| Vural Savaş'ın açıklaması şöyle: (26.10.1999)
Görsel ve yazılı basının
değerli temsilcileri, sevgili vatandaşlarım.
Bugün Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı sıfatıyla değil, can güvenliği tehlikede olan bir Türk Vatandaşı
olarak konuşacağım.
Başta İBDA-C örgütü olmak
üzere, rejimimize ve ülke bütünlüğümüze yönelik eylemde bulunan pekçok
örgütün, beni <<en kısa zamanda öldürülecek kişiler>> listesine aldıklarını,
bu listeleri <<İnternet>> de bile yayınladıklarını hepiniz biliyorsunuz.
<<AKİTGAZETESİ>>de, uzun bir süredir, beni <<HEDEF>> olarak
gösteren yayınlar yapıyor.
Bu yüzden, ülkemdeki bitmeyen
ve giderek azgınlaşan terör eylemlerinin, ne çeşit tedbirler alınırsa en
aza indirilebileceği yolunda görüş açıklamak, en başta benim hakkım.
Tarihe bir <<NOT>>
düşürmek için buradayım.
Çünkü başıma bir şey gelirse,
ben konuşamayacağım ve irticaya, bölücü eylemlere destek veren yazarlar,
politikacılar, dernekler, partiler, ülkemizi paramparça etmek ve kan gölüne
çevirmek amacıyla, kendi ülkelerinde teröre karşı aldıkları önlemleri,
yaptıkları yasal düzenlemeleri <<yoksa sizi Avrupa Birliğine aldırmayız>>
tehdidiyle aldırtmayan ve yaptırmayan bazı güçlü devletlerin politikacıları,
timsah gözyaşları dökerek terörü kınama mesajları yayınlayacaklar, demeçler
verecekler ve makaleler yazacaklar.
<<Komplo Teorileri>>
üreterek, <<Tüm Cumhuriyetçileri Konturgerilla öldürtüyor>> diyerek;
İBDA-C'nın ölüm listelerini,bir belediye başkanının gözü dönmüş bir şekilde
ve gözü dönmüş kalabalığa karşı, adımı ve soyadımı da söyleyerek, televizyon
kameraları önünde benim için <<Vur Emri>> verdiğini unutturmaya çalışacaklar;
<<Dini esaslara dayalı bir devlet düzenini kanla kuracaklarını>>
açıkça ve bir çok kere söyleyen ŞEVKİ YILMAZ, İBRAHİM HALİL ÇELİK gibi
kişileri milletvekili seçtirip,dokunulmazlık zırhına büründürenler;Sivas'ta
vatandaşlarımızı diri diri yakanların avukatlığını yapan, İBDA-C militanlarını
cezaevinde özel şekilde ziyaret eden kişiyi Adalet Bakanı yapanları, yavaş
yavaş Abdullah Öcalan'ı siyasi cinayetler işlediği bilinen kişileri,<<gerçek
demokrat>> kişiler olarak gösterip, Cumhuriyetimize sahip çıkan kişi ve
kurumları karalayacaklar ve böylece ailemi, yakınlarımı ve tüm yurtsever
vatandaşlarımızı birkez daha kahredecekler.
Türkiye'nin yetiştirdiği
en demokrat kişilerden biri olan rahmetli AHMET TANER KIŞLALI, son kitabına
<<Ben Demokrat Değilim>> ismini boşuna koymadı.
Eğer ülkemizde teröristlerin
eylem yapmadan yakalanmaları, faili meçhul cinayetlerin aydınlanması ve
yasadışı örgütlerle gerçekten mücadele edilmesi isteniyorsa; terörle yüzyüze
gelmiş çağdaş ve demokratik ülkelerin, bu konuda yaptığı yasal düzenlemeleri
yapmaktan ve onların yaptığı uygulamaları ülkemizde de hayata geçirmekten
başka çare bulunmamaktadır.
Bu düzenlemeleri yapabilirsek
kopacağı muhakkak gürültüyü en aza indirmek ve çifte standartlı kararlar
verilmesini önlemek için, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin <<teröre
karşı alınmış haklı yasal düzenlemeler>> olarak nitelendirilen mevzuat
benimsenerek:
1) Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunumuz ve Polis Mevzuatımız aynen Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa
ve Polis Mevzuatına benzetilmelidir.
2) Terörle Mücadele Kanunumuzun,
ceza hükümleri taşıyan maddeleriyle, İngiltere Terörle Mücadele Kanunu
arasında paralellik sağlanmalı; <<sansür>> uygulaması dahil, İngiltere
hükümetine yasa ile verilen tüm yetkiler, bizim hükümetimize de verilmelidir.
3) <<AkitGazetesi>>
gibi yayın yapan gazetelerle, bugünkü yasalarımızla mücadele edilemediğinden,Yunanistan
Basın Kanununda mevcut konumuzla ilgili hükümler, aynen bizim Basın Kanunumuza
aktarılmalıdır.
4) Cumhuriyete karşı silahlı
saldırı veya terör eylemleri yapılması tehlikesi, bazı uyuşturucu ve sahtecilik
suçları ile, kara paranın aklanması suçlarından doğan tehlikeleri, <<geç
kalmadan>> tespit etmek ve butür tehlikelere karşı Devletin tedbir alabilmesini
sağlamak amacıyla,Almanya'da bazı devlet organlarına tanınan, hakim kararı
olmadan telefonları dinleme, bunları kaydetme yetkisi ile,mektup ve posta
gizliliği ile korunan gönderileri inceleme yetkisi, bizim devlet organlarımızdan
birine veya yeni kurulacak bir organa verilmelidir.
Ayrıca, ülkemizin özellikleri
gözönünde tutularak:
1- Bir <<Terör Okulu>>
ve <<Terör eylemlerinin yönetildiği üsler>> haline gelen cezaevi
koğuşlarına,bazı meslek kuruluşları,insan hakları dernekleri ve Sevr'i
hortlatmaya çalışan yabancı devletlerin koparacağı haksız gürültüye aldırmaksızın
mutlaka girilip, teröristlerin bulunduğu koğuşlar, <<Kurtarılmış
Bölge>> olmaktan kurtarılmalıdır ve terör suçu sayılan suçlardan hüküm
giymiş ve cezaları kesinleşmiş sanıkların cezalarının infazı,askeri cezaevlerinde
yapılmalıdır.
2- Büyük Millet Meclisimizde
temsil adaleti sağlanmalı; Büyükşehirlerimizde, örneğin İstanbul, Ankara,
İzmir, Bursa ve Adana'da yaşayan yurttaşlarımız, ikinci sınıf seçmen olmaktan
kurtarılmalıdır.
Doğu'daki küçük illerimizde
yaşayan vatandaşlarımızın, milletvekili seçimlerinde kullandığı bir oy,
bugün büyük şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımızın üç oyuna eşit tutuluyor.
Gelecek seçimde bu fark daha da artacak. Bu farklılığın <<HADEP>>
ve <<FAZİLET>> tipi partilerin, hakettiğinden daha çok milletvekili
çıkarmasına yaradığı ve yarayacağı gözden uzak tutulmamalıdır.
3- <<İrtica>> tehlikesinin
giderek arttığı gözönünde tutularak, Anayasa'mızın 24/son maddesi yeniden
hayata geçirilmeli, bu amaçla Türk Ceza Kanununa, kaldırılan 163 ncü maddenin
benzeri bir hüküm mutlaka konulmalıdır.
4- Devlet Güvenlik Mahkemeleri
Kanununun onuncu maddesinin ikinci fıkrasına göre <<Devlet Güvenlik
Mahkemesine giren suçların hazırlık soruşturması, bu mahkeme nezdinde bulunan
Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılır.>>
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi
Savcısı Nuh Mete Yüksel yasaya aykırı ve yetkisi dışında hiçbir işlem yapmamıştır.
