''KIYAK
EMEKLİLİK'' |
''Kıyak
Emeklilik'' yasa teklifi ile ilgili olarak
gazetelerde
yer alan köşe yazıları...
(yazılar
tarih sırasına göredir)
RADİKAL
GAZETESİ - 16 ARALIK 1999
Ödlekler meclisi (m küçük)
mehmet.yilmaz@radikal.com.tr
Kadim dostumuz Hermann Hesse
şöyle diyor: Halkının başarması gereken işlerden, bulunması gereken özverilerden
ve savuşturması gereken tehlikelerden kendini uzak tutan biri ödlek sayılır.
Canım Türkiyem'in milletvekilleri
biliyorsunuz kafayı kamuoyunun kısaca 'kıyak emeklilik' dediği işe takmış
bulunuyorlar. Azmin böylesinin gözyaşartıcı olduğunu hemen söylemeliyim.
Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi bu 'kıyak emeklilik' işini tam 8 (yazıyla:
sekiz) kere iptal etmişti.
Radikal'in ortaya çıkardığına
göre (dünkü Radikal'in manşet haberi) aynı oyun şimdi dokuzuncu kez tezgâha
konmuş bulunuyor. Kamuoyunun tepkisi tahmin ediliyor olmalı ki girişim
büyük bir gizlilik içinde yürütüldü. Meclis'in günlük çalışmaları içinde
gösterilmeyen teklif komisyonda gizlice kabul edildi ve TBMM Başkanlığı'na
aynı gizlilik içinde sunuldu. Bu süre içinde tasarı komisyon başkanının
özel kasasında saklandı ve toplantıdan önce komisyon üyelerine 'kişiye
özel' gizlilik derecesi taşıyan zarflar içinde sunuldu.
Ama görüyorsunuz ki ayaklarına
Radikal dolaşmış bulunuyor. Gizlilik işe yaramadı, foyaları ortaya çıktı.
Sekiz kere ağızları yanan
milletvekillerimiz bu kez yoğurdu üfleyerek yiyorlar. Tasarıya Anayasa
Mahkemesi üyelerini ilgilendiren bir hüküm de eklenmiş bulunuyor. Parlak
zekâya ve ahlaksızlığın vardığı boyuta bakın! Türkiye'nin en yüksek yargıçlarına
aba altından sopa gösteriliyor. "Bizi yakarsanız siz de yanarsınız" deniliyor.
'Ahlaksız teklif' bununla
da kalmıyor. Kıyak emekliliğin kapsamı genişletiliyor ve böylece kamuoyunda
oluşacak tepkiye karşılık yandaş kazanılmaya da çalışılıyor.
Bunun pratik sonucu sosyal
güvenlik sistemimizin sırtına yeni ve ağır bir yükün bindirilmesi oluyor.
Daha birkaç ay önce sosyal
güvenlik sistemimiz batıyor feryatları arasında işçinin, memurun hakları
kısıtlanmamış mıydı? Böyle bir perhizin üzerine bu iş şimdi lahana turşusu
yemeye benzemiyor mu?
Yazımın başındaki Hermann
Hesse'nin sözünü şimdi bir kere daha okuyun.. Halkının gösterdiği fedakârlıklardan
kendini uzakta tutmaya çalışanlara ne ad veriliyor?
Boşa yapılmış bir çağrı
olduğunu biliyorum ama yine de usulen tekrarlıyorum: Bülent Ecevit, Devlet
Bahçeli, Mesut Yılmaz, Recai Kutan beyler ve Tansu Çiller hanım bu konuda
ne düşünüyorlar? Gizli kapaklı dalaverelerle TBMM'nin manevi şahsiyetini
ayaklar altına alma girişimi karşısında tavırları ne olacak? Partilerinin
komisyondaki üyelerinin bu tavırları karşısında ne hissediyorlar?
HÜRRİYET
GAZETESİ - 16 ARALIK 1999
Yapmayın,
yapmayın!
Emin ÇÖLAŞAN
Meclis'te sessiz sedasız, itirazsız,
gürültüsüz patırtısız bir komisyon veya genel kurul çalışması görürseniz,
hatta kulislerde ve içeride birbiriyle çaktırmadan fiskos ve işbirliği
yapan milletvekillerine rastlarsanız, bilesiniz ki kendilerine bir yerden
avanta çıkarmak üzereler!
Bu çalışmalar her zaman sessizce sürdürülür,
kapalı kapılar ardında ve en kısa zamanda hedefe ulaşılır!..
Ve kıyak bir zam gelir!
Şimdi de aynı şey yapılıyor. Bilmem
kaçıncı kıyak emeklilik yasası birkaç gün sonra huzurlarınızda olacak!
Bu yasalar 1984 yılından bugüne
kadar tam 17 kez gündeme gelmiş. Bunların sekiz tanesini
Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, dokuz tanesini de cumhurbaşkanları
veto edip geri göndermiş.
Ama bizim anlı şanlı milletvekillerimiz
bıkmadan, yılmadan usanmadan yeni kıyaklar peşinde.
İşin kulislerdeki örgütçüsü de, Zeki
Çeliker isimli eski bir milletvekili. Yani emekli milletvekili maaşı
alan biri.
*
Türkiye'de en avantalı işlerin başında
bir kez olsun milletvekili seçilmek gelir. Günümüzün parasıyla net 1
milyar 850 milyon lira maaş alırsınız. Lojman beleştir, telefon ve
saire gibi çok önemli ayrıcalıklar vardır.
Ayrıca ister ‘‘muvazzaf’’, ister
emekli
milletvekili
olun, sizin ve ailenizin bütün sağlık harcamaları devlete aittir.
Hele bu sağlık olayı öylesine yozlaşmıştır
ki, vatana ihanet edip yurtdışına kaçan eski milletvekillerinin aileleri
bile bu işten tıkır tıkır yararlanır.
Lojman olayı da öyledir. Adamların
bazıları lojmanlara zamk gibi yapışır, bir türlü söküp atamazsınız. Milletvekili
seçilemez ama lojmandan çıkmaz.
Dahası, mahkeme kararıyla mahkûm olan,
yurtdışına tüyen Refah'lı İbrahim Halil Çelik gibilerin aileleri
bile halen milletvekili lojmanında bedava tarafından oturmaya devam eder.
*
Önümüzdeki günlerde Meclis'e gelecek
yasa teklifine şimdi bir bakalım. Bu yasa, sadece emekli milletvekilleri
ile
ilgili. Ancak bu kez bir cinlik yapılıyor ve hadise Cumhurbaşkanı
veya Anayasa Mahkemesi'nden bir kez daha dönmesin diye, işin içine örneğin
yargı
mensupları da dahil ediliyor.
Bu konuya bakacak olan Anayasa Mahkemesi
mensupları dahil!
Yani milletvekilimizin vekilleri şu
mesajı vermeye çalışıyorlar:
‘‘Bunu kendimiz için yapıyorsak
namerdiz! Başkalarını da kapsıyor.’’
Şu anda bir milletvekilinin aldığı
emekli maaşının kaç para olduğunu biliyor musunuz?
Maaş ve tazminat olarak
söyleyeyim:
Maaş olarak üç ayda bir toplam 1
milyar 545 milyon Törkiş lira. Yani ayda net 515 milyon.
Buna bir de her ay ödenen 275 milyon
Törkiş lira tazminatı da ekleyin.
Etti mi size 790 milyon!
Bugünkü para bu kadar. Kişiye göre
biraz değişebilir.
Şimdi yeni tasarı kabul edildiği takdirde,
1
milyarı geçecek.
*
İnsaf! Türkiye'de bu parayı alan ikinci
bir emekli kesimi var mı? Elbette yok.
Bugün ülkemizde en yüksek sigorta
emekli maaşı 150 milyon lira. Yani yasa kabul edildiği takdirde,
bir emekli milletvekili ile en yüksek maaşı alan emekli işçi arasında yaklaşık
10 kat fark olacak. Bu durum akılla, vicdanla, hukukla, eşitlik ilkesiyle
bağdaşır mı? (Emekli Sandığı, SSK'ya oranla biraz daha yüksek emekli maaşı
veriyor.)
*
Milletvekillerine bugün ödenmekte olan
emekli maaşı, bir aileyi bir ay boyunca rahat rahat geçindirir. Bir de
buna zam geldiğini, rakamın 1 milyar'ı aştığını düşünün. Epeyce
ayıp olur.
Ayıp olmanın ötesinde, bu hadise
kamuoyunda büyük tepki yaratır.
Ankara'dan A. Hamit Serhatbeyi dün
TBMM Başkanlığı'na faks çekmiş, bir örneğini de bana göndermiş:
‘‘Emekli lise öğretmeniyim. 25 yılda
10 bin öğrenci mezun ederek bunlara iş ve aş sağladım. Yaptığım işin önemini
devlet büyüklerimiz her 24 Kasım öğretmenler gününde belirtirler!
Şimdi çıkacak olan kıyak emeklilik
yasasında herhalde bir dalgınlık sonucu unutulduğumuzu gördüm! Yararlanmak
için gereğini arz ederim.’’
*
Şimdi burada, parti ayırımı gözetmeden
bütün milletvekillerine sesleniyorum:
‘‘Eğer başka kesimlerin emeklilerini
düşünüyorsanız, onların maaşlarına zam getirin. Ancak onları bahane ederek
kendinize kıyak sağlamaya kalkışmayın.
Meclis aylardan beri iyi çalıştı
ve saygınlığını büyük ölçüde yeniden elde etti. Buna darbe vurmayın. Ayda
60 milyon, 80 milyon emekli maaşı alan garibanlarla alay etmeyin.
Birileri kulise geliyor, sizi yönlendiriyor
ve hepiniz kendi geleceğinizi düşünüp o rüzgárın peşine takılıyorsunuz.
Koskoca insanlarsınız. Yakışık almıyor.
Yapmayın, lütfen yapmayın.’’
SABAH
GAZETESİ - 16 ARALIK 1999
Yapmayın,
ayıp!
GÜNGÖR
MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )
Anayasa Mahkemesi'nin 8 kez
iptal ettiği "kıyak emeklilik" yeniden geldi ve meclis komisyondan jet
gibi geçti.
Haber kamuoyundan büyük
tepki aldı.
Sivil toplum örgütleri
medya kuruluşlarına protesto mesajları yağdırıyor.
Yasa teklifi, emekli
milletvekillerine 360 milyon lirası "temsil tazminatı"ndan olmak üzere
1 milyar liraya yakın aylık sağlayacak.
Parlamenterler Birliği'nin
ANAP Milletvekili Nizamettin Sevgili'ye hazırlattığı yasa teklifi, bu kanun
da öncekiler gibi Anayasa Mahkemesi'nden dönmesin diye ilkel kavimlere
özgü bir tuzak içeriyor.
Radikal gazetesi buna
"rüşvet" demiş..
Yasa teklifinde kat
sayıya göre her yıl yükselecek olan bu 350 milyon liralık "temsil tazminatı"nın,
milletvekilleri ve emekli parlamenterler yanında Anayasa Mahkemesi, Danıştay,
Yargıtay üyeleri ile birinci sınıf hakim ve savcılara, yüksek rütbeli subaylara,
genel müdür, müsteşar ve müsteşar yardımcılarına da ödenmesini öngörülüyor.
Şaşılacak bir şey..
Türkiye'nin Avrupa
Birliği ile bütünleşme sürecinde soygun ve ayrıcalıkların sona ereceği
umutları, daha dördüncü gününde meclis tarafından torpilleniyor.
Haklının değil güçlünün
kazandığı bu düzenin kolay yıkılmayacağını, suçluların telâş ve utancı
içinde gizli kapaklı iş çeviren milletvekillerimiz ispat ediyor.
Asıl rezalet şudur:
Haksız bir kazancın peşinde koştuklarını biliyorlar, mahkemeden geri döneceğinden
eminler.
Ve yargı denetimini
belki menfaatle satın alabiliz diye çirkin bir oyun oynuyorlar:
Önce yüksek yargıçları,
sonra onlar üstünde manevi cebir uygulayacakları hesabıyla yüksek rütbeli
askerleri ve üst düzey bürokratları bu menfaate ortak ediyorlar.
Milletvekilleri, bu
milletin kendilerine verdiği onurun değerini bilmeli ve ona lâyık olmalı.
"Bal tutan parmak yalar"
küçük hesapları meclisi tahkirdir ve Anayasa'yı manevi cebirle ihlâl suçudur.
Akılları yetmiyorsa
vicdanları bu gerçeği görmeli!
Aydınlık için..
Globalizm, pek çok
alanda olduğu gibi hukuk normlarında da dünya ile bütünleşme mecburiyetini
getiriyor.
Bunu yapmadığınız zaman
"adalet"i feda ediyorsunuz. "Adalet devletin temeli" olduğuna göre devleti
tahrip ediyorsunuz.
Alaattin Çakıcı'nın
bir çoğu idamlık yığınla suçu var. Fakat Fransa onu bize şartlı iade etti.
İdamlık suçları için Türk adaleti ona hesap soramayacak ve ceza veremeyecek.
İki "küçük dava"dan
alacağı cezaları çektikten sonra cezaevinden çıkacak.
"Türkiye'de adalet
var mı, yok mu?" sorusu tabii önemli.
Ama daha önemli olan,
devleti ve siyaseti çürüten karanlığın dağılmasıdır. Haşerat aydınlığı
sevmez ve bunlardan kurtulmamız için Çakıcı'nın konuşması gerekiyor.
Aksi takdirde, İçişleri
Bakanı Tantan'ın sözünü ettiği "Önünde saygıyla düğme iliklenen" karanlık
insanlar bu ülkenin kaderine hükmetmeye devam edecekler.
On beş yıldır uygulamadığımız
idam cezasında inat uğruna çocuklarımıza niçin karanlığa mahkum edelim?
RADİKAL
GAZETESİ - 17 ARALIK 1999
Yemininizi
hatırlayın!
Anayasa'yı ihlale tam teşebbüs
mehmet.yilmaz@radikal.com.tr
Başbakan Bülent Ecevit dün
milletvekillerinin kıyak emekliliği ile ilgili olarak gazetecilerin sorduğu
soruya şu yanıtı verdi: "Artık yürürlüğe girdi. Ben olup bittikten sonra
haber aldım, başka bir şey eklemek istemiyorum."
FP
Genel
Başkanı Recai Kutan da, "Teklifi henüz incelemedim. Yorum yapmak istemiyorum"
dedi.
FP
Grup
Başkanvekili Bülent Arınç da (Doğrusu bu Meclis'te böyle bir sözü en son
söyleyecek milletvekilinin Arınç olacağını tahmin ederdim.), "Bir milletvekili
bir haber spikeri kadar, bir şirketin pazarlama müdürü kadar maaş alamıyor"
dedi.
Hatırlayacaksınız
DYP
Genel
Başkanı Tansu Çiller de önceki gün, "Hele bir Meclis'e gelsin, bakarız"
anlamına gelen sözler söylemişti.
Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli'nin
kıyak emeklilik konusunda neler diyeceklerini de merakla bekliyoruz.
Başbakan'a hatırlatmak isterim
ki 'artık yürürlüğe giren' herhangi bir şey yok. Aynı şekilde 'olup biten'
herhangi bir şey de yok. Şu anda TBMM'de 'Anayasa'yı ihlale tam teşebbüs'
durumu var ve iktidar sahipleri isterlerse Anayasa'ya aykırılığı sekiz
kere kanıtlanmış bir yasanın çıkmasını önleyebilirler.
Recai Bey'in ifadesinden
bu ahlaksız teklife pek de karşı olmadığı sonucunu çıkarıyorum. Grup Başkanvekili
Arınç'ın sözleri de bu kanaatimi güçlendiriyor: FP
kıyak
emeklilik konusunda kıvırtıyor.
Arınç'a hatırlatmak isterim
ki özel sektör çalışanlarının ne kadar maaş aldıkları sadece o maaşı ödeyen
patronları ilgilendirir. Patron hesabını yapar ve ödeyebileceği rakamı
öder. Bizim fakir bir millet olarak milletvekillerimize ödeyebileceğimiz
bu kadar. Beğenmeyen basar istifayı, becerebiliyorsa bir şirkette pazarlama
müdürü veya haber spikeri olur. Ayrıca maaş hesabına şunları da eklemeleri
yerinde olur: Yakınlarıyla birlikte yurtdışı tedavi dahil bütün sağlık
harcamaları, indirimli telefon ve ulaştırma hizmetleri, lüks lojman, kamu
kuruluşlarının misafirhane ve tatil imkânlarından ucuza yararlanma olanağı,
neredeyse TBMM'nin yarısına makam otomobili, benzini, şoförü vs..
Şu anda Türkiye'nin Meclis'i
varlık sebebini ve yasama gücünü aldığı Anayasa'yı ihlale yönelmiş bulunuyor.
Anayasa'yı bilerek ihlal edenlere ne yapılacağı ceza yasamızda yazılı.
Yasama dokunulmazlığı Anayasa'yı ihlal hakkını kimseye vermiyor, bu hatırlanmalı.
Hukukun üstünlüğünü koruyacaklarına yemin eden milletvekillerinden bu yeminlerine
sadık kalmalarını ve sekiz kere verilmiş yüksek yargı kararını yok saymamalarını
beklemek en doğal hakkımız.
Öte yandan aynı şeyi Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel'den beklemek hakkına da sahibiz. Cumhurbaşkanımız, yeminini
hatırlamalı ve sekiz kere Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş bir yasa,
karşısına hangi kılıkla gelmiş olursa olsun veto hakkını kullanmalı. Meclis'in
cumhurbaşkanlığı seçimini bu konuda bir 'şantaj malzemesi' gibi kullanmasına
göz yummamalı.
Arkadaşlarımızın anlattıklarına
göre 'kıyak emeklilik' Bütçe Plan Komisyonu'nda görüşülürken uyanık bir
milletvekili bu haklardan bir yolunu bulun basın mensuplarını da yararlandırmayı
teklif etmiş. Amacın ne olduğu açık: Onlara da bir parmak bal çalarsak
seslerini keser, otururlar. Ama belli ki yolu bulamamışlar. Bulabilmiş
olsalardı da bir şey değişmezdi. Böyle bir rüşvetle ne Anayasa Mahkemesi
ve yüksek yargı üyelerini satın alabilirler ne de gazetecileri.
Zaten onlar da bunu biliyor
olmalılar ki çok bilinen bir başka yöntemi deniyorlar: Basına sansür..
Yeni sansür tasarısına göre
TBMM'yi 'yıpratıcı' yayın yapanlara ağır cezalar getirilecek. Bu da boşuna
çaba.. Birincisi, TBMM'yi böyle ahlaksız tekliflerle yıpratanlar biz değiliz..
İkincisi, biz ne ceza tehditleri gördük.. Bununla da bizi korkutup susturabileceklerini
zannetmesinler. Susmayacağız. TBMM'nin itibarını içindeki milletvekillerine
rağmen, ceza tehditlerine rağmen korumaya devam edeceğiz. Hodri meydan!
HÜRRİYET
GAZETESİ - 17 ARALIK 1999
Oyumu
geri isterim...
Bekir COŞKUN
Bence bu Meclis, Cumhurbaşkanı'nı
seçemez...
Çünkü kıyak emeklilik ve bu
avantayı almak için Anayasa Mahkemesi üyelerine öngördükleri rüşvet,
bu Meclis'in iradesinin nasıl işlediğini ortaya koydu...
Toplumdan bu kadar kopmuş, toplumunu
bu denli terk etmiş ve toplumu tarafından bu kadar reddedilen bir Meclis,
toplum adına hiçbir karar alamaz.
Kanun da yapamaz...
Denetim de...
*
Bir Meclis düşünün:
Sekiz kez Anayasa Mahkemesi
tarafından ‘‘Anayasa'ya aykırı’’ bulunup reddedilen, kendileri için
bir avanta yasasını, medyadan ve toplumdan gizlemek için, dokuzuncu
kez kapalı zarflar içinde el altından yeniden geçirebiliyor.
Anayasa Mahkemesi bu sefer reddetmesin
diye de Anayasa Mahkemesi üyelerini avanta kapsamına alıyor.
Böyle bir ulusal Meclis olmaz.
O koca bina, avantanın gizli gizli,
yasalara, ahlaka ve vicdana aykırı biçimde paylaşıldığı bir yer haline
gelmişse... Sokaktaki insanlar televizyon ekranlarında o Meclis'tekilere
hakaretler yağdırıp aşağılıyorlarsa... O Meclis'i oluşturanlar toplum vicdanında
mahkûmsa...
O Meclis yine de toplum adına kararlar
verebilir mi?..
*
Dün telefonla arayan gerek Anayasa
Mahkemesi mensupları, gerek yüksek yargıçlar, gerekse generaller, kendilerinin
de rüşvet verir gibi avanta kapsamına alınmalarını reddedeceklerini söylediler.
Çünkü onlar şerefli insanlar.
Sokakta yürüdüklerinde insanların
yüzüne utanmadan-sıkılmadan bakmak istiyorlardır.
Yarısı yıkılmış ülkenin insanları,
bir tas sıcak çorba için, yarı çıplak yağmur altında kuyruklarda titreyerek
beklerken, 71 trilyonu paylaşmaya kalkan bir Meclis ile asla aynı kefeye
girmemenin erdemini gösteriyorlardır.
*
Ben bu Meclis için kullandığım oyumu
geri alıyorum.
Herkes oyunu geri istesin.
Hiç olmazsa yakanıza ‘‘Oyumu geri
isterim’’ diye küçük káğıtlar iliştirin.
Bu ülke AB adaylığının ilk günlerinde,
toplumsal tepkisini göstererek çağdaş dünyaya layık olduğunu da ilk kez
göstermelidir.
Oturup yakınmak yetmez.
Uygar-uyanık-erdemli bir toplum
için bir adım...
MİLLİYET
GAZETESİ - 17 ARALIK 1999
Personel
reformu
Komisyondan geçen ve emekli milletvekillerini
de kapsayacak şekilde üst düzey kamu görevlilerine emekliliklerinde ödenmesi
öngörülen "temsil tazminatı"na ilişkin yasa teklifine girmeden önce,
kamuda "maaş çarpıklığı"na ilişkin bazı örnekler verelim.
Bugün en yüksek devlet memuru olan Başbakanlık Müsteşarı'nın maaşı 650
milyon liradır. Yine en yüksek devlet memurları arasında sayılan bir genel
müdürün maaşı ise 450 milyon lira. Yeni işe giren en düşük devlet memurunun
maaşı ise 113 milyon lira.
Oysa, kamuda maaş skalası üst ve alt sınırları gerçekte böyle değil.
Örneğin, kamu görevlisi olarak Borsa Başkanı 2.5 milyar lira, SPK, RTÜK
ve Rekabet Kurulu başkanları ise 2 milyar liraya yakın maaş almaktadırlar.
O zaman şu soru ister istemez gündeme geliyor, devletin en yüksek memuru
Başbakanlık Müsteşarı mıdır, yoksa Borsa Başkanı mı?
Kanuna bakarsanız Başbakanlık Müsteşarı, maaşa bakarsanız Borsa Başkanı.
Sonra SPK Başkanı, RTÜK Başkanı, Rekabet Kurulu Başkanı...
Başbakanlık Müsteşarı da, bakanlık müsteşarları da bugün bir SPK uzman
yardımcısının altında maaş almaktadırlar. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Üst düzey arasındaki maaş uçurumu yetki - sorumluluk ekseninde dikey ve
yatay eşitlikten çok uzaktır.
Bu uzaklık alt düzey memur için de geçerlidir.
İşe yeni giren bir mühendis 210 milyon maaş alıyor. 30 yıllık mühendis
de 244 milyon lira. 30 yıllık emeğin farkı 24 milyon lira. İşe yeni giren
bir doktor 230 milyon lira alıyor. 30 yıllık doktor 261 milyon lira. Ve
en alt seviyede işe yeni giren ilkokul mezunu memur 113 milyon lira alıyor,
30 yıllık memur 122 milyon lira. 30 yıllık kıdemin karşılığı 9 milyon liralık
bir fark.
Üst düzeyde olduğu gibi alt düzeyde de ne dikey eşitlik var, ne yatay...
Bu dengesizliğin kaynağı büyük ölçüde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu.
Bu Kanun, işlevini çoktan yitirmiş durumda.
Şimdi bu durumu ortadan kaldırmak amcıyla, 2000 yılının ilk yarısında devreye
girecek yeni düzenlemeler ve köklü bir personel reformu çalışması yapılıyor.
Reformda neler yer alacak?
Kamu iş tanımları yeniden yapılacak, istihdam statüleri azaltılacak, yetki
-sorumluluk yeniden belirlenecek, dikey ve yatay adaleti sağlayacak şekilde
kadrolar ve maaşlar yeniden düzenlenecek. Maaş uçurumları bu yolla giderilecek.
İşlevini yitirmiş yasa ve kararnameler ayıklanacak.
* * *
EMEKLİ milletvekillerini kapsayacak şekilde emekli üst düzey kamu görevlileri
için öngörülen "temsil tazminatı"na ilişkin yasa teklifine gelince.
Bu teklife gösterilen tepki de büyük ölçüde personel rejimindeki çarpıklıklardan
kaynaklanıyor. Rejimi içinden çıkılmaz hale getiren de zaten çeşitli zamanlarda
bazı görevler için getirilen ek düzenlemeler. Bu açıdan bakıldığında yapılan
eleştiriler yerindedir. Ayrıca, milletvekillerinin böyle bir teklifi "kapalı
zarf" yöntemiyle, basından ve kamuoyundan saklayarak komisyondan geçirmeleri
de büyük bir yanlıştır. Hele Emekli Sandığı, SSK ve Bağ - Kur'un verdiği
emekli maaşları ortadayken, emeklilik koşulları zorlaştırılmışken, genel
düzenleme yerine özel bir düzenlemeye gitmek kamu vicdanını rahatsız etmiş
durumdadır.
Yasa teklifinin içeriğine gelince...
Olay şudur: Milletvekillerine emekli olduklarında "yasama tazminatı"
adı
altında ödenen 288 milyon liralık tazminat Anayasa Mahkemesi tarafından
iptal edilmiştir. Yüksek Mahkeme'nin gerekçesi, bu ödemenin Emekli Sandığı
iştirakçileri arasında eşitsizlik yaratmasıdır. Sadece milletvekillerine
böyle bir ödeme yapılmasını, kamuoyunda bilinen ifadesiyle "kıyak" olarak
nitelemiştir. Bu karar elbette isabetlidir.
Şimdi yapılan Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçeleri doğrultusunda, temsil
niteliği olan üst düzey kamu görevlilerini de kapsayacak şekilde yeni bir
tazminat düzenlemesidir. Bu düzenlemeden milletvekilleri, generaller, yüksek
yargı organı başkan ve üyeleri ile müşteşarlar ve rektörler yararlanacaktır.
Tazminatın miktarının ise 360 milyon lirayı aşmayacak şekilde Bakanlar
Kurulu'nca saptanması öngörülmektedir. İptal kararı, emekli milletvekili
maaşlarını 75 milyon liraya kadar düşürmüştür. Yeni düzenleme ihtiyacı
buradan kaynaklanmaktadır.
Genel personel rejimi reformunun bir parçası olarak ele alınması yerine,
sadece üst düzey görevlileri kapsayacak şekilde bir düzenleme yapılması
haklı olarak tepkiyle karşılanmıştır.
TBMM'nin hassasiyet göstermesi gereken konu budur.
Yazara
E-Posta: fbila@milliyet.com.tr
RADİKAL
GAZETESİ - 18 ARALIK 1999
Türkiye özel bir şirket olsaydı
mehmet.yilmaz@radikal.com.tr
Dün vaktimin bir bölümünü
telefonda geçirdim. Hatırlayacaksınız dünkü Radikal'in manşeti 'Kıyakçı
kırklar' diyor ve TBMM Bütçe Plan Komisyonu üyelerinin fotoğraflarını ve
telefon numaralarını içeriyordu. Bu komisyon bildiğiniz gibi kamuoyunun
'kıyak emeklilik' adını taktığı ve Anayasa'ya aykırılığı Anayasa Mahkemesi'nin
8 ayrı kararıyla kesinleşmiş yasa tasarısının kabul edilip, Genel Kurul'a
gönderildiği yer.
Bazı milletvekillerimiz
beni arayarak söz konusu toplantıda olmadıklarını, dolayısıyla bu yasa
tasarısı ile ilgili olarak suçlanamayacaklarını söylediler.
İçlerinden sadece DSP Sakarya
Milletvekili Ramis Savaş'ın itirazını haklı buluyorum. Savaş'ın raporlu
olduğu için komisyon toplantılarına katılamadığını atlamışız, özür dilerim.
Zaten Savaş da dün bir basın açıklaması yaparak Genel Kurul oylamasında
tasarı aleyhine oy kullanacağını bildirmiş bulunuyor.
Öteki 'devamsız' milletvekillerine
hak veremiyorum. TBMM'nin en önemli komisyonunda görev yapan milletvekillerinden
her oturuma katılmalarını beklemek ve bunu talep etmek hakkına sahibiz.
Eğer oturuma katılmış olsalardı ve tasarı aleyhine çalışmış olsalardı bu
rezillikle Türkiye karşılaşmayacaktı. Böyle oturumlara katılmamanın yapılan
işe 'zımnen' de olsa razı olmak anlamına geldiğini düşünüyorum. Aynı şekilde
tasarı yasalaşırsa, o gün TBMM
oturumuna
katılmamış olmak da bir mazeret olmayacak. Milletvekillerimizden bu konuda
da özenli olmalarını rica ediyorum.
Milletvekillerimizin kendilerini
özel sektörde üst düzey görev alanlarla kıyaslamalarında da büyük bir mantıksızlık
buluyorum. Hatta 'milletvekilliğinden emekli olmak' fikrinin de karşısındayım.
Her şeyden önce 'milletvekilliği'
bir 'iş' midir? Belli bir süre çalışılıp, sonra emeklilik hakkı kazanılan
bir 'iş' midir, yoksa 'seçimle gelinmiş bir görev' mi? Halk adına yasama
yetkisi verdiğimiz milletvekillerimiz, halk kendilerinden bu yetkiyi aldıktan
sonra, sanki o yetkiye hâlâ sahiplermiş gibi yaşamaya devam edebilirler
mi?
Özel sektörle kıyaslama
konusuna gelince: Burada işin kuralları ve bu iş için istenen bilgi, yetenek,
görgü vs. bellidir. Patronların o iş için biçtiği ücreti beğenmeyen istifa
eder ve gider. Bunu yapamıyorsa sesini çıkarmaz, oturur işini yapmaya gayret
eder. Daha çok çalışıp patronunun gözüne girmeye, daha çok zam almaya çalışır.
Bu arada kovulma ve işsiz kalma ihtimali de her zaman vardır.
Milletvekillerimiz de ücretlerini
beğenmiyorlarsa ve burada patron konumunda olan millet daha fazlasını vermek
istemediğine göre istifa yolu her zaman açık. İçlerinden kaç tanesinin
TBMM'deki maaş ve özlük haklarını özel sektörde elde edebileceklerini doğrusunu
isterseniz ben de merak ediyorum. Şöyle bir düşünün bakalım: Bizim partilerimiz
örneğin Sabancı'nın bir şirketi olsaydı, kaç liderimiz 'genel müdürlük'
koltuğunda oturmaya devam edebilirdi? Şirketleri batıran genel müdürlere
özel sektörde ne yapılıyor, bilenler bilmeyenlere anlatsın lütfen.
Bir an için Türkiye'nin
bir şirket, TBMM'nin de bu şirketin yönetim kurulu olduğunu varsayalım.
Şirketi batma noktasına getiren, çalışanların ücretlerinin her yıl daha
da azalmasına yol açan, hatta geçen yıl verdiği ücretin bir bölümünü bu
yıl geri isteyen, şirketin itibarını düşüren, şirketi iyi yönetemeyen yönetim
kuruluna ne yapılırdı?
Cevapları duyar gibiyim...
HÜRRİYET
GAZETESİ - 18 ARALIK 1999
Dandy'den
kıyak emekliliğe
İsmet SOLAK
Peşin söyleyeyim, ben parlamanterlerimizin
ele güne muhtaç olmadan rahat yaşayabilecek ödenek ve yolluk almalarından
yanayım.
Maaş zammı ve kıyak emeklilik yasaları
her dönemde, kaşla göz arasında çıkarıldığı için halkın büyük tepkisini
çekiyor. Çok örneklerini gördüm.
Yıl 1976... ANKA Ajansı Parlamento
Şefiyim. İsmail Cem'in TRT'den sonra çıkardığı Politika Gazetesi'nde
Ahmet
Tan ile aynı köşede yazıyoruz. Haber Müdürümüz, rahmetli Teoman
Erel, bir gün telefon etti:
‘‘Meclis Lokantası'nın fiyat listesini
alıp bir haber yap.’’
Çorba o sırada ya 50 kuruştu, ya bir
liraydı. İtiraz edip, ‘‘Ben o tür haber yazmam’’ dedim. Bu tepkiyi
beklemiyordu. Yakın dosttuk. Ama, önce gazeteciydik. Arayı yumuşatmak için,
‘‘Ne demek haber yazmam? Mecbursun oğlum! Ben müdürüm, sen şef’’ diye
takıldı. Ben, ‘‘Yok arkadaş; iş takipçisi olmayan, komisyon almayan
bir milletvekili rahat geçinmelidir’’ diyordum.
Bir başkası, bu katı tavrımı içine
sindiremezdi. Teoman, dört dörtlük bir gazeteci ve usta bir yöneticiydi.
İnsan sarrafıydı:
‘‘Milletvekilini kötülemek yerine
sahip çıkmanı ve saygı duymanı sevdim arkadaş. Dilerim, sayın saylavlarımız
da bu saygıya layık olurlar!’’
Aradan birkaç ay geçti. Bir gün Bütçe
Komisyonu'nda çok önemli bir yasa görüşüldü. Tüm gazeteciler, haberi yazmak
için salondan çıkıyorduk. Bir an, komisyon üyelerinin fısıltıyla bir şeyler
konuştuğunu fark ettim. Bekledim...
Parti ayrımı yoktu. İmzayı atan,
‘‘Dandy geldi, dandy’’ diye gülüyordu. Şaşkın şaşkın izlerken, Komisyon
Başkanı İsmet Sezgin, o babacan tavrıyla, ‘‘Hayrola İsmet?
Niye bekliyorsun oğlum?’’ diye sordu.
Yine sıcaktı. Ama, sanki bir an önce
uzaklaşmamı ister gibiydi. Omuz silktim ve basın bölümüne geçip oturdum.
Birleşim açıldı. Teklif okundu:
‘‘1 sayılı KHK'nın ek geçici 1'inci
maddesine ekli G bendinin, filanca kanunla değiştirilen falan maddesinin
şu fıkrası ve...’’
Karınca duası gibi bir metindi. İsmet
Abi,
bana bakıp kıs kıs gülüyordu:
‘‘Teklif üzerine söz isteyen var
mı? Yok! Tümünü oya sunuyorum; kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir.
1'inci madde üzerinde söz isteyen var mı? Yok! Oya sunuyorum... Kabul edenler,
etmeyenler, kabul edilmiştir...’’
Yürürlük maddesi de oylandı. Birbuçuk
dakikada her şey olup bitmişti. Ama, ne olmuştu? Hiç anlamamıştım. Komisyon
üyeleri salondan koşuşturarak uzaklaşınca çok kuşkulandım. Maliye Bakanlığı
yetkilisine yaklaştım:
‘‘Affedersiniz, bu yasanın kapsamı
nedir?’’
Maliye yetkilisi kimdi biliyor musunuz?
Şimdiki Maliye Bakanımız Sümer Oral! Dört dörtlük bir bürokrattı.
Her şeyi anlattı. Anam, anam... Küçük dilimi yutacaktım. Mebus maaşları
ikiye katlanmıştı. Teoman'ı aradım:
‘‘Dandy geldi Teoman, dandy...
Mebus maaşları ikiye katlandı.’’
- Dandy nedir oğlum? Sakin ol, şunu
güzelce anlat bakalım!
Anlattım... Haber manşete çıktı.
Dandy ise o sırada piyasaya sürülen bir sakızdı. Radyo ve televizyonda
reklamları yapılıyordu. Yasayı gizleyenler bunu parola olarak seçmişti.
Teklif daha sonra, Meclis'ten iki, Senato'dan birbuçuk dakikada geçerek
yürürlüğe girmişti. Bu, bir rekordu!
Özal döneminde daha beteriyle
karşılaştık: Kıyak emeklilik!
33 yaşındaki genç milletvekilleri bile,
ödenek ve yollukları yanında bir de emekli maaşı almaya başlamışlardı.
Bu yasa, Anayasa Mahkemesi'nde dokuz kez iptal edildi. Şimdi, onuncu kez
çıkarılıyor.
DSP ve MHP'lilerin seçimden önce halka
verdikleri sözleri hatırlayarak utanıyorum. Şimdi gidip işçilere, memurlara,
esnafa ve köylülere bunu nasıl açıklayacaklar? Ne diyecekler? Deprem bölgesine
nasıl gidecekler?
Pes vallahi!
MİLLİYET
GAZETESİ - 18 ARALIK 1999
Kıyak
emeklilik
Gece yarısı çıkardığı "pijama yasaları"yla
deprem vergisi salarak İstanbul dükalığının bile gözünü korkutan TBMM,
"zamansız"
ve
"adil"
olmayan
son girişimiyle toplumun her kesiminin "özveriye"
hazırlandığı 2000
yılı eşiğinde kendi saygınlığına gölge düşürdü.
Kamuoyunda "kıyak emeklilik" diye bilinen yasa önerisinden söz ediyoruz.
TBMM Plan Bütçe Komisyonu'ndan "jet hızıyla" geçirilen düzenlemeyle
"emekli"
milletvekilerine
360 milyon liralık "temsil tazminatı"
verilmesi sağlanıyor. Öneri
yasalaşırsa, 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren çoğu emekliliğine hak kazanmış
parlamenterler, memur maaşlarındaki yüzde 15 artışa ek olarak Meclis'in
öngördüğü "yasama tazminatı"ndan da yararlanma olanağı bulacaklar.
Uygulama bu yönüyle "ek zam" niteliği kazanacak.
Zaten tepkiler de bu noktada yoğunlaşıyor; seçime güle oynaya giren, adaylık
için birbirini ezen, hatta ABD vatandaşlığını bile gizleyen çiçeği burnunda
milletvekillerimiz; Meclis'e alışmaya başlayınca, "Hiç de fena bir iş
değilmiş!" şartlanması altında geleceği planlıyorlar:
İkinci seçimi garantileyecek şekilde çalışmak.
Kaybetme riskini düşünerek özlük haklarını geliştirmek.
Milletvekilliğinin sürekli bir "işkolu" olarak görüldüğü bizim parlamentomuza
benzer örneklere dünyada az rastlanır!
Anayasa Mahkemesi'nin 8 kez geri çevirdiği "kıyak emeklilik" önerisini
9'uncu kez Meclis'e getirmek, o arada "siyasi rüşvet" izlenimi doğuracak
şekilde yargı mensuplarını, generalleri, üst düzey bürokratları da kapsama
katmak olacak iş midir?
Halk bu uyanıklığa nasıl isyan etmesin?
Vekilin "geçim derdini" en iyi millet anlar ama Meclis "kıyak
emeklilik" önerisiyle Anayasa'yı delmeye çalışmanın ötesinde öyle büyük
zamanlama hatası yaptı ki, Türkiye'nin yüzyılın en sıkıntılı döneminden
geçtiği günlerde 75 trilyonluk "kıyağı" kimseye anlatamazsınız!
Deprem vergisi adı altında evden, arabadan, telefondan, geçen yılki kazançlardan
toplanan paraların bir kısmını milletvekillerine "emeklilik tazminatı"
olarak
aktarmaya çalışmak hakça mıdır?
Kemer sıkılacaksa bu öncelikle milletin "vekili"ne düşer.
Öğretmen maaşıyla daha rahat geçindiğini öne süren kimi üyeler yaşam pahalılığını
Meclis'e girince mi öğrendiler?
Üstelik parlamentonun, kendi üyelerinin durumunu iyileştirirken unutmaması
gereken bir başka olgu daha var; daha bu yaz on binlerce emekçinin emeklilik
hakkı "erken" bulunarak, uzatıldı! İşçiye "mezarda emeklilik"
seçeneği
sunulurken milletvekillerine çalışırken "emeklilik tazminatı"
ödenmesi
eşitliğe sığar mı? Kaldı ki, ülke yönetimindeki "korozyon"dan, yaşlanmadan
yakınıp, genç nüfusa gelecek inşa etmeye çalışırken "kıyak emekliliği"
teşvik
niye?
Kabul ediyoruz; bu Meclis, geçen döneme göre daha üretken. Hepsi okumuş
çocuklar. En çok ihtiyaç duydukları "gözlük camı" yardımının 50
milyon gibi makul bir çerçevede tutulması karşısında gıkları bile çıkmamış.
Fazla mesaiye kalıyorlar. AB adaylığımız bile onların çalışkanlığı sayesinde
gerçekleşti. Clinton'ın bizim mebusları Amerikan Kongresi'ne örnek göstermesini
unutmadık. Gurur duyduk!
"Kıyak
emeklilik" bugün oylanacakmış.
Bakmayın kimi uyanıklara, biz Meclis çoğunluğunun çadırdaki halkımızı düşünerek
parmak kaldıracağına inanıyoruz.
Yazara
E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr
MİLLİYET
GAZETESİ - 18 ARALIK 1999
Mumcu
- TBMM - medya
Turizm Bakanı Erkan Mumcu, "6 ay
içinde bakanlığını lağvetmeyi ve işlevlerini sivil sektör kurumlarına,
devlet bakanlığında bir müsteşarlığa devretmeyi düşündüğünü" söylemiş.
"Benim
bakanlıkta gözüm yok. Kendime bir iş bulurum" demiş.
Mumcu'nun
başında bulunduğu bakanlığı lağvetmek düşüncesi, artı ve eksileriyle ayrıca
tartışılır.
Ama...
Çoğu siyasetçinin, ne ödünler pahasına sımsıkı yapıştığı bakanlık koltuğunu
Mumcu'nun
umursamayışı bir politika dersidir.
Bugün TBMM'de görüşülecek olan "Kıyak Emeklilik Kanun Teklifi'ni"
Mumcu'nun verdiği ders ışığında tartışmak daha anlamlı olabilir.
Kıyak
emeklilik, ilk kez 1986'da çıkarılan yasaya verilen isimdir.
Bu yasa, milletvekillerine inanılmaz emeklilik olanakları sağlıyordu.
Örneğin...
Yeni milletvekili seçilen birisi, geçmişe dönük gayri ciddi ve sözde çalışma
belgeleriyle(!) bile borçlanabiliyor ve en üst dereceden emekliliğe
hak kazanabiliyordu.
Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, bu yasayı Anayasa Mahkemesi'ne
göndermişti.
Sonuç: İptal...
Eşitliğe aykırı
Gerekçeye göre...
Yasa, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıydı.
Örneğin...
Geçmişe dönük resmi belgenin olmayışı... Devlet memurlarında aranan kıdem,
eğitim, gösterge ölçütlerinin bulunmayışı... Devletten emekli maaşı alanların
gene devlet görevi olan milletvekilliğinden de maaş almaları v.s.
Anayasa
kararları, gerekçeli kararlar yayınlandıktan 3 ay sonra
yürürlüğe
girdiği için, iptale rağmen kıyak emeklilik, eskilerle birlikte
4600
kadar
milletvekiline ve ailesine uygulanmıştı.
Yeni seçilen Meclis için 1988 ve 1990'da... Ve daha
sonraki yıllarda böyle başka yasalar daha çıkarıldı.
Örneğin 33 yaşını dolduran milletvekili emekli olabilecekti.
Anayasa
Mahkemesi hepsini iptal etti.
İptaller ve yeni yasalar döngüsü, 8 kez tekrarlandı.
Amaç, milletvekili emekli aylıklarının ödenmesinde, iptal kararları nedeniyle
duraklama olmasını önlemekti.
Çünkü...
Adnan
Kahveci'nin başvurusuyla Danıştay, tüm milletvekili emeklilik
ödemelerini durdurmuştu.
Ama...
Alın teriyle, en üst dereceden emekliliği hak etmiş 1200 kadar eski
parlamenter bile, 3 aylıklarını alamaz hale gelmişlerdi.
Artık 9. yasadayız.
Zamanla yasalar nispeten düzeldi.
Son yasa teklifinde temsil ödeneği ve örtülü Hazine kaynağı
kullanan TBMM Emeklilik Fonu gibi sakatlıklar dışında, kamuoyundaki
tepkiler ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının gerekçeleri dikkate
alınmakta.
Emeklilik için daha makul koşullar öngörülüyor.
Milletvekili seçilenler, ancak daha önce sosyal güvenlik kurumlarına gerçekten
emeklilik ödemeleri yapmışlarsa, Emekli Sandığı ile irtibatlandırılıyorlar.
Yasal süreler gözetiliyor.
Sonuç
1-
Milletvekillerinin
ve emekliliklerinin belirli bir maddi düzeyin altına düşmesini istemeyiz.
2-
Anayasa Mahkemesi'nin son kararı dikkate alınarak, yeni kanun teklifinde
YÖK, Rekabet Kurulu ve Yüksek Hakimler gibi süreli olarak
seçilmişler de, aynı demet içinde yer alıyorlar.
Ancak yüksek hakimlerin temsil ödeneklerinin Bakanlar Kurulu kararına
bırakılması, yargıyı, yürütmeye bağımlı hale getirmek kuşkusu vermekte.
3-
Türkiye'de depremzedeler en zor koşullarda yaşam savaşı verirken, kamu
vicdanında tepkiler yaratabilecek böyle akçalı ve bazı hükümleriyle rahatsız
edici imtiyazların ekspres hızda Meclis'e getirilmesi yanlıştır.
4-
Medya, bunları ortaya koyarken, siyasetçi düşmanlığı yapıyor değildir.
Medya, ihtilal yönetimlerinde ve darbe tehlikesi yaşanan dönemlerde demokrasiye
dönülmesinin, seçimlerin yapılmasının, Parlamento kapılarının açık
olmasının mücadelesini hapse girmek ve kapatılmak pahasına yapmıştır.
Biz, Parlamento'nun itibarını da korumaya çılışıyoruz.
Öte yandan...
DSP
ve DYP'nin bugün "HAYIR" oyu kullanacaklarını açıklamaları
da mı medyanın sorumluluğu?
Yazara
E-Posta: gcivaoglu@milliyet.com.tr
SABAH
GAZETESİ - 18 ARALIK 1999
Kıyak toplum!
GÜNGÖR
MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )
Demokrasinin faziletini kanıtlayan
güzel bir gelişme oldu dün. Milletvekillerine kıyak emeklilik suya düşüyor.
Parlamenterlere parasal
ayrıcalık sağlama amaçlı 8 yasa, daha önce Anayasa Mahkemesi'nden geri
dönmüştü.
Bu defa "temsil ödeneği"
adı altında maaşlara 350 milyon lira ekleyen bir öneri, meclis komisyonundan
gizlice ve jet hızıyla geçirildi.
Kıyak yasayı tezgâhlayanlar,
dokuzuncu iptale karşı "Şark kurnazlığı" diye tanımlanabilecek bir tedbir
almışlardı:
Yasa 350 milyon liralık
ödeneğin mevcut parlamenterler ve emekli parlamenterler yanında yüksek
yargı üyeleri ile üst rütbeli komutanlara, ayrıca tavandaki bürokratlara
da verilmesini hükme bağlayacaktı.
