Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
TBMM KARARI
ÖNERGE METNİ
ÖNERGE GÖRÜŞMELERİ
YÜCE DİVAN'A SEVKEDİLENLER
YÜCE DİVAN

YÜCE DİVAN'A SEVKEDİLENLER...
Özkan ve Önal hakkındaki raporun görüşülmesi...
15 Haziran 2004
 
57. Hükümet'te Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Hüsamettin Özkan ile Devlet Bakanlığı görevinde bulunan Recep Önal'ın Yüce Divan'a sevk kararı...
 

Türkiye Halk Bankasının zarara uğramasına sebep oldukları, usulsüz işlemlerin yapılmasına imkân sağladıkları iddiasıyla Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal haklarında  Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önerge, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekili tarafından 13 Kasım 2003'de TBMM Başkanlığına verildi.

18 Kasım 2003'de TBMM Genel Kurulu'nda okunan önerge, Genel Kurul'un 9 Aralık 2003 tarihli 25. Birleşiminde görüşüldü, 17 ret oyuna karşın 409 oy ile kabul edildi ve Soruşturma Komisyonu Kuruldu. 14 Ocak 2004'de çalışmalarına başlayan Meclis Soruşturması Komisyonu, raporunu 27 Mayıs 2004 tarihinde sonuçlandırdı.

Özkan ile Önal'ın Yüce Divan'da yargılanmasını öngören Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu, TBMM Genel Kurulu'nda 15 Haziran 2004'de (22. Dönem 2. Yasama Yılı 101. Birleşim) görüşüldü ve kabul edildi. Oylamaya 409 milletvekili katıldı. Yüce Divan'a sevk kararı, 34 ret oyuna karşılık 356 oy ile alındı. 14 milletvekili çekimser kaldı, 5 oy boş çıktı.

TBMM Genel Kurulu'nun 811 numaralı kararı, 19 Haziran 2004 tarih 25497 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı.
 

Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal hakkındaki Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu'nun TBMM Genel Kurul'u görüşmeleri şöyle:
(15 Haziran 2004 - 22 Dönem 2. Yasama Yılı 101. Birleşim)

BAŞKAN (Başkanvekili Yılmaz ATEŞ) – (...................)

Sayın milletvekilleri, gündemin Meclis Soruşturması Raporları kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın birinci sırasında yeralan, İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, bakanlıkları sırasında ilgili kuruluşların raporlarının gereğinin yapılmasını geciktirerek ve gerekli tedbirleri zamanında almayarak görevlerini yerine getirmemek suretiyle Türkiye Halk Bankasının zarara uğramasına sebep oldukları, usulsüz işlemlerin yapılmasına imkân sağladıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinin ikinci fıkrasına uyduğu iddiasıyla Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Sayın Recep Önal haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi ve (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu raporu üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

BAŞKAN- Komisyon?.. Yerinde.

Meclis Soruşturması Komisyonunun 463 sıra sayılı raporu daha önce sayın üyelere dağıtılmış ve ilgili eski bakanlara gönderilmiştir.

Rapor üzerindeki görüşmelerde, Komisyona, şahısları adına 6 milletvekiline ve hakkında soruşturma açılması istenen eski bakanlara söz verilecektir.

Konuşma süreleri Komisyon için 20 dakika, şahısları adına söz alan milletvekilleri için 10’ar dakikadır. Son söz, haklarında soruşturma açılması istenen eski bakanlara ait olup, konuşma süreleri sınırsızdır.

Rapor üzerinde söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Telat Karapınar (Ankara), Şükrü Önder (Yalova), Ertuğrul Yalçınbayır (Bursa), İsmail Değerli (Ankara).

İlk söz, Sayın Telat Karapınar’ın.

Buyurun Sayın Karapınar.

TELAT KARAPINAR (Ankara)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, bugün hayatlarını kaybeden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Piriştina ve Abdurrahman Oğultürk’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 463 sıra sayılı ve (9/3) esas numaralı Devlet eski bakanları Hüsamettin Özkan ve Recep Önal hakkında kurulan Meclis Soruşturması Komisyonu raporu üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Komisyonumuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13.1.2004 tarihli 41 inci Birleşiminde üye seçimiyle görevlendirilmiş, 14.1.2004 tarihinde ise ilk toplantısını yaparak Komisyon organları belirlenmiştir. O tarihten Komisyon çalışmalarımızın bittiği, raporun hazırlandığı 27.5.2004 tarihine kadar olağanüstü bir gayret ve mesai harcanmıştır. Bu süre içerisinde 40 civarında tanık ve ilgili dinlenilmiş, komisyonda görevli uzmanlarımızla birlikte, mesai mefhumu gözetmeksizin, çok titiz bir çalışma sonucunda bu rapor hazırlanmıştır.

Yeri gelmişken, bizimle ve bizden ayrı olarak 16, hatta, 18 saat çalışıp, komisyon çalışmalarımıza katkı sağlayan görevli uzman ve çalışanlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, komisyon üyesi bir milletvekili olarak şunu ısrarla vurgulamak isterim ki, gece gündüz çalışan komisyonumuzun, siyasal tarihimize adı gibi ak bir sayfa açan Adalet ve Kalkınma Partimizin, hiçbir zaman devri sabık yaratmak gibi bir düşünce ve gayreti olmamıştır.

İncelemelerimiz ve çalışmalarımızda, bilgi ve belgeler ışığında, ilgili kişi, kurum, tanık ve uzmanların görüş ve düşünceleri alınarak bir mahkeme titizliği ve hassasiyetiyle çalışılmış, kişi ya da siyasetçi adları hiçbir zaman deklare edilmemiştir. Bugün Meclis çatısı altında yer almayan siyasetçilerin yargısız infazları asla yapılmamış, defalarca kendileri davet edilerek, saygı çerçevesinde kendileriyle görüşülmüştür.

Komisyon çalışmaları süresince gizliliğe azamî oranda riayet edilerek, soruşturması yapılan kişilerin haklarına azamî oranda saygı gösterilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; komisyon çalışmalarımızda da gördük ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük iki krizinin yaşanmasına giden yolda, komisyonumuzu ilgilendiren konularda yapılanların ve yapılmayanların ne kadar etkili olduğu görülmüş, ülke kaynaklarının birilerine nasıl peşkeş çekildiği, yağma Hasan’ın böreği misali nasıl dağıtıldığı üzüntüyle müşahede edilmiştir.

Komisyonumuzca dinlenilen tanıkların ifadelerinde beyan ettikleri birkısım hususlar ise -açık söylüyorum- milletimiz adına dehşetle dinlenilmiştir.

Burada bir örnek vermek istiyorum. İşin vahametini anlatabilmek açısından, bu kredilendirme süreciyle ilgili, kredilerle ilgili, şube müdüründen genel müdüre kadar birkısım arkadaşlarımızı dinledik ve Halk Bankası mensuplarına bu kredilerin neden ve nasıl verildiğini sorduk. Şimdi, başlıyoruz. Şube müdürünü çağırdık, “sayın müdür, bu kredileri, bu istihbarat raporuna göre nasıl olumlu görüşle teklif ettin?” Cevap: “Efendim, biz, bunu teklif ederiz; ama, neticede bizim krediler müdürümüz, bu teklifi inceler ve yönetime sunar. Onun için, bu teklifin fazla bir önemi yoktur.” Krediler müdürünü dinliyoruz. “Sayın müdür, bu kredileri uygun görüşle nasıl yönetim kuruluna havale ettin?” “Efendim, biz, şubeden olumlu görüşle gelen teklifi çok fazla incelemeyiz. Uygun görüş kaşesini basar, yönetime göndeririz.” Yönetim Kurulu üyesine soruyoruz: “Sayın Kurul üyem, siz, bu kredi için nasıl olumlu oy kullandınız?” “Efendim, biz, haftada bir kez toplanırdık. Yaklaşık 200 dosya görüşürdük. Çok fazla bakma fırsatımız olmazdı. Üstelik, bu dosyalar 48 saat önce bize gelmesi gerekirken, çoğu zaman dosyayı Yönetim Kurulunda görürdük. Yönetim Kurulu Başkanı uygun görürse, biz de olumlu oy kullanırdık.” “Peki, bu 200 dosyanın kaç tanesi yüksek montanlı krediydi?” Cevap: “3 veya 4.” “Peki, bu dosyaları da mı incelemezdiniz?” Cevap: “Evet.” Kredilerden sorumlu genel müdür yardımcısına soruyoruz: “Nasıl verildi bu krediler?” Cevap: “Efendim, şube tarafından, krediler müdürlüğü tarafından bu talepler en ince ayrıntısına kadar incelenirdi. Ayrıca, Yönetim Kurulu kararıyla bu krediler verilirdi.” Genel Müdüre soruyoruz: “Bu krediler nasıl verildi?” “Efendim, oybirliğiyle verildi; tüm krediler bizde oybirliğiyle çıkardı. Üstelik, bu krediyi kullandırmaya yetkili olan, şube müdürüdür. En son söz de, şube müdürüne aittir. Her ne kadar, biz, Yönetim Kurulu olarak, bir kredi hakkında olumlu karar alsak bile, o krediyi kullandırıp kullandırmamak tamamen şube müdürünün yetkisindedir.”

Görüyorsunuz sayın milletvekilleri, krediler nasıl veriliyor, istihbarat raporları nasıl değerlendiriliyor. Bu arada, bu kişilere verilen bu krediler kendi paranız olsaydı bu istihbarat raporuna göre borç verir miydiniz diye sorulduğunda ise hiçbirisinden maalesef cevap alınamadı.

Diğer bir örnek: Vatandaş geliyor diyor ki: “Benim bir petrol istasyonum var; ayrıca, küçük çaplı dağıtım işi yapıyorum; ancak, depolama tesisi kurmayı düşünüyorum.” Dikkat edin “düşünüyorum” diyor. Bu “düşünüyorum” ibaresi aynen, istihbarat raporunda da aynı şekilde geçiyor. Düşünüyor. “... Nerede kuracağıma da karar vermedim; yalnız, benim ipotek verecek gayrimenkulum yok 2 adet bina inşa ediyorum bu binadaki daireleri sattıkça borcumu ödeyeceğim. Bana 5 000 000 dolar kredi verin ben öderim.” Bu söylediklerim istihbarat raporunda geçen sözler arkadaşlar burada yapılan şifahi konuşma değil. Bu rapora göre vatandaş 5 000 000 doları alıyor bir sene sonra tabiî ki kredi ödenmiyor. Ne olacak?.. Al sana bir kredi daha.

Yine bir örnek: Halk Bankası vatandaşın birisine kredi veriyor. Allah var belki de en iyi niyetle verilen kredilerden birisi bu; ancak, firmanın verdiği ipotekler sahte. Bir şekilde tapuda sahte ipotek tesis edilmiş ve firma kredilendirilmiş. Peki banka ne yapmış?.. Kredi müşterisi olan ve yine milyonlarca dolar batık kredi verdiği bu şahıs üstelik daha sonra çete kurmaktan yargılanıp mahkûm olmuş. Bu vatandaş, kiraladığı özel uçakla sahte tapu işlemlerini yapan tapu memurunu Ankara’ya getiriyor otelin birisine çekiyor ve ifade alıyor. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum kararı siz sayın milletvekillerinin ve yüce milletimizin takdirine bırakıyorum.

Örnekler o kadar çok ki, müracaat tarihiyle aynı günde verilen krediler, olumsuz istihbarat raporlarına rağmen verilen krediler, neler neler. Peki burada eski bakanların günahı ne?.. Komisyonumuzun kuruluş amacı, Halk Bankasının bağlı olduğu bakanlarımızın, soruşturma raporlarında belirtilen temennilerin gereğini yapmaması...

BAŞKAN – Sayın Karapınar, bir saniyenizi rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, oturma düzenimiz, sayın üyelerin yüzlerini Divana dönmeleri şeklindedir. Bir de, Türkiye’yi çok büyük bir maliyete sokan, yüzbinlerce işyerimizin, milyonlarca insanımızın işine son verilmesine neden olan bir dönemin yargılanması yapılıyor. O nedenle, sayın milletvekillerinin, dikkatle, sayın konuşmacıyı dinlemelerini rica ediyorum.

Buyurun Sayın Karapınar.

TELAT KARAPINAR (Devamla) – Komisyonumuzun kuruluş amacı, Halkbankasının bağlı olduğu bakanlarımızın, soruşturma raporlarında belirtilen temennilerin gereğini yapmaması, dedikodulara göre hareket ederek soruşturmaların sürüncemede bırakılması ve bu şekilde birçok ceza temennisinden dolayı zaman aşımı süresi geçirilerek yargılanmalarına engel olunması, Cumhuriyet Savcılığınca istenen izin yazısını cevap verilmediği gibi, bu dosyaların geri çekilerek, izin verme veya vermeme konusunda hiçbir işlem yapılmamasıdır.

Değerli milletvekilleri, kuruluş amacı esnafa ucuz kaynak aktarmak olan Halk Bankasının kaynakları üç beş kişiye peşkeş çekilerek, banka, kuruluş amacından da uzaklaştırılmıştır.

Yine, zamanın bakanı Güneş Taner tarafından, usulsüz kredilerde sorumluluğu bulunan kişilerin bankacılık yetkisinin kaldırılması ve görevden alınmasıyla ilgili, biraz da sert bir ifadeyle, yazılan yazıya rağmen, sorumlular görev devam ettirilmiş, zararların katlanarak artmasına neden olunmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun sözlerinizi tamamlar mısınız.

TELAT KARAPINAR (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasetimizin temizlenmesi, siyasî ahlak anlayışımızın gelişmesi ve insanımızın siyasilere güven duyabilmesi için, hepimizin sorumluluk bilinci içerisinde hareket etmesi gerekir.

Bu komisyon raporu, ülke kaynaklarımızın, yatırımların, istihdam sorununun önümüzde durduğu günümüz Türkiyesinde, ülke kaynaklarının nasıl birilerine peşkeş çekildiğinin, yolsuzlukların ve yolsuzluk ekonomisinin nasıl işlediğinin bir resmidir.

Sözlerime son verirken, öncelikle, komisyon çalışmalarımız esnasında ilgi ve desteklerini esirgemeyen, Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç’a, komisyon başkan ve üyelerimize ve komisyon çalışmalarında emeği geçen herkese teşekkür eder, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karapınar.

İkinci söz, Yalova Milletvekili Sayın Şükrü Önder’e aittir.

Buyurun Sayın Önder.

ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sunuşuma başlamadan önce, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Piriştina’nın ve eski belediye başkanlarımızdan Abdurrahman Oğultürk’ün kaybı, gerçekten, bizleri son derece üzmüştür. Her iki siyasetçimizin ailesine başsağlığı diliyorum, sizlere başsağlığı diliyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli milletvekilleri, az evvelki konuşmacı arkadaşımız, (9/3) sayılı Soruşturma Komisyonunun nasıl toplandığını ve ne şekilde göreve başladığını kısaca izah ettiler. Ben, onun haricinde, değinmediği, özellik arz eden bazı konulara girmek istiyorum; ki, bizim görevimiz, komisyonun görevi, Devlet eski Bakanlarımızdan Sayın Hüsamettin Özkan ile Recep Önal’ın olaylardaki sorumluluğu konusundaydı; ben, bunlara değinmekle yetineceğim.

Ancak, bunlara değinmeden önce, Halk Bankasının Ana Statüsünü, çok kısa ve öz olarak izah etmek suretiyle bilgilerinizi tazelemek istiyorum.

Halk Bankası A.Ş.’nin Ana Statüsünün 4 üncü maddesinde, diğer bazı görevlerinin yanı sıra, esnaf, sanatkâr, küçük ve orta ölçekli sanayi ve diğer sanayi kuruluşlarını kredilendirmek, aynı zamanda küçük ve orta ölçekli sanayi sektörünün Kalkınma Bankası görevini de yürütmek üzere kurulduğu ifade edilmiştir.

Banka, bu temel amacı gerçekleştirmek için, ticarî krediler dışında kullandırdığı ihtisas kredilerini, kooperatif kredileri, sanayi kredileri ve fon kredileri şeklinde üç grupta toplayıp kullandırmaktadır.

Özellikle 1996 yılında itibaren Banka Yönetim Kurulunca yapılan çalışmalarda, Yönetim Kurulu üyelerinden, ticarî kredilerden sorumlu genel müdür yardımcısı Yönetim Kuruluna şöyle bir teklif götürüyor: Kredi tahsil işlemlerinde, banka menfaatları doğrultusunda, banka iç mevduatında belirtilen krediler dışında, Yönetim Kurulunca istisnaî kararlar alınması talebine dair önergesi okunup inceleniyor ve 4.12.1996 tarihinde, bu talep, uygun görülerek karar altına alınıyor. Alınan kararın özelliği nedir -zaten, 1996 yılından sonra, Banka, tabiri caizse, tökezlemeye başlamıştır- kararın özelliği şudur: İçtüzük hükümlerinin dışında, Yönetim Kurulunca yapılan kredi tahsis işlemlerinde bilanço ve diğer malî tablolar üzerinde hazırlanmış kriterlerin yetersiz kalması durumunda, somut olayın niteliğine uygun olarak, Banka menfaatlarının gerektirdiği şekilde, işletmenin teknolojisi, istihdam yaratma gücü ve ihracata dönük faaliyetleri ile işletme sahiplerinin işletme dış yatırımları, mal varlıkları ve gelirlerinin de değerlendirmede dikkate alınması öneriliyor. Bunun gibi “Bankamız menfaatları açısından banka içi mevcut düzenlemelerle belirlenen kriterlerin dışında değerlendirme yapılmasının gerekli olduğu; istisnaî hallerde, somut olaya özgü, banka içmevzuatında belirtilen hükümlerden farklı olarak, Yönetim Kurulumuzca, istisnaî kararlar alınabilmesi uygun görülmüştür” deniliyor ve bu kararlar uygulamaya konulmaya başlıyor. Ancak, 1996 yılında, Yüksek Denetleme Kurulunca yapılan teftişte, bu uygulamanın yanlış olduğu gündeme getiriliyor ve şöyle deniliyor: “Yönetim Kurulunun bu kararından sonra, firmaların bilanço, gelir tablosu ve diğer malî tablolara göre hazırlanan rasyolara ve verilere bakılmaksızın, sübjektif değerlendirmelerle, her firmaya kredi verilebilecektir.” Bunun en somut örnekleri, firma bazında incelemeler bölümünde tek tek incelendiği gibi, 1997 yılında ödeme güçlüğü çeken ve kanunî takibe geçen firmaların malî tabloları incelendiğinde, firmanın brüt satış tutarı tek başına Bankaca verilen kredileri karşılamaktan uzakken, istihbarat raporunda firmanın onbeş yirmi bankadan kredi kullandığı görülmektedir. Ayrıca, istihbarat raporlarında, firmanın ve ortaklarının çok sayıda protestosu ve karşılıksız çeklerine rastlanması normal bir olay gibi değerlendirilmekte ve firmalar, bu karar doğrultusunda kredi alabilmektedir. Bu karar uygulamaya geçince, Bankada neler oluyor: Firmaların, Banka usul ve mevzuatlarına aykırı olarak, çok kısa sürede, bir iki gün içerisinde kredilendirme imkânı çıkıyor. Bugün, hangi bankaya giderseniz gidin, bir kredi kartı isteyin, bunun size intikali, kefili mefili de dahil olmak üzere, bir hafta, on günden evvel dönmeyecektir; ancak, milyon dolarlarla ifade edilen krediler, bir iki gün içerisinde -az evvel Ankara Milletvekilimizin de izah ettiği gibi- şahıslara tevdi edilebilmektedir; nakit kredilerin vadelerinde ödenmemesi üzerine kredilerin gayri nakdî krediye çevrilmesi ve firmaların yurt dışından sağladığı kredilerle nakdî kredinin kapatılmasıyla artan kurlar ve tahakkuk eden faizler sonucu kredinin artması; firmaların yurt dışından sağladıkları kredilerin garantisi olarak talep edilen dövize natık teminat mektupları ve aval kredilerin çok kolay bir şekilde kullandırılması; grubun tüm firmalarına kredi kullandırılması nedeniyle, bir firmanın ödeme güçlüğü içine düşmesinin tüm grubu etkilemesi; kullandığı kredileri vadelerinde ödemeyen firma ortaklarının kurduğu başka firmalara yeniden kredi verilmesi; kredilerini vadesinde ödemeyen firmanın borçlarını devralan şirketlere yeniden kredi verilmesi; kredi alacaklarının zamanında tahsil ve tasfiyesi için gerekli rasyonel tedbirlerin alınmaması; takipteki alacakların tahsil ve tasfiyesi için usul ve mevzuat dışı yollara başvurulması -ki, yine, Ankara Milletvekilimizin dediği gibi- devletin valisi, mahkemesi, hâkimi, savcısı varken, Halk Bankası Genel Müdürlüğü yetkililerinin, özel uçak tutmak suretiyle, özel kişiler tarafından, bazı kişilerin sorguya alınması konusu; bu yollara tevessül edilmesi, Bankanın bünyesini sarsmıştır.

Tabiî, bunun sonucunda, özellikle 1996 yılından itibaren, takipteki kredilerin oranı yüzde 4,3 iken, 2000 yılında yüzde 10’a ulaşmıştır. Yüksek Denetleme Kurulunun Türkiye Halk Bankasının 1996 yılı faaliyetleri hakkında düzenlediği raporunda, Banka yöneticilerinin mevzuata aykırı uygulamaları eleştirilerek, 14 konuda temennide bulunulmuştur. Hazine Müsteşarlığı almış olduğu bu temennileri bağlı olduğu Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner’e göndermek suretiyle, bankanın ilgili olduğu Devlet Bakanı Sayın Hüsamettin Özkan’a göndermiştir. Aziz milletvekilleri, ihtilaf burada başlamıştır. Sayın Özkan’a bu raporlar geldikten sonra, ki bankalar yeminli murakıplarının göndermiş olduğu raporlar direkt savcılığa gönderiliyor.

Sayın Özkan, burada konuya itiraz ediyor “ bu konuda yetkili biziz, benim bakanlığımdır, direkt savcılığa gönderilmemesi gerekir, hukuken geçerliliği yoktur” diyor. Aslında Türk Ceza Kanununun 235 inci maddesine göre, aynı zamanda cumhuriyet savcılığına göndermekle ihbarcılık görevini de yerine getirmiş oluyor.

Bankalar Yeminli Murakıplar Kurul Başkanı ile Sayın Genel Müdür Yenal Ansen arasında geçmişten kaynaklanan birtakım husumetler yavaş yavaş gündeme gelmeye başlıyor. Çünkü, Bankalar Yeminli Murakıplar Kurul Başkanı ve Sayın Ansen, ikisi birlikte Halk Bankasında görev yapan kişiler; ancak aradan zaman geçtikten sonra birisi Kurul Başkanı, birisi Genel Müdür olarak karşı karşıya geldiğinde birtakım hesaplaşmalar olduğu iddia ediliyor ve gerek Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulunun hazırlamış olduğu raporlar, gerekse Yüksek Denetle Kurulunun hazırlamış olduğu raporlar, Sayın Hüsamettin Özkan tarafından “tarafsızlık ilkesine uygun değildir” gerekçesiyle Başbakandan onay alınmak suretiyle iki kez ayrı ayrı zamanlarda incelettiriliyor ve kendi almış olduğu onaylarda dahi, inceleyen heyetler, Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulunun ve Başbakanlık müfettişlerinin yapmış olduğu işlemlerin doğru olduğunu, objektif olduğunu, tarafsız ve ilkeli olduğunu savunuyorlar. Ancak, bununla da yetinmiyor Sayın Özkan, başka bir gerekçe sunuyor, sunduğu gerekçe şu: Kendi Danışmanı Sayın Bedri Eşsiz, Bankalar Yeminli Murakıbı Vedat Aksu ve Merkez Bankası İdare Meclisi Üyesi Aytekin Tece tarafından yazılıp, Sayın Bakana iletilen üç tane şikâyet mektubu var. Bu şikâyet mektubunda da, bankalar yeminli murakıplarının tarafsız olmadığını ve kasıtlı davranıldığını iddia ediyorlar ve özellikle Halk Bankasını denetleyen Mustafa  Ekim ile Zafer Dedemen’in  -ki, Halk Bankasının yeminli murakıplarıdır- baskı altına alındığını ve bu baskı sonucunda bu şekilde rapor verdiklerini ifade ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlar mısınız Sayın Önder.

ŞÜKRÜ ÖNDER (Devamla) – Komisyonumuz, bu kişileri de çağırdı ve özellikle Zafer Dedemen ve Mustafa Ekim’le yapmış olduğumuz görüşmelerde, böyle bir baskıya maruz kalmadıklarını, görevlerini gereği gibi yaptıklarını, hiç kimseden emir ve talimat almadıklarını çok açık bir şekilde ifade ettiler; fakat, burada dikkati çeken ayrı bir konu var, onu bilgilerinize arz etmek istiyorum.

Eski Bakanımızın Danışmanı Sayın Bedri Eşsiz, kendisine sorduğumuzda, bazı konuları aktardığımızda, hiçbir konuyu bilmediğini, Sayın Hüsamettin Özkan’ın kendisine bu konuları danışmadığını, özellikle bu gelen-giden dosyalarla ilgili danışmadığını çok açık ve kesin bir dille ifade ettiler; ancak, ne gariptir ki, kendisi askerken, silah altındayken, henüz terhis olmadan Sayın Bakana yazmış olduğu ihbar dilekçesinde veyahut da şikâyet mektubunda, bankada geçen bütün olayları A’dan Z’ye kadar detaylı bir şekilde anlatmak suretiyle, bütün konulara vâkıf olduğunu ifade ettiğini belirtiyor. Kendisine sorduğumuzda, bize en son “ben bu raporu kendi irademle yazmadım, Sayın Bakanın isteği doğrultusunda yazdım, verdim” demesi suretiyle, Sayın Özkan’ın iddia etmiş olduğu hususlar çürütülmüş oldu.

Geçmişte bu raporların usule uygun olmadığı ve Hazine Müsteşarlığınca işleme konulması gerektiği ifade edilmişti. Sayın Güneş Taner’in, yapmış olduğu uyarılarda “Bankalar Kanunun 62 nci maddesi gereğince Banka Yönetim Kurulunu görevden almanız gerekir, imza yetkisini almanız gerekir” demesine rağmen, Sayın Özkan, bu konuda da hukukî bir gerekçe sunmak suretiyle -kendisine göre- almıyor ve Bankanın zarara uğratılmasının devamını sağlamış oluyor.

Keza, aynı şekilde, Sayın Güneş Taner’den sonra gelen Devlet eski Bakanımız Recep Önal da, aynı dosyalarla ilgili olarak, soruşturmaları, bizim tespit etmiş olduğumuz süreler içerisinde mümkün mertebe uzatmak suretiyle dosyaların, âdeta akamete uğramasını sağlıyor ve 1999 yılında çıkarılan 4616 sayılı Yasayla bazı dosyalar ertelemeye giriyor, bazı dosyalar takipsizlik kararıyla karşı karşıya kalıyor. Devlet eski Bakanımız Sayın Recep Önal, savunmasında şunu ifade ediyor: “Ben Bakanım, benim altımdaki işler nasıl yapılır; onu bilemem” Ancak, kendisi çok iyi bir bürokrat, deneyimli bir bürokrat; bunu da biliyoruz. Anayasanın 112 nci maddesinin ikinci fıkrasında, bu konuda “Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur” denilerek kesin hükme bağlanmıştır. Sayın Bakan, emri altındaki çalışanlar için “onlar öyle yapmış, benim bundan haberim yok” demesi suretiyle kendisini bazı sorumluluklardan kurtaracağı görüşü bize göre yanlıştır; sorumluluğu vardır. Gel git olaylarını burada tek tek maddeler halinde açıklamak istemiyorum; çünkü, çok zaman kaybına neden olacaktır.

Komisyonumuzun yapmış olduğu araştırmalarda, her iki bakanın da sorumluluklarının olduğu inancıyla dosyayı tanzim ettik, Yüce Meclisin huzuruna sunduk; takdir Yüce Meclisindir.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

Sayın milletvekilleri, üçüncü söz, Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın.

Buyurun Sayın Yalçınbayır.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, vefat eden değerli eski milletvekillerimizin ailelerine, bağlı bulundukları siyasî partilere, Türk Milletine ve seçmenlerine başsağlığı diliyorum. 20 nci Dönemde beraber çalıştığımız merhum Piriştina’nın ve diğer milletvekilimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Meclis soruşturması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yollarından biri. 1924 Anayasasında “Meclis tahkikatı” adıyla yer almış, 1961 Anayasasında, 90 ıncı maddede “Meclis soruşturması” ve 1982 Anayasasında da “Meclis soruşturması” olarak yer almış bulunuyor.

Meclis soruşturması, Başbakan ve/veya bakanların görevleriyle ilgili cezaî sorumluluklarının araştırılmasını sağlayan, yargısal bir denetim aracıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu denetim yolunda, siyasî kriterlere göre değil; ancak, hukukî kriterlere göre karar verir ve soruşturma, çok özel bir rejimle düzenlenmiştir, genel hükümlerden çok farklıdır. Bundaki amaç, düzmece soruşturmalardan, düzmece iddialardan Başbakanı ve bakanları korumak ve yasama meclisine bu konuda inisiyatif vermektir. Anayasada da kesin süreler konulmuştur; bunun amacı, işin savsaklanmamasıdır, bunun amacı, kişiyi uzun süre soruşturma tehdidi altında bırakmamaktır, masumiyet karinesinin gereğini yapmaktır, adil yargılanma hakkına saygı göstermektir ve yine, aynı suçtan iki kez yargılanma yasağı ilkesine bağlı olmaktır.

Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturmasında, önerge Mecliste görüşülüyor, kabul veya reddediliyor. Kabulü halinde komisyon kuruluyor, Yüce Divana sevkine gerek olup olmadığı konusunda kararını veriyor. Yüce Divana sevk edildiğinde, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla yargılıyor.

Yüce Divana bugüne kadar sevk edilen dosya sayısı 11 ve bunların 3’ü cumhuriyetin ilk yıllarında. Birincisi, bahriye nazırı İhsan Eryavuz’un, Havuz-Yavuz davası nedeniyle yargılanması. Burada, Yavuz Gemisinin tamiri için sözleşmenin değiştirilerek Hazineye zarar verilmesi iddiasıyla yargılanıyor, iki yıl hapse mahkûm oluyor. Onunla birlikte Yüce Divanda yargılanan tek milletvekili, Bilecik Milletvekili Dr. Fikret Bey de, dört ay hapse mahkûm oluyor.

İkinci dava, Ticaret Bakanı Cenani Beyle ilgili; görevi kötüye kullanmaktan açılmış. Cenani Bey, un ve zahire fiyatlarındaki artış nedeniyle, 500 000 liradan alınan mısırları, zamanında gerekli yerlere dağıtmamak suretiyle görevini kötüye kullandığı, ucuz fiyatla teklife rağmen yüksek fiyatla buğday aldığı için yargılanıyor, o da bir ay hapse mahkûm oluyor ve belli bir süre memuriyetten men ediliyor.

Mahmut Muhtar Paşa, Osmanlı döneminden Bahriye Nazırı, 1910 yılında Denizyollarına alınan gemiyle ilgili usulsüzlük nedeniyle mahkûm oluyor, tazminat ödüyor.

Suat Hayri Ürgüplü, 1948’de oybirliğiyle beraat ediyor.

1965’te Mehmet Baydur beraat ediyor.

Millî Güvenlik Kurulunca oluşturulan soruşturma komisyonları sürecinde 4 bakan yargılanıyor; Hilmi İşgüzar, Tuncar Mataracı, Şerafettin Elçi mahkûm oluyor, Selahattin Kılıç beraat ediyor.

1985’te İsmail Özdağlar, görevi kötüye kullanmaktan mahkûm oluyor.

Son dava; otoyollar davasında Safa Giray ile Cengiz Altınkaya, görevi kötüye kullanmaktan yargılanıyor ve beraat ediyor.

İsnat edilen suçun türü, genellikle 240 ıncı madde, 230 uncu maddeyle ilgili. 11 dosyada 12 bakan 1 milletvekili olmak üzere 13 kişi yargılanmış; 5 beraat 8 mahkûmiyet kararı verilmiş.

Soruşturma önergeleriyle ilgili olarak geriye dönüp baktığımızda; 1965 ile 1980 arasında 307 tane soruşturma önergesi verilmiş; bunların 279’u 1980 sonrasına devretmiş.

Soruşturma önergelerinin verildiği dönemlere bakıyoruz, siyasetin en kızıştığı zamanlar: 1965-1969 arası 84 tane, 44’ü geri çekilmiş; 1977-1980 arası 69 tane, 30’u geri çekilmiş. Bu sürede, sadece birinde, Sayın Mehmet Baydur 1965 yılında yargılanmış ve beraat etmiş.

80’li yıllara geliyoruz ve bu yıllarda da, 1987-1991 arası 28; siyaset yavaş yavaş tırmanıyor; tabiî ki, muhalefetin girmesiyle birlikte, denetim de artıyor. 1995 ile 1999, 25 tane ve ondan sonraki süreç başlıyor ki, bunun önemli tanıklarından birisiyim. 1995-1999, 20 nci Dönem, 46 soruşturma önergesi, 2 773 tane milletvekili imzası, hiçbirinde imzam yok; 11 geri alma, 22 komisyon ve 15 komisyon raporunun devri; bunlara biraz sonra gireceğim. İddialar, görevi kötüye kullanma, kırk ambar suçu, her şeyi bunun içine atabilirsiniz; görevi ihmal ve tabiî ki, nitelikli olanlar da şüphesiz ki var; ama, fevkalade sınırlı.

1999-2002, 21 inci Döneme bakıyoruz, yine 290 imza, 5 önerge, 15 de devir var ve Meclis devamlı bunlarla meşgul, Meclis sanki mahkeme, 20 nci Dönem, 21 inci Dönem ve 21 inci Dönemde, soruşturma önergelerinin kabulü ve oylamasının gizli olması sonucu, 2 komisyon kuruluyor, Koray Aydın ve Bostancıoğlu’yla ilgili ve reddediliyor.

22 nci Döneme geliyoruz; 10 soruşturma önergesi, biri geri çekildi, 521 imza ve yine imzam yok.

Bakıyoruz, 20 nci Dönemde 55 Bakan -3’ü başbakan, 52 bakan- hakkında. Şimdiki dönemi de hep beraber yaşıyoruz. Şu anda 4 komisyon var.

1965’ten bugüne kadar 424 soruşturma önergesi verilmiş. 3 685 imza verilmiş; bunların birçoğu sonra geri çekilmiş ve sadece dikkati çeken 1965’teki önerge; Yüce Divana sevk. Bu sürece baktığımızda, Sayın Demirel ile ilgili 91 önergenin verildiğini, 17’sinin reddedildiğini...  20 Haziran 1984’te, Özal döneminde, önergedeki imza sayıları Anayasaya uygun olmadığı için, verilen sürede de tamamlanmadığından 270 soruşturma önergesi ortadan kaldırılmıştı; 73’ü işlemden kaldırılıyor, 1’iyle ilgili sadece komisyon kuruluyor, onda da Yüce Divana sevke gerek olmadığına karar veriliyor. O süreç nedir; o süreç de demokratik parti sürecidir; yani, siyaseten verilen önergeler. Sayın Ecevit hakkında 42 önerge veriliyor. Sayın Yılmaz 12, Tansu Hanım 7, Erbakan 7, Sayın Baykal için de 6 önerge var ve bunlar da 1984’te kaldırılan. Birçok başbakan ve bakan bunların muhatapları. Biz, siyasetin tırmandığı süreçlerde bunların çok verildiğini görüyoruz. Dava suretiyle siyasetin yapıldığının açık delili. 1965-1969 84, 1969-1973 23, 1977-1980 69, 1995-1999 46...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Burada, soruşturma dosyalarından dosyalara, dosyalar savaşına giriyoruz ve siyasî literatürümüze geçen tabirleri hatırlıyoruz: “Sütten çıkmış ak kaşık.” Kim yaptı bunları? Kimler dedi? “Çamurun üstünde oturmayız”; “aklama paklama.” Varan komisyonları: “Varan 1: TEDAŞ”; “varan 2: TOFAŞ”, “varan 3: Malvarlığı”, “varan... Sonra yok; çünkü, 53 üncü hükümet gitti, 54 üncü hükümet kuruldu; sütten çıkmış ak kaşık oldu!

Gensorular veriliyor; siyaseten, devleti zarara uğrattığı, görevi kötüye kullandığı iddialarıyla. Azınlık iktidarını dışarıdan destekleyen bir parti gensorulara “ret” veriyor. Siyasî tercihi; ama, aynı konudaki soruşturmalara “kabul” veriyor. Gensorulara “ret”; soruşturmalara “evet.” Bu ne çelişki Allahaşkına!

Komisyonda yaşananları da gördük. Aklamaları paklamaları gördük; baskıları gördük, milletvekillerinin imzalarını çekmeleri hususundaki yönetimlerin taleplerini gördük. Yaşadık bunları. Birçoğumuz burada yaşadı; ama, yeni arkadaşlarımız bu süreçleri belki basından izlediler. Denetimde ciddiyetsizlik önergeleri verildi. “Siz önergenizi geri alın, biz de geri alalım” denildi; imzalar habire çekildi; pazarlıklar yaşandı. Bunun dönemsel tahliline bakıldığında, bu önergelerin genelde siyaseten verildiği görülüyor ve önergelerin verilme tarihleri, karşılıklı olarak, A partisinden B partisine, B’den C’ye, birbirini takip eden günlerde verilen önergeler ve bu önergelerde kendi parti gruplarının dışında hareket eden milletvekillerine, kendi partilerinin nasıl baktığını da hep beraber biliyoruz; bunları da yaşadık. Onlar hukukçu görüşleriyle karar verdiler; ama, partileri tarafından, hem görüşleri hem de hukukçu kimlikleri nedeniyle kınandılar.

“İmzanı geri al” dediler. Ben hukukçuyum, yirmibeş senelik meslekî bilgi ve tecrübemi buraya aktarıyorum dediğimde, “biz burada hukuk yoluyla siyaset yapmıyoruz, biz burada siyasetçiyiz” dediler. Oysa soruşturmalar ve cezaî sorumluluğa doğru gidecek araştırmalar, mutlak surette hukukçu kimliğiyle yapılmak zorunda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, sözlerinizi tamamlar mısınız...

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Sayın Başkan, biraz müsaade eder misiniz...

BAŞKAN – Siz sözlerinizi toparlamaya çalışın.

Buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Yüce Divana sevk kararı... Bu sevk kararı, kesin bir karar, geriye dönüşü mümkün olmayan bir karar. Peki, sevk etmeme kararı ne; bu, bir nevi takipsizlik kararı ve kovuşturmaya yer olmadığına nasıl cumhuriyet savcısı karar veriyorsa, Yüce Divana sevk etme yetkisine, tekeline sahip olan Türkiye Büyük Millet Meclisi de buna karar verebilir. Bu karardan, ancak, yeni delil, sonuca etki edecek, geçmiş dönemde elde edilemeyen nitelikte delil varsa yeni bir soruşturma önergesi verilebilir, aksi mümkün değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihine, hatta 1876’dan bu yana bakıldığında, bunun dışında davranılmamıştır, bir teamül yaratılmıştır. Teamüller de, parlamento hukukunun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu teamüle göre, hakkında önerge verilen bir kişi hakkında aynı olayla ilgili olarak ikinci önerge verilmemiştir. Buna aykırı olarak 20 nci Dönemde yaşananlar oldu. Tansu Hamınla ilgili ikinci “mal varlığı soruşturma komisyonu” kuruldu. O komisyon üzerinde söz almak istediğimde partinin yetkilileri, “canım böyle bir şey söylenir mi” dediler. Bunları söyleyecek aynı düşünceye sahip olan Ahmet İyimaya’ya söz hakkımı devrettiğimde, İyimaya dedi ki: “Bunlar kesinleşmiş hükümlerdir. Meclisin geçmiş teamüllerini, yaptıklarını dikkate alın. Yeni bir teamül, yeni bir içtüzük hükmü yaratma niteliğinde bir eyleme girişmeyin ve bu, siyaseti kirletecek bir hadisedir.” Nitekim, öyle oldu ve yeni delil ortaya çıkmaksızın soruşturma önergeleri ha bire verilmeye başlandı.

Değerli milletvekilleri, şüphesiz ki, cezaî kovuşturmada aynı suçtan iki kez yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi adil yargılanma hakkının bir sonucudur ve yeni Avrupa anayasa taslağının önemli maddelerinden biridir. Hiç kimse, daha önce yargılandığı ve beraat ettiği ya da hüküm giydiği bir suçtan dolayı tekrar yargılanamaz ve cezalandırılamaz. Adil yargılanma hakkı, kanun yolları dahil ceza yargısının bütün aşamalarını kapsar. Bizim de yapmakta olduğumuz bir yargılamadır ve herkes, kendisi hakkında, kendisine yöneltilen herhangi bir suçtan dolayı makul bir süre içinde yargılanmasını isteme hakkına sahiptir. Bunlar yargılandı ve beraat etti; ama, gündemde hâlâ bunlar sanık. Nerede masumiyet karinesi ve hâlâ bu şekilde işlem görülüyor.

Burada Meclisin teamüllerine dikkat edilmesini önemle vurgulamak istiyorum. Sürekli uygulama, ikinci defa önerge verilmemesidir. Ortaya çıkan geleneğe uyulmak gerekir. Bu, İçtüzükte yer almayan bir boşluğun da doldurulmasıdır; ama, siz, yorumla bu konuda bir daha yargılama yapılamayacağı hükmüne varabilirsiniz. Bu yorumun delillerini, burada uzun uzadıya anlatacak değilim. Biz, bu Mecliste, gelenekleri yaratmak zorundayız. Çok kötü bir geleneğe doğru gidiyoruz; yeni bir İçtüzük yaratmaya doğru gidiyoruz. Bu, şüphesiz ki, Yüce Divana sevkten önce, anayasal yargıya tabi olacak bir işlemdir. Meclisin bu kararı, anayasal yargıya tabidir. Buna dair, Anayasa Mahkemesince verilen, Süleyman Demirel’le ilgili bir karar bunun örneğidir. Ama burada, ama Anayasa Mahkemesinin İçtüzük yaratma hükmündeki karar aleyhine açılacak davada veya Yüce Divanda veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin soruşturmalarla ilgili hukuka uygun davranıp davranmadığı, şüphesiz ki değerlendirilecektir.

BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, toparlar mısınız.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben, son olarak, şunu söylemek istiyorum. Anayasanın 100 üncü maddesiyle ilgili, o dönemin Anayasa yapımıyla görevli komisyon başkanı şöyle diyor: “Meclis soruşturması açılıp Mecliste karara bağlandıktan sonra, eğer herhangi bir tahkikat yahut Yüce Divana sevk kararı verilmezse, bu karar kesindir.” Aslında, müessese, Türkiye’de dejenere olmuştur. Bunun, yeniden, daha fazla dejenere olmasına, lütfen, yol açmayalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçınbayır.

Ankara Milletvekili Sayın İsmail Değerli; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sözlerime başlamadan önce, İzmir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Piriştina’nın ve Yenimahalle eski Belediye Başkanı ve Ankara eski Milletvekili Sayın Abdurrahman Oğultürk’ün ailelerine, tüm sevenlerine başsağlığı diliyor, Allah rahmet eylesin diyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ve Devlet eski Bakanı Sayın Recep Önal haklarında Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin vermiş oldukları önerge, 9.12.2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmüş ve Meclis soruşturması açılmasına karar verilmiştir. (9/3) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13.1.2004 tarihli 41 inci Birleşiminde üye seçimi yapılmış, ben de bu komisyona üye seçilerek, komisyon çalışmalarına katılmış bulunmaktayım. (9/3) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu üzerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 112 nci maddesi gereğince şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, size, öncelikle, (9/3) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Raporunun konusunu oluşturan Türkiye Halk Bankası AŞ’nin hukukî yapısıyla ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum.

Türkiye Halk Bankası, 8.6.1933 tarihli ve 2284 sayılı Kanunla kurulmuş olup, faaliyetine 1938 yılında başlamış ve kamu bankalarıyla ilgili olarak çıkarılan 25.11.2000 tarihli ve 4603 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesine kadar bir KİT olarak faaliyetini sürdürmüştür.

Soruşturma komisyonunun görev konusu olayların geçtiği 1996-2001 yılları arasında, banka, 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri  Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ve bu Kanun Hükmünde Kararnameye göre düzenlenen banka anastatüsüne göre faaliyetlerini sürdürürken, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “İlgili Bakanlığın Gözetim ve Denetimi” başlıklı 40 ıncı maddesine ve Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 3046 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre, 2.7.1997 tarihinden İtibaren, ilgili bakan olarak, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkan’la ilgilendirilmiştir. Banka sermayesinin yüzde 99,9’unun hazineye ait olması nedeniyle Hazine Müsteşarlığı KİT Genel Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet göstermekte ve Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner’in de denetim ve gözetimi altında bulunmaktaydı; ayrıca, banka, statüsü nedeniyle de, Hazine Müsteşarlığı Bankalar Kambiyo Genel Müdürlüğüne bağlı ve bankalar yeminli murakıplarının denetimine tabidir. Sorunun kaynağını oluşturan bu ikili yapı, 26.12.2000 tarihinde, ilgili Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkan’ın bu görevinden ayrılması ve ilgili Devlet Bakanlığına Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Sayın Recep Önal’ın atanmasıyla ortadan kalkmıştır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Halk Bankası AŞ, 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname esaslarına göre faaliyetlerini sürdürdüğü için, kanun hükmünde kararnamenin “Denetleme” başlıklı 39 uncu ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu hakkında 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci ve 4 üncü maddeleri gereğince, Yüksek Denetleme Kurulunun iktisadî, malî, idarî, hukukî ve teknik açıdan sürekli olarak denetimi altında bulunmaktadır. Yüksek Denetleme Kurulunun bankanın faaliyetleri hakkında düzenlediği yıllık raporlar, 3346 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun gereğince, ilgili kuruluş ve bakanlıkların görüşleriyle birlikte KİT Komisyonunda değerlendirilmekte ve kuruluşun bilançoları, kâr-zarar hesapları tasvip edilerek yönetim kurulları ibra edilmekte ya da tasvip edilemeyerek ibra edilememesine karar verilmektedir. Banka, ayrıca, bankalar yeminli murakıplarınca malî bünye yönünden denetlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Halk Bankası AŞ Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Başkanlığına Mayıs 1995’te Yenal Ansen ve ekibi atanmış, bu tarihten itibaren, banka ana statüsünde esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lerin kalkınma bankası olduğu belirtilen bankanın kredi politikasında köklü değişiklikler olmuş ve daha çok, holding ve grup kredilerine yönelinmiştir.

Yüksek Denetleme Kurulunun, bankanın 1996 yılı faaliyetleriyle ilgili hazırladığı 1996 yılı Türkiye Halk Bankası AŞ raporunda, bankanın değişen kredi politikası eleştirilerek, özellikle, firmaların yurtdışı finans kuruluşlarından sağladıkları uzun vadeli kredilerin garantisi olarak, banka mevzuatına aykırı bir şekilde gayrinakdî kredilerin çok kolay verilmesi uygulamasına son verilmesi temenni edilmiş ve 2’si personelle, 12’si kredilendirme işlemleriyle ilgili toplam 14 konuda, banka yönetiminin mevzuata aykırı uygulamaları nedeniyle, konunun, Hazine Müsteşarlığı bankalar yeminli murakıplarınca soruşturulması istenmiştir. Bu sırada, bankada yıllık denetimlerde bulunan Hazine Müsteşarlığı bankalar yeminli murakıplarının incelemeleri sonunda düzenledikleri 4 rapor, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Güneş Taner imzasıyla, 4.3.1998 tarihinde, bankanın bağlı bulunduğu Devlet Bakanlığına gönderilmiştir. Bu raporların 3’ü yurtdışı harcırahlar ve yurtdışı temsilcilik harcamalarıyla, diğeri de, bankanın kredi politikalarıyla ilgilidir.

Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Güneş Taner’in tüm yazılarına, bankanın bağlı olduğu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın verdiği cevaplarda, Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu Başkanının eski bir banka mensubu olduğu, banka Genel Müdürüyle arasındaki husumet nedeniyle, denetimde bulunan murakıplara baskı yaptığı ve murakıp raporlarının objektiflikten ve tarafsızlıktan uzak olduğu dile getirilmiştir. Raporlarla ilgili gerekli işlemler yapılmamıştır.

Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Güneş Taner, bankanın bağlı olduğu Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan’a yazdığı 16.11.1998 tarihli yazıda, savcılıklara gönderilen raporlar hakkında bilgi verdikten sonra, 3182 sayılı Bankalar Kanunun 62/1 inci maddesi gereğince, bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek nitelikte işlemleri tespit edilen 3 şube müdürü, Ticarî Krediler Müdürü ile genel müdür dahil, 6 yönetim kurulu üyesinin imza yetkilerinin kaldırılması istenmiştir; bu talep, Hüsamettin Özkan tarafından kabul edilmemiştir. Yine aynı şekilde, Recep Önal da, kendi dönemiyle ilgili olarak gelen raporları işleme koymamıştır.

Değerli arkadaşlar, bunlar cereyan ederken biraz geriye gitmek gerekir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, salondan yüksek ses geliyor, o nedenle konuşmacıyı rahat dinleyemiyoruz.

İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - 1980 yılından sonra, ülkemiz, iç ve dış işbirlikçilerince, globalleşen dünya düzenine uyum sağlamak için, bir nevi soyulmuştur. 10 milyar dolar borç stoku, bugün 300 milyar dolarlara ulaşmıştır. Hayali ihracatlar, ithalatlar, vergi kaçırmaları, KDV iadeleri ve usulsüz kredilerle ülke bir nevi soyulmuştur. Devletin bankaları eşe dosta peşkeş çekilmiş, özellikle 1991 yılından sonra bu olaylar hızlanmış “özelleştirme” adı altında cumhuriyetin birikimleri yandaşlarına peşkeş çekilmiş ve bu hadiseler, günümüzde de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Ülkenin gelirleri, bugün faiz ödemelerine dahi yetmemektedir. İşsizlik alabildiğine artmış, nüfusun yüzde 15’i işsiz, 10 000 000 kişi açlık sınırının altında, 15 000 000 kişi açlık sınırında yaşamaktadır. Her özelleştirme binlerce işsiz yaratmakta, ülke, IMF ve Dünya Bankasının insafına terk edilmiştir. Çiftçi, memur, işçi, emekli perişan; üniversiteler perişan; hastaneler perişan, sarf malzemeleri dahi alınamamakta, insanlar günlerce muayene olamamakta, ilaç alamamakta; eğitim kurumları perişan, bütün yük vatandaşın sırtına yüklenmiş, dolayısıyla, halk perişan.

Değerli arkadaşlar, devletin bankalarından milyarlarca dolar hortumlanmış, devletin parasıyla devletin bankaları ve diğer kurumları alınmış, içi boşaltılmış, halkın birikimleri yok edilmiştir. Millî gelirin yüzde 80’i nüfusun yüzde 20’sine peşkeş çekilmiş, yüzde 20 gelir ise nüfusun yüzde 80’ine gitmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Değerli, sözlerinizi tamamlar mısınız.

İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tablo bu. Bunlar yetmezmiş gibi, bu parayı götürenler, zevk ve sefa içerisinde yaşamakta, fabrikaları, uçakları, köşkleri, yatları, antikaları, sınırsız gayrîmenkulleri bulunmaktadır. Bugüne kadar gelen sağ iktidarlar ise, her seferinde, vergi afları, kambiyo afları ve suç işleyenlere af çıkarmakta, insanları suça teşvik etmektedir. Devleti yönetenler görevlerini yeterince yapmamış, her gelen yönetim, bir önceki yönetimi suçlamış, kendi yandaşlarını kollamış, siyaset-mafya-ticaret iç içe girmiş, demokratik kurallar bir yana bırakılmış “demokrasi” diye diye, halk perişan edilmiş, hırsızlık, yolsuzluk yapanlar kollanmış, zaman zaman, özel aflar çıkarılmış ve bu aflar bugün de çıkarılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bazı bakanlar, belediye başkanları için özel aflar çıkarılmaktadır. Bugüne kadar, kim ne yaptıysa, yanına kâr kalmıştır. Her iktidar yandaşları için özel yasalar çıkarmaktadır. 1999 yılında çıkarılan 4616 sayılı Yasa ve geçen hafta bu Mecliste bazı belediye başkanlarını ve siyasileri kurtarmak için çıkarılan yasalar, çıkarılan vergi yasaları, bunlara örnektir.

Değerli arkadaşlar, usulsüzlük, yolsuzluk, haksızlık yapan, şaibe altında kalan cumhurbaşkanı olsa bile, gerekli inceleme ve araştırma mutlaka yapılmalıdır. Bunun, güvenilir ve inandırıcı olması için, özellikle milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması gerektiğine de inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugünkü iktidar “hortumları kestik” diyerek kamuoyunu yanıltmaktadır. Önce, kendi yandaşlarının hortumunu kessin, özel yasalar çıkarılmasın.

Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkanın, 1996 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporunda soruşturulması istenen temennilerle ilgili kredilerden kaynaklanan alacakları zamanında tahsil ve tasfiye için gerekli tedbirleri almaması nedeniyle, usulsüz verilen krediler, takipteki alacaklar, 2003 yılı sonu itibariyle -faiz hariç- 1,1 katrilyona ulaşmıştır. Dolayısıyla, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu temennileri doğrultusunda düzenlenen bankalar yeminli murakıpları raporlarını tekrar incelettirmek, cumhuriyet savcılığına ulaşan dosyalarla ilgili soruşturma izinlerini, haklı gerekçelere dayanmamaksızın, zamanında vermemek ve mükerrer denetimlere sebep olmak suretiyle denetim sürecini sürüncemede bırakarak, kanunla kendisine tanınan takdir yetkisini amacı dışında kullanmıştır.

Aynı şekilde, Sayın Recep Önal da, Başbakanlık makamından aldığı onayla, temennilerle ilgili işlemlerin yapılmasını geciktirmeye katkı sağlamıştır. Yüksek Denetleme Kurulu, banka hakkında düzenlediği 1997, 1998 ve 1999 yılları raporlarında, banka yönetiminin davranışlarını sürekli eleştirmesine rağmen, KİT Komisyonu, ilgili bakanların tutumuna paralel olarak, 1996 ve 1997 yılları raporlarının görüşüldüğü toplantılarında ibra edilmiştir. Banka yönetimi ise, usulsüz kredi kullandırmaya ve her türlü yasadışı işlemleri yapmaya devam etmiştir. Takipteki borçluları ile ilgili firmalara kredi kullandırmaya devam etmeleri yanında, yan şirketlerine ve o firmaları satın alan firmalara da kredi kullandırmaya devam etmişlerdir. Bunların sonucunda, 2003 yılı sonu itibariyle, faiz bakiyeleriyle beraber, Türkiye Halk Bankası, 3 katrilyon 900 trilyon lira zarara uğratılmış ve ilgililer hakkında işlem yapmamışlardır.

Temennilerin inceleme sürelerinin uzatılması, 4616 sayılı Kanunun ve Türk Ceza Kanununun zamanaşımını düzenleyen 102 nci maddesi nedeniyle sorumlular hakkında işlem yapılması önlendiğinden Yüce Divana gitmeleri kanaatindeyim.

Hepinizi saygılarımla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Değerli.

Sayın milletvekilleri, Ankara Milletvekili Sayın Telat Karapınar konuşurken Genel Kurul Salonundan yüksek ses ile uğultu geliyordu. Ben de, Sayın Genel Kurul üyelerimizi, sayın milletvekillerimizi dikkatle ve sessiz bir şekilde dinlemeye davet ederken şöyle bir ifade kullandım; tutanaklardan da getirttim: “Türkiye’yi çok büyük bir maliyete sokan, yüzbinlerce işyerimizin kapanmasına, milyonlarca insanımızın işinden olmasına neden olan bir dönemin yargılanması yapılıyor; o nedenle, sayın milletvekillerinin, dikkatle sayın konuşmacıyı dinlemelerin rica ediyorum” şeklinde bir ifadem oldu. Onu düzeltiyorum; bir dönem değil, iki eski sayın bakanın yargılanmalarına gerek olup olmadığına Yüksek Heyetiniz karar verecek. O nedenle, sağlıklı bir karar vermek için dikkatle ve sükûnetle konuşmacıları dinlememiz gerektiğini vurgulamak istiyorum ve bu düzeltmeyi de yapıyorum.

Komisyon adına, Sakarya Milletvekilimiz Sayın Ayhan Sefer Üstün.

Buyurun Sayın Üstün. (AK Parti sıralarından alkışlar)

(9/3) ESAS NUMARALI MECLİS SORUŞTURMASI KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı ve (9/3) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu raporu üzerinde Komisyon Başkanı olarak söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ve yine, Ankara eski Milletvekili Abdurrahman Oğultürk’ün şok bir şekilde vefatını öğrenmiş bulunmaktayız; yakınlarına, Cumhuriyet Halk Partisine, Ankaralılara ve İzmir halkına başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, Meclis soruşturması, Anayasamızda ve İçtüzüğümüzde düzenlenmiş çok ciddî bir Meclis denetim yollarından biri. Muhataplarıyla ilgili olarak yargı yolunu açacak, ileride belki, yargılamanın sonunda, mahkûmiyete varacak bir yol. O bakımdan, gerçekten, dikkatle dinlememiz ve raporu dikkatle okumamız gerekiyordu.

Değerli arkadaşlar, bu rapora baktığımızda, özellikle, daha raporun yazılması sırasında, çalışmalarımız sırasında komisyonun hukuka aykırı şekilde kurulduğu iddiası sık sık gündeme getirildi. Sayın Yalçınbayır da, biraz önceki konuşmasında, burada, soruşturmada mükerrerlik olduğundan bahsetti ve sanki soruşturma komisyonunun çalışmalarını yoklukla malul bir duruma getirmeye... Veya böyle bir durumda olduğunu ima yollu da olsa belirtmek istedi.

Sayın Yalçınbayır’ın bahsettiği, 21 inci Dönemde verilmiş olan, (9/1) ve (9/2) sayılı Meclis soruşturma önergeleri şu anda önümde. Bu önergelerle ilgili olarak; biz, komisyon çalışmaları sırasında da arkadaşlarımızla bu önergeleri tetkik ettik, gerçekten bir mükerrerlik var mı, bu hususu enine boyuna araştırdık. Çünkü, maazallah, yaptığımız iş fuzulî bir durum olabilirdi, bir mükerrer çalışma, önceden kesin hüküm ifade eden bir durum varsa, bizim yaptığımız çalışma boşa gidebilirdi; dolayısıyla, usulî yönden öncelikle tekrar tekrar bu durumu gözden geçirdik.

(9/1) ve (9/2) sayılı soruşturma önergelerine baktığımızda; bir defa  (9/2) sayılı soruşturma önergesi tamamen Egebankla alakalı bir önerge;  yani, bizim, şu anda üzerinde durduğumuz Halk Bankasından verilen kredilerle ilgili herhangi bir hususu içermemektedir. Yine, (9/1)’e baktığımızda, bu önerge de, Merkez Bankası, Ziraat Bankası ve Halk Bankası da içinde olmak üzere bir torba önerge şeklinde, geniş bir durumu kapsıyor. O bakımdan, bizim soruşturma önergemiz ise, sadece Halk Bankasının faaliyetleriyle ilgili olan bir önergedir.

Kaldı ki, (9/1) ve (9/2) sayılı önergeler burada oylanmış, reddedilmiş. Bu önergelerle ilgili herhangi bir soruşturma komisyonu açılarak, yani, bir hazırlık tahkikatı yapılarak bir savcılık fezlekesi veya iddianamesi tanzim edilmemiş; dolayısıyla, hukukta bir kesin hüküm oluşturacak bir belge yok. O önergeyi bir ihbar mahiyetinde kabul edecek olursak, sadece bir ihbar yapılmış; ancak, bu ihbarın gereği olarak bir soruşturma komisyonu kurulmamıştır. Soruşturma komisyonu kurulmadığına göre, bir takipsizlik kararından, bir kesin hükümden bahsetmemiz mümkün olmamaktadır. O bakımdan, bence, bu tür iddialar, kanaatimce, hukukî değildir.

Yine, velev ki bir kesin hüküm olsa da, velev ki bir takipsizlik kararı verilmiş olsa da, yeni deliller çıktığında, elbette ki, yeni soruşturmalar olabilir, yeni Meclis soruşturma komisyonları kurulabilir. Nitekim, bakın, 21 inci Dönemde yapılan bu soruşturma önergelerinin oylamaları 3.4.2001 ve 10.4.2001 tarihlerinde yapılmış. Bundan sonra, Halk Bankasıyla ilgili olarak daha bir sürü raporlar yayımlanmıştır. Mesela, en çarpıcı örneğini vereyim: Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu bir rapor yayımlamış ve rapor, zehir zemberek... Bu raporun tarihi de 17.9.2001, yani, bu soruşturma önergelerinin oylandığı tarihten beş altı ay sonra yeni bir delil ortaya çıkmış. Bu rapordan size hemen bir paragraf okuyorum: “Haklarında bu kadar iddia bulunan banka yöneticilerinin uzun süre ısrarla görevde tutulmasıyla tahsil edilemeyen kredi tutarları ve korunup kollanan kredi borçluları arasında doğrusal bir ilişki bulunduğu sonucuna varılmıştır.” Bu, çok ağır bir ifade. Cumhurbaşkanlığı gibi önemli, saygın bir kuruma bağlı Devlet Denetleme Kurulu, böyle bir rapor hazırlıyor ve âdeta, krediler ile kredileri verenlerin ve bu krediyi verenleri kollayanlar arasında doğrusal bir ilişki kuruyor. Dolayısıyla, bu yöndeki, yani, mükerrer bir Meclis soruşturması yapıldığı yolundaki iddialar tamamen geçersiz olduğu kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlar, tabiî, biz neyi soruşturduk? Elbette, biz, sayın bakanların doğrudan doğruya Halk Bankasının önüne geçerek, orada, mudilere kredi verdiği hususunu araştırmadık. Kredileri, elbette ki, Halk Bankası yöneticileri verdi; ancak, bu kredilerle ilgili, daha sonra, bankalar yeminli murakıpları, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu gibi denetimle ilgili ne kadar kurul varsa, hepsi rapor yayınlamışlar; ancak, maalesef, ilgili bakanlar bu raporları gözardı etmişler, bu raporlara kulaklarını tıkamışlar; işte, biz, bu hususu burada yargılıyoruz.

Madem ki, konu krediler... Değerli arkadaşlar, tabiî, bu krediler arasından seçmece yapılmıştır; Halk Bankasından binlerce kredi verilmiştir. Bunlardan, soruşturmaya konu, 1996 yılına ait 12 tane kredi seçilmiştir. Eğer, elinizde, şu Meclis Soruşturması Komisyonu Raporumuz varsa, lütfen, 45 inci sayfasını açalım arkadaşlar. Bakın, bu sayfada, sadece, seracılık ve bahçecilikle ilgili bir krediyi alalım. Şu anda, kredinin bankaya maliyeti 51 trilyon lira. Yine devam edelim, META Abana Elektrik Motorları A.Ş’nin şu anda Halk Bankasına olan borcu 36 trilyon lira. Maalesef, soruşturulması talep edilen bu kredilerin hiçbiri bu zamana kadar geri dönmemiş.

Geçenlerde Sakarya’da bir esnaf kefalet kooperatifinin kongresine katıldım. 2003 yılında esnafa dağıtılan kredi miktarını söylüyorlardı. Ne kadar dağıttınız diye sorduğumda, çok övünülecek bir rakammış gibi “15 trilyon lira” dediler. Sakarya’da bütün esnafa 2003 yılında dağıtılan kredi miktarı 15 trilyon lira. Peki, sadece buradaki bir firmanın şu andaki borcu 51 trilyon lira. 12 firmanın, yani, soruşturulması istenen ve doğrudan Sayın Hüsamettin Özkan’la ilgili olan kredi miktarı ne kadar; 519 trilyon lira.

Sayın Recep Önal’la ilgili kısma bakalım değerli arkadaşlar; bakın, tablo 2, bu da 61 inci sayfada; burada  22 tane temenni eleştirilmiş ve soruşturulması istenmiş ve bunlarla ilgili hepsinde  ayrı ayrı raporlar tanzim edilmiş. Burada bakın, sadece bir grup firmanın borcu 372 trilyon lira. Bir grup firmanın borcu. Yine, raporlarda eleştirildiği gibi, bu grup firmanın kaç tane şirketi varsa hepsine ayrı ayrı ayrı burada kredi verilmiş.   Tetkik ettik, acaba bu firmalar aynı zamanda bazı kamu bankalarından da mı kredi almışlardır diye; evet, buradan alan  gitmiş Emlak Bankasından almış, Ziraat Bankasından almış; diğer kamu bankalarından da almışlar. Böyle bir sistemli soygun var. Bunlarla ilgili devletin tüm kurumları rapor tanzim ediyor, ama, birileri “bu raporlar objektif değildir”diye bu raporların gereğini yerine getirmiyorlar değerli arkadaşlar.

Tabiî, bunlarla ilgili ilk adımı Sayın Güneş Taner atmış; bu durumu görmüş ve Hüsamettin Özkan’a hitaben diyor ki: “Bu şahıslar, artık, bankayı emin bir şekilde yönetemiyorlar: bunların mutlaka, acilen görevden alınması gerekir.”

Tabiî, neden Güneş Taner Sayın Hüsamettin Özkan’dan bunu talep ediyor; değerli arkadaşlar, orada acayip bir durum var. Halk Bankası, âdeta Yedi Kocalı Hürmüz gibi, kısmen bir bakana bağlanmış, bazı idari konularda da bir bakana bağlanmış; malî konularda Güneş Taner’e bağlı,.ancak, personel, idarî konularda ise Sayın Özkan’a bağlı. Bir bakan “bu bankanın içini boşaltıyorlar, dolayısıyla. bu adamları derhal görevden al” diyor; ancak ötekisi “hayır, bu bankalar yeminli murakıplarının Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun bu raporları objektif değildir, dolayısıyla bunları görevden almıyorum.” diyor.

Peki, bu görevden almama hukuki mi; değerli arkadaşlar, bakın, Bankalar Kanununun 62 nci maddesi, burası açık, diyor ki burada “Bankalar Kanunu veya diğer mevzuat hükümlerinin ihlal edilmesi, bu ihlallerin bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürdüğü bankalar yeminli murakıplarınca tespit edilmesi ve banka mensupları hakkında kanunî kovuşturması istenmesi, ilgili bakanın talebi üzerine, imza yetkileri kaldırılmak zorundadır” deniliyor. Ancak, burada, sanki, Sayın Hüsamettin Özkan, bir takdir yetkisi varmış gibi “hayır” diyor, burada kaldırmıyor; yani, kanunun emrine bir muhalefet var.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu raporlar kendi önüne geldiğinde daha sonra ne yapıyor, nasıl bilgisayarda bir sürü pencere açarsınız ve bilgisayarı kilitlersiniz, bilgisayar iflas eder, artık, yeni bir teftiş süreci başlıyor. “Başbakanlık Makamına -parantez içerisinde- Teftiş Kurulu Başkanlığına...” Burada, Sayın Hüsamettin Özkan Teftiş Kurulu Başkanlığına bir yazı gönderiyor, diyor ki: ”Halk Bankasında birtakım çalışmalar yapılmış, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu rapor tanzim etmiş, bankalar yeminli murakıpları rapor tanzim etmiş, bunlar benim önüme geldi. Ancak, ben, araştırdım, baktım, bu raporlar objektif değil, tarafsız değil, dolayısıyla, gereğini yapılmak üzere gönderiyorum.”

Tabiî, bu konuda, hemen, o zamanki, dönemin Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu, Sayın Özkan’ın bu yazısını ilgi tutarak, bu raporların Başbakanlık Teftiş Kurulunca tekrar soruşturulması, incelenmesi üzerine Başbakanlıktan bir onay alıyor ve yeni yeni birtakım teftişler başlıyor değerli arkadaşlarım; rapor üzerine rapor, denetim üzerine denetim, denetimin denetimi, denetimin denetimi... En sonunda, tabiî, artık yıllar geçiyor, geriye dönüp baktığımızda bir kamu bankasının içi boşaltılmış, sorumlular hakkında soruşturma zaman aşımına uğramış ve tabiî ki, en önemlisi, bu sorumlular görevinden alınamamış.

Kendisine sorduğumuzda, Sayın Bakan, niçin Teftiş Kurulu Başkanlığına bu yazıyı yazdınız dediğimizde “efendim, ben, buraya bilgi için yazdım; yoksa, benim Teftiş Kurulu Başkanlığından, siz, gidin yeniden bir soruşturma yapın, böyle bir kastım yoktu” şeklinde bize cevap vermiştir.

Değerli arkadaşlar, hepimiz okuma-yazma biliyoruz. “Başbakanlık Makamına -parantez içerisinde- Teftiş Kurulu Başkanlığına” diye bir yazı yazdığınızda ve “bunun gereğini bilgilerinize rica ederim” dediğinizde, ne anlama geldiğini takdirlerinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, sadece Sayın Hüsamettin Özkan’la ilgili değil.

Bu arada, tabiî, Güneş Taner Bakanlıktan ayrılıyor, yerine, Sayın Recep Önal geliyor. Hazine Müsteşarlığı Sayın Recep Önal’a bağlanıyor. Hazine Müsteşarlığının içerisinde Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu var, KİT Genel Müdürlüğü var. Yine, banka olması hasebiyle, bir KİT olması hasebiyle, Halk Bankası, doğrudan Recep Önal’a bağlı. 1997 ve 1998 yıllarıyla ilgili olarak Yüksek Denetleme Kurulu raporları bankalar... Hazine Müsteşarlığı raporları Hazine Müsteşarlığına gönderiliyor, bunların soruşturulması talep ediliyor. O arada da görevde Recep Önal var. Tabiî, beş ay geçiyor, sekiz ay geçiyor, on ay geçiyor, birbuçuk yıl geçiyor, o raporlarla ilgili herhangi bir soruşturma yapılmıyor. Tabiî, Sayın Recep Önal, Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu üyeliği yapmış bir Bakanımız, o kökenden geliyor, denetimden geliyor; Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulunda, bir raporun teftiş edilmeden, bir talebin teftiş edilmeden bir yıl beklemeyeceğini bilmesi lazım. Tabiî, bu arada “tamam, gidilsin, soruşturulsun, teftiş edilsin bu olaylar” diyorlar. Bu onayın verildiğinin neredeyse ertesi günü, Sayın Recep Önal Başbakana geliyor ve “Sayın Başbakanım, bizim işimiz çok fazla, bankalar yeminli murakıplarının işi çok fazla. Kaldı ki, Başbakanlık Devlet Denetleme Kurulunun da soruşturma yetkisi vardır. O bakımdan, bundan sonra gelecek soruşturma talepleri, artık, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunca yapılsın ve bize, sadece bankacılıkla ilgili hususlar gelsin” diyor, bu onayı alıyor.

Değerli arkadaşlar, bu onaydan sonra, soruşturulmasına başlanan 1997 ve 1998 yılı temennileri, dosyalar, olduğu gibi, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna pas ediliyor. Âdeta, bir gizli el, banka yönetimini, bu şekilde, böyle koruyor.

Tabiî, o arada, bakıyorlar, gerçekten yanlış bir onay alınmış; Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun, kanunu gereği, soruşturma yapma yetkisi yok. Dönemin bakanı Sayın Keçeciler “ya, biz ne yaptık; Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun böyle bir soruşturma yetkisi yok” diyor. O bakımdan, hemen, Başbakandan karşı bir onayla -üç ay sonra, karşı bir onayla- dosyalar, bu sefer, tekrar, gerisin geriye, Hazine Müsteşarlığına, Bankalar Yeminli Murakıpları Kuruluna geliyor ve soruşturmaya başlanılıyor.

Tabiî, bu arada, onay, aslında “bundan sonra yapılacak işler” diye başlamasına rağmen, geriye yürütülüyor, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu üyelerinde bulunan 1997 ve 1998 yılı dosyalarının tamamı da, o arada, Başbakanlık Denetleme Kuruluna gönderiliyor.

Tabiî, orada, yine, onaya ters başka bir işlem daha yapılıyor; deniyor ki: “Bankacılıkla ilgili kısımlar Bankalar Yeminli Murakıpları Kuruluna kalsın, bu işlere bunlar baksınlar, idarî birtakım suçlamalar varsa -memuriyet suçları gibi- bunlara Başbakanlık Teftiş Kurulu baksın.” “Tamam” deniliyor onayda; ama, her ne hikmetse, bu 22 temenninin 1 tanesi idarî soruşturmalarla ilgili, 21 tanesi bankacılıkla ilgili olmasına rağmen, bankacılıkla ilgili konuların tümünü, yine, Başbakanlığa gönderiyorlar.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu onayın yanlış alındığı daha sonra fark ediliyor, düzeltiliyor; ancak, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu teftişini yapıyor, ilgililer hakkında, görevi kötüye kullanmaktan, Bankalar Kanununa muhalefetten, görevi ihmalden, evrakta sahtecilikten birsürü rapor tanzim ediliyor.

Tabiî,bu arada, yine, Sayın Recep Önal görevini, Sayın Kemal Derviş’e teslim ediyor. Sayın Kemal Derviş, bu raporlar önüne geldiğinde, bu banka yöneticilerinin hepsinin hakkında soruşturma izni veriyor; ama, bu sefer mahkemeler “evet, artık, bu davalar zaman aşımına uğramıştır” diyor ve elbette, ilgililer hakkında, bu zaman aşımından dolayı beraat kararı vermek zorunda kalıyorlar.

Değerli arkadaşlar, işte, Halk Bankasında, böyle bir süreç yaşanmış. Tabiî, bu Halk Bankası yöneticileri ne zaman görevden alınabiliyor; ancak, Sayın Kemal Derviş göreve geldikten sonra ve banka ile ilgili, yeni bir yapılandırmaya ilişkin yeni bir kanun çıkıyor; ancak, ondan sonra görevden alınabiliyorlar.

Değerli arkadaşlar, işte, özelde baktığımızda, 500 küsur trilyon lira, yine, Sayın Recep Önal ile ilgili 800 küsur trilyon lira; ancak, genelde baktığımızda, bankanın şu andaki zararı, o dönem için, 3.9 katrilyon lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üstün, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Bankanın şu andaki genel zararı 3.9 katrilyon lira. Değerli arkadaşlar, bu bir tesadüf müdür diye baktım. Değerli arkadaşlar, 3.9 katrilyon lira ile neler olur diye baktığımızda; 3.9 katrilyon lira, 2003 yılında, hükümetimizin yatırım bütçesine denk bir para. Sizler, eminim ki, kendi illerinize, yalvar yakar 1 trilyon lira dahi çıkaramazken, 2003 yılının yatırım bütçesi kadar bir para, Halk Bankasında batmış vaziyette. Tabiî, bunlar, hâlâ alacak gözüküyor.

Değerli arkadaşlar, alacak-zarar ilişkisi nasıl kurulacak? Ona da kısaca değinerek, sözlerimi toparlayacağım. Bankacılık Kanununa göre, bir olayın zarar yazabilmesi için, bu alacakla ilgili, bu krediyle ilgili tüm yasal yolları tüketmeniz lazım. İpotekler varsa, ipotekleri paraya çevrilmesini talep etmeniz lazım, işte bu ipotekler paraya çevrilirken, birisi itiraz etse, bunlar yıllarca sürüyor ve bu şekilde mahkeme mahkeme, ta ki, krediyi alan kişi hakkında bir aciz vesikası almamışsanız, bu kişinin bir borcu olarak gözüküyor, bankanın alacağı olarak gözüküyor ve zarar ilişkisi bankacılık açısından belki kurulamıyor; ama, elbette ki, Türk Ceza Kanunu açısından durum farklı. Bu alacakların tahsil edilemeyeceği artık aşikâr. Dolayısıyla, Türk Ceza Kanunu açısından zarar doğmuştur. Bu zararın sorumlularının, Anayasa gereği ve Bakanlıkların Kuruluşu Hakkındaki Kanun gereğince, gözetim ve denetim görevini layıkıyla yapmayan Sayın Hüsamettin Özkan ve Sayın Recep Önal olduğu kanaatindeyim.

İşte bu davranışlarıyla Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesini ihlal ettikleri düşüncesiyle, devlet eski bakanı ve başbakan yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkan ile devlet eski bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana sevk edilmesine Komisyonumuz karar vermiştir. Takdir Yüce Meclisindir.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Üstün.

Sayın Yalçınbayır, sizin bir sataşma nedeniyle söz talebiniz var. Yazılı da istedim sizden.

Yeni bir sataşmaya yol açmamak üzere buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben konuşmamda, Meclis soruşturması açılıp Mecliste karara bağlandıktan sonra herhangi bir tahkikat veya Yüce Divana sevk kararı verilmezse, bu karar kesindir dedim. Teamüle ilgi tuttum ve Meclisin dosyadan el çektiğini, dosyadan el çekildikten sonra yeni delil olmadıkça işlem yapılamayacağını ifade ettim.

Süremin kısıtlı olması nedeniyle bazı konulara değinememiştim. Örneğin, Komisyon CMUK’a göre çalışır, CMUK hükümlerini uygular. CMUK’un 167/2 nci fıkrasında “dilekçe reddedildikten sonra –savcılığa verilen şikâyet dilekçesi- kamu davası ancak yeni vakıalara ve yeni delillere müsteniden açılabilir” deniliyor. Bu nedenle, ortada bir soruşturma engeli vardır. Bu engel, kesinleşen karardır. Yeni delil olmadıkça yapılamaz. Ben, komisyonun kuruluşu ve çalışma şekli itibariyle fazla şey söyleme fırsatını bulamadım. Komisyon, çalışmalarında, içinde bulunmaması gereken bir üyeyi bulundurmak suretiyle çalıştı. O üyenin orada bulunamaması gerekirdi hem İçtüzük hem Anayasa gereği ve bu konuyu, Meclis Başkanının dikkatine arz ettim ocak ayında ve kendileri, nisan ayına kadar çalıştılar ve Başkanlık yaptılar. Yarın öbür gün, bu nedenle de, bir başka engelle de karşılaşabiliriz.

Komisyon çalışmalarında, ayrıca, İçtüzük hükümlerine aykırılıklar da vardı; ama, komisyonun bir kararı vardır ve mutlaka, değerlendirilecektir.

Sayın milletvekilleri, bir boşluğu görüyoruz; o da, 100 üncü maddeyle ilgili yeni bir düzenleme yapma gereğidir. 100 üncü maddenin değiştirilmesi konusunda, 20 nci dönemde ısrarla üzerinde duruldu.

Eğer, temiz siyaset istiyorsak, önce, kendimizden başlamak suretiyle, yasama dokunulmazlığını kürsüye inhisar ettirerek, kürsü sorumsuzluğuna irca etmek, soruşturmaları düzenlemek, 129’u düzenlemek, 140’ı düzenlemektir. Lojmanlarda nasıl kendimizden başladıysak, şimdi, sıra bizde!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Yalçınbayır.

Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması komisyonunun raporu üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, komisyon raporunda Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana sevki istenilmektedir.

Şimdi, komisyon raporunun, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana sevkle ilgili hükmünü oylarınıza sunacağım.

Anayasanın 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında “Yüce Divana sevk ancak üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla alınır” hükmü, İçtüzüğün 112 nci maddesinin altıncı fıkrasında da “Yüce Divana sevk kararı ancak üye tamsayısının salt çoğunluğu ile alınır” hükmü yer almaktadır.

Bu nedenle, oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız ve önergenin kabul edilmesi için 276 kabul oyu arayacağız.

Toplantı yetersayısı olmak kaydıyla, gizli oylamada kabul oyu, 276’nın altında olduğu takdirde, Yüce Divana sevk kabul edilmemiş olacaktır.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum:

Komisyon ve hükümet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki kâtip üye, Adana’dan başlayarak İzmir’e kadar, hükümet sırasındaki kâtip üye ise, İzmir ile Zonguldak dahil, adı okunan milletvekiline biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek, pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterinde işaretleyecektir.

Milletvekilleri, belirlenmiş bulunan yerlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyeden üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır; bilahara, oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı, Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullah Gül yerine, Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu yerine, Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül, Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan yerine, Devlet Bakanı Sayın Güldal Akşit vekâleten oy kullanmışlardır.

Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Oylama işlemi bitmiştir; oy kutuları kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturma Komisyonunun 463 sıra sayılı raporunun gizli oylama sonuçlarını açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı : 409
Kabul :  356
Ret : 34
Çekimser : 14
Boş : 5

Sayın milletvekilleri, bu sonuca göre, Meclis soruşturma komisyonunun raporu kabul edilmiş; yani, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal’ın Yüce Divana sevkine karar verilmiştir.
 


(14 TEMMUZ 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 1999 - 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.