Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
HÜRRİYET (11.8.2000)
MİLLİYET (11.8.2000)
SABAH (11.8.2000)
CUMHURİYET (11.8.2000)
RADİKAL (11.8.2000)
STAR (11.8.2000)
MİLLİ GAZETE (11.8.2000)
YENİ ŞAFAK (11.8.2000)
GAZETE MANŞETLERİ (11.8.2000)
BAKANLAR KURULU SONRASI AÇIKLAMA (10.8.2000)
CUMHURBAŞKANLIĞI AÇIKLAMASI (10.8.2000)

 
 

KHK krizi ve basın...

COŞKUN KIRCA  - AKŞAM GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000

Kanun Hükmünde Kararname ve Cumhurbaşkanı 

Cumhurbaşkanı memurların disiplin hukuku hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname'yi imzalamayı reddederek hükümete iade etmiştir. Cumhurbaşkanı, Kanun Hükmünde Kararnameleri imzalamayı reddedebilir mi? Bu konu Fransa'da cumhurbaşkanı ile hükümetin siyasi rakip durumunda oldukları hallerde ortaya çıkmıştır. Bu ülkedeki genel kanaate göre, cumhurbaşkanı Kanun Hükmündeki Kararnameleri reddedebilir. Çünkü, bu ret keyfiyeti, devlet organları arasındaki ilişkilerde uyumsuzluk doğuramaz. Zira hükümet, cumhurbaşkanının reddettiği Kanun Hükmündeki Kararname metnini bir kanun tasarısı halinde Meclis'e sunup oradaki salt çoğunluğuna dayanarak kanun olarak kabul edilmesini sağlayabilir ve böylelikle devlet organlarının uyumlu ve düzenli çalışmasına sekte vurulmaz.

Bizde de bu yorumun geçerli olmaması için -normal şartlarda- hiçbir gerekçe ileri sürülemez. Bununla beraber, Türk anayasal düzeni Fransız anayasal düzenine kıyasla bazı farklılıklar taşır. Fransa'da Kanun Hükmündeki Kararnamelerin Anayasa'ya uygunluğunun hukuki denetimi Danıştay tarafından yapılır ve Fransız Cumhurbaşkanı Kanun Hükmündeki Kararnameler aleyhine Danıştay'a iptal devası açamaz. Bizde ise, cumhurbaşkanı, imzaladığı Kanun Hükmündeki Kararnamenin tümü veya bazı hükümleri hakkında Anayasa Mahkemesi'ne esas veya şekil açısından iptal davası açabilir. Cumhurbaşkanının bu yola başvurması, cumhurbaşkanı ve hükümet olarak iki devlet organının uyumlu olabilmelerinin gereğidir.

Bu satırların yazarının anlayabildiği kadarıyla, cumhurbaşkanının memurlara ilişkin disiplin kuralları hakkında herhangi bir itirazı yoktur. Yani o da zaten mevcut yatırımlara işlerlik kazandırılmasından yanadır. Sayın Sezer'in itirazı, bu konunun Kanun Hükmünde Kararnameyle değil, kanun yoluyla düzenlenmesi gerektiği noktasındadır. Bence bu kanaat yanlıştır. (1) Ama, hiç de savunulamaz değildir.

Fakat, bu noktada hükümetin ciddi bir siyasi müşkili vardır. Hükümet, böyle bir tasarının yeterli bir metinle çıkamayacağından endişeleniyor. Gerçekten, irtica ve okşayıcıları Meclis'te bu ölçüde güçlüdürler. Bu konudaki davranışı, hükümetin bu gerçeğin bilincinde olduğunu ispatlıyor.

Görüldüğü üzere, cumhurbaşkanı ile hükümet arasında çıkan bu anlaşmazlığı, konunun önemi ve aceleliliğini göz önünde tutarak halletmenin tek çaresi, bu Kanun Hükmündeki Kararnameyi esas açısından Anayasa'ya aykırı hüküm içermediği kanaatini taşıdığına göre cumhurbaşkanının bir an önce imzalaması ve hemen sonra ayni kararname aleyhine bu konunun ancak kanun yoluyla düzenlenebileceği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açması idi. Cumhurbaşkanı bu yolu kapamakla bir siyasi hata işlemiştir. Laik ve bölünmez cumhuriyetin, değişmez niteliklerine aykırı düşüncelere sahip kişileri memur olarak kullanamayacağı apaçıktır. Buna rağmen, bir maskara koro, tozu dumana katmakta ve cumhuriyetin kendi içinden çökertilmesi hürriyetini (!) savunma cüretini kendisinde bulabilmektedir. Bu durumda, cumhuriyetin kendisini savunma hakkına sahip olduğunu gösterebilmek gerekirdi ve bunu hukuki zarafete uygun olarak yapmak cumhurbaşkanının elindeydi. Sayın Sezer, bu fırsatı kaçırmıştır. Bu durumda Atatürk cumhuriyetinin koruyucuları bu yeni bunalıma münasip şekilde çare bulmak zorundadırlar. Önce anlamak gerekir ki yozlaşmış siyasi sistem ıslah edilmeden cumhuriyet yerinde saymaya mahkumdur.

