|
İddianame
(2)
I-NURCULUĞUN TARİHİ
GELİŞİMİ:
Nurculuk hareketinin kurucusu
olan Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis İli’nin Hizan İlçesi’nin Nurs Köyünde
dünyaya gelmiştir.
Önceleri Said-i Kürdi olarak
tanınan ve bu ünvanı kullanan, soyadı kanunu çıktıktan sonra doğduğu köye
izafeten Nursi soyadını alan Said-i Nursi ilmi kariyeri olmayan bir kimsedir.
Nitekim Nur risalelerinden Tizyak adlı risalenin 68 nci sayfasında risalelerini
kendisinin yazmadığını, bunları yardımcılarının (Nur Şakirtlerinin) yazdığı
bildirilmektedir.
Meşrutiyetin ilanından sonra
Bitlis havalisinde Şeyh'lik faaliyetlerine başlamış, bilahare İstanbul’a
gelerek siyasi faaliyetlere katılmış, İttihad-ı Muhammed-i Cemiyetinin
kurucuları arasında yer almıştır.
31 Mart vakasından evvel
Derviş Vahdeti ile irtibat kurmuş, o tarihte çıkan Volkan Gazetesindeki
yazıları ile 31 Mart Vakıasını körüklemiş, yine o tarihlerde kurulmuş bulunan
"Kürt Teali Cemiyeti’ne" girmiştir. 1912 yılında yazdığı bir kitabında
“Uyan ey Selahaddin Eyyübi’nin torunları Kürtler” diyerek kürtleri
Türklere karşı tahrik gayreti içine girmiştir. Mektubat adlı risalesinde
ise “Kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını,
Türkiye'de Kürt milleti diye ayrı bir milletin olduğunu” ileri sürmüştür.
İstiklal Savaşı sırasında,
Ankara’nın halifeyi kurtaracağı inancıyla Ankara’ya gelmiş, ancak laik
bir devlet düzeninin kurulması ve Cumhuriyet ilanı üzerine Ankara’yı terk
ederek Van’a gitmiştir. 1925 yılındaki Şeyh Said isyanından sonra Isparta
Barla’da daha sonra Kastamonu, Afyon ve Emirdağ’da mecburi iskana tabii
tutulmuştur. Afyon, Denizli ve Eskişehir Cezaevlerinde mahkum olarak yatmıştır.
Said-i Nursi 23 Mart 1960
tarihinde Urfa’da vefat etmiştir. Ancak yetiştirdiği talebeleri (Nur Şakirtleri)
onun felsefesini günümüze kadar taşımışlardır.
Nurculuk, bir tarikat faaliyeti
olarak karşımıza çıkmasına rağmen, Nurcular bu hareketin bir tarikat olmadığını,
Kur’an-ı Kerim’in 20 nci yüzyılda tefsiri üzerine kurulmuş bir okul olduğunu
ve sayısı 130 lara varan Nur risalelerinin de Kur’an-ı Kerim’in tefsirini
kapsadığını ifade etmektedirler.
İlk defa 1955-1957 yıllarında
Kur’an-ı Kerim’in ve Nur risalelerinin yazılışı nedeniyle ortaya çıkan
nurcular arasındaki gruplaşma, Said-i Nursi’nin ölümünden sonra daha bariz
bir hal almıştır.
Birinci grup “Kur’an-a
küfür yazısı ile hizmet olmaz” parolası ile ortaya çıkarak Risaleyi
Nurların mutlaka Arapça ile ve el yazısı ile yazılmasını, bunun için de
bütün Nurcuların Arapça öğrenmeleri lazım geldiğini savunmuşlardır. Bu
gruba yazıcı Nurcular denilmiştir.
İkinci grup "Okuyucu Nurcular"
diye bilinmekte olup, Latin harfleri ile yapılacak çalışmanın hedeflerine
varmada yardımcı olacağını savunmuşlardır.
Okuyucu ve yazıcı grup arasındaki
bu farklılaşma 1969 yılından sonra okuyucu grup içinde yer alan Fethullah
GÜLEN grubunu ayrı bir grup olarak ortaya çıkarmıştır. Bu grubun özelliği
öğrenci kesimine yönelik vakıf çalışmalarına ağırlık vermesi olmuştur.
1982 yılında yapılan Anayasa
oylaması okuyucu grup içinde gazeteci ve Şuracı grup olarak yeni bölünmelere
yol açmıştır.
Günümüzde Yeni Nesilciler
olarak bilinen gazeteci grup, 1992 Anayasası’na hayır denilmesini, Şuracı
grup ise Evet denilmesini savunmuşlardır.
Günümüzde Nurcular,
“Gazeteciler, Şuracılar, Fethullah GÜLEN’ciler, Yazıcılar” olarak
faaliyet göstermektedirler. Ancak Yazıcılar grubunun etkinliği azalmıştır.
Nurculuğun Laik Cumhuriyete
ve Atatürk’e karşı bir hareket olduğunu görebilmek için Nur Risalelerine
bakmak gerekmektedir. Barla Mektupları sayfa: 53. Atatürk’ü kastederek
“Tek gözlü Deccal, ya iman et, ya bütün Dünyanın maskarası olacaksın.”
denilmiştir. Bu husus Metin TOKER’in "Sağda ve Solda Vuruşanlar" isimli
kitabın 96 ncı sayfasında yer almıştır.
"Sönmez" adlı risalede
(Sayfa:21-22), Atatürk kastedilerek “Ayasofya Camiini puthaneye, meşihat
makamını kızlar lisesine çeviren bu adamı sevmemenin bir suç olması imkanı
var mı?” denilmiştir.
“Mektubat” adlı risalede
(Sayfa:401) “Türkiye kuruluşu itibariyle dinden uzak kalmış ve dine
karşıdır. Laiklik ile dinsizlik arasında hiçbir fark yoktur. Hıristiyanlık
dünyevi esaslara sahip olmadığı için, din ile dünya esaslarını birbirinden
ayırır. Reform hıristiyanlıkta mümkündür. Türk inkılapları dahi hıristiyan
reformlarının taklidinden ibarettir. Zira İslamiyet hiçbir reforma ihtiyaç
göstermeyecek kadar mükemmeldir” denilmiştir.
"Tiryak" risalesinde
(Sayfa: 65), “Türkiye’nin siyasi rejimi Nur saadetini söndürmeye çalışmaktadır.
Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir” denilmiştir.
"Mesnevi-i Nuriye"
risalesinde (Sayfa: 80-82), “Alem-i İslam’da yapılacak inkılaplar, İslam’i
esaslara uygun olmak zorundadır. Aksi taktirde gayri meşrudur, bu bakımdan
Meclis aynı zamanda hilafet görevi görmelidir” denilmiştir.
"Mucize-i Kur’aniye"
isimli risalede (Sayfa:191-192), "Müslümanlara Kur’an dışında bir Anayasa
lazım değildir, 1347 yılında felsefenin tahakkümü ile bu dindar millete
ehemmiyetli tahayyüşler düçar kılınmıştır ve Anayasa’da devlet dininin
İslam olduğu yolundaki hüküm kaldırılmıştır. Bu durumda gerçek kanuni esasi
tatbik edilmediği gibi, Kur’an da belirtilen Şer'i inkılapta tahakkuk ettirilememiştir.
Halbuki Kur’an, Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin iradesi değil,
ilahi bir iradenin sonucudur.” denilmektedir.
"Münazarad" risalesinde
(Sayfa: 90-100), "İslam Devleti için tek milliyet İslam milliyetidir.
İslam devleti sonunda bütün dünyayı hakimiyeti altına alacak ve İslam yapacaktır.”
denilmiştir.
"Mektubat" risalesinde
(Sayfa: 403), “İslam dininde inkılap yapmak, şeriat aleyhtarlığı olduğu
için, İslamiyet dairesine aykırı, inkılaplar da İslamiyete aykırıdır.”
denilmektedir.
"Hanımlar Rehberi"
risalesinde (Sayfa: 57) “Çok kadın ile evlenmek İslami olduğu gibi Taaddüdü
Zevcat tabiata, akla ve hikmete muafıktır.” denilmektedir.
Bu durumda Nurculuk:
Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamen
şeriat esaslarına ve İslami prensiplere göre idare edilmesini, hilafet
ve saltanatın geri getirilmesini, inkılapların geçici olduğunu, Kur’an
dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını savunmaktadır.
Ancak Nurcular günümüzde
risalelerden suç unsuru taşıyan kesimleri ayıklayıp baş taraflarına mahkemelerin
beraat kararlarını eklemekte ve bu şekilde dayatmaktadırlar.
II-NURCULUK HAKKINDA
CEZA GENEL KURULU KARARI
(Esas: 234/D-1, Karar:
313, Tarih: 20.09.1965).
Ceza Genel Kurulu Kararına
göre Nur Risalelerinin gerçek yüzü ve bu risalelerde yer alan zararlı akımlar.
Nur Risaleleri 130 kadar
olup, dava konusu dosyada bulunanlar Asay-ı Musa, Mesnevi-i Nuriye, Gençlik
Rehberi, Mektubat, Tiryak, Hutbe-i Şamiye, Hanımlar Rehberi, İki Mekteb-i
Musibetin Şahadetnamesi veya Divan-ı Harbi Örfi, Barla Hayatı, Bediüzzaman
Cevap Veriyor, Lemalar, Bize Nurcu Diyenlere Diyoruz ki, Elhüccet.-ü Zehra,
Ramazan Risalesi, İhlas Risalesi ve Sönmez adlı risalelerden oluştuğu anlaşılmıştır.
1- Nurculuğun esası,
fikirleri, maddiyatçı ve tabiatçı modern felsefeyi reddetmekte, dünyanın
geçiciliğini, ahiretin geçerliliği fikrini telkin etmekte, netice olarak
ta bütün dünya saadetlerini insanlara haram etmektedir. (Dr. Çetin ÖZEK,
Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü Sayfa: 241)
2- Nurculara göre
laik bir devlet düzeni şeriata aykırıdır. Türkiye kuruluşu itibariyle dinden
uzaklaştırılmış ve dine karşıdır. Hıristiyanlık dünyevi esaslara sahip
olmadığı için din ile dünya işleri birbirinden ayrıdır. Reform hıristiyanlıkta
mümkündür. Türk devrimleri dahi hıristiyan reformlarının taklidinden ibarettir.
Zira İslamiyet hiçbir reforma ihtiyaç göstermeyecek derecede mükemmeldir.
(Mektubat 1958, Sayfa : 401, Dr. Çetin ÖZEK).
3- Laik Cumhuriyetçi
düzen 20 senelik inkılaplar sonucu doğmuştur ve dini müthiş sadmeye maruz
bırakmıştır. (Münazarat, Sayfa: 135-141, Dr. Çetin ÖZEK Türkiye’de gerici
akımlar ve Nurculuğun iç yüzü Sayfa: 250-251).
4- Atatürk idaresi
hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahirzamandır. Dinsizlik, kanunsuzluk,
ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır. (Said-i Nursi Sözler 1957 Sayfa
: 143, Dr. Çetin ÖZEK Nurculuğun içyüzü 09.04.1964 tarihli Milliyet Gazetesi).
5- Türkiye genel olarak
ezan-ı Muhammedi’nin yasak edildiği, bidadların zorla topluma kabul ettirildiği
bir dönem yaşamıştır. Devrim kanunları muvakkattır ve hıristiyan kanunlarıdır.
(Said-i Nursi, Tiryak, Sayfa 65, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar
ve Nurculuğun içyüzü.)
6- Türkiye’nin siyasi
rejimi Nur saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarşist
kimselerdir. (Said-i Nursi, Münazarat Sayfa: 17, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de
gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü.).
7- Devlet İslam’ın
siyasi prensiplerine göre teşekkül etmelidir. Bütün hayat nuru onda mevcuttur.
(İhsan EMECİ, Aradığımız şuur Mart 1964, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye genci
akımlar ve Nurculuğun içyüzü, Sayfa: 262).
8- Alem-i İslam’da
yapılacak olan devrimler İslamiyetin Desatirine uygun olmak mecburiyetindedir.
Aksi halde gayri meşrudur. Bu bakımdan meclis aynı zamanda hilafet görevini
görmelidir. (Said-i Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Sayfa : 80-82, Dr. Çetin ÖZEK,
Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü.).
9- Şahs-ı Manevi hükümetin
Müslüman olması gereklidir. (Said-i Nursi, Hutbe-i Şamiye, Sayfa : 80,
Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü Sayfa: 253).
10- Türk Devleti’nin
dini İslam’dır ve bunun vikayesi milletimizin maye-i hayatiyesidir. Hükümet
İslamiyet ve din için hizmet etmektedir. (Said-i Nursi, Münazarat, Sayfa:
18, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü, Sayfa:
264).
11- Müslümanlara Kur’an
dışında bir Anayasa lazım değildir. 1347 tarihinde felsefenin tahakkümü
ile bu dindar millet ehemmiyetli tahavvüllere düçar kılınmış ve anayasadan
devletinin dininin İslam dini olduğu yolundaki hükmü kaldırılmıştır. Kur’an
Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin iradesi değil ilahi bir iradenin
sonucudur. (Said-i Nursi, Zülfikar-ı Mücizat-ı İslamiye ve Kur’aniye, Sayfa:
191-193, Tiryak, Sayfa 65, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve
Nurculuğun içyüzü Sayfa: 264).
12- İslamiyete ve
Hakikat-ı Kur’aniyeye karşı mürtedane mücadele eden bir dessas zındıktır
ki bize hücum etmek için istibdadı mutlaka Cumhuriyet namı vermekle irtadadı
mutlaka-i rejim altına almakla sefahat-ı mutlaka medeniyet takmakla cebri
keyf-i kurfiye, kanun namı vermekle bir istibdadı askeriye ve delalet kurmuştur.(Said-i
Nursi, Sönmez, Sayfa: 21-22, 48, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar
ve Nurculuğun içyüzü).
13- Said-i Nursi milliyete
ve milliyetçilik fikirlerine düşmandır. Ona göre milliyetçilik İslam birliğine
manidir. Nurculara göre milliyetçilik Bolşevizm ve Sosyalizme karşı mücadele
edecek kuvvette değildir. (Bediüzzaman Cevap Veriyor, Ankara 1960, Sayfa:
4751, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü, Sayfa:
266).
14- İslam Devleti
için tek milliyet İslam milliyetidir. İslam devleti sonunda bütün dünyayı
hakimiyeti altına alacak ve İslam yapacaktır. Bu dünya milleti hayatı maneviyeye
dayanacaktır. Bu İslam Devleti’de hamiyeti İslamiye ve milliye altında
İttihad-ı Muhammedi davasında olan Şeyh-i Risalei Nur sayesinde kurulacaktır.
(Said-i Nursi, Münazarat, Sayfa : 90-100, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici
akımlar ve Nurculuğun içyüzü Sayfa: 267).
15- İttihad-ı İslam
Umum askere ve umum ehli İslam'a şamildir. Hariç kimse yoktur. (Said-i
Nursi, Hutbe-i Şamiye, Sayfa: 91,)
16- Hutbe-i Şamiye’de
milleti İslamiye'nin sebebi saadeti yalnız ve yalnız hakiki İslamiye ile
olabilir ve hayatı içtimaiyesi ve saadeti bünyeviyesi Şeriatı İslamiye
ile olabilir. Denildikten sonra mesele şeriat hükümlerine göre hırsızların
elinin kesilmesinin faidelerinden bahsedilmektedir. (Hütbe-i Şamiye, Sayfa:
56-67, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü Sayfa:
269).
17- Said-i Nursi’ye
göre İslamiyet devletinin Mekke-ı Mükerremesi Cezinat-üm Arap olacaktır.
Bu arada Osmanlılıkta bin Medine-i Münevvere şeklini alacaktır. (Said-i
Nursi Münazarat Sayfa:109-13 1, Dr. Çetin ÖZEK, Nurculuğun içyüzü 11.01.1964
Milliyet Gazetesi.)
18- İslam Dini’nde
inkılap yapmak, şeriat aleyhtarlığı yapmak olduğu için, İslamiyet’in Desatirine
aykırı, devrimler de İslamiyete aykırıdır.(Said-i Nursi Mektubat, Sayfa
: 403, Dr. Çetin ÖZEK Nurculuğun içyüzü 11.04.1964 Milliyet Gazetesi.)
19- Çok kadın ile
evlenmek İslami olduğu için caiz ve şarttır. Taaddüdü Zevcat tabiata, akla,
hikmete muvafıktır. (Said-i Nursi, Hanımlar Rehberi, Sayfa: 57).
20- Benim tesettür,
irsiyet, zikrullah ve taaddüdü zevcat hakkındaki Kur'anın sarih ayetlerine
medeniyetin ettiği itirazlara karşı onları susturacak tefsirimdir. (Said-i
Nursi, Tiryak, Sayfa: 60)
21- Nurculara
göre, bugünkü aile sisteminde medeniyet fantazilerden ibarettir. Aile saadeti
ancak daire-i şeriattaki adabı islamiye ile mümkün olacaktır. Kadının erkeğinden
boşanabilmesi islami esaslara aykırıdır. Şer’i evlenme ise bu imkanı ortadan
kaldıracaktır. (Said-i Nursi, Kadınlar Taifesi ile Bir Muhavere:7, Doktor
Çetin ÖZEK Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü)
22- Said-i Nursi faizin
yasak edilmesini istemekte, sınıf kavgalarının ortadan kaldırılabilmesi
için bankalar kapatılmalı, Riba yasak edilmeli, Kur’an kadına üçte bir
hisse vermektedir; medeniyetin kadına erkek kadar hisse vermesi ahlaksızlıktır.
(Said-i Nursi Zülfikar 1945, sayfa 38,39, Doktor Çetin ÖZEK Türkiye’de
Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü, sayfa 272,273)
23- Said-i Nursi Hanımlar
Rehberi isimli risalesinin 37. Sayfasında, bir zaman çıktığı Ankara kalesinden
etrafı seyrederken Hilafet ve Saltanatın vefatını hatırlayarak duyduğu
teessür ve hüznü dile getirdiği görülmektedir.
24- Yine Said-i Nursi
Tiryak adlı risalenin 23. Sayfasında Garp Uleması ve Filozofları itiraf
ve ikrar etmişlerdir ki; islamiyetin kanunları yüksek bin tarzda alemi
islamın islahına kafidir diye, iddia etmiştir.
25- Onüç Asır evvel
şeriatı garra tessüs ettiğinden ahkamda Avrupa’ya dilencilik etmek dini
islama büyük bir hıyanettir ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir.
(Said-i Nursi Hutbe-i Şamiye)
26- Eğer beşer çabuk
aklını başına alıp adalet-i ilahiye ve Hakaik-i İslamiye dairesinde mahkemeler
açmazsa maddi ve manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşistlere, yecüc
mecüclere teslimi silah edilecektir.(Said-i Nursi Hutbe-i Şamiye),
27- Zahiren hariçten
cereyan eden Maanifi Cedidenin bir mecrası da bir kısım ehli medrese olmalı,
zira bu laikliği ile başka mecradan taahfün edegelmiş ve atalet bataklığından
neşet ve istipdat sümumu ve teneffüs eden zulüm tazyiki ile ezilen efkara
bu müteaffin su bazı aksülamel yaptığından musaffat-ı şeriat ile söz vermek
zorundadır. Bu da ehli medresinin duş-ı himmetine muhavveldir. (Said-i
Nursi Hutbe-i Şamiye, sayfa 82)
28- Said-i Nursi 31
Mart Vakası üzerine sevkedildiği Divan-ı Harp'te verdiği ifadede de “En
mukaddes maksadın şeriatın ahkamını tamamen icra ve tatbiktir.” demiştir.
(Said-i Nursi Bediüzzaman, Ankara 1960)
29- Eskiden beri İ’la-yı
Kelimetullah ve Bakayı istikbaliyeti İslam için farz-ı kifaye-i cihadı
beruhde ile kendini yekvücut olan alemi islama fedaya vazifedir ve hilafet-i
bayraktar görmüş olan bu devleti islamiyenin felaketi, alemi islamın saadet
ve hürriyeti müstakbelesi ile teelif edilecektir. Zira musibet maye hayatımız
olan uhuveti islamiyenin inkişafını fevkalede tecif etti. (Said-i Nursi
Mektubat, Doğan Limited Şti. Matbaası, Ankara, 1958, Sayfa 441)
30- İki Mektebi Musihetin
Şahadetnamesi veya Divan-ı Harbi örfi adlı risalede şu yazıları dikkati
çekmektedir.
a- Yaşasın Şeriat-ı Ahmediye,
Şeriatı Garra Kelamı, Ezelden Geldiğinden Ebede gidecektir.
b- Onüç Asır Evvel Şeriatı
Garra Tessüs ettiğinden Ahkamda Avrupa’ya dilencilik etmek bu dini islama
büyük bir cinayettir ve şimale mütevecihen namaz kılmaktır.
Nur talebeleri (Şakirtleri)
ve Görevleri:
Nurcular, kendilerine Nur
talebeleri adını vermekte ve Hizbul Kur’an olduklarını ileri sürmektedirler.
Nur Şakirtlerinin Nurculuğa girebilmeleri için o mahalledeki en büyük nurcuya
karşı bazı taahhütlerde bulunmaları gerekmektedir. Bu taahhütler Nurculuğa
ve Nurcuların büyüklerine sadakat, Nurcuların sırlarını açıklamamak, gayeleri
için istişarelerde bulunmak, nurun gerçekleşmesi için faaliyetlerde bulunmak
gibi şeylerdir. Nurcuların bulundukları yerlerde Nurculuk ile ilgili olayları
nur büyüklerine bildirmeleri de mecburidir.
Nur talebelerinin diğer bir
vazifeleri de nur risalelerini çoğaltıp dağıtmaktır. Said-i Nursi Asayı
Musa adlı risalesinde nur risalelerini yazıp dağıtmayı ihmal edenlere sitem
etmektedir. Nurculuğun bilhassa ordu mensupları arasında yayılmasına önem
verilmektir.
Said-i Nursi risalelerin
yayınlanması için dini duyguları da istismar etmektedir. Sönmez adlı risalenin
3. sayfasında şu satırlar yer almaktadır. "Ahiret kardeşlerime mühim bir
ihtar iki maddedir. Birincisi risalei nura intisab eden zatın en ehemmiyetli
vazifesi onu yazmak, yazdırmak ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan
ve yazdıran "Risale-i Nur Talebesi" unvanı alır ve o unvan altında her
24 saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazen daha ziyade hayır dualarımda
manevi kazançlarımda, hissedar olmakla beraber, benim gibi dua eden kıymettar
binlerce kardeşim ve risalei nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına
dahi hissedar olurlar.
İkincisi, Risale-i Nur’un
amansız ve imansız cinni ve inni düşmanları onun çelik gibi, metin kalalarına
ve elmas kılınç gibi kuvvetli hüccetlerine müdahale edemediklerinden çok
gizli dosyalar ve haf’i vasıtaları ile sınırlı olmaksızın yazanların şevklerini
kırmak, fikir ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde, şeytanca hücum edip darbe
vururlar.
Said-i Nursi, nur talebeliğini
bırakmanın günah olduğunu, nur talebelerine ilişenlerin vatan ve millet
haini olduklarını ilan ederek, ayrıca tehditler savurarak gizli bir teşkilatın
taktiğine başvurmaktadır.
Nur talebelerinin bekar kalanları
takip edilmekte, muhakkak evlenmesi lazımsa bir nurcu ile evlenmesi emredilmektedir.
Yine nur risalelerinden Tiryak
adlı risalenin 33.sayfasında "Mevt idam değil tebdil-i mekandır. Kabir
zulmetli kuyu ağzı değil, maneviyatlı alemlerin kapısıdır. Dünya ise bütün
şaşası ile beraber ahirete nazaran bir zindan hükmündedir."
İslam Dini Yönünden
Nurculuk:
Diyanet işleri Başkanlığı
tarafından yayınlanan nurculuk (Nurculuk hakkında) adlı eserde:
1- Ayet-i kerimelerin
tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batni ve indi manalar verilmeye
çalışıldığı, ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği, bunların müslümanlık
esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı,
2- Nur risalelerini
toplu olarak okumanın bir nevi hizipçilik olduğu,
3- Bir kısım ayetlerin
islamlığın usullerine göre tefsirine kalkışıldığı,
4- Risale-i nurun
mukaddesat arasına katılmak istendiği, yalnız nurcular için dua yapılarak
müslümanlar arasında bir zümre meydana getirildiği, tefrikaya yol açıldığı,
5- Said-i Nursi’nin
ve eserlerinin haruküladeliği ve kerametleri hakkında indi tevillerle mübalağlı
ifadeler kullanıldığı,
6- Kur’an-ı Kerim’in
harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak gibi ulemanın ekseriyetince
benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa adlı eserinde ayet ve kelamı
indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve tebliğ ettiğinin
iddia edildiği,
7- Bu gibi tevil ve
iddiaların islami esaslara uymadığı,
8- Nurculuğun milli
ve dini birliği parçalayan zümrecilik olduğu,
9- Nur risalelerinde
kürtçülüğü körükleyen sözler bulunduğu belirtilmiş ve 22-23 sayfalarında
"Nurculuğun inanış ve telakkileri, İslam dininin, Kur’an-ı Kerim’in ve
sünneti seniyyedeki kaide ve formüllere uymayan bir akide tarzı olmuştur.
Nurculuk dini meselelerde işi çığrından çıkaran bir istismara ilaveten
milli ve içtimai konularda birlik fikrini baltalayan bir zihniyeti temsil
etmiştir. Risalelerde gösterilen sırf dini ifadeleri bile yapılan aşırı
teville ve keyfi görüşlerle yukarıda örnekleri ile belirttiğimiz gibi manevi,
milli bütünlüğümüzü bozan, gerçek itikatı gölgeleyen bir hal almıştır.
Bu risaleleri okuyanlar kendilerini bütün müslümanlardan üstün görmüşler,
yalnız ve yalnız nurcu olanları cennete ehil, nur risalelerini günahlara
kefil saymışlar ve netice olarak da nur risalelerini okumayı ibadet haline
getirmişlerdir. Ey müslüman kardeş; dine yararlı telif irşatta bulunanlar
Peygamberin hizmetkarı durumunda bulundukları için Kur’an-ı Kerim’de Peygamber
Efendimize hitab edilmiş ayetleri, onların şahsına atfetmek yakışık almaz.
Böyle bir tevazuu benimsemek bile müslüman tevazuuna sığmaz. Nur risalelerini
Kur’an’ın en mükemmel tefsini addetmek Allah kelamını kıyamete kadar, ondan
sonra gelecek şeylere ve bütün ilimlere şümulünü bilmemek demektir." Nurculuğun
ve Nur Risalelerinin gerçek İslam'a uymadığının açıkça ifade edildiği görülmüştür.
Kanunlarımız Karşısında
Nurculuk ve Sanıkların Hukuki Durumu:
Yukarıda yapılan açıklamalara
ve bizzat nur risalelerinden alınan pasaj ve cümlelere göre:
1- Nurculuğun kurucusu
Said-i Nursi hiçbir zaman Türklüğü ve Türk Milletini kabul etmeyerek, kürt
olduğunu övünerek beyan ve ilan etmekle beraber, 1327 yılında faaliyette
bulunduğu anlaşılan kürt Teali Cemiyetinde çalışmak, memlekette Türklerden
ayrı dini ve milliyeti olan bir kürt cemaatı olduğunu ileri sürerek ve
yine o tarihlerde kurulduğu bildirilen “Kürdistan Azmi Kavi” Cemiyetinin
mümessili olarak İstanbul’a gidip, kürtçe tedrisat yapan mektepler açılması
için gayret göstererek ve “Uyan ey Selahaddin Eyyübi'nin torunları kürtler”
diye tahrik ve teşviklerde bulunmak suretiyle memleketin bütünlüğünü bozmaya
matuf amaç ve gaye takip ettiğinin anlaşıldığı,
2- Türk Milliyetçiliğini
red ve hatta zararlı ve tehlikeli olduğunu ileri süren Said-i Nursi’nin
Türkiye’nin de dahil olacağı tamamen şeriat hükümlerine ve islami esaslara
göre düzenlenmiş ve merkezi Mekke olmak üzere bir İslam Devleti kurulmasını
ve bu devlette Arapların hakim bir unsur haline getirilmesinin lüzumunu
Nur risalelerinde teklif, takdim ve teşvik etmek suretiyle Türk Devleti’nin
bağımsızlığını tenkis ve birliğini bozma yolunda hareketlerde bulunduğu,
3- Said-i Nursi Nur
risalelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamen şeriat esaslarına ve İslam
siyasi prensiplerine göre teşekkül etmesi gerektiğini, hilafet ve saltanatın
geri gelmesi lazım geldiğini, devrim kanunlarının geçici olduğunu, Kur’an
dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını islamlığın düsturlarına uymayan
devrimlerin meşru olmadığını, mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda
etmekle beraber laik bir Cumhuriyet rejimi kurduğu için Atatürk’e düşman
kesilerek onu Ebu Sufyan ve Deccala benzeterek "Tek gözlü Deccal, ya iman
et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın" diye ağır tecavüzlerde bulunmak
suretiyle TCK’nun 163. Maddesini ihlal eden suç işlediği,
4- Yine nur risalelerinde
çok kadınla evlenmenin propagandasını yapmak, boşanma ve miras meselelerinin
tamamını şeriat hükümlerine tabi olması lüzumunu açıkça yazıp telkin etmek,
faizin yasak olduğunu, bu nedenle bankaların kapatılması gerektiğini ileri
sürerek, bugünkü modern mahkemeleri kapatıp yerine islamiye dahilisinde
yeni şeriat mahkemeleri açılmasını teklif etmek, parlamento üyelerini Kur’an
düsturlarına uygun hareket etmeye davet etmek suretiyle yine TCK’nun 163.
madde hükümlerinin ihlal edildiği,
5- Her ne kadar Hutbe-i
Şamiye ile iki mektebi musibetin şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi,
adlı risalelerin Cumhuriyetten evvel hazırlanıp yazılmış olduğu ileri sürülmüş
ise de, bunların pek yakın tarihlerde yeniden basılıp dağıtılmış olması
ve iki mektebi musibetin şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi adlı risalelerin
ilk sayfalarında ise "Bu müdafaayı şimdi bu asra muvafık gördük, güya o
zamandan 50 sene sonra bir hissi kablel vuku ile bir nevi ihbarı gıyabi
olarak hayatı içtimaiyeyi alakadar eden çok hakikatlere temas ettiğinden
neşredildi.” diye açıkça kaydedilmesinin şayana dikkat olduğu,
6- Said-i Nursi'ye
bağlı nur talebelerinin ise 3. paragrafta açıklanıp izah edildiği üzere
memleket ve Devlet için bu kadar tehlikeli ve zararlı olan fikirleri ihtiva
eden nur risalelerini yazıp çoğaltmak ve halka dağıtmak vazifesi ile mükellef
bulundukları, bu talebelerin dikkatli okuyup, incelediklerine şüphe olmayıp
nur risalelerindeki bu tehlikeli ve zararlı akımları bilmediklerinin ileri
sürülemeyeceği, nur risalelerinde yer alan ve yukarıda yer alan fikir ve
kanaatleri kabul edip benimsemeyen bir kimsenin nur talebesi olmasının
tasavvur edilemeyeceği ve sanık Mehmet ile Tevfik ....... kendilerinin
nurcu olmadıklarını ve dosyada mevcut olup yedlerinden zapdedilen ve dosyadaki
bilirkişi raporunda da suç olduğu izah olunan nur risalelerini okumak üzere
halka verdiklerini kabul ve ikrar ettikleri ve bu hareketlerinin TCK’nun
l63.maddesini açıkça ihlal eden suç teşkil ettiği ve 1.Ceza Dairesi’nin
bozma kararı yerli ve yerinde bulunduğu halde nazara alınmadan ve Mahkemece
işin esası laiki ile incelenip nüfuz edilmeden ve en yüksek dini müessese
olan Diyanet İşlerince dahi nurculuğun islama aykırı olduğu tespit edilmişken
kanuna, işin esasına ve gerekçelere uymayan mesnetsiz mütalaaları ile yazılı
şekilde ısrara karar verilmesi yolsuz bulunmuştur.
Yukarıdan beri açıklanan
sebeplere göre ısrar hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi bozulmasına 20.09.1965
günü oybirliğiyle karar verildi.
önceki
sayfa I sonraki
sayfa
fihrist
(16
EKİM 2000)
  |