|
D - PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN
KURULUŞU, AMAÇ VE PROGRAMI, YAPISI, STRATEJİSİ, EYLEM VE FAALİYETLERİ:
1- Örgütün Kuruluşu ve İlk Eylemleri:
PKK terör örgütü, başlangıçta 3 yıl süre ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nde “Kürdistan Devrimcileri, UKO’cular, APO’cular” adı altında
kadrolaşmışlar,
27 Kasım 1978 tarihinde Lice İlçesi Ziyaret (Fis) köyünde Abdullah ÖCALAN’ın
başkanlık ettiği toplantıda kurulmuştur. (Örgütün 1. Kongresi)
Örgütün programı 1977 yılında, tüzüğü ise 1978 yılında hazırlanmıştır.
30 Temmuz 1979 tarihinde Şanlıurfa milletvekili Mehmet Celal BUCAK’a yaptıkları
silahlı saldırı ile kuruluşlarını ilan etmişlerdir. Başlangıçta bölgede
aşiret düzenini yıkmaya çalışarak yörede sempati toplamayı amaçlamışlardır.
1980 ihtilali ile birlikte Türkiye’de serbest faaliyet ortamı bulamayacağını
anlayan sanık Abdullah ÖCALAN örgüt elemanları ile birlikte Suriye’ye geçmeye
orada örgütü teşkilatlandırmaya karar vermiş, böylece PKK terör örgütü
sanık Abdullah ÖCALAN’ın sorumluluğunda, Suriye Devleti’nin himayesinde,
Filistin Halk Kurtuluş Partisi Cephesi’nin tahsis ettiği Bekaa Vadisi’nde,
daha sonra Mahsun Korkmaz Akademisi adını alan kamplarda eğitim sürecine
başlamış, bu süre 4 yıl kadar sürmüş, 15 Ağustos 1984 yılında Şemdinli
ve Eruh baskınları ile bölgede yoğun bir şekilde silahlı terör faaliyetlerini
başlatmışlardır.
Sanık Abdullah ÖCALAN savunmalarında, Diyarbakır Cezaevi’nde örgüt
elemanlarının, ölüm orucunda ölmesi üzerine Eruh ve Şemdinli baskın eylemleri
kararlarını aldıklarını, kendisinin talimatıyla da, örgüt üyelerinin uyguladığını
anlatmıştır. (Kl. 1, Dz.43-7a) Eruh İlçe Jandarrna Bölük Komutanlığı’na
yaptıkları silahlı ve bombalı saldırı sonucunda Er Süleyman AYDIN şehit
olmuş, sivil vatandaşlardan Jandarma Birliği bahçesinde oturan Aslı ERİŞİR,
M. Recai YILMAZ, Özgür AYKIN ile erler Doğan AVŞAR, Ali ERGÜN, Hüsamettin
İLKİN, Mustafa ANAR, Şenol ÖZDEMİR, Yüksel KAYNAR, Adil ALTİNTAŞ, Mehmet
PEŞMEN ve Bayram ERTEKİN ağır şekilde yaralanmışlardır. PKK terör örgütünün
bu eylemine bizzat katılan Mustafa ÇİMEN, Diyarbakır 1 Nolu Askeri Mahkemesi’nin
07.05.1985 tarihli oturumunda bu baskın olayını bütün açıklığıyla anlatmıştır.
Şemdinli İlçesi baskınına bizzat katılan Hüseyin TİLKİ de 07.10.1995
tarihinde Diyarbakır 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde PKK’nın bu
kanlı eylemini anlatmış, roketatarlarla askeri gazinoya ateş ettiklerini,
aynı gün ve saatte bir başka terörist grubunun da Jandarma Sınır Tabur
Komutanlığı ve İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı’na sürekli ateş ettiklerini,
roketler ve uzun menzilli silahlar kullandıklarını belirtmiştir. Bu saldırıda
askerlik şube başkanı Tuncay ŞENEROL, Jandarma Çavuş Sedat KURUM ağır şekilde
yaralanmışlar, Astsubay Çavuş Memiş SARIBAŞ şehit olmuştur. Ayrıca terör
örgütü üyeleri, kahvehanelere girerek: “Biz geldik, artık Kürdistan’ı kurduk,
gelin bizimle yaşayın, yaşasın PKK, Kürdistan” şeklinde sloganlar atmışlar
ve aynı gün ve saatte Eruh baskınında dağıttıkları bildirilerden burada
da dağıtmışlardır.
2- Amaç ve stratejisi
Sanığın lideri bulunduğu PKK terör örgütünün amacı Suriye, İran, Irak
topraklarının bazı bölümlerini ve ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini
de içine alacak şekilde Marksist--Leninist bir Kürdistan Devleti kurmaktır.
Sanık savunmalarında dünyadaki komünist rejimlerin yıkılması, demokrasi
hareketlerinin ve bireylerin özgürlüğüne verilen değer ölçülerinin gelişmesi
ve güçlenmesi ile birlikte örgütünün 1995 yılı 5. Kongresi’nde Parti Programında
değişiklik yapılmasını benimseyerek katı Marksist-Leninist görüşlerden
uzaklaşılmaya çalışıldığını belirtmiş ise de, 08-27 OCAK 1995 tarihleri
arasında Kuzey Irak Haftanin Bölgesi’nde yapılan PKK 5’nci Kongresi’nde
“Temel Hedefler” bölümünde açıkça “Halkın kızıl iktidarlarını yaratmak
için’ stratejik saldırıya geçiş şartlarının oluştuğu belirtilerek, Türkiye
çapında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ekonomik, siyasi, askeri, sosyal,
kültürel vb. tüm kurum ve kuruluşları ile bunlara hizmet eden tüm kişilerin
hedef alınmasını, en temel örgütsel görev olarak belirtmektedir. Bu da
sanığın bu yöndeki yukarıda özetlenen savunmasının samimi olmadığını, gerçeği
yansıtmadığını açıkça göstermektedir.
Örgüt ve sanık tarafından bağımsız ve birleşik Kürdistan Devleti fikri
her zaman muhafaza edilmiş ve uzun süreli halk savaşı da daima mücadele
biçimi olarak benimsenmiştir. Amaçları İran, Suriye ve Irak’taki Kürtler
ile ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesini birleştirerek bağımsız
birleşik Kürdistan Devleti’ni kurmaktır. PKK terör örgütü tarafından bu
amaç gerçekleştirilmeye çalışılırken, Türklerle Kürtlerin asırlardan beri
kaynaştıkları. kız alıp verdikleri, bütünleştikleri, müşterek kültür ve
birlikte yaşama istek ve iradelerinin kökleştiği, hiçbir zaman birbirlerini
yadırgamadıkları gibi örtüşen bir çok değerler gözardı edilmiştir. Amaçları
toplumun gerçekleriyle ters düşmüştür. Ayrılığın bölge insanına mutluluk
getirmeyeceği düşünülmemiştir. 2l’nci Yüzyıla girerken asıl olan insanların
mutluluğu, bireysel ve ekonomik özgürlüklerin gelişmesidir.
PKK terör örgütü amacına ulaşmak için güvenlik güçlerinin duruma hakim
olduğu durumlarda savunmaya çekilmiş, güvenlik güçlerini yıpratıcı münferit
eylem ‘ve olaylarla yetinmiş ve daima toparlanma amacını düşünmüştür. Sanığın
yakalanmasından sonraki olayların cereyan şekli de bunu göstermektedir.
Dengeyi kısmen sağladıklarına kanaat getirdiklerinde de silahlı terör eylemlerini
yaygınlaştırmışlar, dünyadaki değişim ve gelişmelere göre de bunun süresini
azaltıp çoğaltmışlardır.
Strateji olarak denge sağlama sürecinde ise yoğun saldırılara başlanması
örgütçe planlanmakta ve ülkenin bir çok yerinde halkın desteğinde ayaklanmalar
düşünülmektedir. Ancak, bütün bunlar planlanırken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
gücü düşünülmemiş, ülke terör eylemleri ile kasılıp kavrulmuştur.
3- Örgütün yapısı
a) Genel Başkanlık : Genel Başkan, PKK terör örgütünün başı,
yönetimin tek ve en yetkili sorumlusudur. Sanık savunmasında, kuruluşundan
bugüne kadar PKK. terör örgütünün genel başkanı ve tek yetkili sorumlusu
olduğunu, bütün eylem ve faaliyetlerinden birinci derecede sorumlu olduğunu
açıkça söylemiştir. Başkanlık tarafından alınan kararların değiştirilemeyeceği,
örgüt içi infazlar, affetme ve benzeri yetkilerin tamamen başkanda olduğu,
yine kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. Örneğin sanık: “Kesire ÖCALAN
için ölüm kararı çıktığı, ancak ben onu affettim, bu yüzden hala yaşıyor.”
demiştir. Bu tür kararlar örgüt içerisinde göstermelik bir yargıya tabidir.
Örnek verecek olursak (K1:21, Dz:12)’de PKK terör örgütü üyesi Rıdvan ER
ifadelerinde açıkça “Deniz ŞAHİN'in (Cuma Kod) öldürülmesi emrini bizzat
sanık Abdullah ÖCALAN'ın verdiğini ve bunun üzerine de infazın gerçekleştirildiğini”
anlatmıştır.
Ayrıca (Kl:27, Dz:6)’da sanık Abdullah ÖCALAN’la doğrudan görüşen Aysu
İNAN ve Nurettin ANYIĞI ifadelerinde sanık Abdulah ÖCALAN’ın kendilerini
telefonla arayarak turistlerin yoğun olduğu yerlere, fabrika ve üretim
merkezlerine yoğun eylem talimatı verdiğini belirtmişlerdir. Bu talimat
üzerine PKK'lı Atilla KAYA ve Sakine DÖNMEZ’in Fethiye ve Marmaris ilçelerinde
turistlerin çok ve sıkça uğradıkları parklara bomba bırakmaları sonucu
bir turist ölmüştür. Bu olayları (Kl:27, Dz:32)’de gerek Atilla KAYA, gerekse
Sakine DÖNMEZ açıkça dile getirmişlerdir.
Ebru Arzu ERDAL (Reni Kod) (Kl:37, Dz: 1)’deki anlatımında net bir şekilde
(Dara Kod) adlı militanın örgüte ihanet ettiği bahanesiyle sanık Abdullah
ÖCALAN’ın onayıyla ölümüne karar verildiğini ve infazı da kendisinin gerçekleştirdiğini
söylemiştir. Ayrıca 11.03.1997 tarihinde Hatay’da yakalanan İbrahim DEMİR,
30.01.1997’de Hassa’da yakalanan Hacı NAHSAN (Şeyho Kod) ifadelerinde açıkça
(Kl.:36, Dz: 1) bölgeye bizzat Abdullah ÖCALAN’ın eylem talimatıyla geldiklerini
söylemişlerdir. Keza 20.03.1997’de aynı bölgede yakalanan Bedrettin KAYA
(Cihad Kod) 25.07.1997’de yakalanan Çetin ELMAS (Kemal Kod), 18.01.1992’de
yakalanan Ömer GELİCİ (Halit Kod) de aynı doğrultuda açıklamalar yapmışlardır.
Bu beyanlardan da anlaşıldığı gibi örgüt içi muhalefet bizzat başkanlık
tarafından cezalandırılmaktadır. Örgütle aynı doğrultuda hareket etmeyen
Vejin Grubu’ndan bazıları, Resul ALTINOK, Suphi KARAKUŞ, Saime AŞKIN
hain ilan edilerek kurşuna dizilmişlerdir. Sanık bizzat duruşmada bu şekilde
örgüt içi cezalandırılmalarla onlarca örgüt üyesinin öldürüldüğünü belirterek
Şahin BALİÇ, Cemal Kod, Korgir Kod, Cemil IŞIK’ ın cezalandırılarak öldürüldüğünü,
Şemdin SAKIK’ın da ölümüne karar verildiğini, ancak infaz edilemediğini
açıkça anlatmıştır. Ayrıca örgütten kaçan Ener ATA, Çetin GÜNGÖR gibi üst
düzey örgüt üyeleri de yine sanığın onayıyla Avrupa’da örgüt üyeleri tarafından
bulunarak öldürülmüşlerdir.
b) PKK Terör Örgütünün Kongre ve Konferansları : Örgütün
Kongreleri dört yılda bir toplanmakta ve bu kongrelerde PKK'nın genel faaliyetleri
değerlendirilmekte, öz eleştiri yapılarak, yeni dönem çalışmaları
tespit edilmektedir. Ayrıca yine bu kongrelerde merkez komite ve disiplin
kurulları da seçilmektedir. Örgüt bugüne kadar 6 kongre yapmıştır. Birincisi
Lice Fis Köyü’nde, ikincisi Suriye Şam’da, Üçüncüsü Suriye Bekaa Vadisi’nde,
Dört ve Beşinci Kongreleri Kuzey Irak’ta, Altıncı Kongre ise Ocak-Şubat
1999 tarihlerinde Kuzey Irak-İran sınırındaki Kandil Dağı’nda gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca her zaman Kongrelerin toplanmasının güçlüğü nedeniyle kongre
kararlarının uygulamadaki aksaklıkları ara dönemlerde yapılan konferanslarla
örgüt tarafından giderilmeye çalışılmaktadır.
PKK Birinci Kuruluş Kongresi: 27 Kasım 1978 tarihinde
Diyarbakır Lice-Fis Köyü’nde gerçekleştirilmiş, sanık Abdullah ÖCALAN Genel
Sekreter (Başkan) seçilmiştir. Bu kongrede PKK'nın alt birim ve örgütleri
oluşturulmuş ve ayrıca PKK'nın kuruluşunun kamuoyuna ilan edilmesi kararlaştırılmıştır.
Bölge hazırlık komiteleri ve bunlara görevlendirmeler yapılmış, bunların
faaliyete başlamasıyla birlikte 1978 ve 1979’da örgütün silahlı eylemlerinde
büyük artışlar olmuştur. Yine bu dönemde yurtdışına eğitim için örgüt üyeleri
gönderilmeye başlanmıştır. Bunlar 1980 yılına kadar Lübnan’ın El Fetih
Kamplarında eğitilmişlerdir. 30 Temmuz 1979’da Şanlıurfa Milletvekili Mehmet
Celal BUCAK’ın içinde bulunduğu Hilvan Kurtbaşı Köyü’ndeki eve bombalı
ve silahlı saldırı yapılarak olay yerine PKK'nın kuruluş bildirisinin sonuç
kısmı bırakılmıştır.
Bu dönemde ASALA terör örgütü ile ilişki kurulmuş, Ocak ve Nisan 1980’de
basın toplantısı yapılarak iki örgüt arasında işbirliği yapıldığı açıklanmıştır.
Sanık bu konuyu açık ve aleni duruşmada kabullenmiştir. Sanık Abdullah
ÖCALAN bu dönemde Haziran 1979 tarihinde Suriye’ye gelerek, bundan sonra
örgütün faaliyetlerini, Suriye’nin desteğinde Şam’da yürütmeye başlamış
ve başlangıçta Suriye’de Ali Hammas kod adını kullanmış, daha sonra da
Suriye’de kendi ifadesine göre herkes tarafından PKK örgütünün genel başkanı
olarak tanındığı için Kod adı kullanmaya gerek kalmadığını duruşma sırasında
açıkça belirtmiştir. 0 halde, Suriye 1979 yılından beri gerek sanığı gerekse
PKK terör örgütü üyelerini ülkesinde bilerek ve isteyerek barındırarak
her türlü desteği sağlamıştır. Sanık, çeşitli duruşma aşamasında bunu açıkça
dile getirmiştir.
Örgüt üyeleri 1980-1981 yıllarında F.H.K.C. (Filistin Halk Kurtuluş
Cephesi) ve F.D.H.C. (Filistin Demokratik Halk Cephesi)’nin Lübnan’daki
kamplarında eğitilmişlerdir. Sanık bu konuyu da duruşmada açıkça belirtmiştir.
Sanık ise Şam’da tutulan evlerde kalmıştır.
PKK Birinci Konferansı: 15-25.07.1991 tarihleri arasında
Lübnan Helvi (Mahsun Korkmaz Akademisi) Kampı’nda yapılmıştır. Bu konferansta
yeniden örgütlenme, cephe ve ittifak faaliyetlerine yeniden başlanılması,
askeri hazırlıklara başlama, yurtdışı askeri ve siyasi eğitim çalışmalarının
başlatılması kararlaştırılmıştır. Sanık tarafından yazılan “Örgütlenme
Üzerine” isimli kitap da PKK kadrolarına bu konferansta dağıtılmıştır.
Ayrıca “Faşizme Mücadelede Direniş Cephesi Üzerine”, “Kürdistan Ulusal
Kurtuluş Problemi ve Çözüm Yolu” isimli broşürler sanık tarafından hazırlanarak
örgüt üyelerine dağıtılmıştır. Örgüt mensupları için “Kürdistan’da Zorun
Rolü, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Siyaseti, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Süreci”
isimli kitaplar da hazırlanmıştır. 1981 yılından itibaren yurtdışı faaliyetleri
için temsilcilikler açılması, yurtiçi ve yurtdışı basın faaliyetlerinin
hızlandırılması da kararlaştırılmıştır. Bu konferans sonrası Filistin Demokratik
Halk Cephesi, Helvi Kampı’nı tamamen PKK'ya tahsis etmiştir. Yurtdışı faaliyetleri
doğrultusunda Suriye’nin de desteğiyle PKK ile Irak İ.K.D.P arasında anlaşma
sağlanarak, PKK üyelerinin Kuzey Irak’a yerleşmeleri gerçekleştirilmiş,
orada kamplar kurulmuş ve Türkiye ye yönelik eylemlerinde ve sızmalarında
bu bölgeyi kullanmaya başlamışlardır.
PKK İkinci Kongresi ve Alınan Kararlar: Silahlı
eylem ve saldırılar için Kuzey
Irak’tan Türkiye’ye girişlerin en kısa zamanda başlatılması, bir yıllık
hazırlık sürelerinde yurt içinde keşif ve istihbarat çalışması yapılması
ve 1983 sonbaharından itibaren de silahlı saldırıların başlatılması, ayrıca
Avrupa faaliyetlerinin güçlendirilerek, Libya’da temsilcilik açılması kararlaştırılmıştır.
Kuzey Irak’taki örgüt kamplarına ağırlık verilmiş, sanığın talimatları
ile keşif, istihbarat ve bu bölgede yerleşim hızlandırılarak silahlı mücadelenin
başladığının, ses getirecek eylemlerle duyurulması benimsenmiştir. HRK’nin
kurulması da kararlaştırılmıştır. Bu kararlar üzerine örgütün gücünü, silahlı
propagandanın etkisini göstermek amacıyla 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK
terör örgütü tarafından aynı gün Eruh ve Şemdinli baskınları gerçekleştirilmiştir.
PKK Üçüncü Kongresi, Alınan Kararlar ve Uygulaması: Sanık
bu kongrede ''savaşmadıkları gerekçesiyle” örgütün üst düzey yöneticilerini
değiştirmiştir. Yine bu kongrede bölge insanlarının örgütü desteklemediği,
bu amaçla önlemler alınması, ayrıca Avrupa kamuoyunda örgütün tanıtılmasına
ağırlık verilmesi kararlaştırılmıştır. HRK kaldırılarak yerine ARGK (Kürdistan
Halk Kurtuluş Ordusu)’nun kurulması benimsenmiş, silahlı propaganda yerine,
sözde gerilla faaliyetlerine geçilmesi kararlaştırılmıştır.
Bu kararlar doğrultusunda 01.01.1992 günü Bitlis ili, Cevizdalı Köyü’ne
tahmini 100 civarında PKK militanı baskın yaparak o köyden Hacı Salih AKPOLAT’a
“Korucular silahları bıraksın, size bir şey yapmayacağız” diyerek onları
kandırmaları üzerine, köy korucuları silahlarını gelen PKK'lılara teslim
etmişlerdir. Önce silahını bırakmak istemeyen Abdullah KAPTAN’ı öldürmüşler,
sonra da kandırarak silahları ellerinden alınan suçsuz insanlar ve çocuklar
M.Salih AKPOLAT, Abdullah KAPTAN, Yakup KAPTAN, 5 yaşlarındaki Hikmet KAPTAN,
Abdulhamit AKPOLAT, Eyüp KAPTAN, 16 yaşındaki Edemez KAPTAN, Zekiye KAPTAN,
Meryem AKPOLAT, Perinaz KAPTAN, Aysel KAPTAN, Hatice KAPTAN, Raife KAPTAN
(16 yaşında), Yaşar KAPTAN (16 yaşında), 65 yaşındaki Nafiye KAPTAN, Sıtkı
KAPTAN, Raife KAPTAN, Rabia KAPTAN, Cemile AKPOLAT, Aysel KAPTAN, KamiIe
AKPOLAT, Medine KAPTAN, Hasret KAPTAN, 13 yaşındaki İbrahim KAPTAN, 8 yaşındaki
Aynur KAPTAN, 4 yaşlarında Gülbahar KAPTAN, 10 yaşlarında Nafıye KAPTAN,
8 yaşındaki Turan AKPOLAT, 8 yaşındaki Ejder AKPOLAT’ı toplu olarak katletmişlerdir.
(Kl.:10, Dz. :9)
Yine 3‘ncü kongrede alınan kararlar doğrultusunda 12.12.1993 günü Adıyaman
İli, Ağaçkonak Köyüne baskın düzenleyen bir grup PKK elemanları ARGK Mensupları,
geçici köy korucuları, Çumali DENİZ ile Mehmet DENİZ’in evine giderek bunları,
yakınları ve çocukları Ali BEREKET, Gülistan BEREKET, Bedriye DENİZ, Cemal
DENİZ, Şehriban DENİZ, Gülhan BEREKET, Burhan DENİZ, Emine DENİZ ile daha
konuşma dahi öğrenemeyen iki yaşındaki Hülya DENİZ’i topluca öldürmüşler,
11 yaşındaki Erdal DENİZ ise tesadüfen yaralı olarak kurtulmuştur. Ayrıca
Mehmet DENİZ ve Cumali BEREKET’in evini de içindeki eşyaları ile birlikte
yakmışlardır. (Kl.:11, Dz.:13) Bu eylemler yapılırken terör örgütü PKK,
G.K.K'nın örgütün gelişmesini engellediğini düşünerek onları bu katliam
yöntemleriyle sindirmeye çalışmıştır.
Ayrıca ARGK'ye eleman temini için sözde askerlik yasası çıkarılarak
ilan edilmiş ve uygulamaya geçilmiştir. 30.10.1986 tarihli bu sözde yasada
“Bugün özgürlük ve bağımsızlık için savaşmak, Kürdistan’da tek onurlu yaşam
biçimidir. Her Kürdistanlı'nın gücünü orduyla birleştirmesi zorunludur...'’
sözcüklerinden sonra şu hükümler getirilmiştir. Her Kürdistanlı yurtsever
... gönüllü olarak ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) birliklerine katılmayı
ve savaşmayı görev bilmelidir.
...Her Kürdistanlı ...ulusal kurtuluş savaşına maddi ve manevi destek
vermekle
yükümlüdür.
18-25 yaşları arasında her Kürdistanlı erkek Kürdistan’ın bağımsızlığı
ve özgürlüğü için savaşmak üzere ARGK'ye katılmak ... zorundadır.
Yine “Kürdistan’da Yargılama Esasları” başlıklı, 30 Ekim 1986 tarihli
“Kürdistan Kurtuluş Cephesi” imzalı belge ile Kürdistan’ da suçlar ve cezalar
belirlenmiştir.
''...Kendisini kanıtlayan bu meşruiyete göre bugün Kürdistan’da suçlar
ve cezalar şöyle belirlenir;
1. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı Türk sömürgeciliği ile
doğrudan birlik, ona işbirlikçilik, uşaklık, ajanlık, milislik, muhbirlik
vb. yapmak, bu ülke ve halk karşısında açık ihanettir ve ihanetin cezası
da ölümdür.
2. “Komünist, yurtsever, devrimci, milliyetçi” vb. sıfatları kendine
takıp gerçekte bunların gereklerini yerine getirmemek, yerine siyasal ikiyüzlülük,
teslimiyetçilik, işbirlikçilik ... böylece Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesirıe
karşı olmak, ona karşı mücadele etmek, gelişimini engellemeye çalışmak
maskeli olarak Türk sömürgeciliğine hizmet etmek ... siyasal görünümlü
bir ihanettir. Bu tür ihanetin cezası uyarı ile vazgeçirmeye çalışmak,
örgütsel yapıları dağıtmak, bunlara rağmen devam ettiğinde ise öIümdür.