(1) 2 Ağustos 2000 günkü 'Memurluktan Çıkarma' başlıklı yazım.


EMİN PAZARCI  - AKŞAM GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000

Zirvede inatlaşma 
Meclis içinde adam bulunamadı. Meclis dışından da ciddi isim arayışına girilmedi.

Başbakan Bülent Ecevit, liderleri topladı.

Bastırdı:

- İlle de Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer!..

Niye?

'Hukuk adamı' diye.

Sezer'i 'içine sindiremeyenler' bile 'uzlaşma' adına 'evet' demek zorunda kaldı.

Sezer, Çankaya Köşkü'ne çıkıp oturdu.

* * *

Ardından, Türkiye kendini bir 'Kararname Savaşı'nın içinde buldu.

Cumhurbaşkanı, 'Memur Kararnamesi'ni geri çevirince, Ecevit nişangaha Çankaya Köşkü'nü oturttu.

Yaylım ateşine başladı:

- Sezer, Anayasa'ya aykırı davrandı.

Devam etti:

- Biz kararnameyi yeniden gönderiyoruz. Sezer imzalamak zorunda. Eğer içine sinmiyorsa, Anayasa Mahkemesi'ne gider.

Ve ekledi:

- Anayasa ile Cumhurbaşkanı'na verilen görevler arasında yargı denetimine gitme yetkisinin bulunması, Cumhurbaşkanlığı makamının yargı yetkisini kullanmasını önlemek içindir.

Türkçesi...

Ecevit, Sezer'e 'karıştırıyorsun' demek istedi:

- Artık Anayasa Mahkemesi Başkanı değilsin. Biz, seni Cumhurbaşkanı seçtik. Yargı yetkisini sen değil, başkası kullanacak!

Doğrudur ya da yanlıştır.

Ama, Ecevit'in verdiği mesaj bu.

* * *

Cumhurbaşkanı'na gelince...

Öğrendik ki Ecevit, Cumhurbaşkanı'ndan randevu istemiş. Sezer de ilginç bir cevap vermiş:

- Görüşmeye gerek yok.

Sadece bu kadarla kalsa iyi.

Cumhurbaşkanı, bu haftaki olağan görüşmesini de iptal etmiş. Önümüzdeki haftakini de.

İnatlaşmanın geldiği noktaya bakın...

Normalde, haftalık olağan görüşme yapılır. Başbakan görüşlerini aktarır. Cumhurbaşkanı da katılır ya da katılmaz.

Ama, hayır...

Kararname krizi, devlet geleneklerini bile yok etti. 'Haftalık olağan görüşme' ortadan kalktı.

Cumhurbaşkanı, 'hayır' dedi:

- Gerek yok!

* * *

Ya hukukçular?

Bremen mızıkacıları gibi! Her 'hoca'dan çıkan ses farklı.

Birinci görüş:

'Kanun hükmündeki kararnameler, atama kararnameleri gibidir. Cumhurbaşkanı ister imzalar, ister imzalamaz.'

Cumhurbaşkanı tam yetkili.

İkinci görüş:

'Bu konuda bir düzenleme yok. Cumhurbaşkanı, kararnameyi imzalayıp, Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir.'

Cumhurbaşkanı'nın yetkisi tartışmalı.

Üçüncü şık:

'Kanun hükmündeki kararname yasalar gibidir. İkinci defa gönderilirse, Cumhurbaşkanı imzalamak zorundadır. Anayasa Mahkemesi yolu da açıktır.'

Cumhurbaşkanı yetkisiz.

Çıkın, işin içinden çıkabilirseniz!

* * *

Siyasetçilerin gazetecilere verdiği cevaplar ise, çok daha ilginç:

- Ne krizi? Kriz mıriz yok!

Herhalde, 'gerginliği tırmandırmama' kararı almışlar. 'İpleri koparmayalım' diye düşünüyorlar.

Ama, farkında değiller. Gerginlik en üst seviyede. Üstelik, bir yandan Cumhurbaşkanı çekiştiriyor, diğer taraftan da Başbakan. İp, koptu kopacak.

Başbakan yükleniyor:

- Yetkini aşma.

Cumhurbaşkanı, küsüyor:

- Ben seninle görüşmem.

Siyasetçi de cevap veriyor:

- Ne olmuş ki!

* * *

Bu inatlaşmanın sonu nereye varır?

Sorunun cevabı, tarafların bundan sonra atacakları adımlara bağlı.

Ama, ortaya çıkan görüntünün pek iç açıcı olduğunu söylemek zor. Herhalde Başbakan Bülent Ecevit, şimdi kara kara düşünüyordur:

- Ben ne yaptım!
 


(11 AĞUSTOS 2000) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş