Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
TBMM KARARI
ÖNERGE METNİ
RAPOR GÖRÜŞMELERİ
YÜCE DİVAN'A SEVKEDİLENLER
YÜCE DİVAN

YÜCE DİVAN'A SEVKEDİLENLER...
Özkan ve Önal hakkındaki önergenin görüşülmesi...
9 Aralık 2003
 
57. Hükümet'te Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Hüsamettin Özkan ile Devlet Bakanlığı görevinde bulunan Recep Önal'ın Yüce Divan'a sevk kararı...
 

Türkiye Halk Bankasının zarara uğramasına sebep oldukları, usulsüz işlemlerin yapılmasına imkân sağladıkları iddiasıyla Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal haklarında  Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önerge, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekili tarafından 13 Kasım 2003'de TBMM Başkanlığına verildi.

18 Kasım 2003'de TBMM Genel Kurulu'nda okunan önerge, Genel Kurul'un 9 Aralık 2003 tarihli 25. Birleşiminde görüşüldü, 17 ret oyuna karşın 409 oy ile kabul edildi ve Soruşturma Komisyonu Kuruldu. 14 Ocak 2004'de çalışmalarına başlayan Meclis Soruşturması Komisyonu, raporunu  27 Mayıs 2004 tarihinde sonuçlandırdı.

Özkan ile Önal'ın Yüce Divan'da yargılanmasını öngören Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu, TBMM Genel Kurulu'nda 15 Haziran 2004'de (22. Dönem 2. Yasama Yılı 101. Birleşim) görüşüldü ve kabul edildi. Oylamaya 409 milletvekili katıldı. Yüce Divan'a sevk kararı, 34 ret oyuna karşılık 356 oy ile alındı. 14 milletvekili çekimser kaldı, 5 oy boş çıktı.

TBMM Genel Kurulu'nun 811 numaralı kararı, 19 Haziran 2004 tarih 25497 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı.
 

AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin TBMM Genel Kurul'u görüşmeleri şöyle:
(9 Aralık 2003 - 22 Dönem 2. Yasama Yılı 25. Birleşim)

BAŞKAN (Başkanvekili Sadık YAKUT) - Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine; şahısları adına, üç üyeye ve son olarak da haklarında soruşturma istenmiş bulunan Devlet Eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet Eski Bakanı Recep Önal'a söz verilecektir.

Konuşma süreleri 10'ar dakikadır.

Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 18.11.2003 tarihli 19 uncu Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştı; bu nedenle, soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Şahısları adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz, Samsun Milletvekili Mustafa Demir, Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan, Konya Milletvekili Kerim Özkul, Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan.

İlk söz, önerge sahibi olarak Sayın Hüsnü Ordu'ya aittir; ancak, önerge sahipleri adına kim konuşacak?

HALUK İPEK (Ankara) - Kütahya Milletvekili  Sayın Hüsnü Ordu konuşacak, efendim.

BAŞKAN - Buyurun Hüsnü Bey.

BAŞKAN - Buyurun Hüsnü Bey. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Ordu, konuşma süreniz 10 dakikadır.

HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Türkiye Halk Bankasının, özellikle uygun olmayan yöntem ve usullerle ilgili ve yetkili denetim kuruluşlarının soruşturma raporlarını defalarca ortaya koyup, Halk Bankasının yöneticileri hakkında savcılık araştırması istenildiği halde, dönemin ilgili Başbakan Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Sayın Recep Önal'ın, gerekli tedbirleri zamanında almayarak görevlerini yerine getirmemek suretiyle Türkiye Halk Bankasının zarara uğramasına sebep oldukları, bu raporlarla ilgili yasal soruşturma izinlerini geciktirdikleri, savsaklandığı ve bu nedenlerle usulsüz kredi işlemlerinin yapılmalarına imkân sağlamaları sebebiyle, bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinin ikinci fıkrasına uyduğu iddiasıyla, Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasıyla ilgili, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, öncelikle, bir kamu bankası olan Türkiye Halk Bankasıyla ilgili soruşturma konusunda Yüce Heyetinizi bilgilendirmek istiyorum.

Türkiye Halk Bankasındaki üst düzey kamu yöneticileriyle ilgili, örneğin, genel müdür, genel müdür vekili ve yönetim kurulu üyeleriyle ilgili, ilgili devlet bakanlığının, savcılıktan talebi, istemi olmasına rağmen, bu talep iznine uygun görüş vermesi gerekiyor; ama, aynı bankada, bu saydığım yöneticilerin dışındaki yöneticilerle ilgili böyle bir talep izni gerekmiyor. Öncelikle , bunu ortaya koymak istiyorum.

Şimdi, bunu ortaya koyduktan sonra, ülkemizin, bugün, ekonomik ve siyasî anlamda dibe vurmasının en önemli nedenlerinden birinin altında gerek kamu bankalarındaki gerekse özel bankalardaki farklı uygulamalardan dolayı bir dönemin getirdiği ve milyarlarca dolarla ifade edilen kaynaklarımızın heba edildiğinin yatması, acı bir gerçektir. Bu durum itibariyle, bugün, bu ülke coğrafyasında doğan her bir ferdimiz, maalesef, borçlu olarak doğmuş oluyor.

Bu konuya giriş yaparken, öncelikle, bir kamu bankası olan Türkiye Halk Bankasının ana statüsünde belirlenen amaçlara yönelik olan hizmet ve görev anlayışını, burada, ortaya koymamız gerektiğine inanıyorum. Bunu söyledikten sonra, yine, belli bir dönemde, Türkiye Halk Bankasının büyük ağırlık olarak 10 holding ve gruba kredi verme işleminin asıl amaca uymadığını, çok açık bir şekilde görmüş olacağız.

Türkiye Halk Bankası, 1933 yılında, Yüce Meclisten geçmiş bir kanunla kurulmuş; daha sonra, 1950 yılında görevleri genişletilmiş; daha sonra da, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre Halk Bankası anastatüsü belirlenmiş. Şimdi, buraya baktığımızda, özet olarak ifade etmek gerekirse, ülkenin tasarruf birikimine katkıda bulunmak, esnaf, sanatkâr, küçük ve orta ölçekli sanayi ile diğer sanayi kuruluşlarını desteklemek ve kredi vermek amacıyla kurulmuş bir bankamızdır.

Bugün, Mecliste, bir kamu bankası olan Türkiye Halk Bankasına baktığımızda, geçmiş dönemlerde etkili ve yetkili, gerek Yüksek Denetleme Kurulu üyelerinin gerek Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu yetkililerinin gerekse banka murakıplarının vermiş olduğu veya önermiş olduğu çok ciddî soruşturma taleplerine rağmen, dönemin yetkili bakanının, bu konuda soruşturma talebine yönelik talepleri, istekleri -bunu iki şekilde; ister kendi bürokrasisinin kendine verdiği bilgiler dışında, isterse kötü niyetli olarak değerlendirebiliriz- bir şekilde, bu savsaklamalardan dolayı, soruşturma süresini uzatması ve bu süreç sonunda meydana gelen olayları burada ortaya koymak istiyorum.

Başbakan Eski Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkan'ın Türkiye Halk Bankasından sorumlu olduğu 1997 yılı ile 2000 yılları arasında, Halk Bankasının -bunun altını çizmek istiyorum- takipteki alacakları 12 trilyon lira iken, 2001 yılı sonu itibariyle 1,1 katrilyon liraya ulaşmıştır. Bunlara, faizi ve kur risklerini de kattığımız zaman, bugün, bu konuştuğumuz rakam, 2001 yılı sonu itibariyle 3,5 katrilyon lira olmuştur. Geriye gidip, beş yıllık bir tabloya bakacak olursak, Türkiye Halk Bankasının alacakları 1997'de 12 trilyon, 1998'de 53 trilyon, 1999'da 150 trilyon, 2000'de 375 trilyon, 2001 yılında 1,1 katrilyon liradır. Bu artışlara baktığımızda, özellikle 1997 ile 1998 arasında, önceki yıla göre, yüzde 326'lık bir artış, açık olarak gözükmektedir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporlarındaki suiistimale neden olan usulsüz konuları ortaya koyduktan sonra, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporlarında da zikredildiği gibi, konuları ana başlıklarıyla siz değerli milletvekilleriyle paylaşacak olursak:

Halk Bankasının 2000 yılı sonu itibariyle nakdî ticarî kredilerinin yüzde 81,8'ini özellikle 10 gruba, holdinge kullandırdığı...

1999 yılı YDK raporuna göre, banka kredisi kullandırılan holdinglere ait 7 bankanın yönetim ve denetimine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından el konulmuş olup, bu durum, bankanın asıl amaç ve faaliyetleriyle ilgili değil, finans sektöründe bir destek olarak uygulama yaptığının bir göstergesidir.

Yine, 1996 ve 1997 yıllarında, yurt dışından buldukları firmaların, kredilerle ilgili, dövize natık teminat mektubuyla özellikle yurt içinde kredi bulma imkânı olmayan firmalara bile yurt dışından teminat karşılığı kredi bulma olanakları sağlanmıştır; daha sonra bu krediler ödenmediği için, yine banka kaynaklarından ödenmek suretiyle, buradaki kaynaklar çok daha fazla bir miktara gelmiştir.

Bu konularla ilgili soruşturma izni verilmediği ve savsaklandığı için, haklarında soruşturma talebi olanlar usulsüz kredi vermeye devam etmişler ve soruşturma izni bakan oluruna tabi olmayan diğer yetkililer, soruşturma iznine tabi firmaların kredi işlemleriyle ilgili mahkûmiyet kararı almışlardır.

Bunlara ait iki özel örnek verecek olursak; birincisi; Yenişehir Şubesi, 526 sayılı firmanın kredi durumu: 1997 yılı itibariyle 3,2 trilyon lira olan firma riski, 1998, 1999 ve 2000 yıllarında ilave kredilerle 45 trilyon liraya çıkmıştır. Bu firmaya açılan dava halen devam etmektedir.

İkincisi; 1996 yılında, Beyoğlu Şubesinden usulsüz olarak kredi kullandığı iddia edilen bir firmayla ilgili, bakan, soruşturma izni...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ordu, konuşmanızı toparlar mısınız.

HÜSNÜ ORDU (Devamla) - Toparlıyorum.

Sonuç olarak şunları ifade etmekte fayda var: Haklarında soruşturma talepleri bulunan, 1995 Haziran ayında bankaya genel müdür olarak atanan Yenal Ansen ve bir iki değişiklik hariç, yönetim kurulu üyeleri, 2001 yılı Nisan ayına kadar, usulsüz kredi işlemlerinin eleştirildiği... Savcılık tarafından soruşturma talebi olduğu halde, ilgili bakan ve Sayın Hüsamettin Özkan'ın kendi ifadesiyle, bu noktada takdir yetkisini kullanmadığı için, soruşturma açılması istenilen bazı firmalara büyük montanlı yeni krediler verilmeye devam edilmiştir. Bu suretle, banka zararları artmıştır.

Halk Bankasından, ülke siyasîlerinden işadamlarına, işadamlarından büyük medya gruplarına kadar, ülkemizin etkili isimlerine kredi kullandırıldığı görülmektedir. Bu aşamada çıkan -önemli bir nokta- 4616 sayılı Yasayla, Türk Ceza Kanununun zamanaşımını düzenleyen maddesi kapsamına girerek, soruşturmaya tabi olan 37 adet konunun 2'si hariç, diğerleri zamanaşımına uğramıştır. 1997 yılında bankanın takipteki alacağı 12 trilyon lira iken, 2001 yılı sonu faiz ve kur farklarıyla rakam 3,5 katrilyon liraya ulaşmıştır.

Yüce Heyetinizin takdirlerine sunarım.

Saygılarımla. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ordu.

Şahsı adına söz isteyen Fahrettin Poyraz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halk Bankasındaki uygulamalarla ilgili olarak denetim görevini yerine getirmediği gerekçesiyle dönemin ilgili bakanları Hüsamettin Özkan ve Recep Önal hakkında soruşturma komisyonu kurulması hakkındaki önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, Halk Bankası, esnaf ve sanatkârlar ile küçük ve orta ölçekli sanayi sektörünü kredilendirmek amacıyla kurulan bir bankadır. 2000 yılı sonu itibariyle 424 trilyon lira gibi bir nakdî kredi kullandırmıştır; ama, burada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus vardır ki, Halk Bankasının o yıl itibariyle kullandırdığı kredinin yüzde 81,8'i 10 grup ve holdinge kullandırılmıştır.

Sayın Özkan'ın, 10.4.2001 tarihindeki Meclis Genel Kurulunda, Halk Bankasındaki usulsüzlükleri gündeme getiren Sayın Nazlı Ilıcak'ın konuşmasına verdiği cevapta, biraz da iftihar ederek, övünçle belirttiği, önceki dönemlerde 300 000 olan esnaf ve sanatkâra açılan kredi sayısının, kendisi döneminde 1 500 000'e çıkarıldığını iddia etmiştir.

Tabiî, bu rakamlar, belki ilk bakışta insanın gözüne hoş gelse de, diğer taraftan, tam aksine vahim bir tabloyu da ortaya koymaktadır; çünkü, siz, bankanın var olan ticarî kredilerinin yüzde 81,8'ini 10 gruba kullandırıyorsunuz, geri kalan yüzde 18,2'lik kısmını ise övünülen 1 500 000 esnaf ve sanatkâra kullandırıyorsunuz. Bunun sonucunda, Sayın Hüsamettin Özkan'ın, Halk Bankasından sorumlu Devlet Bakanı olarak görevde kaldığı 1997 yılında 12 trilyon lira olan banka takibi, görevden ayrıldığı tarihte 1,1 katrilyon liraya ulaşmıştır. 2003 yılı itibariyle -arkadaşlar, bu, son rakamdır- buradaki faiz ve alacaklarla birlikte bu rakam, yaklaşık 5,5 katrilyon liraya ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, bugün 5,5 katrilyon liraya ulaşan Halk Bankası batık kredilerinin oluşumunda ve tahsil edilememesinde Sayın Özkan'ın rolü nedir; Sayın Özkan, olayların ne kadar içindedir; yoksa, tüm bu gelişmeler için, Halk Bankası bir kamu iktisadî teşekkülüdür, Sayın Özkan, bu kurumun sadece ilgili bakanıdır, bu kredileri bu firmalara Sayın Özkan vermemiştir ve kredinin veriliş aşamasında veya herhangi bir aşamasında imzası yoktur mu diyeceğiz! Kısacası, Halk Bankasıyla ilgili bakan olan Sayın Hüsamettin Özkan, bu bankayla ne kadar ilgiliydi?

Biz, kısa ismiyle “Yolsuzluklarla Mücadele Komisyonu” olarak anılan komisyona Sayın Bakanı davet etmiştik. Kendisiyle, 2001 krizi başta olmak üzere, pek çok konuyu konuşmuştuk; kendisi de, sağ olsun, bu konularla ilgili olarak samimi cevaplar vermişti. Ancak, komisyon üyesi arkadaşlarımızın, Halk Bankasıyla ilgili sorularına verdiği yanıtlar, komisyon üyeleri için oldukça ilginçti.

Şimdi, Sayın Özkan'ın, komisyon üyelerinin sorduğu sorulara verdiği yanıtları tutanaklardan aynen okumak istiyorum.

Sayın Bakana soruluyor: "Sayın Bakanım, daha önce Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunca düzenlenen raporların, Halk Bankasıyla ilgili olduğunuz dönemde size geldiğini söylediniz. Aynı şekilde, Halk Bankasının, günlük olarak, vaziyet; durumu size iletiliyor muydu?"

Sayın Özkan cevap veriyor: "Hayır, hayır. Sayın Başkanım, ben, hayatımda, Halk Bankasına bir sefer iftar yemeğine gittim; ne adresini bilirim, ne şeyini... Ben, başka türlü bir idarecilik yaptım burada. İlgili bakan -ilgili banka demek istiyor herhalde- çok özerk çalıştı. Hiçbir gün ne telefon ederim, ne de yanına gittim, ne yerini bilirim; bir sefer yeni binasına iftar yemeğine gittim; ne eski binasındaki Genel Müdürlük binasına katıldım ne de orada bakanlığa ayrılmış bir yerim  vardı, ona gittim. Halk Bankasının H'sini bile bilmem."

Ergün Dağcıoğlu soruyor: "Efendim, o zaman niye size bağlandı?" Hüsamettin Özkan cevaplıyor: "Onu bilmiyorum vallahi."

Yine, devamında, Sayın Yüksel Çorbacıoğlu soruyor: "Sayın Bakanım, bakanlık yaptığınız dönemde, tabiri caizse, hükümetin koordinatör bakanı gibi önemli bir görev üstlendiniz. Siyasî yönüyle, hükümetin icraatı yönüyle, vaktinizin önemli bir kısmını bu mesaiye ayırdığınızı düşünüyoruz, görüntü de oydu; ancak, bildiğiniz üzere, bağlı olan bankanın denetim sorumluluğu sizin üzerinizde, yasal olarak denetim sorumluluğunuz var. Biraz önce, ifadenizde dediniz ki 'Halkbankla ilgili bir kez iftar yemeğine gittim.' Denetim sorumluluğu üzerinizde olan bir bankanın 'yerini veya işlemlerini dahi bilmiyorum' diyerek, bu sorumluluğu yerine getirmediğinizi düşünüyor musunuz? Bugün, aslında, o günlerde yapılan veya işte, söylenen -ki, bizim, bu komisyonumuzun çalışmasının önemli bir alanını teşkil eden- bankaların hortumlanması diye tabir ettiğimiz yolsuzluklar konusunda en büyük sancımızı oluşturan bu bankalar, bu kadar önemli bir konuda, aslında, şimdiki düşünceme göre, daha bir denetim sorumluluğunu yerine getirmem gerekirdi, daha inceden hareket etmem gerekirdi, biraz daha vakit ayırmam gerekirdi diye düşünüyor musunuz?"

Hüsamettin Özkan Bey cevap veriyor: "Sayın Başkanım, sayın üyem; ben, sizin, biraz evvel söylediğiniz gibi bir konumdaydım. Hakikaten, bir tarafa bir mesai verecek bir konumda olmadım. Ha, bu, bana, bakmamamı gerektiren bir neden olmaması gerekirdi. Şimdi, bugün onu görebiliyorum, o gün, benim bunu görebilecek bir konumum yoktu. Bunu, burada, benimle beraber; yani, muhalefet olan bir arkadaş bile bilir, biraz evvel söylediğiniz gibi; fakat, denetimi yapan..." vesaire, vesaire gidiyor. Uzatmayayım, bir cümle daha okuyayım ve geçeyim.

"Keşke, vicdanî sorumluluk olarak, böyle şeylere daha fazla zaman ayırabilseydim; ama, ayırma fırsatım hiçbir zaman olmadı, olamadı; ama, burada, bu demek değildir ki, ben, yüzde 100, buna, aman efendim, böyle bir hadise olsun; hayır, olmasın, keşke olmasaydı" gibi ifadeler... Konuşma tarzı bu, cümleler biraz düşük.

Eski Sayın Bakan, komisyondaki ifadelerinde kısa ve özet bir şekilde diyor ki; vaktim yoktu, Halk Bankasıyla ilgilenemedim, mecburen ilgilendim, daha fazla vakit ayıramadım. Yani, bir anlamda, sanki, eski Bakan, o dönemde vakit ayıramamanın pişmanlığını yaşıyor.

Peki, milletin malı olan Halk Bankasının uygulamalarını, milletin seçerek görevlendirdiği, emanetini kendisine verdiği bir milletvekili, bir bakan, takip edemediğinde, bu işleri kim yapıyor? Elbette ki, kanunda bunların yeri var; yani, bakanların ve diğer kamu görevlilerinin inisiyatifine bırakılmamış -vaktimiz az, özetle söylüyorum- bunlar da, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, bankanın kendi denetim kurulları ve suç teşkil eden hususlarda bankalar yeminli murakıplarıdır.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, 1996, 1997 ve 1998 yıllarına ilişkin, belli hususlarda suç teşkil eden konulara yönelik olarak, Hazine Müsteşarlığı Bankalar Yeminli Murakıpları Kuruluna yazı yazıyor ve "şu şu konularda, ilgililer hakkında soruşturma yaptırılması" diyor. İlgililer hakkında soruşturma yaptırılıyor; bankalar yeminli murakıpları, 1996, 1997, 1998 yıllarıyla ilgili olarak suç teşkil eden hususları buluyor ve yine o dönemin Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner imzasıyla, bunlar, cumhuriyet savcılığına gönderiliyor ve cumhuriyet savcısı da, bu konuları önemli bulup takipsizlik kararı vermeyerek ilgili kamu görevlileri hakkında dava açmak üzere, bankanın bağlı bulunduğu bakandan izin talebinde bulunuyor.

Burada, hepimizin aklına takılacak bir tablo var: Bir taraftan YDK raporları, bir taraftan bankalar yeminli murakıpları raporu, bir taraftan da bu iddiaları ciddî bulan savcının izin talebi. Sonuçta, Sayın Hüsamettin Özkan "burada, tamamen kişisel bir husumet vardır; dolayısıyla, bu raporların, bir de Başbakanlık müfettişleri tarafından incelenmesi gerekir" diyor.

Şimdi, şöyle bir şey aklımıza geliyor mu arkadaşlar: Biliyorsunuz, YDK, yüzlerce KİT'i denetliyor. Her denetlediği KİT'te, karşısına, suç teşkil eden bir husus çıktığı zaman, ilgili bakanlık teftiş kuruluna gönderiyor; eğer, bu suç unsurunu ilgili bakanlık teftiş kurulu da tespit ederse, ilgililer hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuyor; ikili bir denetim var. İlgili bakanlık teftiş kurulu suç duyurusunda bulunurken -mesela Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına bağlı bir kamu iktisadi teşebbüsü olan BOTAŞ'la ilgili- diyor ki "efendim, ayrıca, bunu, bir de Başbakanlık Teftiş Kuruluna inceleteyim." Aynı şeyi Sağlık Bakanlığı yapsa, aynı şeyi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yapsa,  o zaman şunu sormamız gerekmez mi; YDK ne işe yarar, ilgili teftiş kurulları ne işe yarar; Başbakanlık Teftiş Kurulu, bu kadar işin altından nasıl kalkacak?

Vaktimizin sınırlı olması hasebiyle, birtakım şeyleri atlayarak geçmek durumundayım.

Burada önemli bir husus da şudur arkadaşlar: 1997, 1998 ve 1999 yılları YDK raporlarında belirtilen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Poyraz, konuşmanızı toparlar mısınız.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

... hususlar, Sayın eski Bakan tarafından, tekraren, iki defa Başbakanlık Teftiş Kuruluna gönderilerek, yaklaşık iki yıllık bir zaman geçirilmiştir. Bu iki yıllık süre içinde, 1996 ve 1997 yılları YDK raporlarındaki -üstelik, YDK raporunda zamanaşımı özellikle belirtilmiş olmasına rağmen- birkısım hususlar zamanaşımına uğramış; ondan ötesi, özellikle 1999 öncesi bu ilgililer hakkında dava açılmasına izin verilmediği için, bu suçlar, 1999 yılında çıkarılan 4616 sayılı Erteleme Yasasına takılmak zorunda kalmıştır. Yani, bir taraftan suç unsurları zamanaşımına uğrarken, bir taraftan, çıkan af kanunuyla, ilgililerin, burada, ceza alması engellenmiş olmaktadır.

Ben diğer hususlara değinmiyorum. Özellikle, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporlarında, Sayın Özkan'ın yanlı tutum takındığı, ayrıntısıyla belirtilmekte. Eğer soruşturma komisyonu kurulursa, raporlardaki bu gerçekler ortaya çıkacaktır.

Burada belirtilmesi gereken bir husus da şudur: Sayın Özkan komisyonumuza gönderdiği 5 sayfalık cevabî nitelikteki bir yazısında diyor ki: "Efendim, siz beni, bunlara dava açma izni vermedim diye suçluyorsunuz; halbuki, benden sonra Sayın Derviş geldi, o hiç izin vermedi." Yani, burada beni suçlamak yerine, Derviş'i de suçlamanız gerekirdi diye bir sitemi var o yazıda. Ben de kısaca şunu söylüyorum, eminim ki, diğer arkadaşlar da değinecektir: Burada, 4483 sayılı Kanunda, izin verip vermeme takdiri ilgili bakana aittir. Burada olması gereken, bu takdir hakkının zamanında kullanılması. Sayın Derviş bunu kullanmıştır ve bilakis, Sayın Derviş zamanında, Sayın Özkan'ın ertelediği birtakım soruşturma talepleri de sonuçlandırılmıştır.

Ben, burada, Sayın Recep Önal ile ilgili bir konuya da değinmek istiyorum. Sayın Recep Önal'a, biz, komisyonda yine sorduk; dedik ki -tutanaklarda, burada var hepsi- “YDK raporlarının iadesi noktasında, siz, niye böyle bir tutum takındınız?” Kendisi dedi ki: "Benim bu konudan haberim yok; açık söylüyorum ve -özetle söylüyorum- eğer böyle bir şey yapmışsak da yanlış yapmışızdır." Özet olarak, ifadeleri, söylüyorum; buradaki ifadeler de aynen tutanaklarda vardır. Bu anlamda, kendisinin, Sayın Recep Önal'ın imzası olan, Başbakanlığa yazılan bir yazısı da vardır. Burada, YDK tarafından gönderilen tüm temennilerin Yüksek Denetleme Kuruluna iadesini istemektedir. Halbuki, böyle bir hakkı yoktur; böyle bir yetkisi de yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Poyraz, toparlar mısınız.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Arkadaşlar, burada, süre sınırlı olduğu için çok fazla konuya değinmek istemiyorum. Sadece, yine, yolsuzluklarla mücadele komisyonunda Vakıflar Bankası eski Genel Müdürü Hasan Kılavuz'un 23.4.2003 tarihindeki ifadesini okuyup sözlerimi bitireceğim. Sadece ilgili bölümü alıyorum; Sayın Kılavuz diyor ki: "Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanına gittim; dedim ki, ‘üstat, bu size verdiğim raporları size güvenerek verdim; ama, bu raporlar benim patronumun elinde çıktı ve bana baskı var; bu nasıl bir iştir?’ O zaman, bana, kendisinin ifadesi 'yahu, maalesef, bize de çok baskı var' dedi. Bana, açtı, o tarihte Halk Bankasına verilen 40 000 000 dolarlık bir krediden bahsetti ve ‘ben krediyi gördüm. İşte, bunu özellikle Hüsamettin Özkan Bey ilgili yerlere ulaştırmamızı önlüyor dedi." Şimdi, burada suçlayıcı bir ifade var; ama, tutanaklarda yer alan bir ifade bu.

Aslında, ben inanıyorum ki -burada hiç kimseyi suçlamak istemiyoruz- yolsuzluklarla mücadele komisyonu olarak, her iki parti de, bugüne kadar, tarafsız, yansız bir şekilde olayları toparlayıp Meclisin gündemine getirmeye çalıştık ve getirdik de; ama, burada, gerek ticarî sır ve gerekse bankacılık sırrı meselesi noktasında pek çok konuya da ulaşamadık. Bu noktada, ben, gizli kalmış birkısım noktaların da açığa çıkması için, özellikle soruşturma komisyonu kurulmasının faydalı olacağına inanıyorum.

Bu dilek ve temennilerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Poyraz.

