|
II- MİLLİ NİZAM PARTİSİ TEMSİLCİSİ VE VEKİLLERİNİN SAVUNMALARI VE
İSTEMLERİ ÖZETİ:
Milli Nizam Partisi temsilcisinin ve vekillerinin gerek duruşmalarda
açıkladıkları gerekse yazılı olarak verdikleri savunma ve istemler aşağıda
özetlenmiştir.
A) Savunmalar:
a) Milli Nizam Partisi 26/1/1970 gününde resmen kurulmuş, 24/1/1971
gününde Birinci Büyük Kongresini yapmış ve seçimlere girmeğe hak kazanarak
ülkenin en büyük partilerinden biri olmuştur. Milli Nizamın gelişmesi ve
milletçe benimsenmesi karşısında bir takım partizan yayın organları Partiyi
olduğundan başka türlü gösterme gayretleri içine girmişlerdir. Anayasa
Mahkemesine verilen dosya bu etkiler altındadır. Esas bakımdan kanuni dayanağı
olmadığı gibi davanın, dinlenme kabiliyeti de yoktur. Şöyle ki:
aa) Davayı Başsavcı sıfatiyle açan Sayın Gündüz'ün durumu Anayasa
dışıdır. Anayasa’nın 139. maddesinin ikinci fıkrasına göre Cumhuriyet Başsavcısı
Yargıtay Genel Kurulunca, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla ve gizli oyla
seçilir. Sayın Gündüz bu makamda hala atanma ile oturmaktadır. Anayasa
hükmü yürürlüğe girdiğinden beri durumu hukuki değil fiilidir. Parti aleyhine
açtığı dava, herhangi bir yurttaşça açılan kapatma davası ile birdir.
Anayasa’nın geçici 8. maddesi gereğince Anayasa’ya göre kurulacak organ,
kurum ve kuralların kuruluş kanunları yürürlüğe konulduktan sonra artık
bu konulardaki eski hükümler uygulanamaz. Cumhuriyet Başsavcılığının Teşkilat
Kanunu 22/12/1962 günü yürürlüğe giren 45 sayılı Kanunun içindedir. Bu
kanunun 79. maddesi Başsavcının seçimle getirilmesine ilişkindir. Böylece
139. madde hükmü yürürlük kazanmıştır.
139. maddedeki seçim koşulu karşısında kazanılmış haktan söz edilemez.
Çünkü anayasalar eski Devlet düzenini kaldıran devrimler yaparak yeni düzen
getirici, kaçınılması ve ihmali olanaksız mevzuattandır. Kazanılmış hakların
sürüp süremiyeceğini, ne kadar süreceğini Anayasa’nın kendisi düzenler.
Geçici 8. madde bu sorunu çözmüştür. Kaldı ki seçime bağlanmış bir konuda
buna zıt düşen atanmadan doğmuş hakların sürüp gideceğini düşünmek seçim
müessesesinin tabiatına aykırı düşer.
Anayasa’nın 139. maddesi bir teminat hükmüdür. Siyasi iktidarlarca her
an seçime tabi tutulma tehdidi altında bulunan bir Cumhuriyet Başsavcılığı
müessesesini yeni Anayasa düzeni içinde güven vermiyeceğini açıklamaya
yer yoktur. Sayın Gündüz, idare hukuku deyimiyle, «fiili ajan» durumundadır.
bb) 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunun 108. maddesinin siyasi
partiler hakkındaki soruşturmaların Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre
yapılmasını kabul etmesine karşılık Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma
sırasında bu kanunun buyurucu hükümlerini adeta ret ve inkar eden bir tutum
içine girmiştir. Dava açılmadan önce, savunma hakkının kullanılmasına olanak
tanınmamış ve ilgililer davanın açıldığını ancak radyodan duymuşlardır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 132., 136., 171., 174., 183., 185. ve
194. maddeleri asla gözönünde bulundurulmamıştır. Bu tutum Anayasa’ya aykırıdır.
Çünkü Anayasa’nın 136. maddesine göre yargılama usulleri ancak kanunla
düzenlenebilir. Demek ki Anayasa hiçbir yargı merciine indi ve keyfi bir
yargılama düzenini uygulama hakkını vermiş değildir. Durum savunma hakkını
güvenceye bağlayan 31. maddeye de aykırıdır.
cc) Dava kanuna aykırı ve sunidir. 648 sayılı Kanunun 111. maddesi
partilerin tüzel kişiliği aleyhine doğrudan doğruya dava açılmasını gerektiren
durumları sınırlamıştır Davanın dayandırılmak istenildiği 2 sayılı bende
göre parti genel kongresi, merkez karar organı, merkez yönetim organı veya
T.B.M.M. ndeki grupların genel kurullarınca bu kanunun dördüncü kısmı hükümlerine
aykırı karar alınması yahut genelge veya bildiri yayınlanması halinde ancak
dava açılabilir. Dosyada bu nitelikte karar, tamim, bildiri’ yoktur.
Yedi partili kişinin muharref ve mürettep bazı konuşma metinleri tüzel
kişiliği bağlayıcı delil diye ileri sürülmektedir. 648 sayılı Kanun yüzbinlerce
mensubu bulunan bir parti tüzel kişiliğinin bir kaç kişinin eylemlerinden
sorumlu tutulamıyacağı temel ilkesini kabul etmiştir. Aksi halde altı yedi
kişinin konuşmaları siyasi rakiplerce tahrif edilerek bütün partilerin
kapatılmasına yol açılmış olur.
İddianamede eski genel idare kurulunun kongrece ibra edilmiş olması,
konuşmaları suç sayılmak istenen yedi kişinin eylemlerine katıldığına delil
olarak gösterilmek gayretine girişilmiştir. Büyük Kongre İdare Kurulu üyelerini
cezai bakımdan yargılamaya yetkili bir organ olmadığı gibi kongrede ibra
edilenler kişiler değil genel idare kurulunun faaliyet ve tasarruflarıdır.
Bir karar organının tüm üyeleri teker teker bir konuda fikirlerini açıklasalar,
bunlar kural olarak resmen toplanıp. usulünce karar almadıkça, kararı yazıp
oylarını belli ederek imzalamadıkça tasarrufları hukukça karar sayılamaz.
Kaldı ki yedi kişinin taşra konuşmaları Büyük Kongrede ne delegelerin bilgisine
sunulmuş ne de görüşme ve tartışma konusu edilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığı bu davada kanuni ve meşru delil olarak yalnızca
Birinci Büyük Kongreye sunulan faaliyet raporunu göstermiştir. Raporda
yasak dışı nitelik bulunmadığı ortadadır.
Başsavcılık partili yedi üyeye izafe edilen kimi konuşmaları da delil
olarak ileri sürmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığının bu istemi aslında yedi
kişinin yargılanmasını tazammun eder. Demek ki Anayasa Mahkemesi, parti
tüzel kişiliği aleyhine açılmış bir davada taraf olmayan, sanık sıfatını
taşımayan bir takım kimselerin eylemlerini, onların gıyaplarında ve aleyhlerinde
usulünce açılmış bir kamu davası bulunmaksızın yargılamaya zorlanmaktadır.
Böylece söz konusu 7 kişi olağan bir mahkemede savunma haklarını kullanamayacak,
yahut olağan mahkeme Anayasa Mahkemesi kararının etkisi ve telkini altında
kalacaktır.
Böyle bir tutum Anayasa’nın hak arama hürriyetine ilişkin 31., mahkemelerin
bağımsızlığına ilişkin 132., Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerine
ilişkin 147., tabii yargı yoluna ilişkin 32. maddelerine; Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanununun 150. maddesine, 648 sayılı Kanunun 111., 112. maddelerine
aykırıdır.
Şu duruma göre 648 sayılı Kanunun 111. maddesinin 2 sayılı bendinin
sınırladığı deliller dışında soruşturmaya ve hükme konu yapılmak istenen
kanun ve usul dışı delillerin dinlenmesi isteminin reddi ve soruşturma
ve hükmün kanuni delillere hasredilmesi gereklidir.
çç) Cumhuriyet Başsavcılığının iddianemesinde Milli Nizam Partisi
amblemi için Genel Başkanın 13/11/1970 gününde Sapanca’da yaptığı konuşmada
«Milli Nizamın işareti Tekbirdir» dediği ileri sürülmektedir.
Genel Başkan herhangi bir yerde bu sözü ne düşünmüş, ne de söylemiştir.
Bilindiği gibi müşterek oy pusulasında seçmenin oy vereceği partiyi kolaylıkla
saptayabilmesi için her siyasi partinin, kendine özgü bir işaretinin bulunması
kanun gereğidir. Milli Nizam Partisi de bu nedenle bir amblem seçmiştir.
Amblemin sağ el oluşu partinin esas hüviyetini, elin ve şehadet parmağının
içinin gösterilmesi samimiliği, parmağın kalkık oluşu partinin bu konuda
tek parti olduğunu gösterir.
Türkçe Sözlük’ün 1955 yılı baskısına göre elin ikinci parmağı şehadet
parmağı adını taşır. Şehadet ile tekbir arasında bir bağlantı kurulmasına
olanak yoktur. Yüksek Seçim Kurulunca da kabul edilen bu amblemin dayanaksız
tariz ve iftiralara hedef tutulması iltifat görecek bir tutum olamaz.
dd) İddianamede «Milli Nizam Partisi Büyük Kongresinin Aziz Milletimize
Beyannamesi» ve «Milli Nizam Ahdi» başlığını taşıyan metinlere de dayanmaktadır.
Bunlar bir delegenin gündem dışı okuduğu iki metinden ibarettir. Bunların
Büyük Kongrenin beyannamesi ve ahdi olması, yayınlanması ne ileri sürülmüş;
ne de görüşme ve karar konusu olmuştur. Hükümet Komiserince düzenlenen
raporlar da açıklamamızı teyit eylemektedir.
Aslında beyanname başlığını taşıyan metin milletimiz ve tarihi üzerinde
hamasi fikirlerin ifadesinden ibaretir. Ahit başlığını taşıyan metin üç
bölümdür. Birinci bölümde manevi İstiklal Savaşını kazanıncaya dek mücadeleye
devama çalışılacağı açıklanmıştır. Ereğin ne olduğu parti program ve tüzüğünün
7. sayfasının 8. madesinde «yabancı kültür istilası» başlığı altında açıklanmıştır.
İkinci bölümde hakkın hakimiyetini kurmaya çalışılacağı,ifade edilmektedir.
Bunun izahı da Genel İdare Kurulu faaliyet raporunda vardır. Üçüncü bölümde
dünyaya örnek bir medeniyet kurma gayesiyle Milli Nizamı hakim kılmaya
çalışılacağı açıklanmaktadır ki milletçe bu yolda çalışmaktan daha vatani
bir gaye olamaz.
ee) İddianamede «Hak geldi, batıl zail oldu» biçimindeki ifade
üzerinde de durulmaktadır.
Milli Nizam Partisi seçime girmediğinden slogan tespiti lüzumu ile karşılaşmamış,
yetkili organlar bu konuda bir karar almamışlardır. Kongre salonunu hazırlayan
gençler bu ifadede bir yazıyı duvara asmış olsalar dahi parti tüzel kişiliğini
hukukça ilzam edici bir durum doğmaz.
Aslında bu halkın bulup kullandığı ve tuttuğu, «adalet mülkün temelidir,
hak yerini buldu, sabrın sonu selamettir» sözleri gibi bir vecizedir. Hak
sözcüğü Anayasa’da, kanunlarda yer alan, hukuk dilinde her gün kullanılan
ilmi bir ıstılahtır; Anlamı, Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre (dava veya
iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk), Hukuk Sözlüğüne göre (tüze, hukuk)
Hukuki ve Sosyal Terimler Lügatına göre (doğru) dur. Program ve tüzüğümüzün
bir çok maddelerinde hak konusu ele alınmıştır. Bunlar incelenirse partinin
milletimizin hak duygusuna, hukuk saygısına gerekli önemi verdiği görülür.
«Batıl» sözcüğü az önce belirtilen sözlüklerde (doğru ve haklı olmayan,
böğdül, hükümsüz, yanlış, boş şey) biçiminde tanımlanmaktadır «Batıl dava»
Hukuki ve Sosyal Terimler Lügatında (temelsiz dava, çürük dava, boş dava)
diye açıklanmıştır.
ff) «İslam ve ilim», «Mecliste Ortak Pazar», «Basında Prof. Dr.
Necmeddin Erbakan», «Doğuda, Batıda, İslamda kadın» adlı kitapların hukuki
durumu şudur:
«İslam ve İlim» parti kurulmadan çok önce verilmiş ilmi bir konferansın
adıdır. Milletlerarası bilim tarihinin bir bölümünün özetidir. Bugünkü
matematik, cebir, kimya, astronomi, füze ve feza bilimlerinin yüzde altmışının
islam bilginlerince atalarımızca kurulduğu ve geliştirildiği açıklanmaktadır.
Böyle bilimsel bir eserde suç kuruntusu üzerinde daha fazla durulmasını
zait buluruz.
«Mecliste Ortak Pazar» Meclisteki gensorunun kitap haline getirilmesinden,
«Basında Prof. Dr. Necmeddin Erbakan,» Erbakan’ın lehinde ve aleyhine basında
çıkan yazıların gençlik kollarınca derlenmesinden ibarettir. Dava dosyasında
yer almalarını gerektirecek .bir nitelikleri yoktur. Birisi, ilmi, siyasi
iktisadi bir olayın bilimsel biçimde izah etrnektedir. Ötekisi ise basit
bir derlemedir.
«Doğuda, Batıda, İslamda Kadın» adlı eserin ise faaliyet raporunda adı
geçmemektedir.
Bu eserlerin merkez karar organlariyle hiçbir hukuki bağlantısı yoktur.
Hepsi de Gençlik Kolu tarafından yayımlanmıştır.
gg) Milli Nizam Partisinin, iddianamede ileri sürüldüğü gibi,
«Milli Nizam Marşı» diye bir marşı yoktur. Böyle bir marşın yetkili organlarca
kabulüne dair en ufak bir kayıt ve karar bulunamaz. Teşkilatada bildirilmiş
değildir. Parti dışındaki bir bölüm gençlik tarafından kendi istekleriyle
okunan ve söylenen bir şiirdir. Yazarı parti ile ilişkisi bulunmayan Abdürrahim
Karakoç’tur. Partinin kurulmasından yıllarca önce yayınlanmıştır. Hatta
yine partinin kurulmasından önce bir beyanname dağıtılması olayı yüzünden
kovuşturma konusu olmuş ve İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin örneği ilişik
31/12/1969 günlü 69 183 350 sayılı kararı ile bu şiirden dolayı sanıkların
beraatine hüküm çıkmıştır. Gene bu şiir hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca
1969/375 sayılı hazırlık soruşturması sırasında örneği ilişik bilirkişi
raporunda şiirde suç görülmemiş ve takipsizlik kararı verilmiştir. İddianamede
Bursa’da basıldığından ve dağıtıldığından sözü edilen bu şiirle partinin,
hatta gençlik kollarının ilintisi olmamıştır.
Alemdar Sinemasında yapılan Yenimahalle İlçe Kongresinde Başkanlık Divanı
üzerine asılan pankartta «Milli Nizam yazacağız» mısranın «Tek yol islam
yazacağız» biçiminde değiştirildiği iddiasının da gerçekle ilişkisi yoktur.
hh) İddianamede yedi üyeden «lider kadrosu» deyimi ile söz edilmekte
ve böyle yasa dışı bir deyimle tüzel kişilik aleyhine ahkam çıkartmaya
çalışılmaktadır. Öte yandan 648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 3 sayılı
bendi ile şekil ve şartlara bağlanmış olan «parti tüzel kişiliğince benimsenmek»
durumu nazara alınmadan iş 111. maddenin 2 sayılı bendi kapsamı içine sokulmuştur.
Hukukça partinin tüzel kişiliğinin hüviyetini programı merkez karar
organlarının kararları, bildirileri, tamimleri nitelendirir. Bunlara Cumhuriyet
Başsavcılığının dahi bir diyeceği olmamıştır. Parti tüzel kişiliği yasa
dışı eylemi benimsemek şöyle dursun, genel idare kurulu karariyle uyulacak
kanun esasları ve parti yasakları konusunda tamim yapılmış ve bölge toplantılarında
açıklama ve uyarmalarda bulunulmuştur.
ıı) İddianameye dayanaklık eden evrak muharref ve gerçeğe aykırıdır.
Dava delilsizdir. Partinin ambleminin «Biz sağcı partiyiz, birinci partiyiz,
samimi partiyiz» anlamını taşıdığı ilişik 20 kadar gazete haberi ile kamu
oyuna duyurulmuştur. Sakarya’da «Milli Nizamın işareti tekbirdir» denildiğinin
ileri sürülmesine karşılık Sakarya Asliye 2. Hukuk Hakimliğinde 1971/292
- 126 sayılı dosya ile yapılan tespitte polisten getirtilen teypler dinlenerek
«Milli Nizamın bu işaretinin manası pek büyüktür.» denildiği kesinlikle
saptanmıştır.
Faaliyet raporu da iddia makamınca yanlış değerlendirilmektedir. Faaliyet
raporlarının her cümlesi karar niteliğinde değildir. Bunların duyurucu
niteliği vardır. Böyle bir yazının ele aldığı her konunun raporu hazırlayanlarca
tekabbül olunduğu, tasvip edildiği ve sorumun kabullenildiği gibi bir anlamı
yoktur. Kongrenin ibrası da raporda anlatılan olayların tahkik ve sorumunun
tekabbül edilmiş olduğu gibi bir nitelik taşımaz. İbra genel idare kurulunun
kendi faaliyetleri ve mali tasarrufları ile sınırlı bir tasdikten ibarettir.
Bunun dışındakiler haber verme niteliğindedir.
ii) Söz konusu marşın 17/7/1970 Bursa açılışında şöyle veya böyle
oluşu partiyi ilzam etmez. İddianamede Bursa Gençlik Kolunun marş bastırıp
dağıttığı ileri sürülüyor. Oysa o tarihte gençlik kolu kurulmamıştır. Açılışlardaki
bir bölüm dinleyici veya meraklının söyledikleri şiir veya marşların da
Partiyi ilzam etmiyeceği açıktır. Bunlar marşları eski ye şahsi alışkanlıkla
şu veya bu biçimde okuyabilirler. Büyük Kongrede dahi gündem dışı toplum
psikolojisinin etkisi altında dinleyicilerin veya bir bölüm delegelerin
bunlara katılarak bir şiiri birlikte okumaları dahi partiyi ilzam etmez.
Çünkü Büyük Kongrede böyle bir marşımız olsun diye ne öneri verilmiş, ne
karar alınmıştır. Marş söylenmesinin kongrede geçmiş bir olay olarak Büyük
Kongre tutanağına geçirilmesi böyle bir marşın parti marşı olsun diye karar
altına alındığı anlamını taşımaz. Büyük Kongrede İstiklal marşı da okunmuştur.
Bu tutum o marşı yalnızca partinin marşı olsun gibi bir anlama alınamaz.
Zaten okunan marşta kanımca sakıncalı bir söz de bulunmamaktadır.
jj) Bir ilçe kongeresinde asılı herhangi bir levha parti tüzel
kişiliğini ilzam etmez. Kaldı ki Ankara - Yenimahallede Alemdar Sinamasında
yapılan ilçe kongresinde Başkanlık Divanı üzerine iddianamede ileri sürüldüğü
gibi bir levha değil «Milli Nizam yazacağız» diye bir levha asılmıştır.
Asılı levhanın fotokopileri ve kongrede bulunan kimselerin noterlikte tespit
olunan tanıklıklarına ilişkin belgeler sunulmuştur.
kk) İddianamede yedi kişinin eylemleri ile parti ilzam edilmek
istenmiştir. Bu kişiler Genel Başkan Necmettin Erbakan, yardımcıları Hüseyin
Abbas, Hasan Aksay, Ahmet Tevfik Paksu, Hüsamettin Akmumcu, Umumi Katip
Süleyman Arif Emre, Genel İdare Kurulu Üyesi Fehmi Cumalıoğlu’dur. Bu yetkili
kişilerin eylemlerinin 648 sayılı Kanunun 111/3. maddesine göre bir usuli
işleme bağlı tutulması gereklidir. Cumhuriyet Başsavcılığının bu gereği
yerine getirmiyerek 111. maddenin 3 değil 2 sayılı bendine göre eylemleri
yorumlanması dayanaksız kalır. Çünkü Milli Nizam Partisince 648 sayılı
Kanunun dördüncü kısmında yer alan yasalara aykırı kararların alındığı
hakkında iddianamede delil gücünde hiçbir belge yoktur. 24/1/1971 günlü
ilk büyük kongrede faaliyet raporunun ibra edilmesi yedi kişinin henüz
sübuta ermeyen eylemlerinin onanması biçiminde yorumlanmıştır. Oysa faaliyet
raporu parti yasaklarına uymaz nitelikte herhangi bir kararın alındığını
ispatlar durumda değildir.
ll) Faaliyet raporu 7 bölümdür.
1. bölümde dünyanın genel görünüşü ele alınmaktadır. 648 sayılı Kanunun
kapsamına girmez, ilmi niteliktedir.
2 nci bölümde Türkiye’nin durumu eleştirilmekte, Milli Nizam Partisinin
kurulması nedenleri içtimai, siyasi, iktisadi, kültürel yönlerden açıklanmaktadır.
Bu bölüm de faaliyetle ilgili değildir.
3. Bölümde İdare Heyeti faaliyetleri yer almaktadır. Burada şahadet
parmağı işareti altında toplanılmasından da söz edilmiştir. Olağandır;
çünkü partinin amblemi yukarıda doğru kalkık şahadet parmağıdır. Başka
partilerin hayvanları seçmeleri karşısında Milli Nizam Partisinin insanın
en önemli uzvunu amblem kabul etmesi kadar makbul bir davranış olamaz.
5. Bölümde seçim çalışmalarından söz edilmiş ve 10 Ekim 1971 seçimlerinin
Parti için manevi mücadelede ilk meydan muharebesi olacağı belirlenmiştir.
Burada savaş mecazi manada kullanılmıştır.
6. Bölümde gençlik kolları faaliyetleri anlatılmaktadır.
7. Bölüm yan kuruluşlarla ilgilidir. Burada esnaf teşekküllerinden,
Ticaret ve Sanayi Odalarından, işçi teşekküllerinden, ilmi araştırmalardan
ve tanıtma çalışmalarından söz edilmektedir. Tanıtma çalışmaları arasında
kuruluş beyannamesi, program ve tüzük, Gençlik Kolları Yönetmeliği, Mali
Yönetmelik; «İslam ve İlim», «Basında Erbakan», «Ortak Pazar» adlı kitaplar
ve Tek Nizam, Tek yol ve Nizama Doğru gazeteleri yer almıştır. Bunlarda
suç niteliğinde sözler yoktur. Esasen «Ortak Pazar» Erbakan’ın gensoru
münasebetiyle meclisteki konuşmalarını yansıtır. Bu sözler Anayasa’nın
79 uncu maddesine göre soruşturma konusu olamaz.
Faaliyet raporunun, suç sayılacak yönü olmadığı bir yana, kabul edilmesi
yedi üye hakkında ileri sürülen eylemlerin de tasvibe uğradığı yolunda
yorumlanamaz. Genel Kongrede Milli Nizam Ahdi’nin okunması da delegelerin
ahde göre davranacakları anlamına gelmez. Esasen bu ahit bir çeşit yemindir.
Yemin etmek ceza hukuku yönünden de yasak değildir. Milli Nizam marşı ise
gençlik kollarının bir adaptesidir. Suç niteliği taşıdığı varit olsa bile
ancak 111 inci maddenin 3 sayılı bendine göre soruşturma yapılması halinde
parti gereğini yerine getirir.
Cumhuriyet Başsavcısı, faaliyet raporunun 71 inci ve 72 nci sayfalarında
partinin bir yılda 63 ilde birçok ilçelerde teşkilat kurduğundan ve açılış
konuşmalarına katılınmış olduğundan söz edildiğine dayanarak yedi kişinin
konuşmalarının raporun ibra edilmesi yoliyle tasvip edildiğini ileri sürmektedir.
Siyasi Partiler Kanunu bir partinin kapatılması için gerekli koşulları
açıkça ve sayarak belirtmiştir. Bir raporda birtakım faaliyetlerden genel
olarak söz edilmesinden bu faaliyetler içinde suç niteliğinde eylemi bulunanların
da tasvip gördükleri sonucuna varılması ve bunların tüzel kişiliğe mal
edilmesine çalışılması Türk Ceza Hukukunun genel ilkeleri ile bağdaşamaz.
Anayasa’nın 56 ncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmü karşısında aslolan
partilerin kapatılması değil bir çeşit hizaya getirilmesidir.
mm) İddianamede, genel kongrede Milli Nizam marşının hep birlikte
okunduğu, marşta özellikle «Solcuların kafasına, Masonların locasına, Türkün
Anayasasına, tek yol islam yazacağız» sözlerinin bulunduğu ve böylece kapatılmayı
gerektirir bir suç işlendiği ileri sürülmektedir. Genel kongrenin resmen
toplu olduğu bir zamanda böyle bir marş okunmuş değildir. Gençlik kolları
saat 19.30 dan sonra, herkes dağılmış durumda iken ve ortalığı toplarken
bazı marşlar okumuş olabilirler.
Genel kongre divanı dağıldıktan sonra salonda suç işlenmiş olsa bu suç
topluluğun tüzel kişiliğini ilzam etmez. Onun için bu konuda bir savunma
da gereksizdir.
nn) İddianamede; yetkili kişilerin dini siyasete alet ettikleri,
din ilkelerine dayanan bir iktidar oluşturulacağı, din ayırımı yapıldığı
ve islamlık davası güdüldüğü, şeriat ve hilafet getirilmek istendiği, Atatürk
ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranıldığı, böylece Anayasa’nın
2., 19., 21., ve 57 nci maddelerine ve 648 sayılı Kanunun dördüncü kısmında
yer alan 92., 94., 97. ve 111 inci maddelere göre partiyi bağlar nitelikte
suçlar işlenmiş sayılacağı belirtilerek partinin kapatılması istenilmiştir.
İddianamede ileri sürülen belge ve iddialar partinin tüzel kişiliğini bağlar
nitelikte değildir. Şöyle ki:
Partinin noterlikçe onanlı bir karar defteri bulunması zorunludur ve
vardır. Söz konusu yedi kişinin Genel İdare Kurulu üyeleri olmaları dolayısiyle
sanki eylemleri Genel İdare Kurulunca tasvip edilmiş sayılmaktadır. Cumhuriyet
Başsavcılığı partinin resmi defterlerini hiç bir zaman istememiştir.
Genel İdare Kurulu 22 kişiden oluşur. Söz konusu yedi kişi bunun üçte
biridir. Değil yedi kişi, yarıdan çok üyeler bile iddianamede ileri sürülen
eylemleri işlemiş olsalar gene bu durum partinin kapatılmasını gerektirmez.
Çünkü bu üyelerin eylemleri değil ancak organların eylemleri parti tüzel
kişiliğini bağlar. Öte yandan birkaç kişi yasaklara uymadı diye milyonlarca
insanın bağlı bulunduğu bir tüzel kişiliğin mahküm edilmesine elverişli
bir kural ne yasalarımızda ne de hukukun genel ilkelerinde yer almış değildir.
648 sayılı Kanunun «kanunsuz siyasi faaliyetlere mihrak olma sebebiyle
kapatma» başlığını taşıyan 112 nci maddesinde mihrak olmanın nasıl sübuta
ereceği belirli koşullara açıkça bağlanmıştır. İddianemenin dayandığı belgeler
ise 112 nci maddenin ışığı altında delil olma bakımından partinin kapatılmasına
yol açamıyacak niteliktedir.
oo) Parti kapatılması davasında ileri sürülen deliller kanunun
kastettiği anlamda güçlü ve sübuta ermiş nitelikte deliller değildir. Şöyle
ki:
Emniyet makamlarının yazılarına dayanak olan teyp şeritlerindeki seslerin
söz konusu kişilere ait bulunduğu konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmamıştır.
Dinlenen kimseler Emniyetin ve Savcıların emrinde olan polislerdir.
Parti kapatılması cezalandırma demektir. Ceza hukuku ilkelerine göre
şüphe üzerine ceza verilemez. Güçlü belge ve deliller bulunmazsa şüphe
sanıktan yana yorumlanır. Bir partinin sübuta ermeyen kanılara ve şüphelere
dayanılarak kapatılması kanunların anlamına ve ruhuna uygun düşmez.
Siyasi partiler en başta millete hitap ederler. Bunun için de kanunların
sınırları ve demokrasinin anlam ve ruhu çerçevesi içinde hür ve serbest
olmaları gerekir. Siyasi Partiler Kanunun hükümleri bu yönden yorumlanmalıdır.
Aksi halde muhalefetteki partilerin kısa zamanda ve kolayca tasfiyeleri
mümkün olur.
Milli Nizam Partisinin, iddianamede ileri sürüldüğü gibi, laik Cumhuriyet
ve Atatürk devrimi ilkelerine uymadığı yolunda ne belge ne de icraat yönünden
fiili bir delil yoktur. Milli Nizam Partisi doğru, ciddi namuslu, manevi
yönden güçlü bir yönetim düzeni getireceğini açıklamıştır. Partinin bu
tutumu ve programı Atatürk ve Cumhuriyet. ilkelerinin yaşaması ve tutunması
bakımından en sağlam yoldur: Doğruluk, namusluluk, imanlı yaşamak suç değil,
meziyettir. Ne Anayasa ne de yürürlükteki kanunlar böyle bir yolun izlenmesini
yasaklamamıştır.
Orta Çağ ile karanlık devir başlamış iken dönemin başında İslam dini
doğmuş ve bu dinin adalet, ilim, hak, beşeriyet kaidelerini esasa bağlaması
sonucu Avrupa İslam ilimlerine ve kurumlarına yaklaşmağa başlamıştır. Esasen
ilk çağ filozoflarının eserlerini ilk kez inceleyerek bunları islami düşünce
yönünden değerlendiren ve gerçek hikmet yoluna ileten İslam düşünür ve
bilginleridir. Ortaçağ Avrupası, İslam ve Osmanlı Türk fütuhatı sonunda
gerçek bilim ve fenni biz Türkler ve Müslümanlardan öğrenmiş sonra kendi
dini ve içtimai felsefesine uydurmuştur. Köken ve kaynak bizdedir. Milli
Nizam Partisi bu tarihi ve bilimsel gerçekler karşısında Avrupalılaşmayı
onun köküne dayandırmaktadır. Biz Avrupa’dan bir şey alırken bir çeşit
taklitçilik durumuna düşmüşüzdür. Tedvin alanında bu tutumun delilleri
vardır. İsviçre’den alma Medeni Kanun 44 yıllık bir uygulamadan sonra yavaş
yavaş bünyemize uydurulmağa başlanmıştır. Çok kadınla evlenme kanunla yasak
edilmiş de olsa islami inanış ve adetler arasında çok kadınla evlenenlerin
sayısı hayli kabarıktır ve bu birleşmelerden doğan çocuklar için af kanunları
çıkarılmaktadır. Meclis bile bu konuya eğilirken bir siyasi partinin onu
programına alması ve millete anlatması devrim yasalarına aykırılık olamaz.
öö) İddianamede ceza hukuku yönünden Partinin kısası uygulamak
istediği dolaylı olarak ileri sürülmüştür. Biz bir üyemizin bu yolda sözler
söylemediğine kaniiz. Sözü edilen üyenin anlatış ve bilgi yeteneği ifade
tenakuzları yaratabilir. Önemli olan kasıttır. Milli Nizam Partisi bugünkü
ortam içinde cezaların yeterli olmadığı görüşündedir ve çaresini aramaktadır.
Trafik sorunu vardır. Birden fazla adam öldüren sürücü dört yıl ceza yer.
Buna karşılık trafik kazaları yüzünden yılda üçbinin üstünde ölüm, on altı
binin üstünde yaralanma olayı meydana gelmektedir. Suçlar yalnız işleyenler
yönünden değil, ibreti müessire olma bakımından da değerlendirilmelidir
Milli Nizam Partisinin ceza hukuku alanındaki görüşü milletin çıkarları
esasına dayanmaktadır.
İddianamede üyelerin konuşmaları sırasında kıyafet sorununa da dokunulduğu
ve bu düşüncenin Partinin düşüncesi Olduğu ve böylece devrim yasalarına
karşı suç işlendiği ileri sürülmüştür. Bu iddiaları gerek Partiyi bağlamamak
gerekse belgelerin sakatlığı yönünden reddederiz. Partinin kıyafet konusunda
tutumu şudur: Kanunlarda milletin ahlak görüşüne uymaz biçimde açık saçık
giyinileceği gibi bir koşul yoktur Aksine böyle giyinişleri yasaklayıcı
hükümler vardır. Turizm için birtakım ahlak dışı davranışlara gözyumuluyorsa
da hükümler kanunlarda durmaktadır. Ahlak önce şekil yönünden uyulma kuralı
ister. Sonra iç ve niyet yönünden kurallar gelir. Şekli ahlak kurallarına
uyulmaması suç olaylarını artırmaktadır. Milli Nizam Partisinin giymiş
üzerindeki görüşü bu gerekçeye dayanır. Onun için de genci, devrim düşmanı
değil, ilericidir.
Din konusunda Milli Nizam Partisi dinin gerçek hükümlerinin kaim olması,
çeşitli hurafe ve .taklitçiliklerle ereğinden saptırılmaması görüşündedir;
dine vasıta kabul etmemektedir. Ona vasıta kabul etmek inancı parçalamak,
dinden ayrılmak demektir. Oysa Partinin din görüşü birleştirici niteliktedir.
Bu da 648 sayılı Kanunun 97. maddesinin ereğine ve ruhuna aykırı bir tutum
değildir.
pp) a) Milli Nizam Partisi Tüzüğünde ve programlarındaki
hükümleri değiştirmeden, sömürmeden uygulamaktadır. Bir partinin tüzüğünde
ve programında Anayasa’ya veya 648 sayılı Kanuna aykırılık varsa ne işlem
yapılacağı bellidir Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığının
başvurması üzerine gerekli görürse parti karar organına aykırılığın altı
ay içinde giderilmesini, yoksa partiyi kapatacağını bildirir. Bugüne dek
Partiye böyle bir duyuru gelmemiştir. Demek ki, Parti olağan düzen içinde
çalışmaktadır.
b) Bu dava ana çizgileriyle bir ceza davasıdır. Dava kamu adına
savcılıkça iddianame ile açılmıştır. Yüksek Mahkeme bir ceza mahkemesi,
bir Yüce Divan niteliğindedir. Ortada hukuk mahkemesinde bir dernek feshi
değil bir cezalandırma istemi vardır. Hukuk mahkemelerinde davalar kişilerin
hür iradeleri ve dilekçe ile açılır. Savcılarca yaş düzeltme davaları açılması
bunun istisnasıdır. Görülen dava Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununu uygulama
zorunluğu dolayısiyle de ceza davası niteliğindedir.
Kapatma isteminin nedeni olarak bizim 648 sayılı Kanunun 4. kısmındaki
yasaklara uymamamız gösterilmektedir. Parti yasaklarının her birinin Türk
Ceza Kanununda karşılığı vardır. Bunlar suçlusunu ağır ceza mahkemesine
götürecek yasaklardır. Demek ki biz suç isnadı altındayız. Cumhuriyet Başsavcılığı
hem savcı hem sorgu hakimi durumundadır. Bizim hakkımızda yapılan bir ilk
tahkikat olmalıdır. Tüzel kişiler de suçlandırılabilir, suç işleyebilir.
Onun için Başsavcının ortada suç ve suçlu yoktur görüşüne katılmıyoruz.
Davada Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gerekleri yerine getirilmemiştir.
Gazete bilgileri, muharref, yanlış sözler aktarılarak dava huzurunuza getirilmiştir.
Böyle muallel, hatalı bir davanın daha başlangıçta reddi gereklidir.
c) Milli Nizam Partisi 26/1/1970 gününde resmen kurulmuş; bir
yıl içinde 63 ilde ve aşağı yukarı 400 ilçede kuruluşunu tamamlamıştır.
Artık yüzbinlerce üyesi olan partilerden biridir. Çünkü ortaya koyduğu
temel fikirler kurtuluş için ileri sürdüğü ilmi, gerçek yollar milletçe
benimsenmiştir. Partinin birinci temel özelliği milletimize güvenmek, tarihimize
inanmak, milletimizin büyük bir millet olduğunu kabul etmektir. Şu bulunduğumuz
tarihten bin yıllık dönem öncesine varacak bir zaman bölümünü ele alarak
bu bölüm içinde en yüksek, en şerefli milletin bizim milletimiz olduğunda
dünya milletlerinde oybirliği vardır. Milli Nizam Partisi öteki partiler
gibi ne reaksiyon partisidir ne de başka partilerin bölünmesinden oluşmuştur.
Bu, milletin büyük tarihinin verdiği hızla milletin kendi içinden gelen
ilim ve fikir aksiyonu olarak ortaya çıkmış bir partidir. Milletin içine
düştüğü maddi, manevi buhranlar ilim ışığı altında incelenmiş, kurtuluş
yollarının temel ilkeleri ele alınmış, ve böylece Partinin gerçek niteliğini
oluşturan programı saptanmıştır.
Milli Nizam Partisi her şeyden önce bir ahlak nizamına inanarak yola
çıkmaktadır. Hukuk nizamı ahlak nizamı ile tamamlanmadıkça millet, toplum
ve fert sorunları çözülemez. Ahlak nizamının geliştirilmesi marif üzerinde
durulmasına bağlıdır. Biz yola çıkarken maarifimizin mutlaka islah edilmesi
gereğine inandık. Ahlaki melekelerin gençlerimize okullarda öğretilmesini
zorunlu gördük. Okul kitaplarımız ahlaki, manevi sorum duygusuna öncelik
veren bir öğretim esasına dayanmamaktadır.
Milli Nizamın ikinci temel niteliği batı taklitçiliğinden bu milletin
kurtarılmasıdır. Maddi ve manevi geri kalmışlığımızda batı taklitçiliğinin
etkisi büyüktür. Batının nesini almak gerektiğinde çok dikkatle davranmak
zorundayız.
Yüksek Mahkeme huzuruna gelen dosya hukuki değil siyasidir. Yaklaşan
Senato seçimleri dosyasiyle birtakım siyasi rakiplerimizin dosyanın buraya
gelmesinde rol oynadığı kamu oyunda hakim bir kanaat halindedir.
Milli Nizam bir fikir ve gönül hareketidir. Hiçbir zaman anarşik hareketlere
katılmamıştır. Şimdiye kadar 500 açılış olmuş, belki 5 milyon insana davasını
dinletmiş ama tek zabıta olayı geçmemiştir. Anarşik hareketlere adı karışan
partiler dururken buraya Milli Nizam Partisi getirilmektedir. İddianamede,
yedi partili üyeye atfedilen mürettep, muharref konuşmalardan başka bir
şey yoktur. Başka partilerin yüzlerce üyesinin konuşmalarından dolayı yüzlerce
dokunulmazlığın kaldırılması dosyası varken bir işlem gerekmiyor da ille
de Milli Nizamın buraya getirilmesi için uğraşılıyor. Üstelik bir yıl önce
olmuş ve hiç bir ceza kovuşturmasına uğramamış konuşmalara dayanılmak isteniyor.
Dosya içindekiler de Başsavcılığın, ilgililer adeta zorlanarak, derlemeğe
çalıştığı toplantılara ilişkin bir takım iddialardan ibarettir.
Muharref sözlerden örnekler verelim: Milli Nizam işaretinin tektir,
ilk partidir, birincidir anlamını taşıdığı açıklanıyor. Sonra tektir sözü
tekbir oluyor, iddianameye geçiyor. Sonra, «bu milletin bin yıl insanlığa
ışık tutup mağlup olmadığı» söylenmiş. «İnsanlığa» «İslamIığa» olmuş. İddianamenin
7. sayfasında, 14. maddede öyle; Ülkede böyle sözler işiti1iyor. Cumhuriyet
Başsavcısı Partimize «nedir bunlar?» diye soru sormuyorlar. Sorsalardı
Yüksek Mahkemenin huzurları fuzulen işgal edilmiyecekti.
ç) Faaliyet raporu üç bölümdür: Dünya durumu, Türkiye’nin durumu,
İdare Heyetinin faaliyetleri. Rapor ciddi bir kuruluşun hazırladığı ilmi,
fikri, seviyeli bir belgedir. Raporun B bölümünde Türkiye’nin siyasi, içtimai,
iktisadi durumu ele alınmıştır. Raporda 1970 yılında mühim olaylar olmuştur
deniliyor ve bunların başında tabiatiyle Milli Nizam Partisinin kuruluşu
gösteriliyor. Deniliyor ki: Böylece iki mühim değişiklik ortaya çıkıyor.
Türkiye’de alışılmış olan iki büyük partili sistem değişmiş; Milli Nizam
bir fikir partisi olarak ortaya çıkınca ötekiler de yığın partisi olmaktan
çıkma yoluna girmişler ve birtakım kopmalarla karşılaşmışlar. Bu arada
raporda Milli Nizam Partisinin özellikleri belirtilmiş; bir dava partisi
olduğu milletimizin bin yıllık hak davasına sarıldığı ve gerçek sağı temsil
ettiği açıklanmıştır.
aa) «Hak» kelimesinin sözlükte dört ayrı anlamı vardır. Büyük
harfle yazılırsa Cenabı Hakkın adı olur. Biz kelimeyi bu anlamda kullanmadık.
Zaten kullanılamaz. Esasen raporda küçük harfle yazılmıştır. Kelimenin
ikinci anlamı, masdar olarak kullanıldığında intibak, tahakkuktur; ideal
ile tatbikatın ilim ile malumun intibakı demektir. Raporda kelime bu anlamda
kullanılmış olabilir. Kasdedilen şudur: Milletimizin bin yıllık bir ideali
vardır ve bu ideali kendi bin yıllık tatbikatında görülmüştür. Yani ideali
ile icraatı birbirine intibak eden bir davası vardır. Milli Nizam bu davaya
sahip çıkmıştır.
«Hak» kelimesi isim olarak da bir anlam taşır. Bu da hukukun esası olan
haktan ibarettir. Bin yıllık tarihine bakılınca görülür ki milletimiz gerçekten
bunu kendisine dava edinmiştir. Batılılar bizim kılıç kuvvetiyle dünyaya
hakim olduğumuz görüşündedirler. Oysa atalarımız kılıçta olduğu kadar hakta
hukukta da güçlü idiler ve başarıyı kalblerin fethi yoliyle sağladılar.
Tarihimizi inceleyen bir kimse bu milletin «hakkı her şeyden üstün tutma»
diye bir davasının bulunduğunu görmezlikten gelemez. Atalarımız yalnız
kendi sınırları içinde değil bütün dünya siyasetinde dahi hakkı daima esas
almışlardır. Dört asır önce Fransa Kralı oğlunu kurtarmak, uğradığı bir
haksızlığı gidermek için bizim İmparatorumuza başvurmuştur. Bunun başka
örnekleri de vardır. Atalarımız işgal ettikleri yerlerden çekilmek zorunda
kalınca yıllık olarak aldıkları cizyenin bakiye aylara düşen bölümünü geri
verecek kadar hakka riayetkar davranmışlardır.
«Hak» kelimesinin dördüncü anlamı, bir sıfat olarak, «haklı ve doğru»
dur. Bu anlamda alınırsa «milletimizin bin yıllık bir davası bulunduğu
ve bu davanın haklı ve doğru bir dava olduğu» söylenmiş demektir. Milletimizin
bin yıllık tarihi incelenirse insanlığa ışık tutan, ilmi, fenni, edebi,
hayayı, ahlaki, öğreten bir millet olduğu görülür. Müsbet ilimleri de,
manevi ilimleri de bütün insanlığa atalarımız öğretmiştir. Milletimiz daima
insanlığa ışık tutan bir medeniyet kurma davası peşinde koşmuştur. Bu,
haklı bir davadır. «Hak» kelimesini her üç anlamiyle birlikte alıp sözleri
toparlayınca Milli Nizam Partisi Tüzüğündeki gaye maddesinin birinci bölümünü
değişik sözlerle ifade etmekten başka bir şey yapılmadığı ortaya çıkar.
bb) Şimdi de iddianamede değinilen «hakiki sağı» sözü üzerinde
durulacaktır. Raporda Türkiye’nin üçlü bir sisteme geldiği, artık üç büyük
partisi bulunduğu açıklanırken partilerin özellikleri ve nitelikleri belirlenmiş
ve Milli Nizamın onlara nazaran özelliği olarak hakiki sağı temsil ettiği
fikri ortaya konulmuştur. Bizde iki türlü sağ ve sol ayırımı var. Bunlardan
biri batılılardan taklit yoliyle alınmış sağ sol ayrımdır; ilmi ve ciddi
bir etüde dayanmaz. Onlar böyle diyor diye . alınmıştır; yanlış ve sakattır.
Batıya göre sağ kapitalist bir düzendir; sömürücü faizcilik sistemi içindedir;
kendi bünyesi gereği sınıf farkı doğurur. Sol denildiğinde Batıda insan
hak ve hürriyetlerini kısıtlayan, insanlara mülkiyet hakkı tanımayan, her
şeyi toplumcu gözle gören, en son kertede yaşayışı hapishane hayatına çeviren
bir rejim kastedilir. Bu iki sistemin birçok yönleri gene de müşterektir.
Her iki sistem de materyalist ve sömürücüdür. İkisinde de adaletsizlik
ve sınıflar vardır. O halde ilmi, hakiki bir sağın tanımlanması, uygulanması
gereklidir. Bu da Anayasamızda ifadesini bulan insan hak ve hürriyetlerine
tam riayetle gerçekleşebilir. Biz batının bir çok sakıncaları kendilerince
ortaya konmuş sömürücü, materyalist sağcılığını almak zorunda değiliz.
Bizim Anayasamızın çizdiği sınırlar içinde kendi maddi sağcılığımızı memleketimize
uygulamamız gerekir. Biz Anayasamızın tanımladığı nizama hakiki sağcılık
diyoruz. Milli Nizam materyalist değildir. Anayasanın 10. ve 14. maddeleri
materyalist olmağa zaten izin vermez. Milli Nizam bu maddelerin ilkelerine
layığı olan ağırlığı verdiği için «Biz sağcıyız, hakiki sağcıyız.» diyor.
cc) İddianamede Milli Nizamın maarif hakkındaki görüşüne de takalınmış.
Maarifimizin temel yapısının acıklı bir manzarası vardır. Tedrisatın ana
fikriyatına milli fikriyat dışında ne varsa doldurulmuştur. Milli Nizam
bundan yakınmakta, milli bir maarif istemektedir. Öğrencilere manevi bir
eğitim ve öğretim değil; dünya görüşü olarak mecusilerin, putpereslerin,
ateistlerin, siyonistlerin fikriyatı verilmektedir. Gençlerimiz kalbleri
boş yetişmekte, üniversiteler eşkiya yuvası manzarasını almaktadır. Sebebi
Anayasamızın emrettiği manevi gelişmeyi sağlayıcı bir maarifin uygulanmamasıdır.
Biz gençlerimize Batıdan üstün ilim yapabilecek zihniyeti aşılamazsak gelişemeyiz.
Sonunda sadece Batıya işçi olarak gideriz.
Milli Nizam 150 yıldan beri milletin içine yabancı kaynaklarca şırınga
edilen kozmopolitlikten kurtulma davasıdır. Kendimizi terketmeye, Batıyı
taklide başlamamız 150 yıl öncesine gider. O tarihten başlayarak Batı bir
manevi kültür istilasına girişmiştir. Bu maddi istiladan önemlidir. O bakımdan
Milli Nizam kendi programına «manevi istila hareketi» diye bir bölüm koymuştur.
çç) İddianamede yine tereddüt edilen noktalardan birisi «Bizim.
milletimizin en büyük meziyetlerinden biri hak nedir batıl nedir bilmesidir
Kalbinin hidayet ve ferasetle dolu oluşundadır.» sözüdür. Bir partinin
herşeyden önce kendi milletine itimadı şarttır. Burada milletimizin hasletleri
belirtiliyor. Okumak imkanını bulamamıştır. Fakat bir insan olarak kalbinde
bir sezme kabiliyeti, bir feraset vardır. Bundan dolayı milletimiz bugünkü
buhranlardan nasıl kurtulacağımızı çok iyi görüyor. Yine bizim köylümüzün
içinde, kalbinde bütün dünyaya ışık tutacak üstün bir medeniyet kurmanın
bin yıllık mirası vardır. Milli Nizam programında milletimizin bu hasletlerine
yer verilmiş olması son derece doğru bir davranıştır.
dd) Bir de «Milli Nizam Partisi, milletimizin 60 yıldan beri
parti adı altında kurulan çeşitli batıl fikirler teşekküllerini bir bir
görüp denedikten, bunların hiçbirinin çıkar yol olmadığını anladıktan sonra
batılı bırakıp hakka dönüşüdür.» sözüne takılınmış. Bizde ilk parti İttihat
ve Terakki Partisidir. Bu parti geldi, 10 yıl içinde koskoca imparatorluğu
savaşa soktu; perişan etti, koydu gitti. Bunlar yanlış yolda idiler. Fikir
babası olarak, İttihat ve Terakkinin, İtalya’dan gelmiş bir Musevinin bir
aksiyonu olduğunu tarih tespit ediyor. İmparatorluğu yıkmış bir partiye
güzel bir partidir diyemeyiz. Bugünkü partilerimizin yollarının da milletimizi
kurtaracak yol olduğuna kani değiliz. Her parti elbette kendi partisini
kurtuluş yolu olarak görür; kendisinin hak, haklı ve doğru yolda olduğunu,
ötekilerin batıl olduğunu kabul eder; etmesi gereklidir. Bunun aksi kendi
kendini inkardır. İçinde bulunduğumuz fiili durum uzun yıllar iktidarı
ellerinde tutan partilerin birtakım hataları bulunduğunu göstermez mi?
Milli Nizamın öteki partiler hakkında bu sözü söylemesi doğrudur ve yerindedir.
ee) İddianemede «her hangi birisinin bir topluluğu değilsiniz.»
sözüne de dokunulmuş. Şu bölümü okuyalım: «Milli Nizam Partisinin Birinci
Büyük Kongresinin delegeleri, sizin bu muhteşem topluluğumuzun çok büyük
bir manası var. Siz batıl partilerden herhangi birisinin bir topluluğu
değilsiniz. Siz bu aziz milletin kendisinin, aslının, özünün temsilcilerisiniz.
Sizin diğer batıl teşekküllerin topluluklarından bir farkınız var. Siz
bu aziz milletin yalnız bu günün değil, aynı zamanda bütün bin yıllık şanlı
tarihini birlikte temsil ediyorsunuz.» Milletine güvenen, seven bir partinin
kendi delegelerine söyleyeceği bundan daha tabii söz ne olabilir?
Milli Nizam milletimizin tarihine büyük ağırlığı verdiği, kendi topluluğunda
bu şekli gördüğü için haklı olarak böyle söyliyecektir.
Programdaki «Adaylarımızın davamızı temsil eder kimseler olarak seçilmesine
azami itina gösterilecektir.» sözü de tereddüde yol açmış. Bir parti böyle
düşünmek, böyle söylemek zorundadır. Davamıza, programımıza sadık olmayan
kişilerden aday seçmemiz düşünülebilir mi?
ff) Raporun bir yerindeki Ortak Pazar konusuna işaret eden sözler
de tereddüt uyandırmış. Ortak Pazar bir ticari anlaşma değil Avrupa entegrasiyonudur.
Avrupadaki birtakım devletlerin bir devlet olması eylemidir. Bir ülke Ortak
Pazara gelince o ülkede mülkiyet edinmek, iş edinmek, sermaye transferleri
serbesttir. Milli Nizam bu kadar önemli bir anlaşma üzerinde durmağa mecburdur.
Milli Nizam bunu uzun boylu Mecliste dile getirmiştir. Ortak Pazara
girilip de Türkiye’de yerleşme hakkı serbest bırakılınca çeşitli bölgelerden
daha önce ayrılmış Rumlar, Ermeniler gelir, yeniden yerleşme hakkı elde
ederlerse bu konu üzerinde titizlikle durmak gerekmez mi? Ortak Pazar geçiş
dönemi protokolu Türkiye’nin sanayileşmesine engeldir. Protokol Milli Nizamın
uzun açıklamaları ile Mecliste aydınlığa çıkmıştır. Protokol savaş sanayii
kurmayı önlüyor. Böyle bir protokol üzerinde ilmi, iktisadi, teknik çalışmaları
yapmak bir parti olarak en tabii görevimizdir. Bunu yapmazsak bizden hesap
sorulmalıdır.
gg) İddianamede, raporun «altmışa yakın ilimizin ve pek çok ilçemizin
açılış, toplantısına iştirak edildiğini» açıklayan cümlesine büyük bir
önemle tutunulmak istenmiştir. Raporda memleketin her yerinden gelen delegelere
Parti faaliyetleri arzediliyor. Bu arada da açılış toplantılarına iştirak
edildiği söyleniyor. Teşkilatı memleketin çeşitli yerlerinde milletimiz
kurmaktadır. Demokrasi de budur zaten. Kurduktan sonra «Gelin, programı
millete tanıtalım. Tanıtmak için bir toplantı yapalım.» denilmektedir.
Yer tutulmakta, halk çağrılmaktadır. Genel Merkezin bu faaliyetlerden haberi
bile olmaz. Mahalli teşkilat, bir. konuşmacı gerekiyorsa, onu doğrudan
doğruya çağırır. Bunlar kişiler ile mahalli topluluklar arasında geçen
olaylardır.
Sözgelimi İstanbul İl Başkanı Bursa toplantısına, Ankara İl İkinci Başkanı
filanca yer toplantısına katılmışlardır. Genel Merkez sonradan bu toplantıları
duymuş; raporda göstermiştir. Fiili durum ve «iştirakleri olmuştur.» sözünün
anlamı budur. Bir şahsın, özel olarak falanca yere davet edilmesi üzerine
orada yaptığı konuşmanın Parti tüzel kişiliğini ilzam etmeyeceği ortadadır.
Teşkilatın yüzde seksenini biz kurmadık. Ancak bunların kurulduğunu raporda
açıklayıp Genel Kurula duyurmak görevimizdir Merkez bir de Parti teşkilatınca
yapılanları ötekilerine duyurucu bir santral işini görür. Parti Genel Başkanı
bile, vakti elverişli olduğu için, gidip bir toplantıda konuşmuşsa Yönetim
Kurulunun haberi dahi olmaz.
Gerçekten Partimiz Tüzüğünün 28. maddesinde Genel İdare Kuruluna teşkilat
kurmak ve yardımcı organları oluşturmak gibi bir görev verilmiştir. Bu
görevin Siyasi Partiler Kanunu ve demokratik bir nizam içindeki niteliği
şudur: Merkez, il ve ilçe kuruluşlarının müteşebbis heyetlerini arar, bulur,
inceler, teşvik eder; bunlara yol gösterir. Müteşebbis heyet ortaya çıktıktan
sonra merkez, heyetteki kimselerin davaya, Partiye, memlekete, vatana hizmet
edecek insanlar olduğu kanısına varırsa (illerde) o heyete bir yetki belgesi
verir. İlçelerin belgesini iller verirler. Bundan sonraki faaliyetler,
artık o bölgedeki faaliyetleri yürüten idarecilere aittir. İddianameye
konulmuş olan konuşmalar, bu müteşebbis heyetler kurulduktan sonra o bölgedeki
idarenin kendi çevresine, Parti programını, Tüzüğünü, maddelerini tanıtmak
için yaptığı toplantılara ilişkindir. Toplantıların zamanı, yeri, kaç kişinin
konuşacağı mahalli idarenin insiyatifi altındaki hussulardır. kimi yerlerde
müteşebbis heyetin kendisi konuyu anlatmış halka tanıtmıştır. Kimi yerlerde
Ankara’dan veya başka illerden konuşmacılar çağrılmıştır. Böylece mahalli
idarenin şahıslara yaptığı davetler meydana gelmiş, konuşmalar ortaya çıkmıştır.
Bunlar konuşanların şahıslan adına yaptıkları konuşmalardır.
28. maddenin e bendinde «Partinin umumi faaliyeti ve siyaseti hakkında
teşkilatı tenvir etmek....» der. Bu deyimle şu il veya ilçede özel bir
kişinin yaptığı konuşmanın ilgisi, ilişkisi olamaz. Partinin genel politikası
gerekleri veya önemli olaylar karşısındaki tutumu tamimlerle teşkilata
bildirilir. Partinin umumi faaliyet ve siyaseti hakkında teşkilatı tenvir
etmek aslında budur.
İdare heyetimizin kararları incelenirse üyelerimize yasalara saygılı
olmaları, Parti yasaklarına uymaları için birçok tamimler yapılmış olduğu
görülür. E bendinin gereği işte budur. Her hangi bir toplantıda genel idare
kurulu üyelerinden birkaçının bulunması ve konuşması kişilerin kendi adlarına
konuşmalarından farksızdır. Çünkü Genel İdare Kurulunun falanca yere filanca
gitsin ve şöyle konuşsun gibilerde hiçbir kararı yoktur.
Raporun «İdare Heyeti faaliyetleri» bölümünde mahallen yapılmış birçok
hareketlerin de yer almış olduğu görülür. Çünkü bu aslında fiili faaliyetlere
ilişkin bir haber verme bölümüdür. Netekim bağımsız bir organ olan gençlik
kolu faaliyetlerinde de bu bölümde söz edilmiştir. Sözgelimi bu gençlik
kolu, bizim haberimiz olmadan çeşitli gazete kupürlerini toplamış, «Basında
Erbakan» diye bir kitap yayınlamış. Faaliyet raporunda bundan söz edilmesi
gençlik kolunun kitabı bastırmakta haklı görüldüğü veya falan yazarın şahsi
fikirlerinin Genel İdare Kurulunca benimsendiği anlamını asla taşımaz.
Bunlar haber verici sözlerdir; çünkü karar defterinde yerleri yoktur. Aynı
bölümde Meclise Ortak Pazar hakkında gensoru verildiğinden söz ediliyor.
Meclis İçtüzüğüne göre gensoru Parti adına verilmez; şahsımız adına verilmiştir.
Demek ki kişisel bir faaliyettir. Gene de bu bölümde açıklanmıştır. Çünkü
faaliyetler orada toplanmaktadır. Onun için burada herhangi bir şeyin zikredilmesi
onun merkez karar organınca tavsip olunması, tekabbül edilmesi demek değildir.
Haber vermek ve haber verileni tekabül etmek ayrı şeylerdir.
Gazeteler; Tek Nizam ve Tek Yol gençlik kollarınca, Nizama Doğru Sakarya
İl İdare Heyetince çıkarılmaktadır. Bunların rapora geçmesi haber, verme
niteliğindedir. Bu gazetelerle, bağlı bulundukları il teşkilatı meşgul
olur. Genel İdare Kurulunun böyle ayrıntılara inmeğe vakti ve olanağı yoktur.
Yeni kurulmuş bir Partiyiz. Henüz bir yıl oldu. Teftiş Heyetimizi kurmağa
yeni girişmiş bulunuyoruz. Onun için ilk yılda böyle geniş bir teşkilatı
Genel Merkez kadrosu içinde gereği gibi takip etmek mümkün olmamıştır.
hh) Genel Kongre gündemi ortadadır. Gündemde marş okunması diye
bir madde yoktur. Esasen Partinin marşı yoktur. Genel Kongrede böyle bir
şey yapılıp yapılmadığını hatırlamak mümkün değildir. Genel İdare Kurulu
veya kongre bu bizim marşımız olsun diye bir karar almamıştır. Birisinin
teklifi veya başlaması üzerine böyle bir şey okunmuş olabilir.
(Genel Başkanlık Vekillerinden Avukat Akmumcu’nun şu sözleri duruşma
tutanağının 124. sayfasında yer almıştır :
Kongre saat sekiz raddelerinde kapandı. Akşam dağılıyorduk. Bir takım
gençlerin uzaktan Milli Nizam yazacağız diye marş söyledikleri benim de
kulağıma gelmiştir. Fakat kongre dağılmıştı. Ne kadar, kaç kişinin bir
araya gelerek söylediği tarafımızdan bilinmemektedir ve biz salonu terketmiş
durumdaydık. Esasen delegelerin de aşağı yukarı yarısından fazlası salonu
terketmiştir. Orada bir kısım gençler kalmış, orada kalan bayrakları, levhaları
toplamakla ve sandalyelerin götürülmesine nezaret etmekle meşguldüler.)
ii) Salonun hazırlanmasiyle gençler, partiden olan ve olmayan
gençler meşgul olmuşlardır. Genel İdare Kurulunun salonun tanzimine nezaret
şeklinde bir hizmeti dahi geçmemiştir. Genel idare kurulu hazırlanmış bir
salona gelmiştir. Gözümüze boş olmayan bir yazı ilişseydi bunu kim koydu
diye belki yanımızdakilere sorardık veya bu levha kaldırılsa iyi olur derdik.
Ancak böyle büyük bir kalabalıkta, biz desek de, uygulanır mı uygulanmaz
mıydı ayrı konudur. Çünkü bir büyük kalabalıkta tören başlamıştır. Salon
da sorumsuz kimselerce hazırlanmıştır.
d) Anayasa Mahkemesi bu davaya 8 ve 15 Nisan 1971 günlerinde
duruşmalı olarak bakmış; 22/4/1971 de 44 ve 648 sayılı Kanunlardaki duruşma
hükümlerinin Anayasa’nın 148/2. maddesine aykırı düştüğü düşüncesiyle ortaya
bekletici sorun çıkarmış ve davayı geri bırakmıştır. Sorun duruşma mı yapılacak,
dava dosya üzerinde mi incelenecek sorunudur.
Bu bir usul sorunudur. Yüksek Mahkeme tensip kararı için 23/3/1971 gününde
toplandığında usuli işlemleri saptamış olmak gerekir. Usuli işlem esası
etkilemezse de davalının savunma hazırlığı üzerinde olumlu veya olumsuz
etkileri olabilir.
Kazanılmış hak bakımından Cumhuriyet Başsavcısının atanma ile bu makama
gelişini uygun gören Yüksek Mahkeme kendi usuli hatasının sonucu, Milli
Nizam Partisinin kazanılmış hakkı olan duruşma koşulunu kaldırırsa kararlarında
çelişkiye düşer. Bu durum ve davanın böylece uzamasına yol açılması usul
kanunlarına ve Anayasa’nın ruhuna ve ereğine uymaz.
Yüksek Mahkeme söz konusu özel kanun hükümlerini Anayasa’ya uymadığı
nedeniyle iptal edebilir. Ancak bu karar geriye yürümez. Sonraki olaylara
uygulanır. Gerçi dava henüz sonuçlanmamıştır. Ancak dava duruşmalı olarak
görülmeğe başlandığı için delillerimizi ve savunmalarımızı duruşma düzenine
göre ortaya koyarken bu tabii haktan yoksun bırakılmamız hiçbir hukuk sistemiyle
bağdaşamaz.
Yüksek Mahkemenin 23/3/1971 günlü tensip kararı usul yönünden bir kanun
niteliği taşır. Böylece bir çeşit kazanılmış hak doğurmuştur. İkinci bir
kararla bu hakkın kaldırılması hak ve adalet kuralları ile bağdaştırılamaz.
e) aa) 648 sayılı Kanunun 108., 110., 113. ve 114. maddelerinde
yer alan ve siyasi partiler aleyhindeki davaların Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet
Başsavcılığınca açılabileceğini belirleyen hükümler ile 44 sayılı Kanunun
32. maddesindeki «Bu davalara Cumhuriyet Başsavcısının huzuru ile bakılır...»
ve «30. madde hükümleri bu davalara da uygulanır.» hükümleri Anayasa’ya
aykırıdır. Şöyle ki :
Anayasa’nın 147. maddesinin üçüncü fıkrasında yalnızca «Anayasa Mahkemesinin
Yüce Divan sıfatiyle yargılamasında savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı
yapar.» hükmü vardır. Demek ki Anayasa, Anayasa Mahkemesinin parti kapatma
davalarına bakma ve kanunları denetleme görevleri yönünden Cumhuriyet Başsavcısına
herhangi bir görev vermiş ve dava açma yetkisi tanınmış değildir. Çünkü
Anayasa’nın siyasi partilere ilişkin 57. maddesinde de böyle bir hüküm
yer almamıştır: Şu duruma göre Cumhuriyet Başsavcısına dava yetkisi veren
648 ye 44 sayılı Kanunların ilgili hükümleri kaynağını Anayasa’dan almayan
hükümlerdir.
Öte yandan Anayasa’nın 149. maddesi Anayasa Mahkemesinde dava açacak
makam ve mercileri sınırlı olarak belirtmiştir Anayasa’nın kesinlikle sınırladığı
bir hak özel kanunlarla başka mercilere teşmil
edilemez.
Anayasa’nın 4. maddesinde «Hiç bir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan
almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz» ilkesi yer almaktadır. Cumhuriyet
Başsavcısına kanunla verilen yetki bu ilkeye de aykırıdır.
bb) Cumhuriyet Başsavcılığı 648 sayılı Kanunun 111. maddesinin
1 ve 2 sayılı bentlerinin ve 112. maddesinin Anayasa’nın 57. maddesinin
uygulama alanını, işleyişini, koşullarını sınırlayarak Anayasa’yı işlemez
hale getirdiğini ileri sürmüş; bunların iptalini ve yerlerine Anayasa’nın
uygulanmasını istemiştir.
Anayasa’nın 57 nci maddesindeki «siyasi parti faaliyetleri» deyiminden
ne anlaşılması gerektiği, hangi faaliyetlerin tüzel kişiliği bağlayacağı,
hangilerinin partili kişilere veya organlara izafe edileceği, hangi kişisel
ve mevzii davranışların hangi hallerde tüzel kişilikçe kabul edilmiş sayılacağı
sorunlarını açıklığa kavuşturmaktan başka bir şey yapmayan 648 sayılı Kanunun
111. maddesinin Anayasa’nın 57. maddesinin uygulanma alanını daraltmadığı
ortadadır. Bu hükümler iptal edilirse geriye gayri muayyen hukuk kaideleri
kalacak; bunları ihlal etti diye tüzel veya gerçek herhangi bir kişinin
sorumlu tutulması «Hukuk Devleti» kavramı ile bağdaşamıyacaktır
Davalı 111. maddenin 1 sayılı bendinin ve 112. maddenin uygulanması
söz konusu değildir. Anayasa’nın 151. maddesine göre bu hükümlerin iptali
istenemez.
112. madde Anayasa'nın uygulanma alanını daraltmış değil genişletmiştir.
Çünkü parti tüzel kişiliği yasakları çiğneyen üyeleri ihraç ve organları
feshetse dahi bu türlü eylemler tekerrür ederse parti yine kapatılacaktır.
Bu madde ile uygulama alanını genişleten bir «mihrak olma» hali kabul edilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin takdir hakkı da sınırlandırılmış değildir.
Maddedeki. «kesif bir şekilde» ve «mihrak olma» deyimleri gereklidir.
Çünkü partileri vazgeçilmez unsurlar sayan Anayasa münferit olaylar yüzünden
bir partinin feda olunması fikrini reddeder.
Anayasa’nın 19. ve 57. maddelerinde yer alan «siyasi partiler» ve «siyasi
partilerin faaliyetleri» deyimlerinin anlam ve ereği «parti tüzel kişiliği»
ve «parti tüzel kişiliğine izafe edilecek faaliyetler» dir. 648 sayılı
Kanunun ilgili maddeleri bu Anayasa terimlerine uygundur.
İddia makamının bu maddelerin iptalini istemesi nedeni savunmamızın
dayanaklarını ortadan kaldırmak ve iptali geriye yürüterek sonuç almaktır.
Oysa Anayasa’nın 33. ve 152. maddeleri buna engeldir. Kaldı ki bu maddelerin
iptali ile laiklik, insan hak ve hürriyetleri, ülkenin bölünmezliği ilkelerinden
başka bütün parti yasakları yaptırımsız kalacak ve 648 sayılı Kanunun tümü
işlemez duruma gelecektir.
B) İstemler :
a) aa) Cumhuriyet Başsavcılığına seçim yolu ile gelmemiş olan
sayın Gündüz’ün davayı açmaya ehil olmadığına, hakkı ve yetkisi bulunmadığına
ve tasarrufunun hükümsüz sayılmasına karar verilmesi.
bb) Nasıl ki hukuk mahkemesinde usulsüz açılan bir davada dava
dilekçesi iptal edilir, dava açılmamış sayılırsa ve Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanununun 173. maddesine dayanarak sorgu hakimi talepnameyi reddedebilirse
usul hukukunda kıyas cereyan ettiğinden öylece Anayasa’ya, usul kanunlarına
aykırı olarak ehliyeti bulunmayan bir kişice düzenlenmiş iddianamenin reddine
karar verilmesi.
b) Yedi partili üyeye izafe edilen konuşmalar dolayısiyle Siyasi
Partiler Kanununun 111. maddesi hükümleri uyarınca işlem yapılmadığı ve
Kanunun parti yasaklamalarını inceleme kuruluna verdiği görev ve yetkiler
ihlal edildiği ve o merciin elinden doğrudan doğruya veya dolaylı olarak
alındığı ve kanunların saydığı yargılama usulü şekil ve şartları dışında
keyfi ve takdiri bir yargılama usulü ihdas edildiği için, usule aykırı
açılmasından dolayı Anayasa’nın 136. maddesine aykırı düşen davanın reddine
karar verilmesi.
c) 648 sayılı Kanunun 111. maddesinin 2 sayılı bendinin sınırlı
olarak belirlediği deliller dışında soruşturmaya ve hükme konu yapılmak
istenen kanun ve usul dışı delillerin dinlenmesi isteminin reddi; soruşturma
ve hükmün kanuni delillere hasredilmesi,
ç) Davaya duruşmalı olarak başlanması dayalı parti için bir çeşit
kazanılmış hak sayılacağından ve Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürüyemeyeceğinden
davanın duruşma düzeni içinde görülmesinin sürdürülmesi ve duruşma gününün
bildirilmesi
d) Genel İdare Kurulunun, bütün teşkilatın kanunlara uyulması
konusunda eğitilmesi için yaptığı çalışmalarında, Genel İdare Kurulunun
«mahalli açılış toplantılarına kurul olarak katılmadığında, partinin bir
marşı olmadığında bilgi ve görgüsü bulunan ekli listede adları yazılı tanıkları
duruşmada dinlenmeleri.
e) 648 sayılı Kanunun 108., 140., 113. ve 114. ve 44 sayılı Kanunun
32. maddesindeki Cumhuriyet Başsavcılığı ile ilgili hükümler Anayasa’nın
147., 149. ve 4. maddelerine aykırı olduğundan konunun bekletici sorun
olarak ele alınması, bu hükümlerin iptaline ve davanın, açanın yetkisizliği
dolayısiyle, reddine karar verilmesi.
f) 44 sayılı Kanunun 29. ve sonraki maddeleri uyarınca sözlü
açıklamada bulunma olanağının verilmesi.
g) Davanın, dayanaksız olması dolayısiyle hem usul ve hem de
esas yönünden reddine karar verilmesi. |