3.Türk sömürgeciliğine karşı mücadele etmek, direnmemek, ulusal kurtuluş
mücadelesine katılmamak, maddeten ve manen desteklememek ... dolaylı olarak
sömürgeci egemenliğe hizmet etmek ve ülke halk kurtuluş davası karşısında
suçlu duruma düşmek demektir. Bu suçlara karşı bilinçlendirme ve ikna faaliyetleriyle
mücadeleye hizmet eder hale getirmek için çalışarak uyarmak, bu çabalara
rağmen sürerse uygun biçimlerde ve vatandaşlığın gereği olarak para, başka
maddi değer, devrimci görevlerde zorla çalıştırma vb. cezalar verilir.
Ek Madde : Bu kanunu pratikte ERNK Komiteleri, örgütleri ve silahlı
kuvvetleri uygular şeklinde hükümler getirilmiştir. (Kl.:14, Dz.:17)
“ERNK Vergilendirme Fişidir.” başlıklı ve ERNK temsilciliği imzalı,
ERNK Marmara Temsilciliği mühürlü belgede, “Sömürgeci faşist Türk Devleti’ne
karşı yürütülen Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımız ... gerilla savaşı
tarzında yüksek boyutlardan gelişip devam etmektedir. Savaşımızın yaygınlaşması,
beraberinde maddi masraf ve ihtiyaçları da getirmektedir. Bu nedenlerle
... gerilla savaşımızın maddi yönden de desteklenmesi, hali vakti yerinde
olan her Kürdistanlı’nın vazgeçilmez temel bir insanlık borcudur. Bu görevin
yerine getirilmemesi halinde bu kesimlerin can ve mal varlıklarına yönelinecektir.
Bu ulusal kurtuluş cephemizin yargı sisteminin bir gereğidir. Bu nedenle
sizlerde elinden gelen ... süre içerisinde yardım yapmanız uygun görülmüştür...
Not: “düşmana haber verildiği takdirde gelişecek olaylardan sorumlu değiliz.”
Şeklinde sözlere yer verilmiştir. (Kl.:14, Dz.:17) Bütün bunlar dosyada
mevcut Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı, Askerlik Kanunu, Kürdistan’da
Yargılama Esasları, ERNK Vergilendirme Fişi gibi ERNK mühürlü ve yazılı
belgelerle kanıtlanmıştır. Tüm bu belgeler halkın gerek canlarının, gerekse
mallarının açıkça tehdit ediIdiğini göstermektedir. Sanık da savunmalarında
bu konuları doğruladığı gibi, bu şekilde insanlardan para toplandığını,
ayrıca örgüte ait gümrük birimleri adı altında oluşumların olduğunu ve
örgüte paraları bunların tahsil ettiğini anlatmıştır. (Kl. :1, Dz.: 43-78
Savcılık ifadesi Sayfa: 18)
Yine 3'üncü Kongrede cezaevleriyle ilişkiler, firar olaylarının planlanması,
tahliye
edilenlerle ilişkiler vs. örgüt içi istihbarat (HPP) ve örgüt dışı
istihbarat (TEVSAL) birimleri
oluşturulmuştur.
Ayrıca yukarıda verilen somut örnekler dışında örgüt yurtiçi eylemlerini
arttırmış, gezici köy korucularını sindirmek, ayrılmalarını sağlamak amacıyla
Güneydoğu’da 15 civarında toplu katliam yapmıştır. Köy ve mezralar basılarak
çocuklar zorla dağa kaldırılarak, zorla örgüte kazandırılmak istenmiş,
bu tür eylemler yurtdışında Almanya’da ve İsveç’te de yaşanmış; bu ülkeler
basınında bu tür haberler yayınlandığı gibi, sanık da savunmasında bu olayları
kısmen doğrulamış, ancak tevil yoluna kaçarak 17 yaş altında kaçırılanları
örgüte kazandırılmak amacıyla kırsala getirilenleri tekrar aileleri yanına
gönderdiğini savunmasına eklemiş ise de, 15-18 yaş arası PKK elemanlarının
muhtelif zamanlarda yakalanmaları, bu yöndeki savunmasının doğru olmadığını
göstermiştir.
|