Şahsı adına söz isteyen, Samsun Milletvekili Sayın Mustafa Demir; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

MUSTAFA DEMİR (Samsun) - İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, bakanlıkları sırasında ilgili kuruluşların raporlarının gereğinin yapılmasını geciktirerek ve gerekli tedbirleri zamanında almayarak görevlerini yerine getirmemek suretiyle Türkiye Halk Bankasının zarara uğramasına sebep oldukları, usulsüz işlemlerin yapılmasına imkân sağladıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinin ikinci fıkrasına uyduğu iddiasıyla Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu bankalarının açıkları, 2001 yılı şubat krizine yol açan en önemli etkenlerden biri olmuştur. Bu açıklar, haksız kullandırılan kredilerden, alacakların takibindeki gecikmeden, görev zararının şişirilmesinden ve sorumluları hakkındaki raporların hasıraltı edilmesinden kaynaklanmıştır. Bu nakit sıkışıklığı yüzünden, kamu bankalarının ölçüsüzce borçlanmaları faizleri de yükseltmiş, Hazine, kamu bankalarının yüksek nakit talebinin ısıttığı para piyasasından daha fazla bedel ödeyerek borçlanmak zorunda kalmıştır. 2001 yılında kamu bankalarına verilen 23 katrilyon liralık tahvil gayri safî millî hâsılanın yüzde 12'sini oluşturmaktadır. Bu tutarlarla, 2000 yılı sonunda gayri safî millî hâsılanın yüzde 29'unu teşkil eden içborçlara yüzde 12'lik bir yük getirilmiştir. Bu durumun bir parçası da, Halk Bankasındaki zarara neden olan uygulamalarda yatmaktadır. Önergenin konusu olan gelişmeler, Yüksek Denetleme Kurulunun Halk Bankasıyla ilgili 1996 yılı denetleme raporuyla başlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun Türkiye Halk Bankasıyla ilgili 1996 yılı raporunda 2'si idarî, 12'si firmalara açılan kredilerden oluşan 14 konuda, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığından soruşturma yapılması istenilmiştir. 1998 yılında, bunlardan 8 adet konu bankalar yeminli murakıplarınca soruşturulmasından sonra doğrudan cumhuriyet savcılığına intikal ettirilmiştir. Ayrıca, Hazineden sorumlu Devlet eski Bakanı Sayın Güneş Taner tarafından, konunun aciliyetine ve önemine binaen olsa gerek ki, Hüsamettin Özkan'a yazılan 16.11.1998 tarih, 75576 sayılı yazıda, banka yöneticileri hakkında 3182 sayılı Bankalar Kanununun 62/1 maddesi uyarınca, imza yetkilerinin kaldırılması talep edilmiştir. Sayın Özkan, bu talebi yerine getirmek yerine, Yüksek Denetleme Kurulunun Halk Bankasını denetiminde suç unsuruna rastlanması üzerine soruşturma yapılmasını talep etmesi sonunda düzenlenen bankalar yeminli murakıpları raporlarının objektif olmadığı gerekçesiyle, savcılığın yargılama talebine izin vermemiş; vermemekle de kalmayıp raporları geri istemiştir. 24.12.1998 tarihinde Başbakanlıktan aldığı onayla Başbakanlık müfettişlerince inceleme yaptırmaya başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık müfettişlerince 6.7.1999 tarihinde, yani söz konusu, savcılığa müracaattan altı ay geçtikten sonra yapılan inceleme neticesinde, murakıp raporlarına paralel rapor tanzim edilmiş, ilave olarak sorumluluk konusuna banka yönetim kurulu üyelerinin de dahil edilmesi istenilmiştir. Ayrıca, söz konusu Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda, objektiflik konusunda, bankalar yeminli murakıplarınca hazırlanan raporlar için, bütün raporların Türkiye Halk Bankası kayıt, belge ve bilgilerine dayalı olduğunun müşahede edildiği; bu raporlar hakkında cumhuriyet savcılıklarına kovuşturma yapılmasını sağlayacak izin verilmesi veya verilmemesinin, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11/d maddesine göre, Halk Bankasının bağlı bulunduğu Sayın Devlet Bakanının takdirlerine bağlı olduğu belirtilmiştir. Buna rağmen, savcılık izni konusunda bir gelişme yaşanmamıştır. Sayın bakana ait olan takdir yetkisi, soruşturma lehine hâlâ kullanılmamıştır.

Bu kez, altı ay süreden sonra, 1.2.2000 tarihinde Başbakanlıktan alınan ikinci bir onayla, tekrar, daha önce üç kez incelenmiş olan konularla ilgili incelemeler istenilmiştir. Tabiî, bu arada, 1996 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporlarına, 1997 yılı denetleme raporu, 1998 yılı denetleme raporu da eklenmiştir. Bunlarla ilgili soruşturmalar da Başbakanlık müfettişlerince tekrar inceleme konusu yapılmıştır.

Başbakanlık müfettişleri tarafından 4.7.2000 tarihinde düzenlenen raporda 7 adet konuya aynen katılınmış, 4 adet konuda ise farklı görüşler raporda yer almıştır. Bu arada, 1996 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporunda yer alan 31, 35 ve 40 no’lu temennilerle ilgili hâlâ bir soruşturma yapılmamıştır. Sayın eski Bakanın kollaması sayesinde 1995 yılında göreve gelen genel müdür ve yönetim kurulu, 2001 yılına kadar görevde kalmışlar, banka yönetimi, 4603 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle, ancak Nisan 2001’de tümüyle değişmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu konularla ilgili, hatırlarsanız, kamuoyunda, Cumhurbaşkanımız, o zaman Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunu devreye sokmuş idi. Adı geçen, söz konusu savcılık incelemesine müsaade etmeyen; Devlet Denetleme Kurulu, Bankacılık Yeminli Murakıpları, Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarını dikkate almayan Sayın eski Bakanın uygulamalarının incelenmesi neticesinde, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca Halk Bankasıyla ilgili olarak düzenlenen 30.7.2001 tarih ve 2001/4 sayılı araştırma ve denetleme raporunun "İşleme Konulmayan Raporlar" başlıklı bölümünde de -sayfa 66-73- belirtildiği üzere Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu temennileri çerçevesinde yasal zorunluluk sonucu bankalar yeminli murakıplarınca düzenlenip savcılıklara intikal ettirilen, bankanın 1996 yılına ilişkin işlemleriyle ilgili raporlar bankanın bağlı bulunduğu Devlet Bakanının izin vermemesi nedeniyle işleme konulamamıştır.

İşleme konulamayan dosyalar savcılıktan geri istenmiş ve Başbakanlıktan alınan olur çerçevesinde tekrar Başbakanlık müfettişlerince incelettirilmiş ve sonucunda 6.7.1999 tarih, 14/99-150/33 sayılı rapor tanzim edilmiştir. Başbakanlık müfettişlerince düzenlenen raporda bankalar yeminli murakıplarınca düzenlenen raporlara herhangi bir eleştiri getirilmemiş, söz konusu raporların adlî mercilere intikal ettirilip ettirilmemesinin kuruluşun bağlı olduğu Devlet Bakanının takdirinde olduğu vurgulanmıştır. Ancak, söz konusu rapordan sonra da ilgili Devlet Bakanlığınca raporlar yargıya intikal ettirilmemiş, sadece, konunun basında geniş bir şekilde yer almasından sonra raporların bir kısmıyla ilgili yargılama izni verilmiştir. Adlî mercilerce yargılama için ilgili Devlet Bakanlığınca, izin istenen dosyalara izin verilmezken, yönetim kurulu kararlarıyla açılmış aynı kredilerle ilgili bazı dosyalarda izne tabi olmayan diğer yetkililer hakkında dava açılmış ve mahkûmiyet kararı verilmiştir. Haklarında usulsüzlük iddiası olan yöneticiler görevlerinde tutulmaya devam edilmiş, hatta bazıları terfi ettirilmiştir. Büyük montanlı yeni krediler verilmek suretiyle banka zararı ayrıca artırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; haklarında, Türk Ceza Kanunu uyarınca işlem yapılması gereken banka yöneticilerinin ısrarla görevde tutulmasıyla ilgili olarak, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca düzenlenen raporun 63 üncü sayfasında, sorumlular arasında aynı isimlerin yer aldığı görülmektedir ve "yıllardan beri yazılan raporlardaki ağır suçlamalara rağmen, sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapılmamış, adı geçen şahıslar, bankanın yeniden yapılandırılması aşamasına kadar görevlerine devam etmişlerdir. Haklarında bu kadar iddia bulunan banka yöneticilerinin uzun süre ısrarla görevde tutulması ile tahsil edilemeyen kredi tutarları ve korunup kollanan kredi borçluları arasında doğrusal bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır, ulaşılmıştır" ibaresi yer almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Demir, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

MUSTAFA DEMİR (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Hüsamettin Özkan'ın Halk Bankasından sorumlu olduğu dönemde, kendisine iletilen Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında yer almasına ve soruşturma açılması istenmesine rağmen, gerekli soruşturmaların yaptırılmadığı... Bazı kredi işlemlerinde, yukarıdaki ifadeyi doğrular nitelikte olan, Halk Bankası yöneticileri ile kredi kullanan firmalar arasında çok özel ilişkilere rastlamak mümkündür.

"Bankalar yeminli murakıpları tarafından düzenlenen raporlar, zamanında işleme konulmamakta ve çeşitli gerekçelerle, Başbakanlık Teftiş Kuruluna gönderilerek zaman kaybedilmektedir. Sorumluların yargı önüne çıkmasını uzun süre engelleyen ve banka zararının büyümesine neden olan bu uygulamadan vazgeçilerek, raporların belirli bir süre içinde işleme konulmasını zorunlu hale getirecek düzenlemeler yapılmalıdır" ibaresi, yine, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun raporunda yer almıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada çok önemli bir noktada, Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında istenen soruşturma sonuçlarının çok geç gelmesi veya bir bölümünün, bankanın 1999 yılı faaliyetlerinin denetimi sırasında gelmemiş olması dolayısıyla, banka hakkındaki Yüksek Denetleme Kurulu raporunun 149 uncu sayfasında şöyle denilmiş ve "Türk Ceza Kanunu açısından genel zamanaşımı 1 ilâ 5 yıl olup, Yüksek Denetleme Kurulunun 1996 yılı raporunda yer alan temennilerle ilgili olarak zamanaşımı dolmak üzeredir. İlgili bakanın zamanında takibat yapabilmesiyle ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının talebi imzalamaması nedeniyle dosyaların zamanaşımına uğraması ihtimaliyle birlikte ilgili ve yetkililerin sorumlulukları da gündeme gelecektir" uyarısında bulunulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu uyarılara rağmen, görüleceği üzere, geciktirilerek, gereği zamanında yerine getirilmeyen 37 temenniden 25'inde, Türk Ceza Kanunu açısından suç işlendiği sonucuna varılmış; ancak, 4616 sayılı Yasa ve zamanaşımı nedeniyle sorumlular hakkında müeyyide uygulanamamıştır.

Tüm bunların neticesinde, bankalar yeminli murakıplarınca düzenlenen raporlara istinaden, savcılıklarca istenilen yargılama izinlerine iki yıl süreyle cevap verilememesinin yanı sıra, Halk Bankasıyla ilgili usulsüz işlemlerin, Yüksek Denetleme Kurulu denetçileri ve bankalar yeminli murakıplarınca düzenlenen raporlarda ayrıntılı bir şekilde belirtilmesine, Halk Bankası eski Genel Müdürü Yenal Ansen ve diğer yöneticiler hakkında davalar açılmasına ve basında, bankanın usulsüzlükleri geniş bir şekilde yer almasına rağmen gerekli tedbirler, dönemin ilgili Devlet Bakanı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Demir.

MUSTAFA DEMİR (Devamla) - ...Sayın Hüsamettin Özkan tarafından alınmamış, hatta, bankalar yeminli murakıplarının düzenledikleri raporlar, Yüksek Denetleme Kurulunun talebine istinaden düzenlendiği halde tarafsız olmamakla suçlanmış, sonuçta usulsüz işlemlerin devamına dolaylı bir şekilde müsaade edilmek suretiyle, bankayı, yönetim kurulu-genel müdürlük- şube işbirliğiyle organize biçimde zarara uğratanlara imkân sağlanmıştır.

Sayın Özkan'ın Halk Bankasından sorumlu Devlet Bakanı olarak göreve başladığı 1997 yılının sonunda 12 trilyon lira olan takip tutarı, görevden ayrıldığı yıl sonunda 375 trilyon liraya, görevden ayrıldıktan sonraki 2001 yılında ise, sorumlu olduğu dönemde intikal ettirilmeyen kredilerin takibe intikal ettirilmesiyle 1,1 katrilyon liraya ve bugünkü faizleriyle birlikte 5-5,5 katrilyon liraya ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradaki izahatlardan anlıyoruz ki, Sayın eski Bakanımızı -Başbakan Yardımcılığı gibi çok önemli bir mevkie gelmiş olan bir kamu görevlisini, Parlamento üyesini- icrada görev alması esnasında, Yüksek Denetleme Kurulu raporları ikna etmemiş; bankalar yeminli murakıplarının raporları ikna etmemiş; Başbakanlık Teftiş Kurullarının raporları ikna etmemiş; Sayın Güneş Taner'in, o günkü imza yetkilerinin kaldırılması uyarısı ikna etmemiş; 1997 yılından 2002 yılına kadar geçen beş yıllık bir zaman dilimi içerisinde Halk Bankasınca verilen kredilerin ne aşamada olduğunu, raporların neyi anlatmak istediğini Sayın Bakanımız anlayamamış; ama, 2002 yılına geldiğimizde, görüyoruz ki, Sayın Bakanına yapılan her türlü uyarıya rağmen kendisi tek kalmış ve ortaya çıkan porte ise, bugün, Türk Halkına yüklenilen 5,5 katrilyonluk bir yük olagelmiştir. En iyimser şekliyle, Sayın Bakanın buradaki sorumluluğunu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Demir, süre çok uzadı. Biliyorsunuz, gündem çok yoğun; son sözlerinizi alalım.

Buyurun Sayın Demir.

MUSTAFA DEMİR ( Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanın sorumluluğuyla ilgili, verilen bu soruşturma önergesinin son derece yerinde olduğu kanaatini huzurlarınızda beyan ediyorum. Benim kendi şahsî kanaatime göre, netice itibariyle, tüm bu kollamaların, Halk Bankası mevcut Yönetim Kurulunun beş yıl ayakta kalmasının esas nedeninin, kredi verilen kuruluşların, soruşturulması istenen kredilerin takibinin kollanması amacına yönelik olduğunu belirtiyor, önergeye olumlu oy vereceğimi beyan ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Demir.

Şahsı adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fatih Arıkan.

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) - Konuşmaktan vazgeçtim efendim.

BAŞKAN - Sayın Arıkan vazgeçti.

Konya Milletvekili Sayın Kerim Özkul?..

KERİM ÖZKUL (Konya) - Vazgeçtim efendim.

BAŞKAN - Sayın Özkul da vazgeçti.

Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan?..

SABRİ VARAN (Gümüşhane) - Vazgeçtim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Varan da talebinden vazgeçti.

Sayın milletvekilleri, son söz, haklarında soruşturma istenilen Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'a ve Devlet eski Bakanı Recep Önal'a aittir; ancak, Sayın Özkan ve Sayın Önal şu anda Genel Kurulda bulunmamaktadırlar, bu sebeple söz veremiyoruz.

Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal haklarında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Anayasanın 100 üncü maddesinin hükmüne göre oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız.

Oylamaya başlamadan önce, oylamanın yöntemiyle ilgili olarak bazı açıklamalarda bulunacağım.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum:

Komisyon ve hükümet sıralarında yer alan Kâtip Üyelerden komisyon sırasındaki Kâtip Üye, Adana İlinden başlayarak İzmir İline kadar; hükümet sırasındaki Kâtip Üye ise, İzmir ilâ Zonguldak dahil, adı okunan milletvekiline biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterinde işaretleyecektir.

Milletvekilleri, belirlenmiş bulunan bu yerlerden başka yerde oylarını kullanmayacaklardır.

Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, Kâtip Üyeden 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahara, oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Şimdi, gizli oylamaya Adana İlinden başlıyoruz.

(Oylar toplanıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin'in yerine, Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay; Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül'ün yerine, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu oy kullanmışlardır.

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı? Yok.

Sayın milletvekilleri, oylama işlemi bitmiştir.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal haklarında, Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/3) esas numaralı önergesinin gizli oylamasının sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı  : 438
Kabul : 409
Ret : 17
Çekimser : 10
Boş : 2

Buna göre, Meclis soruşturması açılması kabul edilmiştir.

Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince, soruşturma, siyasî partilerin güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak 15 kişilik bir komisyon tarafından yürütülecektir.

Soruşturma komisyonunun iki aylık görev süresinin, komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi tarihinden başlamasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
 


(14 TEMMUZ 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 1999 - 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.