|
 |
KHK
krizi ve basın...
YALÇIN DOĞAN -
MİLLİYET - 11 AĞUSTOS 2000
Kabinede
üç sürpriz
Sürpriz destek Adalet Bakanı Hikmet
Sami Türk'ten geliyor dünkü Bakanlar Kurulu'nda:
"Hukuk açısından Cumhurbaşkanı kararnameyi geri göndermekte haklıdır.
Doğrusu, konunun Meclis'te ele alınmasıdır."
Bakan Türk'ün bu sözleri soğuk duş etkisi yaratsa da ikinci sürpriz
Milli
Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'ndan geliyor:
"Hayır, doğru değil. Cumhurbaşkanı kararnameyi imzalamak zorunda. Mesela,
Yüksek Askeri Şura kararları da böyleydi. Ama, imzaladı!.."
Sezer'in memurlarla ilgili kararnameyi geri göndermesi, Türkiye'de eşine
rastlanmayan bir bunalıma yol açıyor. O kadar ki, Cumhurbaşkanı Başbakan'a
randevu vermiyor!.. Oysa, Türkiye "devletin tepesinde kavga olmaz"
ilkesine
çoktan alışıyor. Ne yazık ki, şu anda böyle bir gerilimin tam ortasındayız.
Açıklama yumuşatıldı
Dün Bakanlar Kurulu'na Ecevit çok hazırlıklı geliyor. Hatta, daha sonra
basına yapacağı açıklama bile hazır. Üçüncü sürpriz burada. Açıklama hayli
sert. İlk cümlesi şöyle:
"Cumhurbaşkanı'nın geri gönderme yetkisi yoktur."
Açıklamanın devamı da sert. Tartışma sonucunda, biraz yumuşatılıyor. Ecevit
ayrıca, hukukçuların hazırladığı bir notu okuyor. Anayasa ve kararnamelerle
ilgili Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini özetleyen not, Sezer'i hukuk açısından
köşeye
sıkıştıran kanıtlar içeriyor.
Devlet Bahçeli de, Ecevit gibi düşünüyor. "Kararnamenin imzalanması
gerektiğini" ve Çankaya'ya iade edilmesi gerektiğini söylüyor.
"Düşünmek bile istemiyorum"
Hükümetin diğer ortağı Mesut Yılmaz aynı doğrultuda, ancak daha
farklı bir içerikle yaklaşıyor:
"Biz burada hukuk içtihadı yaratmıyoruz. Çözüm arıyoruz. Bu kararname
devleti korumayı amaçlamaktadır. Ama, devlet kendini koruyacak mekanizmayı
yaratamıyor, kendine karşı suç işleyenleri ayıklayamıyor ve ortaya bir
Anayasa sorunu çıkıyorsa, bu, kararnameyi geri göndererek çözülmez."
Yani, Sezer çok net biçimde hükümetin desteğini kaybediyor. Ve hükümet
kararnameyi Çankaya'ya iadede ısrar ediyor. Peki, Sezer yeniden imzalamadan
geri gönderirse?..
Ecevit dün Bakanlar Kurulu'nda bu soruyu, "böyle bir durumu düşünmek
bile istemiyorum" diye yanıtlıyor.
Washington'a giden rapor
Cumhurbaşkanı seçiminden on - on beş gün önce... Nisan sonu... Ankara'daki
ABD
Büyükelçiliği'nden Washington'a bir rapor gidiyor. Özü şöyle:
"Türkiye'de her kesimin kendine göre bir adayı var. Herkes kendi adayının
seçilmesini istiyor. Demek ki, kimsenin istemediği biri seçilecek!.."
Bu notta bir yanılgı var. Çünkü, Ahmet Necdet Sezer'i Bülent Ecevit
istiyor. Ya şimdi?..
GÜNERİ CIVAOĞLU
- MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000
Hukuk
ve siyaset
Kamuoyu, devletin doruğunda bir süredir
karşıt söylemlerle "gel - git" hareketleri yaşıyor.
Önce...
Ecevit'in "disiplin cezalarının kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenebileceği" söylemleri, TV ekranlarına ve gazete sayfalarına
yansıdı.
Ama...
Kararname, Köşk'ten Sezer'in "Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi
kararlarına göre disiplin cezaları ancak kanunla düzenlenebilir" gerekçesiyle
geri döndü.
Ecevit ve hükümet ortağı partilerin liderleri, "kanun hükmündeki
kararnamelerin geri gönderilemeyeceğini, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması
zorunluğu olduğunu" söylüyorlardı.
Fakat...
Cumhurbaşkanı, gerekçesini de yazıp, netameli kanun hükmündeki
kararnameyi geri gönderiverdi.
O süreçte tuhaf ittifaklar da oluşmuştu.
Özellikle, Sezer'e alkışçıların bir bölümüne bakıldığında, gene
gel - gitler yaşanıyordu.
Zaten...
Belki de, o nedenle Sezer adına açıklamalarda, "Cumhurbaşkanı'nın
laik, Atatürkçü olduğu, ülkenin bölünmez bütünlüğüne bağlılığı" döne
döne pek çok kez vurgulanmadı mı?
Karşıt görüşler
Gene de, karşı görüşle "hukuk yorumu" üzerineydi.
Ne var ki...
Dün, hukuk alanındaki gerilim, siyaset alanına taşmak gibi bir görüntü
verdi.
Ecevit, bir açıklama yaptı.
Açık ve net olarak "Cumhurbaşkanı, bugün yapmamız gereken mutat görüşmeye
gerek olmadığını... Gelecek hafta da gerek görmediğini bildirdi" dedi.
Bu açıklamanın hemen sonrasında Ankara'da bir başka haber daha yankılandı:
"Cumhurbaşkanı Sezer, eşini alarak ansızın İstanbul'a geçmişti."
Ecevit'in açıklamasıyla, bu ansızın İstanbul'a gidiş haberi birleştirilerek
yorumlandığında, "Çankaya'nın hükümete karşı tavır koyuşu" gibi
yorumlar yapıldı.
Ecevit de, "kanun hükmündeki kararnamenin ikinci kez onaylanmak
üzere Cumhurbaşkanlığı'na aynen gönderileceğini" açıklarken, "imzalamak
zorundadır... Kimse kaynağını Anayasa'dan almayan bir hak kullanamaz. Cumhurbaşkanı
yargıç değildir" gibi köşeli sayılabilecek söylemler kullanmıştı.
Oysa...
Bir kelime mühendisi olan Ecevit, daha farklı sözcüklerle aynı mesajı
verebilirdi.
Çankaya'nın açıklaması
Ecevit'in açıklamaları TV'lerde yayınlandıktan sonra, Çankaya
adına
da bir açıklama yapıldı:
"Cumhurbaşkanı, yaz çalışmaları nedeniyle İstanbul'a geçmişti.
Bu haftaki görüşme o yüzden gerçekleşmemişti.
Gelecek hafta için de bir karar verilmiş değildi."
Böylece...
Kamuoyu, bir kez iki farklı söylemle karşı karşıya kalıyordu.
Başbakan "Cumhurbaşkanı'nın gelecek hafta içinde görüşmeye gerek olmadığı
yolunda mesaj verdiğini" söylüyor.
Cumhurbaşkanı açıklamasında "gelecek hafta için bir karar yok"
diyor.
Hangisi doğru?
Peşin fikirleri olanlar "ben ona inanırım ya da şuna inanırım" diyebilirler.
Ama...
Ya iki tarafın özel kalem müdürleri arasında, iletişimde yanlış anlatma
ya da anlama olmuşsa!
Önemli olan, geleneğe göre "bir hafta görüşme yapılamamışsa, ertesi
haftanın salı günü mutat görüşmenin gerçekleşmesidir."
Böylece...
Devletin doruğunda da iki ayrı Türkiye olmadığı gösterilir.
Peki ya kararname?
O zaten akıl vadisine girmiş sayılabilir.
Sezer, KHK'yı hükümete geri gönderirken, kanunlara uygulanan imza
yöntemini izlemiştir.
Doğal olanı, hükümetin "aynen, yeniden Çankaya'nın onayına sunacağını"
açıkladığı
KHK'yı Sezer'in imzalamasıdır.
Ama gerektiğine inanıyorsa, Anayasa Mahkemesi'ne "yürütmeyi durdurma
istemiyle iptal davası açmasıdır."
FİKRET BİLA -
MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000
Sezer'e
karşı Ecevit'in yorumu
Hükümet, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in geri gönderdiği Kanun Hükmünde Kararname'yi hiç değişiklik yapmadan
ikinci kez Köşk'e gönderme kararı aldı.
Karar önceki gün yapılan liderler zirvesine ve dün gerçekleştirilen Bakanlar
Kurulu toplantısına dayanıyor. Kararın çerçevesi ve dayandığı gerekçeleri
önceki gün yapılan liderler zirvesinde ortaya kondu. Başbakan Ecevit, Sezer'in
tavrına karşılık izlenmesi gereken yolu şöyle özetledi:
"Sayın Cumhurbaşkanı KHK'yı yasa gibi yorumlamıştır. O nedenle de yasaları
geri gönderir gibi geri göndermiştir. Madem Sayın Sezer böyle görüyor,
o zaman biz de yasadaki prosedüre uyarak, KHK'yı hiç değiştirmeden ikinci
kez gönderirsek imzalamak zorundadır."
Ecevit'in bu yaklaşımı ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz
tarafından da destekleniyor. MHP lideri ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli
ise kararnamenin dini, siyasete ve bürokrasiye alet etmeyen kesimleri rahatsız
etmeden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, Başbakan'ın yaklaşımını
paylaşıyor.
Liderler zirvesinde ortaya çıkan bu eğilim, bugün Bakanlar Kurulu'nda da
benimsenince KHK'nın hiç değiştirilmeden Köşk'e yeniden gönderilmesi kararlaştırılıyor.
Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Başbakan Ecevit'le konuşma olanağı
bulduk. Ecevit'in yorumu şöyle:
"Sayın Sezer'in yeniden veto etme hakkı yoktur. Çünkü KHK'yı kanun
gibi yorumlayarak bir anlamda veto etmiştir. Veto edilen yasalar Meclis
tarafından ikinci kez, hiç değişiklik yapılmadan, aynen gönderilirse Cumhurbaşkanı
imzalamak zorundadır. Söz konusu kararnameyi veto ederek kanun gibi yorumladığına
göre, hiç değiştirilmeden ikinci kez gönderildiğinde imzalamak zorunluluğu
doğmaktadır."
* * *
ŞİMDİ gözler yeniden Çankaya'ya dönecek. Hükümet siyasi otorite olarak
KHK ile sorunu çözme konusunda kararlı. Çünkü daha önceki deneyimlerden
anlaşıldığı gibi Meclis'ten geçirilmesi zor. Bu nedenle Cumhurbaşkanı'nın,
bir kuşku taşıyorsa Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yetkisini kullanmak suretiyle
sorunu aşabileceğini düşünüyorlar.
KHK'yı geri göndererek yasa ile arasında bir fark gözetmediği yorumunu
yapan iktidar liderleri, Cumhurbaşkanı Sezer'in bu yaklaşımı esas alarak,
ikinci kez gönderilen kararnameyi bu sefer onaylaması gerektiğini düşünüyorlar.
DOĞAN
HEPER - MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000
Terarlayalım;
çıkar yol Anayasa Mahkemesi
Döndük dolaştık 19 gün sonra bizim
de savunduğumuz orta yola geldik.
Cumhurbaşkanı kanun kuvvetinde kararnameyi hala içine sindiremiyorsa Anayasa
Mahkemesi'ne başvuracak demektir, hukuki yol olarak bu kaldı.
Neden tek yol olarak bu kaldı?
Çünkü hükümet kanun hükmünde kararnamede ısrar etti. Ve aynen Çankaya'ya
yollama kararı aldı.
* * *
ASLINA bakarsanız Cumhurbaşkanı'nın kararnameye esastan karşı olmadığı
anlaşılıyor.
Çünkü aynı sonucu elde etmek için çıkartılacak bir kanuna karşı değil.
Sezer; yemine uymamaları haline dayanarak da memurların işlerine son verilebileceğini
kabul ediyor, hatırlatıyor.
Öyleyse itirazı şekle dayanıyor.
Ama Sezer'in bunu ifade ederken kullandığı üslup, tuttuğu yol adeta hükümetin
de Anayasa Mahkemesi'nin de yetkilerini üstlenmiş görüntüsü veriyor.
Buna karşın hükümetin görüşünde, yani kararnamede ısrarı ile şimdi içinden
çıkılması zor bir durum meydana geldi.
Çankaya ile hükümet arasında giderilmesi zor bir bunalım doğdu.
Tüm bunlara, yani hükümetin tasarrufunda kendisini haklı görmesine rağmen
biz dün bu köşede yine de koalisyonun kararnameyi yeniden Cumhurbaşkanı'na
yollamasının Türkiye'yi gerginleştireceğini, bu yolun Çankaya ile gereksiz
bir çatışmaya yol açacağını, o nedenle bu yolun denenmemesi gerektiğini
vurgulamıştık.
İşte, korkulan oldu diyebiliriz.
Zirve çatladı.
* * *
ŞİMDİ ne olacak?
Hükümete göre kararname ikinci kez Cumhurbaşkanı'na gidince Çankaya bunu
artık imzalamak zorundadır. Ama isterse imzaladığı kararnameyi Anayasa
Mahkemesi'ne yollayabilir.
Karşı görüştekilere göre ise Sezer önüne ikinci kez gelen kararnameyi bir
kez daha reddedebilir.
Tarafsız gözle bakınca görülense şu: Bu konuda, yani kanun hükmünde kararnameler
için Anayasa'da açıklık yok, öyleyse kanunlardaki durum örnek olarak alınabilir
ve ikinci kez Cumhurbaşkanı'na yollanan kararnameyi Cumhurbaşkanı'nın imzalamak
zorunda olduğu kabul edilir.
O da istemeyerek imzaladığı bu metni Anayasa Mahkemesi'ne iptal istemiyle
yollayabilir.
Madem konu Anayasa Mahkemesi'nde noktalanacaktı öyleyse bu kadar kırıp
dökme neden yaşandı?
Baştan beri, Anayasa Mahkemesi, diyenlerin görüşüne neden itibar edilmedi?
* * *
BU arada kararname olayını aşan, daha vahim bir durumun doğduğunu da görüyoruz.
Cumhurbaşkanı, Başbakan Ecevit'i mutat görüşme günü olan dünkü perşembe
günü kabul etmeyeceğini bildiriyor.
Hatta yalnız bu hafta değil gelecek hafta da Başbakan'la görüşemeyeceğini
duyuruyor.
Böyle bir duruma herhalde Türkiye'de ilk kez rastlanıyor.
Normal bir hukuki tartışma ve işlem, Çankaya tarafından dargınlık, kişisel
kırgınlık sebebi yapılıyor ve durum ağır tepkiye dönüştürülüyor.
Burada Başbakan'ın tahammüllü tavrını da takdir etmek gerekir.
Herhalde Türkiye bu tip olaylara da alışacaktır.
DERYA
SAZAK - MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000
Sezer'e
baskı
KHK krizinin Çankaya ile hükümet arasında
yol açtığı gerginliğin boyutları, Başbakan Ecevit'in dünkü açıklamalarına
da yansıyan "derin bir çatışma"nın habercisi midir?
Zirvedeki görüş ayrılığı şimdilik "anayasal satranç" şeklinde tırmanıyor
olsa da, tarafların soğukkanlılığı korumakta hayli zorlandıkları gözden
kaçmıyor.
Hukuk savaşımının ötesinde bir de güç gösterisi başladı.
Ecevit'in kararnameyi Çankaya'ya aynen iade kararını "canlı yayın"da
açıklarken koalisyon liderleri ve Bakanlar Kurulu'yla topluca ekranlara
gelmesi Sezer'e yönelik baskının göstergesiydi.
Aslında hükümet bu gücünü Meclis grupları üzerinde göstererek, Cumhurbaşkanı'nın
önerdiği gibi kararname yerine yasa çıkarsa kriz tırmanmayacaktı. TBMM'nin
olağanüstü toplanması çok mu zor? Başbakan bu yola gitmeyeceğini Çankaya'ya
duyururken Anayasa'nın 6'ncı maddesindeki "Hiçbir kimse veya organ kaynağını
Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" diyerek Sezer'i
yetkisini aşmakla suçladı.
Ecevit'e göre Köşk'ün kendisini Anayasa Mahkemesi yerine koyması da söz
konusu olamazdı.
Madem Cumhurbaşkanı, yetkisi olmadığı halde kararnameyi - yasa tasarısı
gibi - geri çeviriyordu o halde aynen iadesi halinde Cumhurbaşkanı'nın
ikinci kez gönderilen yasaları imzalamasındaki zorunluluk burada da doğuyordu.
Hükümet, "virgülüne dokunmadan" kararnameyi Çankaya'ya yollamakla
hukukçu Cumhurbaşkanı'nı köşeye sıkıştırmayı hedef aldı.
Peki, Ahmet Necdet Sezer, Çankaya'yı noter gibi gören bu yaklaşımı onaylayacak
mı? Ecevit'in tutumunu içine sindiremezse ne yapacak?
Kabine üyeleri, Ömer Seyfettin'in "Diyet" öyküsündeki gibi TV kameralarına
topluca poz vermekle "Sayın Sezer, unutmayın sizi biz seçtirdik" dercesine
üzerine gidip inatçı kişiliğiyle tanınan Cumhurbaşkanı'nın aklına "istifa"yı
düşürmeyi istiyor olabilirler mi?
Burası Türkiye!..
Anayasa'yı olmayacak formüllerle değiştirip, "gizli oy" ilkesini
çiğneme pahasına Çankaya hesapları yapanlar da yeni bir krizi körükleyebilir.
Oysa Sezer'in kimseye "diyet borcu" yok, çünkü bu Meclis kendi içinden
birini Cumhurbaşkanı seçemedi!
Hukuk, guguk tartışması bir yana sorunun "etik" boyutu da düşündürücüdür:
Sahi, Sezer niye aday gösterildi?
Kişisel ya da siyasi özelliklerinden çok, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan
gelen "kurumsal kimliği"nden ötürü Meclis'teki beş partinin ortak
adayı olmadı mı? Ecevit'in o günlerdeki coşkusunu unutmadık.
Başbakan dün İstanbul'da olan Cumhurbaşkanı'nın "kendisiyle görüşmeye
gerek görmediğini" açıklayarak, kararname krizinin tahminlerin ötesinde
tırmandığını kamuoyuna duyurmuş oldu.
Bunalımın perde arkasında, 28 Şubat'la bağlantılı kararların rol oynadığı
biliniyor. MGK'nın son toplantısında, "Ben imzalasam bile kararname
Anayasa Mahkemesi'nden döner" diyen Cumhurbaşkanı'na o aşamada sorun
olmayacağı telkinleri bile yapılmış.
Ecevit de Sezer'e aynı yolu gösteriyor; "Siz imzalayın, Anayasa'ya aykırıysa
bırakın ona mahkeme karar versin".
Sivilleşme, demokrasi, hukuk devleti, AB üyeliği hepsi hikaye!
Türkiye Mehteran Bölüğü gibi yönetiliyor.
İki ileri, bir geri...
(11
AĞUSTOS 2000)
  |