Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
HÜRRİYET (11.8.2000)
RADİKAL (11.8.2000)
SABAH (11.8.2000)
CUMHURİYET (11.8.2000)
AKŞAM (11.8.2000)
STAR (11.8.2000)
MİLLİ GAZETE (11.8.2000)
YENİ ŞAFAK (11.8.2000)
GAZETE MANŞETLERİ (11.8.2000)
BAKANLAR KURULU SONRASI AÇIKLAMA (10.8.2000)
CUMHURBAŞKANLIĞI AÇIKLAMASI (10.8.2000)

 
 

KHK krizi ve basın...

YALÇIN DOĞAN - MİLLİYET  - 11 AĞUSTOS 2000
 
 

Kabinede üç sürpriz

      Sürpriz destek Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ten geliyor dünkü Bakanlar Kurulu'nda:
      "Hukuk açısından Cumhurbaşkanı kararnameyi geri göndermekte haklıdır. Doğrusu, konunun Meclis'te ele alınmasıdır."
       Bakan Türk'ün bu sözleri soğuk duş etkisi yaratsa da ikinci sürpriz Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'ndan geliyor:
      "Hayır, doğru değil. Cumhurbaşkanı kararnameyi imzalamak zorunda. Mesela, Yüksek Askeri Şura kararları da böyleydi. Ama, imzaladı!.."
       Sezer'in memurlarla ilgili kararnameyi geri göndermesi, Türkiye'de eşine rastlanmayan bir bunalıma yol açıyor. O kadar ki, Cumhurbaşkanı Başbakan'a randevu vermiyor!.. Oysa, Türkiye "devletin tepesinde kavga olmaz" ilkesine çoktan alışıyor. Ne yazık ki, şu anda böyle bir gerilimin tam ortasındayız.

Açıklama yumuşatıldı



       Dün Bakanlar Kurulu'na Ecevit çok hazırlıklı geliyor. Hatta, daha sonra basına yapacağı açıklama bile hazır. Üçüncü sürpriz burada. Açıklama hayli sert. İlk cümlesi şöyle:
      "Cumhurbaşkanı'nın geri gönderme yetkisi yoktur."
       Açıklamanın devamı da sert. Tartışma sonucunda, biraz yumuşatılıyor. Ecevit ayrıca, hukukçuların hazırladığı bir notu okuyor. Anayasa ve kararnamelerle ilgili Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini özetleyen not, Sezer'i hukuk açısından köşeye sıkıştıran kanıtlar içeriyor.
      Devlet Bahçeli de, Ecevit gibi düşünüyor. "Kararnamenin imzalanması gerektiğini" ve Çankaya'ya iade edilmesi gerektiğini söylüyor.
 

"Düşünmek bile istemiyorum"




      Hükümetin diğer ortağı Mesut Yılmaz aynı doğrultuda, ancak daha farklı bir içerikle yaklaşıyor:
      "Biz burada hukuk içtihadı yaratmıyoruz. Çözüm arıyoruz. Bu kararname devleti korumayı amaçlamaktadır. Ama, devlet kendini koruyacak mekanizmayı yaratamıyor, kendine karşı suç işleyenleri ayıklayamıyor ve ortaya bir Anayasa sorunu çıkıyorsa, bu, kararnameyi geri göndererek çözülmez."
       Yani, Sezer çok net biçimde hükümetin desteğini kaybediyor. Ve hükümet kararnameyi Çankaya'ya iadede ısrar ediyor. Peki, Sezer yeniden imzalamadan geri gönderirse?..
       Ecevit dün Bakanlar Kurulu'nda bu soruyu, "böyle bir durumu düşünmek bile istemiyorum" diye yanıtlıyor.

Washington'a giden rapor



       Cumhurbaşkanı seçiminden on - on beş gün önce... Nisan sonu... Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'nden Washington'a bir rapor gidiyor. Özü şöyle:
      "Türkiye'de her kesimin kendine göre bir adayı var. Herkes kendi adayının seçilmesini istiyor. Demek ki, kimsenin istemediği biri seçilecek!.."
       Bu notta bir yanılgı var. Çünkü, Ahmet Necdet Sezer'i Bülent Ecevit istiyor. Ya şimdi?..


GÜNERİ CIVAOĞLU - MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000

     

    Hukuk ve siyaset

          Kamuoyu, devletin doruğunda bir süredir karşıt söylemlerle "gel - git" hareketleri yaşıyor.
           Önce...
          Ecevit'in "disiplin cezalarının kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenebileceği" söylemleri, TV ekranlarına ve gazete sayfalarına yansıdı.
           Ama...
           Kararname, Köşk'ten Sezer'in "Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre disiplin cezaları ancak kanunla düzenlenebilir" gerekçesiyle geri döndü.
          Ecevit ve hükümet ortağı partilerin liderleri, "kanun hükmündeki kararnamelerin geri gönderilemeyeceğini, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması zorunluğu olduğunu" söylüyorlardı.
           Fakat...
          Cumhurbaşkanı, gerekçesini de yazıp, netameli kanun hükmündeki kararnameyi geri gönderiverdi.
           O süreçte tuhaf ittifaklar da oluşmuştu.
           Özellikle, Sezer'e alkışçıların bir bölümüne bakıldığında, gene gel - gitler yaşanıyordu.
           Zaten...
           Belki de, o nedenle Sezer adına açıklamalarda, "Cumhurbaşkanı'nın laik, Atatürkçü olduğu, ülkenin bölünmez bütünlüğüne bağlılığı" döne döne pek çok kez vurgulanmadı mı?
     

    Karşıt görüşler



           Gene de, karşı görüşle "hukuk yorumu" üzerineydi.
           Ne var ki...
           Dün, hukuk alanındaki gerilim, siyaset alanına taşmak gibi bir görüntü verdi.
          Ecevit, bir açıklama yaptı.
           Açık ve net olarak "Cumhurbaşkanı, bugün yapmamız gereken mutat görüşmeye gerek olmadığını... Gelecek hafta da gerek görmediğini bildirdi" dedi.
           Bu açıklamanın hemen sonrasında Ankara'da bir başka haber daha yankılandı:
          "Cumhurbaşkanı Sezer, eşini alarak ansızın İstanbul'a geçmişti."
           Ecevit'in açıklamasıyla, bu ansızın İstanbul'a gidiş haberi birleştirilerek yorumlandığında, "Çankaya'nın hükümete karşı tavır koyuşu" gibi yorumlar yapıldı.
          Ecevit de, "kanun hükmündeki kararnamenin ikinci kez onaylanmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na aynen gönderileceğini" açıklarken, "imzalamak zorundadır... Kimse kaynağını Anayasa'dan almayan bir hak kullanamaz. Cumhurbaşkanı yargıç değildir" gibi köşeli sayılabilecek söylemler kullanmıştı.
           Oysa...
           Bir kelime mühendisi olan Ecevit, daha farklı sözcüklerle aynı mesajı verebilirdi.
     

    Çankaya'nın açıklaması



          Ecevit'in açıklamaları TV'lerde yayınlandıktan sonra, Çankaya adına da bir açıklama yapıldı:
          "Cumhurbaşkanı, yaz çalışmaları nedeniyle İstanbul'a geçmişti.
           Bu haftaki görüşme o yüzden gerçekleşmemişti.
           Gelecek hafta için de bir karar verilmiş değildi."
           Böylece...
           Kamuoyu, bir kez iki farklı söylemle karşı karşıya kalıyordu.
          Başbakan "Cumhurbaşkanı'nın gelecek hafta içinde görüşmeye gerek olmadığı yolunda mesaj verdiğini" söylüyor.
          Cumhurbaşkanı açıklamasında "gelecek hafta için bir karar yok" diyor.
           Hangisi doğru?
           Peşin fikirleri olanlar "ben ona inanırım ya da şuna inanırım" diyebilirler.
           Ama...
           Ya iki tarafın özel kalem müdürleri arasında, iletişimde yanlış anlatma ya da anlama olmuşsa!
           Önemli olan, geleneğe göre "bir hafta görüşme yapılamamışsa, ertesi haftanın salı günü mutat görüşmenin gerçekleşmesidir."
           Böylece...
           Devletin doruğunda da iki ayrı Türkiye olmadığı gösterilir.
           Peki ya kararname?
           O zaten akıl vadisine girmiş sayılabilir.
          Sezer, KHK'yı hükümete geri gönderirken, kanunlara uygulanan imza yöntemini izlemiştir.
           Doğal olanı, hükümetin "aynen, yeniden Çankaya'nın onayına sunacağını" açıkladığı KHK'Sezer'in imzalamasıdır.
           Ama gerektiğine inanıyorsa, Anayasa Mahkemesi'ne "yürütmeyi durdurma istemiyle iptal davası açmasıdır."

FİKRET BİLA - MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000

Sezer'e karşı Ecevit'in yorumu

      Hükümet, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in geri gönderdiği Kanun Hükmünde Kararname'yi hiç değişiklik yapmadan ikinci kez Köşk'e gönderme kararı aldı.
       Karar önceki gün yapılan liderler zirvesine ve dün gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısına dayanıyor. Kararın çerçevesi ve dayandığı gerekçeleri önceki gün yapılan liderler zirvesinde ortaya kondu. Başbakan Ecevit, Sezer'in tavrına karşılık izlenmesi gereken yolu şöyle özetledi:
      "Sayın Cumhurbaşkanı KHK'yı yasa gibi yorumlamıştır. O nedenle de yasaları geri gönderir gibi geri göndermiştir. Madem Sayın Sezer böyle görüyor, o zaman biz de yasadaki prosedüre uyarak, KHK'yı hiç değiştirmeden ikinci kez gönderirsek imzalamak zorundadır."
       Ecevit'in bu yaklaşımı ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz tarafından da destekleniyor. MHP lideri ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ise kararnamenin dini, siyasete ve bürokrasiye alet etmeyen kesimleri rahatsız etmeden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, Başbakan'ın yaklaşımını paylaşıyor.
       Liderler zirvesinde ortaya çıkan bu eğilim, bugün Bakanlar Kurulu'nda da benimsenince KHK'nın hiç değiştirilmeden Köşk'e yeniden gönderilmesi kararlaştırılıyor.
       Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Başbakan Ecevit'le konuşma olanağı bulduk. Ecevit'in yorumu şöyle:
      "Sayın Sezer'in yeniden veto etme hakkı yoktur. Çünkü KHK'yı kanun gibi yorumlayarak bir anlamda veto etmiştir. Veto edilen yasalar Meclis tarafından ikinci kez, hiç değişiklik yapılmadan, aynen gönderilirse Cumhurbaşkanı imzalamak zorundadır. Söz konusu kararnameyi veto ederek kanun gibi yorumladığına göre, hiç değiştirilmeden ikinci kez gönderildiğinde imzalamak zorunluluğu doğmaktadır."
       * * *
       ŞİMDİ gözler yeniden Çankaya'ya dönecek. Hükümet siyasi otorite olarak KHK ile sorunu çözme konusunda kararlı. Çünkü daha önceki deneyimlerden anlaşıldığı gibi Meclis'ten geçirilmesi zor. Bu nedenle Cumhurbaşkanı'nın, bir kuşku taşıyorsa Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yetkisini kullanmak suretiyle sorunu aşabileceğini düşünüyorlar.
       KHK'yı geri göndererek yasa ile arasında bir fark gözetmediği yorumunu yapan iktidar liderleri, Cumhurbaşkanı Sezer'in bu yaklaşımı esas alarak, ikinci kez gönderilen kararnameyi bu sefer onaylaması gerektiğini düşünüyorlar.


DOĞAN HEPER - MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000

Terarlayalım; çıkar yol Anayasa Mahkemesi

      Döndük dolaştık 19 gün sonra bizim de savunduğumuz orta yola geldik.
       Cumhurbaşkanı kanun kuvvetinde kararnameyi hala içine sindiremiyorsa Anayasa Mahkemesi'ne başvuracak demektir, hukuki yol olarak bu kaldı.
       Neden tek yol olarak bu kaldı?
       Çünkü hükümet kanun hükmünde kararnamede ısrar etti. Ve aynen Çankaya'ya yollama kararı aldı.
       * * *
       ASLINA bakarsanız Cumhurbaşkanı'nın kararnameye esastan karşı olmadığı anlaşılıyor.
       Çünkü aynı sonucu elde etmek için çıkartılacak bir kanuna karşı değil.
       Sezer; yemine uymamaları haline dayanarak da memurların işlerine son verilebileceğini kabul ediyor, hatırlatıyor.
       Öyleyse itirazı şekle dayanıyor.
       Ama Sezer'in bunu ifade ederken kullandığı üslup, tuttuğu yol adeta hükümetin de Anayasa Mahkemesi'nin de yetkilerini üstlenmiş görüntüsü veriyor.
       Buna karşın hükümetin görüşünde, yani kararnamede ısrarı ile şimdi içinden çıkılması zor bir durum meydana geldi.
       Çankaya ile hükümet arasında giderilmesi zor bir bunalım doğdu.
       Tüm bunlara, yani hükümetin tasarrufunda kendisini haklı görmesine rağmen biz dün bu köşede yine de koalisyonun kararnameyi yeniden Cumhurbaşkanı'na yollamasının Türkiye'yi gerginleştireceğini, bu yolun Çankaya ile gereksiz bir çatışmaya yol açacağını, o nedenle bu yolun denenmemesi gerektiğini vurgulamıştık.
       İşte, korkulan oldu diyebiliriz.
       Zirve çatladı.
       * * *
       ŞİMDİ ne olacak?
       Hükümete göre kararname ikinci kez Cumhurbaşkanı'na gidince Çankaya bunu artık imzalamak zorundadır. Ama isterse imzaladığı kararnameyi Anayasa Mahkemesi'ne yollayabilir.
       Karşı görüştekilere göre ise Sezer önüne ikinci kez gelen kararnameyi bir kez daha reddedebilir.
       Tarafsız gözle bakınca görülense şu: Bu konuda, yani kanun hükmünde kararnameler için Anayasa'da açıklık yok, öyleyse kanunlardaki durum örnek olarak alınabilir ve ikinci kez Cumhurbaşkanı'na yollanan kararnameyi Cumhurbaşkanı'nın imzalamak zorunda olduğu kabul edilir.
       O da istemeyerek imzaladığı bu metni Anayasa Mahkemesi'ne iptal istemiyle yollayabilir.
       Madem konu Anayasa Mahkemesi'nde noktalanacaktı öyleyse bu kadar kırıp dökme neden yaşandı?
       Baştan beri, Anayasa Mahkemesi, diyenlerin görüşüne neden itibar edilmedi?
       * * *
       BU arada kararname olayını aşan, daha vahim bir durumun doğduğunu da görüyoruz.
       Cumhurbaşkanı, Başbakan Ecevit'i mutat görüşme günü olan dünkü perşembe günü kabul etmeyeceğini bildiriyor.
       Hatta yalnız bu hafta değil gelecek hafta da Başbakan'la görüşemeyeceğini duyuruyor.
       Böyle bir duruma herhalde Türkiye'de ilk kez rastlanıyor.
       Normal bir hukuki tartışma ve işlem, Çankaya tarafından dargınlık, kişisel kırgınlık sebebi yapılıyor ve durum ağır tepkiye dönüştürülüyor.
       Burada Başbakan'ın tahammüllü tavrını da takdir etmek gerekir.
       Herhalde Türkiye bu tip olaylara da alışacaktır.


DERYA SAZAK - MİLLİYET GAZETESİ - 11 AĞUSTOS 2000

Sezer'e baskı

      KHK krizinin Çankaya ile hükümet arasında yol açtığı gerginliğin boyutları, Başbakan Ecevit'in dünkü açıklamalarına da yansıyan "derin bir çatışma"nın habercisi midir?
       Zirvedeki görüş ayrılığı şimdilik "anayasal satranç" şeklinde tırmanıyor olsa da, tarafların soğukkanlılığı korumakta hayli zorlandıkları gözden kaçmıyor.
       Hukuk savaşımının ötesinde bir de güç gösterisi başladı.
       Ecevit'in kararnameyi Çankaya'ya aynen iade kararını "canlı yayın"da açıklarken koalisyon liderleri ve Bakanlar Kurulu'yla topluca ekranlara gelmesi Sezer'e yönelik baskının göstergesiydi.
       Aslında hükümet bu gücünü Meclis grupları üzerinde göstererek, Cumhurbaşkanı'nın önerdiği gibi kararname yerine yasa çıkarsa kriz tırmanmayacaktı. TBMM'nin olağanüstü toplanması çok mu zor? Başbakan bu yola gitmeyeceğini Çankaya'ya duyururken Anayasa'nın 6'ncı maddesindeki "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" diyerek Sezer'i yetkisini aşmakla suçladı.
       Ecevit'e göre Köşk'ün kendisini Anayasa Mahkemesi yerine koyması da söz konusu olamazdı.
       Madem Cumhurbaşkanı, yetkisi olmadığı halde kararnameyi - yasa tasarısı gibi - geri çeviriyordu o halde aynen iadesi halinde Cumhurbaşkanı'nın ikinci kez gönderilen yasaları imzalamasındaki zorunluluk burada da doğuyordu.
       Hükümet, "virgülüne dokunmadan" kararnameyi Çankaya'ya yollamakla hukukçu Cumhurbaşkanı'nı köşeye sıkıştırmayı hedef aldı.
       Peki, Ahmet Necdet Sezer, Çankaya'yı noter gibi gören bu yaklaşımı onaylayacak mı? Ecevit'in tutumunu içine sindiremezse ne yapacak?
       Kabine üyeleri, Ömer Seyfettin'in "Diyet" öyküsündeki gibi TV kameralarına topluca poz vermekle "Sayın Sezer, unutmayın sizi biz seçtirdik" dercesine üzerine gidip inatçı kişiliğiyle tanınan Cumhurbaşkanı'nın aklına "istifa"yı düşürmeyi istiyor olabilirler mi?
       Burası Türkiye!..
       Anayasa'yı olmayacak formüllerle değiştirip, "gizli oy" ilkesini çiğneme pahasına Çankaya hesapları yapanlar da yeni bir krizi körükleyebilir. Oysa Sezer'in kimseye "diyet borcu" yok, çünkü bu Meclis kendi içinden birini Cumhurbaşkanı seçemedi!
       Hukuk, guguk tartışması bir yana sorunun "etik" boyutu da düşündürücüdür: Sahi, Sezer niye aday gösterildi?
       Kişisel ya da siyasi özelliklerinden çok, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan gelen "kurumsal kimliği"nden ötürü Meclis'teki beş partinin ortak adayı olmadı mı? Ecevit'in o günlerdeki coşkusunu unutmadık.
       Başbakan dün İstanbul'da olan Cumhurbaşkanı'nın "kendisiyle görüşmeye gerek görmediğini" açıklayarak, kararname krizinin tahminlerin ötesinde tırmandığını kamuoyuna duyurmuş oldu.
       Bunalımın perde arkasında, 28 Şubat'la bağlantılı kararların rol oynadığı biliniyor. MGK'nın son toplantısında, "Ben imzalasam bile kararname Anayasa Mahkemesi'nden döner" diyen Cumhurbaşkanı'na o aşamada sorun olmayacağı telkinleri bile yapılmış.
       Ecevit de Sezer'e aynı yolu gösteriyor; "Siz imzalayın, Anayasa'ya aykırıysa bırakın ona mahkeme karar versin".
       Sivilleşme, demokrasi, hukuk devleti, AB üyeliği hepsi hikaye!
       Türkiye Mehteran Bölüğü gibi yönetiliyor.
       İki ileri, bir geri...


(11 AĞUSTOS 2000) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş