Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
RP DAVASI
FP DAVASI
SAVAŞ'IN 19.12.2000 TARİHLİ AÇIKLAMASI

VURAL SAVAŞ'IN AÇIKLAMASI
"Başsavcısı sıfatıyla değil, can güvenliği tehlikede olan bir Türk Vatandaşı olarak konuşacağım"
26 Ekim 1999

Vural SavaşYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 26 Ekim 1999 tarihinde düzenlediği basın toplantısında teröre karşı alınması gereken önlemlere ilişkin görüşlerini açıkladı. Savaş, "Başsavcı sıfatıyla değil, can güvenliği tehlikede olan bir türk vatandaşı olarak konuştuğunu" bildirdi.

 

 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açıklaması, siyasi çevrelerde geniş yankı buldu. (YANKILAR)
Savaş'ın açıklamasında belirttiği Almanya, İngiltere ve Yunanistan ile ilgili ÖRNEKLER
Vural Savaş'ın açıklaması şöyle: (26.10.1999)

Görsel ve yazılı basının değerli temsilcileri, sevgili vatandaşlarım.

Bugün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla değil, can güvenliği tehlikede olan bir Türk Vatandaşı olarak konuşacağım.

Başta İBDA-C örgütü olmak üzere, rejimimize ve ülke bütünlüğümüze yönelik eylemde bulunan pekçok örgütün, beni <<en kısa zamanda öldürülecek kişiler>> listesine aldıklarını, bu listeleri <<İnternet>> de bile yayınladıklarını hepiniz biliyorsunuz. <<AKİTGAZETESİ>>de, uzun bir süredir, beni <<HEDEF>> olarak gösteren yayınlar yapıyor.

Bu yüzden, ülkemdeki bitmeyen ve giderek azgınlaşan terör eylemlerinin, ne çeşit tedbirler alınırsa en aza indirilebileceği yolunda görüş açıklamak, en başta benim hakkım.

Tarihe bir <<NOT>> düşürmek için buradayım.

Çünkü başıma bir şey gelirse, ben konuşamayacağım ve irticaya, bölücü eylemlere destek veren yazarlar, politikacılar, dernekler, partiler, ülkemizi paramparça etmek ve kan gölüne çevirmek amacıyla, kendi ülkelerinde teröre karşı aldıkları önlemleri, yaptıkları yasal düzenlemeleri <<yoksa sizi Avrupa Birliğine aldırmayız>> tehdidiyle aldırtmayan ve yaptırmayan bazı güçlü devletlerin politikacıları, timsah gözyaşları dökerek terörü kınama mesajları yayınlayacaklar, demeçler verecekler ve makaleler yazacaklar.

<<Komplo Teorileri>> üreterek, <<Tüm Cumhuriyetçileri Konturgerilla öldürtüyor>> diyerek; İBDA-C'nın ölüm listelerini,bir belediye başkanının gözü dönmüş bir şekilde ve gözü dönmüş kalabalığa karşı, adımı ve soyadımı da söyleyerek, televizyon kameraları önünde benim için <<Vur Emri>> verdiğini unutturmaya çalışacaklar; <<Dini esaslara dayalı bir devlet düzenini kanla kuracaklarını>> açıkça ve bir çok kere söyleyen ŞEVKİ YILMAZ, İBRAHİM HALİL ÇELİK gibi kişileri milletvekili seçtirip,dokunulmazlık zırhına büründürenler;Sivas'ta vatandaşlarımızı diri diri yakanların avukatlığını yapan, İBDA-C militanlarını cezaevinde özel şekilde ziyaret eden kişiyi Adalet Bakanı yapanları, yavaş yavaş Abdullah Öcalan'ı siyasi cinayetler işlediği bilinen kişileri,<<gerçek demokrat>> kişiler olarak gösterip, Cumhuriyetimize sahip çıkan kişi ve kurumları karalayacaklar ve böylece ailemi, yakınlarımı ve tüm yurtsever vatandaşlarımızı birkez daha kahredecekler.

Türkiye'nin yetiştirdiği en demokrat kişilerden biri olan rahmetli AHMET TANER KIŞLALI, son kitabına <<Ben Demokrat Değilim>> ismini boşuna koymadı.

Eğer ülkemizde teröristlerin eylem yapmadan yakalanmaları, faili meçhul cinayetlerin aydınlanması ve yasadışı örgütlerle gerçekten mücadele edilmesi isteniyorsa; terörle yüzyüze gelmiş çağdaş ve demokratik ülkelerin, bu konuda yaptığı yasal düzenlemeleri yapmaktan ve onların yaptığı uygulamaları ülkemizde de hayata geçirmekten başka çare bulunmamaktadır.

Bu düzenlemeleri yapabilirsek kopacağı muhakkak gürültüyü en aza indirmek ve çifte standartlı kararlar verilmesini önlemek için, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin <<teröre karşı alınmış haklı yasal düzenlemeler>> olarak nitelendirilen mevzuat benimsenerek:

1) Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuz ve Polis Mevzuatımız aynen Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa ve Polis Mevzuatına benzetilmelidir.

2) Terörle Mücadele Kanunumuzun, ceza hükümleri taşıyan maddeleriyle, İngiltere Terörle Mücadele Kanunu arasında paralellik sağlanmalı; <<sansür>> uygulaması dahil, İngiltere hükümetine yasa ile verilen tüm yetkiler, bizim hükümetimize de verilmelidir.

3) <<AkitGazetesi>> gibi yayın yapan gazetelerle, bugünkü yasalarımızla mücadele edilemediğinden,Yunanistan Basın Kanununda mevcut konumuzla ilgili hükümler, aynen bizim Basın Kanunumuza aktarılmalıdır.

4) Cumhuriyete karşı silahlı saldırı veya terör eylemleri yapılması tehlikesi, bazı uyuşturucu ve sahtecilik suçları ile, kara paranın aklanması suçlarından doğan tehlikeleri, <<geç kalmadan>> tespit etmek ve butür tehlikelere karşı Devletin tedbir alabilmesini sağlamak amacıyla,Almanya'da bazı devlet organlarına tanınan, hakim kararı olmadan telefonları dinleme, bunları kaydetme yetkisi ile,mektup ve posta gizliliği ile korunan gönderileri inceleme yetkisi, bizim devlet organlarımızdan birine veya yeni kurulacak bir organa verilmelidir.

Ayrıca, ülkemizin özellikleri gözönünde tutularak:

1- Bir <<Terör Okulu>> ve <<Terör eylemlerinin yönetildiği üsler>> haline gelen cezaevi koğuşlarına,bazı meslek kuruluşları,insan hakları dernekleri ve Sevr'i hortlatmaya çalışan yabancı devletlerin koparacağı haksız gürültüye aldırmaksızın mutlaka girilip, teröristlerin bulunduğu koğuşlar, <<Kurtarılmış Bölge>> olmaktan kurtarılmalıdır ve terör suçu sayılan suçlardan hüküm giymiş ve cezaları kesinleşmiş sanıkların cezalarının infazı,askeri cezaevlerinde yapılmalıdır.

2- Büyük Millet Meclisimizde temsil adaleti sağlanmalı; Büyükşehirlerimizde, örneğin İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Adana'da yaşayan yurttaşlarımız, ikinci sınıf seçmen olmaktan kurtarılmalıdır.

Doğu'daki küçük illerimizde yaşayan vatandaşlarımızın, milletvekili seçimlerinde kullandığı bir oy, bugün büyük şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımızın üç oyuna eşit tutuluyor. Gelecek seçimde bu fark daha da artacak. Bu farklılığın <<HADEP>> ve <<FAZİLET>> tipi partilerin, hakettiğinden daha çok milletvekili çıkarmasına yaradığı ve yarayacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

3- <<İrtica>> tehlikesinin giderek arttığı gözönünde tutularak, Anayasa'mızın 24/son maddesi yeniden hayata geçirilmeli, bu amaçla Türk Ceza Kanununa, kaldırılan 163 ncü maddenin benzeri bir hüküm mutlaka konulmalıdır.

4- Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanununun onuncu maddesinin ikinci fıkrasına göre <<Devlet Güvenlik Mahkemesine giren suçların hazırlık soruşturması, bu mahkeme nezdinde bulunan Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılır.>>

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Nuh Mete Yüksel yasaya aykırı ve yetkisi dışında hiçbir işlem yapmamıştır. Aksine Danıştay Başkanımız EROL ÇIRAKMAN'ın iki gün önce açıkladığı gibi, Anayasa ve yasalarımıza aykırı biçimde yargıya müdahalede bulunulmuş, adeta gözdağı verilmeye çalışılmıştır. Görevli savcının görev yapması engellendiği için, Cumhurbaşkanımızın deyimiyle bir ajan provakotör olan Merve Safa Kavakcı'da, muhtemelen Şevki Yılmaz, İbrahim Halil Çelik gibi yurtdışına kaçıp, cezalandırılmaktan kurtulacaktır. Bu tip müdahalelerden kesinlikle kaçınılmalıdır.

Parlamentomuzun bu günkü yapısıyla açıkladığım önlemlerin bir tekini bile aldırmayacağını ve bu yüzden terörün artarak devam edeceğini, faili meçhul cinayetlerin çoğunun bu yüzden aydınlanamayacağını biliyorum.

Politikacılarımızın, insan hakları derneklerinin,bazı yazarlar ve parti liderlerinin <<düşünce özgürlüğünü sağlamaya çalışıyoruz>> bahanesiyle, irtica ve süreklilik kazanan bölücü eylemler, <<açık ve somut tehlike>> oluşturmaya devam ederken; <<ülke bütünlüğünü hedef alan yazıları ve sözlü propagandayı>>, <<halkı ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahriki>> suç olmaktan çıkarmaya, 312 nci maddeyi değiştirme veya kaldırmaya çalışmaya ve başörtüsü eylemlerini kışkırtmaya devam edeceklerini ve böylece her zaman yaptıkları gibi yangına körükle gideceklerini de biliyorum.

Devletin asıl görevi, iddia edilenin aksine kamu düzenini sağlamak, ülke bütünlüğünü, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumaktır.

<<Eskiden devlet ön plandaydı, şimdi vatandaşı (bireyi) ön plana çıkarmak için bunları yapıyoruz>> yalanıyla halkı kandırmaya çalışıyorlar.

Ümmet toplumunu, <<Ulus>> yapan, halkımızın yarısını teşkil eden kadınlarımızı toplum hayatımıza kazandıran, insanlarımızı <<kul>> statüsünden çıkarıp, eşit haklara sahip vatandaşlar (bireyler) haline getiren, beğenmedikleri Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet idaresidir.

Onlar aslında, Cumhuriyetimizin kazanımlarını yok etmenin savaşını veriyorlar.

Sevgili vatandaşlarım, Cumhuriyetimize sahip çıkmanın tam zamanıdır. Bu işi yarına bırakırsanız,inanın çok geç olacak.

Vural SAVAŞ
 




 

SAVAŞ'IN AÇIKLAMALARININ YANKILARI 

CUMHURBAŞKANI SÜLEYMAN DEMİREL: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bazı etkinliklere katılmak üzere gittiği Kırıkkale'de gazetecilerin konuya ilişkin sorularını cevaplandırdı. Demirel, kendisinin Vural Savaş'a cevap verir duruma gelmeyeceğini bildirdi. Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu ve kurumları bulunduğunu anlatan Cumhurbaşkanı, bu kurumların tümünü birden kötülemeye karşı olduğunu bildirdi. Demirel şöyle devam etti. 

"Bir süreden beri bu yapılagelmektedir. Bu, devletin hizmetlerini zorlaştırmaktadır. Ve herşeyi hem devletten bekleyeceksiniz, hem evvela kurumlarını, sonra devletin kendisini küçük düşüreceksiniz, sonra da (hizmetler görülmüyor) diye şikayet edeceksiniz. O tabii neticedir. Onun içindir ki, ben halkımdan, milletimden, açık rejim olan Türkiye'de devlete olan inancını muhafaza etmesini ve Türkiye'nin idaresi için çağrıldığı zaman iradesini dikkatle kullanmasını tavsiye ediyorum. Kurumlara gelince... Kurumların işleyişinde bir takım aksaklıklar olabilir. Bunu kimse inkar etmiyor yalnız bizim devletimizde değil, birçok devletlerde de kurumların işleyişinde aksaklıklar var. Bunları ancak reformlarla ortadan kaldırırız." 

TBMM BAŞKANI YILDIRIM AKBULUT:  Akbulut, ``Vural Savaş`ın bilhassa Parlamento`nun, siyasi partilerin, terörü önleyebilecek nitelikte olmadıklarını ifade etmesi bir talihsizliktir`` dedi.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı`nın kendi güvenliği ile ilgili açıklamasına dikkat edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirten Akbulut, ``Ancak bir savcının Parlamento`yu hedef alan beyanda bulunması doğru değildir`` dedi.

Savaş`ın, FP`nin kapatılması davasında hazırladığı iddianamede de, Seçim Kanunu`nda, Siyasi Partiler Kanunu`nda yaptığı bir değişiklik nedeniyle TBMM`yi, ``hukuku içine sindirememiş bir kurul`` olarak nitelendirdiğini kaydeden Akbulut, şöyle dedi:

``Kanun yapan bir meclisi bu şekilde nitelendirmesi, hiç hoş karşılanacak bir davranış değildir. Üzüntüyü muciptir. Bugün de yine Parlamento`yu hedef alan sözleri vardır. Bir savcının bu şekilde bir beyanda bulunması doğru değildir. Yanlıştır. TBMM milli iradenin tecelli ettiği bir mekandır. Ona herkesin saygı göstermesi gerekir. Herkes demokratik laik cumhuriyeti yaşatmak, güçlendirmek için gayret içersindedir. Bunun aksi iddia edilemez. Hele parlamento için katiyyen böyle birşey iddia edilemez. Bunun için talihsizliktir diyorum. Herkes TBMM`ye saygılı olmalıdır. TBMM üzerine düşen görevi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yapmaya devam edecektir.`` 

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ecevit, bu konuda tartışmaya girmeyi doğru bulmadığnı söyledi. Bülent Ecevit, "Sayın Başsavcı güvenliğinden haklı olarak kaygı duyuyor olabilir. Sayın Bahçeli, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gerekli talimatı vereceğini söyledi. Sayın Vural Savaş'ın güvenliğinin gereği kadar artırılması hiç kuşkusuz sağlanacaktır" diye konuştu.

Ecevit, Vural Savaş`ın bugün yaptığı açıklamada, ``TBMM`nin yasal değişikler yapamayacağı`` şeklindeki sözlerini hatırlatan bir gazeteciye, şu karşılığı verdi:

``Bu Büyük Millet Meclisi yaz tatilinden önceki 3 ay içinde çok şeyi yaptı. Şimdiye kadar görülmemiş hızla çalıştı, bundan sonra da aynı hızı sürdürecektir. Koalisyon ortakları arasında da tam uyum var. Meclis`te büyük bir desteğe dayanıyoruz. Kimsenin TBMM ile ilgili, hükümetle ilgili bir karamsarlık havası yaymakta bir fayda göreceğini sanmıyorum.`` 

ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKANI MESUT YILMAZ: Yılmaz, partisinin Meclis Grubu'nda yaptığı konuşmada, Savaş'ın ifade ettiği bazı hukuksal düzenlemelere ihtiyaç olabileceğini belirtti. Yılmaz, "Ama bütün hukukçularımızın şu soruya cevap aramaları lazım, o ülkelerde, olağanüstü tedbirlere başvuran, o ülkelerin hepsinde, kişilerin dokunulmaz hürriyet alanlarına müdahale edilmemektedir." dedi. Yılmaz şunları söyledi:

"Evet devletin görevi ülkenin bütünlüğünü korumaktır, kamu düzenini korumaktır, can ve mal güvenliğini korumaktır, ama 2000 yılında devletin görevi sadece bunlar derseniz, siz o zaman çağdaş devleti bilmiyorsunuz demektir, sizin devlet anlayışınız demode kalmış demektir. Bugün bu devlet hem bu görevlerini yapacaktır, hem de vatandaşının dokunulmaz olan alanını vatandaşına bırakacaktır." 

FAZİLET PARTİSİ GENEL BAŞKANI RECAİ KUTAN: Kutan, partisinin TBMM'deki Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, partisinin, her vesilede ülkenin öncelikli ihtiyacının huzur olduğunu dile getirdiğini söyledi. Kutan, gerginliklerden kurtulunması gerektiğini belirten Kutan şöyle dedi:

"Bu itibarla sorumlu olan herkes, bu ülkeyi gerginleştirecek ve adeta tahrik yapacak tutumlardan mutlaka ve mutlaka kaçınmalıdır.İlk bakışta bu konuşmadan gördüğüm manzara şudur; gerginliği artırıcı bir üslup kullanılmıştır, buna kimsenin hakkı yoktur. Ülkenin bütün aydınları ve siyasiler itham edilmektedir. Buradan açıkça ifade ediyorum Sayın Vural Savaş'a, hiç kimse kendini bizden daha fazla vatanperver, milleti daha fazla seven insanlar olarak görmesin, buna kimsenin hakkı yoktur. Özellikle biz FP'liler, sevdamız sadece bu aziz ülkeye ve millete hizmet etmektir. Onun için vatanperverlik hususunda kimse bu aziz camiaya söz söyleyemez." 

FP Genel Başkanı Recai Kutan, daha sonra yaptığı yazılı açıklamada da,  Savaş`ın bugün yaptığı basın toplantısında söylediklerini ve üslubunu büyük bir talihsizlik olarak nitelendirdi. Kutan, Savaş`ın sözlerinde iki hususun dikkati çektiğini bildirerek, ``bunlardan birincisi, maalesef sayın başsavcı oluşturulmaya çalışılan gerginliği daha da artırmaktadır. İkincisi ve daha da önemlisi, Sayın Başsavcı siyaset kurumunu ve parlamentoyu hedef almıştır`` dedi.

Öncelikle Cumhuriyet Savcılığı kurumunun, bütün vatandaşların can güvenliğini korumakla sorumlu olduğunu anlatan Kutan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı`nın kendi can güvenilğinin olmadığını 
söylemesinin, vatandaşları tedirgin edeceğini, paniğe sürükleyeceğini, terörün de zaten bunu amaçladığını bildirdi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`nın, parlamentoya hangi kanunları dikte ettirecek bir kurum olmadığını belirten Kutan, Savaş`ın terörü önleme bahanesiyle önerdiği mevzuat değişikliğinin, 
çağdaş demokratik rejimlerden çok dikta rejimlerini çağrıştırdığını kaydetti. Kutan, şöyle devam etti: 

``Sayın Başsavcı geçmişteki bazı olayları tahrif ederek partimize de saldırmaktadır. Bunları reddediyoruz. FP, terörü, nereden, kimden gelirse gelsin ve amacı ne olursa olsun nefretle kınadığını ve reddettiğini her fırsatta açıklamıştır. Başsavcının bu gayretini FP`ye halkın göstermiş olduğu teveccüh karşısında rahatsız olanların karalamalarından birisi olarak kabul ediyoruz. FP, bu tahriklere kapılmayacaktır ve asla demokrasimize yönelik bu tür tuzaklara da düşmeyecektir. Esasen Başsavcı yapmış olduğu basın toplantısında halka ve halkın temsilcisi olan Yüce 
Parlamento`ya da güvenmediğini, bu kuruma inanmadığını açık açık ilan etmiştir. Böyle bir insanın o makamda bulunmaması gerektiğini düşünüyor ve Sayın Başsavcı`yı derhal istifa etmeye çağırıyorum.`` 

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ALTAN ÖYMEN:  Öymen, Savaş`ın can güvenliğinin olmadığı açıklamasında bulunduğunu, böyle bir açıklama yapmanın herkesin hakkı olduğunu söyledi. Savaş`ın bazı önerilerde bulunduğunu ve somut çözümler için örnekler gösterdiğini ifade eden Öymen, bunlar arasında ilginç öneriler bulunduğunu, ancak bunları tartışacak yerin hükümet ve meclis platformu olduğunu söyledi. 

Öymen, ``Sayın Savaş`ın açıklamalarında bir tek noktada mutabakat kalınması mümkün değil. Vural Savaş meclisten umudunu kestiğini söylüyor. Buna katılmıyorum. Biz bu meclisin dışındayız. Meclisi eleştiriyoruz. Ama meclisten ümidimizi kesmiyoruz ve kimse de kesmemeli. Meclis dışında olsak bile umudumuzu koruyoruz. Çünkü oraya yine geleceğiz`` diye konuştu. 

Vural Savaş`ın 163. maddeyle ilgili değerlendirmesinin hatırlatılması üzerine de Öymen, her ülkenin maruz kaldığı tehlikeler açısından, anayasa ve yasalarla rejimi koruyucu tedbirler almasının doğal olduğunu ifade ederek, ``Örneğin Almanya Nazizimden çok çekti ve bu konuda anayasasında madde var. Nasıl Almanya nazizimden çektiyse biz de irticadan çok çektik. O nedenle bazı tedbirler alınması normal. Ancak burada dikkat edilecek olan, tedbirlerin demokratik kurallar içinde alınmasıdır`` dedi. 

ANAP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ YILMAZ KARAKOYUNLU: Karakoyunlu konuyu TBMM Genel Kurulu'na getirdi ve yaptığı gündemdışı konuşmada, ``Hiç kimse, (tarihe bir not düşülmek) kaydıyla millet iradesinin tecelli ettiği bu dergaha gölge düşürme hakkına sahip değildir. Bunu aynı lisanla ve aynı üslüpla size iade etmek lazım`` dedi.

Karakoyunlu, ``Eğer birileri, kendilerini Abdülhamit gibi görerek, millet iradesinin üzerinde bir irade vehmediyorsa, bu evham ile millete hizmet etmesi ve Cumhuriyet`e sahip çıkması hezimete
hizmetten öte gidemez`` diye konuştu.

ANKARA DGM CUMHURİYET SAVCISI NUH METE YÜKSEL: Yüksel,  ``Sayın Vural Savaş benim çok sevdiğim, takdir ettiğim bir kişidir. Açıklamalarının her zaman olduğu gibi yerinde olduğu kanaatindeyim`` diye konuştu.



SAVAŞ'IN AÇIKLAMALARINDA YER VERDİĞİ 
AVRUPA ÜLKELERİNDEKİ YASAL DÜZENLEMELER 

  • İNGİLTERE TERÖRLE MÜCADELE YASASI, TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLARAK KATILANLAR, KATILDIĞINI AÇIKLAYANLAR VE YARDIM EDENLER İÇİN 10 YIL HAPİS CEZASINI ÖNGÖRÜYOR 
  • TERÖR ÖRGÜTÜNÜN FLAMASINI, MÜZİĞİNİ ÇALANLAR  ASGARİ 6 AY, TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİN PARA TOPLAYANLAR VE BU PARALARI MUHAFAZA EDENLER İSE 14 YIL HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILABİLİYOR 
  • ALMANYA CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU`NA GÖRE, AVUKAT, HAKİMİN MÜSADE ETMEDİĞİ YAZILI DOKÜMANLARI SANIĞA VEREMİYOR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş`ın bazı Avrupa ülkelerinin terörle mücadele ve uygulama yasalarından iç hukuka aktarılmasını istediği düzenlemeler ağır cezaları öngörüyor.

Başsavcı Savaş`ın basın toplantısında (26.10.1999) sözünü ettiği İngiltere Terörle Mücadele Yasası`ndaki bazı düzenlemeler şöyle:

   -Terör örgütüne üye olarak katılanlar, katıldığını açıklayanlar, tahrik eder veya destek sağlar, yardım eder veya bunu ilan ederse, 10 yıl hapis cezasına çarptırılır.
    -Her kim İngiltere`ye girişi tahditli olduğunu bildiği veya şüphelendiği halde bir şahsı ülkeye sokarsa, 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılır.
    -Terör örgütünün pankartını ve flamasını taşır veya müziğini çalarsa 6 yıl hapis cezasına mahkum edilir.
    -Terör örgütü için para toplayanlar, bu paraları muhafaza edenler 14 yıl hapis cezasına çarptırılırlar.
    -Terörist faaliyette bulunan bir şahsın yakalanmasını, kovuşturmasını veya mahkumiyetinin emniyetini geçerli bir mazaret olmaksızın bu bilgileri polise vermeyen kişi hakkında 5 yıl hapis 
cezası verilir.

    -ALMAN CMUK-

Başsavcı Savaş`ın örnek alınarak Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu`nda düzenlenme yapılmasını istediği Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`ndaki bazı hükümler ise şöyle:

    -Terör örgütü kurmakla suçlananlara hakimin okunmasına izin vermediği yazılı dokümanları avukatı veremez.
    -Avukat-sanık görüşmesi gizli birşey verilmesini önleyici şekilde yapılır.
    -Terör suçlularına gönderilen her türlü bilgi ve eşya hakimin iznine bağlı olarak alınabilir.
    -Mevsuf ve basit adam öldürme, soykırım, terör örgütü kurma,yaptığı eylemle başkasının yaşamı ya da vücut bütünlüğünü tehlikeye düşürme, patlayıcı madde kullanma suçlarından birini işlemiş olma kuvvetli şüphesi altında bulunan kişi, kaçma ve delilleri karartma şüphesi mevcut olmasa da tutuklanabilir.
    -Soruşturmanın hiçbir aşamasında sanık tarafından seçilen avukat sayısı 3`ü geçemez.
    -Avukatların müvekkilleriyle görüşmelerinde üstleri aranır.
    Alman mevzuatı bazı şartlar altında ilgililere haber vermeden haberleşmenin gizlice izlenmesini imkan verirken, buna karşı yargı yolunu da kapalı tutuyor.

    -YUNANİSTAN BASIN KANUNU-

   Yunanistan`da basın ile ilgili düzenlemeler kaynağını Yunanistan Anayasası`nın 14. maddesinden alıyor. Bu madde, gazete ya da basılı yayınların yayınlamadan önce ya da sonra toplatılmasını yasaklamakla birlikte, bazı hallerde yayımdan sonra mahkeme kararı ile toplatılmalarını hükme bağlıyor.

   Hıristiyanlığa ya da başka dine karşı saldırı, Cumhurbaşkanlığına hakaret, silahlı kuvvetlere ait mevcut, techizat ya da konuşlanma gibi bilgiler varsa ya da bu bilgiler devletin toprak bütünlüğüne ve rejimin bütünlüğüne yönelik bir tehdit ile yasalarda belirtilmiş kamu ahlakını zedeleyecek ahlaka aykırı yazı varsa Yunan Basın Yasası, bu tür yayın yapan gazetelerin toplatılacağını düzenliyor.
   Yunanistan`da 1950 yılında çıkarılan Ceza Kanunu`nun ``suça teşvik``i düzenleyen maddeleri basın yoluyla işlenen ilgili suçları da kapsıyor. 
   Bu çerçevede, halkı bölücülüğe, kişiyi suça teşvik edecek yayınlar ya da bir kişiyi bir diğerine karşı kötülük yapmaya teşvik eden haberlerin sorumluları hapis cezasına çarptırılıyorlar. 
   Basın yoluyla bir kişinin manevi açıdan zarar görmesi halinde Medeni Kanunu`nun 932. maddesi işletiliyor ve söz konusu yayın organı 10 Milyon Drahmi`den (15 Milyar TL) az olmamak üzere para cezasına çarptırılabiliyor.
   Terörist faaliyetlerle ilgili övücü, tahrik edici, yayınlar halinde de sorumlularına ağır ceza yaptırımı ve mahkeme kararıyla gazeteye toplatma veya belli bir süre kapatma cezası da verilebiliyor.
 
 



KAYNAK: ANADOLU AJANSI
(26 EKİM 1999)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş