Sorunlara Demokratik Çözüm Türkiye'nin Kazanılmış
Geleceğidir
İmralı'da yargılanma gerçekliğim;demokratikleşmemiş bir toplum ve devlet
yapısıyla çok acılı bir isyanın birbiriyle uçurum teşkil ettiği, yabancılaştığı
trajik bir tarihi olayın öyküsü olarak da değerlendirilecektir. Sürekli
bastırılmış sorunların sonuçta nerelere götürebileceğinin çarpıcı bir örneğidir.
Dar ceza maddelerinin uygulamada ne kadar geç ve çözüm getirmekten uzak
olmak kadar, demokratik anayasal hukukun çarpıcı gerekliğini de ortaya
koymuştur. Davanın daha baştan siyasi savunmaya beni zorlaması da bu gereklilikten
kaynaklanıyor. Birinci savunmam aslında sorunda demokratik anayasal çözümün
vazgeçilmezliğini ortaya koyuyor. Bu gerçeğin daha da altında, derin tarihi,
kültürel, siyasi, sosyal, ekonomik yanları bulunan bir sorunun yarattığı
derin çıkmaz ve bundan kaynaklanan acılı isyanların askeri yollarla tamamen
ortadan kaldırılamayacağını, çağımızda bunun büsbütün zorlaştığını, çözümün
demokratik olmanın dışında pek mümkün olmadığını da ortaya sermiş, açığa
çıkarmıştır.
Derin bir sosyolojik tespit olan, tarihen olgunlaşmış bir sorunun çözümünü
de yanı başında ürettiğini burada da çarpıcı olarak görmekteyiz. Ağır sorunlar
olgunlaşmadan, acılı bir hal almadan çözümlenemiyor. Çözümsüzlükte ısrarın
ise karşılıklı sürekli kayıp ve artan acılar olduğu da tamamen kanıtlanmış
oluyor. Devlet ve toplumun yeter dediği bir noktaya dayanılmıştır. Türkiye
ve dünyanın etkili güç odaklarının da gördüğü ve oldukça tartışılan İmralı
yargılma sürecinin tarihini bir çözüm başlangıcını teşkil edebileceğidir.
Buna katılıyor ve özce geleceğin olasılı çözüm sonuçlarını şöyle sıralayabilirim:
1- Sorunda çıkmazın derinleşmesi askeri, silahlı güç yaklaşımlarını
anlamsız, sürekli kaybettiren bir noktaya getirmiştir. Savaşlar, isyanlar,
her düzeyde çatışmalar özünde bir toplumsal sorundan kaynaklanır. Çelişkinin
boyutuna göre kısa, uzun, dar, kapsamlı, zayıf veya şiddetli bir hal alarak
kördüğümü çözemeye çalışırlar. Burada ahlaki siyasi gerekirliklere dikkat
edilmezse şiddette bir yozlaşma ve hatta vahşet durumu ortaya çıkar. Davada
yaşanılan ve çok daha fazlası tüm taraflarca gösterebilinecek acılı duygusal
durumlar, aslında şiddetin anlamsız yanı kadar gereksizliğini de ortaya
koyuyor.
PKK'nin başlangıçta şimdi daha iyi anlaşıldığı gibi demokratik, kültürel
amaçlı bir çıkışı ve hatta yasaların ve siyasi ortamın kapalılığının bir
isyana yol açması anlaşılırdır ve bu anlamda yasal olmazsa da ahlaki ve
siyasi meşruiyetinden bahsedilebilinir. Doksanlı yılların başına kadar
uygulanan şiddete bu anlam yüklenebilir. Ve sınırlı da olsa aslında demokratik
ve kültürel haklarda bir çözüm imkanı kendini olanaklı kılmıştır. undan
sonraki süreç içte olduğu kadar dışta da ve karşılıklı olarak hem çıkmazı
ve buna dayalı tehlikeleri sürekli arttırma yönünde rol oynadı.
