III - CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ CEVAPLARI VE İSTEMLERİ ÖZETİ:
Cumhuriyet Başsavcılığının gerek duruşmalarda açıkladığı gerekse yazılı
olarak verdiği cevap ve istemler aşağıda özetlenmiştir
A) Cevaplar:
a) aa) Usuli itirazlar üç bölümdür. Birincisi şahsıma ve hukuki
durumuma ilişkindir. Bu daha önce Başsavcılık yardımcılarından birisinin
de idari dava dolayısiyle ileri sürdüğü bir konudur. Danıştay Dava Daireleri
Kurulu sorunu incelemiş; sonunda «Anayasa’nın 139/2. ve 45 sayılı Kanunun
79. maddeleri ancak Anayasa’nın ve 45 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden
sonra yapılacak atamalar için uygulanabileceğine, aksi düşüncenin kabulü
daha önce kazanılmış hakların ihlali sonucunu doğuracağına göre davacının
bu yoldaki iddiası kabule değer görülmemiştir» denilmiştir. İlamı ibraz
ediyorum.
Bu iddianın hukukça da kabul edilemiyeceği kanısındayız. İdare hukukunun
temel ilkelerinden birisi kamu hizmetinin ve kamu haklarının sürekliliği,
istimrarı ilkesidir. İddianın kabulü ilkenin hiçe sayılması demek olur.
İddianın fiilen de kabulü kabil değildir. Anayasa ile kuruluş ve işleyişi
bir takım hükümlere bağlı olarak gelen yeni ve mevcut müesseselerin bu
türlü iddialarla meşruluğu tartışmasına girilirse bu temel müesseselerin
bugün yokluğunu kabule müntehi olacak bir sonuca varırız. O kadar ki yüksek
heyetinizin dahi bu durumda olduğunu, hatta bir bakımdan yokluğunu kabule
müntehi olacak iddialara muhatap olmanız mukadderdir.
bb) İkinci konu iddianamenin hazırlanmasında kanun hükümlerinin
yerine getirilmediği iddiasıdır. Dayanak olarak 648 sayılı Kanunun
108 nci maddesi gösterilmektedir. Bu, tahkikat sırasında Başsavcılıkça
sorgu hakimlerinin hakimlere münhasır olmayan yetkilerinin kullanılmasına
olanak veren bir hükümdür. Davamızda bir suç ve suçluluk söz konusu olmadığına
göre Usul Kanununun savunmaya ilişkin hükümlerinin uygulanması zorunluğu
108 nci maddeden istihraç edilemez
cc) Davanın dinlenemiyeceğine ilişkin itiraza gelince, bu konu
daha önce verilmiş itiraz dilekçesinin 3 üncü bendinde yer almakta idi.
Bunun, Yüksek Başkanlık, davanın esasiyle ilgili bulunduğu düşüncesiyle
olacağını tahmin ettiğimiz bir gerekçe ile okunmasını gerekli görmedi.
Gerçekten davamızın sonunda 648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 2 nci
yoksa 3 üncü bendi hükümlerinin mi uygulanması gerekeceği sorunu davanın
esasının çözülmesine ilişkin bir sorundur. Bu konuda ayrıca cevap arzına
gerek görmüyorum.
b) Parti Genel Başkanının, toplantılara iştirakleri ferdi faaliyet
olarak nitelendirmesi partinin tüzüğü, programı ve faaliyet raporunun yazılış
biçimi dolayısiyle yerinde değildir. 28 inci maddede teşkilat kurmak genel
idare kurulunun görevleri arasına alınmıştır. Aynı maddenin B bendinde
«partinin umumi faaliyet ve siyaseti hakkında teşkilatı tenvir etmek» de
gene bu kurulun görevleri arasındadır. Nitekim faaliyet raporunda da şu
madde hükmüne mütenazır olarak teşkilata iştirake ilişkin faaliyet bölümü
«İdare heyetinin faaliyeti» başlığı altında yer almıştır. Bir husus daha
var : O da bu faaliyetin bir tasvibe, başka deyimle bir ibraya müncer olması
durumudur ki ferdi faaliyetler olsaydı bir kurul onayına iktiran ettirilmesi
söz konusu olmayacaktı.
Sapanca konuşmasında söylendiği ileri sürülen sözlerin dayanağı Komiser
Kayacan’ın valiliğe verdiği, valilik aracılığı ile de Adalet ve İçişleri
Bakanlıklarına, Cumhuriyet Başsavcılığına ve Sakarya Cumhuriyet Savcılığına
gönderilen rapordur. Sakarya Asliye Hukuk Mahkemesinin tespitine esas olan
ses bandı bizim bilgimiz dışında kalmış bulunması nedeniyle üzerine herhangi
bir düşünce ileri sürmeye imkan yoktur.
Milli Nizam marşının Bursa Gençlik Kolunca bastırılıp dağıtılan fotokopisi
mevcuttur ve bu marşın Büyük Kongre heyetince ayakta okunduğu kongre divanınca
düzenlenen tutanağın 8 nci maddesinde belirtilmektedir.
Yenimahalle İlçe Kongresinde asılan levhanın varlığı güvenlik yetkililerince
düzenlenen tutanakla saptanmış olup belge olarak gösterilen fotoğrafların
ne zaman ne yolla sağlandığı belli değildir.
Yukarıda ileri sürülen hususları teyit maksadiyle dinletilmek istenilen
tanıkların bilgilerinin taalluk ettiği bu konular dava konusu dışında kaldığından
veya belgelendirilmiş bulunduğundan ayrıca tanık dinlenmesine yer yoktur.
Yüksek Mahkemenin 6/5/1971 günlü, 1971/2750 sayılı kararı karşısında duruşma
açılması istemi de yerinde değildir.
c) Yasa yapıcı, Anayasa’nın 57 nci maddesinin son fıkrasını (Siyasi
partilerin kapatılması hakkındaki davalara Anayasa Mahkemesinde bakılır
ve kapatma kararı ancak bu mahkemede verilir) hükmünü koymuş olmakla bir
siyasi partinin kapatılması için (dava açılmış olması) gereğini madde
metni ile belirtmiştir. Bu madde gerekçesinde (Siyasi partiler gibi Dev1et
hayatında büyük rolü ve önemi olan teşekküllerin herhangi bir dernekle
aynı hükme tabi olması ne ihtiyaçlara, ne de hukuk esaslarına uygun düşer)
denilmiştir.
Anayasa’nın sağladığı bu güvence karşısında siyasi partilerin kapatılmasına
ilişkin davaların Anayasa Mahkemesinde açılması yetkisinin kişilere verilmesi
düşünülemiyeceğine göre açılması gereken davanın kamu davası niteliğinde
bulunması olanağıdır. Anayasa Mahkemesinin Siyasi Partiler Kanununun yürürlüğe
girmesinden önce verdiği 11/3/1963 günlü, 1963/37-54 sayılı ve 7/6/1965
günlü, 1965/17 - 35 sayılı kararlarda da davanın kamu davası niteliği açıkça
belirmektedir.
Anayasa’nın 57 nci maddesinde davanın nasıl açılacağının açıklanmamış
olması parti kapatma davalarının Cumhuriyet Başsavcılığınca açılmayacağı
anlamına gelmez. Anayasa’nın 57 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen
«kanunla düzenleme gereği» 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile yerine
getirilmiş ve Cumhuriyet Başsavcılığının bu kanunun uygulanması yönünden
görev ve yetkileri çeşitli maddelerle belirtilmiştir. Bu nedenle 648 sayılı
Kanunun 108., 110., 113., ve 114. maddelerinin görev ve yetkiyi belirten
hükümlerini, Anayasa’nın 57. maddesinin üçüncü fıkrası açısından yorumlamak
ve 108. maddenin iptal dışı kalan hükümleriyle 110., 113. ve 114. maddeler
hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunun kabulü gerekir. Bu durumda ise Cumhuriyet
Başsavcılığının 648 sayılı Kanunun uygulanmasındaki yetkisi Anayasa’nın
4 üncü maddesine uygunluğun da ifadesi olur.
Açıklanan nedenlerle Milli Nizam Partisi Genel Başkanlığının 4/5/1971
günlü dilekçesinde ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiaları yerinde
görülmektedir.
B) İstemler :
Anayasa’nın 57 nci maddesinin birinci fıkrasında «Siyasi partilerin
tüzükleri programları ve faaliyetleri» ile demokratik ve laik devlet ilkelerine
uymak zorunluğunda oldukları ve «bunlara uymayan partilerin temelli kapatılacağı»
hükümleri yer aldığı gibi üçüncü fıkrasında da «iç çalışmaları, faaliyetleri
.............. nin demokrasi esaslarına uygun olarak kanunla düzenleneceği»
ilkesi kabul edilmiştir
Böyle bir kanunla Anayasa hükümleri arasındaki ilişki ele alınırsa şu
durum görülür: Bir özel kanun Anayasa’nın gerek o kanunu oluşturan hükümlerini
gerekse temel ilkelerin uygulama alanında kaldıramaz. Özel kanun Anayasa
hükümlerine uygunluğu oranında uygulanabilecek bir kanundur Genel olarak
bir özel kanunla Anayasa’yı sınırlandırmak, işlemez duruma sokmak mümkün
olabileceği gibi bir kanunun usulünce iptali yoluna gidilmezse Anayasa’nın
bertaraf edilmesine dahi yol açılmış olur. Bu sonuç, özel kanunun varlığına
rağmen, Anayasa hükümlerinin uygulanması gereğini savunmaya bizi sevkeder.
648 sayılı Kanunun bu davada uygulanması söz konusu olan 111 inci maddesi
bir siyasi parti hakkında kapatma kararının parti tüzüğünün, programının,
parti faaliyetlerini düzenleyen ve yetkili parti organları veya mercilerince
yürürlüğe konulmuş olan diğer parti mevzuatının bu kanunun dördüncü kısmında
yer alan maddeleri hükümlerine aykırı olması veya parti genel kongresince
yahut merkez karar organı veya merkez yönetim organı yahut Türkiye Büyük
Millet Meclisindeki grupların genel kurullarınca bu kanunun dördüncü kısmında
yer alan maddelerin hükümlerine aykırı karar alınması yahut genelge veya
bildiriler yayınlanması takdirinde verilebileceğini kabul etmiştir.
Görülüyor ki özel kanun Anayasa’nın 57 nci maddesindeki yasaklamayı
sadece belli organların kararları ile ihlal etmek haline hasrederek adeta
işlemez duruma getirmektedir. Anayasa’nın 57 nci maddesinde ise yalnız
tüzük ve programların değil faaliyetlerin de belirli ilkelere uyması hükme
bağlanmış ve faaliyetlerin o ilkelere uymaması hali de kapatma nedeni olarak
öngörülmüştür.
648 sayılı Kanunun 112 nci maddesinde de Anayasa’ya aykırılık vardır.
Anayasa’nın 57 nci maddesinde siyasi partilerin uymak zorunda oldukları
esasların faaliyet bakımından ihlali hakkında açık ve sınırlamasız bir
hüküm varken bu faaliyet 112 nci maddede «mihrak olma» durumu ile kayıtlanmış
ve «mihrak haline gelme» nin sübuta ermiş sayılması iki bentte yazılı koşulların
gerçekleşmesine bağlanmıştır.
648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 1. ve 2 sayılı bentleri ile 112
nci maddesi Anayasa’nın 57 nci maddesine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
Bunların iptali halinde Anayasa’daki konuya ilişkin hükümler uygulanabilecektir.
Çünkü bugünkü Anayasa yalnız bir ilkeler manzumesi değil aynı zamanda bir
uygulama yasasıdır ve hakimlerin önce Anayasa’ya göre hüküm vermeleri 132
nci maddenin gereğidir.
IV- DAVANIN GEÇİRDİĞİ EVRELER:
1- Dava Cumhuriyet Başsavcılığının 4/3/1971 gönlü iddianamesi
ile açılmış ve iddianeme 5/3/1971 gününde 442 sayılı ile Anayasa Mahkemesi
kaydına geçerek 1971/1 (Parti kapatılması) esas sayısını almıştır.
2- Anayasa Mahkemesi Başkanı 8/4/1971 Perşembe günü saat 10.00
da duruşma yapılmak üzere 23/3/1971 günlü tensip tutanağını düzenlemiştir.
3- a) 8/4/1971 gününde duruşmaya başlanmış ve o gün iki oturum
yapılmıştır. Duruşmaya parti temsilcisinden başka Genel Başkanlık vekili
on dört avukat katılmıştır.
b) 15/4/1971 gününde de iki oturum yapılmış ve oturumlara parti temsilcisinden
başka Genel Başkanlık vekili on altı avukat katılmıştır.
c) 28/4/1971 günlü duruşmada bir oturum yapılmış ve parti temsilcisinden
başka Genel Başkanlık vekili on yedi avukat oturuma katılmıştır. Bu oturumda
«Anayasa Mahkemesi bakılmakta olan davada uygulama durumunda bulunduğu
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 32 nci ve 13/7/1965 günlü 648 sayılı
Siyasi Partiler Kanununun 108. maddelerinde yer alan ve siyasi partilerin
kapatılması davalarının Anayasa Mahkemesinde duruşmalı olarak görülmesine
ilişkin bulunan hükümleri Anayasa’nın 148 nci maddesinin ikinci fıkrasına
aykırı görüldüğünden herşeyden önce bekletici sorun olarak bu konuda Anayasa’nın151
nci maddesi ve 44 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin 2 sayılı bendi uyarınca
bir karar verilmek üzere davanın geri bırakılmasına dair verilen 28/4/1971
günlü karar tefhim edilmiştir.
4- Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin
Taylan, Şabap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel,
Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H.
Boyacıoğlu’dan oluşan Anayasa Mahkemesi, 44 sayılı Kanunun 32. ve 648 sayılı
Kanunun 108 nci maddelerinde yer alan ve siyasi partilerin kapatılması
davalarının duruşmalı olarak görülmesine ilişkin bulunan hükümlerin Anayasa’nın
148 nci maddesinin son fıkrasına aykırı olduğuna ve iptaline Fazıl Uluocak,
Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Halit Zarbun, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil
ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun karşı oylariyle ve oyçokluğu ile ve iptal kararına
göre artık uygulanamayacak duruma gelen 44 sayılı Kanunun 32. maddesinin
ikinci fıkrasındaki «davalara Cumhuriyet Başsavcısının huzuru ile bakılacağı»
na ilişkin hükmün de aynı kanunun 28 nci maddesinin son fıkrası uyarınca
iptaline oybirliğiyle 6/5/1971 gününde 1971/27 - 50 sayı ile karar
verilmiştir.
5- Bundan sonra 6/5/1971, 18/5/1971, 20/5/1971 günlü toplantılarda
Anayasa’nın 148 nci maddesinin son fıkrası ve 44 sayılı Kanunun 29 uncu
maddesi uyarınca dava, dosya üzerinde inceleme yolu ile görüşülmüştür.
6- 648 sayılı Kanunun 111 inci maddesinin 1 ve 2 sayılı
bentleri ile 112 nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu Cumhuriyet Başsavcısınca
ileri sürülmüş ve iddianın ciddi olup olmadığı konusunun mahkemenin bugün
için uygulama durumunda olduğu 111 nci maddenin 2 sayılı bendi ile sınırlı
olarak incelenmesi kararlaştırıldıktan sonra iddianın ciddi olmadığına
18/5/1971 gününde karar verilmiştir.
7- 648 sayılı Kanunun 108, 110, 113, 114 ve 44 sayılı Kanunun
32 maddelerinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılığına ilişkin hükümlerin Anayasa’ya
aykırı olduğu Milli Nizam Partisince ileri sürülmüş ve iddianın ciddi olmadığına
20/5/1971 gününde karar verilmiştir.
8- Dava 20/5/1971 gününde, karara bağlanarak, sonuçlandırılmıştır. |