Aksine Danıştay Başkanımız EROL ÇIRAKMAN'ın iki gün önce açıkladığı gibi,
Anayasa ve yasalarımıza aykırı biçimde yargıya müdahalede bulunulmuş, adeta
gözdağı verilmeye çalışılmıştır. Görevli savcının görev yapması engellendiği
için, Cumhurbaşkanımızın deyimiyle bir ajan provakotör olan Merve Safa
Kavakcı'da, muhtemelen Şevki Yılmaz, İbrahim Halil Çelik gibi yurtdışına
kaçıp, cezalandırılmaktan kurtulacaktır. Bu tip müdahalelerden kesinlikle
kaçınılmalıdır.
Parlamentomuzun bu günkü
yapısıyla açıkladığım önlemlerin bir tekini bile aldırmayacağını ve bu
yüzden terörün artarak devam edeceğini, faili meçhul cinayetlerin çoğunun
bu yüzden aydınlanamayacağını biliyorum.
Politikacılarımızın, insan
hakları derneklerinin,bazı yazarlar ve parti liderlerinin <<düşünce
özgürlüğünü sağlamaya çalışıyoruz>> bahanesiyle, irtica ve süreklilik kazanan
bölücü eylemler, <<açık ve somut tehlike>> oluşturmaya devam ederken;
<<ülke bütünlüğünü hedef alan yazıları ve sözlü propagandayı>>, <<halkı
ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahriki>>
suç olmaktan çıkarmaya, 312 nci maddeyi değiştirme veya kaldırmaya çalışmaya
ve başörtüsü eylemlerini kışkırtmaya devam edeceklerini ve böylece her
zaman yaptıkları gibi yangına körükle gideceklerini de biliyorum.
Devletin asıl görevi, iddia
edilenin aksine kamu düzenini sağlamak, ülke bütünlüğünü, vatandaşların
can ve mal güvenliğini korumaktır.
<<Eskiden devlet ön
plandaydı, şimdi vatandaşı (bireyi) ön plana çıkarmak için bunları yapıyoruz>>
yalanıyla halkı kandırmaya çalışıyorlar.
Ümmet toplumunu, <<Ulus>>
yapan, halkımızın yarısını teşkil eden kadınlarımızı toplum hayatımıza
kazandıran, insanlarımızı <<kul>> statüsünden çıkarıp, eşit haklara
sahip vatandaşlar (bireyler) haline getiren, beğenmedikleri Atatürk'ün
kurduğu Cumhuriyet idaresidir.
Onlar aslında, Cumhuriyetimizin
kazanımlarını yok etmenin savaşını veriyorlar.
Sevgili vatandaşlarım, Cumhuriyetimize
sahip çıkmanın tam zamanıdır. Bu işi yarına bırakırsanız,inanın çok geç
olacak.
Vural SAVAŞ
SAVAŞ'IN
AÇIKLAMALARININ YANKILARI
CUMHURBAŞKANI
SÜLEYMAN DEMİREL: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bazı etkinliklere
katılmak üzere gittiği Kırıkkale'de gazetecilerin konuya ilişkin sorularını
cevaplandırdı. Demirel, kendisinin Vural Savaş'a cevap verir duruma gelmeyeceğini
bildirdi. Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu ve kurumları bulunduğunu
anlatan Cumhurbaşkanı, bu kurumların tümünü birden kötülemeye karşı olduğunu
bildirdi. Demirel şöyle devam etti.
"Bir süreden beri bu yapılagelmektedir.
Bu, devletin hizmetlerini zorlaştırmaktadır. Ve herşeyi hem devletten bekleyeceksiniz,
hem evvela kurumlarını, sonra devletin kendisini küçük düşüreceksiniz,
sonra da (hizmetler görülmüyor) diye şikayet edeceksiniz. O tabii neticedir.
Onun içindir ki, ben halkımdan, milletimden, açık rejim olan Türkiye'de
devlete olan inancını muhafaza etmesini ve Türkiye'nin idaresi için çağrıldığı
zaman iradesini dikkatle kullanmasını tavsiye ediyorum. Kurumlara gelince...
Kurumların işleyişinde bir takım aksaklıklar olabilir. Bunu kimse inkar
etmiyor yalnız bizim devletimizde değil, birçok devletlerde de kurumların
işleyişinde aksaklıklar var. Bunları ancak reformlarla ortadan kaldırırız."