Yani kanunu iptal etmesi
muhtemel Anayasa Mahkemesi üyeleri öneriyi hazırlayan cin fikirliler tarafından
"motive" edilirken, onlar üstünde etkili olacak güçlü bir "baskı grubu"
da örgütlenmişti.
Medyanın tertibi açığa
çıkarması kamuoyunu, kamuoyunun tepkisi de bazı milletvekillerini ve partileri
harekete geçirdi.
DSP İstanbul Milletvekili
Erol Al dün, yapılanın "şerefsizlik" olduğunu söyledi. Öneriyi getirenlerden
üç milletvekili imzalaını geri aldılar. Ecevit ve Bahçeli yaptıkları görüşmeler
ardından teklife ret oyu verilmesini kararlaştırıp grup yöneticilerini
ikna ettiler.
Gelişme, milli vicdana
tercüman olan sivil toplumun zaferidir. Demokratikleşme kâğıt üstünde değil
önce ruhlarda ve zihniyette gerçekleşmeli.
Bu aydınlanmayı hayata
geçirecek yeteneğin toplumda var olduğunu görmek, daha adil, daha temiz
bir geleceğin müjdesidir.
Yürek ve iyi niyet
İstanbul Emniyet Müdürü
Özdemir aradı ve iddiaların aksine Çakıcı'yı sorgulamak için izin istediklerini
bildirdi.
Bu başvuruyu DGM Başsavcılığı'na
ve Bakırköy Başsavcılığı'na yapmışlar.
Onlardan da Adalet
Bakanlığı'nın gönderdiği talimata uygun olarak "Çakıcı hemen cezaevine
konulacak. Polise sorgu yaptırmamız hukuka uygun değil" cevabı verilmiş..
Gel de "Kanun diye,
kanun diye kanun tepelendi" diyen şaire hak verme..
Boş geçen derslerine
öğretmen istemek için dövizlerle yürüyüş yapan 13 yaşında 6 çocuğu 18'er
ay hapis istemiyle mahkemeye çıkarırken devleti çetelerden arındıracak
bilgilere ulaşmakta bu kadar isteksiz davranan adalete gel de güven..
Adalet Bakanlığı "Çakıcı'ya
bazı soruları burada soramam" diyor.
Demek sorulacak bazı
sorular var.
O zaman niçin Fransa'dayken
sorulmadı?
Hem Türkiye'de soramayacağını
düşünüyor, hem Fransa'da sorma hakkını terkediyor.
Adalet Bakanı Türk
halkını ikna edecek bir açıklama yapmak zorundadır.
Fransa, çetelerden
kurtulmamıza yarayacak bilgilere ulaşmanın engeli olamaz.
Hukuk da, akıl da izin
vermez buna.
Bu suç da idamlık olmadığına
göre hükümet -çok gerekliyse- Fransa ile bir uzlaşmayı mutlaka sağlayabilir.
Tabii çetelerin üstündeki
örtüyü kaldıracak iyi niyet ve yürek varsa!
HÜRRİYET
GAZETESİ - 19 ARALIK 1999
Ayrıcalık
dönemi bitiyor
Oktay EKŞİ
Bizim şu kör topal demokrasimiz bile
bakın yeri gelince ne kadar işe yarıyor...
Gazetelerde bir süredir ‘‘kıyak
emeklilik’’ diye nitelendirilen bir mesele var...
Yazılısıyla sözlü ve görüntülüsüyle
bütün basın, Meclis'e ağır eleştiriler yöneltiyor:
‘‘Siz bir yandan ‘deprem' gerekçesiyle
halktan yeni vergi alacaksınız, öte yandan eski ve yeni milletvekillerine
ayrıcalık sağlamaya çalışacaksınız. Bu olur mu?’’ diye soruyor.
İtirazların, tepkilerin hem haklı yanı
var hem de abartıldığı doğru.
Haklı yanı var, çünkü deprem gerekçesiyle
halktan yeni vergi istediğiniz, herkesi ve her kurumu tasarrufa yönlendirdiğiniz
bir sırada tutar da milletvekillerine ayda 360 milyon TL tutarında tazminat
ödenmesini öngören bir öneriyi Meclis’e sunarsanız, kıyamet kopar.
Hele öneriyi Meclis'e gizlice sunup,
komisyondan bir gece yarısı geçirirseniz yani suçluluk psikolojisi içindeymiş
gibi yaparsanız, hem dikkatleri çeker, hem de kuşku uyardırırsınız.
Nitekim öneri işte bunu yaptı.
Gerçi öneri sahipleri yaptıklarını
savunuyorlar. Örneğin, ‘‘Bu tazminat yeni bir şey değil. Ancak Anayasa
Mahkemesi söz konusu tazminatın emekliler arasındaki eşitlik ilkesine aykırılığı
nedeniyle yasayı iptal etmişti. Şimdi 7200 gösterge üzerinden makam tazminatı
almaya hak kazanmış bütün üst düzey bürokratlara, örneğin müsteşarlara,
generallere, büyükelçilere, rektör ve dekanlara, Yargıtay, Danıştay ve
Anayasa Mahkemesi üyesi gibi Yüksek Yargı Kurumu mensuplarına da aynı tazminatın
verilmesi öngörülüyor. Böylece eşitsizlik gideriliyor’’ diyorlar.
Tezin sosyal devlet ilkesine uygunluğu
savunulamaz, ama bize kalırsa sırf hukuk açısından doğrudur.
Sosyal hukuk devleti ilkesine aykırılığı,
devletin öteki emeklileri perişan halde ortada bırakırken sırf belli bir
kesime ayrıcalık sağlamasıyla sabittir.
Kamuoyunun şiddetli tepkisinin kaynağı
da budur. Nitekim bu yüzden önerinin görüşülmesi askıya alınmış bulunmaktadır.
Esasen demokrasi adına sevindirici olan da kamuoyunun sonucu bu
yönde etkilemiş olmasıdır.
Bize kalırsa bu olay, önemli mesajlar
içermektedir. Örneğin, Türkiye'de ‘‘ayrıcalıklı olma’’ döneminin
kapanmakta olduğunu göstermektedir. O nedenle her birimiz, kendi etki alanımızda
böbürlene böbürlene ‘‘Ben memurum o yüzden ayrıcalıklıyım; ben askerim
o yüzden ayrıcalıklıyım; ben gazeteciyim o yüzden ayrıcalıklıyım; ben yargıcım,
ben polisim o yüzden ayrıcalıklıyım ve ben milletvekiliyim o yüzden ayrıcalıklıyım’’
demekten
vazgeçeceğimiz günün gelip çattığını görmeliyiz.
Sadece onu değil... ‘‘Çağdaş’’lığın
yolunun bu olduğunu da bilmeliyiz.
(16.12.1999)
  |