktadır.

IX- Anayasanın 104 üncü maddesinde Cumhurbaşkanının kararnameleri imzalamakla görevli olduğu hükme bağlanmıştır. Şekil itibarıyla bir Bakanlar Kurulu kararnamesi olan kanun hükmünde kararnamelerin de Cumhurbaşkanınca imzalanması gerekmektedir. 

Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun, Başbakan ve Bakanlar Kurulunun sorumlu olduğunun benimsendiği 1982 Anayasasında kararnameleri imzalamak Cumhurbaşkanı bakımından bir görevdir. Çünkü, kararname çıkarma yetkisi esas itibarıyla Bakanlar Kurulu'na  aittir ve Cumhurbaşkanının kararnameleri imzalaması şekli bir onay niteliğindedir. Bu durumun tek istisnası olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleridir.

X- Sonuç olarak, Anayasanın 104 cü maddesine göre Cumhurbaşkanının Kanun Hükmünde Kararnameleri "iade" etme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle Kanun Hükmünde Kararnamenin imzalanması zorunludur.

Buna rağmen, Kanun Hükmünde Kararname iade edilerek yasalarla ilgili süreç başlatılmıştır. O halde, iade edilen bir kanunun Cumhurbaşkanınca ikinci kez reddedilmesi nasıl mümkün değilse, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin de Cumhurbaşkanınca ikinci kez iadesi sözkonusu olamaz.

Bilgilerinize saygılarımızla arz ederiz.
 


(14 AĞUSTOS 2000) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş