Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
Öcalan Olayı 
DAVA ANA SAYFA
İDDİANAME ANA SAYFA
ÖNCEKİ SAYFA
SAVUNMA  -  23 Haziran 1999

Sorunlara Demokratik Çözüm Türkiye'nin Kazanılmış Geleceğidir

İmralı'da yargılanma gerçekliğim;demokratikleşmemiş bir toplum ve devlet yapısıyla çok acılı bir isyanın birbiriyle uçurum teşkil ettiği, yabancılaştığı trajik bir tarihi olayın öyküsü olarak da değerlendirilecektir. Sürekli bastırılmış sorunların sonuçta nerelere götürebileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Dar ceza maddelerinin uygulamada ne kadar geç ve çözüm getirmekten uzak olmak kadar, demokratik anayasal hukukun çarpıcı gerekliğini de ortaya koymuştur. Davanın daha baştan siyasi savunmaya beni zorlaması da bu gereklilikten kaynaklanıyor. Birinci savunmam aslında sorunda demokratik anayasal çözümün vazgeçilmezliğini ortaya koyuyor. Bu gerçeğin daha da altında, derin tarihi, kültürel, siyasi, sosyal, ekonomik yanları bulunan bir sorunun yarattığı derin çıkmaz ve bundan kaynaklanan acılı isyanların askeri yollarla tamamen ortadan kaldırılamayacağını, çağımızda bunun büsbütün zorlaştığını, çözümün demokratik olmanın dışında pek mümkün olmadığını da ortaya sermiş, açığa çıkarmıştır.

Derin bir sosyolojik tespit olan, tarihen olgunlaşmış bir sorunun çözümünü de yanı başında ürettiğini burada da çarpıcı olarak görmekteyiz. Ağır sorunlar olgunlaşmadan, acılı bir hal almadan çözümlenemiyor. Çözümsüzlükte ısrarın ise karşılıklı sürekli kayıp ve artan acılar olduğu da tamamen kanıtlanmış oluyor. Devlet ve toplumun yeter dediği bir noktaya dayanılmıştır. Türkiye ve dünyanın etkili güç odaklarının da gördüğü ve oldukça tartışılan İmralı yargılma sürecinin tarihini bir çözüm başlangıcını teşkil edebileceğidir. Buna katılıyor ve özce geleceğin olasılı çözüm sonuçlarını şöyle sıralayabilirim:

1- Sorunda çıkmazın derinleşmesi askeri, silahlı güç yaklaşımlarını anlamsız, sürekli kaybettiren bir noktaya getirmiştir. Savaşlar, isyanlar, her düzeyde çatışmalar özünde bir toplumsal sorundan kaynaklanır. Çelişkinin boyutuna göre kısa, uzun, dar, kapsamlı, zayıf veya şiddetli bir hal alarak kördüğümü çözemeye çalışırlar. Burada ahlaki siyasi gerekirliklere dikkat edilmezse şiddette bir yozlaşma ve hatta vahşet durumu ortaya çıkar. Davada yaşanılan ve çok daha fazlası tüm taraflarca gösterebilinecek acılı duygusal durumlar, aslında şiddetin anlamsız yanı kadar gereksizliğini de ortaya koyuyor. 

PKK'nin başlangıçta şimdi daha iyi anlaşıldığı gibi demokratik, kültürel amaçlı bir çıkışı ve hatta yasaların ve siyasi ortamın kapalılığının bir isyana yol açması anlaşılırdır ve bu anlamda yasal olmazsa da ahlaki ve siyasi meşruiyetinden bahsedilebilinir. Doksanlı yılların başına kadar uygulanan şiddete bu anlam yüklenebilir. Ve sınırlı da olsa aslında demokratik ve kültürel haklarda bir çözüm imkanı kendini olanaklı kılmıştır. undan sonraki süreç içte olduğu kadar dışta da ve karşılıklı olarak hem çıkmazı ve buna dayalı tehlikeleri sürekli arttırma yönünde rol oynadı.

PKK'nin askeri anlamda içte ve dışta kurumlaşması Türkiye için demokratik çözüm boyutunun çok üzerine çıktığında, askeri seçeneğe yüklenme ve bu da beraberinde ağır ekonomik sosyal, siyasal sorunları getirdi. Çıkmaz çok derinleşti. Sorunun özü gereği askeri olarak çözülecek bir durum da yoktu. Bu artık anlaşılmıştır. Benim bu nedenle silahlı çatışmaya son verme kararlılığım kendini dar anlamda kurtarma anlamına gelmiyor. Tehlikeli ve anlamsız bir çıkmazdan bir an evvel kurtulma gereğini ifade ediyor. Politik ve askeri olarak da soruna doğru bilimsel yaklaşımın bir sonucudur. O halde devletin de gerekli duyarlılığı göstermesi halinde silahlı çatışmadan vazgeçme vakti gelmiş ve hatta geçmektedir. Demokratik çözümün zemini var. Ve önlemez bir gelişmeyi yaşıyor. Bu noktadan karşılıklı inatlaşma gereksizdir. Olgun yaklaşım büyük önem taşır.

Türkiye burada büyük tehlikelerden korunma kadar, tersine yani güç kaynağına dönüştürme şansına sahip olacaktır. İçte ve dışta PKK'nin askeri savaş olanakları çözümle birlikte Türkiye'nin hizmetine girecektir. Özellikle ileride başta Kuzey Irak'taki Kürt oluşumu olmak üzere tüm askeri mevzilenmelerin ve altta çeşitli güç odaklarının kendi politikalarını nasıl Kürt Sorunu adı altında iki yüz yıldır dayatmışlarsa da, bunu daha da tırmandırarak dayatma bir Bosna, Kosova, Lübnanlaşma, Iraklaşma düzeyine vardırma tehlikesi ortadan kalkacaktır. Kürtlerin Demokratik Cumhuriyetle bütünleşmesi geliştikçe bu askeri anlamda da karşı tehtidden stratejik bir güç kaynağına dönüşecektir. Çözüm bu büyük fırsatı sunuyor. Geleceğe en büyük stratejik yatırım oluyor. Karşılığında verilen, artık dünyanın her tarafından verilen ve verilmesi kaçınılmaz olan, bir taviz olarak da görülemeyecek olan, doğal demokratik ve kültürel haklardır. Kolay ve en masrafsız çözüm derken bunu kastediyorum. Bu olmadı mı tehlike ve kayıpların boyutu da zaten yaşanandan bellidir. "En kolay ve en zor barış" deyimi burada kendisini gösteriyor. Dikkat edilirse dev boyutlu askeri masraflardan kurtulma, acı ve kayıpların durması, başka birçok güce tavizkar olmamak kadar, karşılarında güçlü pozisyonda olma, içte tıkanmanın aşılmasıyla çok güçlü ekonomik, sosyal-siyasal kültürel gelişme süreçlerine girme, dış politikada itilen başta Avrupa olmak üzere bir çok mevziye girme ve gerçekten bölgede lider ülke konumuna yükselme bu çıkmazdan ve çatışma ortamından kurtulma ile yakından bağlantılıdır. Türkiye'nin stratejik olarak tehlike arz eden birçok odaklar karşısında çözümle birlikte güç kazanması işin can alıcı özüdür. Geleceğin kurtarılması derken bunu kast ediyorum.

2- PKK'nin askeri sorun olmaktan çıkması, Kürt sorununun siyasal çözümünün yolunu açacak ve beraberinde siyasi sorun olmaktan çıkması anlamına da gelecektir. Devletin bütünlüğünü birliğini zorlamaktan, ona güç verme sürecine girilecektir. Devletle demokratik bütünleşme yolu açıldıkça devlete karşıt konum aşılacaktır. Yasal sürecin gerekleri işledikçe demokratik tarz açık tutuldukça PKK'nin tüm iç ve dış merkezleri, kurumları anlamsız hale gelecek, tehlike olmaktan çıkacaktır. Bu da gerçekten devlet açısından kendini aşırı kilitlenmeden kurtaracak, maddi manevi güç kaybını önleyecektir. Türkiye karşıtı güçlerin yine Türkiye içinde bu temelde çıkar sağlayanların elinden kullanacakları bir silah alınacak ve hatta doğru değerlendirilirse güce dönüştürülebilecektir. PKK'nin siyasi varlığına böyle çözümsel, bilimsel yaklaşım gerçekten günümüzün ve geleceğin Türkiyesinin en önemli kazanımı olacaktır. PKK'nin küçümsenmesi nasıl büyük kayıplara, tehlikelere yol açtıysa; doğru ele alınması, kazanılması da bir o kadar kazanım ve güce kavuşturacaktır. Karşılığında fazla bir taviz söz konusu değildir. Bazı yasal düzenlemelerle demokratik yolları bütünleşme ve dönüşme için açık bırakmaktır. Devletin bu siyasi duyarlığı göstermesi her halde bu kadar olup-bitenden sonra anlaşılır ve uygulanır olmalıdır. Bu temelde PKK'nin olumlu karşılık vermesi zor olmayacaktır. Kanımca ceza maddeleri ile mahkumiyetten daha önemli olan kökten ve kalıcı yaklaşım PKK için bu çözümlenme tarzı ile gelişecek ve kazanılacaktır.

3- Çıkmazda ve çatışma sürecinde ileri çapta devlete yabancılaşmış, ters düşmüş Kürt halk yığınlarının da bu çözüm tarzıyla rahat kazanılacağı açıktır. Demokrasiye en susamış bir Ortadoğu halkı olarak Kürtler, Türkiye'nin tarihte olduğu gibi günümüzde de hem muhtaç olduğu ve hem de güç vermek durumunda kaldığı mevcut durumda uzanacak barış, dostluk eli büyük birlikteliğe kaynaşmaya götürecektir. Sadece Türkiye Kürtleri değil tüm Ortadoğu ve dünya Kürtlerinin demokratik kazanımı en rahat Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde mümkündür. Unutmamak gerekir ki; tarihte Malazgirt'te, Çaldıran'da, Erzurum da nasıl en kritik anda bu dostluk kazanmak için vazgeçilmezse günümüzde demokratikleşme anlamında benzer bir süreci arzediyor ve bunun da ancak demokratik birlik yoluyla, incinmiş duyguların güvenle, barışla, kazanılması ve pekiştirilmesiyle olacaktır. Tüm Türkiye halkına da şüphesiz bu yaklaşım gerekli, ama bazı farklılıklar bölge halkına daha kapsamlı demokratik, kültürel, ekonomik ve sosyal yaklaşımı gerektiriyor. Sorunun anlaşılmasında, isyan zemini olmaktan çıkarılmasında bilimsel çözüm yolu budur. Bu yaklaşım ve uygulama başarısı gerçekten Türkiye'nin ülke ve devlet olarak geleceğinin bu bölge sorunları nedeniyle hep eleştirilmekten kurtulması kadar taze bir cumhuriyet gücüne, demokratik birliğe kavuşması anlamına gelecektir. Güç kaybettirme alan ve odağından, güç alınan bir zengin bölge ve özgür vatandaşlara sahip olma durumuna geçilecektir. Ortadoğu'da Kürtleri çok yönlü kazanmak, çok ciddi ve stratejik bir tehlike konusu olabilecek ve geçmişte olduğu gibi gelecekte daha da gelişecek bu durumu tersine çevirmek Türkiye'nin en temel stratejik görevi olmalıdır. Kürtlerin halk olarak kazanılması Ortadoğu'nun kazanılmasıdır. Türkiye tarihini bu halkla kazandığı gibi, bugünkü büyük çıkmazdan ve acılı çatışmadan da bu halkın tümünün barışla dostlukla kazanılmasıyla kurtulacak ve geleceğinin de büyük kazanımına bu halkla ulaşacaktır.

4-Sorunun çıkmaz ve çatışma sürecinden kurtulması ekonomik olarak gelişmenin önünün alabildiğine açılması demektir. Milli bütçeyi savaş nedeniyle sadece yutmuyor, verimsiz yatırımlar kadar ekonominin dengesiz gelişimine, rant tarzına yöneltiyor, bu da günümüzde en ağırlaşan bunalımın temel nedeni oluyor. Hangi düzeyde seyrederse, etsin bu kadar geniş alanda ve uzun sürede hiçbir ekonomi bu savaşa dayanamaz. Dolayısıyla çözüm en çarpıcı sonuçlarını ekonomik alan üzerinde gösterecektir. Askeri giderlerde kısıntıdan tutalım, bölgenin zengin ekonomik kaynaklarının harekete geçirilmesi kadar, Gap projesine aktarılacak savaş kaynaklarıyla, bölgede çarpıcı ekonomik gelişmeler kaçınılmazdır. Türkiye'nin genel ekonomik yapısı da bölge olanakları kadar, oradan Ortadoğu'ya taşırılmasıyla gerçekten bir hamle sürecine girecektir. Ekonomik verimlilik ve bütünlük en az siyasal birlik kadar önemli kazanımlara yol açacaktır. Türkiye'nin ekonomik kurtuluşu kadar bölgesel üstünlüğü ve başarısının sorunun çözümüne ne kadar bağlı olduğu görüldüğü gibi geleceğinin büyük kazanımının da bundan geçtiği açıktır.

5-Türkiye'nin siyasi koşullarında ve anayasal hukukunda Kürt sorununun en pratik çözümünün demokratik ve kültürel haklarını kullanmadan geçtiği, çıkmazın böyle aşılacağı ve şiddetle artık bir yere varılamayacağı dava dolayısıyla daha iyi anlaşılmıştır. Demokratik ve kültürel kimlik iyi anlaşılmalıdır. Siyasi kimlikten farklıdır. Daha çok devletle özgür yurttaş ve özgür toplum temelinde demokratik birliği ifade eder. Kültürel kimlik tarihten gelen varlığına sahiplenmeyi ifade eder. Günümüz dünyasında her ülkede az çok yaşanan temel insan haklarıdır. Türkiye'de sorun olması Kürt toplumundaki tarihi çözümsüzlük, bunun doğurduğu korku ve endişeler, tek yolmuş gibi isyana kalkışmalar önemli rol oynamıştır. Pratik çözüm Türk ulusal değerlerinin, başta Türkçe olmak üzere temel eğitim dili olarak öğretmek, Kürtçeyi de serbest ifade ve eğitim dili olarak bırakmaktır. Her iki dilin ihtiyaca göre öğrenilmesi aslında anayasanın da bir gereğidir. Dil yasaklama anayasaya aykırıdır. Demokratik acılım zaten Türkiye'nin genel bir sorunudur. Hızlı ekonomik gelişmeyle feodal toplum yapısının çözülmesi daha da hızlanacaktır. Bölge halkı yoğun bir demokratikleşme ve kültürel ifade sorununu bu temelde aşarsa bundan ülke ve devletin birliği zarar görmez, tersine vazgeçilmez, gönüllü birlik ortaya çıkar, zorlama her zaman ayrılıkçılığı körükler. İnandırıcı biçimde çıkarlarının ülke ve devletin bütünlüğünden geçtiği iyi anlatılırsa hiç kimse ayrılmayı düşünmez. Bunun dışında tüm birlik anlayışları bozulmaya mahkumdur.

Sorunun bu çözüm tarzı çıkmazın aşılması kadar şiddetin çok aşırı ve gereksizliğini de ortaya koyacaktır. Yaşanan ortam bunu fazlasıyla göstermiştir. Bölge halkının demokratik ve kültürel kimlikle ulusal bütünlüğe katılması, cumhuriyetin daha güçlü demokratikleşmesi olacaktır. Ortak vatan ve devletin gönüllü özümsenmesi en büyük güçtür. Geçmişin bütün korku ve endişeleri böyle aşılacak geleceğe duyulan güven böyle sarsılmaz olacaktır.

6-Cumhuriyetin kuruluşundan beri demokratikleşmenin bir engeli haline getirilen, gittikçe de ağırlaşan sorunun demokratik çözümü en çok Türkiye genelinde siyasi yapının demokratikleşmesinde kilit rol oynayacaktır. Demokratik siyaseti kilitleyen neden olmaktan böyle çıkarılacaktır. Tüm siyasi darlığın, geriliğin temelinde sorunun bu çıkmazı yatmaktadır. Partilerin, parlamentonun rolünü yeterince oynamayışının da yine bununla bağlantısı açıktır.

Çıkmaz ve sürekli isyan ve sonrası Türkiye demokrasisinin en temel engelidir. Dolayısıyla bölge halkının demokratikleşmesi tüm Türkiye'nin siyasal yapılarında zincirleme bir etkiye yol açacaktır. Devletin birliği ve gücü bu demokratikleşme hamlesinden çok şey kazanacaktır. Siyaset rant getirme aracı olmaktan çıkacak, yaratıcı işlevi olan en yüce bir kuruma dönüşecektir.

Demokratik bir anayasa hukuku da bu gelişmelerle birlikte, gelişme şansını yakalayacaktır. Siyasetin demokratikleşmesi anayasanın demokratikleşmesine daha hızlı yansıyacaktır. Hukuk ve siyaset birlikteliği demokratik rejimin güvencesi olacaktır.

Kısacası sorunun demokratik çözümü birikmiş tüm iç sorunların çözüm kilidi, dolayısıyla geleceğin Türkiye'sinin çok yönlü kazanmasının temelidir. İçteki sorunlarını böyle çözmüş bir Türkiye dışa yönelik hamle gücünü kazanmış demektir.

7-İç çıkmaz ve çatışma ortamının demokratik çözüm yolu, en çarpıcı etkisini dışa açılımda gösterecektir. Ağır ekonomik ve siyasal sorunların çözmüş, güçlü ekonomik ve demokratik yapısıyla Türkiye Cumhuriyetinin her dış politika adımının daha başarılı sonuç vermesi kaçınılmazdır. En başta AB'ne üyelik sorun olmaktan çıkacak ve gerçekleşecektir.

Bölgesel liderlik özgücüne dayalı olarak, en iddialı konuma gelecektir. Özellikle Kürtlerin bölgesel dostluğu, bölgesel gücüne büyük katkı sağlayacaktır. Tarihte olduğu gibi günümüzde ve gelecekte de Kürtlerin bu rolü Ortadoğu'da haklı ve güçlü olmanın temeli olacaktır. Stratejik bir tehlike olarak görülmekten çıkıp dayanılan temel bir güç haline gelecektir.

Bu temelde Balkanlardan Kafkasya'ya ve Orta Asya'ya kadar güçlenmenin yolu açılacaktır. İlişkilerin yeniden demokratik düzenlenmesi tarihteki stratejik güçlenmeye benzer ama demokratik temelde bir süreci başlatmanın temel adımlarındandır. Şimdiye kadar bunun gerçekleşmeyişi Misak-ı Millinin bir parçasını kaybetmekten tutalım, sürekli içe büzülme ve güç kaybına götürmüştür. Türkiye ile bölgesel çelişkileri olan bu gücü, Kürtlerden yararlandıkça en büyük darboğaza düşüldüğü İmralı duruşmalarında ortaya daha çarpıcı çıkmıştır. O halde bu çıkmaza ve çatışmalı ortama son vermek dışa doğru beklenen demokratik hamle gücüne kavuşmak, geleceği kazanmaktır. Çözümsüzlük büyük kaybettirdiği gibi çözüm büyük kazandıracaktır.