PKK'nin askeri anlamda içte ve dışta kurumlaşması Türkiye için demokratik
çözüm boyutunun çok üzerine çıktığında, askeri seçeneğe yüklenme ve bu
da beraberinde ağır ekonomik sosyal, siyasal sorunları getirdi. Çıkmaz
çok derinleşti. Sorunun özü gereği askeri olarak çözülecek bir durum da
yoktu. Bu artık anlaşılmıştır. Benim bu nedenle silahlı çatışmaya son verme
kararlılığım kendini dar anlamda kurtarma anlamına gelmiyor. Tehlikeli
ve anlamsız bir çıkmazdan bir an evvel kurtulma gereğini ifade ediyor.
Politik ve askeri olarak da soruna doğru bilimsel yaklaşımın bir sonucudur.
O halde devletin de gerekli duyarlılığı göstermesi halinde silahlı çatışmadan
vazgeçme vakti gelmiş ve hatta geçmektedir. Demokratik çözümün zemini var.
Ve önlemez bir gelişmeyi yaşıyor. Bu noktadan karşılıklı inatlaşma gereksizdir.
Olgun yaklaşım büyük önem taşır.
Türkiye burada büyük tehlikelerden korunma kadar, tersine yani güç kaynağına
dönüştürme şansına sahip olacaktır. İçte ve dışta PKK'nin askeri savaş
olanakları çözümle birlikte Türkiye'nin hizmetine girecektir. Özellikle
ileride başta Kuzey Irak'taki Kürt oluşumu olmak üzere tüm askeri mevzilenmelerin
ve altta çeşitli güç odaklarının kendi politikalarını nasıl Kürt Sorunu
adı altında iki yüz yıldır dayatmışlarsa da, bunu daha da tırmandırarak
dayatma bir Bosna, Kosova, Lübnanlaşma, Iraklaşma düzeyine vardırma tehlikesi
ortadan kalkacaktır. Kürtlerin Demokratik Cumhuriyetle bütünleşmesi geliştikçe
bu askeri anlamda da karşı tehtidden stratejik bir güç kaynağına dönüşecektir.
Çözüm bu büyük fırsatı sunuyor. Geleceğe en büyük stratejik yatırım oluyor.
Karşılığında verilen, artık dünyanın her tarafından verilen ve verilmesi
kaçınılmaz olan, bir taviz olarak da görülemeyecek olan, doğal demokratik
ve kültürel haklardır. Kolay ve en masrafsız çözüm derken bunu kastediyorum.
Bu olmadı mı tehlike ve kayıpların boyutu da zaten yaşanandan bellidir.
"En kolay ve en zor barış" deyimi burada kendisini gösteriyor. Dikkat edilirse
dev boyutlu askeri masraflardan kurtulma, acı ve kayıpların durması, başka
birçok güce tavizkar olmamak kadar, karşılarında güçlü pozisyonda olma,
içte tıkanmanın aşılmasıyla çok güçlü ekonomik, sosyal-siyasal kültürel
gelişme süreçlerine girme, dış politikada itilen başta Avrupa olmak üzere
bir çok mevziye girme ve gerçekten bölgede lider ülke konumuna yükselme
bu çıkmazdan ve çatışma ortamından kurtulma ile yakından bağlantılıdır.
Türkiye'nin stratejik olarak tehlike arz eden birçok odaklar karşısında
çözümle birlikte güç kazanması işin can alıcı özüdür. Geleceğin kurtarılması
derken bunu kast ediyorum.
2- PKK'nin askeri sorun olmaktan çıkması, Kürt sorununun siyasal çözümünün
yolunu açacak ve beraberinde siyasi sorun olmaktan çıkması anlamına da
gelecektir. Devletin bütünlüğünü birliğini zorlamaktan, ona güç verme sürecine
girilecektir. Devletle demokratik bütünleşme yolu açıldıkça devlete karşıt
konum aşılacaktır. Yasal sürecin gerekleri işledikçe demokratik tarz açık
tutuldukça PKK'nin tüm iç ve dış merkezleri, kurumları anlamsız hale gelecek,
tehlike olmaktan çıkacaktır. Bu da gerçekten devlet açısından kendini aşırı
kilitlenmeden kurtaracak, maddi manevi güç kaybını önleyecektir. Türkiye
karşıtı güçlerin yine Türkiye içinde bu temelde çıkar sağlayanların elinden
kullanacakları bir silah alınacak ve hatta doğru değerlendirilirse güce
dönüştürülebilecektir. PKK'nin siyasi varlığına böyle çözümsel, bilimsel
yaklaşım gerçekten günümüzün ve geleceğin Türkiyesinin en önemli kazanımı
olacaktır. PKK'nin küçümsenmesi nasıl büyük kayıplara, tehlikelere yol
açtıysa; doğru ele alınması, kazanılması da bir o kadar kazanım ve güce
kavuşturacaktır. Karşılığında fazla bir taviz söz konusu değildir. Bazı
yasal düzenlemelerle demokratik yolları bütünleşme ve dönüşme için açık
bırakmaktır. Devletin bu siyasi duyarlığı göstermesi her halde bu kadar
olup-bitenden sonra anlaşılır ve uygulanır olmalıdır. Bu temelde PKK'nin
olumlu karşılık vermesi zor olmayacaktır. Kanımca ceza maddeleri ile mahkumiyetten
daha önemli olan kökten ve kalıcı yaklaşım PKK için bu çözümlenme tarzı
ile gelişecek ve kazanılacaktır.
3- Çıkmazda ve çatışma sürecinde ileri çapta devlete yabancılaşmış,
ters düşmüş Kürt halk yığınlarının da bu çözüm tarzıyla rahat kazanılacağı
açıktır. Demokrasiye en susamış bir Ortadoğu halkı olarak Kürtler, Türkiye'nin
tarihte olduğu gibi günümüzde de hem muhtaç olduğu ve hem de güç vermek
durumunda kaldığı mevcut durumda uzanacak barış, dostluk eli büyük birlikteliğe
kaynaşmaya götürecektir. Sadece Türkiye Kürtleri değil tüm Ortadoğu ve
dünya Kürtlerinin demokratik kazanımı en rahat Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde
mümkündür. Unutmamak gerekir ki; tarihte Malazgirt'te, Çaldıran'da, Erzurum
da nasıl en kritik anda bu dostluk kazanmak için vazgeçilmezse günümüzde
demokratikleşme anlamında benzer bir süreci arzediyor ve bunun da ancak
demokratik birlik yoluyla, incinmiş duyguların güvenle, barışla, kazanılması
ve pekiştirilmesiyle olacaktır. Tüm Türkiye halkına da şüphesiz bu yaklaşım
gerekli, ama bazı farklılıklar bölge halkına daha kapsamlı demokratik,
kültürel, ekonomik ve sosyal yaklaşımı gerektiriyor. Sorunun anlaşılmasında,
isyan zemini olmaktan çıkarılmasında bilimsel çözüm yolu budur. Bu yaklaşım
ve uygulama başarısı gerçekten Türkiye'nin ülke ve devlet olarak geleceğinin
bu bölge sorunları nedeniyle hep eleştirilmekten kurtulması kadar taze
bir cumhuriyet gücüne, demokratik birliğe kavuşması anlamına gelecektir.
Güç kaybettirme alan ve odağından, güç alınan bir zengin bölge ve özgür
vatandaşlara sahip olma durumuna geçilecektir. Ortadoğu'da Kürtleri çok
yönlü kazanmak, çok ciddi ve stratejik bir tehlike konusu olabilecek ve
geçmişte olduğu gibi gelecekte daha da gelişecek bu durumu tersine çevirmek
Türkiye'nin en temel stratejik görevi olmalıdır. Kürtlerin halk olarak
kazanılması Ortadoğu'nun kazanılmasıdır. Türkiye tarihini bu halkla kazandığı
gibi, bugünkü büyük çıkmazdan ve acılı çatışmadan da bu halkın tümünün
barışla dostlukla kazanılmasıyla kurtulacak ve geleceğinin de büyük kazanımına
bu halkla ulaşacaktır.
4-Sorunun çıkmaz ve çatışma sürecinden kurtulması ekonomik olarak gelişmenin
önünün alabildiğine açılması demektir. Milli bütçeyi savaş nedeniyle sadece
yutmuyor, verimsiz yatırımlar kadar ekonominin dengesiz gelişimine, rant
tarzına yöneltiyor, bu da günümüzde en ağırlaşan bunalımın temel nedeni
oluyor. Hangi düzeyde seyrederse, etsin bu kadar geniş alanda ve uzun sürede
hiçbir ekonomi bu savaşa dayanamaz. Dolayısıyla çözüm en çarpıcı sonuçlarını
ekonomik alan üzerinde gösterecektir. Askeri giderlerde kısıntıdan tutalım,
bölgenin zengin ekonomik kaynaklarının harekete geçirilmesi kadar, Gap
projesine aktarılacak savaş kaynaklarıyla, bölgede çarpıcı ekonomik gelişmeler
kaçınılmazdır. Türkiye'nin genel ekonomik yapısı da bölge olanakları kadar,
oradan Ortadoğu'ya taşırılmasıyla gerçekten bir hamle sürecine girecektir.
Ekonomik verimlilik ve bütünlük en az siyasal birlik kadar önemli kazanımlara
yol açacaktır. Türkiye'nin ekonomik kurtuluşu kadar bölgesel üstünlüğü
ve başarısının sorunun çözümüne ne kadar bağlı olduğu görüldüğü gibi geleceğinin
büyük kazanımının da bundan geçtiği açıktır.
5-Türkiye'nin siyasi koşullarında ve anayasal hukukunda Kürt sorununun
en pratik çözümünün demokratik ve kültürel haklarını kullanmadan geçtiği,
çıkmazın böyle aşılacağı ve şiddetle artık bir yere varılamayacağı dava
dolayısıyla daha iyi anlaşılmıştır. Demokratik ve kültürel kimlik iyi anlaşılmalıdır.
Siyasi kimlikten farklıdır. Daha çok devletle özgür yurttaş ve özgür toplum
temelinde demokratik birliği ifade eder. Kültürel kimlik tarihten gelen
varlığına sahiplenmeyi ifade eder. Günümüz dünyasında her ülkede az çok
yaşanan temel insan haklarıdır. Türkiye'de sorun olması Kürt toplumundaki
tarihi çözümsüzlük, bunun doğurduğu korku ve endişeler, tek yolmuş gibi
isyana kalkışmalar önemli rol oynamıştır. Pratik çözüm Türk ulusal değerlerinin,
başta Türkçe olmak üzere temel eğitim dili olarak öğretmek, Kürtçeyi de
serbest ifade ve eğitim dili olarak bırakmaktır. Her iki dilin ihtiyaca
göre öğrenilmesi aslında anayasanın da bir gereğidir. Dil yasaklama anayasaya
aykırıdır. Demokratik acılım zaten Türkiye'nin genel bir sorunudur. Hızlı
ekonomik gelişmeyle feodal toplum yapısının çözülmesi daha da hızlanacaktır.
Bölge halkı yoğun bir demokratikleşme ve kültürel ifade sorununu bu temelde
aşarsa bundan ülke ve devletin birliği zarar görmez, tersine vazgeçilmez,
gönüllü birlik ortaya çıkar, zorlama her zaman ayrılıkçılığı körükler.
İnandırıcı biçimde çıkarlarının ülke ve devletin bütünlüğünden geçtiği
iyi anlatılırsa hiç kimse ayrılmayı düşünmez. Bunun dışında tüm birlik
anlayışları bozulmaya mahkumdur.
Sorunun bu çözüm tarzı çıkmazın aşılması kadar şiddetin çok aşırı ve
gereksizliğini de ortaya koyacaktır. Yaşanan ortam bunu fazlasıyla göstermiştir.
Bölge halkının demokratik ve kültürel kimlikle ulusal bütünlüğe katılması,
cumhuriyetin daha güçlü demokratikleşmesi olacaktır. Ortak vatan ve devletin
gönüllü özümsenmesi en büyük güçtür. Geçmişin bütün korku ve endişeleri
böyle aşılacak geleceğe duyulan güven böyle sarsılmaz olacaktır.
6-Cumhuriyetin kuruluşundan beri demokratikleşmenin bir engeli haline
getirilen, gittikçe de ağırlaşan sorunun demokratik çözümü en çok Türkiye
genelinde siyasi yapının demokratikleşmesinde kilit rol oynayacaktır. Demokratik
siyaseti kilitleyen neden olmaktan böyle çıkarılacaktır. Tüm siyasi darlığın,
geriliğin temelinde sorunun bu çıkmazı yatmaktadır. Partilerin, parlamentonun
rolünü yeterince oynamayışının da yine bununla bağlantısı açıktır.
Çıkmaz ve sürekli isyan ve sonrası Türkiye demokrasisinin en temel engelidir.
Dolayısıyla bölge halkının demokratikleşmesi tüm Türkiye'nin siyasal yapılarında
zincirleme bir etkiye yol açacaktır. Devletin birliği ve gücü bu demokratikleşme
hamlesinden çok şey kazanacaktır. Siyaset rant getirme aracı olmaktan çıkacak,
yaratıcı işlevi olan en yüce bir kuruma dönüşecektir.
Demokratik bir anayasa hukuku da bu gelişmelerle birlikte, gelişme şansını
yakalayacaktır. Siyasetin demokratikleşmesi anayasanın demokratikleşmesine
daha hızlı yansıyacaktır. Hukuk ve siyaset birlikteliği demokratik rejimin
güvencesi olacaktır.
Kısacası sorunun demokratik çözümü birikmiş tüm iç sorunların çözüm
kilidi, dolayısıyla geleceğin Türkiye'sinin çok yönlü kazanmasının temelidir.
İçteki sorunlarını böyle çözmüş bir Türkiye dışa yönelik hamle gücünü kazanmış
demektir.
7-İç çıkmaz ve çatışma ortamının demokratik çözüm yolu, en çarpıcı etkisini
dışa açılımda gösterecektir. Ağır ekonomik ve siyasal sorunların çözmüş,
güçlü ekonomik ve demokratik yapısıyla Türkiye Cumhuriyetinin her dış politika
adımının daha başarılı sonuç vermesi kaçınılmazdır. En başta AB'ne üyelik
sorun olmaktan çıkacak ve gerçekleşecektir.
Bölgesel liderlik özgücüne dayalı olarak, en iddialı konuma gelecektir.
Özellikle Kürtlerin bölgesel dostluğu, bölgesel gücüne büyük katkı sağlayacaktır.
Tarihte olduğu gibi günümüzde ve gelecekte de Kürtlerin bu rolü Ortadoğu'da
haklı ve güçlü olmanın temeli olacaktır. Stratejik bir tehlike olarak görülmekten
çıkıp dayanılan temel bir güç haline gelecektir.
Bu temelde Balkanlardan Kafkasya'ya ve Orta Asya'ya kadar güçlenmenin
yolu açılacaktır. İlişkilerin yeniden demokratik düzenlenmesi tarihteki
stratejik güçlenmeye benzer ama demokratik temelde bir süreci başlatmanın
temel adımlarındandır. Şimdiye kadar bunun gerçekleşmeyişi Misak-ı Millinin
bir parçasını kaybetmekten tutalım, sürekli içe büzülme ve güç kaybına
götürmüştür. Türkiye ile bölgesel çelişkileri olan bu gücü, Kürtlerden
yararlandıkça en büyük darboğaza düşüldüğü İmralı duruşmalarında ortaya
daha çarpıcı çıkmıştır. O halde bu çıkmaza ve çatışmalı ortama son vermek
dışa doğru beklenen demokratik hamle gücüne kavuşmak, geleceği kazanmaktır.
Çözümsüzlük büyük kaybettirdiği gibi çözüm büyük kazandıracaktır.
Sonuç; İmralı Süreci Tarihi Bir Başlagıç Olabilir
İmralı yargılama süreci anahtarlarıyla ortaya konulduğu gibi yeni bir
sürecin başlangıcı olmak açısından tarihi bir fırsat olarak da değerlendirilebilir.
Tarihte her toplumsal düzen önemli bir çatışmanın üründür. İnanıyorum ki
bu çatışma ve isyanın sonucu da geleceğin demokratik toplumsal düzeni olacaktır.
Çıkmaz ve çatışmada ısrarın tarihi olumsuz gelişmelere derinleştireceği,
olumlu ve çözümleyici yaklaşımın ise çatışmayı sona erdirme ve kalıcı bir
barış ve kardeşlik ortamına yol açması kaçınılmazdır. Bunun için acı ve
kayıplarımızı bir intikam aracı olarak değil, bizi çözüm ve barışa zorlamanın
temel gerekçesi kılarak olgun ve mantıki yaklaşmak böylelikle kayıp ve
kazançlarımızın doğru değerlendirmesini yapmak büyük önem taşır. Önemli
toplumsal sorunlar, çözümlenmedikçe hep acı ve kayıplara yol açarlar. Tarihte
ve günümüzde yaşananlara baktığımızda daha ağır örneklerini çokça göreceğiz.
Uzun bir tarihin süreçten gelen ve gerçekten önemli toplumsal nedenlerin
olan bu isyanların doğru bir değerlendirilmesi ve çıkaracağımız derslerin
ışığında PKK önderlikli son "İsyan Hareketi"ni çatışmasını gerçekten "son"
haline getirmek mümkün ve gereklidir. Savunmalarımda özce bunun gerekçelerini
ortaya koymaya çalıştım. Yetersiz ve bazı yanlışlıklar olabilir, ama doğru
yolu gösterdiğime ve bunda inançlı ve kararlı olmak kadar samimi olduğumu
da kesinlikle belirtmeliyim. Yaklaşımın bilimsel ve demokratik içeriği
tartışmasızdır. Yasal açıdan savunma yerine ahlaki ve siyasi demokratik
değerlere ulaşma ve çözüm olarak görme bir kusur ve çıkmaz olarak görülmemelidir.
Tarihi bir gelişmenin kilometre taşlarından biri olarak görülmelidir. Başka
tür yaklaşımların çıkmazı derinleştirmekten öteye varmayacağı, yaşadığımız
büyük tecrübenin bir sonucu olarak da değerlendirilmelidir.
Bundan sonra yaşamımda yapabileceğim güçlü ve bağlı halkla birlikte
yeni barış ve kardeşlik sürecini yaratmaktır. Demokratik Cumhuriyete verdiğimiz
kararlılık sözünü bu temelde değerlendirmek, tarihi önem taşır. Fırsat
buldukça gereklerini şüphesiz yerine getireceğim. Sözümde samimiyet pratiğimle
ancak kanıtlanarak kendini gösterecektir.
Bu temelde devletin duyarlılığı şüphesiz belirleyici önem taşır. Yargılamanın
ilk günden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü, Terör ve İstihbarat Dairesinin
konuya ilişkin açıklamasını önemli buluyorum. Aynen almakta yarar görüyorum:
Cumhuriyet gazetesi 2 Haziran 1999 "Güneydoğu Sorunun çözülmesi için bir
takım adımların atılması PKK'ye taviz anlamına gelmez. Buna kamuoyunu hazırlamak
gerekir. Bunda medyaya büyük görevler düşüyor. Devlet eğer olumlu atar
ve olaylar yüzde 50 azalırsa bile bu çok büyük bir gelişmedir.... Devlet
soruna intikamcı ve feodal duygularla değil bilimsel yaklaşır. Soruna köklü
bir çözüm yolu açıksa inatlaşmaya gitmez, bu davadan çıkarılacak sonuçlara
göre, devlet de bir takım demokratik ve kültürel adımlar atıp, bu işe artık
son verecektir. Türk halkının terörle yaşamaya daha fazla dayanacak hali
kalmamıştır"
Gerçek devletin olgun ve duyarlı yaklaşımının seçkin bir örneği ile
karşı karşıyayız. Bu yaklaşımın pratiğe geçmesi beraberinde arzulanan gelişmeleri
ortaya çıkaracaktır. 1 Eylül 1998 tek taraflı ateşkese ilişkin İmralı sürecinde
de üzerinde daha önemle durmamız, olayları değil yüzde elli çok çok alt
bir düzeye indirmiştir. Bu düzeye güçsüzlükten veya kendiliğinden gelinmemiştir.
