|
|
 |
Yargıtay
9. Ceza Dairesi'nin,
Abdullah
Öcalan'a verilen ölüm cezasının
onanmasına
ilişkin kararının gerekçesi...
25
Kasım 1999
E) YARGILAMA SAFAHATI:
a)
İddia:
Sanık hakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının
04.09.1997 tarih ve 1996/865 hazırlık, 1991/271 esas ve 1997/104 nolu,
Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 16.06.1989
gün ve 1989/165 hazırlık. 1989/122 esas ve 1989/114 nolu,
Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.1998 gün
ve 1997/218 hazırlık, 1998/547 esas ve 1998/492 nolu.
Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 23.07.1998 gün
ve 1991/193 hazırlık, 1998/244 esas ve 1998/265 nolu,
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 26.04.1999
gün ve 1991/514 hazırlık, 1999/98 esas ve 1999//8 nolu,
İddianameleri ile sanık Abdullah Öcalan hakkında, Devletin hakimiyeti altında
bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik hareketlerde
bulunmak suçundan Ankara. Erzincan ve Adana Devlet Güvenlik Mahkemelerine
kamu davaları açılmış, bu davalar Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde
birleştirilerek yargılama yapılmıştır.
b)
Savunma:
Sanık Abdullah Öcalan, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca
alınan 22.02.1999 günlü ifadesinde;
PKK örgütünün kurucusu olduğunu, örgütün önderliğini yaptığını, kendi önderliğinde
‘Türkiye toprakları üzerinde silahlı bir mücade-le başlattığını, başlangıçta
Kürdistan Devleti kurmak gibi bir amaçları olduğunu, ancak gelişen süreç
içerisinde müstakil bir Kürt Devleti kurmak değil de, Kürtlerin de cumhuriyetin
kuruluşunda rol almış bir halk. Olarak, özgür olduğu bir ortam içerisinde
birleştirilmesi ve bu temelde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel özgürlüğünü
elde etmiş olarak bir arada yaşayabileceği sonucuna vardığını,
MED Televizyonunda 13.12.1998 günü, ''Kendinizi yakmayın, sizi yakanları
yakın.'' şeklindeki konuşmanın kendisine ait olduğunu, bu konuşmanın özgürlük
temelinde bir arada yaşama düşüncesine aykırı bulunduğunun farkında olduğunu,
ancak bu konuşmayı ağır bir ortam içerisinde yaptığını, yine 25.12.1998
günü MED televizyonunda intihar eylemleri ile ilgili yaptığı konuşmanın
da kendisine ait olup, bu konuşmaları duygusallıkla yaptığını,
18.06.1998 günü Panel Programında geçici köy korucuları ile ilgili yaptığı
konuşmanın doğru olduğunu, korucuların, üzerlerine en çok gelen grup olduğunu,
kendilerine saldırdıkları için korucuların hedef alındığını,
PKK'nın şiddet anlayışında sivil vatandaşlara yapılan saldırı-ların çok
olduğunu, bilhassa 1987 yılından sonra yoğunlaştığını, yarı çete anlayışı
olan saldırıları kendisinin tasvip etmediğini, önüne geçmek için büyük
mücadele verdiğini ancak başarılı olamadığını,
PKK’nın terör eylemlerinden en fazla zararı bölge halkının gördüğünü, başlangıçta
bölgenin özgürlüğü için ortaya çıktıklarını, daha sonra kendilerine katılımlar
olduğunu, bölgede önceden beri süregelen düşmanlıkların olması, Şemdin
Sakık gibi, Kör Cemal gibi, Şahin Baliç gibi, Cemil Işık gibi; PKK’dan
yönetimi ele geçirenlerin baskılarını ve eylemlerini daha duyarlı bölge
halkı üzerinde yoğunlaştırdıklarını, kendisinin buna sonuna kadar karşı
koyduğunu, hatta bu şekilde eylemleri gerçekleştirenlerden bazıları (Kör
Cemal kod) Halil Kaya, (Hogir kod) Cemil Işık, (Mete kod) Şahin Baliç gibilerini
cezalandırdığını, Şemdin Sakık'ı da cezalandıracağı sırada ellerinden kaçtığını,
suçlu görülen şahısların merkez komitesince yargılandıklarını, yargılama
sonucunda kendisinin özel onayıyla cezaların infaz edildiğini, kendisinin
özel onayının önemli kişiler için alındığını. cezalandırmaların ARGK Yönetmeliği
çerçevesinde yapıldığını,
Terör eylemleri sonucu meydana gelen ölü yaralı sayısı ile ilgili bilançonun
doğru olup, ölü ve yaralı sayısının belirtilenden de fazla olabileceğini,
bu olayların emrini kendisinin verdiğini, sorumluluğun kendisine ait olduğunu,
1993 yılında ateşkesle ilgili olarak bu tarihte Celal Talabani’nin Şam’a
geldiğini, kendisine Özal’ın ateşkes konusunda talebi olduğunu ilettiğini,
böyle bir beklentisi olduğunu söylediğini, daha önceden bazı gazetecilerle
yaptığı röportajlarda da bu izlenimi edindiğini ve bunun üzerine 15 Mart
1993 günü Celal Talabani ile birlikte ateşkes ilan ettiğini,
Örgütün mali kaynaklarının büyük çoğunlukla Avrupa’dan bağış ve kampanyalardan
elde edilen gelirler olduğunu, vergilendirme adı altında para toplandığını,
1991-1993 yılları arasında bölgedeki müteahhitlerden yüzde itibariyle bir
miktar örgüte gelir adı altında para alındığını,
Körfez savaşında kuzeye doğru sürülen insanların bıraktıkları silahları
topladıklarını ve bir kısmını da para ile satın aldıklarını, PKK tarafından
kullanılan 20 adet Strella füzesini, Yunanistan temsilcisi Rozalin kod
Ayfer Kaya’nın yardım kampanyası oluşturup, kiliselerden ve kendilerine
yakın halktan topladıkları paralarla tüccar aracılığıyla Sırbistan'dan
satın aldıklarını ve kendilerine Kuzey Irak’da teslim edildiğini, yine
örgütün kullandığı Sam 6 ve 7 füzelerini de Kuzey Irak’taki boşluktan yararlanarak
temin ettiklerini,
PKK'nın siyasi görüşüne uygun propaganda yapmak amacıyla MED Televizyonunu
kurduklarını, finansını bağış yoluyla temin ettiklerini ve toplanan paraları
yasal hale getirmek için vakıflar kurduklarını, bu televizyonda çalışan
kişilerin örgüt elemanları olup, gönüllü olarak çalıştıklarını,
Kendisinin bilgisi dahilinde
PKK örgütünün uyuşturucu kaçakçı-lığı yapmadığını, ZAROS bölgesi dedikleri
Van ve Hakkari bölgesinde yapılan uyuşturucu ticaretinden; oradaki sorumlularının
pay aldıklarını, bunun dışında örgütün uyuşturucu ticareti ile iştigal
etmediğini, kendisinin uyuşturucu ticaretine karşı çıktığını,
1995 yılında Lahey’de kurulan ve merkezi Brüksel’de olan sürgünde Kürdistan
Parlamentosunun kurulmasını desteklediğini, bu parlamentonun 65 üyesi mevcut
olup, 12 tanesinin PKK temsilcisi olduğunu, diplomasi alanında faaliyet
göstermek ve Avrupa’daki bir çok kişi ve kuruluşlar için, rahatça ilişki
kurabilecekleri legal ve kabul görmüş bir oluşum meydana getirmek için
kurulduğunu,
PKK örgütünün klasik anlamda siyasi parti olmaktan öte; parti, ordu ve
cephe şeklinde teşkilatlandığını, kendisinin örgütte genelde APO kod adıyla
anıldığını, yazışmalarda Ali Fırat kod adını kullandığını, ayrıca yurtdışı
temsilciliklerinin olduğunu, yine örgüte bağlı Kürdistan Özgür Kadınlar
Birliği (YAJK) örgütünün olduğunu, emrinde Avrupa'dakiler dahil 3000 kadar
örgüt elemanının bulunduğunu,
1979 yılında Suriye’ye geçtiğini, Filistin örgütü ile irtibat kurarak bu
örgütten demokratik cephe kimliği temin edip, bu kimliklerle Lübnan’a geçtiklerini,
Filistin örgütünün kendilerine Bekaa Vadisinde kamp yeri verdiğini, Helve
adı verilen bu kampın daha sonra isminin Mahsun Korkmaz Akademisi olarak
değiştirildiğini, 1992 yılında tekrar Suriye’ye geçtiklerini, burada El
Muhaberat elemanı Ağa kod Mervan Zerki ile ilişki kurduklarını, bu şahsın
Suriye İstihbaratı ve Devleti ile aralarında bir halka oluşturduğunu, Suriye’ye
geldiklerinde evler satın aldıklarını veya kiraladıklarını ve daha sonra
bu evleri parti okullarına çevirdiklerini, Suriye’de bulunduğu süre içerisinde
Ali Ammar adına tanzim edilmiş Demokratik Cephe kimliği ile dolaştığını,
1992 yılı sonundan 09 Ekim 1998 yılına kadar ağırlıklı olarak Şam’da kaldığını,
09 Ekim 1998 günü Rozalin kod Ayter Kaya ile birlikte Suriye’den çıkış
yapıp Yunanistan’a geldiklerini, o zamana kadar PKK’ya dost olduğunu ifade
eden Yunanistan’ın iltica talebi kabul etmemesi nedeniyle buradan ayrılıp
Moskova’ya gittiklerini, Rusya’da kalmasını Duma'nın kabul etmesine rağmen,
Rusya Başbakanının karşı çıkması nedeniyle 33 gün sonra buradan da ayrılmak
zorunda kaldığını, bazı İtalyan milletvekillerinin daveti üzerine, yanında
Roma temsilcisi Ahmet Yaman olduğu halde, Rus yolcu uçağı ile Roma’ya geldiklerini,
İtalya’da siyasi iltica talebinin kabul edilmesini beklerken, tutuklanmasının
gündeme geldiğini, daha önce gerek İtalya gerekse Avrupa devletlerinin,
her gün yüzlerce Kürt’ün siyasi bile olmayan iltica taleplerini kabul ederken,
kendisinin siyasi olan iltica talebini kabul etmediklerini, giderek üstündeki
baskıyı artırdıklarını, kaç kurtul şeklinde kendisine karşı bir tutum göstermeye
başladıklarını, bu baskılarla İtalya’da toplam 66 gün kaldıktan sonra 16
Ocak 1999 günü İtalya’dan ayrıldığını, ayrılmadan önce Rozalin vasıtasıyla
Güney Kıbrıs’dan kırmızı pasaport temin ettiğini ve tekrar Moskova’ya döndüklerini,
Moskova’nın ters tutum takınması sonucu 29 Ocak 1999 tarihinde tekrar Rusya’dan
ayrıldıklarını, Yunan gizli servisine ait uçakla yeniden Yunanistan’a geldiklerini,
Yunanistan yetkililerinin karşı çıkması sonucu tekrar kendisini uçakla
Minsk Havaalanına bıraktıklarını, burada da kabul görmemesi üzerine sonuçta
mecburen Yunanistan’a dönme gereğini duyduğunu ve oradan da kendisini Kenya’ya
götürdüklerini,
Yunanistan’ın PKK örgütü ile ilişkilerinin, Suriye’nin PKK örgütü ile ilişkilerine
benzediğini, 1988 yılında Lübnan’da Badovas ve Nagazakis’in ziyaretleri
ile bu ilişkilerin başladığını, 1994 senesinde Yunanistan'da PKK örgütünün
kamplarının açıldığını, Lavrion kampında PKK’lı gençlere daha çok ideolojik
eğitim verildiğini, ayrıca bomba eğitimi yapılan Dimitri Elen kampının
olduğunu, bu kampın sorumlusunun Mahir kod Fethi Demir olduğunu, Yunanistan’da
küçük grupların yerleşmesi için evlerinin bulunduğunu, Yunanistan’da sivil
kurumlardan, kiliselerden ve sendikalardan para yardımı aldıklarını, İran
Urumiye’de bir hastanelerinin mevcut olduğunu, ayrıca İran-Irak sınırına
yakın ve Iran topraklarında kalan kamp yerlerinin olduğunu, Ermenistan’da
temsilciliklerinin bulunduğunu, Almanya’da çok sayıda dernek ve temsilciliklerinin
olduğunu,
Avrupa’nın kendisini Türkiye’ye karşı kullandığını, Türkiye ile kendisini
karşı karşıya getirirken, Türkiye’nin de önünü kesmeyi hedeflediğini, insan
haklarından çok sık bahseden Avrupa’nın kendisini kullanmak suretiyle çok
kan dökülmesine sebep olduğunu ve sonuçta insan haklarını işletmeyerek
iki yüzlü olduğunu gösterdiğini, bu nedenle Avrupa’yı kınadığını, kendisinin
sebep olduğu eylemler nede-niyle yüzbinlerce Kürt’e siyasi olmadığı halde
iltica hakkı tanırlarken, PKK örgütünün başı ve bir numaralı siyasi adamı
olduğu halde kendisine siyasi sığınma hakkı tanımadıklarını beyan etmiştir.
Sanık Abdullah Öcalan, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılarınca alınan
03.04.1999 günlü ek ifadesinde de önceki ifadesine benzer beyanda bulunmuştur.
Sanık, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliğince alınan 23.02.1999
günlü sorgusunda; 22.02.1999 günü Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Savcılarınca
alınan ifadesini aynen tekrar ettiğini beyan ederek, kendisinin PKK örgütünün
kurucusu ve lideri olduğunu, örgütte alınan kararların en son olarak kendisinin
onayına sunulduğunu, örgütün ideolojik ve siyasi faaliyetlerinin 1977-1978
tarihleri arasında olduğunu, 1977-1978 tarihleri arasında da Hilvan- Siverek'te
mahalli otorite ile toprak sahipleri ve ağalara karşı örgüt tarafından
silahlı girişimde bulunulduğunu, ilk silahlı çatışmanın bu temelde başladığını,
kendisinin Temmuz 1979 tarihinde Lübnan’a gittiğini ve bu tarihten itibaren
silahlı, ideolojik ve askeri hareketi daha da geliştirmek için eğitimlere
başladıklarını, 1984 yılında Diyarbakır Cezaevinde başlayan ölüm oruçlarının
ağır etkisi altında kalarak yeni bir silahlı mücadele sürecine başladıklarını
ve bunun günümüze kadar devam edegeldiğini, yurtiçinde mücadele tarzının
eyalet şekline dayandığını, eyaletlerin de birimlere kadar gittiğini, her
eyaletin bir sorumlusu olup, silahlı eylem kararlarının buradaki birliklerin
sorumlusunca alındığını, silahlı eylem kararlarının genel hatları itibariyle
kendisinin onayına sunulduğunu, kendisinin daha çok temel, stratejik ve
taktik kararlar alıp örgüte bildirdiğini. uygulamanın birimler tarafından
yapıldığını,
PKK örgütünün temel gelir kaynağının; geniş halk yığınlarından sağlanan
bağış, aidat ve kampanyalara dayandığını ve ayrıca bazı sivil kuruluşlardan
da mali destek gördüklerini, PKK örgütünün uyuşturucu kaçakçılığı ile bir
ilgisinin olmadığını, ancak bazı bölgelerde yapılan uyuşturucu kaçakçılığından,
o bölgeden sorumlu elemanlarca belli miktarda bağış şeklinde paralar alındığını,
örgütün direkt olarak uyuşturucu ticareti ile bir ilgisinin olmadığını,
bu hususun örgüt ideolojisine ters düştüğünü,
Örgütün temel hedefleri arasında ekonomik hedeflerin olduğunu, ancak bu
hedefler arasında orman yakmalar ve insanların bulundukları kurumların
olmadığını, daha çok savaşın sürmesine yol açan ekonomik hedeflerin söz
konusu olduğunu, ayrıca örgütün insana dokunmamak kaydıyla turistik hedeflere
karşı da eylemlerinin olduğunu, kendisinin, genellikle köylerde ve sivil
yerlerde yapılan katliam şeklindeki eylemleri tasvip etmediğini, bu şekilde
eylem yapılmaması hususunda da mücadele verdiğini, ancak örgütteki bazı
ögelerin iktidarı ele geçirmek amacı ve anlayışı içinde toplu köy katliamlarını
gerçekleştirmiş olduklarını, kendisinin onlarla mücadele edip, bu tür eylem
yapanları en ağır şekilde cezalandırdığını, 1981 yılından sonra kurulan
koruculuk sisteminde yer alanlara karşı da silahlı eylemlerinin olduğunu,
Örgütün yurt dışında çıkan Serxvebun, Özgür Politika ve yurt içinde çıkan
Özgür Gündem isimli legal yayınlarının olduğunu, bunlarda Ali Fırat kod
adı ile yazılarının yayımlandığını, örgütün propagandasını yapmak amacıyla
MED televizyonunu kurduklarını beyan etmiştir.
