|
Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski
Bakanı Recep Önal hakkındaki Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu'nun TBMM Genel Kurul'u görüşmeleri
şöyle:
(15 Haziran 2004 - 22 Dönem 2. Yasama Yılı 101. Birleşim)
BAŞKAN (Başkanvekili Yılmaz ATEŞ) – (...................)
Sayın milletvekilleri, gündemin Meclis Soruşturması Raporları kısmına
geçiyoruz.
Bu kısmın birinci sırasında yeralan, İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin
Besli ve 63 milletvekilinin, bakanlıkları sırasında ilgili kuruluşların
raporlarının gereğinin yapılmasını geciktirerek ve gerekli tedbirleri zamanında
almayarak görevlerini yerine getirmemek suretiyle Türkiye Halk Bankasının
zarara uğramasına sebep oldukları, usulsüz işlemlerin yapılmasına imkân
sağladıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinin
ikinci fıkrasına uyduğu iddiasıyla Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Sayın H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Sayın Recep Önal haklarında
Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi ve (9/3) esas numaralı Meclis
Soruşturması Komisyonu raporu üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.
BAŞKAN- Komisyon?.. Yerinde.
Meclis Soruşturması Komisyonunun 463 sıra sayılı raporu daha önce sayın
üyelere dağıtılmış ve ilgili eski bakanlara gönderilmiştir.
Rapor üzerindeki görüşmelerde, Komisyona, şahısları adına 6 milletvekiline
ve hakkında soruşturma açılması istenen eski bakanlara söz verilecektir.
Konuşma süreleri Komisyon için 20 dakika, şahısları adına söz alan milletvekilleri
için 10’ar dakikadır. Son söz, haklarında soruşturma açılması istenen eski
bakanlara ait olup, konuşma süreleri sınırsızdır.
Rapor üzerinde söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Telat Karapınar
(Ankara), Şükrü Önder (Yalova), Ertuğrul Yalçınbayır (Bursa), İsmail Değerli
(Ankara).
İlk söz, Sayın Telat Karapınar’ın.
Buyurun Sayın Karapınar.
TELAT KARAPINAR (Ankara)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
konuşmama başlamadan önce, bugün hayatlarını kaybeden İzmir Büyükşehir
Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Piriştina ve Abdurrahman Oğultürk’e Allah’tan
rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 463 sıra sayılı
ve (9/3) esas numaralı Devlet eski bakanları Hüsamettin Özkan ve Recep
Önal hakkında kurulan Meclis Soruşturması Komisyonu raporu üzerinde şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Komisyonumuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13.1.2004 tarihli 41 inci
Birleşiminde üye seçimiyle görevlendirilmiş, 14.1.2004 tarihinde ise ilk
toplantısını yaparak Komisyon organları belirlenmiştir. O tarihten Komisyon
çalışmalarımızın bittiği, raporun hazırlandığı 27.5.2004 tarihine kadar
olağanüstü bir gayret ve mesai harcanmıştır. Bu süre içerisinde 40 civarında
tanık ve ilgili dinlenilmiş, komisyonda görevli uzmanlarımızla birlikte,
mesai mefhumu gözetmeksizin, çok titiz bir çalışma sonucunda bu rapor hazırlanmıştır.
Yeri gelmişken, bizimle ve bizden ayrı olarak 16, hatta, 18 saat çalışıp,
komisyon çalışmalarımıza katkı sağlayan görevli uzman ve çalışanlarımıza
da ayrıca teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, komisyon üyesi bir milletvekili
olarak şunu ısrarla vurgulamak isterim ki, gece gündüz çalışan komisyonumuzun,
siyasal tarihimize adı gibi ak bir sayfa açan Adalet ve Kalkınma Partimizin,
hiçbir zaman devri sabık yaratmak gibi bir düşünce ve gayreti olmamıştır.
İncelemelerimiz ve çalışmalarımızda, bilgi ve belgeler ışığında, ilgili
kişi, kurum, tanık ve uzmanların görüş ve düşünceleri alınarak bir mahkeme
titizliği ve hassasiyetiyle çalışılmış, kişi ya da siyasetçi adları hiçbir
zaman deklare edilmemiştir. Bugün Meclis çatısı altında yer almayan siyasetçilerin
yargısız infazları asla yapılmamış, defalarca kendileri davet edilerek,
saygı çerçevesinde kendileriyle görüşülmüştür.
Komisyon çalışmaları süresince gizliliğe azamî oranda riayet edilerek,
soruşturması yapılan kişilerin haklarına azamî oranda saygı gösterilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; komisyon çalışmalarımızda da
gördük ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük iki krizinin yaşanmasına
giden yolda, komisyonumuzu ilgilendiren konularda yapılanların ve yapılmayanların
ne kadar etkili olduğu görülmüş, ülke kaynaklarının birilerine nasıl peşkeş
çekildiği, yağma Hasan’ın böreği misali nasıl dağıtıldığı üzüntüyle müşahede
edilmiştir.
Komisyonumuzca dinlenilen tanıkların ifadelerinde beyan ettikleri birkısım
hususlar ise -açık söylüyorum- milletimiz adına dehşetle dinlenilmiştir.
Burada bir örnek vermek istiyorum. İşin vahametini anlatabilmek açısından,
bu kredilendirme süreciyle ilgili, kredilerle ilgili, şube müdüründen genel
müdüre kadar birkısım arkadaşlarımızı dinledik ve Halk Bankası mensuplarına
bu kredilerin neden ve nasıl verildiğini sorduk. Şimdi, başlıyoruz. Şube
müdürünü çağırdık, “sayın müdür, bu kredileri, bu istihbarat raporuna göre
nasıl olumlu görüşle teklif ettin?” Cevap: “Efendim, biz, bunu teklif ederiz;
ama, neticede bizim krediler müdürümüz, bu teklifi inceler ve yönetime
sunar. Onun için, bu teklifin fazla bir önemi yoktur.” Krediler müdürünü
dinliyoruz. “Sayın müdür, bu kredileri uygun görüşle nasıl yönetim kuruluna
havale ettin?” “Efendim, biz, şubeden olumlu görüşle gelen teklifi çok
fazla incelemeyiz. Uygun görüş kaşesini basar, yönetime göndeririz.” Yönetim
Kurulu üyesine soruyoruz: “Sayın Kurul üyem, siz, bu kredi için nasıl olumlu
oy kullandınız?” “Efendim, biz, haftada bir kez toplanırdık. Yaklaşık 200
dosya görüşürdük. Çok fazla bakma fırsatımız olmazdı. Üstelik, bu dosyalar
48 saat önce bize gelmesi gerekirken, çoğu zaman dosyayı Yönetim Kurulunda
görürdük. Yönetim Kurulu Başkanı uygun görürse, biz de olumlu oy kullanırdık.”
“Peki, bu 200 dosyanın kaç tanesi yüksek montanlı krediydi?” Cevap: “3
veya 4.” “Peki, bu dosyaları da mı incelemezdiniz?” Cevap: “Evet.” Kredilerden
sorumlu genel müdür yardımcısına soruyoruz: “Nasıl verildi bu krediler?”
Cevap: “Efendim, şube tarafından, krediler müdürlüğü tarafından bu talepler
en ince ayrıntısına kadar incelenirdi. Ayrıca, Yönetim Kurulu kararıyla
bu krediler verilirdi.” Genel Müdüre soruyoruz: “Bu krediler nasıl verildi?”
“Efendim, oybirliğiyle verildi; tüm krediler bizde oybirliğiyle çıkardı.
Üstelik, bu krediyi kullandırmaya yetkili olan, şube müdürüdür. En son
söz de, şube müdürüne aittir. Her ne kadar, biz, Yönetim Kurulu olarak,
bir kredi hakkında olumlu karar alsak bile, o krediyi kullandırıp kullandırmamak
tamamen şube müdürünün yetkisindedir.”
Görüyorsunuz sayın milletvekilleri, krediler nasıl veriliyor, istihbarat
raporları nasıl değerlendiriliyor. Bu arada, bu kişilere verilen bu krediler
kendi paranız olsaydı bu istihbarat raporuna göre borç verir miydiniz diye
sorulduğunda ise hiçbirisinden maalesef cevap alınamadı.
Diğer bir örnek: Vatandaş geliyor diyor ki: “Benim bir petrol istasyonum
var; ayrıca, küçük çaplı dağıtım işi yapıyorum; ancak, depolama tesisi
kurmayı düşünüyorum.” Dikkat edin “düşünüyorum” diyor. Bu “düşünüyorum”
ibaresi aynen, istihbarat raporunda da aynı şekilde geçiyor. Düşünüyor.
“... Nerede kuracağıma da karar vermedim; yalnız, benim ipotek verecek
gayrimenkulum yok 2 adet bina inşa ediyorum bu binadaki daireleri sattıkça
borcumu ödeyeceğim. Bana 5 000 000 dolar kredi verin ben öderim.” Bu söylediklerim
istihbarat raporunda geçen sözler arkadaşlar burada yapılan şifahi konuşma
değil. Bu rapora göre vatandaş 5 000 000 doları alıyor bir sene sonra tabiî
ki kredi ödenmiyor. Ne olacak?.. Al sana bir kredi daha.
Yine bir örnek: Halk Bankası vatandaşın birisine kredi veriyor. Allah
var belki de en iyi niyetle verilen kredilerden birisi bu; ancak, firmanın
verdiği ipotekler sahte. Bir şekilde tapuda sahte ipotek tesis edilmiş
ve firma kredilendirilmiş. Peki banka ne yapmış?.. Kredi müşterisi olan
ve yine milyonlarca dolar batık kredi verdiği bu şahıs üstelik daha sonra
çete kurmaktan yargılanıp mahkûm olmuş. Bu vatandaş, kiraladığı özel uçakla
sahte tapu işlemlerini yapan tapu memurunu Ankara’ya getiriyor otelin birisine
çekiyor ve ifade alıyor. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum kararı siz
sayın milletvekillerinin ve yüce milletimizin takdirine bırakıyorum.
Örnekler o kadar çok ki, müracaat tarihiyle aynı günde verilen krediler,
olumsuz istihbarat raporlarına rağmen verilen krediler, neler neler. Peki
burada eski bakanların günahı ne?.. Komisyonumuzun kuruluş amacı, Halk
Bankasının bağlı olduğu bakanlarımızın, soruşturma raporlarında belirtilen
temennilerin gereğini yapmaması...
BAŞKAN – Sayın Karapınar, bir saniyenizi rica ediyorum.
Sayın milletvekilleri, oturma düzenimiz, sayın üyelerin yüzlerini Divana
dönmeleri şeklindedir. Bir de, Türkiye’yi çok büyük bir maliyete sokan,
yüzbinlerce işyerimizin, milyonlarca insanımızın işine son verilmesine
neden olan bir dönemin yargılanması yapılıyor. O nedenle, sayın milletvekillerinin,
dikkatle, sayın konuşmacıyı dinlemelerini rica ediyorum.
Buyurun Sayın Karapınar.
TELAT KARAPINAR (Devamla) – Komisyonumuzun kuruluş amacı, Halkbankasının
bağlı olduğu bakanlarımızın, soruşturma raporlarında belirtilen temennilerin
gereğini yapmaması, dedikodulara göre hareket ederek soruşturmaların sürüncemede
bırakılması ve bu şekilde birçok ceza temennisinden dolayı zaman aşımı
süresi geçirilerek yargılanmalarına engel olunması, Cumhuriyet Savcılığınca
istenen izin yazısını cevap verilmediği gibi, bu dosyaların geri çekilerek,
izin verme veya vermeme konusunda hiçbir işlem yapılmamasıdır.
Değerli milletvekilleri, kuruluş amacı esnafa ucuz kaynak aktarmak olan
Halk Bankasının kaynakları üç beş kişiye peşkeş çekilerek, banka, kuruluş
amacından da uzaklaştırılmıştır.
Yine, zamanın bakanı Güneş Taner tarafından, usulsüz kredilerde sorumluluğu
bulunan kişilerin bankacılık yetkisinin kaldırılması ve görevden alınmasıyla
ilgili, biraz da sert bir ifadeyle, yazılan yazıya rağmen, sorumlular görev
devam ettirilmiş, zararların katlanarak artmasına neden olunmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun sözlerinizi tamamlar mısınız.
TELAT KARAPINAR (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
siyasetimizin temizlenmesi, siyasî ahlak anlayışımızın gelişmesi ve insanımızın
siyasilere güven duyabilmesi için, hepimizin sorumluluk bilinci içerisinde
hareket etmesi gerekir.
Bu komisyon raporu, ülke kaynaklarımızın, yatırımların, istihdam sorununun
önümüzde durduğu günümüz Türkiyesinde, ülke kaynaklarının nasıl birilerine
peşkeş çekildiğinin, yolsuzlukların ve yolsuzluk ekonomisinin nasıl işlediğinin
bir resmidir.
Sözlerime son verirken, öncelikle, komisyon çalışmalarımız esnasında
ilgi ve desteklerini esirgemeyen, Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç’a,
komisyon başkan ve üyelerimize ve komisyon çalışmalarında emeği geçen herkese
teşekkür eder, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karapınar.
İkinci söz, Yalova Milletvekili Sayın Şükrü Önder’e aittir.
Buyurun Sayın Önder.
ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sunuşuma başlamadan önce, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet
Piriştina’nın ve eski belediye başkanlarımızdan Abdurrahman Oğultürk’ün
kaybı, gerçekten, bizleri son derece üzmüştür. Her iki siyasetçimizin ailesine
başsağlığı diliyorum, sizlere başsağlığı diliyorum ve Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Çok değerli milletvekilleri, az evvelki konuşmacı arkadaşımız, (9/3)
sayılı Soruşturma Komisyonunun nasıl toplandığını ve ne şekilde göreve
başladığını kısaca izah ettiler. Ben, onun haricinde, değinmediği, özellik
arz eden bazı konulara girmek istiyorum; ki, bizim görevimiz, komisyonun
görevi, Devlet eski Bakanlarımızdan Sayın Hüsamettin Özkan ile Recep Önal’ın
olaylardaki sorumluluğu konusundaydı; ben, bunlara değinmekle yetineceğim.
Ancak, bunlara değinmeden önce, Halk Bankasının Ana Statüsünü, çok kısa
ve öz olarak izah etmek suretiyle bilgilerinizi tazelemek istiyorum.
Halk Bankası A.Ş.’nin Ana Statüsünün 4 üncü maddesinde, diğer bazı görevlerinin
yanı sıra, esnaf, sanatkâr, küçük ve orta ölçekli sanayi ve diğer sanayi
kuruluşlarını kredilendirmek, aynı zamanda küçük ve orta ölçekli sanayi
sektörünün Kalkınma Bankası görevini de yürütmek üzere kurulduğu ifade
edilmiştir.
Banka, bu temel amacı gerçekleştirmek için, ticarî krediler dışında
kullandırdığı ihtisas kredilerini, kooperatif kredileri, sanayi kredileri
ve fon kredileri şeklinde üç grupta toplayıp kullandırmaktadır.
Özellikle 1996 yılında itibaren Banka Yönetim Kurulunca yapılan çalışmalarda,
Yönetim Kurulu üyelerinden, ticarî kredilerden sorumlu genel müdür yardımcısı
Yönetim Kuruluna şöyle bir teklif götürüyor: Kredi tahsil işlemlerinde,
banka menfaatları doğrultusunda, banka iç mevduatında belirtilen krediler
dışında, Yönetim Kurulunca istisnaî kararlar alınması talebine dair önergesi
okunup inceleniyor ve 4.12.1996 tarihinde, bu talep, uygun görülerek karar
altına alınıyor. Alınan kararın özelliği nedir -zaten, 1996 yılından sonra,
Banka, tabiri caizse, tökezlemeye başlamıştır- kararın özelliği şudur:
İçtüzük hükümlerinin dışında, Yönetim Kurulunca yapılan kredi tahsis işlemlerinde
bilanço ve diğer malî tablolar üzerinde hazırlanmış kriterlerin yetersiz
kalması durumunda, somut olayın niteliğine uygun olarak, Banka menfaatlarının
gerektirdiği şekilde, işletmenin teknolojisi, istihdam yaratma gücü ve
ihracata dönük faaliyetleri ile işletme sahiplerinin işletme dış yatırımları,
mal varlıkları ve gelirlerinin de değerlendirmede dikkate alınması öneriliyor.
Bunun gibi “Bankamız menfaatları açısından banka içi mevcut düzenlemelerle
belirlenen kriterlerin dışında değerlendirme yapılmasının gerekli olduğu;
istisnaî hallerde, somut olaya özgü, banka içmevzuatında belirtilen hükümlerden
farklı olarak, Yönetim Kurulumuzca, istisnaî kararlar alınabilmesi uygun
görülmüştür” deniliyor ve bu kararlar uygulamaya konulmaya başlıyor. Ancak,
1996 yılında, Yüksek Denetleme Kurulunca yapılan teftişte, bu uygulamanın
yanlış olduğu gündeme getiriliyor ve şöyle deniliyor: “Yönetim Kurulunun
bu kararından sonra, firmaların bilanço, gelir tablosu ve diğer malî tablolara
göre hazırlanan rasyolara ve verilere bakılmaksızın, sübjektif değerlendirmelerle,
her firmaya kredi verilebilecektir.” Bunun en somut örnekleri, firma bazında
incelemeler bölümünde tek tek incelendiği gibi, 1997 yılında ödeme güçlüğü
çeken ve kanunî takibe geçen firmaların malî tabloları incelendiğinde,
firmanın brüt satış tutarı tek başına Bankaca verilen kredileri karşılamaktan
uzakken, istihbarat raporunda firmanın onbeş yirmi bankadan kredi kullandığı
görülmektedir. Ayrıca, istihbarat raporlarında, firmanın ve ortaklarının
çok sayıda protestosu ve karşılıksız çeklerine rastlanması normal bir olay
gibi değerlendirilmekte ve firmalar, bu karar doğrultusunda kredi alabilmektedir.
Bu karar uygulamaya geçince, Bankada neler oluyor: Firmaların, Banka usul
ve mevzuatlarına aykırı olarak, çok kısa sürede, bir iki gün içerisinde
kredilendirme imkânı çıkıyor. Bugün, hangi bankaya giderseniz gidin, bir
kredi kartı isteyin, bunun size intikali, kefili mefili de dahil olmak
üzere, bir hafta, on günden evvel dönmeyecektir; ancak, milyon dolarlarla
ifade edilen krediler, bir iki gün içerisinde -az evvel Ankara Milletvekilimizin
de izah ettiği gibi- şahıslara tevdi edilebilmektedir; nakit kredilerin
vadelerinde ödenmemesi üzerine kredilerin gayri nakdî krediye çevrilmesi
ve firmaların yurt dışından sağladığı kredilerle nakdî kredinin kapatılmasıyla
artan kurlar ve tahakkuk eden faizler sonucu kredinin artması; firmaların
yurt dışından sağladıkları kredilerin garantisi olarak talep edilen dövize
natık teminat mektupları ve aval kredilerin çok kolay bir şekilde kullandırılması;
grubun tüm firmalarına kredi kullandırılması nedeniyle, bir firmanın ödeme
güçlüğü içine düşmesinin tüm grubu etkilemesi; kullandığı kredileri vadelerinde
ödemeyen firma ortaklarının kurduğu başka firmalara yeniden kredi verilmesi;
kredilerini vadesinde ödemeyen firmanın borçlarını devralan şirketlere
yeniden kredi verilmesi; kredi alacaklarının zamanında tahsil ve tasfiyesi
için gerekli rasyonel tedbirlerin alınmaması; takipteki alacakların tahsil
ve tasfiyesi için usul ve mevzuat dışı yollara başvurulması -ki, yine,
Ankara Milletvekilimizin dediği gibi- devletin valisi, mahkemesi, hâkimi,
savcısı varken, Halk Bankası Genel Müdürlüğü yetkililerinin, özel uçak
tutmak suretiyle, özel kişiler tarafından, bazı kişilerin sorguya alınması
konusu; bu yollara tevessül edilmesi, Bankanın bünyesini sarsmıştır.
Tabiî, bunun sonucunda, özellikle 1996 yılından itibaren, takipteki
kredilerin oranı yüzde 4,3 iken, 2000 yılında yüzde 10’a ulaşmıştır. Yüksek
Denetleme Kurulunun Türkiye Halk Bankasının 1996 yılı faaliyetleri hakkında
düzenlediği raporunda, Banka yöneticilerinin mevzuata aykırı uygulamaları
eleştirilerek, 14 konuda temennide bulunulmuştur. Hazine Müsteşarlığı almış
olduğu bu temennileri bağlı olduğu Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner’e göndermek
suretiyle, bankanın ilgili olduğu Devlet Bakanı Sayın Hüsamettin Özkan’a
göndermiştir. Aziz milletvekilleri, ihtilaf burada başlamıştır. Sayın Özkan’a
bu raporlar geldikten sonra, ki bankalar yeminli murakıplarının göndermiş
olduğu raporlar direkt savcılığa gönderiliyor.
Sayın Özkan, burada konuya itiraz ediyor “ bu konuda yetkili biziz,
benim bakanlığımdır, direkt savcılığa gönderilmemesi gerekir, hukuken geçerliliği
yoktur” diyor. Aslında Türk Ceza Kanununun 235 inci maddesine göre, aynı
zamanda cumhuriyet savcılığına göndermekle ihbarcılık görevini de yerine
getirmiş oluyor.
Bankalar Yeminli Murakıplar Kurul Başkanı ile Sayın Genel Müdür Yenal
Ansen arasında geçmişten kaynaklanan birtakım husumetler yavaş yavaş gündeme
gelmeye başlıyor. Çünkü, Bankalar Yeminli Murakıplar Kurul Başkanı ve Sayın
Ansen, ikisi birlikte Halk Bankasında görev yapan kişiler; ancak aradan
zaman geçtikten sonra birisi Kurul Başkanı, birisi Genel Müdür olarak karşı
karşıya geldiğinde birtakım hesaplaşmalar olduğu iddia ediliyor ve gerek
Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulunun hazırlamış olduğu raporlar, gerekse
Yüksek Denetle Kurulunun hazırlamış olduğu raporlar, Sayın Hüsamettin Özkan
tarafından “tarafsızlık ilkesine uygun değildir” gerekçesiyle Başbakandan
onay alınmak suretiyle iki kez ayrı ayrı zamanlarda incelettiriliyor ve
kendi almış olduğu onaylarda dahi, inceleyen heyetler, Bankalar Yeminli
Murakıplar Kurulunun ve Başbakanlık müfettişlerinin yapmış olduğu işlemlerin
doğru olduğunu, objektif olduğunu, tarafsız ve ilkeli olduğunu savunuyorlar.
Ancak, bununla da yetinmiyor Sayın Özkan, başka bir gerekçe sunuyor, sunduğu
gerekçe şu: Kendi Danışmanı Sayın Bedri Eşsiz, Bankalar Yeminli Murakıbı
Vedat Aksu ve Merkez Bankası İdare Meclisi Üyesi Aytekin Tece tarafından
yazılıp, Sayın Bakana iletilen üç tane şikâyet mektubu var. Bu şikâyet
mektubunda da, bankalar yeminli murakıplarının tarafsız olmadığını ve kasıtlı
davranıldığını iddia ediyorlar ve özellikle Halk Bankasını denetleyen Mustafa
Ekim ile Zafer Dedemen’in -ki, Halk Bankasının yeminli murakıplarıdır-
baskı altına alındığını ve bu baskı sonucunda bu şekilde rapor verdiklerini
ifade ediyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlar mısınız Sayın Önder.
ŞÜKRÜ ÖNDER (Devamla) – Komisyonumuz, bu kişileri de çağırdı
ve özellikle Zafer Dedemen ve Mustafa Ekim’le yapmış olduğumuz görüşmelerde,
böyle bir baskıya maruz kalmadıklarını, görevlerini gereği gibi yaptıklarını,
hiç kimseden emir ve talimat almadıklarını çok açık bir şekilde ifade ettiler;
fakat, burada dikkati çeken ayrı bir konu var, onu bilgilerinize arz etmek
istiyorum.
Eski Bakanımızın Danışmanı Sayın Bedri Eşsiz, kendisine sorduğumuzda,
bazı konuları aktardığımızda, hiçbir konuyu bilmediğini, Sayın Hüsamettin
Özkan’ın kendisine bu konuları danışmadığını, özellikle bu gelen-giden
dosyalarla ilgili danışmadığını çok açık ve kesin bir dille ifade ettiler;
ancak, ne gariptir ki, kendisi askerken, silah altındayken, henüz terhis
olmadan Sayın Bakana yazmış olduğu ihbar dilekçesinde veyahut da şikâyet
mektubunda, bankada geçen bütün olayları A’dan Z’ye kadar detaylı bir şekilde
anlatmak suretiyle, bütün konulara vâkıf olduğunu ifade ettiğini belirtiyor.
Kendisine sorduğumuzda, bize en son “ben bu raporu kendi irademle yazmadım,
Sayın Bakanın isteği doğrultusunda yazdım, verdim” demesi suretiyle, Sayın
Özkan’ın iddia etmiş olduğu hususlar çürütülmüş oldu.
Geçmişte bu raporların usule uygun olmadığı ve Hazine Müsteşarlığınca
işleme konulması gerektiği ifade edilmişti. Sayın Güneş Taner’in, yapmış
olduğu uyarılarda “Bankalar Kanunun 62 nci maddesi gereğince Banka Yönetim
Kurulunu görevden almanız gerekir, imza yetkisini almanız gerekir” demesine
rağmen, Sayın Özkan, bu konuda da hukukî bir gerekçe sunmak suretiyle -kendisine
göre- almıyor ve Bankanın zarara uğratılmasının devamını sağlamış oluyor.
Keza, aynı şekilde, Sayın Güneş Taner’den sonra gelen Devlet eski Bakanımız
Recep Önal da, aynı dosyalarla ilgili olarak, soruşturmaları, bizim tespit
etmiş olduğumuz süreler içerisinde mümkün mertebe uzatmak suretiyle dosyaların,
âdeta akamete uğramasını sağlıyor ve 1999 yılında çıkarılan 4616 sayılı
Yasayla bazı dosyalar ertelemeye giriyor, bazı dosyalar takipsizlik kararıyla
karşı karşıya kalıyor. Devlet eski Bakanımız Sayın Recep Önal, savunmasında
şunu ifade ediyor: “Ben Bakanım, benim altımdaki işler nasıl yapılır; onu
bilemem” Ancak, kendisi çok iyi bir bürokrat, deneyimli bir bürokrat; bunu
da biliyoruz. Anayasanın 112 nci maddesinin ikinci fıkrasında, bu konuda
“Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki
işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur” denilerek
kesin hükme bağlanmıştır. Sayın Bakan, emri altındaki çalışanlar için “onlar
öyle yapmış, benim bundan haberim yok” demesi suretiyle kendisini bazı
sorumluluklardan kurtaracağı görüşü bize göre yanlıştır; sorumluluğu vardır.
Gel git olaylarını burada tek tek maddeler halinde açıklamak istemiyorum;
çünkü, çok zaman kaybına neden olacaktır.
Komisyonumuzun yapmış olduğu araştırmalarda, her iki bakanın da sorumluluklarının
olduğu inancıyla dosyayı tanzim ettik, Yüce Meclisin huzuruna sunduk; takdir
Yüce Meclisindir.
Sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.
Sayın milletvekilleri, üçüncü söz, Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul
Yalçınbayır’ın.
Buyurun Sayın Yalçınbayır.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
önce, vefat eden değerli eski milletvekillerimizin ailelerine, bağlı bulundukları
siyasî partilere, Türk Milletine ve seçmenlerine başsağlığı diliyorum.
20 nci Dönemde beraber çalıştığımız merhum Piriştina’nın ve diğer milletvekilimizin
aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Meclis soruşturması, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin denetim yollarından biri. 1924 Anayasasında “Meclis
tahkikatı” adıyla yer almış, 1961 Anayasasında, 90 ıncı maddede “Meclis
soruşturması” ve 1982 Anayasasında da “Meclis soruşturması” olarak yer
almış bulunuyor.
Meclis soruşturması, Başbakan ve/veya bakanların görevleriyle ilgili
cezaî sorumluluklarının araştırılmasını sağlayan, yargısal bir denetim
aracıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu denetim yolunda, siyasî kriterlere
göre değil; ancak, hukukî kriterlere göre karar verir ve soruşturma, çok
özel bir rejimle düzenlenmiştir, genel hükümlerden çok farklıdır. Bundaki
amaç, düzmece soruşturmalardan, düzmece iddialardan Başbakanı ve bakanları
korumak ve yasama meclisine bu konuda inisiyatif vermektir. Anayasada da
kesin süreler konulmuştur; bunun amacı, işin savsaklanmamasıdır, bunun
amacı, kişiyi uzun süre soruşturma tehdidi altında bırakmamaktır, masumiyet
karinesinin gereğini yapmaktır, adil yargılanma hakkına saygı göstermektir
ve yine, aynı suçtan iki kez yargılanma yasağı ilkesine bağlı olmaktır.
Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturmasında, önerge Mecliste görüşülüyor,
kabul veya reddediliyor. Kabulü halinde komisyon kuruluyor, Yüce Divana
sevkine gerek olup olmadığı konusunda kararını veriyor. Yüce Divana sevk
edildiğinde, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla yargılıyor.
Yüce Divana bugüne kadar sevk edilen dosya sayısı 11 ve bunların 3’ü
cumhuriyetin ilk yıllarında. Birincisi, bahriye nazırı İhsan Eryavuz’un,
Havuz-Yavuz davası nedeniyle yargılanması. Burada, Yavuz Gemisinin tamiri
için sözleşmenin değiştirilerek Hazineye zarar verilmesi iddiasıyla yargılanıyor,
iki yıl hapse mahkûm oluyor. Onunla birlikte Yüce Divanda yargılanan tek
milletvekili, Bilecik Milletvekili Dr. Fikret Bey de, dört ay hapse mahkûm
oluyor.
İkinci dava, Ticaret Bakanı Cenani Beyle ilgili; görevi kötüye kullanmaktan
açılmış. Cenani Bey, un ve zahire fiyatlarındaki artış nedeniyle, 500 000
liradan alınan mısırları, zamanında gerekli yerlere dağıtmamak suretiyle
görevini kötüye kullandığı, ucuz fiyatla teklife rağmen yüksek fiyatla
buğday aldığı için yargılanıyor, o da bir ay hapse mahkûm oluyor ve belli
bir süre memuriyetten men ediliyor.
Mahmut Muhtar Paşa, Osmanlı döneminden Bahriye Nazırı, 1910 yılında
Denizyollarına alınan gemiyle ilgili usulsüzlük nedeniyle mahkûm oluyor,
tazminat ödüyor.
Suat Hayri Ürgüplü, 1948’de oybirliğiyle beraat ediyor.
1965’te Mehmet Baydur beraat ediyor.
Millî Güvenlik Kurulunca oluşturulan soruşturma komisyonları sürecinde
4 bakan yargılanıyor; Hilmi İşgüzar, Tuncar Mataracı, Şerafettin Elçi mahkûm
oluyor, Selahattin Kılıç beraat ediyor.
1985’te İsmail Özdağlar, görevi kötüye kullanmaktan mahkûm oluyor.
Son dava; otoyollar davasında Safa Giray ile Cengiz Altınkaya, görevi
kötüye kullanmaktan yargılanıyor ve beraat ediyor.
İsnat edilen suçun türü, genellikle 240 ıncı madde, 230 uncu maddeyle
ilgili. 11 dosyada 12 bakan 1 milletvekili olmak üzere 13 kişi yargılanmış;
5 beraat 8 mahkûmiyet kararı verilmiş.
Soruşturma önergeleriyle ilgili olarak geriye dönüp baktığımızda; 1965
ile 1980 arasında 307 tane soruşturma önergesi verilmiş; bunların 279’u
1980 sonrasına devretmiş.
Soruşturma önergelerinin verildiği dönemlere bakıyoruz, siyasetin en
kızıştığı zamanlar: 1965-1969 arası 84 tane, 44’ü geri çekilmiş; 1977-1980
arası 69 tane, 30’u geri çekilmiş. Bu sürede, sadece birinde, Sayın Mehmet
Baydur 1965 yılında yargılanmış ve beraat etmiş.
80’li yıllara geliyoruz ve bu yıllarda da, 1987-1991 arası 28; siyaset
yavaş yavaş tırmanıyor; tabiî ki, muhalefetin girmesiyle birlikte, denetim
de artıyor. 1995 ile 1999, 25 tane ve ondan sonraki süreç başlıyor ki,
bunun önemli tanıklarından birisiyim. 1995-1999, 20 nci Dönem, 46 soruşturma
önergesi, 2 773 tane milletvekili imzası, hiçbirinde imzam yok; 11 geri
alma, 22 komisyon ve 15 komisyon raporunun devri; bunlara biraz sonra gireceğim.
İddialar, görevi kötüye kullanma, kırk ambar suçu, her şeyi bunun içine
atabilirsiniz; görevi ihmal ve tabiî ki, nitelikli olanlar da şüphesiz
ki var; ama, fevkalade sınırlı.
1999-2002, 21 inci Döneme bakıyoruz, yine 290 imza, 5 önerge, 15 de
devir var ve Meclis devamlı bunlarla meşgul, Meclis sanki mahkeme, 20 nci
Dönem, 21 inci Dönem ve 21 inci Dönemde, soruşturma önergelerinin kabulü
ve oylamasının gizli olması sonucu, 2 komisyon kuruluyor, Koray Aydın ve
Bostancıoğlu’yla ilgili ve reddediliyor.
22 nci Döneme geliyoruz; 10 soruşturma önergesi, biri geri çekildi,
521 imza ve yine imzam yok.
Bakıyoruz, 20 nci Dönemde 55 Bakan -3’ü başbakan, 52 bakan- hakkında.
Şimdiki dönemi de hep beraber yaşıyoruz. Şu anda 4 komisyon var.
1965’ten bugüne kadar 424 soruşturma önergesi verilmiş. 3 685 imza verilmiş;
bunların birçoğu sonra geri çekilmiş ve sadece dikkati çeken 1965’teki
önerge; Yüce Divana sevk. Bu sürece baktığımızda, Sayın Demirel ile ilgili
91 önergenin verildiğini, 17’sinin reddedildiğini... 20 Haziran 1984’te,
Özal döneminde, önergedeki imza sayıları Anayasaya uygun olmadığı için,
verilen sürede de tamamlanmadığından 270 soruşturma önergesi ortadan kaldırılmıştı;
73’ü işlemden kaldırılıyor, 1’iyle ilgili sadece komisyon kuruluyor, onda
da Yüce Divana sevke gerek olmadığına karar veriliyor. O süreç nedir; o
süreç de demokratik parti sürecidir; yani, siyaseten verilen önergeler.
Sayın Ecevit hakkında 42 önerge veriliyor. Sayın Yılmaz 12, Tansu Hanım
7, Erbakan 7, Sayın Baykal için de 6 önerge var ve bunlar da 1984’te kaldırılan.
Birçok başbakan ve bakan bunların muhatapları. Biz, siyasetin tırmandığı
süreçlerde bunların çok verildiğini görüyoruz. Dava suretiyle siyasetin
yapıldığının açık delili. 1965-1969 84, 1969-1973 23, 1977-1980 69, 1995-1999
46...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, buyurun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Burada, soruşturma dosyalarından
dosyalara, dosyalar savaşına giriyoruz ve siyasî literatürümüze geçen tabirleri
hatırlıyoruz: “Sütten çıkmış ak kaşık.” Kim yaptı bunları? Kimler dedi?
“Çamurun üstünde oturmayız”; “aklama paklama.” Varan komisyonları: “Varan
1: TEDAŞ”; “varan 2: TOFAŞ”, “varan 3: Malvarlığı”, “varan... Sonra yok;
çünkü, 53 üncü hükümet gitti, 54 üncü hükümet kuruldu; sütten çıkmış ak
kaşık oldu!
Gensorular veriliyor; siyaseten, devleti zarara uğrattığı, görevi kötüye
kullandığı iddialarıyla. Azınlık iktidarını dışarıdan destekleyen bir parti
gensorulara “ret” veriyor. Siyasî tercihi; ama, aynı konudaki soruşturmalara
“kabul” veriyor. Gensorulara “ret”; soruşturmalara “evet.” Bu ne çelişki
Allahaşkına!
Komisyonda yaşananları da gördük. Aklamaları paklamaları gördük; baskıları
gördük, milletvekillerinin imzalarını çekmeleri hususundaki yönetimlerin
taleplerini gördük. Yaşadık bunları. Birçoğumuz burada yaşadı; ama, yeni
arkadaşlarımız bu süreçleri belki basından izlediler. Denetimde ciddiyetsizlik
önergeleri verildi. “Siz önergenizi geri alın, biz de geri alalım” denildi;
imzalar habire çekildi; pazarlıklar yaşandı. Bunun dönemsel tahliline bakıldığında,
bu önergelerin genelde siyaseten verildiği görülüyor ve önergelerin verilme
tarihleri, karşılıklı olarak, A partisinden B partisine, B’den C’ye, birbirini
takip eden günlerde verilen önergeler ve bu önergelerde kendi parti gruplarının
dışında hareket eden milletvekillerine, kendi partilerinin nasıl baktığını
da hep beraber biliyoruz; bunları da yaşadık. Onlar hukukçu görüşleriyle
karar verdiler; ama, partileri tarafından, hem görüşleri hem de hukukçu
kimlikleri nedeniyle kınandılar.
“İmzanı geri al” dediler. Ben hukukçuyum, yirmibeş senelik meslekî bilgi
ve tecrübemi buraya aktarıyorum dediğimde, “biz burada hukuk yoluyla siyaset
yapmıyoruz, biz burada siyasetçiyiz” dediler. Oysa soruşturmalar ve cezaî
sorumluluğa doğru gidecek araştırmalar, mutlak surette hukukçu kimliğiyle
yapılmak zorunda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, sözlerinizi tamamlar mısınız...
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Sayın Başkan, biraz müsaade
eder misiniz...
BAŞKAN – Siz sözlerinizi toparlamaya çalışın.
Buyurun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Yüce
Divana sevk kararı... Bu sevk kararı, kesin bir karar, geriye dönüşü mümkün
olmayan bir karar. Peki, sevk etmeme kararı ne; bu, bir nevi takipsizlik
kararı ve kovuşturmaya yer olmadığına nasıl cumhuriyet savcısı karar veriyorsa,
Yüce Divana sevk etme yetkisine, tekeline sahip olan Türkiye Büyük Millet
Meclisi de buna karar verebilir. Bu karardan, ancak, yeni delil, sonuca
etki edecek, geçmiş dönemde elde edilemeyen nitelikte delil varsa yeni
bir soruşturma önergesi verilebilir, aksi mümkün değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihine, hatta 1876’dan bu yana bakıldığında,
bunun dışında davranılmamıştır, bir teamül yaratılmıştır. Teamüller de,
parlamento hukukunun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu teamüle göre, hakkında
önerge verilen bir kişi hakkında aynı olayla ilgili olarak ikinci önerge
verilmemiştir. Buna aykırı olarak 20 nci Dönemde yaşananlar oldu. Tansu
Hamınla ilgili ikinci “mal varlığı soruşturma komisyonu” kuruldu. O komisyon
üzerinde söz almak istediğimde partinin yetkilileri, “canım böyle bir şey
söylenir mi” dediler. Bunları söyleyecek aynı düşünceye sahip olan Ahmet
İyimaya’ya söz hakkımı devrettiğimde, İyimaya dedi ki: “Bunlar kesinleşmiş
hükümlerdir. Meclisin geçmiş teamüllerini, yaptıklarını dikkate alın. Yeni
bir teamül, yeni bir içtüzük hükmü yaratma niteliğinde bir eyleme girişmeyin
ve bu, siyaseti kirletecek bir hadisedir.” Nitekim, öyle oldu ve yeni delil
ortaya çıkmaksızın soruşturma önergeleri ha bire verilmeye başlandı.
Değerli milletvekilleri, şüphesiz ki, cezaî kovuşturmada aynı suçtan
iki kez yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi adil yargılanma hakkının
bir sonucudur ve yeni Avrupa anayasa taslağının önemli maddelerinden biridir.
Hiç kimse, daha önce yargılandığı ve beraat ettiği ya da hüküm giydiği
bir suçtan dolayı tekrar yargılanamaz ve cezalandırılamaz. Adil yargılanma
hakkı, kanun yolları dahil ceza yargısının bütün aşamalarını kapsar. Bizim
de yapmakta olduğumuz bir yargılamadır ve herkes, kendisi hakkında, kendisine
yöneltilen herhangi bir suçtan dolayı makul bir süre içinde yargılanmasını
isteme hakkına sahiptir. Bunlar yargılandı ve beraat etti; ama, gündemde
hâlâ bunlar sanık. Nerede masumiyet karinesi ve hâlâ bu şekilde işlem görülüyor.
Burada Meclisin teamüllerine dikkat edilmesini önemle vurgulamak istiyorum.
Sürekli uygulama, ikinci defa önerge verilmemesidir. Ortaya çıkan geleneğe
uyulmak gerekir. Bu, İçtüzükte yer almayan bir boşluğun da doldurulmasıdır;
ama, siz, yorumla bu konuda bir daha yargılama yapılamayacağı hükmüne varabilirsiniz.
Bu yorumun delillerini, burada uzun uzadıya anlatacak değilim. Biz, bu
Mecliste, gelenekleri yaratmak zorundayız. Çok kötü bir geleneğe doğru
gidiyoruz; yeni bir İçtüzük yaratmaya doğru gidiyoruz. Bu, şüphesiz ki,
Yüce Divana sevkten önce, anayasal yargıya tabi olacak bir işlemdir. Meclisin
bu kararı, anayasal yargıya tabidir. Buna dair, Anayasa Mahkemesince verilen,
Süleyman Demirel’le ilgili bir karar bunun örneğidir. Ama burada, ama Anayasa
Mahkemesinin İçtüzük yaratma hükmündeki karar aleyhine açılacak davada
veya Yüce Divanda veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin soruşturmalarla ilgili hukuka uygun davranıp davranmadığı,
şüphesiz ki değerlendirilecektir.
BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, toparlar mısınız.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben,
son olarak, şunu söylemek istiyorum. Anayasanın 100 üncü maddesiyle ilgili,
o dönemin Anayasa yapımıyla görevli komisyon başkanı şöyle diyor: “Meclis
soruşturması açılıp Mecliste karara bağlandıktan sonra, eğer herhangi bir
tahkikat yahut Yüce Divana sevk kararı verilmezse, bu karar kesindir.”
Aslında, müessese, Türkiye’de dejenere olmuştur. Bunun, yeniden, daha fazla
dejenere olmasına, lütfen, yol açmayalım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçınbayır.
Ankara Milletvekili Sayın İsmail Değerli; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sözlerime
başlamadan önce, İzmir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Piriştina’nın ve
Yenimahalle eski Belediye Başkanı ve Ankara eski Milletvekili Sayın Abdurrahman
Oğultürk’ün ailelerine, tüm sevenlerine başsağlığı diliyor, Allah rahmet
eylesin diyorum.
Değerli arkadaşlar, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin,
Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ve Devlet eski
Bakanı Sayın Recep Önal haklarında Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci
maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin vermiş oldukları
önerge, 9.12.2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda
görüşülmüş ve Meclis soruşturması açılmasına karar verilmiştir. (9/3) Esas
Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
13.1.2004 tarihli 41 inci Birleşiminde üye seçimi yapılmış, ben de bu komisyona
üye seçilerek, komisyon çalışmalarına katılmış bulunmaktayım. (9/3) Esas
Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu üzerinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün 112 nci maddesi gereğince şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Değerli arkadaşlar, size, öncelikle, (9/3) Esas Numaralı Meclis Soruşturması
Komisyonu Raporunun konusunu oluşturan Türkiye Halk Bankası AŞ’nin hukukî
yapısıyla ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum.
Türkiye Halk Bankası, 8.6.1933 tarihli ve 2284 sayılı Kanunla kurulmuş
olup, faaliyetine 1938 yılında başlamış ve kamu bankalarıyla ilgili olarak
çıkarılan 25.11.2000 tarihli ve 4603 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesine
kadar bir KİT olarak faaliyetini sürdürmüştür.
Soruşturma komisyonunun görev konusu olayların geçtiği 1996-2001 yılları
arasında, banka, 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkındaki
Kanun Hükmünde Kararname ve bu Kanun Hükmünde Kararnameye göre düzenlenen
banka anastatüsüne göre faaliyetlerini sürdürürken, 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin “İlgili Bakanlığın Gözetim ve Denetimi” başlıklı 40 ıncı maddesine
ve Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 3046 sayılı Kanunun
21 inci maddesine göre, 2.7.1997 tarihinden İtibaren, ilgili bakan olarak,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkan’la ilgilendirilmiştir.
Banka sermayesinin yüzde 99,9’unun hazineye ait olması nedeniyle Hazine
Müsteşarlığı KİT Genel Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet göstermekte ve
Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner’in
de denetim ve gözetimi altında bulunmaktaydı; ayrıca, banka, statüsü nedeniyle
de, Hazine Müsteşarlığı Bankalar Kambiyo Genel Müdürlüğüne bağlı ve bankalar
yeminli murakıplarının denetimine tabidir. Sorunun kaynağını oluşturan
bu ikili yapı, 26.12.2000 tarihinde, ilgili Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Sayın Hüsamettin Özkan’ın bu görevinden ayrılması ve ilgili Devlet Bakanlığına
Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Sayın Recep Önal’ın atanmasıyla
ortadan kalkmıştır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Halk Bankası AŞ, 233 sayılı Kamu İktisadî
Teşebbüsleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname esaslarına göre faaliyetlerini
sürdürdüğü için, kanun hükmünde kararnamenin “Denetleme” başlıklı 39 uncu
ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu hakkında 72 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 1 inci ve 4 üncü maddeleri gereğince, Yüksek Denetleme Kurulunun
iktisadî, malî, idarî, hukukî ve teknik açıdan sürekli olarak denetimi
altında bulunmaktadır. Yüksek Denetleme Kurulunun bankanın faaliyetleri
hakkında düzenlediği yıllık raporlar, 3346 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri
ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi
Hakkında Kanun gereğince, ilgili kuruluş ve bakanlıkların görüşleriyle
birlikte KİT Komisyonunda değerlendirilmekte ve kuruluşun bilançoları,
kâr-zarar hesapları tasvip edilerek yönetim kurulları ibra edilmekte ya
da tasvip edilemeyerek ibra edilememesine karar verilmektedir. Banka, ayrıca,
bankalar yeminli murakıplarınca malî bünye yönünden denetlenmektedir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Halk Bankası AŞ Genel Müdürlüğü ve
Yönetim Kurulu Başkanlığına Mayıs 1995’te Yenal Ansen ve ekibi atanmış,
bu tarihten itibaren, banka ana statüsünde esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lerin
kalkınma bankası olduğu belirtilen bankanın kredi politikasında köklü değişiklikler
olmuş ve daha çok, holding ve grup kredilerine yönelinmiştir.
Yüksek Denetleme Kurulunun, bankanın 1996 yılı faaliyetleriyle ilgili
hazırladığı 1996 yılı Türkiye Halk Bankası AŞ raporunda, bankanın değişen
kredi politikası eleştirilerek, özellikle, firmaların yurtdışı finans kuruluşlarından
sağladıkları uzun vadeli kredilerin garantisi olarak, banka mevzuatına
aykırı bir şekilde gayrinakdî kredilerin çok kolay verilmesi uygulamasına
son verilmesi temenni edilmiş ve 2’si personelle, 12’si kredilendirme işlemleriyle
ilgili toplam 14 konuda, banka yönetiminin mevzuata aykırı uygulamaları
nedeniyle, konunun, Hazine Müsteşarlığı bankalar yeminli murakıplarınca
soruşturulması istenmiştir. Bu sırada, bankada yıllık denetimlerde bulunan
Hazine Müsteşarlığı bankalar yeminli murakıplarının incelemeleri sonunda
düzenledikleri 4 rapor, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı
Güneş Taner imzasıyla, 4.3.1998 tarihinde, bankanın bağlı bulunduğu Devlet
Bakanlığına gönderilmiştir. Bu raporların 3’ü yurtdışı harcırahlar ve yurtdışı
temsilcilik harcamalarıyla, diğeri de, bankanın kredi politikalarıyla ilgilidir.
Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Güneş Taner’in tüm
yazılarına, bankanın bağlı olduğu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Hüsamettin Özkan’ın verdiği cevaplarda, Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu
Başkanının eski bir banka mensubu olduğu, banka Genel Müdürüyle arasındaki
husumet nedeniyle, denetimde bulunan murakıplara baskı yaptığı ve murakıp
raporlarının objektiflikten ve tarafsızlıktan uzak olduğu dile getirilmiştir.
Raporlarla ilgili gerekli işlemler yapılmamıştır.
Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Güneş Taner, bankanın
bağlı olduğu Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan’a yazdığı 16.11.1998 tarihli
yazıda, savcılıklara gönderilen raporlar hakkında bilgi verdikten sonra,
3182 sayılı Bankalar Kanunun 62/1 inci maddesi gereğince, bankanın emin
bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek nitelikte işlemleri tespit
edilen 3 şube müdürü, Ticarî Krediler Müdürü ile genel müdür dahil, 6 yönetim
kurulu üyesinin imza yetkilerinin kaldırılması istenmiştir; bu talep, Hüsamettin
Özkan tarafından kabul edilmemiştir. Yine aynı şekilde, Recep Önal da,
kendi dönemiyle ilgili olarak gelen raporları işleme koymamıştır.
Değerli arkadaşlar, bunlar cereyan ederken biraz geriye gitmek gerekir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, salondan yüksek ses geliyor,
o nedenle konuşmacıyı rahat dinleyemiyoruz.
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - 1980 yılından sonra, ülkemiz, iç ve
dış işbirlikçilerince, globalleşen dünya düzenine uyum sağlamak için, bir
nevi soyulmuştur. 10 milyar dolar borç stoku, bugün 300 milyar dolarlara
ulaşmıştır. Hayali ihracatlar, ithalatlar, vergi kaçırmaları, KDV iadeleri
ve usulsüz kredilerle ülke bir nevi soyulmuştur. Devletin bankaları eşe
dosta peşkeş çekilmiş, özellikle 1991 yılından sonra bu olaylar hızlanmış
“özelleştirme” adı altında cumhuriyetin birikimleri yandaşlarına peşkeş
çekilmiş ve bu hadiseler, günümüzde de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Ülkenin
gelirleri, bugün faiz ödemelerine dahi yetmemektedir. İşsizlik alabildiğine
artmış, nüfusun yüzde 15’i işsiz, 10 000 000 kişi açlık sınırının altında,
15 000 000 kişi açlık sınırında yaşamaktadır. Her özelleştirme binlerce
işsiz yaratmakta, ülke, IMF ve Dünya Bankasının insafına terk edilmiştir.
Çiftçi, memur, işçi, emekli perişan; üniversiteler perişan; hastaneler
perişan, sarf malzemeleri dahi alınamamakta, insanlar günlerce muayene
olamamakta, ilaç alamamakta; eğitim kurumları perişan, bütün yük vatandaşın
sırtına yüklenmiş, dolayısıyla, halk perişan.
Değerli arkadaşlar, devletin bankalarından milyarlarca dolar hortumlanmış,
devletin parasıyla devletin bankaları ve diğer kurumları alınmış, içi boşaltılmış,
halkın birikimleri yok edilmiştir. Millî gelirin yüzde 80’i nüfusun yüzde
20’sine peşkeş çekilmiş, yüzde 20 gelir ise nüfusun yüzde 80’ine gitmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Değerli, sözlerinizi tamamlar mısınız.
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tablo bu. Bunlar
yetmezmiş gibi, bu parayı götürenler, zevk ve sefa içerisinde yaşamakta,
fabrikaları, uçakları, köşkleri, yatları, antikaları, sınırsız gayrîmenkulleri
bulunmaktadır. Bugüne kadar gelen sağ iktidarlar ise, her seferinde, vergi
afları, kambiyo afları ve suç işleyenlere af çıkarmakta, insanları suça
teşvik etmektedir. Devleti yönetenler görevlerini yeterince yapmamış, her
gelen yönetim, bir önceki yönetimi suçlamış, kendi yandaşlarını kollamış,
siyaset-mafya-ticaret iç içe girmiş, demokratik kurallar bir yana bırakılmış
“demokrasi” diye diye, halk perişan edilmiş, hırsızlık, yolsuzluk yapanlar
kollanmış, zaman zaman, özel aflar çıkarılmış ve bu aflar bugün de çıkarılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bazı bakanlar, belediye başkanları için özel aflar
çıkarılmaktadır. Bugüne kadar, kim ne yaptıysa, yanına kâr kalmıştır. Her
iktidar yandaşları için özel yasalar çıkarmaktadır. 1999 yılında çıkarılan
4616 sayılı Yasa ve geçen hafta bu Mecliste bazı belediye başkanlarını
ve siyasileri kurtarmak için çıkarılan yasalar, çıkarılan vergi yasaları,
bunlara örnektir.
Değerli arkadaşlar, usulsüzlük, yolsuzluk, haksızlık yapan, şaibe altında
kalan cumhurbaşkanı olsa bile, gerekli inceleme ve araştırma mutlaka yapılmalıdır.
Bunun, güvenilir ve inandırıcı olması için, özellikle milletvekili dokunulmazlığının
kaldırılması gerektiğine de inanıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugünkü iktidar “hortumları kestik” diyerek kamuoyunu
yanıltmaktadır. Önce, kendi yandaşlarının hortumunu kessin, özel yasalar
çıkarılmasın.
Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkanın,
1996 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporunda soruşturulması istenen temennilerle
ilgili kredilerden kaynaklanan alacakları zamanında tahsil ve tasfiye için
gerekli tedbirleri almaması nedeniyle, usulsüz verilen krediler, takipteki
alacaklar, 2003 yılı sonu itibariyle -faiz hariç- 1,1 katrilyona ulaşmıştır.
Dolayısıyla, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu temennileri doğrultusunda
düzenlenen bankalar yeminli murakıpları raporlarını tekrar incelettirmek,
cumhuriyet savcılığına ulaşan dosyalarla ilgili soruşturma izinlerini,
haklı gerekçelere dayanmamaksızın, zamanında vermemek ve mükerrer denetimlere
sebep olmak suretiyle denetim sürecini sürüncemede bırakarak, kanunla kendisine
tanınan takdir yetkisini amacı dışında kullanmıştır.
Aynı şekilde, Sayın Recep Önal da, Başbakanlık makamından aldığı onayla,
temennilerle ilgili işlemlerin yapılmasını geciktirmeye katkı sağlamıştır.
Yüksek Denetleme Kurulu, banka hakkında düzenlediği 1997, 1998 ve 1999
yılları raporlarında, banka yönetiminin davranışlarını sürekli eleştirmesine
rağmen, KİT Komisyonu, ilgili bakanların tutumuna paralel olarak, 1996
ve 1997 yılları raporlarının görüşüldüğü toplantılarında ibra edilmiştir.
Banka yönetimi ise, usulsüz kredi kullandırmaya ve her türlü yasadışı işlemleri
yapmaya devam etmiştir. Takipteki borçluları ile ilgili firmalara kredi
kullandırmaya devam etmeleri yanında, yan şirketlerine ve o firmaları satın
alan firmalara da kredi kullandırmaya devam etmişlerdir. Bunların sonucunda,
2003 yılı sonu itibariyle, faiz bakiyeleriyle beraber, Türkiye Halk Bankası,
3 katrilyon 900 trilyon lira zarara uğratılmış ve ilgililer hakkında işlem
yapmamışlardır.
Temennilerin inceleme sürelerinin uzatılması, 4616 sayılı Kanunun ve
Türk Ceza Kanununun zamanaşımını düzenleyen 102 nci maddesi nedeniyle sorumlular
hakkında işlem yapılması önlendiğinden Yüce Divana gitmeleri kanaatindeyim.
Hepinizi saygılarımla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Değerli.
Sayın milletvekilleri, Ankara Milletvekili Sayın Telat Karapınar konuşurken
Genel Kurul Salonundan yüksek ses ile uğultu geliyordu. Ben de, Sayın Genel
Kurul üyelerimizi, sayın milletvekillerimizi dikkatle ve sessiz bir şekilde
dinlemeye davet ederken şöyle bir ifade kullandım; tutanaklardan da getirttim:
“Türkiye’yi çok büyük bir maliyete sokan, yüzbinlerce işyerimizin kapanmasına,
milyonlarca insanımızın işinden olmasına neden olan bir dönemin yargılanması
yapılıyor; o nedenle, sayın milletvekillerinin, dikkatle sayın konuşmacıyı
dinlemelerin rica ediyorum” şeklinde bir ifadem oldu. Onu düzeltiyorum;
bir dönem değil, iki eski sayın bakanın yargılanmalarına gerek olup olmadığına
Yüksek Heyetiniz karar verecek. O nedenle, sağlıklı bir karar vermek için
dikkatle ve sükûnetle konuşmacıları dinlememiz gerektiğini vurgulamak istiyorum
ve bu düzeltmeyi de yapıyorum.
Komisyon adına, Sakarya Milletvekilimiz Sayın Ayhan Sefer Üstün.
Buyurun Sayın Üstün. (AK Parti sıralarından alkışlar)
(9/3) ESAS NUMARALI MECLİS SORUŞTURMASI KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER
ÜSTÜN (Sakarya)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı
ve (9/3) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu raporu üzerinde Komisyon
Başkanı olarak söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama geçmeden önce, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina
ve yine, Ankara eski Milletvekili Abdurrahman Oğultürk’ün şok bir şekilde
vefatını öğrenmiş bulunmaktayız; yakınlarına, Cumhuriyet Halk Partisine,
Ankaralılara ve İzmir halkına başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, Meclis soruşturması, Anayasamızda ve İçtüzüğümüzde
düzenlenmiş çok ciddî bir Meclis denetim yollarından biri. Muhataplarıyla
ilgili olarak yargı yolunu açacak, ileride belki, yargılamanın sonunda,
mahkûmiyete varacak bir yol. O bakımdan, gerçekten, dikkatle dinlememiz
ve raporu dikkatle okumamız gerekiyordu.
Değerli arkadaşlar, bu rapora baktığımızda, özellikle, daha raporun
yazılması sırasında, çalışmalarımız sırasında komisyonun hukuka aykırı
şekilde kurulduğu iddiası sık sık gündeme getirildi. Sayın Yalçınbayır
da, biraz önceki konuşmasında, burada, soruşturmada mükerrerlik olduğundan
bahsetti ve sanki soruşturma komisyonunun çalışmalarını yoklukla malul
bir duruma getirmeye... Veya böyle bir durumda olduğunu ima yollu da olsa
belirtmek istedi.
Sayın Yalçınbayır’ın bahsettiği, 21 inci Dönemde verilmiş olan, (9/1)
ve (9/2) sayılı Meclis soruşturma önergeleri şu anda önümde. Bu önergelerle
ilgili olarak; biz, komisyon çalışmaları sırasında da arkadaşlarımızla
bu önergeleri tetkik ettik, gerçekten bir mükerrerlik var mı, bu hususu
enine boyuna araştırdık. Çünkü, maazallah, yaptığımız iş fuzulî bir durum
olabilirdi, bir mükerrer çalışma, önceden kesin hüküm ifade eden bir durum
varsa, bizim yaptığımız çalışma boşa gidebilirdi; dolayısıyla, usulî yönden
öncelikle tekrar tekrar bu durumu gözden geçirdik.
(9/1) ve (9/2) sayılı soruşturma önergelerine baktığımızda; bir defa
(9/2) sayılı soruşturma önergesi tamamen Egebankla alakalı bir önerge;
yani, bizim, şu anda üzerinde durduğumuz Halk Bankasından verilen kredilerle
ilgili herhangi bir hususu içermemektedir. Yine, (9/1)’e baktığımızda,
bu önerge de, Merkez Bankası, Ziraat Bankası ve Halk Bankası da içinde
olmak üzere bir torba önerge şeklinde, geniş bir durumu kapsıyor. O bakımdan,
bizim soruşturma önergemiz ise, sadece Halk Bankasının faaliyetleriyle
ilgili olan bir önergedir.
Kaldı ki, (9/1) ve (9/2) sayılı önergeler burada oylanmış, reddedilmiş.
Bu önergelerle ilgili herhangi bir soruşturma komisyonu açılarak, yani,
bir hazırlık tahkikatı yapılarak bir savcılık fezlekesi veya iddianamesi
tanzim edilmemiş; dolayısıyla, hukukta bir kesin hüküm oluşturacak bir
belge yok. O önergeyi bir ihbar mahiyetinde kabul edecek olursak, sadece
bir ihbar yapılmış; ancak, bu ihbarın gereği olarak bir soruşturma komisyonu
kurulmamıştır. Soruşturma komisyonu kurulmadığına göre, bir takipsizlik
kararından, bir kesin hükümden bahsetmemiz mümkün olmamaktadır. O bakımdan,
bence, bu tür iddialar, kanaatimce, hukukî değildir.
Yine, velev ki bir kesin hüküm olsa da, velev ki bir takipsizlik kararı
verilmiş olsa da, yeni deliller çıktığında, elbette ki, yeni soruşturmalar
olabilir, yeni Meclis soruşturma komisyonları kurulabilir. Nitekim, bakın,
21 inci Dönemde yapılan bu soruşturma önergelerinin oylamaları 3.4.2001
ve 10.4.2001 tarihlerinde yapılmış. Bundan sonra, Halk Bankasıyla ilgili
olarak daha bir sürü raporlar yayımlanmıştır. Mesela, en çarpıcı örneğini
vereyim: Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu bir rapor yayımlamış
ve rapor, zehir zemberek... Bu raporun tarihi de 17.9.2001, yani, bu soruşturma
önergelerinin oylandığı tarihten beş altı ay sonra yeni bir delil ortaya
çıkmış. Bu rapordan size hemen bir paragraf okuyorum: “Haklarında bu kadar
iddia bulunan banka yöneticilerinin uzun süre ısrarla görevde tutulmasıyla
tahsil edilemeyen kredi tutarları ve korunup kollanan kredi borçluları
arasında doğrusal bir ilişki bulunduğu sonucuna varılmıştır.” Bu, çok ağır
bir ifade. Cumhurbaşkanlığı gibi önemli, saygın bir kuruma bağlı Devlet
Denetleme Kurulu, böyle bir rapor hazırlıyor ve âdeta, krediler ile kredileri
verenlerin ve bu krediyi verenleri kollayanlar arasında doğrusal bir ilişki
kuruyor. Dolayısıyla, bu yöndeki, yani, mükerrer bir Meclis soruşturması
yapıldığı yolundaki iddialar tamamen geçersiz olduğu kanaatindeyim.
