| V- ARA KARARLARI:
1- Hakkı Ketenoğlu, Avni Givda, Celalettin Kuralmen, Fazıl Uluocak,
Sait Koçak, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit
Zarbun, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet
H. Boyacıoğlu'dan oluşan Anayasa Mahkemesi kapatılması davasına bakan mahkeme
sıfatiyle 8/4/1971 günlü duruşmada:
a) Kamu hizmetinin sürekliliği ve kararlılığı gerek Anayasa ve
gerekse idare hukukunun benimsediği temel ilkelerdendir. Yeni konulan bir
ilkenin geriye yürütülmesi istenildiğinde bu yönün açıkça Anayasa ve özel
yasada belirtilmesi gerektir. Cumhuriyet Başsavcısının seçimine ilişkin
Anayasa ve özel yasa kuralının geriye yürüyeceğini gösteren bir kural bu
metinlerde yer almış değildir. Bundan başka belli bir zamanda yürürlükte
bulunan kurallara uygun olarak belirli bir göreve atanmış olan bir kimsenin
bu durumu, değiştiren ve Anayasa’ya uygun bulunan bir kural konulmuş olmadıkça,
bu kimse için kazanılmış hak teşkil eder. Cumhuriyet Başsavcısının atandığı
tarihte yürürlükte bulunan özel yasa kurallarının Anayasa’da veya Yüksek
Hakimler Kurulu Yasasında geriye yürüyen bir biçimde değiştirilmemiş bulunması
karşısında Cumhuriyet Başsavcısının hukuki durumuna ilişkin itiraz yerinde
görülmediğinden reddine;
b) Dava Siyasi Partiler Yasasının 108 nci maddesine göre, iddianame
olarak nitelendirilen belge ile açılmıştır. Bu maddede Cumhuriyet Başsavcısına
iddianamesine esas olacak olayların ve eylemlerin araştırılması ve soruşturulmasında
ve davanın açılıp yürütülmesinde Cumhuriyet Savcıları ile sorgu hakimlerine
ilişkin bütün yetkilerin tanınmış olması, bu araştırma ve soruşturmaların
yapılmasında Cumhuriyet Başsavcısının geniş yetkilerle donatılması ereğini
gütmekte olup ona hakim durumu verilmesi ereğini gütmekte değildir. Nitekim
108. maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesinde yalnız hakimlere tanınmış
bulunan yetki1erin Cumhuriyet Başsavcısına tanınmış olmadığı belirtiİmiştir.
Buna göre Cumhuriyet Başsavcısının yaptığı işlemlerin ilk soruşturmada
uygulanacak bir takım kurallara uygun olmaması söz konusu edilemez. Kaldı
ki son soruşturma evresinde savcının yaptığı işlemlere dayanan itiraz hakkı,
Ceza Usulü Yasamızda davalı durumunda olanlara tanınmış değildir. Bu nedenlerle
bu yönlere ilişkin itirazların da reddine;
c) Konuşmaları iddianamede anılan kişilere, partiye karşı Cumhuriyet
Başşavcılığınca uyarmada bulunulup bu kişilerin partiden çıkarılması işlemi
için öngörülen usul hükümlerini uygulamaksızın bu davanın açılmayacağına
ilişkin itiraz davanın açılmasında dayanılan fıkra bakımından ancak ileride
belirecek duruma göre karara bağlanabileceğinden bu yön üzerine şimdilik
karar verilmesine yer olmadığına;
ç) Okunmuş olan belgeler üzerinde savunmalarını hazırlamaları
için Milli Nizam Partisi temsilcisi vekillerine mehil verilmesi uygun görülmüş
ve iddianamede delil olarak gösterilen belgelerin incelenmesi gerekmiş
ve vakit de gecikmiş bulunduğundan duruşmanın bu iki nedenle 15/4/1971
Perşembe günü saat on’a bırakılmasına
Oybirliğiyle karar vermiştir.
2- Yukarıda V/1 sayılı bölümde açıklanan Başkan, Başkan vekili
ve üyelerden kurulu Anayasa Mahkemesi siyasi parti kapatılması davasına
bakan mahkeme sıfatiyle 15/4/1971 günlü duruşmada: Savcılık makamı sanık
müdafilerinin dilekçeleri muhteviyatı ve mahkeme huzurundaki beyanları
ile parti temsilcisinin izahlarını incelenmek ve gerekli talepleri ondan
sonra yapabilmek için mehil istemiş bulunduğundan kabulü ile duruşmanın
28/4/1971 Çarşamba günü saat 10.00 a bırakılmasına oybirliğiyle karar vermiştir.
3- Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin
Taylan, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun,
Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H.
Boyacıoğlu’dan oluşan Anayasa Mahkemesi siyasi parti kapatılması davasına
bakan mahkeme şıfatiyle 28/4/1971 günlü duruşmada :
Anayasa Mahkemesi, bakılmakta olan davada uygulama durumunda bulunduğu
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 32 nci ve 13/7/1965 günlü, 648 sayılı
Siyasi Partiler Kanununun 108 nci maddelerinde yer alan ve siyasi partilerin
kapatılması davalarının Anayasa Mahkemesinde duruşmalı olarak görülmesine
ilişkin bulunan hükümleri, Anayasa’nın 148 nci maddesinin ikinci fıkrasına
aykırı görüldüğünden herşeyden önce bekletici sorun olarak bu konuda Anayasa’nın
151 nci maddesi ve 44 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin 2 sayılı bendi uyarınca
bir karar verilmek üzere davanın geri bırakılmasına Fazıl Uluocak, Nuri
Ülgenalp, Muhittin Taylan, Halit Zarbun, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil
ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun karşı oylariyle ve oyçokluğu ile karar vermiştir.
4- Anayasa Mahkemesi : Siyasi parti kapatılması davasına
bakan mahkeme sıfatiyle ve Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri
Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit
Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil
ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun katılmalarıyle 6/5/1971 gününde yaptığı toplantıda:
a) 44 sayılı Kanunun 32. ve 648 sayılı Kanunun 108 . maddelerinde
yer alan ve parti kapatılması davalarının duruşmalı olarak görüleceğine
ilişkin bulunan hükümler ile 44 sayılı Kanunun 32. maddesinin ikinci fıkrasındaki
«Davalar Cumhuriyet Başsavcısının huzuru ile bakılacağı» hükmü Anayasa
Mahkemesinin 6/5/1971 günlü, 1971/27-50 sayılı kararı ile iptal edilmiş
olduğundan işbu iptal kararı karşısında davanın bundan böyle Anayasa’nın
148 nci maddesinin son fıkrası ve 44 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca
dosya üzerinde inceleme yolu ile görülmesine oybirliğiyle;
b) Cumhuriyet Başsavcısının Anayasa’ya aykırılık iddiasının Milli
Nizam Partisine ve partinin Anayasa’ya aykırılık iddiasının da Cumhuriyet
Başsavcılığına tebliğine, cevap için yedi gün kesin süre verilmesine ve
işin özelliği ve ivediliği dolayısiyle tebliğ işleminin mahkeme memuru
aracılığı ile ve 7201 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılmasına oybirliğiyle;
c) Partice 6/5/1971 gününde verilen ve bu oturumda okunan dilekçe
üzerinde Cumhuriyet Başsavcılığının dosya içinde dilekçeyi ve eklerini
inceleyerek düşüncesini bildirmesinin istenmesine ve bu iş için yedi gün
süre verilmesine Nuri Ülgenalp, Recai Seçkin ve Muhittin Gürün’ün karşı
oylariyle ve oyçokluğu ile;
ç) İncelemenin 18/5/1971 Salı günü saat 10.00 a bırakılmasına
oybirliğiyle,
Karar verilmiştir.
5- Anayasa Mahkemesi siyasi parti kapatılması davasına bakan
mahkeme sifatiyle ve yukarıda V/4 sayılı bölümde yazılı kimselerin katılmalariyle
18/5/1971 gününde yaptığı toplantıda:
a) 648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 1 ve 2 sayılı bentleri
ile 112 nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri süren Cumhuriyet
Başsavcısının iddiasının ciddi olup olmadığı konusunun Mahkemenin bugün
için uygulama durumunda olduğu 111 nci maddenin 2 sayılı bendi ile sınırlı
olarak incelenmesi Şahap Arıç ve Recai Seçkin’in karşı oylariyle ve oyçokluğu
ile kararlaştırıldıktan sonra iddianın ciddi olmadığına Sait Koçak, Nuri
Ülgenalp, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Ziya Önel’in karşı oylariyle
ve oyçokluğu ile;
b) İncelemenin 20/5/197 1 Perşembe saat 10.00 a bırakılmasına
oybirliğiyle;
karar vermiştir.
Kararın (a) işaretli bölümünün gerekçesi şöyledir
aa) Anayasa’nın 151 nci ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun
27 nci maddelerine göre bir mahkemenin Anayasa’ya uygunluk denetimi için
Anayasa Mahkemesine getirebileceği hükümler, bakmakta bulunduğu davada
uygulanacak olanlarla sınırlıdır. Siyasi parti kapatılması davasına bakan
mahkeme sıfatiyle görev yapan ve bu nedenle 44 sayılı Yasanın 20 nci maddesinin
2 sayılı bendi uyarınca bekletici sorun çıkartmağa yetkili olan Anayasa
Mahkemesinin bu sınırlama dışında bulunduğu düşünülemez.
Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianamesinde Milli Nizam Partisinin 648 sayılı
Yasanın 111 nci maddesinin 2 sayılı bendi uyarınca kapatılmasını istemiştir.
Bu duruma göre aynı maddenin 1 sayılı bendinin ve aynı yasanın 112 nci
maddesinin bakılmakta olan davada uygulanması şu sırada söz konusu değildir.
Öyle olunca da Cumhuriyet Başsavcısının iddiasının ciddi olup olmadığı
konusunun 111 nci maddenin 2 sayılı bendi ile sınırlı olarak incelenmesi
gerekir.
bb) 648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 2 sayılı bendine göre;
Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı: Parti genel
kongresince yahut merkez karar organı veya merkez yönetim organı ve yahut
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grupların genel kurullarınca bu kanunun
dördüncü kısmında yer alan maddelerin hükümlerine aykırı karar alınması
yahut genelge veya bildiriler yayınlanması takdirinde verilir.
Anayasa’nın 57 nci maddesinin birinci fıkrasında ise siyasi partilerin
tüzüklerinin, programlarının ve faaliyetlerinin insan hak ve hürriyetlerine
dayanan demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorunda bulunduğu ve
bunlara uymayan partilerin temelli kapatılacağı yazılıdır.
648 sayılı Kanunun dördüncü kısmı beş bölüm halinde «İnsan hak ve hürriyetlerine
dayanan demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerini ve Devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmezliği temel hükmünü» egemen kılmak üzere Cumhuriyetin
(1. Bölüm), Milli Devlet niteliğinin (2. Bölüm), laik Devlet niteliğinin
ve Atatürk devrimciliğinin (3. Bölüm), demokratik düzenin ve meşruluk temelinin
(4. Bölüm), korunması için bir de genel nitelikte (5. Bölüm), yasaklamalar
koymuştur. 648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 2 sayılı bendinde ele
alınan, siyasi parti faaliyetlerinin yalnız «Karar alma, genelge ve bildiri
yayınlama» biçiminde kendini gösteren bölümüdür. Bu bölüm Anayasa’nın 57
nci maddesinin birinci fıkrası hükmiyle karşılaştırılınca Cumhuriyet Başsavcılığınca
ileri. sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi görülmesine olanak
yoktur.
6- Anayasa Mahkemesi siyasi parti kapatılması davasına bakan
mahkeme sıfatiyle ve yukarıda V/4 sayılı bölümde yazılı kimselerin katılmalariyle
20/5/1971 gününde yaptığı toplantıda :
a) 648 sayılı Kanunun 108., 110., 113., 114. ve 44 sayılı Kanunun
32. maddelerinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılığına ilişkin hükümlerin
Anayasa’ya aykırı olduğu yolunda Milli Nizam Partisince ileri sürülen iddianın
ciddi olmadığına;
b) Milli Nizam Partisi Genel Başkanlığı avukatlarınca verilen
ve 6/5/1971 gününde mahkeme kaydına geçen dilekçedeki inceleme ve soruşturmanın
genişletilmesine ilişkin istemin reddine;
c) İlgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesinin gerekmediğine;
ç) Dosyanın durumuna göre Cumhuriyet Başsavcılığından yeniden
düşünce alınmasına ve Milli Nizam Partisi Genel Başkanlığından tekrar savunma
istenmesine yer olmadığına.
Oybirliğiyle karar vermiştir. Kararın gerekçeleri aşağıdadır :
aa) Anayasa’ya aykırılık iddiası Cumhuriyet Başsavcısına Anayasa’nın
147. maddesinin üçüncü fıkrası ile yalnızca Yüce Divan Savcılığı görevinin
verilmiş olduğu; 57. maddeye göre düzenlenecek kanunun da ancak «Partilerin
iç çalışmaları, faaliyetleri, Anayasa Mahkemesine ne suretle hesap verecekleri
ve bu mahkemece mali denetimlerinin nasıl yapılacağı» konularını kapsayabileceği
ve Cumhuriyet Başsavcısına siyasi partiler yönünden dava açma yetkisi veren
hükümlerin kaynağını Anayasa’dan almadığı; Anayasa’nın Anayasa Mahkemesine
dava açabilecekleri sayan 149. maddesinde de Cumhuriyet Başsavcısının yeri
bulunmadığı ve 4. maddeye göre hiçbir kimsenin veya organın kaynağını Anayasa’dan
almayan bir Devlet yetkisini kullanamıyacağı gerekçesine oturtulmaktadır.
Anayasa’da Cumhuriyet Başsavcısının görev ve yetkileri gösterilmiş değildir.
Bunların kanunlarla belirlenmesi olağandır. Anayasa’nın 147. maddesinde
Cumhuriyet Başsavcısından söz edilmesi Başsavcılığın görev ve yetkilerinin
açıklanması yönünden değil Yüce Divanın kuruluşunun belli edilmesi bakımındandır.
Hüküm Cumhuriyet Başsavcısının yasa ile görevlendirilmesini önleyici bir
nitelik taşımamaktadır. 149. maddede gösterilenler ise Anayasa Mahkemesine
kanunların veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüklerinin Anayasa’ya
aykırılığı iddiasiyle doğrudan doğruya iptal davası açabilecek olanlardır
ve sınırlama yalnızca bu nitelikteki davalar yönündendir.
Öte yandan Anayasa’nın 57. maddesi, siyasi partilerin kapatı1abilmesi
için Anayasa Mahkemesinde bakılacak ve karara bağlanacak bir «Dava» öngörüldüğüne
ve Anayasa Mahkemesinin böyle bir davayı hem açıp hem de davaya bakması
düşünülemiyeceğine göre kişilerin veya mercilerin bu davayı açma yetkisiyle
donatılması zorunludur. Anayasa’nın siyasi Partilere verdiği büyük önem
gözönünde tutulursa siyasi partilerin kapatılması davalarının kişilerin
irade ve takdirine bırakılamıyacağı sonucuna varılır. Kanun Koyucunun,
Yüce Divandaki görevi dolayısiyle Anayasa Mahkemesi ile ilişkisi bulunan
Cumhuriyet Başsavcısının siyasi partilerin kapatılması davalarının açılmasında
yetkili kılması ise ancak Anayasa’nın siyasi partilere verdiği önemi yansıtan
bir davranış olarak değerlendirilebilir. Şu duruma göre 648 sayılı Kanunun
108.. 110., 113., 114. ve 44 sayılı Kanunun 32. maddelerinde yer alan Cumhuriyet
Başsavcılığına ilişkin hükümlerin Anayasa'ya aykırı olduğu yolunda Milli
Nizam Partisince ileri sürülen iddiaların ciddi görülmesine olanak yoktur.
Burada 44 sayılı Kanunun 32. maddesinin ikinci fıkrasındaki Cumhuriyet
Başsavcısına ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesinin 6/5/1971 günlü, 1971/27-50
sayılı kararı ile iptal edildiğine değinilmesi yerinde olacaktır.
bb) Dosya içindekilere ve duruşma ve inceleme sonunda beliren
duruma göre inceleme ve soruşturmanın genişletilmesi istemi yerinde görülmemiştir.
cc) Üç gün süren duruşmanın beş oturumuna parti temsilcisi; genel
başkanlık vekili olarak da ayrıca en az on dört en çok on yedi avukat katılmış;
bunlar gerektikçe söz alıp diledikleri gibi konuşmuşlardır. Böylece sözlü
açıklama yoliyle aydınlatılacak bir konu kalmadığından ilgililerin sözlü
açıklamalarının dinlenilmesine yer yoktur.
çç) Cumhuriyet Başsavcılığı davayı ayrıntılı bir iddianame ile
açmış; duruşmada savunmalara karşı cevaplar vermiş ve daha: sonra da gerektikçe
belirli konularda kendisinden yazılı düşünce alınmış olduğundan dosyanın
durumuna göre yeniden düşünce istenmesi gereksiz görülmüştür.
Milli Nizam Partisi temsilcisi ve genel başkanlık avukatları duruşma
sırasında yaklaşık olarak 120 sayfa kadar tutan savunmalarda bulunmuşlar
ve ayrıca parti avukatları yine savunma ile ilgili olarak çeşitli tarihlerde
toplamı 81 sayfa olan dilekçeler vermişlerdir. Savunma hakkı böylece gereği
gibi kullanılmış ve durum yeterince aydınlanmış olduğundan dosyanın durumuna
göre yeniden düşünce istenmesi gereksiz görülmüştür.
VI- DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dosyadaki bütün kağıtlar, Anayasa’nın ve 648 sayılı Kanunun konuya ilişkin
hükümleri; bunlarla ilgili gerekçeler ve Yasama Meclisleri tutanakları
ve davayı ilgilendiren öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
Anayasa’nın Başlangıç Bölümünde Türk Milletinin «.......... ulusumuzu
daima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham aldığına
ve Atatürk devrimlerine bağlılığın tam bilincine sahip bulunduğuna.» işaret
edilmekle birlikte 2. maddede Cumhuriyetin nitelikleri tanımlanırken «....
laik ..... bir hukuk devleti» olduğu belirtilmiş; 19. maddede «Kimsenin
ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanamıyacağı; kimsenin dini inanç ve kanaatlarından dolayı kınanamıyacağı;
din eğitim ve öğreniminin ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin
de kanuni temsilcilerinin isteklerine bağlı olduğu; kimsenin, Devletin
sosyal, iktisadi, siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa din
kurallarına dayandırma veya siyasi veya şahsi çıkar veya nüfuz sağlama
amaciyle her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince
kutsal sayılan şeyleri istismar edemiyeceği ve kötüye kullanamıyacağı;
bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan siyasi partilerin
Anayasa Mahkemesince temelli kapatılacağı»; 57. maddede ise «Siyasi partilerin
tüzük program ve faaliyetlerinin ....... laik Cumhuriyet ilkelerine ......
uygun olmak zorunluğunda bulunduğu; uymayan partilerin temelli kapatılacağı»
ilkeleri yer almıştır.
Öte yandan 13/7/1965 günlü, 648 sayılı Siyasi Partiler Kanununun «parti
yasaklamaları» başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının «Laik Devlet niteliğinin
ve Atatürk devrimciliğinin korunması» başlıklı Üçüncü Bölümünde yer alan
92. maddede «Siyasi partilerin, Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini
değiştirmek amacını güdemiyecekleri» ve yine aynı bölümdeki 94 maddede
«Siyasi partilerin Devletin sosyal, iktisadi veya hukuki temel düzenini,
kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi yahut şahsi çıkar
veya nüfuz sağlama amaciyle her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını
yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edici ve kötüye kullanıcı faaliyetlerde
bulunamıyacakları» yazılıdır.
648 sayılı Kanunun siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin Beşinci Kısmında
yer alan 111. maddenin 2 sayılı bendine göre ise Anayasa Mahkemesince
bir siyasi parti hakkında kapatma kararı «Parti genel kongresince yahut
merkez karar organı veya merkez yönetim organı veya Türkiye Büyük Millet
Meclisindeki gurupların genel kurullarınca bu kanunun dördüncü kısmında
yer alan maddelerin hükümlerine aykırı karar alınması yahut genelge veya
bildiriler yayınlanması takdirinde» verilir.
Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde de Anayasa’nın ve 648 sayılı
Kanunun aynı hükümlerine ve ayrıca Anayasa'nın 21. ve 648 sayılı Kanunun
97. ve 101. maddelerine dayanılmaktadır. Anayasa’nın 21. maddesi bilim
ve sanat hürriyetine ilişkindir ve son fıkrası hükmiyle çağdaş bilim ve
eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılmasını yasaklamıştır.
648 sayılı Kanunun 97. maddesi Dördüncü Kısmın Üçüncü Bölümünde yer almakta,
siyasi Partilerin Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesine eriştirmek
ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini korumak amacını güden, bu
maddede yazılı yedi kanunun hükümlerine ve bu kanunların amacına aykırı
amaç güdemiyecekleri ilkesini getirmektedir. 101. madde ise 648 sayılı
Kanunun aynı kısmının dördüncü bölümünde yer almıştır ve siyasi partilerin
Anayasa’nın ikinci kısmında yazılı temel bak ve ödevlerin özünü tanımamak
amacını güdemiyeceklerine ilişkindir. Bütün bu hükümlerin, ayrıca dördüncü
kısımda yazılı öteki maddelerin ve aşağıda bir bir ele alınacak başlıca
delillerin ışığı altında Milli Nizam Partisinin durumu incelenip tartışılacaktır.
1- Milli Nizam Partisi Birinci Büyük Kongresine verilen genel idare
heyeti faaliyet raporu:
«Cenabı hakkın lütfiyle bugün Milli Nizam Partimizin Birinci Büyük Kongresini
yapmak üzere bir araya toplanmış bulunuyoruz.» diye başlayan bu rapor parti
tüzüğünün 28. maddesinin, partinin en yüksek icra organı olan genel idare
kuruluna verdiği görevin gereği olarak ve Birinci Büyük Kongreye sunulmak
üzere düzenlenmiştir. Raporun A bölümünde a. Dünyada siyasi durum, b. Dünyada
iktisadi durum, c. Dünyada içtimai durum olmak üzere «Dünyada durum»; B
bölümünde, a. Türkiye’de siyasi durum, b. İktisadi durum, c. Türkiye’de
içtimai durum olmak üzere «Türkiye’de durum» hakkındaki genel idare kurulunun
görüşleri açıklanmaktadır. Raporun C bölümünde ise, ki parti tüzüğünün
hazırlanmasını ve Büyük Kongreye sunulmasını buyurduğu asıl «Umumi faaliyet
raporu» nu oluşturmaktadır, idare heyeti faaliyetleri ve bu arada a. Teşkilatlanma
faaliyetleri, b. Seçim çalışmaları, c. Gençlik kolları faaliyetleri, d.
Yan kuruluşlarla olan faaliyetler, e. İlmi araştırmalarla ilgili çalışmalar,
f. Tanıtma çalışmaları, g. Parlamento çalışmaları yer almıştır. Bundan
sonra «Muhasebe raporu» bölümü gelmektedir.
Faaliyet raporunun C bölümünün «Tanıtma çalışmalarımız» başlıklı f.
kesiminde (Davamızı ve partimizi tanıtmak için elden gelen gayret sarfolunmuştur.
