|
C-YETKİ VE GÖREV
KONUSU :
Devlet Güvenlik Mahkemeleri Anayasa ve yasalara uygun olarak 1983 yılında
kurulmuş ihtisas mahkemeleridir. Suçun işlenmesinden sonra kurulmuş özel
mahkemeler değildir. Görevleri ile ilgili hükümler de 1 Mayıs 1984 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Bu duruma göre sanık dava konusu suçları işlerken
tabii hakimi Devlet Güvenlik Mahkemeleridir.
Anayasamızın 143. maddesi ve 2845 Sayılı Yasanın 5. maddesi başlangıçta
dava görülürken yürürlükte olduğundan ve mahkemeler de yürürlükteki yasaları
uygulamak zorunda olduğundan ayrıca CMUK'nun 253/2 maddesindeki yargılamanın
durdurulması sebepleri bu davada mevcut olmadığından sanık avukatlarının
davanın başındaki yargılamanın durdurulması ile ilgili talepleri reddedilmiştir.
Daha sonra duruşmalar devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararları doğrultusunda, gerek Anayasa'nın 143. maddesinde, gerekse 2845
Sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun’da değişiklikler
yapılmış, 4390 Sayılı Kanun’la 22.06.1999 tarihinden itibaren askeri üyeler
mahkemenin oluşumundan çıkarılmış ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin sivil
hakimlerden oluşması sağlanmıştır. İşte bu nedenle de duruşmaları başından
beri izleyen, dosyayı inceleyen, tutanakları okuyan yedek sivil hakim Mehmet
MARAŞ’ın iştiraki ile davaya kaldığı yerden devam olunmuştur.
Sanığın kurucusu ve lideri konumunda bulunduğu PKK terör örgütü, Türkiye’nin
her yerinde ayrıca yurtdışında yoğun şekilde gasp, cinayet, kundaklama,
bombalama, orman yakma, toplu katliamlar, çocuk ve bebek öldürmeler, hamile
kadınları öldürmeler ve daha birçok vasıta suçları işleyerek Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin birlik ve bütünlüğünün bozulmasını, parçalanmasını ve ülke
topraklarından bir kısmının ayrılarak bağımsız bir Kürt Devleti kurulmasını
hedeflediğinden Türkiye’deki her Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkilidir.
Sanık daha yakalanmadan önce mahkememize hakkında TCK'nın 125. maddesinin
uygulanması istemiyle kamu davası açılmış ve bu dava ile Adana ve Erzurum
DGM'lerine açılan davalar Ankara 2 Nolu DGM'nin 1999/21 Esas sayılı dava
dosyası ile birleştirilmiştir.
04.09.1997 tarihinde açılan sanıkla ilgili bu dava, o tarihten bu güne
kadar görülmektedir. Bu nedenlerle mahkememiz bu davaya bakmaya kendini
yetkili görmüş, sanık avukatlarının bu davanın Diyarbakır DGM'nde görülmesi
gerektiği yolundaki yetki itirazları da reddedilmiştir.
Ayrıca duruşmaların, sanığın yakalanmasından sonraki bir bölümünün
neden İmralı Adası’nda görülmesi gerektiği konusunun da açıklanmasında
fayda görülmüştür.
2845 Sayılı Kanunun 20/6'ncı maddesi “Devlet Güvenlik Mahkemeleri davaların
hızla yürütülmesi, delillerin zamanında ve eksiksiz tespiti ile güvenlik
bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verebilir.” hükmünü
taşımaktadır. Bu nedenle davanın nakline de gerek görülmemiştir.
Adalet Bakanlığı bilhassa sanığın güvenliği açısından Ankara’daki duruşmalara
getirilmesinin uygun olmadığını bildirmiştir.
Gerçekten de sanığın yönettiği ve tek sorumlu lideri olduğu PKK terör
örgütünün, ülkenin her yöresinde işlediği cinayetler, çocuk ve bebek öldürmeleri,
ihtiyarların, hamile kadınların, günahsız birçok insanın öldürülmesi ve
yoğun insanlık suçları işlemesi nedeniyle yüzbinlerce insan mağdur olmuştur.
Bu insanların Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne geldiğinde herhangi
bir nedenle, herhangi bir kimse tarafından kışkırtılması ihtimali düşünüldüğünde,
bilhassa sanığın can güvenliğinin sağlanması açısından duruşmaların en
sağlıklı şekilde İmralı adasında yapılmasının uygun olacağı düşünülerek,
mahkemece duruşmaların İmralı Adası’nda yapılmasına karar verilmiştir.
Tüm PKK ile ilgili mahkemelerdeki derdest davaların bu davayla birleştirilmesi,
davanın makul sürede bitmesini engelleyeceği gibi imkansız da görülmüştür.
Aksi takdirde bu davayı yıllarca sürüncemede bırakacak bir zemin hazırlanmış
olur. Bu durum da, gerek yasalara gerekse insan haklarına aykırı olur.
Bu nedenlerle bu yönde bir uygulamaya gidilmemiştir.
Davada savunma avukatları, müdahillerin ve avukatlarının sınırlandırılması
söz konusu değildir. Duruşma salonunun kapasitesi gözönünde tutularak hangi
avukatların ve müdahillerin hangi gün duruşmaya katılacakları zorunlu olarak
tespit edilmiştir. Aksine hareket kargaşa ortamı yaratırdı. Güvenlik açısından
da sakıncalı olurdu.
Duruşmalarda aleniyet kurallarına azami ölçülerde riayet edilmiş, bu
konuya özen gösterilmiş, vatandaşlar, yerli ve yabancı basın mensupları,
sanık yakınları duruşmaları aleni bir şekilde izlemişler, gidiş gelişleri
dahi görevlilerce sağlanmıştır. Sanık avukatları ve yakınlarına barınacak
yer ve ulaşım imkanları da büyük bir titizlik gösterilerek sağlanmıştır.
Sanık, savunmalarını hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın, yerli ve
yabancı basın mensupları ve izleyiciler huzurunda alenen yapmıştır. Mahkeme
savunma hakkının kullanılmasında büyük bir titizlikle sanığa istediği kadar
süre ve imkan tanıyarak konuşmalarını hiçbir kısıtlamaya tabi tutmadan
özgürce savunmasını yapma olanağı sağlamıştır. Bu husus sanık ve avukatlarının
tutanağa geçirilen beyanlarından da açıkça anlaşılmaktadır.
Savunma avukatlarının bu konuda yazılı esas hakkındaki savunmalarında
ileri sürdükleri hususlar tamamen mesnetsizdir, ayrıca hiç kimsenin bağımsız
Türk Yargısı’na müdahalesi de olmamıştır.
Mağdurların müdahilliklerine karar verilirken, direkt suçtan zarar
görenlerin talepleri kabul edilmiş, bu konuda mahkeme büyük bir titizlik
göstererek, ibraz edilen belgeleri inceleyerek, belgeleri yeterli ve uygun
görülenlerin müdahilliklerine karar verilmiştir. Savunma avukatlarının
bu konudaki itirazları da bu nedenle mesnetsiz görülmüştür.
Mahkemelerin görevi sanığın suç teşkil eden eylemlerinin tespiti ve
buna uyan ceza yasası hükümlerinin uygulanmasıdır. Sorunların çözümü mahkemenin
görevine girmez. Bu konuya da özen gösterilmiştir.
|