Sanık mahkemedeki sorgu ve savunmalarında da; PKK örgütünü kurup en üst
düzey sorumlusu olduğunu, aldığı kararlarla örgütü yönettiğini, örgüt mensuplarına
verdiği talimatlarla pek çok eylemin gerçekleşmesinden birinci derecede
sorumlu bulunduğunu, önceki ifadelerinin de doğru olduğunu belirterek,
o beyanlarını tekrarla ölü ve yaralı sayısının daha da fazla olabileceğini
bildirmiştir.
c)
Kimlik Kayıt ve Belgeleri:
Sanık Abdullah Öcalan'ın; Ömer oğlu Uveyş’den olma, 14.04.1947 As. 14.04.1949
Ts. Doğumlu, Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesi, Ömerli köyü cilt no: 029-01,
Aile sıra no: 18, Birey sıra no: 13’de nüfusa kayıtlı olup, beyanına
göre bekar, nüfus kaydına göre evli, okur yazar, sabıkasız, T.C. İslam,
müsnet suçtan İmralı Kapalı Cezaevinde tutuklu olduğu belirlenmiştir.
F)
DELİLLER:
Dosya kapsamına göre, yakalama tutanağının bulunmaması sonuca etkili görülmemiştir.
- Sanığın kolluk, savcılık, yedek hakimlik ve mahkemedeki; ''PKKnın tüm
eylem ve faaliyetlerinden birinci derecede sorumlu olduğuna ve iddianamelerde
gösterilen eylemlerden daha fazlasının bu örgütçe gerçekleştirildiğine
dair ikrara yönelik anlatımları,
- Sanığın yapılan fiziki muayenelerinde, darp ve cebir izleri-ne rastlanmadığına
dair doktor raporları ile sanığın, ''yakalandığından itibaren işkence,
kötü muamele ve herhangi bir kötü söze muhatap olmadığına'' dair mahkemedeki
beyanı,
- Sanığın; silahlı şiddeti teşvik etme, eylem hedefi gösterme, militanlara
taktik verme, eylem gerçekleştirmeyenleri eleştirme, intihar saldırılarını
özendirme, yollara mayın döşenmesi, sivil halka eylem önerme ve örgütten
ayrılanların cezalandırılmasına yönelik PKK elemanlarına verdiği talimatlar,
(Klasör: 3, Dz: 15)
- Sanığın radyo, televizyon ve çeşitli basın organlarında çıkan demeçleri,
(Klasör: 3, Dz. 13)
- “Savaşı Türkiye’ye yayacağız” yolundaki, PKK’nın 6. Kongre kararları,
(Klasör: 4, Dz. 14)
- Sanığın örgütü oluşturduğu, sevk ve idare ettiği, eğitim verdiği, görevlendirme
yaptığı ve eylem talimatları verdiği hususlarındaki dosya içinde mevcut
Fethi Demir, Alaattin Kanat, Şemdin Sakık., Mehmet Yamaç, Halit Çelik,
Aysun İnan, Nurettin Anyığ, Fadıl Işık, Serbest Turan, Hakkı Kıtay, Ahmet
Yaşar, Ali Sarı ve Mazlum Kartal’ın aşamalardaki beyanları, (Klasör: 15,
16, 5, 27)
- Genel eylem talimatları ve eleştiri mahiyetindeki telsiz konuşmaları
çözüm tutanakları (Klasör: 19)
- Öldürülen şahıslara ait otopsi rapor ve tutanakları, (Klasör: 1, Dz:
208 ve Dz: 3, 6, 9, 10, 24 ve 27 nolu klasörler)
- Sanığın örgüt ve eylem anlayışına ilişkin Serxwebun’da yayımlanan konuşmaları.
(Klasör: 5, Dz: 5 ve Klasör: 14)
- Şiddete yönelik talimatları içeren kaset çözümleri. (Klasör: 35)
- 15.12.1996 tarihli Panel programında sanığın, ''Alacağımız tedbirlerle
Türkiye’yi cehenneme çevireceğiz'' şeklindeki konuşma çözüm tutanağı. (Klasör:
37)
- Olay yeri tutanakları ile krokiler,
- PKK örgütü ile ilgili olarak bir çok örgüt militanının, ör-güt üyeliğinden
ve TCK'nun 125. maddesinden yargılanıp ceza aldıklarına ve bu kararların
kesinleştiğine dair belgeler,
- Şikayetçi ve müdahillerin dilekçeleri ile ifadeleri,
- PKK örgütünün kuruluş bildirgesi, programı, tüzüğü ve kongre kararları,
(Klasör: 3-4. Dz: 6, 8, 9. 10)
- Şubat 1996 ve Haziran 1991 tarihli Serxwebun dergileri, (Klasör: 3. Dz:
5)
- Sanığın ifadeleri ile PKK tarihi, (Klasör: 3. Dz: 11)
- ''Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler ve Görevlerimiz'' isimli sanık tarafından
yazılan kitap fotokopisi, (Klasör: 5, Dz: 7-8)
- Kürdistan Devriminin Yolu ve Manifestosu, (Klasör: 4. Dz: 184)
- MED TV’nin kuruluşu, yayın lisansı, yayın politikası, fi-nansmanı, dönemsel
ve yıllık gelişmeleri, spoutnik operasyonu, MED TV programcılarının terörü
teşvik eden yayınları, Abdullah Öcalan’ın yakalanması ardından MED TV'de
yayınlanan eylem çağrılarını içeren MED TV dosyası. (Klasör. 8)
G) MAHKEMENİN KABUL VE DEĞERLENDİRMESİ:
Mahkeme; sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakimiyeti altında bulunan
topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırarak, üzerinde Marksist-Leninist
ideolojiye dayalı bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla oluşturulan PKK
adlı illegal örgütün kurucusu ve en üst düzey yetkilisi olduğunu, yakalandığı
tarihe kadar aldığı kararlar, verdiği emir ve talimatlarla, PKK terör örgütü
militanlarınca gerçekleştirilen çok sayıda silahlı saldırı, yol kesme,
bomba atma, sabotaj, silahlı soygun eylemlerinde binlerce vatandaş, asker,
polis, köy korucusu ve kamu görevlisinin öldürülmesi ve yaralanmasından
sorumlu olduğunu kabul ederek;
Sanık Abdullah Öcalan’ın, TCK'nun 125.maddesi uyarınca “ölüm cezası” ile
cezalandırılmasına, eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk,
kadın, ihtiyar ayrımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması,
amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi,
bu eylemlerin ülke için ciddi, yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi, ceza
adaletinin sağlanması bakımından, hak ve nesafet kuralları da göz önünde
tutularak aynı yasanın 59. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar
vermiştir.
H) HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi bakımından, Anayasa’nın 3 ve
14. maddelerindeki hukuki düzenleme ile TCK.nun 125 ve 168. maddelerindeki
suçların unsurlarıyla birlikte ele alınıp değerlendirilmesinde zorunluluk
bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3.maddesi; “Türkiye Devleti, ülkesi ve
milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmünü içermekte,
14. maddesinde ise; ''Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri,
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin
ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri
yok etmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal
bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil,
ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram
ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamazlar.
Bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya
tahrik edenler hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir...
denilmektedir.
Maddede değinilen ve vatan olarak da tanımlanan “Ülke”; bir devletin uluslararası
antlaşmalarla çizilmiş hudutları içerisinde kalan, halkının yaşadığı, egemen
olduğu toprak parçasını, “Millet” ise; ülke üzerinde yaşayan, tarihsel
ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçirmiş, kültür ve ülkü birliğine
ulaşmış topluluğu ifade eder.
Anayasa’da; Türk Milletinin bağımsızlığı ve bütünlüğü ile ülkenin bölünmezliğini
koruma, devletin temel amaç ve görevleri arasında gösterilmiştir.
Uluslararası sözleşmeler ile de; Devlet, ülke ve ulus bütünlü-ğünü bozmayı
hedefleyen eylemlere cevaz verilmediği görülmüştür.
Şöyle ki;
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 29.maddesinin 3.bendi; “Bu hak ve
hürriyetler, hiç bir veçhile, birleşmiş Milletlerin amaç ve prensiplerine
aykırı kullanılamaz”,
30. maddesi
ise; ‘İşbu beyannamenin hiç bir hükmü, içinde ilan olunan hak ve hürriyetlerin
bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini güden bir faaliyete
girişmeye veya bilfiil bunu işlemeye herhangi bir hak gerektirir mahiyette
yorumlanamaz.”
Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11.maddesinin
2.fıkrası; “Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği,
suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması,
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarının dışında, hukukun
öngörmediği ve demokratik bir toplumda gerekli bulunmayan hiç bir sınırlama
koyulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, polis teşkilatı ve kamu idaresi
mensupları tarafından bu hakların kullanılmasına hukuka uygun sınırlamalar
konulmasını engelleyemez.”
17. madde ise; “Bu sözleşmedeki hiç bir hüküm herhangi bir devlete, gruba
ve kişiye, bu sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden birinin tahribini
amaçlayan bir eylemde bulunma ya da sözleşmede öngörüldüğünden daha geniş
ölçüde sınırlandırmalarını amaçlayan bir karar alma hakkı verdiği biçiminde
yorumlanamaz.” hükümlerini taşımaktadır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) senedinde;
“Katılan devletin egemenlik, eşitlik, egemenliğe sıkı sıkıya bağlı haklara
saygı”,
“Tehdide ya da kuvvet kullanmaya başvurmaktan kaçınma”,
“Sınırların dokunulmazlığı'',
“Devletlerin ülke bütünlüğü”,
“Uyuşmazlıkların barışçı yoldan çözümü”,
“İçişlerine karışmaktan kaçınma” ilkelerine yer verildiği.
Paris Şartının “Güvenlik” bölümünde ise; “katılan devletlerin bağımsızlığını,
egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlal eden faaliyetlere karşı
demokratik kurumları savunmak hususunda işbirliği yapmaya azimliyiz. Bu
faaliyetlere dışarıdan yapılan tazyik. cebir ve yıkıcılık içeren gayrimeşru
faaliyetler dahildir. Her türlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları
açıkça suç olarak kınıyoruz ve bunları hem iki taraflı hem de çok taraflı
işbirliği ile ortadan kaldırmak için çalışmaya azimli olduğumuzu ifade
ediyoruz.” şeklinde bir düzenlemeyi içerdiği görülmektedir.
14-15 Haziran 1993 günlerinde Viyana’da gerçekleştirilen Dünya İnsan Hakları
Konferansı sonunda yayımlanan deklarasyonda da; kendi kaderini tayin hakkının
“eşit haklar” ilkesine uygun olarak ırk, din ve renk ayrımı gözetmeksizin
ülkesine ait bütün insanları temsil eden bir hükümete sahip egemen ve bağımsız
bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasi birliğini kısmi veya bütüncül
biçimde parçalayacak herhangi bir eylemin desteklenmesi ve bu eyleme yetki
verilmesi anlamında yorumlanamayacağı ilkesinin özellikle vurgulandığı
anlaşılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Divanı, Zana-Türkiye davası nedeniyle verdiği kararında;
“PKK'yı, amaçlarına ulaşmak için şiddet kullanan bir terörist örgüt” olarak
değerlendirip, “Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesinde PKK’nın sivillere yönelik
kanlı saldırılar düzenlediğini” belirtmiştir.
Bu düzenlemeler ve değerlendirmeler ışığında, sanığın kurucusu ve lideri
olduğu PKK’nın terörist bir örgüt olduğu, uygar dünya milletleri tarafından
benimsenen konferans ve sözleşmelerle kabul edildiği gibi yargı kararlarıyla
da belirlenmiştir.
TCK'nun 125.maddesinde; Anayasa’nın 14.maddesinde açıklanan ülke ve millet
bütünlüğünü parçalamaya yönelik eylemler tanımlanmış olup; anılan bu madde,
“Devlet Topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti
altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa
veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet
idaresinden ayırmağa matuf bir fili işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır.”
hükmünü içermekte,
168. maddesinde ise; “Her kim 125, 131, 146, 141, 149 ve 156. maddelerde
yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut
böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi
haiz olursa, onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum
olur.
Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle
cezalandırılır.” denilmektedir.
TCK'nun 125.maddesi yasa koyucunun gösterdiği gerekçeye göre iki hususu
ihtiva etmektedir.
1) Devlet topraklarını veya bunlardan bir kısmını yabancı bir devletin
hakimiyetine tabi tutmak veya Devletin istiklalini azaltmak kastına matuf
fiiller,
2) Devletin hakimiyeti altında bulunan bir toprağı Anavatan’ dan ayırmaya
matuf fiiller,
TCK'nun 125.maddesiııdeki
suçun faili “kimse’dir. Bu nedenle bu suçun bir Türk Vatandaşı taralından
işlenmiş olması şart değildir. Yabancıların da bu suçu işlemeleri mümkündür.
Suçun maddi unsuru;
1) Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin
egemenliği altına koymaya yönelik eylemler,
2) Devletin bağımsızlığını azaltmaya yönelik eylemler,
3) Devletin birliğini bozmaya yönelik eylemler,
4) Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmı-nı devlet
idaresinden ayırmaya, yönelik eylemlerdir.
Suçun manevi unsuru genel kasttır.
Maddedeki suçun oluşumu için eylemin matuf hile yönelik olması gerekir.
Matuf fiil;
1) Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin
hakimiyeti altına koymak,
2) Devletin istiklalini tenkis,
3) Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmı-nı devlet
idaresinden ayırma,
Biçiminde tadadi ve tahdidi olarak sayılmış olup, suçun tamamlanması için
sonucun gerçekleşmesi aranmaz, eylemin amaca yönelik sonucu elde etmeye
uygun ve elverişli bulunması ve elverişli vasıtalarla icra hareketlerine
başlanmış olması gerekir. Eylemin elverişli araçlarla icra hareketi niteliğinde
bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde; sanığın örgütsel bağlılığı,
örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü, toplumdaki etkinliği göz önüne
alınmalı ve suç niteliği buna göre belirlenmelidir.
TCK'nun 168. maddesinde düzenlenen, silahlı çeteyi oluşturduktan sonra
amaç suçlardan herhangi birine yönelik elverişli fiilleri işleyen kimse
168. maddeye göre değil, o amaç suçtan dolayı cezalandırılır.
Sanık Abdullah Öcalan; yasadışı PKK terör örgütünü kurmuş, bu örgütün gelişmesini
sağlamış, örgüt militanlarının askeri ve siyasi eğitim görmelerini temin
etmiş, aldığı kararlar, verdiği emir ve talimatlarla çok sayıda silahlı
saldırı, yol kesme, bomba atma, sabotaj, silahlı soygun, adam kaçırma,
güvenlik güçleri ile silahlı çatışma. intihar saldırıları gibi vahim eylemler
gerçekleştirilerek binlerce sivil vatandaş, asker, polis, köy korucusu
ve kamu görevlisinin öldürülmesi ve yaralanmasına neden olmuştur.
Karar yerinde de açıklandığı üzere; sanığın kurucusu ve lideri olduğu PKK
örgütünün amacı, ''Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir
kısmını devlet idaresinden ayırarak, bağımsız bir Kürt Devleti kurmak''
olduğuna göre, bu amaca yöneldiğinde kuşku bulunmayan yukarıda açıklanan
eylemler mahiyetleri itibariyle ülke bütünlüğü için ciddi, büyük ve yakın
tehlike doğuracak hüviyet arz ettiğinden. sanığın kurduğu silahlı çete
niteliğindeki PKK örgütünün vahim olan bu olayları, sanığın emir ve talimatları
ile fiilen gerçekleştirmiş olması karşısında; TCK'nun 168. maddesinin sanık
hakkında uygulanmasına imkan bulunmamaktadır.
Örgütü kuran, başkanlığını yapan, sevk ve idare ederek emir ve talimatları
ile eylemler yaptıran sanığın, bu maddenin uygulanmasında bizzat silah
kullanması şart olmayıp, meydana gelen olayların sonuçlarından sorumlu
olması da yasa gereğidir.
Türk Ceza Kanunu, takdiri azaltıcı sebeplerin varlığı yönünden hakime geniş
takdir yetkisi vererek bir sınırlama getirmemiştir. Yasaya kesin aykırılığı
bulunmayan, hukuk kurallarını zedelemeyen, yasaların maksat ve amacına
aykırı düşmeyen uygulamalarda hakimin takdir yetkisine karışılamaz.
Mahkemenin, dosya içeriğine uygun ve yeterli gerekçeye dayanarak sanık
hakkında TCK'nun 59. maddesini uygulamamasında yasaya aykırı bir durum
görülmemiştir.
SONUÇ:
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın kurucusu ve en üst düzey
sorumlusu bulunduğu silahlı çete niteliğindeki örgütün, ülke topraklarından
bir kısmını Devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir
devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayların
fiilen gerçekleştirilmesi için emir ve talimat verdiğinin sübutu kabul
ve eylemlerin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile
ülke genelindeki organik bütün-lüğüne göre, soruşturma sonuçlarına uygun
şekilde vasfı tayin edilmiş. savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş,
incelenen dosyaya nazaran verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan,
sanık vekillerinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında
ileri sürdükleri ve yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, re’sen
de temyize tabi olan, Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesi, Ömerli Köyü, cilt
not 029-01, Aile sıra not 18, Birey sıra not 13’de nüfusa kayıtlı
Ömer oğlu Uveyş’den olma 14.04.1947 As. 14.04.1949 Ts. doğumlu ABDULLAH
ÖCALAN'ın ölüm cezası ile cezalandırılmasına dair hükmün, tebliğnamedeki
düşünceye uygun olarak ONANMASINA 22.11.1999 gününde oybirliği ile
karar verildi.
|
Başkan
|
Üye
|
Üye
|
Üye
|
Üye
|
|
D. Tavil
|
Ş. Erol
|
S. Erkan
|
F.Y. Karadeli
|
A.Ş. Dağlı
|
Önceki
Sayfa
(28.11.1999)
  |