Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
Yasa teklifi
 METİN
 NE ÖNGÖRÜYOR
 
Tepkiler
RADİKAL  MİLLİYET
HÜRRİYET  SABAH 
Köşe yazıları
M.Yılmaz: Ödlekler meclisi (m küçük) 
E.Çölaşan: Yapmayın, yapmayın 
G.Mengi: Yapmayın, ayıp
M.Yılmaz: Anayasayı ihlale tam teşebbüs 
B.Coşkun: Oyumu geri isterim
F.Bila: Personel reformu
M.Yılmaz: Türkiye özel bir şirket olsaydı
İ.Solak: Dandy'den kıyak emekliliğe
D.Sazak: Kıyak emeklilik
G.Cıvaoğlu: Mumcu TBMM medya 
G.Mengi: Kıyak toplum 
O.Ekşi: Ayrıcalık dönemi bitiyor

''KIYAK EMEKLİLİK''

''Kıyak Emeklilik'' yasa teklifi ile ilgili olarak 
gazetelerde yer alan köşe yazıları...
(yazılar tarih sırasına göredir) 


RADİKAL GAZETESİ - 16 ARALIK 1999

Ödlekler meclisi (m küçük)

mehmet.yilmaz@radikal.com.tr
Kadim dostumuz Hermann Hesse şöyle diyor: Halkının başarması gereken işlerden, bulunması gereken özverilerden ve savuşturması gereken tehlikelerden kendini uzak tutan biri ödlek sayılır.
Canım Türkiyem'in milletvekilleri biliyorsunuz kafayı kamuoyunun kısaca 'kıyak emeklilik' dediği işe takmış bulunuyorlar. Azmin böylesinin gözyaşartıcı olduğunu hemen söylemeliyim. Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi bu 'kıyak emeklilik' işini tam 8 (yazıyla: sekiz) kere iptal etmişti.
Radikal'in ortaya çıkardığına göre (dünkü Radikal'in manşet haberi) aynı oyun şimdi dokuzuncu kez tezgâha konmuş bulunuyor. Kamuoyunun tepkisi tahmin ediliyor olmalı ki girişim büyük bir gizlilik içinde yürütüldü. Meclis'in günlük çalışmaları içinde gösterilmeyen teklif komisyonda gizlice kabul edildi ve TBMM Başkanlığı'na aynı gizlilik içinde sunuldu. Bu süre içinde tasarı komisyon başkanının özel kasasında saklandı ve toplantıdan önce komisyon üyelerine 'kişiye özel' gizlilik derecesi taşıyan zarflar içinde sunuldu.
Ama görüyorsunuz ki ayaklarına Radikal dolaşmış bulunuyor. Gizlilik işe yaramadı, foyaları ortaya çıktı.
Sekiz kere ağızları yanan milletvekillerimiz bu kez yoğurdu üfleyerek yiyorlar. Tasarıya Anayasa Mahkemesi üyelerini ilgilendiren bir hüküm de eklenmiş bulunuyor. Parlak zekâya ve ahlaksızlığın vardığı boyuta bakın! Türkiye'nin en yüksek yargıçlarına aba altından sopa gösteriliyor. "Bizi yakarsanız siz de yanarsınız" deniliyor.
'Ahlaksız teklif' bununla da kalmıyor. Kıyak emekliliğin kapsamı genişletiliyor ve böylece kamuoyunda oluşacak tepkiye karşılık yandaş kazanılmaya da çalışılıyor.
Bunun pratik sonucu sosyal güvenlik sistemimizin sırtına yeni ve ağır bir yükün bindirilmesi oluyor.
Daha birkaç ay önce sosyal güvenlik sistemimiz batıyor feryatları arasında işçinin, memurun hakları kısıtlanmamış mıydı? Böyle bir perhizin üzerine bu iş şimdi lahana turşusu yemeye benzemiyor mu?
Yazımın başındaki Hermann Hesse'nin sözünü şimdi bir kere daha okuyun.. Halkının gösterdiği fedakârlıklardan kendini uzakta tutmaya çalışanlara ne ad veriliyor?
Boşa yapılmış bir çağrı olduğunu biliyorum ama yine de usulen tekrarlıyorum: Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz, Recai Kutan beyler ve Tansu Çiller hanım bu konuda ne düşünüyorlar? Gizli kapaklı dalaverelerle TBMM'nin manevi şahsiyetini ayaklar altına alma girişimi karşısında tavırları ne olacak? Partilerinin komisyondaki üyelerinin bu tavırları karşısında ne hissediyorlar?



HÜRRİYET GAZETESİ - 16 ARALIK 1999
 


 Yapmayın, yapmayın! 


 

Emin ÇÖLAŞAN

Meclis'te sessiz sedasız, itirazsız, gürültüsüz patırtısız bir komisyon veya genel kurul çalışması görürseniz, hatta kulislerde ve içeride birbiriyle çaktırmadan fiskos ve işbirliği yapan milletvekillerine rastlarsanız, bilesiniz ki kendilerine bir yerden avanta çıkarmak üzereler! 

Bu çalışmalar her zaman sessizce sürdürülür, kapalı kapılar ardında ve en kısa zamanda hedefe ulaşılır!.. 

Ve kıyak bir zam gelir! 

Şimdi de aynı şey yapılıyor. Bilmem kaçıncı kıyak emeklilik yasası birkaç gün sonra huzurlarınızda olacak! 

Bu yasalar 1984 yılından bugüne kadar tam 17 kez gündeme gelmiş. Bunların sekiz tanesini Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, dokuz tanesini de cumhurbaşkanları veto edip geri göndermiş. 

Ama bizim anlı şanlı milletvekillerimiz bıkmadan, yılmadan usanmadan yeni kıyaklar peşinde. 

İşin kulislerdeki örgütçüsü de, Zeki Çeliker isimli eski bir milletvekili. Yani emekli milletvekili maaşı alan biri. 

Türkiye'de en avantalı işlerin başında bir kez olsun milletvekili seçilmek gelir. Günümüzün parasıyla net 1 milyar 850 milyon lira maaş alırsınız. Lojman beleştir, telefon ve saire gibi çok önemli ayrıcalıklar vardır. 

Ayrıca ister ‘‘muvazzaf’’, ister emekli milletvekili olun, sizin ve ailenizin bütün sağlık harcamaları devlete aittir. 

Hele bu sağlık olayı öylesine yozlaşmıştır ki, vatana ihanet edip yurtdışına kaçan eski milletvekillerinin aileleri bile bu işten tıkır tıkır yararlanır. 

Lojman olayı da öyledir. Adamların bazıları lojmanlara zamk gibi yapışır, bir türlü söküp atamazsınız. Milletvekili seçilemez ama lojmandan çıkmaz. 

Dahası, mahkeme kararıyla mahkûm olan, yurtdışına tüyen Refah'İbrahim Halil Çelik gibilerin aileleri bile halen milletvekili lojmanında bedava tarafından oturmaya devam eder. 