TBMM
BAŞKANI YILDIRIM AKBULUT: Akbulut, ``Vural Savaş`ın bilhassa
Parlamento`nun, siyasi partilerin, terörü önleyebilecek nitelikte olmadıklarını
ifade etmesi bir talihsizliktir`` dedi.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı`nın
kendi güvenliği ile ilgili açıklamasına dikkat edilmesi ve gerekli önlemlerin
alınması gerektiğini belirten Akbulut, ``Ancak bir savcının Parlamento`yu
hedef alan beyanda bulunması doğru değildir`` dedi.
Savaş`ın, FP`nin kapatılması
davasında hazırladığı iddianamede de, Seçim Kanunu`nda, Siyasi Partiler
Kanunu`nda yaptığı bir değişiklik nedeniyle TBMM`yi, ``hukuku içine sindirememiş
bir kurul`` olarak nitelendirdiğini kaydeden Akbulut, şöyle dedi:
``Kanun yapan bir meclisi
bu şekilde nitelendirmesi, hiç hoş karşılanacak bir davranış değildir.
Üzüntüyü muciptir. Bugün de yine Parlamento`yu hedef alan sözleri vardır.
Bir savcının bu şekilde bir beyanda bulunması doğru değildir. Yanlıştır.
TBMM milli iradenin tecelli ettiği bir mekandır. Ona herkesin saygı göstermesi
gerekir. Herkes demokratik laik cumhuriyeti yaşatmak, güçlendirmek için
gayret içersindedir. Bunun aksi iddia edilemez. Hele parlamento için katiyyen
böyle birşey iddia edilemez. Bunun için talihsizliktir diyorum. Herkes
TBMM`ye saygılı olmalıdır. TBMM üzerine düşen görevi şimdiye kadar olduğu
gibi bundan sonra da yapmaya devam edecektir.``
BAŞBAKAN
BÜLENT ECEVİT: Ecevit, bu konuda tartışmaya girmeyi doğru bulmadığnı
söyledi. Bülent Ecevit, "Sayın Başsavcı güvenliğinden haklı olarak kaygı
duyuyor olabilir. Sayın Bahçeli, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gerekli talimatı
vereceğini söyledi. Sayın Vural Savaş'ın güvenliğinin gereği kadar artırılması
hiç kuşkusuz sağlanacaktır" diye konuştu.
Ecevit, Vural Savaş`ın bugün
yaptığı açıklamada, ``TBMM`nin yasal değişikler yapamayacağı`` şeklindeki
sözlerini hatırlatan bir gazeteciye, şu karşılığı verdi:
``Bu Büyük Millet Meclisi
yaz tatilinden önceki 3 ay içinde çok şeyi yaptı. Şimdiye kadar görülmemiş
hızla çalıştı, bundan sonra da aynı hızı sürdürecektir. Koalisyon ortakları
arasında da tam uyum var. Meclis`te büyük bir desteğe dayanıyoruz. Kimsenin
TBMM ile ilgili, hükümetle ilgili bir karamsarlık havası yaymakta bir fayda
göreceğini sanmıyorum.``
ANAVATAN
PARTİSİ GENEL BAŞKANI MESUT YILMAZ: Yılmaz, partisinin Meclis
Grubu'nda yaptığı konuşmada, Savaş'ın ifade ettiği bazı hukuksal düzenlemelere
ihtiyaç olabileceğini belirtti. Yılmaz, "Ama bütün hukukçularımızın şu
soruya cevap aramaları lazım, o ülkelerde, olağanüstü tedbirlere başvuran,
o ülkelerin hepsinde, kişilerin dokunulmaz hürriyet alanlarına müdahale
edilmemektedir." dedi. Yılmaz şunları söyledi:
"Evet devletin görevi ülkenin
bütünlüğünü korumaktır, kamu düzenini korumaktır, can ve mal güvenliğini
korumaktır, ama 2000 yılında devletin görevi sadece bunlar derseniz, siz
o zaman çağdaş devleti bilmiyorsunuz demektir, sizin devlet anlayışınız
demode kalmış demektir. Bugün bu devlet hem bu görevlerini yapacaktır,
hem de vatandaşının dokunulmaz olan alanını vatandaşına bırakacaktır."
FAZİLET
PARTİSİ GENEL BAŞKANI RECAİ KUTAN: Kutan, partisinin TBMM'deki
Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, partisinin, her vesilede ülkenin
öncelikli ihtiyacının huzur olduğunu dile getirdiğini söyledi. Kutan, gerginliklerden
kurtulunması gerektiğini belirten Kutan şöyle dedi:
"Bu itibarla sorumlu olan
herkes, bu ülkeyi gerginleştirecek ve adeta tahrik yapacak tutumlardan
mutlaka ve mutlaka kaçınmalıdır.İlk bakışta bu konuşmadan gördüğüm manzara
şudur; gerginliği artırıcı bir üslup kullanılmıştır, buna kimsenin hakkı
yoktur. Ülkenin bütün aydınları ve siyasiler itham edilmektedir. Buradan
açıkça ifade ediyorum Sayın Vural Savaş'a, hiç kimse kendini bizden daha
fazla vatanperver, milleti daha fazla seven insanlar olarak görmesin, buna
kimsenin hakkı yoktur. Özellikle biz FP'liler, sevdamız sadece bu aziz
ülkeye ve millete hizmet etmektir. Onun için vatanperverlik hususunda kimse
bu aziz camiaya söz söyleyemez."
FP Genel Başkanı Recai Kutan,
daha sonra yaptığı yazılı açıklamada da, Savaş`ın bugün yaptığı basın
toplantısında söylediklerini ve üslubunu büyük bir talihsizlik olarak nitelendirdi.
Kutan, Savaş`ın sözlerinde iki hususun dikkati çektiğini bildirerek, ``bunlardan
birincisi, maalesef sayın başsavcı oluşturulmaya çalışılan gerginliği daha
da artırmaktadır. İkincisi ve daha da önemlisi, Sayın Başsavcı siyaset
kurumunu ve parlamentoyu hedef almıştır`` dedi.
Öncelikle Cumhuriyet Savcılığı
kurumunun, bütün vatandaşların can güvenliğini korumakla sorumlu olduğunu
anlatan Kutan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı`nın kendi can güvenilğinin
olmadığını
söylemesinin, vatandaşları
tedirgin edeceğini, paniğe sürükleyeceğini, terörün de zaten bunu amaçladığını
bildirdi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`nın,
parlamentoya hangi kanunları dikte ettirecek bir kurum olmadığını belirten
Kutan, Savaş`ın terörü önleme bahanesiyle önerdiği mevzuat değişikliğinin,
çağdaş demokratik rejimlerden
çok dikta rejimlerini çağrıştırdığını kaydetti. Kutan, şöyle devam etti:
``Sayın Başsavcı geçmişteki
bazı olayları tahrif ederek partimize de saldırmaktadır. Bunları reddediyoruz.
FP, terörü, nereden, kimden gelirse gelsin ve amacı ne olursa olsun nefretle
kınadığını ve reddettiğini her fırsatta açıklamıştır. Başsavcının bu gayretini
FP`ye halkın göstermiş olduğu teveccüh karşısında rahatsız olanların karalamalarından
birisi olarak kabul ediyoruz. FP, bu tahriklere kapılmayacaktır ve asla
demokrasimize yönelik bu tür tuzaklara da düşmeyecektir. Esasen Başsavcı
yapmış olduğu basın toplantısında halka ve halkın temsilcisi olan Yüce
Parlamento`ya da güvenmediğini,
bu kuruma inanmadığını açık açık ilan etmiştir. Böyle bir insanın o makamda
bulunmaması gerektiğini düşünüyor ve Sayın Başsavcı`yı derhal istifa etmeye
çağırıyorum.``
CUMHURİYET
HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ALTAN ÖYMEN: Öymen, Savaş`ın
can güvenliğinin olmadığı açıklamasında bulunduğunu, böyle bir açıklama
yapmanın herkesin hakkı olduğunu söyledi. Savaş`ın bazı önerilerde bulunduğunu
ve somut çözümler için örnekler gösterdiğini ifade eden Öymen, bunlar arasında
ilginç öneriler bulunduğunu, ancak bunları tartışacak yerin hükümet ve
meclis platformu olduğunu söyledi.
Öymen, ``Sayın Savaş`ın açıklamalarında
bir tek noktada mutabakat kalınması mümkün değil. Vural Savaş meclisten
umudunu kestiğini söylüyor. Buna katılmıyorum. Biz bu meclisin dışındayız.
Meclisi eleştiriyoruz. Ama meclisten ümidimizi kesmiyoruz ve kimse de kesmemeli.
Meclis dışında olsak bile umudumuzu koruyoruz. Çünkü oraya yine geleceğiz``
diye konuştu.
Vural Savaş`ın 163. maddeyle
ilgili değerlendirmesinin hatırlatılması üzerine de Öymen, her ülkenin
maruz kaldığı tehlikeler açısından, anayasa ve yasalarla rejimi koruyucu
tedbirler almasının doğal olduğunu ifade ederek, ``Örneğin Almanya Nazizimden
çok çekti ve bu konuda anayasasında madde var. Nasıl Almanya nazizimden
çektiyse biz de irticadan çok çektik. O nedenle bazı tedbirler alınması
normal. Ancak burada dikkat edilecek olan, tedbirlerin demokratik kurallar
içinde alınmasıdır`` dedi.
ANAP
İSTANBUL MİLLETVEKİLİ YILMAZ KARAKOYUNLU: Karakoyunlu konuyu
TBMM Genel Kurulu'na getirdi ve yaptığı gündemdışı konuşmada, ``Hiç kimse,
(tarihe bir not düşülmek) kaydıyla millet iradesinin tecelli ettiği bu
dergaha gölge düşürme hakkına sahip değildir. Bunu aynı lisanla ve aynı
üslüpla size iade etmek lazım`` dedi.
Karakoyunlu, ``Eğer birileri,
kendilerini Abdülhamit gibi görerek, millet iradesinin üzerinde bir irade
vehmediyorsa, bu evham ile millete hizmet etmesi ve Cumhuriyet`e sahip
çıkması hezimete
hizmetten öte gidemez``
diye konuştu.
ANKARA
DGM CUMHURİYET SAVCISI NUH METE YÜKSEL: Yüksel, ``Sayın
Vural Savaş benim çok sevdiğim, takdir ettiğim bir kişidir. Açıklamalarının
her zaman olduğu gibi yerinde olduğu kanaatindeyim`` diye konuştu.
SAVAŞ'IN
AÇIKLAMALARINDA YER VERDİĞİ
AVRUPA
ÜLKELERİNDEKİ YASAL DÜZENLEMELER
-
İNGİLTERE
TERÖRLE MÜCADELE YASASI, TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLARAK KATILANLAR, KATILDIĞINI
AÇIKLAYANLAR VE YARDIM EDENLER İÇİN 10 YIL HAPİS CEZASINI ÖNGÖRÜYOR
-
TERÖR
ÖRGÜTÜNÜN FLAMASINI, MÜZİĞİNİ ÇALANLAR ASGARİ 6 AY, TERÖR ÖRGÜTÜ
İÇİN PARA TOPLAYANLAR VE BU PARALARI MUHAFAZA EDENLER İSE 14 YIL HAPİS
CEZASINA ÇARPTIRILABİLİYOR
-
ALMANYA
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU`NA GÖRE, AVUKAT, HAKİMİN MÜSADE ETMEDİĞİ
YAZILI DOKÜMANLARI SANIĞA VEREMİYOR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
Vural Savaş`ın bazı Avrupa ülkelerinin terörle mücadele ve uygulama yasalarından
iç hukuka aktarılmasını istediği düzenlemeler ağır cezaları öngörüyor.
Başsavcı Savaş`ın basın toplantısında
(26.10.1999) sözünü ettiği İngiltere Terörle Mücadele Yasası`ndaki bazı
düzenlemeler şöyle:
-Terör örgütüne
üye olarak katılanlar, katıldığını açıklayanlar, tahrik eder veya destek
sağlar, yardım eder veya bunu ilan ederse, 10 yıl hapis cezasına çarptırılır.
-Her
kim İngiltere`ye girişi tahditli olduğunu bildiği veya şüphelendiği halde
bir şahsı ülkeye sokarsa, 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılır.
-Terör
örgütünün pankartını ve flamasını taşır veya müziğini çalarsa 6 yıl hapis
cezasına mahkum edilir.
-Terör
örgütü için para toplayanlar, bu paraları muhafaza edenler 14 yıl hapis
cezasına çarptırılırlar.
-Terörist
faaliyette bulunan bir şahsın yakalanmasını, kovuşturmasını veya mahkumiyetinin
emniyetini geçerli bir mazaret olmaksızın bu bilgileri polise vermeyen
kişi hakkında 5 yıl hapis
cezası verilir.
-ALMAN
CMUK-
Başsavcı Savaş`ın örnek alınarak
Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu`nda düzenlenme yapılmasını istediği Alman
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`ndaki bazı hükümler ise şöyle:
-Terör
örgütü kurmakla suçlananlara hakimin okunmasına izin vermediği yazılı dokümanları
avukatı veremez.
-Avukat-sanık
görüşmesi gizli birşey verilmesini önleyici şekilde yapılır.
-Terör
suçlularına gönderilen her türlü bilgi ve eşya hakimin iznine bağlı olarak
alınabilir.
-Mevsuf
ve basit adam öldürme, soykırım, terör örgütü kurma,yaptığı eylemle başkasının
yaşamı ya da vücut bütünlüğünü tehlikeye düşürme, patlayıcı madde kullanma
suçlarından birini işlemiş olma kuvvetli şüphesi altında bulunan kişi,
kaçma ve delilleri karartma şüphesi mevcut olmasa da tutuklanabilir.
-Soruşturmanın
hiçbir aşamasında sanık tarafından seçilen avukat sayısı 3`ü geçemez.
-Avukatların
müvekkilleriyle görüşmelerinde üstleri aranır.
Alman
mevzuatı bazı şartlar altında ilgililere haber vermeden haberleşmenin gizlice
izlenmesini imkan verirken, buna karşı yargı yolunu da kapalı tutuyor.
-YUNANİSTAN
BASIN KANUNU-
Yunanistan`da
basın ile ilgili düzenlemeler kaynağını Yunanistan Anayasası`nın 14. maddesinden
alıyor. Bu madde, gazete ya da basılı yayınların yayınlamadan önce ya da
sonra toplatılmasını yasaklamakla birlikte, bazı hallerde yayımdan sonra
mahkeme kararı ile toplatılmalarını hükme bağlıyor.
Hıristiyanlığa
ya da başka dine karşı saldırı, Cumhurbaşkanlığına hakaret, silahlı kuvvetlere
ait mevcut, techizat ya da konuşlanma gibi bilgiler varsa ya da bu bilgiler
devletin toprak bütünlüğüne ve rejimin bütünlüğüne yönelik bir tehdit ile
yasalarda belirtilmiş kamu ahlakını zedeleyecek ahlaka aykırı yazı varsa
Yunan Basın Yasası, bu tür yayın yapan gazetelerin toplatılacağını düzenliyor.
Yunanistan`da
1950 yılında çıkarılan Ceza Kanunu`nun ``suça teşvik``i düzenleyen maddeleri
basın yoluyla işlenen ilgili suçları da kapsıyor.
Bu çerçevede,
halkı bölücülüğe, kişiyi suça teşvik edecek yayınlar ya da bir kişiyi bir
diğerine karşı kötülük yapmaya teşvik eden haberlerin sorumluları hapis
cezasına çarptırılıyorlar.
Basın yoluyla
bir kişinin manevi açıdan zarar görmesi halinde Medeni Kanunu`nun 932.
maddesi işletiliyor ve söz konusu yayın organı 10 Milyon Drahmi`den (15
Milyar TL) az olmamak üzere para cezasına çarptırılabiliyor.
Terörist faaliyetlerle
ilgili övücü, tahrik edici, yayınlar halinde de sorumlularına ağır ceza
yaptırımı ve mahkeme kararıyla gazeteye toplatma veya belli bir süre kapatma
cezası da verilebiliyor.
|