Sonuç; İmralı Süreci Tarihi Bir Başlagıç Olabilir

İmralı yargılama süreci anahtarlarıyla ortaya konulduğu gibi yeni bir sürecin başlangıcı olmak açısından tarihi bir fırsat olarak da değerlendirilebilir. Tarihte her toplumsal düzen önemli bir çatışmanın üründür. İnanıyorum ki bu çatışma ve isyanın sonucu da geleceğin demokratik toplumsal düzeni olacaktır. Çıkmaz ve çatışmada ısrarın tarihi olumsuz gelişmelere derinleştireceği, olumlu ve çözümleyici yaklaşımın ise çatışmayı sona erdirme ve kalıcı bir barış ve kardeşlik ortamına yol açması kaçınılmazdır. Bunun için acı ve kayıplarımızı bir intikam aracı olarak değil, bizi çözüm ve barışa zorlamanın temel gerekçesi kılarak olgun ve mantıki yaklaşmak böylelikle kayıp ve kazançlarımızın doğru değerlendirmesini yapmak büyük önem taşır. Önemli toplumsal sorunlar, çözümlenmedikçe hep acı ve kayıplara yol açarlar. Tarihte ve günümüzde yaşananlara baktığımızda daha ağır örneklerini çokça göreceğiz.

Uzun bir tarihin süreçten gelen ve gerçekten önemli toplumsal nedenlerin olan bu isyanların doğru bir değerlendirilmesi ve çıkaracağımız derslerin ışığında PKK önderlikli son "İsyan Hareketi"ni çatışmasını gerçekten "son" haline getirmek mümkün ve gereklidir. Savunmalarımda özce bunun gerekçelerini ortaya koymaya çalıştım. Yetersiz ve bazı yanlışlıklar olabilir, ama doğru yolu gösterdiğime ve bunda inançlı ve kararlı olmak kadar samimi olduğumu da kesinlikle belirtmeliyim. Yaklaşımın bilimsel ve demokratik içeriği tartışmasızdır. Yasal açıdan savunma yerine ahlaki ve siyasi demokratik değerlere ulaşma ve çözüm olarak görme bir kusur ve çıkmaz olarak görülmemelidir. Tarihi bir gelişmenin kilometre taşlarından biri olarak görülmelidir. Başka tür yaklaşımların çıkmazı derinleştirmekten öteye varmayacağı, yaşadığımız büyük tecrübenin bir sonucu olarak da değerlendirilmelidir.

Bundan sonra yaşamımda yapabileceğim güçlü ve bağlı halkla birlikte yeni barış ve kardeşlik sürecini yaratmaktır. Demokratik Cumhuriyete verdiğimiz kararlılık sözünü bu temelde değerlendirmek, tarihi önem taşır. Fırsat buldukça gereklerini şüphesiz yerine getireceğim. Sözümde samimiyet pratiğimle ancak kanıtlanarak kendini gösterecektir.

Bu temelde devletin duyarlılığı şüphesiz belirleyici önem taşır. Yargılamanın ilk günden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü, Terör ve İstihbarat Dairesinin konuya ilişkin açıklamasını önemli buluyorum. Aynen almakta yarar görüyorum: Cumhuriyet gazetesi 2 Haziran 1999 "Güneydoğu Sorunun çözülmesi için bir takım adımların atılması PKK'ye taviz anlamına gelmez. Buna kamuoyunu hazırlamak gerekir. Bunda medyaya büyük görevler düşüyor. Devlet eğer olumlu atar ve olaylar yüzde 50 azalırsa bile bu çok büyük bir gelişmedir.... Devlet soruna intikamcı ve feodal duygularla değil bilimsel yaklaşır. Soruna köklü bir çözüm yolu açıksa inatlaşmaya gitmez, bu davadan çıkarılacak sonuçlara göre, devlet de bir takım demokratik ve kültürel adımlar atıp, bu işe artık son verecektir. Türk halkının terörle yaşamaya daha fazla dayanacak hali kalmamıştır"

Gerçek devletin olgun ve duyarlı yaklaşımının seçkin bir örneği ile karşı karşıyayız. Bu yaklaşımın pratiğe geçmesi beraberinde arzulanan gelişmeleri ortaya çıkaracaktır. 1 Eylül 1998 tek taraflı ateşkese ilişkin İmralı sürecinde de üzerinde daha önemle durmamız, olayları değil yüzde elli çok çok alt bir düzeye indirmiştir. Bu düzeye güçsüzlükten veya kendiliğinden gelinmemiştir. Sorumlu bir yaklaşımın, yeni bir süreci başlatma gereği, bir yandan devlet duyarlılığı öte yandan gücümüz ölçüsünde buna yanıt vermeyle erçekleşmiştir. Bundan sonra yapılması gereken açıklamada da dile getirildiği gibi adımların atılması, PKK'nin silahlı mücadeleyi bırakması, bu işe son verilmesidir. Manevi etkimi kullanarak bu rolümü başarıyla yerine getireceğime inancımı belirtmek istiyorum. Gerçekten halkımızın dayanma gücü artık kalmamıştır.

Sorunlarımızın çözüm yolu artık Demokratik Sistemin geliştirilmesinden ve çizilecek çerçevesinden geçmektedir. Bu konuda Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın 37. Kuruluş Yıldönümünde yapılan konuşmasından alınan kısa bazı bölümler umut vermekte ve doğru yolu göstermektedir.

"İnsan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde de insan hak ve özgürlüklerinin çağdaş, evrensel standartlara uygun olarak korunması ve geliştirilmesi zorunludur."

"Düşünceyi açıklama özgürlüğüne getirilen diğer bir sınırlama nedeni de dil konusundadır. 26. Maddenin 3. Fırkasında 'Düşüncenin açıklamasında ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan her hangi bir dil kullanılamaz' denilmektedir. Oysa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düşüncelerin ve açıklanması ve yayılmasında belli bir dilin kullanılmasının yasaklanabileceğine ilişkin sınırlayıcı bir kurala yer verilmemiştir."

"Anayasa ve yasalardaki sınırlama ve yasakların kaldırılarak, insan hakları yönünden çağdaş demokrasilerde geçerli olan düzeye ulaşması çabaları sürmektedir. Düşünce açıklama özgürlüğüne anayasada daha geniş yer verilmesi yönünde basın kuruluşlarımız, sivil toplum örgütleri ve bilim adamlarımız öneriler yapmaktadır. Böylece oluşacak kamuoyu ve siyasal irade sonucu anayasa değişikliğinin gerçekleşmesini umuyoruz. Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak, kabul edilen ve uluslar arası alanda büyük gelişme gösteren insan hakları hukuku verileri yasalarımıza yansıtılmalı, uluslar arası sözleşmeler karşısında anayasa ve yasa kurallarının gözden geçirilerek, sözleşmelerde ön görülen evrensel standartlar hukukumuza kazandırılmalıdır"

Bu satırlar demokratik ve kültürel hakların da temelini teşkil etmekte ve çözüm yolunu göstermektedir. Girilen doğrultu budur ve er geç gelişeceği çağdaş, demokratik uygarlığın gereğidir. Demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve onun Demokratik Anayasası bunun somut ifadesi olacaktır.

Ceza kanunun 125. Maddesinde cezalandırılmamla birlikte tarihin ahlaki ve siyasi açıdan beraatının kesin olduğuna inancımı belirtiyor, Demokratik Cumhuriyete onurlu ve adil bir barış için hizmette bulunmayı en yüce erdem, fazilet olarak selamlıyor saygılarımı sunuyorum.


Önceki Sayfa  
sayfa başı