Önümüzdeki günlerde Meclis'e gelecek yasa teklifine şimdi bir bakalım. Bu yasa, sadece emekli milletvekilleri ile ilgili. Ancak bu kez bir cinlik yapılıyor ve hadise Cumhurbaşkanı veya Anayasa Mahkemesi'nden bir kez daha dönmesin diye, işin içine örneğin yargı mensupları da dahil ediliyor. 

Bu konuya bakacak olan Anayasa Mahkemesi mensupları dahil! 

Yani milletvekilimizin vekilleri şu mesajı vermeye çalışıyorlar: 

‘‘Bunu kendimiz için yapıyorsak namerdiz! Başkalarını da kapsıyor.’’ 

Şu anda bir milletvekilinin aldığı emekli maaşının kaç para olduğunu biliyor musunuz? 

Maaş ve tazminat olarak söyleyeyim: 

Maaş olarak üç ayda bir toplam 1 milyar 545 milyon Törkiş lira. Yani ayda net 515 milyon. 

Buna bir de her ay ödenen 275 milyon Törkiş lira tazminatı da ekleyin. 

Etti mi size 790 milyon! 

Bugünkü para bu kadar. Kişiye göre biraz değişebilir. 

Şimdi yeni tasarı kabul edildiği takdirde, 1 milyarı geçecek. 

İnsaf! Türkiye'de bu parayı alan ikinci bir emekli kesimi var mı? Elbette yok. 

Bugün ülkemizde en yüksek sigorta emekli maaşı 150 milyon lira. Yani yasa kabul edildiği takdirde, bir emekli milletvekili ile en yüksek maaşı alan emekli işçi arasında yaklaşık 10 kat fark olacak. Bu durum akılla, vicdanla, hukukla, eşitlik ilkesiyle bağdaşır mı? (Emekli Sandığı, SSK'ya oranla biraz daha yüksek emekli maaşı veriyor.) 

Milletvekillerine bugün ödenmekte olan emekli maaşı, bir aileyi bir ay boyunca rahat rahat geçindirir. Bir de buna zam geldiğini, rakamın 1 milyar'ı aştığını düşünün. Epeyce ayıp olur. 

Ayıp olmanın ötesinde, bu hadise kamuoyunda büyük tepki yaratır. 

Ankara'dan A. Hamit Serhatbeyi dün TBMM Başkanlığı'na faks çekmiş, bir örneğini de bana göndermiş: 

‘‘Emekli lise öğretmeniyim. 25 yılda 10 bin öğrenci mezun ederek bunlara iş ve aş sağladım. Yaptığım işin önemini devlet büyüklerimiz her 24 Kasım öğretmenler gününde belirtirler! 

Şimdi çıkacak olan kıyak emeklilik yasasında herhalde bir dalgınlık sonucu unutulduğumuzu gördüm! Yararlanmak için gereğini arz ederim.’’ 

Şimdi burada, parti ayırımı gözetmeden bütün milletvekillerine sesleniyorum: 

‘‘Eğer başka kesimlerin emeklilerini düşünüyorsanız, onların maaşlarına zam getirin. Ancak onları bahane ederek kendinize kıyak sağlamaya kalkışmayın. 

Meclis aylardan beri iyi çalıştı ve saygınlığını büyük ölçüde yeniden elde etti. Buna darbe vurmayın. Ayda 60 milyon, 80 milyon emekli maaşı alan garibanlarla alay etmeyin. 

Birileri kulise geliyor, sizi yönlendiriyor ve hepiniz kendi geleceğinizi düşünüp o rüzgárın peşine takılıyorsunuz. 

Koskoca insanlarsınız. Yakışık almıyor. Yapmayın, lütfen yapmayın.’’ 



SABAH GAZETESİ  - 16 ARALIK 1999


Yapmayın, ayıp!

GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )

Anayasa Mahkemesi'nin 8 kez iptal ettiği "kıyak emeklilik" yeniden geldi ve meclis komisyondan jet gibi geçti.

 Haber kamuoyundan büyük tepki aldı.

 Sivil toplum örgütleri medya kuruluşlarına protesto mesajları yağdırıyor.

 Yasa teklifi, emekli milletvekillerine 360 milyon lirası "temsil tazminatı"ndan olmak üzere 1 milyar liraya yakın aylık sağlayacak.

 Parlamenterler Birliği'nin ANAP Milletvekili Nizamettin Sevgili'ye hazırlattığı yasa teklifi, bu kanun da öncekiler gibi Anayasa Mahkemesi'nden dönmesin diye ilkel kavimlere özgü bir tuzak içeriyor.

 Radikal gazetesi buna "rüşvet" demiş..

 Yasa teklifinde kat sayıya göre her yıl yükselecek olan bu 350 milyon liralık "temsil tazminatı"nın, milletvekilleri ve emekli parlamenterler yanında Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay üyeleri ile birinci sınıf hakim ve savcılara, yüksek rütbeli subaylara, genel müdür, müsteşar ve müsteşar yardımcılarına da ödenmesini öngörülüyor.

 Şaşılacak bir şey..

 Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde soygun ve ayrıcalıkların sona ereceği umutları, daha dördüncü gününde meclis tarafından torpilleniyor.

 Haklının değil güçlünün kazandığı bu düzenin kolay yıkılmayacağını, suçluların telâş ve utancı içinde gizli kapaklı iş çeviren milletvekillerimiz ispat ediyor.

 Asıl rezalet şudur: Haksız bir kazancın peşinde koştuklarını biliyorlar, mahkemeden geri döneceğinden eminler.

 Ve yargı denetimini belki menfaatle satın alabiliz diye çirkin bir oyun oynuyorlar:

 Önce yüksek yargıçları, sonra onlar üstünde manevi cebir uygulayacakları hesabıyla yüksek rütbeli askerleri ve üst düzey bürokratları bu menfaate ortak ediyorlar.

 Milletvekilleri, bu milletin kendilerine verdiği onurun değerini bilmeli ve ona lâyık olmalı.

 "Bal tutan parmak yalar" küçük hesapları meclisi tahkirdir ve Anayasa'yı manevi cebirle ihlâl suçudur.

 Akılları yetmiyorsa vicdanları bu gerçeği görmeli!

 Aydınlık için..

 Globalizm, pek çok alanda olduğu gibi hukuk normlarında da dünya ile bütünleşme mecburiyetini getiriyor.

 Bunu yapmadığınız zaman "adalet"i feda ediyorsunuz. "Adalet devletin temeli" olduğuna göre devleti tahrip ediyorsunuz.

 Alaattin Çakıcı'nın bir çoğu idamlık yığınla suçu var. Fakat Fransa onu bize şartlı iade etti. İdamlık suçları için Türk adaleti ona hesap soramayacak ve ceza veremeyecek.

 İki "küçük dava"dan alacağı cezaları çektikten sonra cezaevinden çıkacak.

 "Türkiye'de adalet var mı, yok mu?" sorusu tabii önemli.

 Ama daha önemli olan, devleti ve siyaseti çürüten karanlığın dağılmasıdır. Haşerat aydınlığı sevmez ve bunlardan kurtulmamız için Çakıcı'nın konuşması gerekiyor.

 Aksi takdirde, İçişleri Bakanı Tantan'ın sözünü ettiği "Önünde saygıyla düğme iliklenen" karanlık insanlar bu ülkenin kaderine hükmetmeye devam edecekler.

 On beş yıldır uygulamadığımız idam cezasında inat uğruna çocuklarımıza niçin karanlığa mahkum edelim?




RADİKAL GAZETESİ - 17 ARALIK 1999

Yemininizi hatırlayın!

Anayasa'yı ihlale tam teşebbüs

mehmet.yilmaz@radikal.com.tr
Başbakan Bülent Ecevit dün milletvekillerinin kıyak emekliliği ile ilgili olarak gazetecilerin sorduğu soruya şu yanıtı verdi: "Artık yürürlüğe girdi. Ben olup bittikten sonra haber aldım, başka bir şey eklemek istemiyorum."
FP Genel Başkanı Recai Kutan da, "Teklifi henüz incelemedim. Yorum yapmak istemiyorum" dedi.
FP Grup Başkanvekili Bülent Arınç da (Doğrusu bu Meclis'te böyle bir sözü en son söyleyecek milletvekilinin Arınç olacağını tahmin ederdim.), "Bir milletvekili bir haber spikeri kadar, bir şirketin pazarlama müdürü kadar maaş alamıyor" dedi.
Hatırlayacaksınız DYP Genel Başkanı Tansu Çiller de önceki gün, "Hele bir Meclis'e gelsin, bakarız" anlamına gelen sözler söylemişti.
Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli'nin kıyak emeklilik konusunda neler diyeceklerini de merakla bekliyoruz.
Başbakan'a hatırlatmak isterim ki 'artık yürürlüğe giren' herhangi bir şey yok. Aynı şekilde 'olup biten' herhangi bir şey de yok. Şu anda TBMM'de 'Anayasa'yı ihlale tam teşebbüs' durumu var ve iktidar sahipleri isterlerse Anayasa'ya aykırılığı sekiz kere kanıtlanmış bir yasanın çıkmasını önleyebilirler.
Recai Bey'in ifadesinden bu ahlaksız teklife pek de karşı olmadığı sonucunu çıkarıyorum. Grup Başkanvekili Arınç'ın sözleri de bu kanaatimi güçlendiriyor: FP kıyak emeklilik konusunda kıvırtıyor.
Arınç'a hatırlatmak isterim ki özel sektör çalışanlarının ne kadar maaş aldıkları sadece o maaşı ödeyen patronları ilgilendirir. Patron hesabını yapar ve ödeyebileceği rakamı öder. Bizim fakir bir millet olarak milletvekillerimize ödeyebileceğimiz bu kadar. Beğenmeyen basar istifayı, becerebiliyorsa bir şirkette pazarlama müdürü veya haber spikeri olur. Ayrıca maaş hesabına şunları da eklemeleri yerinde olur: Yakınlarıyla birlikte yurtdışı tedavi dahil bütün sağlık harcamaları, indirimli telefon ve ulaştırma hizmetleri, lüks lojman, kamu kuruluşlarının misafirhane ve tatil imkânlarından ucuza yararlanma olanağı, neredeyse TBMM'nin yarısına makam otomobili, benzini, şoförü vs..
Şu anda Türkiye'nin Meclis'i varlık sebebini ve yasama gücünü aldığı Anayasa'yı ihlale yönelmiş bulunuyor. Anayasa'yı bilerek ihlal edenlere ne yapılacağı ceza yasamızda yazılı. Yasama dokunulmazlığı Anayasa'yı ihlal hakkını kimseye vermiyor, bu hatırlanmalı. Hukukun üstünlüğünü koruyacaklarına yemin eden milletvekillerinden bu yeminlerine sadık kalmalarını ve sekiz kere verilmiş yüksek yargı kararını yok saymamalarını beklemek en doğal hakkımız.
Öte yandan aynı şeyi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den beklemek hakkına da sahibiz. Cumhurbaşkanımız, yeminini hatırlamalı ve sekiz kere Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş bir yasa, karşısına hangi kılıkla gelmiş olursa olsun veto hakkını kullanmalı. Meclis'in cumhurbaşkanlığı seçimini bu konuda bir 'şantaj malzemesi' gibi kullanmasına göz yummamalı.
Arkadaşlarımızın anlattıklarına göre 'kıyak emeklilik' Bütçe Plan Komisyonu'nda görüşülürken uyanık bir milletvekili bu haklardan bir yolunu bulun basın mensuplarını da yararlandırmayı teklif etmiş. Amacın ne olduğu açık: Onlara da bir parmak bal çalarsak seslerini keser, otururlar. Ama belli ki yolu bulamamışlar. Bulabilmiş olsalardı da bir şey değişmezdi. Böyle bir rüşvetle ne Anayasa Mahkemesi ve yüksek yargı üyelerini satın alabilirler ne de gazetecileri.
Zaten onlar da bunu biliyor olmalılar ki çok bilinen bir başka yöntemi deniyorlar: Basına sansür..
Yeni sansür tasarısına göre TBMM'yi 'yıpratıcı' yayın yapanlara ağır cezalar getirilecek. Bu da boşuna çaba.. Birincisi, TBMM'yi böyle ahlaksız tekliflerle yıpratanlar biz değiliz.. İkincisi, biz ne ceza tehditleri gördük.. Bununla da bizi korkutup susturabileceklerini zannetmesinler. Susmayacağız. TBMM'nin itibarını içindeki milletvekillerine rağmen, ceza tehditlerine rağmen korumaya devam edeceğiz. Hodri meydan!



HÜRRİYET GAZETESİ - 17 ARALIK 1999


 Oyumu geri isterim...


 
 

Bekir COŞKUN

Bence bu Meclis, Cumhurbaşkanı'nı seçemez... 

Çünkü kıyak emeklilik ve bu avantayı almak için Anayasa Mahkemesi üyelerine öngördükleri rüşvet, bu Meclis'in iradesinin nasıl işlediğini ortaya koydu... 

Toplumdan bu kadar kopmuş, toplumunu bu denli terk etmiş ve toplumu tarafından bu kadar reddedilen bir Meclis, toplum adına hiçbir karar alamaz. 

Kanun da yapamaz... 

Denetim de... 

Bir Meclis düşünün: 

Sekiz kez Anayasa Mahkemesi tarafından ‘‘Anayasa'ya aykırı’’ bulunup reddedilen, kendileri için bir avanta yasasını, medyadan ve toplumdan gizlemek için, dokuzuncu kez kapalı zarflar içinde el altından yeniden geçirebiliyor. 

Anayasa Mahkemesi bu sefer reddetmesin diye de Anayasa Mahkemesi üyelerini avanta kapsamına alıyor. 

Böyle bir ulusal Meclis olmaz. 

O koca bina, avantanın gizli gizli, yasalara, ahlaka ve vicdana aykırı biçimde paylaşıldığı bir yer haline gelmişse... Sokaktaki insanlar televizyon ekranlarında o Meclis'tekilere hakaretler yağdırıp aşağılıyorlarsa... O Meclis'i oluşturanlar toplum vicdanında mahkûmsa... 

O Meclis yine de toplum adına kararlar verebilir mi?.. 

Dün telefonla arayan gerek Anayasa Mahkemesi mensupları, gerek yüksek yargıçlar, gerekse generaller, kendilerinin de rüşvet verir gibi avanta kapsamına alınmalarını reddedeceklerini söylediler. 

Çünkü onlar şerefli insanlar. 

Sokakta yürüdüklerinde insanların yüzüne utanmadan-sıkılmadan bakmak istiyorlardır. 

Yarısı yıkılmış ülkenin insanları, bir tas sıcak çorba için, yarı çıplak yağmur altında kuyruklarda titreyerek beklerken, 71 trilyonu paylaşmaya kalkan bir Meclis ile asla aynı kefeye girmemenin erdemini gösteriyorlardır. 

Ben bu Meclis için kullandığım oyumu geri alıyorum. 

Herkes oyunu geri istesin. 

Hiç olmazsa yakanıza ‘‘Oyumu geri isterim’’ diye küçük káğıtlar iliştirin. 

Bu ülke AB adaylığının ilk günlerinde, toplumsal tepkisini göstererek çağdaş dünyaya layık olduğunu da ilk kez göstermelidir. 

Oturup yakınmak yetmez. 

Uygar-uyanık-erdemli bir toplum için bir adım...




MİLLİYET GAZETESİ  - 17 ARALIK 1999


Personel reformu

     Komisyondan geçen ve emekli milletvekillerini de kapsayacak şekilde üst düzey kamu görevlilerine emekliliklerinde ödenmesi öngörülen "temsil tazminatı"na ilişkin yasa teklifine girmeden önce, kamuda "maaş çarpıklığı"na ilişkin bazı örnekler verelim.
       Bugün en yüksek devlet memuru olan Başbakanlık Müsteşarı'nın maaşı 650 milyon liradır. Yine en yüksek devlet memurları arasında sayılan bir genel müdürün maaşı ise 450 milyon lira. Yeni işe giren en düşük devlet memurunun maaşı ise 113 milyon lira.
       Oysa, kamuda maaş skalası üst ve alt sınırları gerçekte böyle değil.
       Örneğin, kamu görevlisi olarak Borsa Başkanı 2.5 milyar lira, SPK, RTÜK ve Rekabet Kurulu başkanları ise 2 milyar liraya yakın maaş almaktadırlar.
       O zaman şu soru ister istemez gündeme geliyor, devletin en yüksek memuru Başbakanlık Müsteşarı mıdır, yoksa Borsa Başkanı mı?
       Kanuna bakarsanız Başbakanlık Müsteşarı, maaşa bakarsanız Borsa Başkanı. Sonra SPK Başkanı, RTÜK Başkanı, Rekabet Kurulu Başkanı...
       Başbakanlık Müsteşarı da, bakanlık müsteşarları da bugün bir SPK uzman yardımcısının altında maaş almaktadırlar. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
       Üst düzey arasındaki maaş uçurumu yetki - sorumluluk ekseninde dikey ve yatay eşitlikten çok uzaktır.
       Bu uzaklık alt düzey memur için de geçerlidir.
       İşe yeni giren bir mühendis 210 milyon maaş alıyor. 30 yıllık mühendis de 244 milyon lira. 30 yıllık emeğin farkı 24 milyon lira. İşe yeni giren bir doktor 230 milyon lira alıyor. 30 yıllık doktor 261 milyon lira. Ve en alt seviyede işe yeni giren ilkokul mezunu memur 113 milyon lira alıyor, 30 yıllık memur 122 milyon lira. 30 yıllık kıdemin karşılığı 9 milyon liralık bir fark.
       Üst düzeyde olduğu gibi alt düzeyde de ne dikey eşitlik var, ne yatay...
       Bu dengesizliğin kaynağı büyük ölçüde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu. Bu Kanun, işlevini çoktan yitirmiş durumda.
       Şimdi bu durumu ortadan kaldırmak amcıyla, 2000 yılının ilk yarısında devreye girecek yeni düzenlemeler ve köklü bir personel reformu çalışması yapılıyor. Reformda neler yer alacak?
       Kamu iş tanımları yeniden yapılacak, istihdam statüleri azaltılacak, yetki -sorumluluk yeniden belirlenecek, dikey ve yatay adaleti sağlayacak şekilde kadrolar ve maaşlar yeniden düzenlenecek. Maaş uçurumları bu yolla giderilecek. İşlevini yitirmiş yasa ve kararnameler ayıklanacak.
       * * *
       EMEKLİ milletvekillerini kapsayacak şekilde emekli üst düzey kamu görevlileri için öngörülen "temsil tazminatı"na ilişkin yasa teklifine gelince. Bu teklife gösterilen tepki de büyük ölçüde personel rejimindeki çarpıklıklardan kaynaklanıyor. Rejimi içinden çıkılmaz hale getiren de zaten çeşitli zamanlarda bazı görevler için getirilen ek düzenlemeler. Bu açıdan bakıldığında yapılan eleştiriler yerindedir. Ayrıca, milletvekillerinin böyle bir teklifi "kapalı zarf" yöntemiyle, basından ve kamuoyundan saklayarak komisyondan geçirmeleri de büyük bir yanlıştır. Hele Emekli Sandığı, SSK ve Bağ - Kur'un verdiği emekli maaşları ortadayken, emeklilik koşulları zorlaştırılmışken, genel düzenleme yerine özel bir düzenlemeye gitmek kamu vicdanını rahatsız etmiş durumdadır.
       Yasa teklifinin içeriğine gelince...
       Olay şudur: Milletvekillerine emekli olduklarında "yasama tazminatı" adı altında ödenen 288 milyon liralık tazminat Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Yüksek Mahkeme'nin gerekçesi, bu ödemenin Emekli Sandığı iştirakçileri arasında eşitsizlik yaratmasıdır. Sadece milletvekillerine böyle bir ödeme yapılmasını, kamuoyunda bilinen ifadesiyle "kıyak" olarak nitelemiştir. Bu karar elbette isabetlidir.
       Şimdi yapılan Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçeleri doğrultusunda, temsil niteliği olan üst düzey kamu görevlilerini de kapsayacak şekilde yeni bir tazminat düzenlemesidir. Bu düzenlemeden milletvekilleri, generaller, yüksek yargı organı başkan ve üyeleri ile müşteşarlar ve rektörler yararlanacaktır. Tazminatın miktarının ise 360 milyon lirayı aşmayacak şekilde Bakanlar Kurulu'nca saptanması öngörülmektedir. İptal kararı, emekli milletvekili maaşlarını 75 milyon liraya kadar düşürmüştür. Yeni düzenleme ihtiyacı buradan kaynaklanmaktadır.
       Genel personel rejimi reformunun bir parçası olarak ele alınması yerine, sadece üst düzey görevlileri kapsayacak şekilde bir düzenleme yapılması haklı olarak tepkiyle karşılanmıştır.
       TBMM'nin hassasiyet göstermesi gereken konu budur.

Yazara E-Posta: fbila@milliyet.com.tr




RADİKAL GAZETESİ - 18 ARALIK 1999
 

Türkiye özel bir şirket olsaydı

mehmet.yilmaz@radikal.com.tr
Dün vaktimin bir bölümünü telefonda geçirdim. Hatırlayacaksınız dünkü Radikal'in manşeti 'Kıyakçı kırklar' diyor ve TBMM Bütçe Plan Komisyonu üyelerinin fotoğraflarını ve telefon numaralarını içeriyordu. Bu komisyon bildiğiniz gibi kamuoyunun 'kıyak emeklilik' adını taktığı ve Anayasa'ya aykırılığı Anayasa Mahkemesi'nin 8 ayrı kararıyla kesinleşmiş yasa tasarısının kabul edilip, Genel Kurul'a gönderildiği yer.
Bazı milletvekillerimiz beni arayarak söz konusu toplantıda olmadıklarını, dolayısıyla bu yasa tasarısı ile ilgili olarak suçlanamayacaklarını söylediler.
İçlerinden sadece DSP Sakarya Milletvekili Ramis Savaş'ın itirazını haklı buluyorum. Savaş'ın raporlu olduğu için komisyon toplantılarına katılamadığını atlamışız, özür dilerim. Zaten Savaş da dün bir basın açıklaması yaparak Genel Kurul oylamasında tasarı aleyhine oy kullanacağını bildirmiş bulunuyor.
Öteki 'devamsız' milletvekillerine hak veremiyorum. TBMM'nin en önemli komisyonunda görev yapan milletvekillerinden her oturuma katılmalarını beklemek ve bunu talep etmek hakkına sahibiz. Eğer oturuma katılmış olsalardı ve tasarı aleyhine çalışmış olsalardı bu rezillikle Türkiye karşılaşmayacaktı. Böyle oturumlara katılmamanın yapılan işe 'zımnen' de olsa razı olmak anlamına geldiğini düşünüyorum. Aynı şekilde tasarı yasalaşırsa, o gün TBMM oturumuna katılmamış olmak da bir mazeret olmayacak. Milletvekillerimizden bu konuda da özenli olmalarını rica ediyorum.
Milletvekillerimizin kendilerini özel sektörde üst düzey görev alanlarla kıyaslamalarında da büyük bir mantıksızlık buluyorum. Hatta 'milletvekilliğinden emekli olmak' fikrinin de karşısındayım.
Her şeyden önce 'milletvekilliği' bir 'iş' midir? Belli bir süre çalışılıp, sonra emeklilik hakkı kazanılan bir 'iş' midir, yoksa 'seçimle gelinmiş bir görev' mi? Halk adına yasama yetkisi verdiğimiz milletvekillerimiz, halk kendilerinden bu yetkiyi aldıktan sonra, sanki o yetkiye hâlâ sahiplermiş gibi yaşamaya devam edebilirler mi?
Özel sektörle kıyaslama konusuna gelince: Burada işin kuralları ve bu iş için istenen bilgi, yetenek, görgü vs. bellidir. Patronların o iş için biçtiği ücreti beğenmeyen istifa eder ve gider. Bunu yapamıyorsa sesini çıkarmaz, oturur işini yapmaya gayret eder. Daha çok çalışıp patronunun gözüne girmeye, daha çok zam almaya çalışır. Bu arada kovulma ve işsiz kalma ihtimali de her zaman vardır.
Milletvekillerimiz de ücretlerini beğenmiyorlarsa ve burada patron konumunda olan millet daha fazlasını vermek istemediğine göre istifa yolu her zaman açık. İçlerinden kaç tanesinin TBMM'deki maaş ve özlük haklarını özel sektörde elde edebileceklerini doğrusunu isterseniz ben de merak ediyorum. Şöyle bir düşünün bakalım: Bizim partilerimiz örneğin Sabancı'nın bir şirketi olsaydı, kaç liderimiz 'genel müdürlük' koltuğunda oturmaya devam edebilirdi? Şirketleri batıran genel müdürlere özel sektörde ne yapılıyor, bilenler bilmeyenlere anlatsın lütfen.
Bir an için Türkiye'nin bir şirket, TBMM'nin de bu şirketin yönetim kurulu olduğunu varsayalım. Şirketi batma noktasına getiren, çalışanların ücretlerinin her yıl daha da azalmasına yol açan, hatta geçen yıl verdiği ücretin bir bölümünü bu yıl geri isteyen, şirketin itibarını düşüren, şirketi iyi yönetemeyen yönetim kuruluna ne yapılırdı?
Cevapları duyar gibiyim...



HÜRRİYET GAZETESİ - 18 ARALIK 1999

Dandy'den kıyak emekliliğe 


 
 

İsmet SOLAK

Peşin söyleyeyim, ben parlamanterlerimizin ele güne muhtaç olmadan rahat yaşayabilecek ödenek ve yolluk almalarından yanayım.

Maaş zammı ve kıyak emeklilik yasaları her dönemde, kaşla göz arasında çıkarıldığı için halkın büyük tepkisini çekiyor. Çok örneklerini gördüm.

Yıl 1976... ANKA Ajansı Parlamento Şefiyim. İsmail Cem'in TRT'den sonra çıkardığı Politika Gazetesi'nde Ahmet Tan ile aynı köşede yazıyoruz. Haber Müdürümüz, rahmetli Teoman Erel, bir gün telefon etti:

‘‘Meclis Lokantası'nın fiyat listesini alıp bir haber yap.’’

Çorba o sırada ya 50 kuruştu, ya bir liraydı. İtiraz edip, ‘‘Ben o tür haber yazmam’’ dedim. Bu tepkiyi beklemiyordu. Yakın dosttuk. Ama, önce gazeteciydik. Arayı yumuşatmak için, ‘‘Ne demek haber yazmam? Mecbursun oğlum! Ben müdürüm, sen şef’’ diye takıldı. Ben, ‘‘Yok arkadaş; iş takipçisi olmayan, komisyon almayan bir milletvekili rahat geçinmelidir’’ diyordum.

Bir başkası, bu katı tavrımı içine sindiremezdi. Teoman, dört dörtlük bir gazeteci ve usta bir yöneticiydi. İnsan sarrafıydı:

‘‘Milletvekilini kötülemek yerine sahip çıkmanı ve saygı duymanı sevdim arkadaş. Dilerim, sayın saylavlarımız da bu saygıya layık olurlar!’’

Aradan birkaç ay geçti. Bir gün Bütçe Komisyonu'nda çok önemli bir yasa görüşüldü. Tüm gazeteciler, haberi yazmak için salondan çıkıyorduk. Bir an, komisyon üyelerinin fısıltıyla bir şeyler konuştuğunu fark ettim. Bekledim...

Parti ayrımı yoktu. İmzayı atan, ‘‘Dandy geldi, dandy’’ diye gülüyordu. Şaşkın şaşkın izlerken, Komisyon Başkanı İsmet Sezgin, o babacan tavrıyla, ‘‘Hayrola İsmet? Niye bekliyorsun oğlum?’’ diye sordu.

Yine sıcaktı. Ama, sanki bir an önce uzaklaşmamı ister gibiydi. Omuz silktim ve basın bölümüne geçip oturdum. Birleşim açıldı. Teklif okundu:

‘‘1 sayılı KHK'nın ek geçici 1'inci maddesine ekli G bendinin, filanca kanunla değiştirilen falan maddesinin şu fıkrası ve...’’

Karınca duası gibi bir metindi. İsmet Abi, bana bakıp kıs kıs gülüyordu:

‘‘Teklif üzerine söz isteyen var mı? Yok! Tümünü oya sunuyorum; kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir. 1'inci madde üzerinde söz isteyen var mı? Yok! Oya sunuyorum... Kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir...’’

Yürürlük maddesi de oylandı. Birbuçuk dakikada her şey olup bitmişti. Ama, ne olmuştu? Hiç anlamamıştım. Komisyon üyeleri salondan koşuşturarak uzaklaşınca çok kuşkulandım. Maliye Bakanlığı yetkilisine yaklaştım:

‘‘Affedersiniz, bu yasanın kapsamı nedir?’’

Maliye yetkilisi kimdi biliyor musunuz? Şimdiki Maliye Bakanımız Sümer Oral! Dört dörtlük bir bürokrattı. Her şeyi anlattı. Anam, anam... Küçük dilimi yutacaktım. Mebus maaşları ikiye katlanmıştı. Teoman'ı aradım:

‘‘Dandy geldi Teoman, dandy... Mebus maaşları ikiye katlandı.’’

- Dandy nedir oğlum? Sakin ol, şunu güzelce anlat bakalım!

Anlattım... Haber manşete çıktı. Dandy ise o sırada piyasaya sürülen bir sakızdı. Radyo ve televizyonda reklamları yapılıyordu. Yasayı gizleyenler bunu parola olarak seçmişti. Teklif daha sonra, Meclis'ten iki, Senato'dan birbuçuk dakikada geçerek yürürlüğe girmişti. Bu, bir rekordu!

Özal döneminde daha beteriyle karşılaştık: Kıyak emeklilik!

33 yaşındaki genç milletvekilleri bile, ödenek ve yollukları yanında bir de emekli maaşı almaya başlamışlardı. Bu yasa, Anayasa Mahkemesi'nde dokuz kez iptal edildi. Şimdi, onuncu kez çıkarılıyor.

DSP ve MHP'lilerin seçimden önce halka verdikleri sözleri hatırlayarak utanıyorum. Şimdi gidip işçilere, memurlara, esnafa ve köylülere bunu nasıl açıklayacaklar? Ne diyecekler? Deprem bölgesine nasıl gidecekler?

Pes vallahi!




MİLLİYET GAZETESİ  - 18 ARALIK 1999


Kıyak emeklilik

     Gece yarısı çıkardığı "pijama yasaları"yla deprem vergisi salarak İstanbul dükalığının bile gözünü korkutan TBMM, "zamansız" ve "adil" olmayan son girişimiyle toplumun her kesiminin "özveriye" hazırlandığı 2000 yılı eşiğinde kendi saygınlığına gölge düşürdü.
       Kamuoyunda "kıyak emeklilik" diye bilinen yasa önerisinden söz ediyoruz.
       TBMM Plan Bütçe Komisyonu'ndan "jet hızıyla" geçirilen düzenlemeyle "emekli" milletvekilerine 360 milyon liralık "temsil tazminatı" verilmesi sağlanıyor. Öneri yasalaşırsa, 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren çoğu emekliliğine hak kazanmış parlamenterler, memur maaşlarındaki yüzde 15 artışa ek olarak Meclis'in öngördüğü "yasama tazminatı"ndan da yararlanma olanağı bulacaklar.
       Uygulama bu yönüyle "ek zam" niteliği kazanacak.
       Zaten tepkiler de bu noktada yoğunlaşıyor; seçime güle oynaya giren, adaylık için birbirini ezen, hatta ABD vatandaşlığını bile gizleyen çiçeği burnunda milletvekillerimiz; Meclis'e alışmaya başlayınca, "Hiç de fena bir iş değilmiş!" şartlanması altında geleceği planlıyorlar:
       İkinci seçimi garantileyecek şekilde çalışmak.
       Kaybetme riskini düşünerek özlük haklarını geliştirmek.
       Milletvekilliğinin sürekli bir "işkolu" olarak görüldüğü bizim parlamentomuza benzer örneklere dünyada az rastlanır!
       Anayasa Mahkemesi'nin 8 kez geri çevirdiği "kıyak emeklilik" önerisini 9'uncu kez Meclis'e getirmek, o arada "siyasi rüşvet" izlenimi doğuracak şekilde yargı mensuplarını, generalleri, üst düzey bürokratları da kapsama katmak olacak iş midir?
       Halk bu uyanıklığa nasıl isyan etmesin?
       Vekilin "geçim derdini" en iyi millet anlar ama Meclis "kıyak emeklilik" önerisiyle Anayasa'yı delmeye çalışmanın ötesinde öyle büyük zamanlama hatası yaptı ki, Türkiye'nin yüzyılın en sıkıntılı döneminden geçtiği günlerde 75 trilyonluk "kıyağı" kimseye anlatamazsınız!
       Deprem vergisi adı altında evden, arabadan, telefondan, geçen yılki kazançlardan toplanan paraların bir kısmını milletvekillerine "emeklilik tazminatı" olarak aktarmaya çalışmak hakça mıdır?
       Kemer sıkılacaksa bu öncelikle milletin "vekili"ne düşer.
       Öğretmen maaşıyla daha rahat geçindiğini öne süren kimi üyeler yaşam pahalılığını Meclis'e girince mi öğrendiler?
       Üstelik parlamentonun, kendi üyelerinin durumunu iyileştirirken unutmaması gereken bir başka olgu daha var; daha bu yaz on binlerce emekçinin emeklilik hakkı "erken" bulunarak, uzatıldı! İşçiye "mezarda emeklilik" seçeneği sunulurken milletvekillerine çalışırken "emeklilik tazminatı" ödenmesi eşitliğe sığar mı? Kaldı ki, ülke yönetimindeki "korozyon"dan, yaşlanmadan yakınıp, genç nüfusa gelecek inşa etmeye çalışırken "kıyak emekliliği" teşvik niye?
       Kabul ediyoruz; bu Meclis, geçen döneme göre daha üretken. Hepsi okumuş çocuklar. En çok ihtiyaç duydukları "gözlük camı" yardımının 50 milyon gibi makul bir çerçevede tutulması karşısında gıkları bile çıkmamış. Fazla mesaiye kalıyorlar. AB adaylığımız bile onların çalışkanlığı sayesinde gerçekleşti. Clinton'ın bizim mebusları Amerikan Kongresi'ne örnek göstermesini unutmadık. Gurur duyduk!
    "Kıyak emeklilik" bugün oylanacakmış.
       Bakmayın kimi uyanıklara, biz Meclis çoğunluğunun çadırdaki halkımızı düşünerek parmak kaldıracağına inanıyoruz.

Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr




MİLLİYET GAZETESİ  - 18 ARALIK 1999

Mumcu - TBMM - medya

    Turizm Bakanı Erkan Mumcu, "6 ay içinde bakanlığını lağvetmeyi ve işlevlerini sivil sektör kurumlarına, devlet bakanlığında bir müsteşarlığa devretmeyi düşündüğünü" söylemiş.
    "Benim bakanlıkta gözüm yok. Kendime bir iş bulurum" demiş.
    Mumcu'nun başında bulunduğu bakanlığı lağvetmek düşüncesi, artı ve eksileriyle ayrıca tartışılır.
       Ama...
       Çoğu siyasetçinin, ne ödünler pahasına sımsıkı yapıştığı bakanlık koltuğunu Mumcu'nun umursamayışı bir politika dersidir.
       Bugün TBMM'de görüşülecek olan "Kıyak Emeklilik Kanun Teklifi'ni" Mumcu'nun verdiği ders ışığında tartışmak daha anlamlı olabilir.
    Kıyak emeklilik, ilk kez 1986'da çıkarılan yasaya verilen isimdir.
       Bu yasa, milletvekillerine inanılmaz emeklilik olanakları sağlıyordu.
       Örneğin...
       Yeni milletvekili seçilen birisi, geçmişe dönük gayri ciddi ve sözde çalışma belgeleriyle(!) bile borçlanabiliyor ve en üst dereceden emekliliğe hak kazanabiliyordu.
       Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, bu yasayı Anayasa Mahkemesi'ne göndermişti.
       Sonuç: İptal...
 

Eşitliğe aykırı

       Gerekçeye göre...
       Yasa, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıydı.
       Örneğin...
       Geçmişe dönük resmi belgenin olmayışı... Devlet memurlarında aranan kıdem, eğitim, gösterge ölçütlerinin bulunmayışı... Devletten emekli maaşı alanların gene devlet görevi olan milletvekilliğinden de maaş almaları v.s.
    Anayasa kararları, gerekçeli kararlar yayınlandıktan 3 ay sonra yürürlüğe girdiği için, iptale rağmen kıyak emeklilik, eskilerle birlikte 4600 kadar milletvekiline ve ailesine uygulanmıştı.
       Yeni seçilen Meclis için 1988 ve 1990'da... Ve daha sonraki yıllarda böyle başka yasalar daha çıkarıldı.
       Örneğin 33 yaşını dolduran milletvekili emekli olabilecekti.
    Anayasa Mahkemesi hepsini iptal etti.
       İptaller ve yeni yasalar döngüsü, 8 kez tekrarlandı.
       Amaç, milletvekili emekli aylıklarının ödenmesinde, iptal kararları nedeniyle duraklama olmasını önlemekti.
       Çünkü...
    Adnan Kahveci'nin başvurusuyla Danıştay, tüm milletvekili emeklilik ödemelerini durdurmuştu.
       Ama...
       Alın teriyle, en üst dereceden emekliliği hak etmiş 1200 kadar eski parlamenter bile, 3 aylıklarını alamaz hale gelmişlerdi.
       Artık 9. yasadayız.
       Zamanla yasalar nispeten düzeldi.
       Son yasa teklifinde temsil ödeneği ve örtülü Hazine kaynağı kullanan TBMM Emeklilik Fonu gibi sakatlıklar dışında, kamuoyundaki tepkiler ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının gerekçeleri dikkate alınmakta. 
       Emeklilik için daha makul koşullar öngörülüyor.
       Milletvekili seçilenler, ancak daha önce sosyal güvenlik kurumlarına gerçekten emeklilik ödemeleri yapmışlarsa, Emekli Sandığı ile irtibatlandırılıyorlar.
       Yasal süreler gözetiliyor.
 

Sonuç

     1- Milletvekillerinin ve emekliliklerinin belirli bir maddi düzeyin altına düşmesini istemeyiz.
    2- Anayasa Mahkemesi'nin son kararı dikkate alınarak, yeni kanun teklifinde YÖK, Rekabet Kurulu ve Yüksek Hakimler gibi süreli olarak seçilmişler de, aynı demet içinde yer alıyorlar.
       Ancak yüksek hakimlerin temsil ödeneklerinin Bakanlar Kurulu kararına bırakılması, yargıyı, yürütmeye bağımlı hale getirmek kuşkusu vermekte.
    3- Türkiye'de depremzedeler en zor koşullarda yaşam savaşı verirken, kamu vicdanında tepkiler yaratabilecek böyle akçalı ve bazı hükümleriyle rahatsız edici imtiyazların ekspres hızda Meclis'e getirilmesi yanlıştır.
    4- Medya, bunları ortaya koyarken, siyasetçi düşmanlığı yapıyor değildir.
       Medya, ihtilal yönetimlerinde ve darbe tehlikesi yaşanan dönemlerde demokrasiye dönülmesinin, seçimlerin yapılmasının, Parlamento kapılarının açık olmasının mücadelesini hapse girmek ve kapatılmak pahasına yapmıştır.
       Biz, Parlamento'nun itibarını da korumaya çılışıyoruz.
       Öte yandan...
    DSP ve DYP'nin bugün "HAYIR" oyu kullanacaklarını açıklamaları da mı medyanın sorumluluğu?

Yazara E-Posta: gcivaoglu@milliyet.com.tr




SABAH GAZETESİ  - 18 ARALIK 1999


Kıyak toplum!

GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )

Demokrasinin faziletini kanıtlayan güzel bir gelişme oldu dün. Milletvekillerine kıyak emeklilik suya düşüyor.

 Parlamenterlere parasal ayrıcalık sağlama amaçlı 8 yasa, daha önce Anayasa Mahkemesi'nden geri dönmüştü.

 Bu defa "temsil ödeneği" adı altında maaşlara 350 milyon lira ekleyen bir öneri, meclis komisyonundan gizlice ve jet hızıyla geçirildi.