Değerli arkadaşlar, tabiî, biz neyi soruşturduk? Elbette, biz, sayın
bakanların doğrudan doğruya Halk Bankasının önüne geçerek, orada, mudilere
kredi verdiği hususunu araştırmadık. Kredileri, elbette ki, Halk Bankası
yöneticileri verdi; ancak, bu kredilerle ilgili, daha sonra, bankalar yeminli
murakıpları, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme
Kurulu gibi denetimle ilgili ne kadar kurul varsa, hepsi rapor yayınlamışlar;
ancak, maalesef, ilgili bakanlar bu raporları gözardı etmişler, bu raporlara
kulaklarını tıkamışlar; işte, biz, bu hususu burada yargılıyoruz.
Madem ki, konu krediler... Değerli arkadaşlar, tabiî, bu krediler arasından
seçmece yapılmıştır; Halk Bankasından binlerce kredi verilmiştir. Bunlardan,
soruşturmaya konu, 1996 yılına ait 12 tane kredi seçilmiştir. Eğer, elinizde,
şu Meclis Soruşturması Komisyonu Raporumuz varsa, lütfen, 45 inci sayfasını
açalım arkadaşlar. Bakın, bu sayfada, sadece, seracılık ve bahçecilikle
ilgili bir krediyi alalım. Şu anda, kredinin bankaya maliyeti 51 trilyon
lira. Yine devam edelim, META Abana Elektrik Motorları A.Ş’nin şu anda
Halk Bankasına olan borcu 36 trilyon lira. Maalesef, soruşturulması talep
edilen bu kredilerin hiçbiri bu zamana kadar geri dönmemiş.
Geçenlerde Sakarya’da bir esnaf kefalet kooperatifinin kongresine katıldım.
2003 yılında esnafa dağıtılan kredi miktarını söylüyorlardı. Ne kadar dağıttınız
diye sorduğumda, çok övünülecek bir rakammış gibi “15 trilyon lira” dediler.
Sakarya’da bütün esnafa 2003 yılında dağıtılan kredi miktarı 15 trilyon
lira. Peki, sadece buradaki bir firmanın şu andaki borcu 51 trilyon lira.
12 firmanın, yani, soruşturulması istenen ve doğrudan Sayın Hüsamettin
Özkan’la ilgili olan kredi miktarı ne kadar; 519 trilyon lira.
Sayın Recep Önal’la ilgili kısma bakalım değerli arkadaşlar; bakın,
tablo 2, bu da 61 inci sayfada; burada 22 tane temenni eleştirilmiş
ve soruşturulması istenmiş ve bunlarla ilgili hepsinde ayrı ayrı
raporlar tanzim edilmiş. Burada bakın, sadece bir grup firmanın borcu 372
trilyon lira. Bir grup firmanın borcu. Yine, raporlarda eleştirildiği gibi,
bu grup firmanın kaç tane şirketi varsa hepsine ayrı ayrı ayrı burada kredi
verilmiş. Tetkik ettik, acaba bu firmalar aynı zamanda bazı
kamu bankalarından da mı kredi almışlardır diye; evet, buradan alan
gitmiş Emlak Bankasından almış, Ziraat Bankasından almış; diğer kamu bankalarından
da almışlar. Böyle bir sistemli soygun var. Bunlarla ilgili devletin tüm
kurumları rapor tanzim ediyor, ama, birileri “bu raporlar objektif değildir”diye
bu raporların gereğini yerine getirmiyorlar değerli arkadaşlar.
Tabiî, bunlarla ilgili ilk adımı Sayın Güneş Taner atmış; bu durumu
görmüş ve Hüsamettin Özkan’a hitaben diyor ki: “Bu şahıslar, artık, bankayı
emin bir şekilde yönetemiyorlar: bunların mutlaka, acilen görevden alınması
gerekir.”
Tabiî, neden Güneş Taner Sayın Hüsamettin Özkan’dan bunu talep ediyor;
değerli arkadaşlar, orada acayip bir durum var. Halk Bankası, âdeta Yedi
Kocalı Hürmüz gibi, kısmen bir bakana bağlanmış, bazı idari konularda da
bir bakana bağlanmış; malî konularda Güneş Taner’e bağlı,.ancak, personel,
idarî konularda ise Sayın Özkan’a bağlı. Bir bakan “bu bankanın içini boşaltıyorlar,
dolayısıyla. bu adamları derhal görevden al” diyor; ancak ötekisi “hayır,
bu bankalar yeminli murakıplarının Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun
bu raporları objektif değildir, dolayısıyla bunları görevden almıyorum.”
diyor.
Peki, bu görevden almama hukuki mi; değerli arkadaşlar, bakın, Bankalar
Kanununun 62 nci maddesi, burası açık, diyor ki burada “Bankalar Kanunu
veya diğer mevzuat hükümlerinin ihlal edilmesi, bu ihlallerin bankanın
emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürdüğü bankalar yeminli murakıplarınca
tespit edilmesi ve banka mensupları hakkında kanunî kovuşturması istenmesi,
ilgili bakanın talebi üzerine, imza yetkileri kaldırılmak zorundadır” deniliyor.
Ancak, burada, sanki, Sayın Hüsamettin Özkan, bir takdir yetkisi varmış
gibi “hayır” diyor, burada kaldırmıyor; yani, kanunun emrine bir muhalefet
var.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu raporlar kendi önüne geldiğinde daha sonra
ne yapıyor, nasıl bilgisayarda bir sürü pencere açarsınız ve bilgisayarı
kilitlersiniz, bilgisayar iflas eder, artık, yeni bir teftiş süreci başlıyor.
“Başbakanlık Makamına -parantez içerisinde- Teftiş Kurulu Başkanlığına...”
Burada, Sayın Hüsamettin Özkan Teftiş Kurulu Başkanlığına bir yazı gönderiyor,
diyor ki: ”Halk Bankasında birtakım çalışmalar yapılmış, Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu rapor tanzim etmiş, bankalar yeminli murakıpları rapor
tanzim etmiş, bunlar benim önüme geldi. Ancak, ben, araştırdım, baktım,
bu raporlar objektif değil, tarafsız değil, dolayısıyla, gereğini yapılmak
üzere gönderiyorum.”
Tabiî, bu konuda, hemen, o zamanki, dönemin Teftiş Kurulu Başkanı Osman
Nuri Oduncu, Sayın Özkan’ın bu yazısını ilgi tutarak, bu raporların Başbakanlık
Teftiş Kurulunca tekrar soruşturulması, incelenmesi üzerine Başbakanlıktan
bir onay alıyor ve yeni yeni birtakım teftişler başlıyor değerli arkadaşlarım;
rapor üzerine rapor, denetim üzerine denetim, denetimin denetimi, denetimin
denetimi... En sonunda, tabiî, artık yıllar geçiyor, geriye dönüp baktığımızda
bir kamu bankasının içi boşaltılmış, sorumlular hakkında soruşturma zaman
aşımına uğramış ve tabiî ki, en önemlisi, bu sorumlular görevinden alınamamış.
Kendisine sorduğumuzda, Sayın Bakan, niçin Teftiş Kurulu Başkanlığına
bu yazıyı yazdınız dediğimizde “efendim, ben, buraya bilgi için yazdım;
yoksa, benim Teftiş Kurulu Başkanlığından, siz, gidin yeniden bir soruşturma
yapın, böyle bir kastım yoktu” şeklinde bize cevap vermiştir.
Değerli arkadaşlar, hepimiz okuma-yazma biliyoruz. “Başbakanlık Makamına
-parantez içerisinde- Teftiş Kurulu Başkanlığına” diye bir yazı yazdığınızda
ve “bunun gereğini bilgilerinize rica ederim” dediğinizde, ne anlama geldiğini
takdirlerinize sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, sadece Sayın Hüsamettin Özkan’la ilgili değil.
Bu arada, tabiî, Güneş Taner Bakanlıktan ayrılıyor, yerine, Sayın Recep
Önal geliyor. Hazine Müsteşarlığı Sayın Recep Önal’a bağlanıyor. Hazine
Müsteşarlığının içerisinde Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu var, KİT
Genel Müdürlüğü var. Yine, banka olması hasebiyle, bir KİT olması hasebiyle,
Halk Bankası, doğrudan Recep Önal’a bağlı. 1997 ve 1998 yıllarıyla ilgili
olarak Yüksek Denetleme Kurulu raporları bankalar... Hazine Müsteşarlığı
raporları Hazine Müsteşarlığına gönderiliyor, bunların soruşturulması talep
ediliyor. O arada da görevde Recep Önal var. Tabiî, beş ay geçiyor, sekiz
ay geçiyor, on ay geçiyor, birbuçuk yıl geçiyor, o raporlarla ilgili herhangi
bir soruşturma yapılmıyor. Tabiî, Sayın Recep Önal, Bankalar Yeminli Murakıplar
Kurulu üyeliği yapmış bir Bakanımız, o kökenden geliyor, denetimden geliyor;
Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulunda, bir raporun teftiş edilmeden, bir
talebin teftiş edilmeden bir yıl beklemeyeceğini bilmesi lazım. Tabiî,
bu arada “tamam, gidilsin, soruşturulsun, teftiş edilsin bu olaylar” diyorlar.
Bu onayın verildiğinin neredeyse ertesi günü, Sayın Recep Önal Başbakana
geliyor ve “Sayın Başbakanım, bizim işimiz çok fazla, bankalar yeminli
murakıplarının işi çok fazla. Kaldı ki, Başbakanlık Devlet Denetleme Kurulunun
da soruşturma yetkisi vardır. O bakımdan, bundan sonra gelecek soruşturma
talepleri, artık, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunca yapılsın ve bize,
sadece bankacılıkla ilgili hususlar gelsin” diyor, bu onayı alıyor.
Değerli arkadaşlar, bu onaydan sonra, soruşturulmasına başlanan 1997
ve 1998 yılı temennileri, dosyalar, olduğu gibi, Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kuruluna pas ediliyor. Âdeta, bir gizli el, banka yönetimini, bu şekilde,
böyle koruyor.
Tabiî, o arada, bakıyorlar, gerçekten yanlış bir onay alınmış; Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulunun, kanunu gereği, soruşturma yapma yetkisi yok.
Dönemin bakanı Sayın Keçeciler “ya, biz ne yaptık; Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulunun böyle bir soruşturma yetkisi yok” diyor. O bakımdan, hemen, Başbakandan
karşı bir onayla -üç ay sonra, karşı bir onayla- dosyalar, bu sefer, tekrar,
gerisin geriye, Hazine Müsteşarlığına, Bankalar Yeminli Murakıpları Kuruluna
geliyor ve soruşturmaya başlanılıyor.
Tabiî, bu arada, onay, aslında “bundan sonra yapılacak işler” diye başlamasına
rağmen, geriye yürütülüyor, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu üyelerinde
bulunan 1997 ve 1998 yılı dosyalarının tamamı da, o arada, Başbakanlık
Denetleme Kuruluna gönderiliyor.
Tabiî, orada, yine, onaya ters başka bir işlem daha yapılıyor; deniyor
ki: “Bankacılıkla ilgili kısımlar Bankalar Yeminli Murakıpları Kuruluna
kalsın, bu işlere bunlar baksınlar, idarî birtakım suçlamalar varsa -memuriyet
suçları gibi- bunlara Başbakanlık Teftiş Kurulu baksın.” “Tamam” deniliyor
onayda; ama, her ne hikmetse, bu 22 temenninin 1 tanesi idarî soruşturmalarla
ilgili, 21 tanesi bankacılıkla ilgili olmasına rağmen, bankacılıkla ilgili
konuların tümünü, yine, Başbakanlığa gönderiyorlar.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu onayın yanlış alındığı daha sonra fark
ediliyor, düzeltiliyor; ancak, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu teftişini
yapıyor, ilgililer hakkında, görevi kötüye kullanmaktan, Bankalar Kanununa
muhalefetten, görevi ihmalden, evrakta sahtecilikten birsürü rapor tanzim
ediliyor.
Tabiî,bu arada, yine, Sayın Recep Önal görevini, Sayın Kemal Derviş’e
teslim ediyor. Sayın Kemal Derviş, bu raporlar önüne geldiğinde, bu banka
yöneticilerinin hepsinin hakkında soruşturma izni veriyor; ama, bu sefer
mahkemeler “evet, artık, bu davalar zaman aşımına uğramıştır” diyor ve
elbette, ilgililer hakkında, bu zaman aşımından dolayı beraat kararı vermek
zorunda kalıyorlar.
Değerli arkadaşlar, işte, Halk Bankasında, böyle bir süreç yaşanmış.
Tabiî, bu Halk Bankası yöneticileri ne zaman görevden alınabiliyor; ancak,
Sayın Kemal Derviş göreve geldikten sonra ve banka ile ilgili, yeni bir
yapılandırmaya ilişkin yeni bir kanun çıkıyor; ancak, ondan sonra görevden
alınabiliyorlar.
Değerli arkadaşlar, işte, özelde baktığımızda, 500 küsur trilyon lira,
yine, Sayın Recep Önal ile ilgili 800 küsur trilyon lira; ancak, genelde
baktığımızda, bankanın şu andaki zararı, o dönem için, 3.9 katrilyon lira.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Üstün, sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Bankanın şu andaki genel zararı
3.9 katrilyon lira. Değerli arkadaşlar, bu bir tesadüf müdür diye baktım.
Değerli arkadaşlar, 3.9 katrilyon lira ile neler olur diye baktığımızda;
3.9 katrilyon lira, 2003 yılında, hükümetimizin yatırım bütçesine denk
bir para. Sizler, eminim ki, kendi illerinize, yalvar yakar 1 trilyon lira
dahi çıkaramazken, 2003 yılının yatırım bütçesi kadar bir para, Halk Bankasında
batmış vaziyette. Tabiî, bunlar, hâlâ alacak gözüküyor.
Değerli arkadaşlar, alacak-zarar ilişkisi nasıl kurulacak? Ona da kısaca
değinerek, sözlerimi toparlayacağım. Bankacılık Kanununa göre, bir olayın
zarar yazabilmesi için, bu alacakla ilgili, bu krediyle ilgili tüm yasal
yolları tüketmeniz lazım. İpotekler varsa, ipotekleri paraya çevrilmesini
talep etmeniz lazım, işte bu ipotekler paraya çevrilirken, birisi itiraz
etse, bunlar yıllarca sürüyor ve bu şekilde mahkeme mahkeme, ta ki, krediyi
alan kişi hakkında bir aciz vesikası almamışsanız, bu kişinin bir borcu
olarak gözüküyor, bankanın alacağı olarak gözüküyor ve zarar ilişkisi bankacılık
açısından belki kurulamıyor; ama, elbette ki, Türk Ceza Kanunu açısından
durum farklı. Bu alacakların tahsil edilemeyeceği artık aşikâr. Dolayısıyla,
Türk Ceza Kanunu açısından zarar doğmuştur. Bu zararın sorumlularının,
Anayasa gereği ve Bakanlıkların Kuruluşu Hakkındaki Kanun gereğince, gözetim
ve denetim görevini layıkıyla yapmayan Sayın Hüsamettin Özkan ve Sayın
Recep Önal olduğu kanaatindeyim.
İşte bu davranışlarıyla Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesini ihlal
ettikleri düşüncesiyle, devlet eski bakanı ve başbakan yardımcısı Sayın
Hüsamettin Özkan ile devlet eski bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana sevk
edilmesine Komisyonumuz karar vermiştir. Takdir Yüce Meclisindir.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Üstün.
Sayın Yalçınbayır, sizin bir sataşma nedeniyle söz talebiniz var. Yazılı
da istedim sizden.
Yeni bir sataşmaya yol açmamak üzere buyurun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ben konuşmamda, Meclis soruşturması açılıp Mecliste karara bağlandıktan
sonra herhangi bir tahkikat veya Yüce Divana sevk kararı verilmezse, bu
karar kesindir dedim. Teamüle ilgi tuttum ve Meclisin dosyadan el çektiğini,
dosyadan el çekildikten sonra yeni delil olmadıkça işlem yapılamayacağını
ifade ettim.
Süremin kısıtlı olması nedeniyle bazı konulara değinememiştim. Örneğin,
Komisyon CMUK’a göre çalışır, CMUK hükümlerini uygular. CMUK’un 167/2 nci
fıkrasında “dilekçe reddedildikten sonra –savcılığa verilen şikâyet dilekçesi-
kamu davası ancak yeni vakıalara ve yeni delillere müsteniden açılabilir”
deniliyor. Bu nedenle, ortada bir soruşturma engeli vardır. Bu engel, kesinleşen
karardır. Yeni delil olmadıkça yapılamaz. Ben, komisyonun kuruluşu ve çalışma
şekli itibariyle fazla şey söyleme fırsatını bulamadım. Komisyon, çalışmalarında,
içinde bulunmaması gereken bir üyeyi bulundurmak suretiyle çalıştı. O üyenin
orada bulunamaması gerekirdi hem İçtüzük hem Anayasa gereği ve bu konuyu,
Meclis Başkanının dikkatine arz ettim ocak ayında ve kendileri, nisan ayına
kadar çalıştılar ve Başkanlık yaptılar. Yarın öbür gün, bu nedenle de,
bir başka engelle de karşılaşabiliriz.
Komisyon çalışmalarında, ayrıca, İçtüzük hükümlerine aykırılıklar da
vardı; ama, komisyonun bir kararı vardır ve mutlaka, değerlendirilecektir.
Sayın milletvekilleri, bir boşluğu görüyoruz; o da, 100 üncü maddeyle
ilgili yeni bir düzenleme yapma gereğidir. 100 üncü maddenin değiştirilmesi
konusunda, 20 nci dönemde ısrarla üzerinde duruldu.
Eğer, temiz siyaset istiyorsak, önce, kendimizden başlamak suretiyle,
yasama dokunulmazlığını kürsüye inhisar ettirerek, kürsü sorumsuzluğuna
irca etmek, soruşturmaları düzenlemek, 129’u düzenlemek, 140’ı düzenlemektir.
Lojmanlarda nasıl kendimizden başladıysak, şimdi, sıra bizde!
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Yalçınbayır.
Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması komisyonunun raporu üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, komisyon raporunda Devlet eski Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana
sevki istenilmektedir.
Şimdi, komisyon raporunun, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana sevkle
ilgili hükmünü oylarınıza sunacağım.
Anayasanın 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında “Yüce Divana sevk ancak
üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla alınır” hükmü, İçtüzüğün
112 nci maddesinin altıncı fıkrasında da “Yüce Divana sevk kararı ancak
üye tamsayısının salt çoğunluğu ile alınır” hükmü yer almaktadır.
Bu nedenle, oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız ve önergenin kabul
edilmesi için 276 kabul oyu arayacağız.
Toplantı yetersayısı olmak kaydıyla, gizli oylamada kabul oyu, 276’nın
altında olduğu takdirde, Yüce Divana sevk kabul edilmemiş olacaktır.
Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum:
Komisyon ve hükümet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki
kâtip üye, Adana’dan başlayarak İzmir’e kadar, hükümet sırasındaki kâtip
üye ise, İzmir ile Zonguldak dahil, adı okunan milletvekiline biri beyaz,
biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf
verecek, pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterinde işaretleyecektir.
Milletvekilleri, belirlenmiş bulunan yerlerden başka yerde oylarını
kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları
bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.
Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret,
yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.
Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyeden üç yuvarlak pul ile mühürlü
zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme
yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak,
diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır; bilahara, oy verme yerinden
çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı, Başkanlık Divanı kürsüsünün
önüne konulan oy kutusuna atacaktır.
Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.
Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.
(Oyların toplanmasına başlandı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Sayın Abdullah Gül yerine, Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman
Pepe, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu yerine, Millî Savunma Bakanı
Sayın Vecdi Gönül, Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan yerine, Devlet Bakanı
Sayın Güldal Akşit vekâleten oy kullanmışlardır.
Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.
Oylama işlemi bitmiştir; oy kutuları kaldırılsın.
(Oyların ayırımı yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturma
Komisyonunun 463 sıra sayılı raporunun gizli oylama sonuçlarını açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 409
Kabul : 356
Ret : 34
Çekimser : 14
Boş : 5
Sayın milletvekilleri, bu sonuca göre, Meclis soruşturma komisyonunun
raporu kabul edilmiş; yani, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin
Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana sevkine karar verilmiştir.
|