|
-
TEMYİZ
DURUŞMASI...
-
ÖCALAN'IN
TEMYİZ DURUŞMASI YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ'NDE 21 EKİM 1999 PERŞEMBE GÜNÜ
YAPILDI
-
ÖCALAN`IN
30 SAYFALIK SAVUNMASINI SANIK AVUKATLARINDAN İRFAN DÜNDAR OKUDU
-
SANIK
ÖCALAN`IN SAVUNMASINDAN:
-
''SURİYE`DEN
ÇIKIŞIMDA DAĞ YERİNE AVRUPA`YA GİTMEMİN NEDENİ ŞİDDETİ SONA ERDİRMEK İÇİNDİR``
-
``BU DAVA
RESMİ HUKUK SINIRLARI İÇİNDE KALINARAK ELE ALINAMAZ``
-
``1 EYLÜL`DEN
İTİBAREN YAPTIĞIM ÇAĞRI SONUCUNDA EYLEMLER KISMEN DE OLSA AZALMIŞTIR``
-
SANIK
ÖCALAN, YARGITAY BAŞKANI`NIN YENİ ADLİ YILIN AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMANIN,
ÜLKENİN DEMOKRATİKLEŞMESİNDE ÖNEMLİ BİR YERİ OLDUĞUNU SAVUNDU
-
ÖCALAN,
YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEYE İHTİYAÇ OLDUĞUNU ÖNE SÜRDÜ
-
ÖCALAN:
``BEN, CUMHURİYET`İN ÖZÜNE DEĞİL, OLİGARŞİK SAPTIRILMASINA KARŞI
SAVAŞTIM``
-
``CUMHURİYET`İN
KÜRT KARŞITI OLDUĞUNA İNANMIYORUM. KÜRT İÇİN NİMETTİR``
-
``ÖZGÜR
BİREY OLARAK CUMHURİYET`İN VATANDAŞI OLMAK BİR ONURDUR``
-
AVUKAT
ERCAN KANAR:
-
``SUÇ
VE SUÇLU, ZEMBİLLE İNMEDİ`` ``VERECEĞİMİZ KARAR, SADECE SANIĞI İLGİLENDİRMİYOR.
TÜM DÜNYA İNSANLARINI İLGİLENDİRİYOR``
-
KANAR,
MÜVEKKİLİNİN İMRALI ADASI`NDAKİ DURUŞMA SIRASINDA SAVUNMA HAKKININ KISITLANDIĞINI
İLERİ SÜREREK, TCK`NIN 125`İNCİ MADDESİ DEĞİL 168`İNCİ MADDESİNİN UYGULANMASI
GEREKTİĞİNİ SAVUNDU
-
KANAR,
MÜVEKKİLİNİN İDAM CEZASINA ÇARPTIRILMAMASINI İSTEDİ
-
YARGITAY
9. CEZA DAİRESİ, TEMYİZ İSTEMİNE İLİŞKİN KARARINI 25 KASIM PERŞEMBE GÜNÜ
AÇIKLAYACAK
Öcalan'ın
savunması tam metin
Avukatların
savunması tam metin
Abdullah Öcalan`ın idam cezasına
mahkum olduğu davanın Yargıtay 9. Ceza Dairesi`ndeki temyiz duruşması 21
Ekim 1999 Perşembe günü yapıldı.
Temyiz duruşmasında Öcalan'ın
hazırladığı 30 sayfalık savunmayı sanık avukatlarından İrfan Dündar okudu.
Sanık Öcalan, savunmasında, İmralı Adası`ndaki duruşmalarda dile
getirdiği görüşlerini tekrarladı.
Bu davanın resmi hukuk sınırları içinde değerlendirilemeyeceğini, sorunun
sosyal, siyasal ve tarihsel nedenleri bulunduğunu savunan sanık Öcalan,
gerek iddianamede, gerekse mahkeme kararında kendisinin şiddeti sona erdirme
çabalarının fazla dikkate alınmadığını iddia etti.
Kurtuluş Savaşı`nda Kürtlerin
de aktif olarak yer aldığını belirterek, Atatürk`ün Cumhuriyet`in başlangıcındaki
kuruluş felsefesinden uzaklaşıldığını öne süren sanık Öcalan, ``Cumhuriyet,
oligarşik bir yönetimin
eline geçti`` görüşünü savundu.
Öcalan, yakalanmasında uluslararası
hukukun ihlal edildiğini, başta Yunanistan olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin
komplocu yöntemlere başvurduğunu iddia etti.
Mevcut Anayasa`nın hukuk
devleti önünde en büyük engel olduğunu, Cumhuriyet döneminde Kürt varlığının
inkarının 1970`li yıllarda terör örgütü PKK`nın doğmasına yol açtığını
savunan Öcalan, savunmasında, ``Asli unsur olan Kürtlerin dilinin yasaklanması
trajik bir durumdur. Atatürk`ün amacı bu değildi. Cumhuriyetin kuruluşundaki
kaygıları anlıyorum. Ancak daha sonra, demokratik dönüşüm sağlanamadı.
Genel bir devlet kavramı oluşmadı`` ifadelerine yer verdi.
Değişen dünya ve Türkiye
koşullarında şiddetle bir yere varılmayacağını anladığını kaydeden sanık
Öcalan, bunun için 1993`ten itibaren örgüt içinde büyük bir mücadele verdiğini
savundu. Öcalan, avukatı Dündar tarafından okunan savunmasında şu görüşleri
savundu:
``Ben 1993`ten itibaren
2 kez tek taraflı ateşkes çağrısı yaptım. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay`a
dolaylı da olsa mesajlar ilettim. PKK`nın eski program ve eylemlerinin
çözüm için
yeterli olmadığını gördüm.
Şiddetin çözüm olmadığını anladım. Çatışma acıyı derinleştiriyordu.
Suriye çıkışında dağ
yerine Avrupa`ya gitmem şiddete son vermek içindir. Silahlı çatışmaya son
verme çağrıma 1 Eylül`den itibaren kısmen de olsa uyuldu. Genelkurmay`ın
açıklamalarında eylemlerin yüzde 90 azaldığı belirtilmektedir.``
Öcalan, savunmasında, Yargıtay
Başkanı Sami Selçuk`un yeni adli yılın açılışında yaptığı konuşmanın, ülkenin
demokratikleşmesinde önemli bir yeri olduğunu da ifade etti.
1 Eylül Dünya Barış Günü`nde
yaptığı çağrının, terör örgütünün eylemlerinde azalmaya yol açtığını öne
süren Öcalan, bu gelişmelerin, kamuoyuna da olumlu yansımaları olduğunu
savundu.
Ülkenin demokratikleşmesi
gerektiği yönündeki eleştirilerin hem devlet kademelerinden hem de dışarıdan
yapıldığını belirten Öcalan, Cumhuriyet`in kuruluşu ve bundan sonraki gelişmelere
de savunmasında yer verdi.
Artık sağ-sol, asker-sivil,
iktidar-muhalefet ayrımı yapılmadan çözüm olanaklarının ortaya çıkarılması
gerektiğini savunan Öcalan, gerçek ve tarihi bir sözleşme arandığını ifade
etti. 200 yıldır etnik kavgalar yaşandığını, darbeler olduğunu, ancak temel
toplumsal sözleşmenin imzalanamadığını öne süren Öcalan, şunları savundu:
``Cumhuriyet`in yaşadığı
ve haketmediği eksiklik budur. Yapılamayan toplumsal sözleşme, kendini
her alanda hissettirdi. Düşünce özgürlüğü eksikliği yaşandığı açık. Toplumun
travmatik
durumu, deprem gibi temel
olaylarda da kendini gösteriyor.``
Öcalan, İsviçre, Rusya, Avustralya,
ABD gibi ülkelerde, farklı kökenden gelen ulusların bir arada yaşayabildiğini
kaydetti. Bir ülkedeki farklılıkların, özgürce yaşanmasının, demokrasinin
zenginleşmesinin temelini
oluşturduğu anlatan Öcalan, ``Demokratik sistemin zengin, çözümleyici öğesinin
başarısı kanıtlanmıştır`` ifadesini kullandı. Öcalan, toplumsal sözleşme
kavramının ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunun görülmesi gerektiğini
savundu.
Kendisinin yargılanmasının
resmi hukukun dar ve sınırlı maddeleriyle sınırlandırılmaması gerektiğini
savunan Öcalan, ``Ben, Cumhuriyet`in özüne değil, oligarşik saptırılmasına
karşı
savaştım. Bu dava, demokratik
Cumhuriyet ve anayasası ile sonuçlandırılacaktır`` dedi.
Ülkenin ekonomik ve sosyal
yapısının geliştiğini ve kültürel birikiminin yeterli hale geldiğini
anlatan Abdullah Öcalan,
ülkede bir hukuk olgusunun da oluştuğunu belirtti. Öcalan, ``Bugünkü demokrasi
tartışmasının altındaki gerçek budur. Bunu yapmadan, her adım ters teper``
dedi.
Cumhuriyet tarihinde yaşanan
darbeler sonucunda, anayasaların lağvedildiğini, bunun sonucunda da bazı
çıkar odaklarının, haketmedikleri boyutta kendilerini ifade edebildiklerini
öne süren
Öcalan, bu nedenlerle ulusal
ve toplumsal hukukun oluşturulamadığını savundu.
Tarihi toplumsal sözleşmeye
geçiş konusunda bir adım atılması gerektiğini savunan Öcalan, yeni toplumsal
sözleşme yapıldığı takdirde düşünce, inanç ve yaşam farklılıklarına müdahale
edilemeyeceğini ifade eden Öcalan, özgürlük ve eşitliğin, adil rekabetin
özü olacağını kaydetti.
Düşünce, inanç ve kültür
farklılıkları kabul edilince toplumsal zenginliğin ortaya çıkacağını ifade
eden Öcalan, her özgürlük yasal güvence altına alınacağı için de devletin
babalığına ve dinlerin ilahlığına gerek kalmayacağını öne sürdü.
Abdullah Öcalan, Cumhuriyet`in,
Kürt karşıtı olmadığına inandığını, Kürtler için bir nimet olduğunu kaydetti.
Öcalan, ``Özgür birey olarak Cumhuriyet`in vatandaşı olmak, bir onurdur``
dedi.
Demokratik Cumhuriyet için
sürekli barış çağrısı yaptığını savunan Öcalan, ``Ayrıcalık talebimiz yok.
Ne ayrı devlet ne federasyon ne otonomi. Demokratik uzlaşmada gerek de
yok`` görüşünü
savundu.
Bütün bu çağrılarını barış
ve kardeşlik için yaptığını savunan sanık Öcalan, TCK`nın 125`inci maddesine
göre verilen kararda bir değişiklik olacağını sanmadığını da dile getirdi.
Sanık Öcalan, silahları bırakma
çağrısının, terör örgütü PKK`nın yapacağı kongrede de resmileştirileceğini
ileri sürdü.
Sanık Öcalan, yazılı savunmasının
son bölümünde, ``Halkımın özgür birey olarak demokratik Cumhuriyet içinde
yaşamasının en doğru yol olduğuna inanıyorum. Barış ve kardeşlik çağrısı
yapıyorum`` dedi.
AVUKATLARIN SAVUNMASI
Mahkeme gerekçesi, yargılama
usulü ve suç vasfına ilişkin savunmayı sanık avukatlarından Ercan Kanar
yaptı. Sanık avukatı Ercan Kanar, yargılamanın olağanüstü koşullarda yapıldığını
savundu. Yargıtay`ın vereceği kararın, yeni bir sayfa açılması bakımından
önemli olduğunu ileri süren Avukat Kanar, yerel mahkemedeki yargılamada
özgür ceza hukuku anlayışının egemen olmadığını savundu.
``Sanığa (bebek katili),
(canavar) demek kolaydır. Ancak bu, problemleri çözmez. Yargıçlar birer
filozoftur, sosyologtur`` görüşünü savunan Kanar, yargıçların, suçun altında
yatan gerçek
nedenleri de araştırması
gerektiğini ileri sürdü. Kanar, ``Suç, sanık zembille inmedi. Suçun ekonomik,
politik ve sosyal nedenlerini yargıçların değerlendirmesi gerekir`` diye
konuştu.
Kanar, yerel mahkemenin
280 sayfadan oluşan kararının gerekçesiz olduğunu iddia etti.
Sanığın yakalanmasından itibaren
Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu`na uyulmadığını savunan Kanar, sanığın yakalanmasının
da iç ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu öne sürdü. Kanar, Başbakanlık
Kriz Yönetim Merkezi`nin davada belirleyici olduğunu kaydetti.
Müdahil ve savunma avukatlarının
sayısının sınırlandırılmasının da yasaya aykırı olduğunu iddia eden Avukat
Kanar, İmralı Adası`ndaki duruşmalarda aleniyetin sağlanmadığını savundu.
Kanar, ``Devlet, davanın TRT ve Anadolu Ajansı aracılığıyla tek taraflı
ve istediği doğrultuda yansımasını sağladı. Sanık avukatlarının savunması,
kamuoyuna yansıtılmadı`` dedi.
Avukat Kanar, delillerin
değerlendirmesinin yapılmadığını, eylemlerle ilgili maddi kayıtların raporlarının
tartışılmadığını önü sürdü.
Ercan Kanar, İmralı Adası`ndaki
duruşmanın adil ve tarafsız yapılmadığını ve müvekkilinin savunma hakkının
kısıtlandığını öne sürerek, Öcalan`ın idam cezasına çarptırılmamasını istedi.
Ankara 2 Nolu DGM`nin idam
kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmelere
aykırı olduğunu öne süren Kanar, bu sözleşmelerde dürüst ve adil yargılanma
hakkının kriterlerinin ayrıntılı biçimde yer aldığını ifade etti.
İmralı Adası`ndaki davada,
bu sözleşmelerin öngördüğü fırsat eşitliği ve savunma açısından yeterli
imkan verilmesi ilkelerinin uygulanmadığını savunan Kanar, ayrıca yerel
mahkemenin kararının
gerekçeden yoksun ve Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu`na (CMUK) aykırı olduğunu ileri sürdü.
Kanar, ayrıca, İmralı Adası`nda
bir kişi için cezaevi ihdas edilmesinin de yasalara aykırı olduğunu ifade
etti. Bu cezaevinin yönetmeliğinin İnsan Hakları Mahkemesi`nin uyarısı
üzerine sonradan
çıkarıldığını ileri süren
Kanar, ayrıca müvekkilinin 45 klasör ve binlerce belgeden oluşan dava dosyasını
incelemeden mahkemeye çıkarıldığını öne sürdü.
Ankara 2 Nolu DGM`nin kararına
esas yönünden de itiraz eden Kanar, mahkemenin suçu tartışırken fotoğrafı
iyi çekmesi ve haritayı iyi çıkarması gerektiğini bildirdi. Ana dil yasağı,
olağanüstü hal uygulamasının süreklilik kazanması, özel tim, koruculuk
gibi gerçeklerin görmezlikten gelinemeyeceğini kaydeden Kanar, ``Mahkemenin
yaptığı değerlendirmede PKK sıradan bir terör örgütü gibi değerlendirilmiş.
Bu, OHAL Valiliği ve İçişleri Bakanlığı
tespitlerine de aykırıdır``
diye konuştu.
Terör örgütünün eylemleri
sıralanırken, yaşamını kaybeden 30 bin kişi arasında PKK mensuplarının
bulunduğunun da belirtildiğini kaydeden Kanar, terör örgütünün 100 bin
civarında taraftarı bulunduğunu öne sürdü.
Yerel mahkemenin, suç vasfında
da yanlış saptama yaptığını ileri süren Kanar, müvekkili hakkında TCK`nın
125`inci maddesinin değil 168`inci maddesinin uygulanması gerektiğini savundu.
Olayda, ``zarar suçu`` bulunduğunu öne süren Kanar, 168`inci maddenin bağımsız
bir suç olduğunu ve ikame edilmemesi gerektiğini belirtti.
Müvekkilinin PKK`lı teröristleri
azmettirmediğini de iddia eden Kanar, bu teröristlerin eylemlerini kendi
iradeleriyle gerçekleştirdiklerini ileri sürdü.
Kanar, savunmasının son
bölümünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin Ek-6 numaralı protokolünün
idam cezasının kaldırılmasını öngördüğünü anımsatarak, Türkiye`nin de 2000
yılına
girerken bu cezayı yasalarından
çıkarması gerektiğini savundu. Kanar, ``2000 yılına girerken, ölüm cezasına
karşı bir mahkememiz var demek istiyoruz. Şiddetsiz bir toplumun önünün
açılmasına mahkemenizin katkısı olacaktır`` diyerek sözlerini tamamladı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi,
sanık Abdullah Öcalan`ın temyiz istemine ilişkin kararı 25 Kasım 1999 Perşembe
günü yapılacak duruşmada açıklayacak.
Öcalan'ın
savunması tam metin
Avukatların
savunması tam metin
|