 Kıyak yasayı tezgâhlayanlar, dokuzuncu iptale karşı "Şark kurnazlığı" diye tanımlanabilecek bir tedbir almışlardı:

 Yasa 350 milyon liralık ödeneğin mevcut parlamenterler ve emekli parlamenterler yanında yüksek yargı üyeleri ile üst rütbeli komutanlara, ayrıca tavandaki bürokratlara da verilmesini hükme bağlayacaktı.

 Yani kanunu iptal etmesi muhtemel Anayasa Mahkemesi üyeleri öneriyi hazırlayan cin fikirliler tarafından "motive" edilirken, onlar üstünde etkili olacak güçlü bir "baskı grubu" da örgütlenmişti.

 Medyanın tertibi açığa çıkarması kamuoyunu, kamuoyunun tepkisi de bazı milletvekillerini ve partileri harekete geçirdi.

 DSP İstanbul Milletvekili Erol Al dün, yapılanın "şerefsizlik" olduğunu söyledi. Öneriyi getirenlerden üç milletvekili imzalaını geri aldılar. Ecevit ve Bahçeli yaptıkları görüşmeler ardından teklife ret oyu verilmesini kararlaştırıp grup yöneticilerini ikna ettiler.

 Gelişme, milli vicdana tercüman olan sivil toplumun zaferidir. Demokratikleşme kâğıt üstünde değil önce ruhlarda ve zihniyette gerçekleşmeli.

 Bu aydınlanmayı hayata geçirecek yeteneğin toplumda var olduğunu görmek, daha adil, daha temiz bir geleceğin müjdesidir.

Yürek ve iyi niyet
İstanbul Emniyet Müdürü Özdemir aradı ve iddiaların aksine Çakıcı'yı sorgulamak için izin istediklerini bildirdi.

Bu başvuruyu DGM Başsavcılığı'na ve Bakırköy Başsavcılığı'na yapmışlar.

 Onlardan da Adalet Bakanlığı'nın gönderdiği talimata uygun olarak "Çakıcı hemen cezaevine konulacak. Polise sorgu yaptırmamız hukuka uygun değil" cevabı verilmiş..

 Gel de "Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi" diyen şaire hak verme..

 Boş geçen derslerine öğretmen istemek için dövizlerle yürüyüş yapan 13 yaşında 6 çocuğu 18'er ay hapis istemiyle mahkemeye çıkarırken devleti çetelerden arındıracak bilgilere ulaşmakta bu kadar isteksiz davranan adalete gel de güven..

 Adalet Bakanlığı "Çakıcı'ya bazı soruları burada soramam" diyor.

 Demek sorulacak bazı sorular var.

 O zaman niçin Fransa'dayken sorulmadı?

 Hem Türkiye'de soramayacağını düşünüyor, hem Fransa'da sorma hakkını terkediyor.

 Adalet Bakanı Türk halkını ikna edecek bir açıklama yapmak zorundadır.

 Fransa, çetelerden kurtulmamıza yarayacak bilgilere ulaşmanın engeli olamaz.

 Hukuk da, akıl da izin vermez buna.

 Bu suç da idamlık olmadığına göre hükümet -çok gerekliyse- Fransa ile bir uzlaşmayı mutlaka sağlayabilir.

 Tabii çetelerin üstündeki örtüyü kaldıracak iyi niyet ve yürek varsa!




HÜRRİYET GAZETESİ - 19 ARALIK 1999

Ayrıcalık dönemi bitiyor 


 
 

Oktay EKŞİ

Bizim şu kör topal demokrasimiz bile bakın yeri gelince ne kadar işe yarıyor...

Gazetelerde bir süredir ‘‘kıyak emeklilik’’ diye nitelendirilen bir mesele var...

Yazılısıyla sözlü ve görüntülüsüyle bütün basın, Meclis'e ağır eleştiriler yöneltiyor:

‘‘Siz bir yandan ‘deprem' gerekçesiyle halktan yeni vergi alacaksınız, öte yandan eski ve yeni milletvekillerine ayrıcalık sağlamaya çalışacaksınız. Bu olur mu?’’ diye soruyor.

İtirazların, tepkilerin hem haklı yanı var hem de abartıldığı doğru.

Haklı yanı var, çünkü deprem gerekçesiyle halktan yeni vergi istediğiniz, herkesi ve her kurumu tasarrufa yönlendirdiğiniz bir sırada tutar da milletvekillerine ayda 360 milyon TL tutarında tazminat ödenmesini öngören bir öneriyi Meclis’e sunarsanız, kıyamet kopar.

Hele öneriyi Meclis'e gizlice sunup, komisyondan bir gece yarısı geçirirseniz yani suçluluk psikolojisi içindeymiş gibi yaparsanız, hem dikkatleri çeker, hem de kuşku uyardırırsınız.

Nitekim öneri işte bunu yaptı.

Gerçi öneri sahipleri yaptıklarını savunuyorlar. Örneğin, ‘‘Bu tazminat yeni bir şey değil. Ancak Anayasa Mahkemesi söz konusu tazminatın emekliler arasındaki eşitlik ilkesine aykırılığı nedeniyle yasayı iptal etmişti. Şimdi 7200 gösterge üzerinden makam tazminatı almaya hak kazanmış bütün üst düzey bürokratlara, örneğin müsteşarlara, generallere, büyükelçilere, rektör ve dekanlara, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi üyesi gibi Yüksek Yargı Kurumu mensuplarına da aynı tazminatın verilmesi öngörülüyor. Böylece eşitsizlik gideriliyor’’ diyorlar.

Tezin sosyal devlet ilkesine uygunluğu savunulamaz, ama bize kalırsa sırf hukuk açısından doğrudur.

Sosyal hukuk devleti ilkesine aykırılığı, devletin öteki emeklileri perişan halde ortada bırakırken sırf belli bir kesime ayrıcalık sağlamasıyla sabittir.

Kamuoyunun şiddetli tepkisinin kaynağı da budur. Nitekim bu yüzden önerinin görüşülmesi askıya alınmış bulunmaktadır. Esasen demokrasi adına sevindirici olan da kamuoyunun sonucu bu yönde etkilemiş olmasıdır.

Bize kalırsa bu olay, önemli mesajlar içermektedir. Örneğin, Türkiye'de ‘‘ayrıcalıklı olma’’ döneminin kapanmakta olduğunu göstermektedir. O nedenle her birimiz, kendi etki alanımızda böbürlene böbürlene ‘‘Ben memurum o yüzden ayrıcalıklıyım; ben askerim o yüzden ayrıcalıklıyım; ben gazeteciyim o yüzden ayrıcalıklıyım; ben yargıcım, ben polisim o yüzden ayrıcalıklıyım ve ben milletvekiliyim o yüzden ayrıcalıklıyım’’ demekten vazgeçeceğimiz günün gelip çattığını görmeliyiz.

Sadece onu değil... ‘‘Çağdaş’’lığın yolunun bu olduğunu da bilmeliyiz.



(16.12.1999) 
 
sayfa başı