Milli Nizam Teşkilatımız tarafından bu yıl esnasında aşağıdaki eserler
yayınlanmış bulunmaktadır.) denildikten sonra alt alta sıralanan yayınlar
arasında İzmir gençlik teşkilatınca iki, Kadıköy gençlik teşkilatınca bir
baskısı yapıldığı belirtilen «İslam ve İlim»; İzmir gençlik teşkilatınca
iki baskısı yapıldığı belirtilen «Basında Erbakan»; gençlik kolları genel
merkezince ve İzmir gençlik teşkilatınca 50 bin nüsha bastırıldığı belirtilen
«Ortak Pazar» adlı üç kitap da yer almıştır.
«İslam ve İlim» adlı kitabın yazarı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır.
Dosyada bulunan ikinci baskısının içinde, «Bu kitabın ilk defa Kasım 1970
de 5000, ikinci defa ise Aralık 1970 de on bin basıldığı» yazılıdır.
«Basında Prof. Dr. Necmettin Erbakan» adlı kitabın dosyada bulunan ikinci
baskısının içinde «Bu kitabın Aralık 1970 de ilk defa 5000, ikinci defa
5000 basıldığı» yazılıdır.
«Prof. Dr. Necmettin Erbakan - Mecliste Ortak Pazar» adlı kitabın dava
dosyası içinde bulunan nüshasında «Ocak 1971 de 20000 basıldığı» yazılıdır.
Bu üç kitap yukarıda görüldüğü üzere Genel İdare Kurulunca faaliyet
raporunda «Milli Nizam davasını ve partiyi tanıtma» çalışmaları olarak
kabul edilmiş ve tanımlanmış; sözü geçen rapor Birinci Büyük Kongre tutanağının
10., 13. ve 15. maddelerinin incelenmesinden anlaşılacağı üzere Milli Nizam
Partisinin, 648 sayılı Yasanın 10. maddesine göre en yüksek organı olan
Büyük Kongrede okunmuş, görüşülmüş, uygun görülmüştür. Böylece bu üç kitap
yalnızca gençlik teşkilatının yayını veya genel idare kurulunun faaliyeti
olmaktan çıkmakta, genel kurulca da benimsenmiş bulunmaktadır.
Bir belgenin 648 sayılı Yasanın 111. maddesinin 2 sayılı bendinde yazılı
«genelge» veya «bildiri» lerden sayılabilmesi için «genelge» yahut «bildiri»
başlığını taşımasının gerekmediği ortadadır. Bir görüşü, bir düşünceyi,
bir ereği, bir tutum ve davranışı duyurmak ve yaymak için bir siyasi partinin
genel kongresi, merkez karar organı, merkez yönetim organı veya Türkiye
Büyük Millet Meclisi grubu genel kurulunca çıkarılan yahut benimsenen yazılı
veya sözlü, basılı olan veya olmayan herhangi bir açıklama yahut belirtmenin
genelge veya bildiri niteliğini kazanacağında kuşku yoktur.
Faaliyet raporunda, genel idare kurulunca, «Milli Nizam davasını ve
partiyi tanıtma çalışmaları» niteliğinde kabul ve takdim edilen ve Büyük
Kongrece de bu nitelikleriyle onaylayıp benimsenen yukarıda adları yazılı
üç kitap böylece hem merkez karar organının hem de genel kongrenin genelgeleri
ve bildirileri durumuna dönüşmüş bulunmaktadır. Bunlardan partinin sorumlu
olamıyacağı yolundaki savunmaların da şu duruma göre tutarlığı kalmamıştır.
On bin, onbeş bin, yirmi bin, elli bin basılmış kitapların, çok geniş yayılma
alanları dolayısiyle, alelade genelge veya bildirilerden çok daha etkili
olacağına da burada işaret edilmesinde yarar vardır.
648 sayılı Yasanın 111. maddesinin 2 sayılı bendi hükümleri karşısındaki
durumları böylece açıklığa kavuşan üç kitap üzerinde aşağıda durulacaktır.
2- Üç kitabın içindekiler :
«İslam ve İlim» küçük boy 32 sayfalık bir kitapçıktır. Önsözünde Milli
Nizam Partisi Genel Başkan Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın ilk kez Konya’da
verilmiş ve sonra bir çok kentlerde tekrarlanmış olan konferansını kapsadığı
açıklanmaktadır.
«Basında Prof. Dr. Necmettin Erbakan» küçük boy 48 sayfalık bir kitapçıktır.
Önsözünde kitapçığın 1969 seçimleri sırasında Necmettin Erbakan’la yapılan,
çeşitli gazetelerde yayınlanmış röportajlardan oluştuğu; en önemli özelliğinin
muhaliflerinin kalemlerinden Necmettin Erbakan’ın kişiliğini vermek olduğu
açıklanmıştır.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan - Mecliste Ortak Pazar» küçük boy 120 sayfalık
bir kitaptır. İçindeki açıklamaya göre «Milli Nizam Partisi Genel Başkanı
Konya Milletvekili Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Ortak Pazar konusundaki
tasarruf ve tutumlarından ve Ortak Pazar geçiş dönemine girişimizdeki usulsüz
ve millet menfaatlerine aykırı tutumundan dolayı Anayasa’nın 89. maddesi
uyarınca hükümet hakkında gensoru açılmasına ilişkin iki önergesi dolayısiyle
Millet Meclisinin 15 Mayıs 1970 günlü 81. ve 11 Aralık 1970 günlü 20. Birleşimlerinde
yapılan görüşmeler» Millet Meclisi Tutanak Dergisi Dönem 3, Cilt 4. Toplantı
1, 15/5/-1970 günlü 81. Birleşim, Sayfa 737-753
ve aynı Dönem Cilt 9, Toplantı
2, 11/12/1970 günlü 20. Birleşim, Sayfa 233-264 ten alınarak bu kitap oluşturulmuştur.
Kitabın başında M.N.P. gençlik teşkilatları genel başkanlığının bir «takdim»
yazısı vardır.
Önce bu kitapların genel havasını verebilecek, yazılışlarındaki zihniyeti
ve yayınlanmaları ile genel idare kurulunca ve Büyük Kongrece neler güdüldüğünü
yeterince açıklığa kavuşturacak kimi örneklerin olduğu gibi buraya aktarılması
yerinde olacaktır.
a) «İslam ve İlim» den :
«Böyle bir konuyu (İslam ve İlim konusu) aramızda konuşmaya çok büyük
ihtiyacımız vardır. Çünkü Müslümanlar olarak dünyanın gelmiş geçmiş en
büyük düşünce sistemine sahip bulunuyoruz. Fakat bu büyük düşünce sisteminin
ve Müslümanların mücadele suretiyle sevapları ve şerefleri artsın diye
karşılarında daima batıl fikirler olagelmiştir. » sayfa 5.
«Şimdi biz bu konuşmamızda bilhassa belirtmek isteyeceğiz ki Müslümanlık
dışında başka bir hakikat kaynağı olamaz.» sayfa 6.
«Alet nasıl yapılmış desek adam bize birtakım formüller yazar. Bu formüllerin
baş taraflarına birtakım harflerle rumuzlar koyar. İçimizden deriz ki,
bu adam bilmediğimiz ve hiçbir zaman da bilemiyeceğimiz mevzulardan bize
bahsediyor. Halbuki Müslümanların böyle bir durumla karşılaştığı zaman
bunları çok büyük bir mesele olarak görememesi lazımdır.» sayfa 6, 7.
«Müslüman kardeşlerimiz, yarım yarım batı ilimlerini okumuş insanlarla
karşılaştıkları zaman bunların istihfaflariyle karşılaşıyor. Bu insanlar
Müslümanları küçük görmeye kalkışıyorlar. Kendi küçüklüklerini bilmedikleri
halde. Ben bu akşam siz Müslümanları küçük gören insanların kendilerinin
küçük olduğunu ispat etmek için. huzurunuza geldim.» sayfa 11.
«Şu çıkmaz yoldan çıkmanın mümkün olup olmadığı meselesini görüşmek
için Müslümanlığın bu ilimlere nasıl baktığı meselesini incelememiz gerekir.»
sayfa 14.
«Bugünkü ilimler tarihi diyor ki, insanların bilgilerini artırmaya başladığı
birinci nokta asrı saadettir. Bu nokta 7. asra rastlıyor. Asr1 saadette
insanların ilimleri birden bire artmaya başlıyor. Nereye kadar? Miladi
14 ve 15. asır (Hicri 7. ve 8 asır) a kadar. İkinci nokta da burasıdır.»
«İlim tarihindeki tetkikler, insanlığın bilgisinin bu şekilde geliştiğini
gösteriyor. Bu iki noktadan biri, Müslümanların ilmi bütün insanlardan
teslim alıp inkişaf ettirmeğe başladıkları tarihtir. Diğer nokta, Haçlı
Seferlerinden sonra Rönesansla Avrupalıların ilimleri Müslümanlardan aldıktan
sonra yürütmeğe başladıkları tarihtir.» sayfa, 15, 16.
«Şöyle bir söz vardır: (İnsanlara temel bilgiler Peygamberler tarafından
getirilmiştir.) Sadece manevi bilgiler değil, dinin, inancın, yapılacak
ibadetlerin şekillerinin peygamberler vasıtasiyle geldiğini biliyoruz.
Ama maddi ve müsbet ilimlerin de peygamberler vasıtasiyle gelmiş olduğunu
hepimiz bilmeyebiliriz. Mesela gemicilik sanayiine ait temel fikirleri
Nuh (A.S.) getirmiştir. Terziliği İdris (A.S.) tıbbı İsa (A.S.), sihirlere
ait ilimleri Musa (A.S.) getirmişlerdir. Peygamberlerin bunlara benzer
temel fikirleri getirmesiyle bu ilmi inkişaflar yapılmıştır. İçinde bulunduğumuz
ahır zamana ait bütün ilimlerin hepsinin temelini de Kur’anı Kerim insanlara
getirmiştir. Onun için bizim içinde bulunmuş olduğumuz devir, Mutlaka Kur’an-ı
Kerim’in göstermiş olduğu yollar içerisinde kalmağa mahkum bir devirdir.
Bugün biz feza asrında yaşadığımızı söylüyoruz. Halbuki Kur’an-ı Kerimde
fezaya ait ne kadar ayetler vardır. Adeta bize önümüzdeki devrin feza devri
olacağını söylemektedir. Fakat biz bunun farkında değiliz. Bütün bu ilimlerin
temelleri Kur’an-ı Kerim’de vardır. Fezaya gidilmekle Kur’an-ı Kerim arasında
ne münasebet vardır deriz. Burada Muhtelif ayetlerin tefsirini yapacak
değilim. Yalnız bir noktayı açıklamak istiyorum, o da şu: Daha önce ifade
edildiği gibi, muhtelif formüllerin sahibi Müslümanlardır. O formülleri
sıktığımız zaman yere düşen esans, üç damladan ibarettir. Bu esansın ne
olduğunu da onlar bilmezler. Yeni mefhumlar bulmak lazım. Bu yeni mefhumların
bulunması için insanların Kur’an-ı Kerim’den ışık almaya ihtiyaçları vardır.»
sayfa 29, 30.
«Doğudaki ilim adamının hali bundan tamamen farklıdır. O ilim sarayının
içine iman anahtariyle giriyor. Kur’an-ı Kerim’den almış olduğu ilhamlarla
onun her tarafını aydınlatarak dolaşıyor, öğreniyor, öğretiyor. Bu itibarla
ilim, bu devrin ilmi Müslümanlar tarafından getirilmiş olan ilimdir. Bizim
karşımıza geçip de, Batıda şu vardır, bu vardır diye kimse konuşmasın.
Biz ve Batılılar için tek çıkar yol İslamlaşmaktır. Bunu sadece hamdedeceğimiz
imanımızdan dolayı söylemiyorum. Müsbet ilimler sahasında senelerce çalışmış
bir kardeşiniz olarak şunu söyliyeyim ki bütün müsbet ilimler gelmiş tıkanmıştır.
Bu tıkanıklıktan dışarıya çıkmanın yolunu bütün her türlü maddi ve manevi
düşünce sistemimle mutlak surette inanıyorum ki, ancak Kur’an-ı Kerim’den
almış olduğumuz ışıkla bulabiliriz. Sözlerimi şu ayeti kerimenin duasiyle
bitiriyorum. (Metinden önce ayetin arapçası yazılmış sonra açıklaması yapılmıştır.)
Rabbim. benim ilim ve anlayışımı arttır ve beni salihler zümresine ilhak
et.» Sayfa 32.
b) «Basında Prof. Dr. Necmettin Erbakan» dan: (Erbakan’ın gazetecilere
söyledikleri)
«Türkiye’de Anayasa tam bir din ve vicdan hürriyeti tanımıştır. Ancak,
bu hürriyet 163 üncü madde ile kısıtlanmıştır. Bizim Türkiye’de bir vaiz
çıkıp faiz haramdır diye vaaz verir ve tevkif edilir. Bu gibi sözler yüzünden
10 binden fazla din adamı mahkemelerde, hapishanelerde sürünmektedir. Bizdeki
din hürriyeti hiçbir Batılı ülke ile mukayese edilemez. Ancak, Rusya ile
mukayese edilebilir. Risale-i Nur okudu diye adamı tevkif et. Olur mu böyle
şey? Ne diye Cuma günleri tatil yapamıyoruz da Pazar tercih ediliyor? Pazar
günü Hristiyanlar kiliseye giderler. Cuma günü tatil yapılsa da Müslümanlar
rahatça camiye gitseler olmaz mı? Ne mecburiyeti var bu milletin bu zulümü
çekmeğe ....... Bu 163. madde kaldırılarak, din hürriyeti Müslümanlara
mutlak verilmelidir........ Bütün batılı ülkelerde din siyasete hakimdir
Hatta İsrailde din Devletin de üstündedir. Dinle devlet ayrı şeydir birleşmez
boş laftır, uydurmadır. Gerçek değildir. Dinle Devlet aynıdır, beraber
yürür. Ayrılmalarına imkan yoktur.» Sayfa 10, 11.
«Hilafetin gelmesinin birçok büyük faydaları olabilir. Siyasi faydaları
da. Ben illa gelsin iddiasında değilim. Ama millet isterse her şey olur...
Atatürk’ün Halifeye yazdığı mektup onun Halifeye nasıl hürmet beslediğini
ortaya koymaktadır. Hem Atatürk din aleyhtarı değildir ki. Kur’an-ı Kerim’in
okunmasını da severdi.» Sayfa 11.
«Bu halkın dini duygusu, örfü, adeti, geleneği, uzun ve parlak bir tarihi
vardır. İslam olarak en parlak devirlerini yaşamıştır. Ona bütün bunların
değeri yokmuş gibi davrandınız mı, getirdiğiniz yenilik ne olursa olsun,
tepkiyi de beraber yaratırsınız ...... Niçin Batı? Doğunun, Müslümanlığın
hiçbir varlığı yokmu?» Sayfa 23.
«Allahın Iütfu keremi ile bu işte de muzaffer olacağız? Doğru yolda,
iman yolundayız. Hakikatın sesi gürdür. Bizi duyuyorlar ve şükürler olsun
.Cenabı Hakka ki itimatlarını esirgemiyorlar.» Sayfa 30
«Din dersleri ihtiyari olmamalıdır. Gençlerin bu mevzuda bilgisiz yetiştirilmesi
büzün vericidir, çok acıdır. Okutulmakta olan din dersleri de heyecansız
ve inançsız okutulmaktadır. Bazı hocalar Peygamberimiz Efendimizden hürmetsiz
bir eda ile bahsetmektedirler..... Gençlere manevi yapımız sütünları öğretilmemektedir.
Dinin ilahi bir hakikat olduğu anlatılmamaktadır.» Sayfa 39.
«Tasavvufta fenafillah (sevdiğinde kendini unutmak ve kendinden geçmektedir.)
Bakabillah ise (Hem sevdiğini hem de kendisini kendi mertebeleri içinde
düşünmektedir.) Benim aşk anlayışım bu iki tarif içinde mündemiçtir.» Sayfa
40.
«Cemiyetimizin bugünkü yapısı, tabii olmayan (baş) lı, bin senelik tarihten
gelme bir gövdedir. Bu bin senelik gövdenin üstünde, yakın vakte kadar,
yani 40-50 senelik maarif tatbikatımızın neticesi olarak tabii olmayan
bir (baş) vardır.» Sayfa 43
c) «Mecliste Ortak Pazar» dan,
«Biz Milletimizin gençliği olarak bir devri kapatıp bir devri açan Büyük
Sultan Fatih Mehmet Han Hazretlerinin (Bu beldeden bir karış toprağı gayrımüslimlere
satana Allah'ın Peygamberimiz Aleyhisselati Vesselamın ve benim lanetim
olsun.) vasiyetine bağlı yeni nesil olarak Sultan Abdülhamit Cennetmekanın
(Şehit kaniyle alınan vatan toprağı parayla satılmaz) düsturuna bağlı vatan
evlatları olarak ticaret kisvesi altında aziz vatanımızın yabancıların
istismarına terkedilmesine asla müsaade etmiyeceğiz.» Sayfa 8.
«Ortak Pazar, İkinci Dünya Harbinden sonra yıkılan Avrupanın yeniden
dünya hakimiyeti kurma projesidir. İş aksiyon halkının ekseriyeti Katolik
olan altı Avrupa memleketi arasında kurulmuştur. Münihli bir profesörün
memleketimizin tanınmış bir profesörüne Münihte ifade ettiği gibi, Müşterek
Pazar, Roma Anlaşmasından önce Roma Katolik Kongresinde karara bağlanmıştır.
Bu kongrede zamanın üç Katolik Başbakanı De Gasperi, Schuman ve Adenauer
bulunuyorlardı. O kongrede Katolik devletlerin bir birlik kurması fikri
işlenmiş. Bugün Almanya’da Doğu Almanya’dan vaki göçlerle Protestanlar
ekseriyeti almaya başlamışlardır. Son günlerde İngiltere ve İskandinav
memleketlerinin de Ortak Pazar’a alınması hadisesi, hakikatte muayyen formüllerle
Protestanlarla Katolikler arasında bir işbirliği yapılması hadisesidir...
Batı memleketlerinde istismarcı sömürgecilik bunların Yahudi, Hristiyan,
Grek medeniyetine mensup olmalarından ileriye gelmektedir.» Sayfa 16.
«Bugünkü İsrail’in Büyük Millet Meclisinin içinde Teodor Hezl heykeli
bulunmaktadır. Yüz sene önce Viyanada yaşıyan ve İsrail projesinin temelini
atan bu Siyonist, devrinde, İsrail’in ilk alması icabettiği toprakların
haritasını çizmiş ve bu haritada Türkiye topraklarının büyük kısmı İsrail’in
bir vilayeti olarak gösterilmiştir. İsrail projesi aslında budur. İncil’de
de Kayseri’ye kadar uzanan Asurilerin ülkesinin İsrail’e ait olduğu zikredilmektedir.»
Sayfa 17.
«Görülüyor ki, Konsey büyük devletlerin hakimiyeti altındadır. Bugün
için 200 milyonluk, yarın Protestanlar da girerse 400 milyonluk bir Hristiyan
kütlenin içersinde 35 milyonluk Türkiye, Konseyde bir üyelikle bulunacak
ve sadece büyüklerin emirlerine ittila kesbedecek... Türk Milletinin, hakiki
manası bir kültürel ve inanç sistemi içerisinde erimek olan Müşterek Pazara
girmesi mümkün değildir. Türkiye'nin tarihi, sosyal, kültürel yapısı ve
inanç sistemi buna manidir. Bu Müslüman milletin, bir Hristiyan topluluğu
içerisinde erimesine imkan verilemez.» Sayfa 20, 21.
«Müşterek Pazara girilmesini militan bir şekilde müdafaa edenler, dikkat
edilirse laikliği dinsizlik veya dine karşı lakaydi şeklinde tefsir edenler
ve batılılaşmayı, Batının maddi medeniyet ve tekniğinin çok ilerisinde,
Batı Hristiyan dünyasının inanç ve kültürel sistemini benimsemek şeklinde
anlayanlar, İslamiyeti gelişmemizin engeli telakki eden ve fakat bu fikir
ve kanaatlarını açıkça ifadeden çekinen kozmopolit zümreler, Türkiye'nin
bir an evvel Müşterek Pazar’a girmesini, bu gayelerinin gerçekleşmesi yönünden
hararetle savunmaktadırlar.» Sayfa 21.
«Ortak Pazar bir Katolik birliğidir. Hedefi üye memleketleri tek bir
devlet halinde birleştirmek ve kendine mahsus ideolojik maksatlara sahip
bir konseyde yetkileri toplayarak, her bir üye memleketin hükümranlığı
hakkını elinden almak gayesini gütmektedir. Büyük çoğunluğunu Hristiyanların
teşkil edeceği ve daha dün Kıbrıs konusu münasebetiyle içlerindeki Haçlı
zihniyetini yeniden ortaya koymuş bulunan bir topluluğa Müslüman Türkiye'yi
bir vilayet gibi bağlamak Türkiye'yi, onun büyük tarihini, onun insanlık
için çok mühim olan hüviyetini yok etmek demektir... Batı ile her türlü
ticari münasebet kurulabilir. Fakat bu asil millet Hristiyan potasında
eritilemez, bir Hristiyan topluluğu tarafından hükümranlık hakları elinden
alınamaz.» Sayfa 52
«Türkiye’nin maddi ve manevi menfaatleri aramızda kültürel tarihi bağlar
bulunan ve iktisadi denge olan İslam memleketleri ile Müşterek Pazar kurulmasıdır.»
Sayfa 53.
«Muhterem kardeşlerim, Ortak Pazar, bilseniz ki, aslında özünde, iç
planında bir Siyonist oyunudur. Meselenin kökü bugün siyonistlerin elinde
bulunun Tevrat’a kadar gidip dayanmaktadır. Kendilerine Musevi dedikleri
halde, bugünkü Musavilerin dünyayı kendi hegomonyasına almak isteyen, planlı
olarak çalışan siyonist kısmı tepedeki idarecilerinin elinde tuttukları
Tevrat, Musa Aleyhisselam’a gelen Tevrat değildir ve bunların da Musa Aleyhisselam
ile bir alakaları yoktur. Musa Aleyhisselam’a gelen Hak Tevrat’ta, Cenabı
Hak «Ey Beniisrail, sizden sonra Ahir Zaman Peygamberi gelecek, ona tabi
olacaksınız, onun yolu kıyamete kadar devam edecek.» diyordu. Fakat bugünkü
siyonistlerin ecdadı olan ve Musa Aleyhisselam ile harbetmiş olan o zamanki
Beniisrail bu ayetleri kendi elleri ile değiştirdiler ve bunun yerine (Nasıl
olsa dünyada Yahudiler, siyonistler hakim olacaklar ve kıyamete kadar bu
böyle gidecek.) diye yazdılar. Bugün her siyonistin kalbinde Tevrat’a olan
bağlılığından dolayı bir dünya hakimiyeti kurmak planı yatmaktadır. Ortak
Pazar da bunun bir tatbikatı olarak ortaya atılmıştır. Ortak Pazar, zahiri
görünüşü itibariyle altı Katolik memleketin birleşmesinden ibaret bir topluluk
olarak başlamış zannedilir. Halbuki aslında Ortak Pazar Siyonistlere gidip
dayanan bir teşkilattır.» Sayfa 63, 64.
«Bilahare altı Katolik memlekete bu fikri getirip kabul ettirdiler.
(Siz aranızda birbirinizle niçin harbediyorsunuz?...) dediler Alman ve
Fransıza, Bu nasıl olacak? Bunun için Papaya geldiler. Bugünkü Papa'nın
istişare meclisinin ekserisinin yahudi olduğu bildirilmektedir. Bunlar
vasıtasiyle gizli fikri Papaya açtılar. (Aralarında gümrükleri kaldırmak
suretiyle yavaş yavaş tek devlet olmaya gitsinler.) dediler. Papa bu fikri
kabul etti 1954 te yapılan büyük Katolik kongresinde üç Avrupa memleketini
temsil eden Almanya Başvekili Katolik Adenauer, Fransa Başvekili Katolik
Schuman, İtalya Başvekili Katolik De Gasperi bir Katolik birliği kurmak
fikri kendilerini okşadığı için, Katolik kongresinde Ortak Pazar kurma
kararı aldılar.» Sayfa 64.
«Siyonist planları mucibince kurulmuş İsrail’in Meclisinin burasında,
bu şeref levhasında ise bir kafanın resmi, bir heykel ve onun yanında iki
tek kelime var. Bu, Theodor Hezl denilen, Viyana’da yaşamış bir Hahamın
heykeli, yanındaki kelimeler de Theodor Henzl’dir. Onun için bugün Meclisinin
şeref Ievhasıyle dahi İsrail alnına yapıştırmıştır ki (Ben Theodor
Henzl’in kurduğu planın adamıyım. Bundan sonra da gerisini getireceğim)
demektedir... Planın içerisinde bilhassa üç madde her Türk vatandaşının
bilmesi icap eden husustur. Bu maddelerden bir tanesinde diyor ki, (Tevrat,
bize dünyaya hakim olmayı emrediyor. Asırlardan beri bunu gerçekleştiremedik.
Bu planın gerçekleşmesi için size üç maddelik bir tatbikat planı veriyorum.)
diyor. Birinci madde; (İslam memleketlerinin ortasında bir İsrail devleti
kuracaksınız.) diyor. İkinci maddesinde, (Bu devletin hudutlarını verdiğim
haritadaki topraklara kadar genişleteceksiniz.)... İsrail Büyük Millet
Meclisinde resmi ve ismi bulunan bu haham, kitabın içerisine haritayı da
koymuştur. Bu haritanın içerisinde aziz vatanımız bir İsrail vilayeti olarak
gösterilmektedir. İsrail projesi aslında budur. Kökü Tevrat’a bağlıdır.»
Sayfa 65.
«Muhterem kardeşlerim, siyonistler Türkiye'yi Ortak Pazara niçin sokmak
istiyorlar? Üç tane sebep var. 1. Türkiye bugün 36 milyon nüfusiyle yeryüzünde
takriben 1 milyara yaklaşan İslam aleminin başıdır. Siyonistler İslam aleminin
başı olan Türkiye’yi alıp, şimdilik 200 milyonluk Katolik Birliğinin, bilahare
de buna ilave edilecek 200 milyonluk Protestanlarla beraber 400 milyonluk
bir Hristiyan Birliğinin potası içinde eritmek istiyorlar.» Sayfa 68.
3- Milli Nizam Partisinin üç kitapta yazılı olanlarla beliren görüşü
ve tutumu:
648 sayılı Kanun 111 nci maddesinin 2 sayılı bendinde yazılı belgeler
niteliğini taşıdığı yukarıda (Bölüm VI/1) ortaya konulan «İslam ve İlim»,
«Basında Prof. Dr. Necmettin Erbakan» ve «Mecliste Ortak Pazar» adlı üç
kitapçıktan aktarılmış örnekler Milli Nizam Partisinin kuruluşu ereğinin,
çalışma ve yayılma düzeninin ve faaliyetleri yönünün saptanması bakımından
değerlendirildiğinde görülecek olan şudur:
Din bir vicdan, inanç ve kanaat konusu, Tanrı ile insan arasında manevi
bir ilişki olmaktan çıkarılarak Anayasa ile çizilmiş sınırlarından taşırılmakta;
siyaset idare, iktisat, öğretim, bilim, teknoloji alanlarında, toplumsal
ve özel ilişkilerde sözün kısası bütün dünya işlerinde uyulacak tek kaynak,
dayanak ye düzen olarak gösterilmek istenmektedir. Parti, halkla olan temaslarında,
karşısındakileri yalnızca bir dinin müntesipleri gibi görme ve ele alma
ve din fikrini hayatın tek hakimi kılma eğiliminde ve telkinlerinde başarı
kazanabilmek, kendisini olabildiğince çok yandaş, başka deyimle, oy toplayabilmek
için de dini ve din duygularını sömürme ve kötüye kullanma yolundadır.
Hitaplar hep «Müslüman kardeşlerimiz» «Siz Müslümanlar» veya bunlara benzer
biçimdedir. Hangi konuda konuşurlarsa konuşulsun mutlaka söz din alanına
aktarılmaktadır. «Cennetmekan», «Aleyhisselatı vesselam», «Allahın lütf’ü
keremi ile» gibi deyimlerin veya Kur’an ayetlerinin kullanılabilmesi için
vesileler oluşturulmaktadır. Özellikle aşağıdaki örnekler, Milli Nizam
Partisinin güttüğü amaçları ve bu amaçların yukarıda açıklanan niteliğini
ortaya koyma bakımından tartışmayı ve yorumu gerektirmeyecek açıklık ve
kesinliktedir.
«Müslümanlık dışında başka bir hakikat kaynağı yoktur.» «İnsanların
ilimleri birdenbire Asr-ı Saadet’le artmaya başlamıştır.»
«Maddi ve müspet ilimler de peygamberler vasıtasiyle gelmiştir.»
«Kur’an-ı Kerim’de, adeta önümüzdeki devrin feza devri olacağını
söyleyen, fezaya ilişkin birçok ayetler vardır.»
«İlimlerin temelleri Kur’an-ı Kerim’dedir.»
«Doğudaki ilim adamı ilim sarayının içine iman anahtariyle giriyor.
Kur’an-ı Kerim’den aldığı ilhamlarla öğreniyor, öğretiyor.»
«Biz ve Batılılar için tek yol İslamlaşmaktadır.»
«Risale-i Nur okudu diye adamı tevkif et. Olur mu böyle şey?»
«Ne diye Cuma günleri tatil yapmıyoruz da Pazar tercih ediliyor? Pazar
günü Hristiyanlar kiliseye giderler. Cuma günü tatil yapılsa da Müslümanlar
rahatça camie gitseler olmaz mı? Ne mecburiyeti var bu milletin bu zulmü
çekmeğe?»
«Türk Ceza Kanununun 163 ncü maddesi kaldırılarak; din hürriyeti Müslümanlara
mutlak verilmelidir.» (Türk Ceza Kanunun değişik 163 üncü maddesi, laikliğe
aykırı olarak Devletin içtimai iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını
kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amaciyle cemiyet tesis,
teşkil tanzim veya sevk ve idare etmeyi, böyle cemiyetlere girmeyi, girmek
için başkanlarına yol göstermeyi, dağılmaları emredilmiş olan yukarıda
yazılı cemiyetleri sahte nam altında veya muvaza şeklinde olsa dahi yeniden
tesis, teşkil tanzim veya sevk ve idare etmeyi; laikliğe aykırı olarak
Devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını,
kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amaciyle veya siyasi menfaat
veya şahsi nüfuz temin ve tesis eylemek maksadiyle dini veya dini hissiyatı
veya dince mukaddes tanılan şeyleri alet ederek her ne suretle olursa olsun
propaganda yapmayı, telkinde bulunmayı, bu eylemleri yayın vasıtasiyle
işlemeyi suç saymakta ve ceza tehdidi altına koymaktadır.)
«Bütün Batılı ülkelerde din siyasete hakimdir. Hatta İsrailde din Devletin
üstündedir. Dinle Devletin ayrı şeyler olduğu lakırdısı uydurmadır. Dinle
Devlet aynıdır. Beraber yürür. Ayrılmalarına imkan yoktur.»
«Hilafetin gelmesinin birçok büyük faydaları olabilir. Siyasi faydaları
da. Millet isterse her şey olur. Atatürk’ün Halifeye yazdığı mektup onun
Halifeye nasıl hürmet beslediğini ortaya koymaktadır.»
«Din dersleri ihtiyari olmamalıdır. »
«Sözü geçen kitaplarda beliren görüşe göre Ortak Pazar sorunu dahi bir
Katoliklik, Protestanlık, Yahudilik ve Müslümanlık sorunudur; kaynağını
Tevrattan almaktadır. »
Yukarıya alınan örneklerin ve bu arada özellikle Türk Ceza Kanununun
(Laikliğe aykırı olarak Devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya
hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak
amaciyle demek kurulmasını veya bu yolda propagandada ve telkinde bulunmasını)
yasaklayan 163 üncü maddesinin kaldırılmasını, din derslerinin mecburi
olmasını istemenin, hilafetin gelmesinde büyük faydalar görmenin ve millet
isterse bunun olabileceğini belirtmenin, dinle Devletin aynı olduğunu,
beraber yürüdüğünü ileri sürmenin; her alanda İslamlaşma zorunluğundan
söz etmenin ve Cuma tatili üzerinde direnerek durmanın ve bütün bu görüşlerin
Milli Nizam Partisince benimsenip 648 sayılı Yasanın 111 inci maddesinin
2 sayılı bendinde yazılı belgeler yoluyla açıklanmasının anlamı kesinlik
ve açıklıkla ortadadır. Parti, kuruluş ereği, çalışma düzeni, faaliyet
ve bu arada propaganda ve telkin yönü bakımlarından Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’na aykırı bir tutum ve durumun içindedir. Bu aykırılık başlıca,
bir yandan Anayasa’nın başlangıç kısmındaki «Milletimizi dünya milletleri
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu
içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliği» ilkesi ile; vicdan
ve din hürriyetine ilişkin 19 uncu maddesi ile ve özellikle bu maddenin
din eğitim ve öğrenimini kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanuni
temsilcilerinin isteklerine bağlı tutan dördüncü ve Devletin sosyal, iktisadi,
siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa din kurallarına dayandırma
veya siyasi veya şahsi çıkar veya nüfuz sağlama amaciyle her ne suretle
olursa olsun dini veya din duygularını, yahut dince kutsal sayılan şeyleri
istismar etmeyi veya kötüye kullanmayı yasaklayan beşinci fıkraları hükümleriyle;
siyasi partilerin tüzük, proğram ve faaliyetlerinin demokratik ve laik
Cumhuriyet ilkelerine uyması zorunluğunu getiren 57 nci maddenin birinci
fıkrası kuralı ile; öte yandan 648 sayılı Siyasi Partiler Kanununun dördüncü
kısmında yer alan hükümlerden siyasi partilerin Türkiye Cumhuriyetinin
laiklik niteliğini değiştirmek amacını gütmelerini yasaklayan 92 nci, Halifeliğin
yeniden, kurulması amacını gütmelerini yasaklayan 93 üncü, Devletin sosyal;
iktisadi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma
veya siyasi yahut şahsi çıkar veya nüfuz sağlama amaciyle her ne suretle
olursa olsun dini veya din, duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri
istismar edici ve kötüye kullanıcı faaliyetlerde bulunmalarını yasaklayan
94 üncü maddeleriyle doğrudan doğruya çelişkiye ve çatışmaya düşmek biçiminde
kendisini göstermektedir.
4. Milli Nizam Partisinin, Büyük Kongrede okunmuş «Beyanname» «aht»
ve «Marş»la beliren görüşü ve tutumu :
Milli Nizam Partisinin Birinci Büyük Kongresi doğru tutanağının 7 nci
maddesiyle kongrede okunduğu saptanan «Milli Nizam Partisinin Birinci Büyük
Kongresinin aziz milletimize beyannamesi» ve «Milli Nizam Ahdı» başlıklı
belgeler ve aynı tutanağın 8 inci maddesinde «Ayakta kongre heyetince okunduğu»
saptanan «Milli Nizam Marşı» üzerinde, bunlar kongre tutanağına giriş biçimleriyle
648 sayılı Yasasının 111 inci maddesinin 2 sayılı bendinde yazılı parti
genel kongresince alınmış karar ve yayınlanmış bildiri niteliğini kazanmış
bulunduklarından, kısaca durulması gerekli görülmüştür.
Beyanname «Allah’ın hakkı tutma, iyiyi sağlama ve kötüyü menetme yolunda
bulunmak üzere seçtiği aziz ve mümtaz milletimiz» diye başlamakta; millete
geçmişi olarak yalnızca bin yıllık bir tarih, Hakkı tutma» çağı tanınmakta,
başka bir deyimle Türklerin tarihi müslüman oldukları dönemden başlatılmakta;
yüz elli yıldan yani yenileşme çabaları başladığından beri de milletin
bünyesine mikroplar aşılandığı belirtilmekte ve sonra «Milli Nizam Ahdı»
na geçilmektedir. «Milli Nizam Ahdı» ise özet olarak «manevi İstiklal Harbini
kazanıncaya dek mücadeleye devam etmek», «Hakkın hakimiyetini kurmağa tüm
gayretle çalışmak» üzerinedir.
«Milli Nizam marşı» nı, Milli Nizam Partisi Bursa Gençlik Kolunca yayınlanan
metne göre son dörtlüğü «Herkes duyacak bilecek/ Saklanmaz gayri bu gerçek/
Yaprak yaprak yaprak çiçek çiçek/ Tek yol İslam İslam yazacağı.» biçimindedir.
Savunmalarda partinin marşı olmadığı; kongrede marş okunmadığı ileri sürülmüş,
yalnız parti temsilcisi vekillerinden biri (Avukat Hüsamettin Akmumcu)
toplantı kapandıktan sonra dağılırken bir takım gençlerin «Milli Nizam
yazacağız» diye marş söylediklerinin kulağına uzaktan çalındığından söz
etmiştir. Kongre Başkanı Gündüz Sevilgen, 2. Başkan Abdullah Tomba, Oğuzhan
Asiltürk, B. Aksakal ve Z. Öğün tarafından imzalanmış ve el yazısiyle düzenlenmiş
Birinci Büyük Kongre Tutanağının 8 inci maddesinde «Ayakta Kongre heyetince
Milli Nizam marşı okundu» diye saptandığına ve 18 maddelik tutanakta marşın
okunması 8 inci maddede yer aldığına göre savunma dayanaksız kalmaktadır.
(VI/3) işaretli bölümde söylenenler yukarıda özetlenen üç belge ve partinin
bu belgelerle ortaya çıkan görüşü ve tutumu üzerinde de geçerli bulunduğundan
bunların burada tekrarlanmasına gerek görülmemiştir.
5. Değerlendirilen delillere göre durum :
Delil nitelikleri ele alınarak yukarıda tartışılan ve değerlendirilen
belgelerin ışığı altında Milli Nizam Partisinin amacının ve faaliyetlerinin
Anayasa’nın Başlangıç Kısmı, 2., 19. ve 57 inci maddeleri ilkelerine ve
648 sayılı Siyasi Partiler Kanununun Dördüncü Kısmında yer alan 92., 93
ve 94 üncü maddelerine aykırı düştüğü ve 648 sayılı Kanunun 111 inci maddesinin
2 sayılı bendinde yazılı kapatma koşullarının böylece gerçekleştiği ortaya
çıkmaktadır. Şu duruma göre partinin temelli olarak kapatılmasına karar
verilmesi gereklidir. |