Sorumlu bir yaklaşımın, yeni bir süreci başlatma gereği, bir yandan devlet
duyarlılığı öte yandan gücümüz ölçüsünde buna yanıt vermeyle erçekleşmiştir.
Bundan sonra yapılması gereken açıklamada da dile getirildiği gibi adımların
atılması, PKK'nin silahlı mücadeleyi bırakması, bu işe son verilmesidir.
Manevi etkimi kullanarak bu rolümü başarıyla yerine getireceğime inancımı
belirtmek istiyorum. Gerçekten halkımızın dayanma gücü artık kalmamıştır.
Sorunlarımızın çözüm yolu artık Demokratik Sistemin geliştirilmesinden
ve çizilecek çerçevesinden geçmektedir. Bu konuda Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın
37. Kuruluş Yıldönümünde yapılan konuşmasından alınan kısa bazı bölümler
umut vermekte ve doğru yolu göstermektedir.
"İnsan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti
olan Türkiye Cumhuriyeti'nde de insan hak ve özgürlüklerinin çağdaş, evrensel
standartlara uygun olarak korunması ve geliştirilmesi zorunludur."
"Düşünceyi açıklama özgürlüğüne getirilen diğer bir sınırlama nedeni
de dil konusundadır. 26. Maddenin 3. Fırkasında 'Düşüncenin açıklamasında
ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan her hangi bir dil kullanılamaz'
denilmektedir. Oysa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düşüncelerin ve
açıklanması ve yayılmasında belli bir dilin kullanılmasının yasaklanabileceğine
ilişkin sınırlayıcı bir kurala yer verilmemiştir."
"Anayasa ve yasalardaki sınırlama ve yasakların kaldırılarak, insan
hakları yönünden çağdaş demokrasilerde geçerli olan düzeye ulaşması çabaları
sürmektedir. Düşünce açıklama özgürlüğüne anayasada daha geniş yer verilmesi
yönünde basın kuruluşlarımız, sivil toplum örgütleri ve bilim adamlarımız
öneriler yapmaktadır. Böylece oluşacak kamuoyu ve siyasal irade sonucu
anayasa değişikliğinin gerçekleşmesini umuyoruz. Uygarlık düzeyinin bir
göstergesi olarak, kabul edilen ve uluslar arası alanda büyük gelişme gösteren
insan hakları hukuku verileri yasalarımıza yansıtılmalı, uluslar arası
sözleşmeler karşısında anayasa ve yasa kurallarının gözden geçirilerek,
sözleşmelerde ön görülen evrensel standartlar hukukumuza kazandırılmalıdır"
Bu satırlar demokratik ve kültürel hakların da temelini teşkil etmekte
ve çözüm yolunu göstermektedir. Girilen doğrultu budur ve er geç gelişeceği
çağdaş, demokratik uygarlığın gereğidir. Demokratik Türkiye Cumhuriyeti
ve onun Demokratik Anayasası bunun somut ifadesi olacaktır.
Ceza kanunun 125. Maddesinde cezalandırılmamla birlikte tarihin ahlaki
ve siyasi açıdan beraatının kesin olduğuna inancımı belirtiyor, Demokratik
Cumhuriyete onurlu ve adil bir barış için hizmette bulunmayı en yüce erdem,
fazilet olarak selamlıyor saygılarımı sunuyorum.