Anayasa
Mahkemesi Gerekçeli Kararı...
Karşıoy
Yazıları
Resmi
Gazete 4 Mart 2000 - Sayı 23983
Esas
Sayısı : 1998/58
Karar
Sayısı : 1999/19
KARŞIOY
YAZISI
T.C.
Emekli Sandığı iştirakçisi olan üniversite öğretim üyeleri tarafından,
3.4.1997 günlü, 4234 sayılı “26.10.1990 Tarih ve 3671 Sayılı Kanunun Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında
Kanun”un 1., 2. ve 3. maddelerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve bu nedenle
hak sahipleri lehine uygulanmaması için Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne
başvurulmuştur. Başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan
davada, söz konusu Kanun’un 1., 2. ve. 3. maddelerinin Anayasa’ya aykırı
olduğu ileri sürülerek, konunun Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi istenilmiştir.
Davacıların Anayasa’ya aykırılık savını ciddi bulan Ankara 1. İdare Mahkemesi,
4234 sayılı Kanun’un 1., 2. ve 3. maddelerinin Anayasa’nın 2., 10. ve 153.
maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmuştur
Anayasa
Yargısı’nda, bir yasa, KHK veya TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı
savıyla iptali için iki başvuru yolu vardır. Bunlardan birincisi, Anayasa’nın
150 ve 151. maddeleriyle 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 18 ili 27. maddelerinde belirtilen iptal davası”,
diğeri de Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Yasa’nın da 28. maddesinde gösterilen
itiraz davası”dır. Bu iki başvuru şekli birbirinden ayrı kurallara bağlı
kılınmıştır.
1961
Anayasası’nın 149. maddesinde, Cumhurbaşkanı, yasama meclislerindeki siyasi
parti grupları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan siyasi
partiler ile son milletvekili genel seçimlerinde geçerli oy sayısının en
az yüzde onunu alan siyasi partiler; yasama meclislerinden birinin üye
tamsayısının en az altıda biri tutarındaki Üyeleri; kendi varlık ve görevlerini
ilgilendiren alanlarda Yüksek Hakimler Kurulu, Yargıtay, Danıştay, Askeri
Yargıtay ve Üniversitelerin; kanunların veya TBMM İçtüzüğü’nün veya bunların
belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı savıyla Anayasa Mahkemesi’ne
doğrudan doğruya iptal davası açabileceği belirtilmiş olmasına karşın,
1982 Anayasası’nın 150. maddesiyle doğrudan iptal davası açına hakkına
sahip olanlar azaltılmıştır. 1982 Anayasası’nın 150. maddesine göre doğrudan
iptal davası açabilmeye yetkili olanlar; Cumhurbaşkanı, iktidar ve anamuhalefet
partisi meclis grupları ile TBMM üye tamsayısının en az beşte biri oranındaki
üyeleridir.
1982
Anayasası’nın 150. maddesine ilişkin gerekçede de; “iptal davası açmak
hakkına sahip olanlar 1961 Anayasasında belirlenenlerden bir miktar azaltılmıştır.
1961 Anayasasında dava açma hakkı tanınıp da yeniden düzenlenen madde ile
kendilerine bu hak tanınmayanlar gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi üye
tamsayısının beşte biri marifetiyle ve gerek genel mahkemelerde açacakları
dava yoluyla, haklarında uygulanacak kanun hükümlerinin Anayasaya aykırılığını
iddia edebilirler. Bu imkan varken ayrı bir dava hakkı tanımak gereksiz
görülmüştür” denilmiştir.
1982
Anayasası’nın 1.52., 2949 sayılı Yasa’nın 28. maddesine göre, bir davaya
bakmakta olan mahkeme, yasa veya KHK’nin o davada uygulanacak olan hükümlerinin
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Gerek Anayasa’da ve
gerekse 2949 sayılı Yasa’da yer alan “davaya bakmakta olan mahkeme” kuralı
ile kastedilen husus kuşkusuz ki, davanın esastan görülmesi için koşulları
oluşmuş olan davalardır. Yoksa, bir mahkemenin önüne getirilen dava; görev,
ehliyet, süre gibi davanın esastan görülmesini engelleyen nedenler taşıyorsa,
bu durumda uyuşmazlığın esasında uygulanacak olan bir yasa kuralının iptali
istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.
İtiraz
yoluyla yapılan başvurularda “uygulanacak yasa kuralı” konusu üzerinde
Anayasa Mahkemesi’nde titizlikle durulmakta, mahkemelerce iptali istenilmiş
olsa bile, görülmekte olan dava nedeniyle uygulanması söz konusu olmayan
yasa hükümleri anayasal denetim dışında tutulmaktadır. Mahkememizin bu
konuda gösterdiği titizlik Anayasa’nın 152 ve 2949 sayılı Yasa’nın 28.
maddesi gereğidir. Doğrudan yapılan başvurularla olan farklılık da, bu
hususta kendini göstermektedir. başka bir anlatımla, Anayasa Mahkemesi’ne
açılan iptal davalarında bir yasa veya KHK’nin tüm hükümlerinin Anayasa’ya
aykırılığı ileri sürülebilirken, itiraz başvurularında ancak davada uygulanacak
yasa veya KHK hükümlerinin iptali istenebilmektedir.
Dava
konusu uyuşmazlıkla ilgili duruma gelince; davacılar, sandık iştirakçisi
sıfatıyla, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne başvurarak kendileri
ile hiçbir ilgisi bulunmayan 4234 sayılı Kanun’a göre yapılan ödemelerin
durdurulmasını istemişler, başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle
de İdare Mahkemesi’nde dava açmışlardır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 4001 sayılı Kanun’la değişik 2.
maddesinde, idari işlemler hakkında kimlerin iptal davası açabilecekleri
belirtilmiştir. Her ne kadar 2. maddede yer alan “kişisel hakları ihlal
edilenler” ibaresi, Anayasa Mahkemesi’nin 21.9.1995 günlü, Esas: 1995/27;
Karar: 1995/47 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu güne kadar bu konuda
yeni bir düzenleme yapılmamış ise de, söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının
iptal gerekçesinde belirtildiği gibi, “... bir idari işlemin iptalinin
istenebilmesi için davacının menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekir.
Yargı kararlarında ve öğretide “menfaat” davacı ile iptalini istediği idari
işlem arasındaki bağı, ilgiyi anlatır. İdari işlem ile dava açan kişi arasında
meşru, güncel ve ciddi bir ilişki söz konusu ise...” davada menfaat bağının
bulunduğu kabul edilmektedir.
Olayda,
dava konusu idari işlemin davacıların “kişisel menfaatleri”ni ihlal etmemesi
nedeniyle İdare Mahkemesi’nce davanın esasının incelenmemesi ve davanın
ehliyet yönünden reddedilmesi gerekir. Bir idari işlemin iptali için dava
ehliyeti bulunmayan kimse tarafından yapılan başvuruda, bakılmakta olan
bir davanın var olduğundan söz edilemez.
Ayrıca,
Anayasa Mahkemesi’nce böyle bir inceleme yapılamayacağı, bu yetkinin yalnızca
yerel mahkemelere ait olduğu, dilekçenin harçlandırılarak deftere kaydı
ile davanın açılmış sayılacağı, başkaca bir hususun aranmayacağı, aksi
halde, davaya bakan mahkeme ve bağlı olduğu temyiz merciileri ile Anayasa
Mahkemesi kararları arasında farklılıklar (çelişkiler) olabileceği, bu
nedenle davanın ön kabul koşullarının bulunup bulunmadığı yolundaki bir
incelemenin Anayasa Mahkemesi’nce yapılamayacağı yolundaki görüşte isabet
yoktur. Olayımızda olduğu gibi, davacının dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı
Anayasa Mahkemesi’nin kendi önündeki davaya bakıp bakamayacağının tespiti
için gereklidir. Böyle bir inceleme ile verilecek karar sonucu Anayasa
Mahkemesi’nce, yerel mahkeme tarafından gönderilen davanın Anayasa’ya aykırılık
iddiası incelenemeyecektir. Yoksa, gönderen Mahkeme’njn önündeki davanın
esasına girip girilemeyeceğinin takdiri o mahkemeye aittir. Başka bir anlatımla,
mahkemenin görev alanına müdahale söz konusu değildir. Çünkü, Mahkeme Anayasa
Mahkemesi’nin kararıyla kendini bağlı sayarak davanın ehliyet yönünden
reddine karar vermek zorunda değildir. Aksi düşüncenin kabulü halinde,
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bu tür başvuruda, Mahkemenin önünde bakılmakta
olan dava bulunup bulunmadığı yolunda Anayasa Mahkemesi’nce başkaca inceleme
yapılamayacak, dolayısıyla gönderen Mahkeme’nin kararı Anayasa Mahkemesi’ni
bağlamış olacaktır.
Benzeri
bir uyuşmazlık nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce verilen 13.7.1994 -günlü,
Esas:1994/60, Karar: 1994/54 sayılı kararda, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz
yoluyla yapılan başvuru, başvuran Mahkeme’deki davada davacının dava ehliyeti
olmadığı, bu durumda Mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın varlığından
söz edilemeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir.
Açıklanan
nedenlerle, başvuran Mahkeme’nin elinde bakmakta olduğu bir dava bulunmadığından
başvurunun yetkisizlik yönünden reddi gerekeceği kanısıyla, işin esasının
incelenmesine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Başkanvekili
|
Üye
|
Üye
|
Üye
|
|
Güven DİNÇER
|
Haşim KILIÇ
|
Mustafa BUMİN
|
Lütfi F. TUNCEL
|
Esas
Sayısı :1998/58
Karar
Sayısı :1999/19
KARŞIOY
YAZISI
5434
sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun 32. maddesi bazı kamu görevlilerine
hizmetleri gereği maruz kaldıkları özel yıpranma sebebiyle fiili hizmet
zammı verilmesini öngörmektedir.
Sözü
edilen maddenin incelenmesinden açıkça görüleceği üzere fiili hizmet zammı
alacak hizmetlerin tamamı milli savunma, güvenlik, tarımsal mücadele ve
demiryolları gibi fiziksel yıpranmaya neden olan hizmetlerdir.
Milletvekillerinin
hizmetleri bu tarz bir yıpranma sebebi oluşturmadığından kendilerine verilecek
fiili hizmet zammı açıkça imtiyazdır. Bu nedenle Anayasa’nın 10. maddesine
aykırı olan 3671 sayılı Kanun’un 4224 sayılı Kanun’la değişik 2. maddesinin
altıncı fıkrasının iptali gerekeceği oyuyla kararın bu bölümüne karşıyım.
Başkanvekili
Güven
DİNÇER
Esas
Sayısı : 1998/58
Karar
Sayısı : 1999/19
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1-
3671 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ödenek, Yolluk ve Emekliliklerine
Dair Kanun’un 4234 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin ikinci fıkrasının
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına aykırı bulunarak iptali yolundaki
çoğunluk görüşüne katılmadım.
TBMM
üyelerinin ödenek, yolluk ve emeklilik durumlarını düzenleyen 7.5.1986
günlü ve 3284 sayılı Yasa ile 21.4.1988 günlü ve 3430 sayılı Yasa Anayasa
Mahkemesi’nce iptal edilmiştir. İptal gerekçesinde; Yasama organı üyeliklerine
seçilenler ile dışarıdan atanan bakanların veya bunlardan görev süreleri
sona erenlerden T.C. Emekli Sandığı’yla ilgilendirilmesi gereken bir göreve
girenlerin ÖĞRENİM DURUMLARINA ve HİZMET SÜRELERINE bakılmaksızın emekliliğe
esas derece ve kademesinin birinci derecesinin son kademesinden, ek göstergenin
ise diğer iştirakçilere verilen en yüksek miktar üzerinden uygulanmasının
Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtiyordu. Başka bir anlatımla
üyeler, Emekli Sandığı ile ilgilendirilirken öğrenim durumları ile hizmet
sürelerinin dikkate alınmaması Anayasa’ya aykırı görülmüştür.
Bu
kez, yasakoyucu, Anayasa Mahkemesi’nin yukarı da belirtilen iptal gerekçesine
uygun olarak emekliliği 2. madde ile düzenlemiş ve TBMM üyelerinin emekli
sandığı ile ilgilendirilmelerinde öğrenim ve hizmet durumlarına göre girebilecekleri
derece ve kademeyi, emekli keseneğine esas kabul etmiştir. Ek gösterge
konusunda ise T.C. Emekli Sandığı iştirakçilerinin derece ve kademelerine
göre aldıkları en yüksek ek göstergenin uygulanacağı öngörülmüştür.
Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararlarına uygun olarak yapılan bu yeni düzenleme
gerek teknik içerik, gerek kapsam, gerekse konu bakımından iptal edilen
yasalara göre farklı bir yapı arzetmektedir. Teknik açıdan bu farklılığa
rağmen çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi Anayasa’nın 153. maddesinin
son fıkrasına aykırı bulunması hukuka uygun düşmez. Zira bu maddeye aykırı
olabilmesi için yeni yasa hükmünün iptal edilenlerle aynı içerik ve kapsamda
bulunması halinde mümkündür. Kaldı ki yeni düzenleme aynı kapsamda olmadığı
gibi Anayasa’ya uygun çıkarılmıştır.
Çoğunluk
görüşüne göre emekli keseneğine esas olan ek göstergenin önceki iptal kararlarında
belirtilen “hizmet süresi ve öğrenim durumları gözetilmeden” tespit edilmiştir
denilmektedir.
Emekli
keseneğine esas aylık, öğrenim durumu ile hizmet süresine uygun tesbit
edilmesine rağmen ek göstergenin bu ölçütlere uygun olmaması Anayasa’ya
aykırı olamaz. Zira yasama organı üyeleri dışındaki diğer emekli sandığı
iştirakçilerinde de ek gösterge bazen öğrenim durumu ve hizmet sürelerine
göre belli edilirken bazen de kadro ünvanı ile görevin konum ve önemi dikkate
alınarak tesbit edilebilmektedir.
Yasakoyucunun
eğer haklı bir dayanağı var ise eşitlik ilkesine aykırı gibi gelse de böyle
düzenlemeler yapabilir. Çünkü bazı kamu görevlerinin konumu ve önemi farklı
yasal düzenlemelerin haklı dayanağı olur. 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası
ile düzenlenen ek gösterge uygulamasına bakılırsa görev ve ünvanlara göre
çok değişik yapılanma olduğu hemen görülür. Değişik miktarlardaki bu ek
göstergeler iştirakçilerin emekliliklerine de değişik şekilde aynen yansımaktadır.
Hizmet süresi ve öğrenim durumu gibi ölçütlere bakılmaksızın tesbit edilmiş
ek göstergeler vardır. 657 sayılı Yasa’nın 59. maddesinde düzenlenen istisnai
memurluklarda bunu çok açık biçimde görmek mümkündür. İstisnai memuriyete
atanan ilkokul mezunu bir kişi öğrenim durumu ve hizmeti uygun olmamasına
rağmen fiilen 1. dereceyi ve buna tahsis edilmiş ek gösterge karşılığını
alabilmektedir. Her ne kadar emekliliğe esas ayIığı, müktesebi olan girebileceği
derece ve kademe ise de emekliliğe yansıyan ek göstergesi fiilen aldığı
1. dereceye tahsis edilmiş ek göstergedir. Başka bir anlatımla yasama organı
üyeleri ile dışarıdan atanan bakanlar için getirilmiş dava konusu düzenlemenin
aynısı uygulanmaktadır.
Avukatlar
arasından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen kişilerde de durum aynıdır.
15 yıl fiilen avukatlık yapan ve üyeliğe seçilenlerin emekliliğe esas aylığı
çok düşük olmasına karşın, Anayasa Mahkemesi üyeliğine tahsis edilmiş 1.
derece aylığını ve bu kadroya tahsisli ek göstergeyi almakta, emekliliğine
ise bu ek gösterge yansımaktadır.
Bu
örnekler göstermektedir ki emekliliğe yansıyan ek gösterge uygulamasında
öğrenim durumu ve hizmet süresi gözetilmeden, yapılan görevin önemi ve
konumu g9zönüne alınarak tesbit yapılması yaygın bir uygulama olup haklı
bir nedene dayanmaktadır. Bu haklı nedene dayalı farklı düzenlemenin Anayasa’nın
eşitlik ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
2-
Daha önce milletvekilleriyle dışarıdan atanan bakanlar veya bu görevleri
sona erenler için hangi sosyal güvenlik kurumundan emekli olursa olsunlar
emekli aylıklarının T. C. Emekli Sandığı’nca ödenmesi kuralı getirilmiş
ancak, Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiştir.
İptali
istenen maddenin üçüncü fıkrası ile bu gerekçeye uygun düzenleme yapılarak
T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilenler başka sosyal güvenlik kuruluşlarından
emekli olmaları durumunda emekli sandığı iştirakçiliğine son verilerek
emekli aylıkları bu kuruluşlarca bağlanacaktır. Mahkememizin iptal gerekçesine
uygun olarak yapılan bu düzenleme yine iptal edilmiştir. Ancak, bu fıkranın
neden iptal edildiğine ilişkin herhangi bir gerekçe belirtilmemiştir. Anayasa’ya
aykırı olmayan bu fıkranın iptaline ilişkin çoğunluk kararına katılmadım.
3-
2. maddenin dördüncü fıkrası ile T. C. Emekli Sandığı dışındaki sosyal
güvenlik kurumlarından emekli olmaları gerekenlere Sandık’ça bağlanacak
aylık, aynı hizmet süresine sahip emsali yasama organı üyelerine T. C.
Emekli Sandığı’nca bağlanan emekli aylığı tutarına yükseltilmek suretiyle
milletvekili ve dışarıdan atanan bakanların kendi yasal düzenleri içindeki
eşitlik sağlanmak istenmiştir. Bu düzenleme yapılmamış olsaydı yasama organı
üyeleri arasında farklı uygulama olacağından eşitlik ilkesine aykırılık
o zaman doğardı. Bu nedenle getirilen düzenlemenin Anayasa’ya aykırı bir
yönü yoktur.
4-
Maddenin beşinci ve altıncı fıkralarındaki düzenlemelerin iptaline ise
“ek gösterge”yle ilgili (1) nolu bölümde yapılan gerekçelerle katılmadım.
Üye
Haşim
KILIÇ
Esas
Sayısı : 1998/58
Karar
Sayısı :1999/19
KARŞIOY
YAZISI
4234
sayılı Yasa ile ilgili olarak, Üye Fulya KANTARCIOĞLU tarafından yazılan
karşıoy gerekçesinin, 2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesiyle ilgili bölümü
dışındaki görüşlere katılıyorum.
Üye
Yalçın
ACARGÜN
Esas
Sayısı :1998/58
Karar
Sayısı :1999/19
DEĞİŞİK
GEREKÇE YAZISI
4234
sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3671 sayılı Kanun’un 2. maddesinin
ikinci fıkrası ve aynı Kanun’un 3. maddesiyle 3671 sayılı Kanun’a eklenen
“Geçici Madde 6”nın ve Anayasa’nın 153. maddesine aykırılığı nedeniyle
iptali yolundaki bölüme gerekçe yönünden katılmıyorum.
Yukarıda
sözü edilen Yasa kurallarıyla, daha önce yayımlanan ve Anayasa Mahkemesi’nin
birçok kararıyla Anayasa’nın 153. maddesine aykırı bulunarak iptal edilen
kararları gözetilmeden bu kararları etkisiz hale getirecek biçimde yeni
yasal düzenleme yapılmıştır. İptali istenen kurallar, Anayasa Mahkemesi’nce
verilen iptal kararlarına direnme niteliğindedir.
İtiraz
konusu kurallar bu haliyle sadece Anayasa’nın 153. maddesine aykırı olmayıp,
aşağıda açıklanan nedenlerle yok hükmündedir.
Anayasa
yargısında örneği bulunmamakla beraber, adli ve idari yargıda yokluk hallerine
zaman zaman rastlanmaktadır.
Bir
işlemin geçerli olabilmesi için asli ve tamamlayıcı unsurları taşıması
gerekir. Bu unsurlardan binisinin bulunmaması işlemi sakat duruma getirir.
Bir işlemin tamamlayıcı unsurlarındaki noksanlıklar da bu işlemi değişik
derecelerde sakatlar. Tamamlayıcı unsurlardaki noksanlar nedeniyle sakat
olan idari işlemler usulüne uygun biçimde idarece geri alınıncaya veya
aleyhine açılan bir dava sonucu idare mahkemesince iptal edilinceye kadar
hukuk alemindeki yürürlüğünü sürdürür. Başka bir deyişle bu tür idari işlemler
iptal edilinceye kadar hukuka uygunluk karinesinden yararlanarak yürürlükte
kalır. Ancak, bir idari işlemin asli unsurlarda noksanlık varsa, bu durum,
işlemin “yok” sayılmasına neden olur. Böyle bir işlemin yokluğunun saptanabilmesi
için herkes dava açabileceği gibi, davanın açılabilmesi herhangi bir süreye
de tabi değildir. Yokluk hali, işlemi alındığı tarihten itibaren hükümsüz
kılar ve uyuşmazlık halinde hakim, işlemin yokluğunu saptamakla yetinir
ve ayrıca işlemin iptali yolunda herhangi bir hüküm vermez. Yokluk halinin
varlığı bir bakıma eylemsel (fiili) durumu ifade eder.
İdari
yargıda aleyhine iptal davası açılan her işlem, yetki, şekil, sebep, konu
ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırılığı bulunup bulunmadığı yönünden
incelenir. Bu aykırılıklardan birinin varlığı halinde işlem sakatlanır.
İdari yargıda “yokluk”, idari işlemin dayandığı unsurlar incelenerek saptanır.
İdari yargıda yokluk halini gösteren iki durum vardır ve bunlar işlemin
yetkili kurum veya kişi yerine yetkisiz kişi ya da kurumca alınmış olması
(yetki gasbı) ile organlardan birinin diğerinin görev alanına giren konularda
karar almış (görev-fonksiyon gasbı) olması halleridir. Bir özel hukuk tüzel
kişisinin idare yerine geçerek kamulaştırma kararı alması ‘yetki gasbı”na,
valinin belediye başkanına yasayla açıkça verilen bir yetkiyi kullanması,
ve belediye başkanı adına karar alması da “görev gasbı”na örnek olarak
gösterilebilir. Bu iki halin dışında ayrıca biçim veya usul yönünden çok
ağır ve açık sakatlıklar da bir işlemin yok” sayılmasına neden olabilmektedir.
Danıştay’ın incelemesinden geçirilmeden veya Cumhurbaşkanınca imzalanmadan
bir tüzüğün yürürlüğe konulmuş olması hali biçim yönünden işlemin yok sayılmasına
neden olacak örneği teşkil etmektedir.
Gerek
Fransız Danıştay’ı (Conseil D’Etat) ve gerekse Türk Danıştay’ı bugüne kadar
verdikleri pek çok kararlarında “yok”luğu saptadıktan sonra kimi kez davanın
reddine veya işlemin hükümsüzlüğüne, kimi kez de karara yer olmadığına
ya da işlemin iptaline karar vermişlerdir. Her ne kadar idari yargı yerlerince,
idari işlemlerin “yok” hükmünde olduğunun saptanmasından sonra işlemin
hükümsüzlüğü belirtilerek yargılama giderlerini de karşı tarafa yüklemek
suretiyle davanın reddine karar verilmesi en doğru yol ise de, uygulamada
oluşacak kimi duraksamaların giderilmesi amacıyla işlemin iptaline karar
verilmiş olması hallerini de anlayışla karşılamak gerekir.
İdari
yargıdaki yokluk haline bu çok öz bakıştan sonra Anayasa yargısında da
yokluk haline ana hatlarıyla değinmek gerekir.
Yasama
işlemleri de idari işlemler gibi, kurucu (asli) ve tamamlayıcı (fen) unsurlardan
oluşur. Kurucu (asli) unsurlardaki yasama işleminin dayanağı “temel Anayasa
kuralları”dır. Temel nitelik arzetmeyen uyulması gerekli diğer Anayasa
kuralları da yasama işleminin tamamlayıcı unsurlarını oluşturur. Kurucu
(asli) unsurlardaki eksikliklerle Anayasa’ya açıkça aykırılık durumunda
yasama işlemi de “yok” kabul edilebilir. Oysa tamamlayıcı unsurlardaki
eksikliğin saptanması halinde ise Anayasa Mahkemesi’nce yasama işleminin
iptaline karar verilir.
Örneğin
kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki kullanılarak TBMM’ce Cumhurbaşkanı,
Bakanlar Kurulu ve Yüksek Yargı Organları gibi Devletin temel kurumlarına
son verilmesi anayasal yetki gasbının tipik bir örneği olarak gösterilebilir
ve bu tür yasama tasarrufları “yok”lukla sakattır.
Anayasa
Mahkemesi’nin 17.9.1992 günlü, Esas: 1992/26, Karar: 1992/48 sayılı kararında
açıklandığı gibi, yönetim hukukundaki yokluk bir hukuki işlemin hiç doğmamış,
hukuk alemine çıkmamış sayılması sonucunu doğurur. Anayasa yargısında yasama
işlemlerinin yok sayılabilmesi ancak yetki ve görev gasbı ya da çok ağır
biçim eksikliğinin varlığı halinde olanaklıdır. Sözü edilen Anayasa Mahkemesi
kararından da anlaşılacağı gibi, Anayasa yargısında da koşullarının varlığı
halinde “yokluk hali” söz konusu olabilir ve bu durumda yasama işlemi hiç
doğmamış ve hukuk alemine çıkmamış sayılmalıdır.
Anayasa’nın
153. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, Anayasa Mahkemesi kararları yasama,
yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri
bağlar. Bu kural uyarınca Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilen bir
konuda aynı içerik ve nitelikte yeni bir yasa çıkarılmaması gerekir. Yasama
organı, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarından sonra aynı konuda yeni
bir yasa yaparken Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında açıklanan gerekçeleri
gözönünde bulundurmalıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararların
gereğini yerine getirme yükümlülüğü hukuk devleti olabilmenin temel göstergesidir.
Anayasa’nın
153. maddesine aykırılık, Anayasa Mahkemesi kararlarını etkisiz kılmaya
yönelik “ağır ihlal” halini oluşturur. Bu ağır ihlal, mahkemece açıkça
görülmekte ise, yasama işleminin yok sayılması gerekir.
Bu
hale göre, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine aykırılığı
nedeniyle bir yasama işleminin yok sayılabilmesi için Anayasa’ya aykırı
bulunarak iptal edilen bir kuralla aynı veya özdeş nitelikte başka bir
kuralın yasalaştırılması ve böylece Anayasa’nın 153. maddesine aykırı biçimde
Mahkeme kararının etkisiz duruma düşürüldüğünün Anayasa Mahkemesi’nce saptanması
gerekir, özellikle Anayasa Mahkemesi’nce Anayasa’nın 153. maddesine aykırı
bulunarak iptal edilen bir kuralın aynının yasalaştırılması halinde, Anayasa’ya
“ağır aykırılık” ve “açıklık” koşulu birlikte gerçekleşmiş olacağından
yasama işleminin “yok”luğu söz konudur. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi’nce
işlemin yokluğu saptanarak hükümsüzlüğüne karar verilmelidir.
İşlemin
yokluğunun Anayasa Mahkemesi’nce saptanması halinde, yasama işlemi hukuk
alemine çıktığı andan itibaren yok” sayıldığından, bu yasa kuralına göre
yapılan idari işlemler de kendiliğinden yoklukla sakat olur ve ilgililer
lehine hiçbir hak sağlamaz.
Başka
bir anlatımla, Anayasa’nın 6. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesine
göre, hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet yetkisi
kullanamaz. Yasama da Anayasa’nın verdiği yetkilerle sınırlı olmak üzere
faaliyet gösterir ve işlemlerinde Anayasa’ya aykırı davranmama çabası ve
özeni içinde bulunmalıdır. Anayasa’nın 153. Maddesine aykırı bulunarak
iptal edilen bir yasanın aynının çıkartılması hususunda Anayasa’dan alınmış
bir yetkinin varlığından söz edilemez. Aksine, Anayasa’nın 153. maddesine
aykırı davranış Anayasa’yı ihlal suçu teşkil eder. Böyle bir direnme sonucu
ortaya çıkan yasanın ise yoklukla sakat” olması ve ilgilileri lehine hiçbir
hak doğurmaması gerekir.
TBMM
üyeleri ile dışarıdan atanan bakanlara emekliliklerinde ayrıcalıklı hükümler
getiren 751, 1425, 2254, 3284, 3430, 3671, 3855, 4049 ve 4104 sayılı Yasalar
Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildikleri halde, dava konusu kurallarla önceki
iptal gerekçelerine aykırı biçimde iptal edilen yasalardaki hükümler aynen
getirilmiştir. Böylece Anayasa’ya aykırı davranışta direnme gösterilmiş
ve Anayasa Mahkemesi’nce iptal edileceğinin kesinlikle bilinmesine karşın;
iptal kararının yürürlüğe gireceği güne kadar geçecek süreç içerisinde
T.C. Emekli Sandığı’nca yapılacak farklı ödemeden yararlanılmak istenilmiştir.
Böyle bir kötüye kullanmayı hukuk korumaz. Bu durumda Anayasa’nın 153.
maddesinin son fıkrası uyarınca yasaklanmasına karşın direnme sonucu ortaya
çıkan kurallarının “yok hükmünde” olduğunun saptanması gerekir.
Açıklanan
nedenlerle, 3671 sayılı Kanun’un değişik 2. maddesinin ikinci fıkrasıyla
bu Yasa’ya eklenen Geçici Madde 6’nın iptaline ilişkin bölüme gerekçe yönünden
katılmıyorum.
Üye
Mustafa
BUMİN
Esas
Sayısı 1998/58
Karar
Sayısı 1999/19
KARŞIOY
YAZISI
A-
Mahkemenin Yetkisizliği Yönünden
Anayasa’nın
152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 28. maddelerine göre, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla
yapılacak başvurular itiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin bakmakta olduğu
davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlıdır.
İtiraz
yoluna başvuran Mahkeme’nin baktığı dava, TBMM emeklileri ile dışarıdan
atanan bakanlara, bunların dul ve yetimlerine TC. Emekli Sandığı Genel
Müdürlüğü’nce yapılan ödemelerin kesilmesine ilişkin başvuruyu reddeden
işlemin iptaline ilişkindir.
3671
sayılı Kanun’un değişik 2. maddesinin üçüncü ve altıncı fıkraları ile dördüncü
fıkrasının son tümcesi dışındaki kurallara göre yapılan ödemelerin T.C.
Emekli Sandığı ile ilgisi bulunmadığından, bu kurallara ilişkin başvurunun,
İdare Mahkemesi’nin baktığı davada uygulayacağı kurallar olmaması nedeniyle
Mahkeme’nin yetkisizliği yönünden reddi gerekir.
B-
Esas Yönünden
3671
sayılı Kanun’un değişik 2. maddesinin üçüncü fıkrasında, birinci fıkra
uyarınca Emekli Sandığı ile ilgilendirilenlerden 2829 sayılı Sosyal Güvenlik
Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun
Hükümleri dikkate alınarak gerek 5434 sayılı, gerekse 506 sayılı ve 1479
sayılı kanunların genel hükümleri çerçevesinde, aylıklarını bağlaması gereken
kurumun hizmet süresi ve diğer şartlarını taşıyan T.C. Emekli Sandığı veya
Sosyal Sigortalar Kurumu veya Bağkur veya 506 sayılı Kanun’un geçici 20.
maddesine tabi sandıklardan emekli olmaları halinde, T.C. Emekli Sandığı’nda
devam eden iştirakçiliklerine son verilerek, emekli aylıklarının ilgili
sosyal güvenlik kuruluşunca bağlanacağı belirtilmektedir.
İtiraz
konusu fıkra ile getirilen kural, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri
ile dışarıdan atanan bakanlara kimi ayrıcalık ve. imtiyazlar tanımamakta,
aynı durumda bulunan tüm kamu görevlileri için tanınan haklardan anılan
kimselerin de yararlanmasını sağlamaktadır. Bu nedenle, bu kural Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olmadığı gibi, 153. maddeye aykırılığı da
söz konusu değildir.
C-
2949 Sayılı Yasa’nın 29. Maddesinin Uygulanması Yönünden
2949
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
29. maddesinin ikinci fıkrasına göre, başvuru sonucu verilen iptal kararı,
itiraz konusu Kanun’un kimi hükümlerinin ya da tamamının uygulanmaması
sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi bu hususu kararında belirtmek koşuluyla
Kanun’un söz konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilmektedir.
3671
sayılı Kanun’un iptal edilen kimi hükümlerine rağmen değişik 5. madde uygulanma
olanağını yitirmediğinden, bu maddenin de 2949 sayılı Kanun’un 29. maddesi
uyarınca iptalinde yasal isabet bulunmamaktadır.
D-
İptal Kararının Yürürlüğe Girebilmesi İçin Süre Verilmesi Sorunu
Esas
hakkındaki değişik gerekçe oyumda açıkladığım gibi, 3671 sayılı Kanun’un
değişik 2. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun’a eklenen “Geçici Madde
6” yoklukla sakat olduğundan, bu kurallar için Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları uyarınca yürürlüğe girmesi için üç ay süre tanınması yerinde
değildir.
Yukarıda
açıklanan yönlerden çokluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Mustafa
BUMİN
Esas
Sayısı : 1998/58
Karar
Sayısı :1999/19
KARŞIOY
YAZISI
1-
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları
davalarda uygulayacakları yasa ya da kanun hükmünde kararname kurallarını
Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
sayının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış
ve Mahkeme’nin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların
da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları,
davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya
davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte
bulunan kurallardır.
4234
sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle değiştirilen 3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı
Yasa ile değişik 5. maddesinin birinci fıkrasında: “Türkiye Büyük Millet
Meclisi Üyeleri ile dışarıdan atanan bakanlar için emekli olup olmadıklarına
bakılmaksızın, görevleri devam ettiği sürece, aylık ödeneklerinin brüt
tutarından her ay için verilecek % 8 oranında dayanışma primlerinden oluşacak
bir fon kurulmuştur. Halen milletvekili olmayıp da emekli aylıkları T.C.
Emekli Sandığı dışındaki sosyal güvenlik kuruluşlarınca bağlananlardan
fondan yapılan ödemenin % 8’i oranında, aylıkları T.C. Emekli Sandığınca
bağlananlardan da % 4’ü oranında fon idaresince fona kesinti yapılır. 2
nci Madde uyarınca kendilerine fark tazminat ödenenlerin sosyal güvenlik
kuruluşlarına prim ödemek suretiyle geçen sürelerinin son yedi yılının,
T.C. Emekli Sandığına prim ödenerek geçirilen kısmının üçbuçuk yıldan az
olması halinde, bu süreyi üçbuçuk yıla tamamlayıncaya kadar geçen süre
için ilgililerden, en yüksek devlet memurunun T.C. Emekli Sandığı keseneğine
esas tutarı üzerinden, ayrıca fona % 15 oranında tamamlayıcı prim kesilir.”
denilmektedir.
İtiraz
konusu 3671 sayılı Yasa’nın beşinci maddesinin birinci fıkrası TBMM üyeleri
ile dışarıdan atanan bakanlar için emekli olup olmadıklarına bakılmaksızın,
görevleri sürdüğü sürece, aylık ödeneklerinden kesilecek dayanışma primleri
ile oluşturulan bir “fonla” ilgilidir. 5. maddenin tümü kurulacak bu fondan
“tazminat” adı altında yapılacak ödemeleri hükme bağlamaktadır. Eğer fonun
nakit durumu elverişsiz olursa, TBMM bütçesine konacak olan ödenekten tediyede
bulunulacaktır. İtiraz konusu bu maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle
fonun gelir durumu artırılmaya çalışılmıştır.
27.5.1999
günlü kararla, yukarıda belirtilen kuralların davada uygulanacak kurallar
olmadığına, bu sebeple bunlara ilişkin itirazın başvuran Mahkemenin yetkisizliği
nedeniyle reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Ancak
Mahkememizce incelenen ve iptaline karar verilen 4234 sayılı Yasa’nın 1.
maddesiyle değiştirilen 3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile değişik
2. maddesinin dördüncü fıkrasında, T.C. Emekli Sandığı dışındaki sosyal
güvenlik kuruluşlarınca bağlanacak emekli aylıkları ile aynı hizmet süresine
ve aynı öğrenim durumuna sahip emsali, Yasama Organı Üyelerine makam tazminatı,
ek gösterge ve diğer unsurlar dahil edilerek, T.C. Emekli Sandığı’nca
bağlanması gereken emekli aylığı tutarı arasındaki fark tazminat olarak,
bu Kanunun 5. maddesiyle oluşturulan fondan karşılanır. Yasama Organı Üyeliği
sona erenler hakkında da yukarıdaki fıkralar uygulanır” kuralları yer almaktadır.
Böylece T.C. Emekli Sandığı dışındaki sosyal güvenlik kuruluşlarınca bağlanacak
emekli aylıkları ile aynı hizmet süresine ve aynı öğrenim durumuna sahip
emsali yasama organı üyelerine makam tazminatı, ek gösterge ve diğer unsurlar
eklenerek Emekli Sandığı’nca bağlanması gereken, emekli aylığı tutarı arasındaki
farkın 3671 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle oluşturulan fondan karşılanacağı,
Yasama Organı Üyeliği sona erenler hakkında da aynı kuralların uygulanacağı
esası getirilmiştir. Sözü edilen dördüncü fıkra kuralları incelenirken,
davanın çözümünde ve davayı sonuçlandırmada Mahkeme, 3671 sayılı Yasa’nın
5. maddisiyle oluşturulan fonun maksat ve kapsamını gözönünde bulunduracak
ve 4234 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle değiştirilen 3671 sayılı Yasa’nın
4049 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin birinci fıkrası kuralları ile
ikinci fıkrasında yükseltilen miktarı davada uygulayacaktır.
Diğer
taraftan gerek 3671, gerek 4049 ve gerekse 4234 sayılı Yasa kuralları bir
bütün içinde ele alındığında yeni bir sistem oluşturulduğu görülmektedir.
Mahkememizin çoğunlukla aldığı kararla davada uygulanmayacak kural olarak
kabul ettiği fon oluşturulmasıyla ilgili sözü edilen 5. maddenin belirtilen
bütünlük ve sistem dışında görülmesi olanaklı değildir. Bu sebeple sözü
edilen kurallar, davada uygulanacak kurallar olduğundan aksi yönde oluşan
çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
2-
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname
veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken
hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir.” hükmü yer almaktadır.
2949
sayılı Yasa’nın 53. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında da, “Gerekli
gördüğü hallerde Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
Anayasa
Mahkemesi bir kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli hükümlerinin iptali halinde meydana
gelecek olan hukuki boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal
edici mahiyette görürse, yukarıdaki fıkra hükmünü uygular ve boşluğun doldurulması
için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Başbakanlığa bilgi verir.”
denilmektedir.
Bu
kurallara göre, Anayasa Mahkemesi, bir yasanın veya bunun belirli kurallarının
iptali halinde, ortaya çıkacak olan hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit
veya kamu yararını ihlal edici nitelikte görürse iptal kararının yürürlüğe
gireceği günü ayrıca belirleyebilecek ve bu süre bir yılı geçmeyecektir.
İptal kararı üzerine süre verilebilmesi için iptal nedeniyle hukuksal bir
boşluğun doğması ve bu boşluğun kamu düzenini tehdit veya kamu yararını
ihlal edici nitelikte olması gerekmektedir.
Görülmekte
olan davada itiraz konusu kurallara ilişkin Anayasa Mahkemesi’nce davanın
esasıyla ilgili olarak dokuz defa iptal kararı verilmiştir. Verilen iptal
kararlarının pek çoğu da Anayasa’nın 153. maddesine aykırılık nedenine
dayanmaktadır. İptal kararları üzerine yeniden yapılan düzenlemeler de
bir evvelki kurallara özdeşlik arzetmektedir. Bu sebeplerle, iptal edilen
kurallar nedeniyle hukuksal boşluk doğmadığı gibi, doğduğu kabul edilse
dahi, bu boşluğun kamu düzenini tehdit ettiği veya kamu yararını ihlal
edici nitelikte olduğu söylenemez. Aksine sözü edilen kuralların iptali
ile kamu düzeni ve kamu yararı korunmuş olmakta, hiçbir şekilde hukuki
bir boşluk da doğmamaktadır.
Bu
nedenlerle Mahkememizce verilen iptal hükümlerinin, kararın Resmi Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak üç ay sonra yürürlüğe girmesine ilişkin çoğunluk
kararına katılmıyorum.
Üye
Ali
HUNER
Esas
Sayısı :1998/58
Karar
Sayısı :1999/19
KARŞIOY
YAZISI
4234
sayılı Yasa ile ilgili olarak, Üye Fulya KANTARCIOĞLU tarafından yazılan
karşıoy gerekçesinin, 2949 sayılı Yasa’nın 29. ve 53. maddeleriyle ilgili
bölümü dışındaki görüşlere katılıyorum.
Üye
Mustafa
YAKUPOĞLU
Esas
Sayısı :1998/58
Karar
Sayısı :1999/19
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa
Mahkemesi’nin 27.5.1999 günlü, E:1998/58, K:1999/19 sayılı kararıyla; 3.4.1997
günlü ve 4234 sayılı “26.10.1990 tarih ve 3671 sayılı Kanunun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun”un
kimi maddelerinin iptallerine, kimi maddelerine yönelik iptal isteminin
de reddine karar verilmiştir.
İptal
kararına katıldığım, Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilen 3671 sayılı Yasa’nın
4049 sayılı Yasa’yla değişik 2. maddesinin ikinci fıkrası ile, “Geçici
Madde 6” ve “Geçici Madde 7” için değişik oy gerekçelerim; iptal kararına
katılmadığım 4234 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilen, 3671 sayılı
Yasa’nın, 4049 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin, ikinci, üçüncü, dördüncü,
beşinci ve altıncı fıkraları için de karşıoy gerekçem aşağıdadır:
A-
DEĞİŞİK OY GEREKÇESİ
Anayasa’nın
80. maddesine göre, yalnız seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri
değil, bütün milleti temsil eden milletvekilleri, devlet memuru statüsünde
bulunmayan, özel statüdeki kamu görevlileridir.
Bu
nedenle de, Anayasa’nın 86. maddesine göre, milletvekillerine maaş değil,
ödenek ve yolluk ödenir. Milletvekillerinin ödenek ve yollukları da yasayla
düzenlenir.
1961
Anayasası’nın 82. maddesinde, “ödeneğin aylık tutarı birinci derecedeki
Devlet memurunun aylığını; yolluk da ödeneğin yarısını aşamaz” kuralı varken,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin yolluk ve ödenekleri üzerinde tartışma
açılması ve polemik yapılmasının, Büyük Meclis’in itibarını zedeleyeceği
ve bu sebeple de yasaya açıklık getirilmesi gerekeceği; personel yasasının
getirmiş olduğu bir deyim olan derece sisteminin, ilerde değişebileceği,
başka sistemler ya da deyimler kullanılabileceği ve bu durumda Anayasa’daki
birinci derecedeki memur deyiminin yeni tartışmalara yol açabileceği düşünce
ve gerekçesiyle bu kural, 2.7.1971 günlü, 1421 sayılı Yasa ile “ödeneğin
aylık tutarı en yüksek Devlet Memurunun almakta olduğu miktarı, yolluk
da ödeneğin yarısını aşamaz” biçiminde değiştirilmiş ve 1982 Anayasası’nın
86. maddesinde de kural aynen benimsenmiştir.
Bu
konuda çıkartılan bir KHK ile de, en yüksek devlet memuru olarak Başbakanlık
Müsteşarı kabul edilmiş, bilahare Başbakanlık Müsteşarı, kadro karşılığı
sözleşmeli olarak çalıştırılacak personel arasına katılmış ve milletvekillerinin
ödenek ve yolluk hesaplamaları da buna göre yapılmağa başlanılmıştır.
1982
Anayasası’na, 1961 Anayasası’ndan farklı olarak, “Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyelerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine sosyal güvenlik
kuruluşları tarafından bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemenin kesilmesini
gerektirmez” kuralı konulmuştur.
Bunun
dışında, Anayasa’da milletvekillerinin emekliliklerini düzenleyen ya da
onlara ayrıcalık tanınmasını gerektirecek bir kurala yer verilmemiştir.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur’dan
emekli olan ya da bu kurumlarda iştirakçi iken milletvekili seçilen, ya
da bu kuruluşların hiçbirine dahil olmayan milletvekilleri bulunmaktadır.
Anayasa’nın
60. maddesine göre, herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu
güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. Kuşkusuz
milletvekilleri de sosyal güvenlik hakkından yararlanacaklardır.
4234
sayılı Yasa’nın 3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesini
değiştiren 1. maddesinde, “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile dışarıdan
atanan bakanlar, seçildikleri veya atandıkları, emekli olanlar ise istekte
bulundukları tarihi izleyen ayın başından itibaren T.C. Emekli Sandığı
ile ilgilendirilirler...” denilmiştir. Böylece yasakoyucu, milletvekillerinin,
sosyal güvenlikleri yönünden, T.C. Emekli Sandığı statüsü içinde bulunmalarını
kabul etmiştir.
T.C.
Emekli Sandığı sistemine bağlı bulunan kamu görevlilerinin tabi oldukları
kurallar 5434 sayılı Yasa ile belirlenmiştir. Bu Yasa’ya. bağlı olarak
emeklilik hakkının kazanılabilmesi, kamu görevlisinin, memuriyet statüsü,
derece ve kademesi ile hizmette bulunulan süre yönünden belirli koşulların
yerine getirilmiş olmasına bağlıdır.
Anayasa’da
milletvekilleri, ödenek ve yollukları yönünden en yüksek Devlet memuru
ile irtibatlandırıldığına ve emekliliklerinde de yasakoyucu Emekli Sandığı
statüsünü benimsediğine göre, Emekli Sandığı Yasası’ndaki koşulların yerine
getirilmesi koşuluyla milletvekillerinin emekliliklerinde, en yüksek devlet
memurunun emekli maaşı ile eşitlendirilmeleri doğaldır. Ancak bunun dışındaki
yasal düzenlemeler ve kimi zorlamalar Anayasa ile çelişmektedir.
Emekli
Sandığı’nın bağlı olduğu kuralların dışına çıkılarak sadece milletvekili
seçilmiş olmanın bir ayrıcalık haline getirilmesi ve yasalara, milletvekilleri
hakkında özel hükümler konulması Anayasa’nın 2. ve 10. maddesi açıklığı
karşısında olanaklı değildir. Bu konuda yapılacak yasal düzenlemelerde,
ödenek ve yolluklarla ilgili olarak 1971 yılında yapılan Anayasa değişikliğindeki
gerekçelerin de gözönünde bulundurulması, TBMM üyelerinin kimi tartışma
ve polemiklere karıştırılmasının önlenmesi, Anayasa’nın ilgili maddelerinin
getirdiği açık kurallarla birlikte, 2. maddesinde kurala bağlanan hukuk
devleti ve 10. maddesinde kurala bağlanan eşitlik ilkelerinin gözardı edilmemesi
ve makul, adil ve anlaşılabilir bir milletvekilliği emeklilik statüsünün
oluşturulması yerinde ve yararlı olacaktır.
B-
KARŞIOY GEREKÇESİ
1-
Çoğunluğun iptal görüşüne katılmadığım, 4234 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile değiştirilen, 3671 sayılı Yasa’nın, 4049 sayılı Yasa ile değişik 2.
maddesinin, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları sırasıyla şöyledir:
“Bu
şekilde ilgilendirilenlerden; 24.5.1983 tarihli 2829 sayılı Kanun hükümleri
dikkate alınarak gerek 5434 sayılı Kanunun, gerekse 506 ve 1479 sayılı
Kanunların genel hükümleri çerçevesinde, aylıklarını bağlaması gereken
kurumun hizmet süresi ve diğer şartları taşıyanların T.C. Emekli Sandığı
veya Sosyal Sigortalar Kurumu veya Bağ-Kur veya 506 sayılı Kanunun geçici
20 nci maddesine tabi sandıklardan emekli olmaları halinde, T.C. Emekli
Sandığında devam eden iştirakçiliklerine son verilerek, emekli aylıkları
ilgili sosyal güvenlik kuruluşunca bağlanır.
T.C.
Emekli Sandığı dışındaki sosyal güvenlik kuruluşlarınca bağlanacak emekli
aylıkları ile aynı hizmet süresine ve aynı öğrenim durumuna sahip emsali
Yasama Organı Üyelerine makam tazminatı, ek gösterge ve diğer unsurlar
dahil edilerek T.C. Emekli Sandığınca bağlanması gereken emekli aylığı
tutarı arasındaki fark tazminat olarak, bu Kanunun 5 inci maddesiyle oluşturulan
fondan karşılanır. Yasama Organı Üyeliği sona erenler hakkında da yukarıdaki
fıkralar uygulanır.
İşbu
hükümler; bu kanundan yararlananlardan ölenlerin dul ve yetimleri hakkında
da uygulanarak aylık bağlanır.
Makam
tazminatı da T.C. Emekli Sandığı iştirakçilerinin yararlanmakta olduğu
en yüksek tutarın dörtte üçü üzerinden ödenir. Makam tazminatı ödenmesine
ve kesilmesine dair özel hükümler ile bu Kanunun 5 inci maddesine göre
ödenecek tazminata ilişkin hükümler saklıdır.”
Anayasa’nın
2. maddesinde kurala bağlanan hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren
bu halkları koruyarak, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye
kendini zorunlu sayan ve bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan
devlettir. Hukuk devleti ilkesi, devletin tüm organlarının üstünde hukukun
mutlak bir egemenliğe sahip olmasını, yasakoyucunun da kendisini her zaman
Anayasa ve hukukun temel kuralları ile bağlı saymasını gerektirir.
İptal
isteminde, Anayasa’ya aykırılık yönünde dayanılan yasa önünde eşitlik ilkesi
de, herkesin her yönünde eşitlik ilkesi de herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik
ilkesiyle, aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı, farklı hukuksal durumda
olanların ise değişik kurallara bağlı tutulmasının ayrıcalık oluşturmayacağı
kabul edilmiştir.
Çoğunluğun
iptal görüşüne katılmadığım, 4234 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilen
3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin üçüncü, dördüncü,
beşinci ve altıncı fıkraları kuralları, yasakoyucunun takdir hakkını kullanarak,
Anayasa’nın belirtilen kurallarına ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Yasası’nın
özüne dokunulmadan yapılan düzenlemelerdir.
Burada
üzerinde durulması gereken bir husus da dördüncü fıkrada sözü edilen fon
kuruluşudur.
3671
sayılı Yasa’nın 4234 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değişik dördüncü fıkrasında,
Yasa’nın değişik 5. maddesindeki fona atıfta bulunulmaktadır. 3671 sayılı
Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesini değiştiren 4234 sayılı
Yasa’nın 2. maddesinde. sözü edilen, dayanışma primi kesilmesi ve buna
ilişkin bir “fon kurulmasının iki yönü bulunmaktadır. Birincisi, kimi kıstaslara
göre, doğrudan milletvekillerinin aylık ödeneklerinden dayanışma primi
kesilmesi ve bununla bir fon oluşturulması; ikincisi ise, fonun nakit durumu
Yasa’da belirtilen gerekli ödemeleri karşılayamadığı takdirde, Türkiye
Büyük Millet Meclisi bütçesine bu husus için konulacak ödenekten tediye
de bulunulması, ya da Devlet bütçesinden fona aktarma yapılmasıdır.
Milletvekillerinin
kimi sosyal haklarının sağlanması için, milletvekili ödeneklerinden kesilecek
dayanışma primleriyle bir fon kurulmasında Anayasa’nın herhangi bir kuralına
aykırılık bulunmamaktadır.
Anayasa’ya
aykırılığı tartışılabilecek konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesine
konulan ödenekten, bu fona aktarma yapılıp yapılamayacağıdır. Ancak bu
kuralın, bu davada uygulanacak kural niteliğinde olmadığını düşünüyorum.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi bütçesinden yapılacak aktarmalardan söz edilmeyen,
Yasa’nın değişik 2. maddesinin dördüncü fıkrası ise, davada uygulanacak
kural niteliğindedir ve bu fıkranın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Ayrıca
iptal konusu diğer fıkralardaki kurallara benzer kimi kurallar, diğer kamu
görevlileri emeklileri için de uygulanmaktadır.
Bu
nedenlerle, yukarıda belirtilen üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraların
iptali yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
2-
4234 sayılı Yasa’nın 3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile, değişik
5. maddesini değiştiren 2. maddesine yönelik iptal istemi, kuralın, davada
uygulanacak kural olmaması nedeniyle reddedilmiş, ancak 2949 sayılı Yasa’nın
29. maddesi uyarınca iptal edilmiştir.
29.
maddenin ikinci fıkrasına göre, başvuru, Yasa’nın, yasa hükmünde kararnamenin
veya TBMM içtüzüğünün belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olupta,
bu belirli madde veya hükümlerin iptali, yasanın, yasa hükmünde kararnamenin
veya içtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu
doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek koşuluyla,
yasanın, yasa hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün bahis konusu öteki hükümlerinin
veya tümünün iptaline karar verebilir.
29.
maddenin ikinci fikrasının ana koşulu, iptalin, yasanın, yasa hükmünde
kararnamenin veya içtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması
sonucunu doğurmasıdır.
Olayımızda,
3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesini değiştiren
4234 sayılı Yasa’nın 2. maddesi kuralı, TBMM bütçesinden sağlanacak yardım
söz konusu olmadan, başlı başına uygulanabilecek somut kuralları içermektedir.
Yasa’nın kimi kurallarının iptali, bu maddeyi de uygulanamaz hale getirmemektedir.
Bu
nedenlerle, çoğunluğun 2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesinin uygulanmasıyla
ilgili görüşüne de katılmıyorum.
Üye
Lütfi
F. TUNCEL
Esas
Sayısı :1998/58
Karar
Sayısı :1999/19
DEĞİŞİKOY
VE KARŞIOY GEREKÇESİ
3.4.1997
gönlü, 4234 sayılı “26.l0.1990 Tarih ve 3671 Sayılı Kanunun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun”un
kimi maddelerinin itiraz yoluyla iptali isteminde bulunulmuştur.
Yasa’nın,
1. maddesiyle değiştirilen 3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile değişik
2. maddesinin ikinci fıkrası ile 3. maddesiyle eklenen Geçici 6. maddesi,
Anayasa’nın 153. maddesine aykırı oldukları gerekçesi ile iptal edilmiştir.
Sözkonusu ikinci fıkrada, T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilenlerin emeklilik
keseneğine esas aylıklarına T.C. Emekli Sandığı iştirakçilerinin derece
ve kademelerine göre yararlanmakta olduğu en yüksek ek gösterge rakamı
uygulanmak suretiyle işlem yapılacağı belirtilmiş, Geçici 6. maddede ise
Yasama Organı Üyeleri ile dışarıdan atanan bakanlarla bunların dul ve yetimlerine
çeşitli kanunlara göre bağlanmış bulunan aylık ve sair tazminatlarla bunların
diğer özlük, sağlık ve sosyal haklarına ilişkin hakları kazanılmış hak
olarak saklı tutulmuş ve ileriye yönelik olarak da devamı sağlanmıştır.
Öz yönünden aynı nitelikte olan 3284, 3430, 3671, 3855, 4049 ve 4104 sayılı
yasaların ilgili kuralları Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarıyla iptal
edilmiştir.
Anayasa’nın
138. maddesinin son fıkrasında “Yasama ve yürütme organları ile idare,
mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını
hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez”
denilerek genel olarak mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesine yer
verilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları yönünden bu genel ilke yeterli
görülmemiş özel bir düzenleme getirilerek 153. maddenin son fıkrasında
“Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama,
yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri
bağlar” denilmiştir. Birçok kararda belirtildiği gibi bu kural, Anayasa
Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı bularak iptal ettiği bir konuda aynı kapsam,
içerik ve nitelikte yeni bir yasa çıkarılmamasını zorunlu kılar. Yine aynı
kural uyarınca, yasama organının, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı
görerek iptal ettiği bir kuralın aynını veya değişik ifadelerle benzerini
yasalaştırmaması gerekir.
Anayasa
Mahkemesi, Yasama Organı Üyeleri ve dışarıdan atanan bakanların emeklilik
ve diğer özlük hakları ile sağlık ve sosyal haklarına ilişkin ayrıcalıklı
düzenlemeler içeren 3284, 3430, 3671, 3855 ve 4049 sayılı yasaların ilgili
kurallarını iptal etmiştir. Bunlardan 3.12.1992 günlü, 3855 sayılı Yasa’nın
6. maddesinin ikinci tümcesi, daha önce verilen iptal kararlarını sonuçsuz
bıraktığı bu nedenle de Anayasa’nın 153. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle
28.12.1994 günlü, E. 1994/59, K. 1994/83 sayılı kararla iptal edilmiştir.
Iptal gerekçesi beklenmeden kuralın iptal edildiğinin duyulmasından sonra
vakit geçirilmeden aynı kapsam, içerik ve nitelikte yeni bir kuralın yasalaştırılması
ve iptal edilen tüm yasa kurallarıyla sağlanmış olan haklara doğdukları
andan itibaren geçerlilik tanınması ve itiraz konusu kuralla ilgili başvuru,
inceleme aşamasındayken bunun iptal olasılığına karşı aynı hakları güvenceye
alan itiraz konusu 3.4.1997 günlü, 4234 sayılı Yasa’nın çıkarılmış olması
yalnız Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına açık bir aykırılık değil,
aynı zamanda yasakoyucunun Anayasa’yı ihlal iradesinin ve bu konudaki kararlılığının
çok belirgin bir göstergesidir.
Bu
davranışın hukukun üstünlüğü temeline dayanan hukuk devleti ilkesi ile
bağdaştırılması olanaklı değildir. Gerçekten Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan
yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk
değerlerinin bulunduğu bilincinde olan yargısal denetime açık, yargı kararlarına
saygılı, bu kararların uygulanması için çaba harcayan, devlettir. Bu nedenle,
hukuk devleti, kanun devleti ya da Anayasal devletten daha geniş ve kapsamlı
değerler bütününü ifade eder. Hukuk devletinde yasakoyucunun, yalnız yasaların
Anayasa’ya uygunluğunu sağlaması yetmez; Anayasa’nın da, insanlığın ortak
değerleri haline gelmiş ve tüm uygar ülkelerce benimsenmiş hukukun genel
ilkelerine uygunluğunu sağlaması gerekir. Çünkü devletin temel yapısını
oluşturan Anayasa üstün hukuk değerleriyle donatılıp adil bir hukuk düzeni
kurulmasına elverişli hale getirilmedikçe bu çerçevede çıkarılan yasaların
Anayasa’ya uygunluğu kabul edilse bile hukuka uygunlukları tartışılır.
Bu nedenle, yasalarla, Anayasa ve hukukun temel değerleri arasında uyum
sağlayamayan bir devlet gerçek anlamıyla hukuk devleti olamaz. Böyle algılandığında
da bir hukuk devletinde, Anayasa’nın üstünlüğünü gerçekleştirmekle yükümlü
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bir yasanın aynı içerikle yeniden
yasalaştırılması düşünülemez.
Anayasa
Mahkemesi kararlarının bir yasama tasarrufu ile geçersiz kılınmasının bir
diğer sonucu da bunun açık bir fonksiyon gasbına yol açılmasıdır. Bu durum,
“Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına
gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve
bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak
Anayasa ve kanunlarda bulunduğu” görüşünün benimsendiği Anayasa’nın Başlangıç’ında
dile getirilen erkler ayrılığı ilkesine de açık bir aykırılık oluşturmaktadır.
Ayrıca,
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen kuralların yeniden yasalaştırılması
yasama yetkisinin kötüye kullanılması anlamına gelir.
Anayasa
hukuku alanında Anayasa’yı ihlal iradesi ve fonksiyon gasbının bir yasama
işleminin yetki ögesinde ağır ve açık bir sakatlık oluşturduğunda duraksamaya
yer yoktur. Bu durumun yaptırımı ise söz konusu yasama işleminin “iptal”
edilmesi değil “yok” hükmünde sayılmasıdır. Bu nedenle, 4234 sayılı Yasa’nın;
1. maddesiyle değiştirilen 3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile değişik
2. maddesinin ikinci fıkrası ile 3. maddesiyle eklenen Geçici 6. maddesinin
yok hükmünde olduğuna karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle bu kuralların
iptali yolundaki çoğunluk görüşüne gerekçe yönünden katılmıyorum.
Öte
yandan, Yasa’nın 2. maddesiyle birinci ve ikinci fıkraları değiştirilen
3671 sayılı Yasa’nın 4049 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin, iptal
edilen kurallar nedeniyle uygulanma olanağı kalmadığı gerekçesiyle iptaline
karar verilmiştir. Oysa, 3671 sayılı Yasa’nın kimi kurallarıyla 5. maddeye
göndermede bulunulmuştur. Bu durumda söz konusu kural 2949 sayılı Yasa’nın
29. maddesi uyarınca uygulanma olanağını yitirmediğinden iptal edilmemesi
gerekmektedir.
Yasa’nın
iptal edilen kuralları nedeniyle doğacak boşluk bu konudaki genel kurallar
uygulanarak doldurulabileceğjnden Anayasa’nın 153., 2949 sayılı Yasa’nın
53. maddesi uyarınca süre verilmesine de gerek bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Esas
Sayısı 1998/58
Karar
Sayısı 1999/19
KARŞIOY
GEREKÇESİ
4234
sayılı Yasa’nın2. maddesi ile değiştirilen 3671 sayılı Yasa’nın değişik
5. maddesi iptal edilen kurallar nedeniyle uygulama olanağı kalmadığı gerekçesiyle
iptal edilmiştir. Ancak, Yasa’nın kimi maddeleriyle 5. maddeye göndermede
bulunulmuş olup, sözkonusu kuralın 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesi uyarınca uygulama olanağını
yitirmemesi nedeniyle iptali yerinde değildir.
Bu
durumda 5. maddenin iptali yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Rüştü
SÖNMEZ
Resmi
Gazete 4 Mart 2000 - Sayı 23983
(7.3.2000)
  |