|
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan
hakkındaki Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu'nun TBMM Genel Kurul'u görüşmeleri şöyle:
(13 Temmuz 2004 - 22 Dönem 2. Yasama Yılı 114. Birleşim)
BAŞKAN (Başkanvekili Yılmaz ATEŞ) – (..............)
2 nci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 64 milletvekili
ile Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin Bakanlığı sırasında
enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların
yapılmasına yol açtığı, Devlet alım satımına fesat karıştırdığı ve bu eylemlerinin
Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabii
Kaynaklar Eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında
uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji politikalarında ilgili kurum ve
kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak kamuyu zarara uğrattıkları,
DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara onay verdikleri ve bu suretle
görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma fiillerini işledikleri ve bu eylemlerinin
Türk Ceza Kanununun 230, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki
Çakan haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca
bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeleri ve (9/4-7) esas numaralı
Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.
BAŞKAN : Komisyon?.. Yerinde.
Meclis Soruşturması Komisyonunun 622 sıra sayılı raporu daha önce sayın
üyelere dağıtılmış ve ilgili eski bakanlara gönderilmiştir.
Komisyon raporunda, İzmir Milletvekili Sedat Uzunbay ile Manisa Milletvekili
Nuri Çilingir’in oylamaya katılmadığı yazılıdır. Bu iki sayın üye, aynı
zamanda son toplantıya da katılmamışlardır.
Rapor üzerindeki görüşmelerde Komisyona, şahısları adına 6 milletvekiline
ve haklarında soruşturma açılması istenen eski bakanlara söz verilecektir.
Konuşma süreleri Komisyon için 20 dakika, şahıslar adına söz alan milletvekilleri
için 10’ar dakikadır. Son söz, haklarında soruşturma açılması istenen eski
bakanlara ait olup, konuşma süreleri sınırsızdır.
Rapor üzerinde söz alan üyelerin isimlerini okuyorum: Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır, Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin, Ordu Milletvekili
Kâzım Türkmen, Sıvas Milletvekili Selami Uzun, Bolu Milletvekili Mehmet
Güner, Manisa Milletvekili Nuri Çilingir.
İlk söz, Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın.
Buyurun Sayın Yalçınbayır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
622 sıra sayılı komisyon raporu üzerine söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlarım.
621 sıra sayılı rapor üzerinde görüşlerimi arz etmiştim. O kadar teferruatlı
olmamakla beraber, en azından tutanaklara geçmesi itibariyle yeniden söz
aldım.
622 sıra sayılı rapor, bilindiği gibi, geçen dönem (9/3) sayılı komisyon
çalışmalarıyla ilgili rapordur. Geçen dönem, hakkında karar verilmiştir.
Bu dönem, yeni deliller ileri sürülmek ve yeni bir kişi, Sayın Çakan, katılmak
suretiyle yeni bir soruşturma önergesi verilmiş ve süreç işletilmiştir.
Bilindiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını kendi yaptığı
İçtüzük hükümlerine göre yürütmektedir. Soruşturmayla ilgili konular da
İçtüzük hükümleri uyarınca yapılmaktadır. Anayasada bazı hükümler olmakla
beraber, İçtüzükte de onu tamamlayıcı hükümler vardır. Örneğin, eski bakanlar
ile eski başbakan hakkında soruşturmanın nasıl yapılacağı konusunda Anayasada
hüküm olmamakla beraber, İçtüzükte böyle bir hüküm vardır. İçtüzük, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gizli anayasasıdır ve İçtüzüğün yapılması, yayımlanması,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin ayrıcalığıdır, bağımsızlığıdır, varlık
sebebidir. İçtüzük, hiç kimsenin imzasına tabi olmaksızın, onayına tabi
olmaksızın -ne Cumhurbaşkanına ne Bakanlar Kuruluna- hiçbir yere gitmeksizin,
doğrudan doğruya resmî gazetede yayımlanır. Bu İçtüzük, milletvekillerinin,
partilerin demokratik taleplerini de karşılar nitelikte olmak durumundadır.
Benim burada konuşmam, belki, siyaseten uygun görülmeyebilir; ama, benimle
beraber birçok arkadaşımızın özgür milletvekilliğiyle ilgili canlarının
nasıl attığını biliyorum. Özgür milletvekilliğini, bu özgür kürsüyü kullanmak
suretiyle, özgür Parlamentoyu yaratmak suretiyle, hukukun üstünlüğünü hâkim
kılmak suretiyle ancak biz yaratabiliriz ve özgür toplumu ancak biz yaratacağız.
Özgür toplumun en önemli vasıtası da demokrasidir, düşünce özgürlüğüdür,
bunların kullanılmasıdır, parti içi demokrasilerdir. Grupların tesir ve
baskısı, şüphesiz ki, programları ve tüzükleri doğrultusunda olacaktır.
Bunlar siyasetin gereğidir; ama, siyaset, sadece partiler eliyle değil,
milletvekilleri eliyle, bağımsızlar eliyle de yapılır. Bunları söylememdeki
maksat, herhangi bir partiye, herhangi bir lidere atıfta bulunmak değildir;
özgürlüğün nimetlerini hep birlikte tatmaktır.
Değerli milletvekilleri, bundan önceki konuşmamda daha önceki kararın
kesin olduğunu, meni muhakeme niteliğinde olduğunu, takipsizlik niteliğinde
olduğunu ifade etmiştim. Hatta, araştırma komisyonunun bu kararlarla ilgili
değerlendirmesi, bir nevi beraat kararıdır. Peki, siz bu değerlendirmelerdeyken,
bu işten elinizi çekmişken, nasıl olur da yeniden el atabilirsiniz?! Ancak
ve ancak, yeni delil, neticeye etki edecek delil, sonucu değiştirecek delil
ve inceleme yapıldığı zaman elde edilmesi mümkün olmayan bir delil olduğu
takdirde, siz, yeni bir soruşturma önergesi verip, komisyon kurup değerlendirme
yapabilirsiniz. Kesin karara, dosyadan el çekmeye, daha önce karar verilmiş
olmasının soruşturma engeli olduğuna işaret ettik ve teamülleri ortaya
koyduk. Türkiye Büyük Millet Meclisinin, parlamento hukukunun kaynakları
arasında teamüller en önemli yeri alır. Teamüllü bir hukukun oluşabilmesi
için sürekli uygulamanın olması, ilgililerin tutumlarının aynı tür olaylarda
sürekli olarak tekrarlanması gerekir. Bundan önceki soruşturma önergelerinde,
soruşturma komisyon raporlarının görüşülmesinde, 1924’ten beri aynı usul
cereyan etmiştir. Bu, yazılı değildir; bu, sözlüdür. Sözlü olması centilmenliğin
de önemli bir işaretidir. Eğer bunun yazılı hale getirilmesini istiyorsak,
yeniden İçtüzük yapmakta yarar vardır; İçtüzüğe yeni ilavelerin yapılmasında
yarar vardır. Her Parlamento, her dönem kendi İçtüzüğünü yapma hakkına
sahiptir. Eğer bu iradesini koymadıysa eski İçtüzük hükümleri uygulanmaktadır.
Eski İçtüzük hükümlerine ve Anayasaya bakıldığında, hakkında karar verilen
bir olayla ilgili yeniden karar verilmesi hususunda herhangi bir düzenleme
yoktur; bir boşluk vardır. Bu boşluğu teamüller doldurmuştur ve bu geleneğe
uyulma zorunluluğu da vardır. Bu, Parlamentonun itibarı için, saygınlığı
için de önemlidir. Yarın, öbür gün, sizin de aldığınız ve kesindir diyebildiğiniz
kararları, bir başka dönem parlamentosunun değiştirmesini ister misiniz;
olabilir mi böyle bir şey? Bu psikolojik nedene, manevî unsura özen göstermek
gerektiğini düşünüyorum. Boşluk doldurucu bir rol oynuyor. Örneğin, yeni
güvenoyu almış olan bir hükümetle ilgili hemen güvenoyu isteminde bulunuyor
mu muhalefet; hayır. Bu konuda öteden beri yerleşik kurallar var. Herkes
bunlara uydu. Soruşturmalar da aynı nitelikte ve bunlar, yazılı kurallara
da aykırı olan, yazılı kuralları da değiştirecek hususlar değildir. Anayasa
Komisyonunda görev yürütürken İçtüzük üzerinde 51 maddelik bir değişiklik
hazırladık. Bunlardan birisi de soruşturmalarla ilgiliydi. Bilindiği gibi,
Anayasa değiştikten sonra, İçtüzük Anayasaya uyarlanmadı. İçtüzük değişikliğine
zaruret var. Doğrudan Anayasa hükümleri uygulanabildiği için uygulanıyor;
ancak, birtakım boşluklar var. Bu dönem soruşturma önergesi verildi, görüşülemedi;
önümüzdeki dönem ne olacak? Soruşturma önergesindeki imza sahiplerinin
imzalarını geri çekmesi de mümkün değil. O zaman, bunlara devam ediliyor.
77 inci madde bu mahiyetteydi veya o imzalar tekabbül edilebilir. Bunun
için bir değişiklik olabilir ve yine şu değişiklik de önemlidir: Hakkında
karar verilmiş olan bir konuyla ilgili, soruşturmayla ilgili yeniden önerge
verilmesinin şartları düzenlenebilir. Biz, daha kaliteli bir Parlamentoyla,
tüm haklarımızın, demokratik haklarımızın da güvence altına alınmasını
istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, biraz önce bahsetmiş olduğum tapu kadastro
harçlarıyla ilgili bir konu, şu nedenle de önemli; hukukun üstünlüğü, temiz
siyasetle ilgili. Bakın, biraz önce, Danıştayın konuyla ilgili verdiği
karar ve biz, bu konuda, Başbakanı, Maliye Bakanını, Bayındırlık ve İskân
Bakanını uyardık ve Meclis Başkanına da bilgi verdik; dedik ki: Vergi,
resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler ancak kanunla konulur. Bu da
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi içindedir. Siz, yönetmelikle harç
ihdas edemezsiniz. Bu, Meclisin yetkilerine el atmaktır. Lütfen bunları
dikkate alın. Uzun yazışmalar oldu ve çok uzun. Hatta, bunlardan sonra,
burada kabul edilen bir kanunla, 1.1.2004’ten sonra kadastro yenileme harcı
alınmayacaktır diye bir kuralı da vazetti bu Meclis. Öyle bir kural yoktu
ki yeniden alınsın. Bunları bas bas bağırdık ve Danıştay şu kararı verdi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlar mısınız.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Bunu yarın etraflıca anlatacağım.
Harçlar Kanununda yenileme harcı alınacağına ilişkin bir düzenleme olmadığından,
yönetmelikle böyle bir harç ihdas edilemeyeceğinden, değerli milletvekilleri,
önce, Meclisin yetkilerine elbirliğiyle ve özgürce sahip çıkalım. Bu, parti
içi demokrasiyi, denetimi ve hukukun üstünlüğünü beraberinde getirecektir.
Hukuk devleti, her türlü eylem ve işlevin her safhada hukuka uygunluğunun
sağlandığı devlettir; devletin hukuku değildir.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçınbayır.
Sayın milletvekilleri, ikinci sırada söz talebinde bulunan Gaziantep
Milletvekili Sayın Fatma Şahin söz hakkını, Samsun Milletvekili Sayın İlyas
Sezai Önder’e devretmiştir.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Bakanlıkları sırasında enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine
anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı, devlet alım satımlarına
fesat karıştırdığı iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa
Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve
usulsüz enerji politikalarıyla devleti zarara uğratarak, Türk Ceza Kanununun
230, 240, 366 ncı maddelerini ihlal ettikleri iddiasıyla Enerji Ve Tabiî
Kaynaklar Eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan haklarında
kurulan (9/4,7) esas sayılı Meclis Soruşturması Komisyonu raporu konusunda
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, özellikle 1998 yılından sonra uygulanan enerji
politikalarındaki çarpıklığı, siyaset ve bürokrasideki kokuşmuşluğu tüm
çıplaklığıyla gözler önüne seren soruşturma komisyonu başkan ve üyelerine,
raporun hazırlanmasında katkıda bulunan tüm uzmanlara teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, soruşturma önergesinin başlığındaki bir ibareye
dikkatinizi çekmek istiyorum: Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların
yapılmasına yol açtığı... Bunu yapan kim, bu isnadın muhatabı kim; Türkiye
Cumhuriyeti Devleti aleyhine sonuçlandığı bugün daha açıkça görülen, çocuklarımızın
geleceğini karartan, devletin büyük bir zarara uğramasına, geleceğin ipotek
altına sokulmasına neden olan kim; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bakan
veya bakanları, enerji bürokratları.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Genel Başkanımız bu çarpıklıkları, devletteki
talan anlayışını 1998 yılında görmüştür ve bu anlayışa destek olmamak için,
o zamanki hükümetten desteğini çekerek, ülkeyi erken seçime götürmüştür.
Hükümeti bozduğumuz savıyla çok tenkite maruz kaldık, yetmedi, 1999 yılında
yapılan genel seçimlerde Meclis dışında kaldık. Ancak, daha sonra gelişen
olaylar, Cumhuriyet Halk Partisini ve onun Sayın Genel Başkanını haklı
çıkardı. 3,5 milyar dolarlık banka batıkları, hortumları 40-50 milyar dolara,
enerji alanındaki sorumsuz politikalar, daha hızlı bir şekilde devam etti;
buna bağlı devlet zararları da katlanarak arttı.
Sayın milletvekilleri, 10 dakikalık bir konuşma sırasında, böyle kapsamlı
bir konuda düşünce belirtmek, olayın detaylarına inmek zor; ancak, ben,
raporla ilişkili olarak, Samsun’da kurulu 100+100 megavat gücündeki mobil
santrallardan bahsetmek istiyorum. Bilindiği gibi, bu konuda verilen (10/29,31)
sayılı Meclis araştırması komisyonu raporumuz, Meclis Genel Kurulunda görüşüldü.
Ben de, o komisyonun bir üyesiyim. Raporun sonuç kısmında, bu iki Sayın
Bakan hakkında soruşturma komisyonu kurulması, Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı bürokratları hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda
bulunulması talebinde bulunmuştuk. Bu raporun ilgili soruşturma komisyonu
kurulmadı; ancak, bu konuda, kısmen de olsa, görüştüğümüz soruşturma komisyonu
raporunda bahsedilmektedir. Raporun 413 üncü sayfasında, (10/29,31) sayılı
araştırma komisyonu raporunun tespitlerine aynen iştirak edildiği belirtilmekle
birlikte, esasında müstakil bir soruşturma konusu olması gereken olay hakkında
bazı bölümlerde tekrar bahsedilmektedir.
Sayın milletvekilleri, Samsun’da kurulu, adı mobil santral olan, ancak,
çok katlı yapılardan oluşan, mobil özelliği olmayan, 100+100 megavat gücündeki
santralların, Bartın-Cide, Fethiye-Dalaman bölgelerinde kurulması planlanmış;
ancak, bu bölgelerdeki yoğun kamuoyu baskısı, valilik ve belediyelerin
olumsuz görüşleri nedeniyle, sözleşmeleri yapılmış, ilgili firmalarca yerleri
satın alınmış olmasına rağmen, santrallar buralara kurulamamış, TEAŞ yönetim
kurulu projelerden vazgeçme aşamasındayken, temsil ettiği halka karşı çarpıcı
bir sorumsuzluk örneği gösteren Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı, 31.05.2001
tarihli meşhur ve malum yazısıyla Bartın santralını Samsun’a davet etmiş,
ihaleyi alan iki firmaya devlet bütçesinden ödül vermek isteyen TEAŞ yönetim
kurulu bu teklifi de hemen kabul ettiği gibi, Dalaman’daki santralı da
Samsun’a nakledivermiştir. Türkiye’de hiçbir ilin kabul etmediği santrallar
Samsun’a nasıl gelmiştir? Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı, davet yazısını
yazmadan önce bu firmalardan birisinin yetkilisiyle belediyede görüştüğünü
komisyonda verdiği ifadede belirtmektedir. Ayrıca, soruşturma komisyonu
raporunun 414 üncü sayfasında tanık Muzaffer Selvi’nin çarpıcı bir beyanı
vardır. Tanık bu beyanında: Ankara Esenboğa santral ihalesini Aksa Elektriğin
kazandığını, ihaleden sonra Enerji Bakanı Ersümer’in kendisini makamına
çağırarak ihaleyi üçüncü sırada kazanan Park Holdinge vermesini istediğini,
arkadaşlarının bunu kabul etmediğini; bunun üzerine, Aksa Elektrik Yönetim
Kurulu Başkanını çağırıp konuştuğunu, sonuçta, Aksa Elektrikle sözleşme
imzalandığını. Park Holdingin “Ankara Elektrik” isminde bir şirket kurduğunu,
Aksa Elektriğin hisselerini bu şirkete devrettiğini beyan etmiştir. Yani,
sonuçta, dolaylı olarak Sayın Bakanın isteği olmuş ve Ankara Esenboğa santral
ihalesi hisse devirleri suretiyle Ankara Elektrik ve dolayısıyla, Park
Holding üzerinde kalmıştır. Aksa Elektriğin yaptığı tabiri caizse bu fedakârlık
ortada kalmamış, anladığım kadarıyla Aksa Elektrik Firması sahipleri yeni
bir şirket kurmuşlar ve bu şirketin adı da Aksa Enerji Üretim AŞ olmuştur.
Bu şirketi de ödüllendirmek için, Samsun’da kurulması planlanan mobil santrallardan
birisi bu şirkete verilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, esasında, belirttiğim gibi, Samsun Büyükşehir
Belediyesinin yazısı sadece Bartın-Cide’de kurulması planlanan santralın
Samsun’a nakledilmesi konusunda; ama, aralanan bu kapıdan, Enerji Bakanlığınca
ödüllendirilmek istenilen Aksa Enerji Üretim AŞ de girmiş ve onun Fethiye-Dalaman’da
kurması gereken santral da Samsun’a getirilmiştir.
Olay bununla da bitmemiş, Samsun’a getirilen bu santralların ÇED Yönetmeliğinin
23 üncü maddesindeki -bilindiği gibi, ÇED Yönetmeliğinin 23 üncü maddesi,
kurulu gücü 150 megavatın üzerindeki termik santralların ÇED sürecine tabi
olmasını emretmektedir- süreci aşmak için, kanuna karşı hile kullanılmış
ve 100+100 megavat gücündeki, toplam gücü 200 megavat olan ve yan yana,
birbirinin simetriği olan iki santral, ayrı ayrı 100’er megavat gücünde
kabul edilerek ÇED Yönetmeliğinin hükümleri de askıya alınmıştır.
Santralların ismi mobildir; ancak, burada da kanuna karşı hile vardır;
çünkü, santralların mobil özelliği yoktur, çok katlı binalardan oluşmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Önder.
Buyurun; sözlerinizi tamamlar mısınız.
İLYAS SEZAİ ÖNDER (Devamla) - Bu hususu, dönemin enerji bürokratları,
TEAŞ bürokratları, dönemin Enerji Bakanı Sayın Zeki Çakan çok iyi bilmektedir,
bilmemesine imkân yoktur. Mobil santral olarak sözleşme yapılan ve literatürde
tamamen değişik bir konumda olması gereken mobil santrallarla ilgili olarak,
Cengiz Firması yetkilileri, 18.4. 2001 tarihinde yer değişikliği talebiyle
ilgili olarak yazılan yazıda: “350 ton ağırlığında olan makinelerin deniz
kenarından başka bir yere nakli mümkün değildir” denilmektedir. Bu yazı
dahi, santralların literatürdeki mobil tanımına uymadığı, buna rağmen,
Sayın Bakanın, yer değişikliği talibine olur verdiği anlaşılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, sadece Samsun’da kurulu, adı mobil, kendileri
sabit santrallardaki sorumlulukları, şu anda çalışmayan; ancak, her iki
santrala düzenli olarak ödenen aylık 2 400 000 dolar tutarındaki devlet
zararı ve ayrıca kiralama yöntemiyle kurulan bu santrallar için beş yıl
sonunda, devletin, bu firmalara yüzlerce milyon dolar kira bedeli ödemek
zorunda kaldığında, sayın bakanların bu işteki sorumlulukları açıkça görülmektedir.
Samsun, devlet yatırımlarından çok az pay alan, işsizliğin çok yüksek
boyutlarda olduğu, eskiden göç alırken şimdilerde göç veren, yıllardır
Samsun’da kurulu devlet kuruluşlarını, hakkaniyet kurallarına aykırı bir
biçimde, başka illere kaptıran, etrafındaki tüm iller 4325 sayılı Yasa
kapsamındayken, nasıl hesaplandığı karışık bir millî gelir hesabıyla yasa
kapsamı dışına çıkarılan bir güzide ilimizdir.
Samsun’a, son yıllarda bir şey yapılmamıştır; hal böyleyken, Samsun
halkının geleceğini karartan, çevreyi felakete sürükleyecek, günde 1 000
ton 6 numaralı fuel-oil yakacak bu santralların Samsun’dan bir an önce
kaldırılmalarını, Samsun halkının bir temsilcisi olarak, istirham ediyorum,
bu duygularla Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.
Üçüncü söz, Ordu Milletvekili Sayın Kâzım Türkmen’e ait.
Buyurun Sayın Türkmen.
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 622
sıra sayılı Meclis soruşturması komisyonu raporuna ilişkin görüşlerimi
açıklamak için söz almış bulunuyorum; bu duygularla, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Mustafa Cumhur Ersümer, Bakanlığı sırasında, enerji ve doğalgaz anlaşmalarında,
Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı, devlet
alım ve satımına fesat karıştırdığı; ayrıca, Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ın,
Bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji politikalarıyla,
ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak, kamuyu zarara
uğrattıkları, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara
onay verdikleri ve bu suretle görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma fiillerini
işledikleri, komisyonumuzun, titizlikle yürüttüğü ve gerektiğinde alt komisyonlar
oluşturup, uzmanlardan yararlandığı, gerektiğinde mahallinde tespit ve
değerlendirmelerde bulunduğu çalışmalar sonucunda anlaşılmıştır. Yapılan
çalışmalarda, soruşturma konusu, enerji boyutu, BOTAŞ boyutu, Devlet Su
İşleri ve uluslararası ikili anlaşmalar boyutu olmak üzere üç boyutta sürdürülmüş,
tesis edilen eylem ve işlemlerin her bir boyutu ayrı ayrı ele alınarak,
belirlenen evrelerde gerçekleştirilmiştir.
Yaptığımız çalışmalarda, başta, enerji ve özellikle Mavi Akım Projesi
olmak üzere, devletin olumsuzluğu adına birkısım somut veriler elde edilmiştir.
Mavi Akım, Türk-Rus ilişkileri içerisinde, özellikle Rusya açısından
önemli bir projedir; fakat, Türkiye’nin, daha çok Rusya lehine olan bu
projelerin anlaşmasını imzalarken, gerekli pazarlıkları yapmadığı görülmüştür.
Türkiye’nin, Mavi Akım karşılığında pazarlık yapabileceği unsurlar yeterince
mevcuttur. Bu hususlar, Rusya’nın Bakü-Ceyhan’a katılımının sağlanması
veya Trans-Hazar hattına Rusya’nın karşı çıkışının engellenmesi olabileceği
gibi, aynı zamanda, Rusya lehine olan dışticaret dengemizi daha da bozacak
olan bu tablonun düzeltilmesi için, Rusya’yla daha elverişli ticaret yapma
şartlarının getirilebileceği açıktır; ancak, gözüken o ki, bu pazarlıkların
hiçbirisi yapılamadığı gibi, Türk doğalgaz politikası da Rusya’nın etkisi
altına sokulmuştur.
Rusya Federasyonunun sürdürdüğü doğalgaz lobicilik faaliyetlerinin başarıya
ulaşmasıyla, Rusya, sadece Türkiye doğalgaz pazarının yüzde 60’ından fazlasını
ele geçirmekle kalmamış, aynı zamanda, Türkiye’ye doğalgaz satmak isteyen
Türkmenistan’ı da ne yazık ki devredışı bırakmıştır. Rusya, bununla, ayrıca,
anlaşmaları imzalanan Azerbaycan ve İran gazının da Türk pazarında sıkıştırılmasına
sebep olmuş ve Türkmenleri, doğalgazlarını ucuz fiyatla Rusya’ya satmak
zorunda bırakmıştır. Rusya’nın, Türkmen gazını, Kazak sınırında 54 dolar/1
000 metreküpe alıp, aynı miktarı 120 dolardan Avrupa’ya ve başta da Türkiye’ye
satabileceği, İstanbul’da gerçekleştirilen “doğalgaz” konulu konferansta
ortaya konulmuştur.
BOTAŞ verilerine göre, 2005 yılından itibaren yeni anlaşmalar yapılamaması
durumunda, Türkiye, doğalgazda sürekli artan bir açıkla karşı karşıya kalacaktır.
Türkiye’nin doğalgaz talebinin bir artış dinamiği içerisinde olacağı doğrudur;
ancak, bu miktarın BOTAŞ tarafından belirlenen oranda artması mümkün görülmemektedir.
BOTAŞ’ın talep senaryosu hazırlanırken, Türkiye’deki elektrik santrallarının
birçoğunun, fabrikaların bir kısmının ve meskenlerin tamamına yakınının
doğalgaza geçirilmesi düşünülmüştür; ancak, kendi su kaynaklarına dayanarak
elektrik üretimi yapan santralların dahi dışarıdan alınan doğalgaza dönüştürülmesinin
stratejik sakıncalarıyla beraber ekonomik olarak da yanlışlığı kesinlikle
ortadadır. Diğer yandan, daha, yol, kanalizasyon gibi temel altyapı hizmetlerinden
yoksun olan ve doğalgaz altyapı çalışmalarının ne zaman yapılacağı meçhul
olan birçok yerleşim biriminin talep hesaplaması içerisinde değerlendirilmesi
de son derece hatalı olmuştur.
Bütün bunlardan daha vahim olanı, dışarıdan daha fazla doğalgaz alımının
zeminini, altyapısını oluşturmak ve kamuoyuna enerji bunalımı olduğunu
benimsetmek adına barajların boşaltılıp, tam kapasiteyle çalıştırılmasının
önlenmiş olduğu, yapılan soruşturmalarda bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır.
Yani, Türkiye'nin ihtiyacı olan daha çok doğalgazın alınabilmesi konusunda
barajların suyunun boşaltıldığı bile bu araştırmalarda ortaya çıkmıştır.
Uluslararası Enerji Ajansının hazırladığı bir raporda da, Türkiye'nin,
ihtiyacından çok daha fazla doğalgaz alımına gittiği kesinleşmiştir.
Soruşturmanın Devlet Su İşleri uygulamaları boyutunda da, Mavi Akımdaki
aynı olumsuzluğun izlerini görmek mümkündür. Yapılan uygulamalarla, devletin,
o günkü kur ve değer üzerinden en az 2 milyar dolar zarar ettirildiği hesaplanmaktadır.
İstisnasız bütün işlerde yüksek oranda keşif artışı yapılmıştır. Keşif
artışları barajlarda yüzde 400-696’lara varmıştır. Bazı projelere 2002
yılı keşfi dolmadan ilave keşif artışı verilmesinin sebeplerinin tümüyle
politik olduğu düşünülmüştür. Yüzde 30 üzeri keşif artışlarının, temel,
tünel gibi zorunlu hallerde verilmesi gerekirken, Proje ve İnşaat Dairesinin
57, İçme Suyu ve Kanalizasyon Dairesinin 20, Barajlar ve Hidroelektrik
Santraller Dairesinin 56 işinde yüksek oranlarda keşif artışı yapılmış
ve bazı müteahhitlere ilave işler verilmiştir.
Yapılan işlerin kasıtlı olduğunun en büyük göstergesi, artışların
keşif süresi dolduktan sonra verilmesi gerekirken, çoğu ihalede işe başlandıktan
hemen sonra yapılmasıdır.
Sayın milletvekilleri, yani, keşif artışları daha işe başlamadan ihale
hemen sonra yapılmıştır. Nitekim, keşif artışlarından özellikle müteahhitlere
büyük rant sağlayan, kamunun da bir ölçüde zarara uğramasına yol açan kalemlerin
poz numaraları değiştirilmiştir..
Örneğin, Erzurum İçmesuyu İsale Tünel İnşaatı kapsamında verilen keşif
artışı olurları ve bunların dayanağı mukayeseli keşif özetinde, kaya blonu
ve akranj deliği açılması pozu değiştirilerek, yeni pozların artış miktarıyla
17 ila 30 kat daha pahalıya mal olmuştur. Sadece Erzurum içmesuyunda poz
değişikliğinden dolayı ödenen paranın miktarı 40 trilyonun üzerindedir.
Eğer, bu keşif artışları kapsamındaki işler ihaleli olarak yapılmış
olsaydı, ihaleli işlerin indirim oranlarının yüzde 40-50 civarında
olduğu göz önüne alındığında, devlet en az 2 milyar dolar zarar etmemiş
olacaktı 29 baraj ve hidroelektrik santrali inşaatı, ihalesiz verilmiştir.
Baraj deneyimi hiç olmayan firmalara iş verilmiştir.
Devlet Su İşleri gerçek verileri ve maliyetleri yansıtmayan keşiflere
dayanarak öngörülmeyen giderler kaleminden “su boşaltma, ağaç kesme” gibi
işlere ve bu kalemde yer alan miktarın çok üstünde ödemeler yapılmıştır.
Temel sondajları ve jeolojik etütler yetersiz olduğundan, firmalar, balçık
zeminlerle, yeraltı sularıyla karşılaşıldığı, heyelan yaşandığı gerekçesiyle
keşif artışı almışlardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Türkmen, sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - Baraj inşaatından etkilenen karayolu,
demiryolu, enerji nakil hattı, PTT hattı gibi tesis ve yapılar projelerde
gösterilmemiş olmasına karşın, bu işler keşif artışına konu edilmiştir.
Kamulaştırma haritaları bile müteahhitlere yaptırılmıştır.
Kürtün, Çine ve Cindere Barajları ile Dodurga projesinde yapı tipi değiştirilmiş,
Bahçelik ve Çat Barajlarında göçük ve heyelan dolayısıyla ilave kazı ve
nakliye bedeli ödenmiştir.
İşin başında malzemelerin yeterliliği ve kalitesinin uygunluğu iyi etüt
edilmemiştir. Bu nedenle, Bahçelik, Belkaya, Çat ve Deliçay Barajlarında
olduğu gibi, malzemeler çok uzak mesafelerdeki ocaklardan sağlanarak, maliyet
yükseltilmiştir.
Projede olmadığı halde Belkaya Barajında regülatör ve kanal, Atasu’da
ise regülatör yapımı sonradan projeye ilave edilerek, ek paralar ödenmiştir.
Devlet Su İşlerinin keşif artışları, 1998-2002 döneminde âdeta patlamıştır.
1990 yılında yalnızca 2 olan ve 1997’de 6’ya çıkan keşif artışı sayısı
1998’de 16’ya, 2002’de ise 25’e yükselmiştir.
Keşif artışları miktarı 2002 yılında rekorla kapanmıştır. 1990’da 83
411 000 dolar olan keşif artışları miktarı, 1998’de 277 884 786 dolar,
2000 yılında 658 000 000 dolar, 2001 yılında ise 157 170 000 dolara çıkmış
ve bu miktar, seçime gidilen 2002 yılında tam 1 117 000 000 dolara yükselmiştir.
Uluslararası ikili anlaşmalarda yukarıda açıklanan Mavi Akım Projesi
dışında çok somut olumsuzluklar gözlenmemekle beraber, genelde aynı ülkenin
firmalarıyla, rekabet ortamı yaratılmaksızın protokoller yapılması ve hatta,
bazılarının Devlet Planlama Teşkilatının oluru bile alınmaksızın yaşama
geçirilmiş olması, saptanan net olumsuzluklar arasındadır.
Haklarında soruşturma açılması istenilen sayın bakanların “verdikleri
olurlarla devleti zarara uğrattıkları” savına karşı “konunun teknik bir
konu olduğu, hangi pozların, hangi şartlar altında verildiğini bilemeyecekleri”
şeklinde kendilerini savundukları görülmektedir. Ancak, böyle bir savunma,
yasal dayanaktan son derece yoksundur.
3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanunun
21 inci maddesine göre “bakanlık kuruluşunun en üst amiri” sıfatıyla, en
azından Anayasanın 129 uncu maddesinde belirtilen “diğer kamu görevlisi”
olduğu şüphesiz olan bakanın, kusurlu olmak koşuluyla, görevini yerine
getirirken doğan zararlarda tazminat ödemekle sorumlu olduğu da açıktır.
BAŞKAN – Sayın Türkmen, tamamlar mısınız sözlerinizi.
KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) – Bitiriyorum.
Diğer taraftan, 3154 sayılı Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesi hükmünde de, bakanın, emri
altındakilerin tüm faaliyetlerinden sorumlu olduğu çok açıkça belirtilmiştir.
Buna rağmen, yapılan soruşturmalarda alınan ifadelerde, sayın bakanlar,
sadece önlerine gelen keşifleri teknik olduğu için onayladıklarını, bunlardan
ise sorumlu olmadıklarını söylemektedirler.
Bu nedenle, verdiği olurların teknik olduğunu söylemiş olmak, hiçbir
bakanı, hiç kimseyi sorumluluktan kurtaramayacağı düşüncesindeyim.
Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkmen.
Şimdi, söz, Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun’un.
Buyurun Sayın Uzun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SELAMİ UZUN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 64 milletvekili ile Samsun Milletvekili
Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Bakanlığı sırasında enerji ve doğalgaz
anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol
açtığı, devlet alım satımına fesat karıştırdığı ve bu eylemlerinin suç
teşkil ettiği hususundaki (9/4,7) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu
raporu üzerinde söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, elektriğin, daha sonra ortaya çıkacak bir talebi
karşılamak üzere depolanması, mevcut teknolojilerle mümkün değildir. Bu
nedenle, elektrik talebi oluştuğu anda, üretim imkânının da hazır bulunması;
yani, üretim ile talebin en uygun şekilde senkronize edilmesi gerekmektedir.
Modern yaşamın ve sanayi faaliyetlerinin sürdürülebilirliği için, elektrik
talebinin, sürekli, kesintisiz ve en düşük maliyetlerle karşılanması esas
alınmalıdır. Elektriğin yetersizliği ya da pahalı olması, sanayi üretimi
için, ekonomik kalkınma için, dünyanın gerisinde kalmak anlamına gelir.
Elektrik üretim projeleri, santrallara, gelişmiş teknolojiye, yüksek
finansmana ve uzun yatırım sürelerine ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle,
ileriye dönük talebin karşılanması için, yıllar öncesinden kararın verilmesi,
finansman arayışına girilmesi, programlanması gerekmektedir.
Elektrik sektöründe planlı hareket, ihtiyaçtan öte, bir şart olarak
ortaya çıkmaktadır. Peki, bu planı kim yapacaktır; bu planı, Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı yapacaktır. İşte,
1980’li yıllarda, elektrik sektörüne, özel yerli ve yabancı yatırımcının
çekilmesine gerek duyulmuş, bu amaçla 3096 sayılı kanun çıkarılmıştır.
3096 sayılı kanun çerçevesinde, yap-işlet-devret modeline işlerlik ve
hayatiyet kazandırılabilmesi için özel şirket projelerine öncelik ve ağırlık
verilmiştir; fakat, anayasal ve hukukî engeller, bürokratik sorunlar nedeniyle
yap-işlet-devret projelerinin yürümemesi ve elektrik açığı riskinin büyümesi
nedeniyle alternatif çözümler aranmıştır. Aynı paralelde, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı 1999 yılında yap-işlet modelini, 4283 sayılı kanunla
gündeme getirmiştir. Bu dönemde, bakanlık, yaklaşık 12 000 megawatt kurulu
güce ve 70 milyar kilowatt/saat üretim kapasitesine sahip, 120 projenin
onaylanması için DPT’ye müracaat ediyor.
Bu dönemden başlayarak DPT tarafından, ihtiyaçların çok üzerinde kapasite
oluşturmaya yönelik, enerji alım ve ödeme garantili santral projelerinin
de bu gelişime paralel sürdürülen doğalgaz ithal bağlantılarının ortaya
çıkaracağı sorunlarla ilgili olarak bakanlığa çok sayıda yazılı açıklama
ve uyarılarda bulunmuştur.
3096 sayılı kanun gereğince, öncelikle alınması gereken, DPT’nin olumlu
görüşü olmaksızın, şirketlerden teminatlar alınmış, ön anlaşmalar yapılmış,
izinler alınmış, görüşmeler şirketlere tazminat talebi hakkı doğuracak
ileri aşamalara götürülmüştür.
Bakanlıkça, yüksek proje tutarları, ihalesiz proje uygulamaları, ikili
görüşmelerle bağlanan aşırı yüksek tarifeler, plansız yaklaşımlar, arz
fazlası yaratacak aşırı proje paketi ile çalışma gibi konularda TEAŞ ve
DPT tarafından yapılan uyarılar dikkate alınmamış, tersi tutum ve uygulamalar
ısrarla devam ettirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, elimde DPT’nin 30 Haziran 1999 tarihli bir yazısı
var. Bu yazısında, DPT, Enerji Bakanlığını, birtakım delillerle ve çalışmalarıyla
uyarıyor. Buna karşılık, Enerji Bakanlığı, DPT’nin bu uyarısına, 15 Temmuz
1999 tarihinde cevap veriyor. Bakın, o cevapta Enerji Bakanlığı ne diyor:
“Özellikle Ekim 98’den sonra yoğunlaşan yazışmalar, bilgi ve görüş aktarımları
ve müzakereler sonucu konunun Müsteşarlığınızca bugün getirildiği nokta
Bakanlığımızca son derece yadırgayıcı, yanıltıcı ve ülkemizin elektrik
enerjisi geleceği için vahim bulunmuştur” diyor Devlet Planlama Teşkilatına.
“Böylece, ulaşılan olumsuz tablodan önümüzdeki yıllarda elektrik enerjisi
sektöründen kaynaklanan ülke genelinde ortaya çıkması kuvvetle muhtemel
ekonomik ve sosyal sorunların sorumlusu, kuşkusuz Bakanlığımız olmayacaktır”
diyor. Yani, Devlet Planlama Teşkilatını suçluyor ve altında diyor ki:
“Bu projelerle ilgili olarak -yani, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından
kabul edilmeyen projelerle ilgili olarak- fizibilite çalışmaları yapılmış,
teminatlar alınmış, ön anlaşmalar, bağlantılar sağlanmış, birkısım izinler,
onaylar gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla, önemli düzeyde masraf yapılmıştır.
Bu noktadan geri dönülmesi, önemli tazminat konularını gündeme getirmesi
bir yana, bu alanda atılmış adımları, oluşturulan ulusal ve uluslararası
ilgiyi ortadan kaldıracaktır.” Sevgili arkadaşlar, 3096 sayılı Kanuna göre,
hiçbir anlaşmaya izin verilemezken, Devlet Planlama Teşkilatının olumlu
görüşü olmadan -işte Enerji Bakanlığının itirafıdır bu- ve hiç kimseye
danışmadan izinler alınıyor, onaylar çıkarılıyor, Türkiye yükümlülük altına
sokuluyor ve ulusal ve uluslararası adımlar atılıyor. Bu, Enerji Bakanlığının
itirafıdır ve 15 Temmuz 1999 tarihli. Cumhur Ersümer bakan, imza Yurdakul
Yiğitgüden.
Kıymetli arkadaşlar, yine bu aynı meşhur yazıda şöyle deniliyor: “Mevcut
proje portföyüne göre uluslararası gaz anlaşmaları yapılmış -arkadaşlar,
dikkatinizi çekiyorum- ve gaz alım miktarları cezaî müeyyideler içeren
ticarî kontratlara bağlanmıştır. Kontrata bağlanan gaz miktarları alınamadığı
takdirde Türkiye ticarî yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.” Türkiye’yi
bağlamışlar arkadaşlar.
Daha, devletin diğer kademelerinin görüşü olmadan, o tarihte, Türkiye’yi
bağladıklarını itiraf ediyorlar. Enerji Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatına
120 projeyi gönderiyor. Bu projeler sanki onaylanmış gibi, sanki olumlu
görüş verilmiş gibi, bu projeleri gerekçe göstererek Rusya’yla gaz anlaşması
yapıyor; yani, Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alıyor ve Devlet Planlama
Teşkilatı, bu anlaşmaların, bu santralların büyük çoğunluğunu geri çeviriyor;
yani, henüz anlaşma yapılmamış, henüz ihalesi yapılmamış, henüz projesi
onaylanmamış, sadece müracaat aşamasında olan 120 projeyi ve diğer projeleri
gerekçe göstererek, uluslararası gaz anlaşması yapıyorlar.
İşte, Bakanlık, aşırı kapasitede proje uygulamasına zemin hazırlamak
amacıyla, kalkınma planlarında verilen hedeflere aykırı olarak aşırı yüksek
elektrik talep projeksiyonlarına başlamıştır. Yani, Devlet Planlama Teşkilatı
tarafından 1998 tarihinde 187 milyar kilovat/saat olarak öngörülen 2005
yılı elektrik talebine karşılık, Enerji Bakanlığı 200 ilâ 206 milyar kilovat/saat
aralığında rakam vermiştir. Bakanlıkça değerlendirmeye alınan ve proje
portföyüne dahil edilen projelerle, 2005 yılında 306 milyar kilovat/saatlik
bir üretimin hedeflendiği tespit edilmiştir. İşte, burada, henüz DPT görüşü
alınmamıştır. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen müracaatlar aşamasında,
doğalgaz yakıtlı tüm projelere gaz temini konusunda BOTAŞ’a talimat verilmiştir.
BOTAŞ da, bu talimatlar doğrultusunda doğalgaz ithal bağlantıları gerçekleştirmiştir.
1998 yılında BOTAŞ tarafından hazırlanan elektrik enerjisi için kullanılacak
doğalgaz talep tahmin tabloları incelendiğinde, bu listede, Bakanlık listesinde
yer alan toplam 3 591 megavat kurulu güçle birçok santralın, TEAŞ tarafından
hazırlanan 1997 tarihli Elektrik Enerjisi Üretim Planlama Raporunda yer
almadığı görülmüştür.
TEAŞ raporunda, 2008 yılında devreye girecek olan –arkadaşlar, yine,
bu çok önemli- Çanakkale santralı ve Denizli Santralı 2003 ve 2004 yıllarında
devreye alınıyor. Yani, Devlet Planlama Teşkilatında, TEAŞ’ta 2008 yılına
kadar planlama yapılıyor ve 2007 yılına kadar devreye ancak girebilecek
bir santral 8 ayda devreye sokuluyor. Yani, Türkiye...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Uzun.
SELAMİ UZUN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Yani, yap-işlet modeliyle gündeme getirilen ilk 6 projenin, 6 yıllık
bir zaman dilimi içerisinde kademeli olarak işletmeye girmesi planlanmış
olmasına rağmen, ihale ve sözleşme aşamasında proje kapasiteleri ve işletmeye
giriş tarihleri ileriye alınarak, 8 aylık bir dönemde işletmeye alınması
sonucuna gelinmiştir.
Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeden, müracaat aşamasındaki tüm
doğalgaz yakıtlı özel santral projeleri, proje portföylerine dahil edilmiş
ve bu santrallere gaz temini konusunda, BOTAŞ’ça gaz ithali anlaşmalarına
geçilmiştir.
Ayrıca, Mavi Akım Projesi ve doğalgaz planlaması önemli hatalardan birisidir.
1986 yılından bu yana yapılan çalışmaların, Sayın Cumhur Ersümer’in bakanlığa
geldiği 1997 yılına kadar, uygun bir artış seyri içerisinde geliştiğini
görüyoruz. Ancak, 1997 yılı içerisinde yapılan yeni talep çalışmalarıyla,
doğalgaz talep projeksiyonlarında 2 katlık bir artış görülüyor. Mesela,
2020 yılında 47 milyar metreküp civarında olan talep, 83 milyar metreküpe
yükseliyor. Çok kısa bir süre içinde, 2010 ve 2020 yılları, doğalgaz taleplerinin
2 katı büyümesini, plancılık anlamında kabul edilebilir mümkün değildir.
Bunun, sözleşme aşamasına gelen Mavi Akım Anlaşmasına gerekçe oluşturduğu
görülmektedir. Çünkü, bu tarih itibariyle, daha önceden yapılmış gaz bağlantıları
toplam 20 milyar metreküp düzeyindedir. Yine, bu tarih itibariyle, BOTAŞ’ça
öngörülen ilave gaz ihtiyacının 8 milyar metreküp düzeyinde olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, talep projeksiyonlarında yapılan değişiklikler de kullanılarak,
Aralık 1997 tarihinde Mavi Akım’dan 16 milyar metreküplük, Şubat 1998’de
batı hattından ilave 8 milyar metreküplük gaz alım anlaşması yapılmıştır.
Böylece, gerçek ihtiyacın 16 milyar metreküp üzerinde Rusya’ya yüzde 65
oranında bağımlı hale gelinmiştir. Ülke, toplam gaz bağlantısı 45 milyar
metreküpe ulaşmıştır. 2003 yılında gerçekleşen gaz tüketimi 21 milyar metreküpken,
1997 yılında yapılan talep projeksiyonu 41 milyar metreküptür.
Değerli arkadaşlar, 2005 yılında, Bakanlıkça, gaz tüketiminin 47 milyar
metreküpe ulaşacağı öngörülmüş olmasına rağmen, bugün beklenilen değer
25 milyar metreküptür.
Sonuç olarak, Mavi Akım Projesiyle, Rusya’nın önemli bir strateji oyunu
ortaya koyduğu, Türkiye gaz pazarını ele geçirdiği görülmektedir. Maalesef,
ilgili Bakan ve Bakanlık kuruluşlarının bu oyunun bir parçası haline geldiği
görülmüştür. Böylece, Türkmen gazının Türkiye üzerinden çıkışı engellenmiş,
Türkmen gazı Rusların eline geçmiştir. Azerbaycan gazı engellenmiştir.
ABD engellemesi bulunduğu dedikodusuyla, İran gazı engellenmeye çalışılmıştır.
Sevgili arkadaşlar, yapılan yanlışları iyi niyetle yorumlamak mümkün
görülmemektedir. Yapılan hatalar, nesiller boyu bizi etkileyecektir. Bugün,
elektrik sektöründe atıl kapasite sorununun 2007 yılına kadar devam etmesi
beklenmektedir.
Doğalgaz ve elektrik sektöründe aşırı yüksek arz fazlası, aynı zamanda,
elektrik maliyetlerinin aşırı bir şekilde yükselmesine neden olmuştur.
Sistemin ortalama üretim maliyeti, son iki üç yılda 3,7 sentten 5,5 sent
kilovatsaat düzeyine yükselmiştir. Bu yüksek maliyet, en az 2010 yılına
kadar etkisini sürdürecektir. Bu maliyetten Türk sanayii olumsuz etkilenecek,
vatandaş pahalı elektrik kullanacak, uluslararası rekabet gücümüz azalacaktır.
Fazla kapasiteyle çalışan doğalgaz santralları ve bunlardan sağlanan elektriğin
mecburen satın alınması, dolayısıyla, kamu santrallarının da düşük kapasiteyle
çalışması sonucunu getirmiştir.
BAŞKAN – Sayın Uzun, sözlerinizi toparlar mısınız.
SELAMİ UZUN (Devamla) – Toparlıyorum efendim.
Bundan da hem Elektrik Üretim A.Ş. hem Türkiye Kömür İşletmeleri hem
de Hazine olumsuz etkilenmiş, büyük zararlara sebebiyet verilmiştir.
Türkiye’de, o dönemde görev başında bulunan iktidar grubunun Bakanı
Sayın Cumhur Ersümer, Rus gazından daha ucuz olan Türkmen ve Azeri gazının
ülkemize giriş imkânını ortadan kaldırmıştır. Bakan Zeki Çakan ise, döneminde,
eline fırsat geçtiği halde anlaşmayı iptal etmemiştir; yeterli olmayan
düzeyde indirim anlaşmasına gitmiştir.
Evet, Zeki Çakan döneminde, doğalgaz indirim anlaşması yapılmıştı Rusya’yla;
yani, bu da, Cumhur Ersümer’in bu anlaşmayı gerçekten çok pahalı yaptığını
göstermektedir; ama, o dönemde, anlaşma iptal edilmesi gerekirken, indirime
gidilmiştir.
Sonuç olarak, enerji sektörüyle ilgili, iyi planlama yapılmamış, kurum
ve kuruluşların görüşleri dikkate alınmamış; yanlış arz-talep tahminleri
yapılarak, plansız olarak santral inşaat taahhüdüne girilmiş, devlet adına
gaz alım taahhüdünde bulunulmuş; anlaşmalar yapılmış, elektrik üretiminde,
hem doğalgaza bağımlılık artmış hem de enerjide dışa bağımlılığımız artmıştır;
elektrik enerjisi fazlası nedeniyle, Elektrik Üretim AŞ üretimleri düşürmüş,
TKİ ve TTK’nın malî yapısı bozulmuştur; yüksek fiyatlarla elektrik alınması
durumunda kalınarak, hazinenin yükleri artmıştır; bunların tamamı, eski
Bakan Cumhur Ersümer’in döneminde ya imzalarıyla olmuş ya da Bakanlığın
yetkisi dahilinde gerçekleşmiştir.
Tüm bunlar gözönüne alınarak, eski Bakan Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ın,
bakanlıkları döneminde görevlerini suiistimal ettikleri ve yetkilerini
aşıp salahiyetlerini amaç dışı kullanarak, kanun ve yönetmelik hükümlerine
aykırı davranıp, devlet alım satımına ve yapımına fesat karıştırarak kamu
zararlarına yol açtıkları kanaatleriyle, Yüce Divana sevk edilmelerini
talep ediyoruz.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzun.
Beşinci söz sırası, Bolu Milletvekili Sayın Mehmet Güner’in; buyurun.
MEHMET GÜNER (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
622 sıra sayılı (9/4,7) esas numaralı Meclis soruşturması komisyonu raporuyla
ilgili, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, soruşturma önergelerinde yer alan iddialardan önemli
bir bölümünün doğalgaz alım anlaşmalarıyla ilgili olduğu ve BOTAŞ’ın muhatabı
olduğu bu anlaşmalar konusunda genel bir bilgi vermek gerektiğini düşünerek
sözlerime başlıyorum. İlk olarak eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
ile 14 Şubat 1986 yılında imzalanan doğalgaz alım-satım anlaşması sonucunda,
Türkiye, 1987 yılında, ilk kez doğalgazla tanışmış oldu. Plato döneminde
Ruslarla yapılan bu anlaşmada 6 milyar metreküp/yıl doğalgaz alınması kararlaştırıldı
ve bu anlaşmanın 2011 yılına kadar sürmesi uygun görüldü. Daha sonraki
yıllarda doğalgaz gibi bir enerjinin kullanım kolaylığı olması, çevre dostu
olması, fiyat açısından da diğer yakıt türlerinden daha ucuz olması sebebiyle,
günün idarecileri daha fazla doğalgaz alabilmek için yabancı ülkelerle
birtakım doğalgaz alım satım anlaşmaları imzalamışlardır.
Bu anlaşmalara şöyle bir göz atacak olursak, 14 Şubat 1988 tarihinde
Cezayir’le önce 2,2 milyar metreküp/yıl, 1995 yılında da yeni bir zeyilname
ile 4,4 milyar metreküp/yıl doğalgaz, LNG olarak alınmıştır; bu gaz arzı
1994’te başlamış, halen daha devam etmektedir.
Bir başka anlaşma da BOTAŞ ve Trusgaz arasında 18.2.1998 tarihinde imzalanmış,
bu anlaşma başlangıçta 10 Aralık 1996’da 2 milyar metreküp olarak başlamış
olup, tartışmalı bir ek mektupla, side letter ile 8 milyar metreküp olarak
bu anlaşma devam etmektedir.
Bir diğer anlaşma da 8 Ağustos 1996 tarihinde BOTAŞ ve İran Ulusal Gaz
Şirketi arasında imzalanmış, bu anlaşmayla gaz sevkıyatının 1999 yılında
3 milyar metreküple başlayarak 2005 yılında 10 milyar metreküpe çıkması
uygun görülmüştür.
Bir başka anlaşma da 9 Kasım 1995 tarihinde Nijerya LNG Firması ile
BOTAŞ arasında yaklaşık 1,2 milyar metreküp doğalgaz eşdeğeri LNG alımı
için 22 yıllık bir anlaşma imzalanmıştır ve LNG sevkıyatı da 1999 yılında
başlamıştır.
Değerli arkadaşlar, en çok tartışılan ve en önemli anlaşma da, BOTAŞ
ile Gazeksport arasında 15 Aralık 1997 tarihinde 25 yıl süreli 16 milyar
metreküp/yıl olarak imzalanan Mavi Akım Anlaşmasıdır. Bu doğalgaz anlaşması
da 1 Nisan 1998 tarihinde Mecliste kabul edilerek ikili bir anlaşma olarak
Resmi Gazetede Yayımlanmıştır.
Tartışılan bir konu da Türkmen gazıdır. 29 Ekim 1998 tarihinde Türkiye
ile Türkmenistan arasında imzalanmış, sözkonusu anlaşma doğrultusunda Türkmenistan’dan
30 yıl süreyle 16 milyar metreküp doğalgaz ithaline yönelik görüşmeler
başlamış ve 21 Mayıs 1999 tarihinde de BOTAŞ ile Türkmenistan arasında
bir anlaşma imzalanmış. Bu anlaşmaya göre, gaz arzı 2002-2004 yılında başlayacaktı;
ancak, başlayamamış; iyi ki başlayamamış; eğer bu anlaşma da gerçekleşmiş
olsaydı, elimizde çok fazla miktarda bir gaz olacaktı, bu gaz da, bizde
biraz şişkinlik yaratacaktı.
Ekim 2000’de başlayan müzakereler sonucunda, 12 Mart 2001 tarihinde
Azerbaycan doğalgazının Türkiye’ye sevkine ilişkin, onbeş yıl süreli, ilk
yıl olan 2004 yılında 2 milyar metreküple başlaması ve plato periyodunda
da 6,6, milyar metreküpe ulaşması öngörülmektedir. Bu doğalgazın da, şu
anda Türkiye’de kullanma şansımız olmadığı için, önümüzdeki günlerde -BOTAŞ
yetkililerinden aldığımız bilgiye göre-Yunanistan’a sevki uygun görülmüştür.
Değerli arkadaşlar, hakkında kısaca bilgi vermiş olduğum bu gaz alım
anlaşmalarının en önemli özelliklerinden biri de uzun süreli olması ve
bu nedenle de alım fiyatının büyük önem arz etmesidir.
2004 yılı itibariyle bakacak olursak, bu anlaşmalar çerçevesinde, şu
anda toplam 29 milyar metreküp/yıl gaz almamız gerekiyor; ancak, bu yıl
bizim tüketimimizin ise –yine BOTAŞ yetkililerinden aldığımız bilgilere
göre- 21 milyar metreküpte kalacağı görülmektedir.
Kontrat miktarlarına göre, şu anda bizim 7,7 milyar metreküplük bir
gaz fazlamız vardır ve bunların take or pay indirimlerine (yani al ya da
öde miktarlarına) baktığımız zaman, şu anda 1 milyar metreküp civarında
bir cezaî duruma girmemiz söz konusudur. Önümüzdeki günlerde, herhalde
bu 1 milyar metreküp gazın –eğer bir formül bulunamazsa- parasını ödemek
zorundayız, yapılan yanlış anlaşmalardan dolayı.
Değerli arkadaşlar, iki defa fiyat revizyon görüşmeleri ve miktar
görüşmeleri yapılmış; 2002 yılında Zeki Çakan döneminde ve 2003 yılında,
şu anki bakanımız Hilmi Güler zamanında. Eğer bu anlaşmalar yapılmamış
olsaydı, bu take or pay indirimleri alınmamış olsaydı... Ben, geçenlerde
BOTAŞ’a gittiğim zaman, arkadaşlara, eğer bu anlaşmalar yapılmamış olsaydı,
bu indirimler alınmamış olsaydı, bizim durumumuz ne olacaktı diye sorduğumda,
arkadaşlarımız bana bir çizelge hazırlamışlardı. Bu çizelgeye baktığımız
zaman, 2020 yılına kadar, bizim, yapılan anlaşmalardan dolayı, 121,6 milyar
metreküplük bir gaz fazlamız olacaktı; eğer bu take or pay indirimi yapılmış
olsaydı. Bunları da, bugünkü fiyatlara endeksleyecek olursak, aşağı yukarı
16 milyar dolar gibi bir rakam ediyor. Bunların yüzde 75’i olan take or
pay miktarlarına baktığımız zaman da, bizim, 2020 yılına kadar, fazladan,
almadığımız gazın parası olarak, 12 milyar dolar gibi bir para ödemek durumunda
kalacaktık.
Tabiî ki, bu gaz anlaşmaları yapılırken, Türkiye'de çok kârlı bir iş
olarak görülen doğalgaz çevrim santrallarının kurulması hesaplanmış hep.
Bu dönemde çok sayıda doğalgaz çevrim santralı anlaşmaları yapılmış, bunların
bazıları hayata geçirilmiştir. Şimdi, bunların ne kadar kârlı olduğu noktasında
sizlere kısa bir bilgi, örnekleme vermek istiyorum.
1993 yılında Devlet Planlama Teşkilatından onay alan ve daha sonra 1998
yılında faaliyete geçen, 1999’da faaliyete geçen yap-işlet-devret modeli
doğalgaz santralları var. Bizim, bu doğalgaz santrallarından elektrik alım
fiyatımız, bu yıl itibariyle, 9,6 sent arkadaşlar. Daha sonra, bir de yap-işlet
modeli elektrik santrallarımız var; bunlardan da biz elektrik alıyoruz;
almış olduğumuz fiyat 5,2 sent. Baktığımız zaman, ikisinin arasında, aşağı
yukarı 4,2 sent gibi bir fark var. Bu farkları değerlendirdiğimiz zaman
–bir örnek verecek olursak- Ünimar diye bir doğalgaz çevrim santralımız
var, yılda 3 600 000 000 kilovatsaat elektrik üretiyor; bu santral, yap-işlet-devret
değil de, yap-işlet modeli olsaydı, aradaki farkı hesapladığımız zaman,
bir yılda, aşağı yukarı 155 000 000 dolar gibi bir rakam ediyor. Ancak,
bu yap-işlet-devret modellerinde biz 20 yıl süreyle bu santrallardan elektrik
alacağız. Ki, daha önceki yıllarda da 9,6 sent değil, 10-12 sentlerden
başladı bu doğalgaz santrallarından alımlar. Dolayısıyla bu, çok kârlı
bir iş olarak görüldüğü için, ülkemiz, işte, bu noktalardan dolayı elektriğe
çok fazla fiyat ödemek zorunda kaldı.
Şimdi, bunu gören birçok firma da, doğalgaz çevrim santralı kurmak için
Bakanlığa çok ciddî müracaatlarda bulundu. Bu müracaatlardan bir kısmı
kabul edildi, bir kısmı ise kabul edilmedi. Diğer bir arkadaşımız da bu
konularda söz söyledi. Çok fazla detaya girmek istemiyorum; ancak, baktığımız
zaman, Konya-Ilgın’da bir elektrik santralı kurulması düşünüldü; ancak,
bu gerçekleştirilemedi iptal edildi; Kırklareli’de bir doğalgaz santralı
müracaatı yapıldı, kabul edildi; fakat, bu da gerçekleştirilemedi. Konya-Ilgın
için 300 000 000 dolar ve Kırklareli doğalgaz için de 400 000 000 dolar
kâr kayıpları söz konus şu anda; tahkim vasıtasıyla bu zararları bizden
talep etmektedirler.
Sayın Ersümer, 4500 sayılı Tahkim Yasasının geriye doğru işletilmesini
sağlayacak geçici bir madde ihdas ederek, devletin güçlü olduğu imtiyaz
sözleşmelerine tahkim hakkı verilmesine neden olmuş; devletin tazminat
ödemesine sebep olmuştur. Bakanlık, 8.6.2004 tarihine 29 milyon dolarlık
bir tazminat ödemiştir.
Bunun dışında, yine, ayrıca SakaryaBolu Elektrik Dağıtım A.Ş’yle imzalanmış
olan özel hukuk hükümlerinin gereği yerine getirilmediği için 30 yıllık
kâr kaybı olarak 24 197 762 dolar tazminat olarak ödenecektir. 7 adet tahkim
davasında da devlet aleyhine 1,2 milyar dolar tazminat davası açılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Güner, sözlerinizi toparlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET GÜNER (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım; hoşgörünüze
sığınarak kısa sürede bitirmeye çalışacağım.
Rusya Federasyonundan 6 milyar metreküp doğalgaz anlaşması ilave gaz
alım beyan ya da niyeti 19.7.1994 tarihinde, iki ülke Başbakan Yardımcıları
tarafından bir protokolle ilave edilerek gaz alımı öngörülmüş; ancak, ne
hikmetse, Ruslar, Mavi Akım Anlaşması yapılıncaya kadar Batı hattından
ilave gaz vermeye hiçbir zaman yanaşmamışlardır. Daha sonra, 1996 yılında
karşılıklı bir anlaşma yapılmış; bu anlaşma yapılırken de fiyat formülü
FO1 parametresi kullanılarak yapılmış. Bu FO1 Parametresini, inşallah,
daha sonra açıklama çalışacağım. Burada, Rus tarafı, Gasprom Şirketi, Türkiye’ye
doğrudan doğruya gaz satmayı pek uygun görmeyerek, bir özel şirket kurmasını
arzu etmiş ve dolayısıyla, daha Turusgaz tüzelkişiliği oluşmadan, taraflar
böyle bir şirketin varlığını kabul etmişlerdir.
Ayrıca, 28.4.1997 tarihinde imzalanan bir protokole de, bu gazın sınır
teslim fiyatını, alınacak miktara bağlı olarak, 1 000 metreküp başına 10
ile 12 dolar arasında, (K) faktörü olarak tanımlanan bir ilave ödemenin
yapılacağı ve bu faktörün de, bu fiyat prensibinin, 397 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname kaldırıldığı zaman, değişiklik yapılması halinde, bu düzenlemenin
de ortadan kalkacağı öngörülmüştür.
1996 yılında imzalanan anlaşma gereğince, 18 Şubat 1998 tarihinde, Turusgaz-BOTAŞ
anlaşmasında da, bu formüle (K) faktörünün ekleneceği ve BOTAŞ’a, gazın
bu fiyattan satılacağı hükmüne yer verilmiştir; ancak, aynı tarihte; yani,
18.2.1998 tarihinde, Turusgaz-BOTAŞ arasında imzalanan bir yıl süreli anlaşmanın
ayrılmaz bir parçası olmak üzere bir ek mektup imzalanmıştır.
Bu ek mektupta, taraflardan, 397 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede bir
değişiklik yapılması veya bir hukukî düzenleme yapılması durumunda, Turusgaz’a
bağımsız olarak gaz ithal etme veya satış yapma hakkını verecektir; yani,
burada, ikinci bir tekel, Turusgaz vasıtasıyla BOTAŞ yerine gelecek.
Yine, bu ek mektupta mutabık kalınan husus da, Turusgaz’ın, bu sözleşmelerin
sona ermesi üzerine; çünkü, BOTAŞ, her yıl periyodik olarak özelleştirme
kapsamında olduğu için kontrat devirleri yapacaktı, kontrat devirlerini
yaptığı müşterilere de, gaz satmaya, bu Turusgaz devam edecektir. Ek mektupta
bunlar konulmuş.
Bunun dışında, 10.12.1996 tarihli Gazexport-Turusgaz kontratında, fiyat
formülünün paydasında FO1 iken, FO0’lı parametreye dönüştürülmüş. Bu yapılırken
de, kontrat numarası zikredilerek, 1996 tarihi atılmıştır.
Değerli arkadaşlar, buradaki fiyat formülünden doğalgaz alım fiyat formülü
biraz karmaşıktır. Yalnız, burada, bir paydada, bir FO0, bir de FO1 parametresi
kullanılıyor. Şimdi, 1996 yılında, bu paydaya FO1 parametresi konulurken,
şu andaki BOTAŞ yetkililerinden aldığımız bilgilere göre ve Sayın Bakanın
savunmasında bunlar da vardı; yanlışlıkla yazıldığını söylemişlerdi.
FO1 parametresi kullanıldığı zaman, petrol fiyatları düştüğünde, FO1
parametresi, satıcı tarafından avantajlıydı. 1996 yılına doğru gelirken,
o yıllarda, herhalde petrol fiyatlarındaki düşüş dikkate alındığı için,
bu FO1’li parametre yazıldı ve 1998 yılına kadar da hiç ses çıkarılmadı
bu konuda. FO0’lı formül “side letter”la bu sözleşmeye konuldu. Dolayısıyla,
buradan da ülke çok ciddî bir zarara uğradı; çünkü, daha sonraki yıllarda
petrol fiyatları sürekli yükseldiğinden, ülkemiz aleyhine ciddî miktarda
bir zarar söz konusu oldu.
Değerli arkadaşlar, yine bu ek mektupta, ilave olarak, çok önemli bir
ibare vardır. BOTAŞ ile Turusgaz arasındaki anlaşma, bir yıl süreli bir
anlaşmadır; ancak, hiçbir doğalgaz anlaşması bir yıl süreli değildir. Genelde,
doğalgaz anlaşmalarının süresi yirmi – yirmibeş yıl olarak belirlenir,
asgarisi yirmi yıldır. Burada sözleşme bir yıl olarak yapılmıştır.
Yine, sözleşmeye ilave olarak, taraflar –yani, BOTAŞ ve Turusgaz- bu
ek mektupla, kontrat süresini otomatik olarak birer yıl uzatmayı kararlaştırmış
ve kontratı sonlandırmak veya iptal etmekle ilgili tüm haklarından, kesin
ve geri dönülmez bir şekilde feragat etmeyi de kabul etmişlerdir. Bunun
sebebi de şudur: Bu anlaşmalardaki miktarlar oldukça yüksek olduğu için,
anlaşmalarda önplana çıkan damga vergisi çok büyük rakamlar tutmaktadır.
BAŞKAN – Sayın Güner, toparlar mısınız lütfen.
MEHMET GÜNER (Devamla) – Sayın Başkanım Toparlamaya çalışıyorum.
Burada, damga vergisine baktığımız zaman; yirmibeş yıl süreli bu damga
vergisi hesaplandığında, damga vergisinin aslı 45,9 trilyon lira, ödemediklerinden
dolayı cezası da 91,9 trilyon liradır. Ancak, daha sonra bir kanunî düzenleme
yapılmış ve uzlaşmaya gidilmiş; damga vergisinin aslı 1,8 trilyon liraya,
cezası da 11,5 trilyon liraya düşürülmüştür. Bu para da, şu ana kadar ödenmemiştir.
Burada, Turusgaz’ın durumuna da bir bakmak gerekir. Başlangıçta Ruslar
ile BOTAŞ arasında bu anlaşmalar yapılırken, bu Turusgaz şirketi kurulurken,
başlangıçta yüzde 50 yüzde 50 ortaklık payı düşünülmekteydi; ancak, ne
hikmetse, daha sonra bu ortaklık payları tamamen değişti. Bu ortaklık payına
baktığımız zaman, burada yüzde 45 oranında Gazprom hisse aldı, yüzde 35
oranında BOTAŞ’a hisse verildi; nereden çıktığı bilinmiyor; ama, 15,6 hisse
de Gama şirketine verildi; bunun dışında, 4,4’lük pay da hamiline olarak
yazıldı. Bu hamiline hisselerin her ne kadar bazı Rusların olduğu söylense
de, bu hisselerin tamamı da Gama şirketi tarafından ciro edildi.
Değerli arkadaşlar, burada, araştırma komisyonunda gündeme gelen bir
konu da, Samsun-Ankara boru hattının ihalesiz olarak verilmesidir. Burada,
1 Nisan 1998 tarihinde Mavi Akım anlaşması imzalanırken, Meclisten çıkan
metinde, Samsun-Ankara boru hattının bir Rus şirketi olan Stroystransgaz’a
ihalesiz verileceği belirtilmiş ve onun müstakbel Türk ortakları, yani
konsorsiyuma girecek ortaklar olarak da bahsedilmiştir. Daha sonra, buraya
Öztaş ve Haznedaroğlu firmaları bu konsorsiyuma ortak edilmiş; ancak, henüz
ihale şartları hazırlanmadan, önce 1 500 000 milyon dolar, daha sonra da
50 000 000 dolar teminatsız olarak avans ödenmiştir ve boru hattına baktığımız
zaman da, diğer boru hatlarına göre daha pahalıya mal olmuştur bu boru
hattı. Bu konu yargıda olduğu için, bu konuda çok fazla detaya girmek istemiyorum.
Değerli arkadaşlar, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Eski Bakanı Sayın Cumhur
Ersümer döneminde, 1999 yılı sonunda ve 2000 yılı başında bir elektrik
sıkıntısı ortaya çıkmıştır.
BAŞKAN – Sayın Güner, 7 dakika oldu, lütfen...
MEHMET GÜNER (Devamla) – Sayın Başkanım, hoşgörünüze sığınıyorum,
çok özür diliyorum, kısaltmaya çalışacağım.
BAŞKAN – Rica edeyim, son cümlelerinizi alayım Sayın Güner.
MEHMET GÜNER (Devamla) – Neyse... O zaman, kısaltarak devam edeyim
Sayın Başkanım.
125 000 000 dolar, doğalgaz santrallarına ilave yakıt parası ödenmiştir
Burada bir önemli husus da fiyat revizyonlarıdır. Fiyat revizyonlarında,
dönemin BOTAŞ Genel Müdürü bir müracaat etmiştir 2000 yılında; ancak, daha
sonra göreve gelen Gökhan Bildacı ise “henüz fiyat şartları oluşmadı” diyerek,
2002 yılına kadar, bu fiyat revizyon taleplerini bekletmiştir; bundan dolayı
da, BOTAŞ ciddî bir miktarda zarar etmiştir.
Bunun yanında, Turusgaz anlaşmasında da (K) faktörünün yeni Doğalgaz
Yasası çıktığı zaman kalkması gerekirdi. Burada biz 1 metreküp başına 10
dolar para ödüyoruz. Bundan dolayı, bu anlaşmaların, bu (K) faktörünün
kalkması gerekirdi. Bundan dolayı da ülkemiz ciddî miktarda zarara uğramıştır.
Değerli arkadaşlar, kısaca tamamlamaya çalışıyorum. Komisyon raporunda
yer alan diğer sorumlulukların dışında, burada sözünü ettiğimiz iki ayrı
Bakanın iki ayrı döneme ilişkin sorumluluklarını gerektiren bu uygulamaları
şöylece özetleyecek olursak... 18.2.1998 tarihinde BOTAŞ ile Turusgaz arasında
bir yıl için imzalanan 8 milyar metreküplük gaz alım anlaşmasının ayrılmaz
bir parçası veya mütemmimi mahiyetinde bir sideletter imzalanarak ilk anlaşma
olan 10.12.1996 tarihli anlaşmada fiyat formülünün bu sideletter ile değiştirilmesi
suretiyle 257 000 000 dolar, yaklaşık olarak, ülke zararına sebebiyet verilmiştir.
BAŞKAN – Sayın Güner, ikinci 10 dakikanız da bitti. Lütfen, rica
ediyorum, selamlayın Genel Kurulu.
MEHMET GÜNER (Devamla) – Bir de, Sayın Başkanım, Zeki Çakan dönemine
geldiğimiz zaman... Üçüncü fiyat revizyonunda geriye dönük olarak fiyat
indiriminde bulunmadığından 120 000 000 dolarlık bir gecikme vardır. Ben,
burada konuşmamı kısaca kesmek için işi özetlemek istiyorum. Sayın Başkan,
tamamlıyorum; özür diliyorum.
Değerli arkadaşlar, komisyonda konuşurken Zeki Çakan konusunda bazı
arkadaşlarımız çekimser kalmıştı. Yalnız, burada, fiyat revizyon şartlarının
oluşmadığını diyerek, burada geriye dönük şartları oluşturmadığından dolayı
ciddî bir zarara uğratılmıştır bu Zeki Çakan döneminde.
Bir de, Mavi Akım Antlaşmasına baktığımız zaman, kesin bir hüküm vardır
sözleşmede. Talepler gaz arzını 12 aydan fazla geciktiremezdi; fakat, 2,8
milyar dolarlık bir yatırım yapan Rus tarafı, önce Mavi Akım Antlaşmasını
2001’e, daha sonra da 2003’e ötelemiştir. 12 ayı geçtikten sonra sözleşmeyi
BOTAŞ’ın tek taraflı feshetme hakkı varken, bu hakkı biz kullanamadık.
Elimize geçen en büyük imkân bana göre buydu. Eğer, biz bu şansımızı iyi
kullanabilseydik, bugün içinde bulunduğumuz gaz fazlasına mecbur kalmayacaktık.
BAŞKAN – Sayın Güner, lütfen, sözünüzü kesmeye mecbur bırakmayın.
MEHMET GÜNER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu açıklamalardan
sonra hepinize saygılar sunuyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güner.
6 ncı söz sırası, Manisa Milletvekili Sayın Nuri Çilingir’e ait.
Buyurun Sayın Çilingir. (CHP sıralarından alkışlar)
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
622 sarı sayılı Meclis soruşturması komisyonu raporuyla ilgili söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
1980-1990’lı yıllarda dünyada sosyalist blokun çökmesi ve dağılması
sonucu, başını Amerika Birleşik Devletlerinin çektiği kapitalist sistem,
etkisini dünya genelinde yoğun bir şekilde hissettirmeye başlamıştır. Özellikle,
günümüzde yaşanan ve tartışılan küreselleşme ve globalleşme kavramları
sonucu, dünya ticareti açısından ülkeler arasındaki sınırlar kalkmaya başlamıştır.
Ülkemizde de, liberal piyasa, serbest piyasa ekonomisi ve bunun gibi isimleriyle
kapitalist sistem, tüm kurum ve kuruluşlarıyla, uzun bir sürecin sonucu
olarak karşımıza çıkmıştır. 1980 sonrası ülkemizin yaşadığı bu süreçte
kapitalist sistemin para ve sömürü ideolojisi, çağdaşlık ve uyanıklık adına,
siyasetçilerin, bürokratların ve gençlerin beynine işlenmiştir. Bu zihniyetle
yönetilen ülkemizde insanlarımızın ulusal kimlik ve kişiliklerinin kaybedilmesine,
inançlarının yitirilmesine yol açılmıştır.
Yine “paraya ulaşmak için her yol meşrudur” zihniyetinin topluma yerleşmesi
sonucu devletin ve kanunların tanınmamasına yol açılmıştır. Yıllarca “benim
memurum işini bilir” ve “yapanın yanına kâr kalır” mantığının hâkim olduğu
toplumsal ve siyasal yaşantımızda büyük bir ahlakî çöküntü yaşanmıştır.
Devlet hazinesini ve halkı çok rahat bir şekilde soyan siyasetçi ve bürokrat
çetelerin sayısı hızla artmıştır. Kimse, çaldığı paralardan ve yaptığı
hırsızlıktan utanmaz hale gelmiştir. Sistemin bütünlüğünün birbirini beslemesi
sonucu yazılı ve görsel basında da sıkça duyulan ve bilinen yolsuzlukların
üzerine gidilmemiştir. Halen 200’e yakın bağımsız ülkenin yaşadığı dünyamızda,
ülkemizin en çok yolsuzluk yapılan ülkeler arasında üçüncü sırada yer alması,
utanç verici bir durumdur.
Türkiye’de hâlâ soygun yapanlara dokunulacak idarî ve siyasî bir sistem
kurulamamış, giderek yolsuzluk bir yaşam biçimi haline gelmiştir; ancak,
bütün bu toplumsal ve siyasal ahlak çöküntüsüne rağmen, ulus olarak en
büyük zaafımız toplumsal hafızamızın zayıf olmasıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1980’li yıllardan itibaren bugüne
kadar gelen süreçte, ülkemizin gündeminden hiç düşmeyen, seçim öncesi tüm
siyasî partilerin ilk sıradaki propaganda malzemesi yolsuzlukla mücadeledir.
Pek çok siyasetçinin birbirini suçladığı yolsuzlukla mücadelenin, bugünkü
siyasî ve idarî yapılanma içerisinde başarılı olması mümkün değildir.
Bugün için ülkemizin sorunları sıralandığında, bölücülük, irtica, komşularımızla
yaşadığımız sorunlar akla gelmektedir. Yolsuzluk da, en az irtica ve bölücülük
kadar mücadele edilmesi gereken bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kamu yönetimi partizanca kadrolaşmalarla yozlaştırılmıştır. Kamuda atamalar,
terfiler, objektif kriterler ve ilkeler çerçevesinde yürütülmesi gerekirken,
hiçbir yeterlilik, liyakat, kriter aranmadan partizanca atamalar yapılmıştır.
Hukuksuz bir biçimde iş başına getirilenler, hukuksuzca iş yapmışlardır.
Kamu kurumlarında yolsuzluklar genellikle bakanların iş başına getirdiği
kişiler üzerinden yapılmıştır.
Kamuda ihale rantının paylaşımı, bizzat siyasî sorumlu olanlar tarafından
yürütülmektedir. Trilyonları bulan yolsuzlukların, bakanların bilgisi dışında
yapılması mümkün değildir. Böyle düşünülse bile, Bakanın ihmali söz konusudur;
yolsuzluğun yapılmasına önlem almamış ve suça ortak olmuştur.
Bahse konu yolsuzluğun yapıldığı dönemde, siyasîlere yönelik çok sayıda
itham ve iddia bulunmasına rağmen, Meclis denetimi aracılığıyla yargılanan
tek bir siyasînin bulunmaması düşündürücüdür. O dönemde, Meclis komisyonuna
gelen dosyalarla ilgili karşılıklı aklamalar yapılmış; hakkında gensoru
verilen bakanların yargıya gitmesi engellenmiştir.
Yine, o dönemde, yolsuzlukla ilgili çok sayıda operasyon yapılmış olması,
hükümetin yolsuzlukla mücadele ettiği anlamına gelmemektedir. Kamuda siyasîlerden
bağımsız olarak yolsuzluğun yapılmasının mümkün olmadığı bir ortamda, sayısı
30’u bulan yolsuzluk operasyonlarıyla ilgili siyasî bağlantıların ve kişilerin
ortaya çıkarılmaması, yolsuzluğu meşru görmek anlamına gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, Enerji Bakanlığında yaşanan olaylarla ilgili
olarak, 2001 yılında, Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’a yöneltilen
soru ve Genel Başkanımızın verdiği cevabı, sizlere, burada, aynen aktarmak
istiyorum. Böylece, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yolsuzlukla ilgili
düşüncelerimizi de sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum.
Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’a, 2001 yılında, belediyelerin sorunlarının
ele alındığı belediye başkanları toplantısında şu soru yöneltiliyor: “Enerji
Bakanı Cumhur Ersümer istifa etmeli mi?” Genel Başkanımızın bu soruya verdiği
cevabı size aynen aktarıyorum: “Daha ne bekleniyor? Orada ihale ayarlamışlar.
Birisi tutmuş, öbürü tecavüz etmiş. Bütün bunlar ortada. Bunlardan bakanın
haberi yok muydu? Başbakan yardımcısının haberi yok muydu? Türkiye’de kıyamet
kopuyor. Ne hakla duruyorlar? Ar damarı çatlamış bunların. Soruşturmanın
selameti için bir an önce görevinden ayrılması gerekir. Bu gelişmelere
sebep olan siyasî kararları onlar aldığı için alması gerekir. Derhal istifa
etmesi lazım ve gerisinin de gelmesi lazım. Türkiye’de bunca yolsuzluğun
siyasî bağlantısını görme hakkını taşıyoruz. ‘Bu kadar yolsuzluk, hiçbir
siyasetçinin aktif katkısı olmadan yaşandı’ diye kabul etmemizi kimse bizden
beklemesin. Bu siyasetin katkısıyla şekillenmiştir. Bir önce gereği yapılmalıdır.
Bakanın kendi atadığı adamlar suçlanıyor, kendisi yerinde duruyor. Böyle
bir şey olamaz.”
Değerli arkadaşlar, yapılması gereken her şeyi Genel Başkanımız o zaman
söylemiş; ama, bu konuda hiçbir şey yapılmamıştır. Eğer yolsuzluğa adı
karışanlar zamanında adalet önüne çıkarılsalar idi, ülkemizin menfaatlarına
da bu kadar zarar verilmemiş olurdu diye düşünüyorum.
Görüşmekte olduğumuz soruşturmaya muhatap eski Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Cumhur Ersümer döneminde, enerji alanında ülkenin geleceğini ciddî
şekilde etkileyen kararlar alınmıştır. Elektrik sektöründe yap-işlet modeli
uygulanmaya sokulmuştur. 5 büyük santral projesi, TEAŞ tarafından yapılan
planlama ve işletmeye giriş tarihleri, atıl kapasite yaratacak şekilde
değiştirilmiştir. alım ve ödeme garantili yap-işlet ve yap-işlet-devret
projelerine işletmede öncelik verilme zorunluluğu nedeniyle kamu santrallarının
üretimleri büyük oranda düşürülmüştür. EÜAŞ ve TKİ büyük işletme zararlarıyla
karşı karşıya kalmış, artan enerji maliyetleri ve tarifeleri nedeniyle
sanayici ve vatandaş olumsuz şekilde etkilenmiştir.
Enerji planlamasında kullanılan arz-talep tahmin modelleri, doğru olmayan
verilerle, doğalgaz santralları lehine yanıltılmıştır; üretim değerleri
bakımından da, gerçek gereksinimlerin üzerinde sonuçlar elde edilmiştir.
Yap-işlet santrallarından, işletme hakkı devredilen santrallardan ve bazı
hidrolik santrallardan, fazla üretimin alım zorunluluğu bulunmamasına rağmen,
fazla üretim satın alınmıştır. Enerji fazlası, yeni oluşturulmaya çalışılan
serbest enerji piyasasının işleyişini de olumsuz biçimde etkilemiştir.
Doğalgaza dayalı elektrik enerjisi santrallarının toplam kurulu güç
içindeki ağırlığı nedeniyle doğalgazın yeterli miktarda ve düzenli biçimde
sağlanması gerekirdi, gerçek ihtiyaçların çok üzerinde alım anlaşmaları
yapılmıştır.
BOTAŞ’ın Rusya’dan aldığı doğalgaza ilişkin üç ayrı anlaşmadaki fiyatlar
birbirinden farklıdır.
Yap-işlet-devret projelerinde yapılabilirlik raporlarına özen gösterilmemiştir.
Bazı projelerin yapılabilirlik raporu hiç alınmamıştır. Bakanlık, verilmeyen
raporları şirketten istemediği gibi, eksik bilgi içeren raporları da kontrol
etmemiştir.
Enerji birim fiyatının ana öğelerinden birini oluşturan yatırım tutarları
konusunda, hemen bütün uygulamalarda, şirketlerin bildirimlerine itibar
edilmiş, bunların doğruluğu araştırılmamıştır. Gerçek miktarının üzerinde
bildirilen yatırım tutarları, elektrik tarifelerinin yüksek olmasının en
önemli nedenini oluşturmuştur.
Doğalgaz alım anlaşmalarında, alım garantisi anlamına gelen, al ya da
öde yöntemi uygulanmıştır. Bu anlaşmalar kapsamında saptanan fiyat formülü,
daha sonra, usulsüz olarak, Türkiye aleyhine değiştirilmiştir.
Mavi Akım hattı, ihalesiz olarak, OHS Konsorsiyumuna verilmiştir. Benzer
işlere göre, yaklaşık 75 000 000 dolar daha pahalı yaptırılmasına sebebiyet
verilmiştir.
Doğalgaz çevrim santrallarına gaz verilmemesi halinde yüksek ceza ödenmesi
öngörülmesine karşılık, Rusya’nın doğalgaz sağlayamaması halinde bu cezaların
Rus tarafına yansıtılmaması sonucu kamu zararına yol açılmıştır.
Değerli arkadaşlar, bu komisyonda bulunan bir arkadaşınız olarak, Yapılan
usulsüzlükler, ülkemize, geleceğimize verilen zararlar içler acısıdır.
Bunları burada anlatmaya zaman yetmez, birçok konu raporda anlatılmıştır.
Biz diyoruz ki, kim suç işlemişse adalet önünde hesap vermeli, varsa
cezasını mutlaka çekmelidir. Hiç kimsenin, bu ülkenin geleceğini karartmaya
hakkı yok. Hiç kimsenin, vatandaşlarımızın ödediği vergileri birtakım çıkar
çevrelerine peşkeş çekmeye hakkı yok.
Hangi konumda olursa olsun, kim bunları yapıyorsa mutlaka adalet önünde
hesap vermeli ve cezasını çekmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çilingir.
(.......................)
Komisyon adına, Başkan, Kastamonu Milletvekili Sayın Musa Sıvacıoğlu
konuşacaklar.
Buyurun Sayın Sıvacıoğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
(9/4,7) ESAS NUMARALI MECLİS SORUŞTURMASI KOMİSYONU BAŞKANI MUSA
SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji
eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan hakkında kurulan (9/4,7)
esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Başkanı sıfatıyla söz almış
bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Yalnız, şansız da bir zaman diyeyim belki de, çoğu milletvekili arkadaşımız
yemek arası dolayısıyla Genel Kurulda bulunamıyor. Ben, süreye de riayet
etmek şartıyla, sözlerimi süresi içerisinde tamamlamaya çalışacağım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulun 789 sayılı kararı
gereğince, 10 Şubat 2004 tarihinde çalışmalarına başlayan Komisyonumuz,
önergelerde yer alan iddiaların çok kapsamlı olması nedeniyle, konularına
göre BOTAŞ, enerji ve DSİ olarak üç ayrı çalışma grubu oluşturarak çalışmalarını
yürütmüştür. Diğer milletvekili arkadaşlarımızın konuşmalarında da dikkat
ettiğiniz gibi, konunun devasa boyutta olması nedeniyle süresi içerisinde
konuşmalarını tamamlayamadılar.
Değerli arkadaşlar, komisyonumuz, çalışma süresi içerisinde 25 toplantı
yapmış, konuyla ilgili olarak tanık sıfatıyla 49 kişinin bilgisine başvurmuş,
soruşturma konusu bakanların savunmasını alarak kamu ve özel kuruluşlarla
231 yazışma yapmıştır. Komisyonumuz Sayıştay Başkanlığı, BOTAŞ, DSİ, Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Yüksek Denetleme Kurulu, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları, Başbakanlık, Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığıyla Hazine Müsteşarlığından 17 uzmanla yoğun
ve yüksek tempoda bir çalışma sonucu 21 klasör ek ile, 477 sayfadan ibaret
raporunu hazırlamıştır.
Komisyonumuz, soruşturma konusu olan enerji alımları politikaları yönünden
doğalgaz ve DSİ uygulamalarına yönelik olarak yapılan inceleme ve araştırma
sonucu düzenlenen tüm raporları ve kapsamları ile ekleri, toplanan diğer
bilgi ve belgeleri de göz önünde bulundurarak titiz, objektif ve detaylı
bir tetkikat girişmiş, ulaşılan tüm resmî kayıtlar, bilgiler, tanık anlatımları,
açıklamalar, kamu kurumlarının yetkili mercilerince düzenlenmiş raporları
ve sair belgeler incelemeye tabi tutulmuş; böylece, komisyonumuz, Enerji
ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanları Sayın Mustafa Cumhur Ersümer’in 30.6.1997-12.01.1999
ve 29.05.1999-9.05.2001 tarihleri arasında, keza Sayın Zeki Çakan’ın 9.05.2001-18.11.2002
tarihleri arasında bakanlık yaptıkları zaman dilimlerine hassaten çalışma
yapmış, öncesine tekabül eden faaliyet ve olgulara değinmekle ve yapılan
bir usulsüzlük varsa, sorunları için bunun tespit edilip gereğine tevessül
olunmasına dikkat çekilmiştir.
Yine, komisyonumuz, görev sınırları içinde kalmaya azamî surette itina
göstermiş, iddialarla alakalı lehte ve aleyhte bütün bilgi ve belgeleri
tam bir tarafsızlık ve objektif ölçüler içinde incelemeye tabi tutmuştur.
Yeminle dinlenen ve birbirleriyle doğrulanıp tamamlanan tanık anlatımları
ile diğer tüm bilgi, belge ve raporlar dikkatle değerlendirilmiş; ilgili
bakanlar Sayın Mustafa Cumhur Ersümer ve Sayın Zeki Çakan’ın komisyonumuzdaki
açıklamaları da yine aynı titizlik ve objektif ölçülerle tetkikata tabi
tutulmuştur. Soruşturma komisyonunun görevleriyle bağlantısı olması itibariyle,
halen derdest olup, Ankara 4. ve 6. Ağır Ceza Mahkemelerinde yürütülmekte
olan ve kamuoyunda Beyaz Enerji ve Mavi Akım davaları olarak bilinen dava
ve dosyalarının, keza, soruşturma mevzularıyla alakalı diğer davaların
da geniş bir özetine raporumuzda yer verilmiştir.
Her iki bakan da, komisyonumuzda yaptıkları yazılı ve sözlü savunmalarında,
bir sorumluluk varsa, yönetim kurulları ve bürokratların sorumlu olmaları
gerektiği yolunda beyanda bulunmuşlarsa da, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde “Bakan, Bakanlık
kuruluşunun en üst amiridir ve Bakanlık hizmetlerini mevzuata, hükümetin
genel siyasetine, millî güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık
programlara uygun olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanlarına giren
konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli
ve Başbakana karşı sorumludur. Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden
sorumlu olup, Bakanlık merkez teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının
faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir”
hükmü karşısında bir geçerliliği bulunmamaktadır.
Enerji sektöründe bugün yaşanan sorunlar, çok büyük oranda, ilgili bakanların,
kanunî görevlerinin aksine plansız ve hesapsız hareket etmelerinden kaynaklanmıştır.
Bu, plansız ve hesapsız hareket ve anlaşmalar nedeniyle, bugün, elektrik
sektöründe, tarifesi bağıtlanmış, alım ve ödeme garantileri ve Hazine garantisiyle
destekli anlaşmalarla aşırı bir özel proje kapasitesi yaratılmış bulunmaktadır.
Yapılan anlaşmalar ve tanınan garantiler, üretimi durdurulamayan bu gereksiz
projeler nedeniyle, daha düşük maliyetli kamu santralları durdurulmak,
yavaşlatılmak durumunda kalınmıştır.
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanları Sayın Mustafa Cumhur Ersümer ve
Sayın Zeki Çakan’ın zamanında takip edilen, bilime, tekniğe ve kalkınma
planlarına aykırı plansız ve haksız uygulamalar, ülkeyi atıl santral ve
doğalgaz anlaşmalarıyla milyarlarca dolar mertebesinde büyük kamu zararlarına
uğratmanın yanı sıra, elektrik ve doğalgaz sektörlerinde Avrupa Birliği
mevzuatına uyum doğrultusunda amaçlanan serbest piyasa sistemine dönüşüm
önünde ciddî darboğazlar yaratılmış bulunmaktadır. Bu plansız ve hesapsız
yapılan elektrik santral ve doğalgaz ithal anlaşmaları nedeniyle ortaya
çıkan kamu zararları, Devlet Denetleme Kurulu, Hazine Müsteşarlığı, Devlet
Planlama Teşkilatı ve Sayıştayca kaleme alınan yazı ve raporlarda, milyarlar
dolar mertebesinde rakamlarla ifade edilmektedir.
Yap-işlet-devret modeli çerçevesinde, Devlet Planlama Teşkilatı onayı
olmamasına rağmen, anlaşması yapılan, teminatları alınan, önemli miktarda
masrafa sokulan özel şirketler, Bakanlığın yanlış uygulamaları nedeniyle,
tazminat talebiyle mahkemeye veya tahkime gitmektedirler. Ülkenin önüne
yeni faturaların gelmesi de kaçınılmaz gözükmektedir. Enerji arzında doğalgaza
aşırı bir yönelim olmuş, doğalgaz temininde, hiçbir ülkede benzeri görülmeyen,
yüzde 65 gibi çok yüksek bir oranda, tek başına Rusya’ya bağımlılık sağlanmıştır.
Tüm bu değerlendirmeler sonunda, raporun ilgili bölümünde detaylandırıldığı
şekliyle, bazı somut olumsuz ve usulsüzlüklere başlıklar halinde değinerek
geçmek istiyorum.
Benden önce konuşan değerli milletvekili arkadaşlarım, olayları detaylarıyla,
vakitleri nispetinde, anlatmaya çalıştılar. Ben, bunların, belki de müeyyide
denilebilecek kısımların her birisine, sizlerin hafızalarını tazelemek
bakımından, başlıklar halinde kısaca değinmek istiyorum.
Kırklareli Doğalgaz Projesi, ortada hukukî ve fiilî engeller olmasına
rağmen, projenin yapımında ısrar ederek yetkisini aşıp, kötüye kullanan
dönemin bakanı Sayın Mustafa Cumhur Ersümer’in;
İkinci fiyat revizyonu sonucunda, revizyon görüşmeleri sırasında konu
edilmesine ve 8 milyar metreküplük doğalgaz alımında 120 714.660 049 dolar
ülke ve kamu zararına sebebiyet verilmesi konusunda Sayın Zeki Çakan’ın;
7,5 milyar metreküplük Turusgaz anlaşmasında retroaktivite hükmü açık
bir biçimde düzenlenmiş bulunmasına rağmen, 58 266 606 dolar tutarında
bir alacaktan vazgeçilmesi konusunda Sayın Zeki Çakan’ın;
Mavi Akım Gaz Anlaşmasının iptali koşulları oluştuğu halde anlaşmayı
iptal etmeyerek, ülke ve kurumu büyük tutardaki ödemelerle karşı karşıya
bırakacak risklerin yaratılmasına neden olmasından dolayı Sayın Zeki Çakan’ın;
Botaş ile Turusgaz arasında bir yıl için imzalanan 8 milyar metreküplük
gaz alım anlaşmasının ayrılmaz parçası ya da mütemmim mahiyetinde bir ek
mektup imzalanarak, ilk anlaşma olan 1996 tarihli anlaşmadaki fiyat formülünün
bu ek mektup ile değiştirilmesi suretiyle, 257 895 848 dolar ülke ve kurum
zararına sebebiyet verilmesi nedeniyle Sayın Cumhur Ersümer’in;
Damga Vergisinden kaçınmak amacıyla, bir yıl süreli olarak imzalanan
gaz alım anlaşmasının süresinin aynı ek mektup ile 23 yıla çıkarılması
suretiyle Turusgaz Şirketine çıkar sağlamaktan dolayı Sayın Cumhur Ersümer’in;
Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetkiyle hareket etmesine rağmen, 1998
yılında imzalanmış olan anlaşmalar ile ek mektubun 244 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye aykırı olarak Resmî Gazetede yayımlanmaması ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinin bilgisine sunulmaması nedeniyle, dönemin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Sayın Cumhur Ersümer’in;
Botaş’a mal ve hizmet alımı konularında, yine, Sayın Mustafa Cumhur
Ersümer’in;
Elektrik Enerjisi Fonundan 117 302 290 dolar yakıt farkı ödenmesine
neden olmaktan dolayı, yine, Sayın Mustafa Cumhur Ersümer’in;
Doğubeyazıt-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı Projesi kapsamında 40 209 984
dolar kurumun zararına sebebiyet verilmesinden dolayı Cumhur Ersümer’in;
Yap-işlet ihalelerinde firmalar lehine haksız kazanç sağlandığına yönelik
eylemlerinden dolayı Sayın Mustafa Cumhur Ersümer’in;
Çayırhan Termik Santralındaki uygulamalarla ilgili olarak, takdir yetkisinin
gayesi dışında kullanılması nedeniyle, yine Sayın Mustafa Cumhur Ersümer’in
ve Sayın Zeki Çakan’ın;
Bozcaada Rüzgâr Enerji Santralıyla ilgili olarak, Sayın Mustafa Cumhur
Ersümer’in;
Alaçatı Rüzgâr Enerjisi Santralıyla ilgili olarak, yine Mustafa Cumhur
Ersümer’in;
Dinar Hidroelektrik Santralındaki usulsüz işlemler neticesinde Mustafa
Cumhur Ersümer’in;
Çal Hidroelektrik Santralıyla ilgili olarak, şirketin yüksek kârlılık
oranlarıyla çalışması sonucunda bugüne kadar kamunun 775 000 dolar tutarında
zarara uğraması nedeniyle, Mustafa Cumhur Ersümer’in;
Yamula Hidroelektrik Santralıyla ilgili olarak, işletme süresinin yirmi
yıla çıkarılmasını ve fiyatın artırılmasını değerlendirecek kurum görüşlerini
de almadan yasal prosedüre aykırı bir şekilde işlem yapan Mustafa Cumhur
Ersümer’in;
Ilgın Santralıyla ilgili olarak, diğer anlaşmalar tamamlanmadan projeye
yasallık kazandırma gayretiyle gayriresmî ve gayrikanunî olarak şirkete
yer teslimi yapılması fiilinden dolayı, yine Mustafa Cumhur Ersümer’in;
TEDAŞ işletme hakkı devir ihalesi işlemlerinde, dönemin bürokratları,
görevi kötüye kullanma ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından dolayı yargılanmalarına
rağmen, Bakan olması dolayısıyla soruşturma kapsamı dışında tutulan Sayın
Mustafa Cumhur Ersümer’in;
Nükleer santral ihalesiyle ilgili olarak, ihalelere direkt müdahil olması
nedeniyle Mustafa Cumhur Ersümer’in;
Otoprodüktör uygulamaları konusunda, arz fazlası olduğu halde 39 adet
proje için otoprodüktör sözleşmesi imzalanmasında Sayın Zeki Çakan’ın;
Aktaş ve Kayseri Elektrik AŞ şirketleriyle ilgili olarak, kamuyu ciddî
boyutta zarara uğratan Sayın Mustafa Cumhur Ersümer ile yine Sayın Zeki
Çakan’ın;
ÇEAŞ ve KEPEZ AŞ’yle ilgili olarak, kamuyu ciddî boyutta zarara uğratan
dönemin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Mustafa Cumhur Ersümer
ve Sayın Zeki Çakan’ın;
Bartın Mobil Santralının ihalesinin gerçekleştirilmesi ve santralın
Samsun’a naklinde her iki Bakanın da usulsüz işlemlerinden dolayı Aksu
Elektrik Şirketine ait hisse senetlerinin çalışanlara bedelsiz olarak verildiği
ve 15 gün gibi kısa bir süre içerisinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında
10 kat değer kazanması olayından dolayı Mustafa Cumhur Ersümer’in...
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DSİ uygulamalarıyla ilgili olarak
da kısaca bazı konulara değinerek geçmek istiyorum.
Bazı barajlarda keşif artışları oranları:
Özlüce Barajı ve Hidroelektrik Santralı inşaatında yüzde 696,31;
Kürtün Barajı ve Hidroelektrik Santralı inşaatı işinde yüzde 590;
Çat Barajı inşaatında yüzde 455,83;
Çine Barajı ve Hidroelektrik Santralı inşaat işinde yüzde 399,69 oranında
keşif artışı verilmiştir.
Yıllara göre de keşif artışları: 1997 yılında 8, 1998 yılında 26, 1999
yılında 15, 2000 yılında 24, 2001 yılında 26, 2002 yılında 52 adet keşif
artışı verilmiş ve 2002 yılında verilen 52 adet keşif artışının 33 adedinin
Türkiye Büyük Millet Meclisinde erken seçim kararı alındıktan sonra seçime
kadarki üç aylık dönemde verilmiş olması dikkate şayandır.
Yine, DSİ uygulamalarıyla ilgili olarak başlıklar halinde hemen kısaca
geçmek istiyorum:
Atasu Barajı ve Hidroelektrik Santralı inşaatında Sayın Zeki Çakan’ın;
Koruluk Barajıyla ilgili olarak usulsüz işlemlerinden dolayı Sayın Mustafa
Cumhur Ersümer’in;
Bakırçay sol sahil sulaması inşaatıyla ilgili olarak Sayın Cumhur Ersümer
ile Sayın Zeki Çakan’ın;
Baklan Ovası dördüncü kısım ana kanal inşaatında Sayın Mustafa Cumhur
Ersümer’in;
Batı Iğdır Ovası yenileme inşaatıyla ilgili olarak sözleşme kapsamına
ilave işler alınması dolayısıyla Sayın Zeki Çakan’ın;
Yukarı Harran Ovası sulama inşaatında, yine Sayın Zeki Çakan’ın;
Erzurum İçme Suyu Projesiyle ilgili olarak yüzde 336,85 oranında keşif
artışı verilmesinden dolayı Sayın Mustafa Cumhur Ersümer ile Sayın Zeki
Çakan’ın...
Raporu kısaca bu şekilde özetledikten sonra, komisyonumuz, her iki bakanın
da, kanunsuz ve usulsüz bu eylemlerinden dolayı Yüce Divana gönderilmesi
konusunda karar vermiştir, bundan sonraki karar tabiî ki Yüce Meclisindir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yolsuzluklarla ilgili olarak
yapılan çeşitli değerlendirmelerden daha üst bir kavram olan yozlaşmanın,
her kademedeki kamu görevlilerinin yetkileri dışına çıkarak, kendilerine
veya bağlı oldukları gruplara gayri kanuni menfaat sağlama olarak tanımlandığı
görülmekte; neticede, yozlaştırılan kurumun ise devletin kendisi olduğu
gerçeği vurgulanmaktadır. Ülkeleri açısından sivil toplumun güçlü, devletin
de şeffaf olduğu yerlere kıyasen yurttaş şuurunun kuvvetsiz ve devletin
de kapalı ve baskıcı olduğu yerlerde yozlaşmanın daha çok görülmesi şaşırtıcı
olmamaktadır.
Bu izahata ek olarak, devlet, kamu ekonomisinde ağırlıklı halde yer
almışsa, bu yapının, anılan türden yasa dışı oluşumları da beraberinde
getirdiği gözlemlenmektedir. Yolsuzluk üreten nedenlerin büyük bir kısmının
yapısal olduğunu söylemek gerekmektedir; bu da, bir bakıma, kaynak yetersizliği,
kamu ve özel kesimde çalışanlar arasındaki dengesizlikler ve istihdamdaki
liyakati esas almayan yaklaşımlar olarak yansımaktadır. Burada, kuşkusuz,
ahlakî yapı, bürokrasinin karmaşıklığı ve hürriyetlerin sınırlarının da
sair etkili unsurları olarak sayılmasında yarar vardır. Dürüst ve verimlilik
esaslarına göre iş üretmeyi ilke edinmiş tüm kamu ve özel sektör çalışanlarının
faaliyetlerinde hem yasaların ve mevzuatın tayin ettiği usullere ve hem
de etik kurallara uygunluğuna içtenlikle itina etmelerinin olumlu katkılar
sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bakımdan, tüm idarî tasarrufların bütün
detaylarının her defasında sorgulanması ve iç denetimden geçirilmesinin
güçlükleri, yolsuzlukla mücadelede insan unsurunun önemini ortaya çıkarmaktadır.
Öte yandan, kamu kurum ve kuruluşlarının özerk tarzda çalışma usulleri
içinde yapılandırılmaları da önem arz etmektedir. Özellikle yatırımcı kamu
kuruluşlarında fizibilite aşamasından başlayan süreç içinde oluşagelen
hatalı ve maksatlı tutum ve davranışlar yanında, vuku bulan yetki istismarları
ve kasıtlı yanlışlıkların kıt olan kamu kaynaklarının israfına ve neredeyse
zıyaına yol açtığı cesaretle söylenmelidir.
Yönetim kademelerindeki personel ve idareci seçiminde, deneyim, bilimsel
ölçüler ve liyakat yanında, mutlaka, etik değerlere sahip olma kriterlerinin
de nazara alınmasına olan zaruretin tüm kesimlerce samimiyetle dikkate
alınması gerekmektedir.
Bunlara ek olarak, bu mevzudaki yargı kararları içtenlikle kabullenilmeli,
kurallara uyma hem hükmî şahıslarca ve hem de gerçek kişilerce hayat tarzı
ve hukuk içinde sosyal mevcudiyetin temel şartı olarak benimsenmelidir.
Kamu otoritesini ve yetkisini kullananların, ister nüfuz ticareti yoluyla
olsun ister ikna veyahut cebir yoluyla olsun, yasadışı menfaat elde etmesine
engel olacak, kamu vicdanını müsterih kılacak bir yaptırıma bağlanmasına
olan zaruret de hemen her alanda kendisini göstermektedir.
Denetim mekanizmalarının bağımsızlığına olan ihtiyaç yanında, teftiş
faaliyetlerindeki kalite, standart, planlama özerkliği ve kurumsal bilgi
desteği, uygulama etkinliğini ve hukukî sınırlarının belirginliğini de
beraberinde getirecektir. Bu bakından, yolsuzlukların üzerine gidilmesinde,
denetimin ehemmiyetini ve müessiriyetini kabul edip, vurgulamak mecburiyeti
ardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlar mısınız...
MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) – Denetim prensiplerinin standartlara
bağlanıp, süreç içinde, sondaj usullerinden vazgeçilerek, bütüncül, bağımsız
ve etkin usullerin tercihine yönelik kurumsal bir yapılanmaya olan ihtiyaç
her geçen gün kendini hissettirmektedir.
Aleniyetin ve şeffaflığın yolsuzluklarla mücadelede önemli bir unsur
olduğu gerçeğinden hareketle, kamunun bilgi edinmesini kolaylaştırıcı önlemler
bağlamında tasarlanıp çıkarılan 4982 sayılı demokratik ve şeffaf bir yönetimin
gereği olan, eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin
bilgi edinme haklarını kullanmalarına imkân veren Bilgi Edinme Hakkı Kanununa
işlerlik kazandıracak açılımlara mutlak suretle önem verilmeli ve yasanın
amaçları doğrultusunda, tatbikatı yaygınlaştırıp, kuvvetlendirecek kamu
görevlileri teşvik edilmelidir.
Yolsuzluklarla mücadelede, uygar dünyayla entegrasyon sürecinde, uluslararası
işbirliğine de mutlak suretle ihtiyaç olduğu gözardı edilmemelidir.
Devletimizin, yolsuzluklarla başa çıkabilmek için gösterdiği kararlılık,
umursamazlıklardan sıyrılmış, duyarlı ve hassas bir sivil toplum kesimini
de oluşturacağı için, bu doğrultuda inançlı ve sabırlı çabalar kesintisiz
olarak sürdürülmelidir; zira, yolsuzluklar, beşikten mezara kadar tüm toplumu
mağdur hale getirmektedir. Bu türden olumsuzlukların, devletimizin bekası
için olmazsa olmaz nitelikteki siyaset kurumunu da yıprattığı ve cemiyetin
tüm katmanlarında güven açısından bunalım, hatta, sosyal travma yarattığı
da dile getirilmektedir.
Öte yandan, Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin 5 Şubat 2004
tarihinde onaylanmış olması da son derece sevindirici bir gelişme olmuştur.
Bunun yanında, 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması Hakkında
Kanun da, kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık,
dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış
ilkelerini belirlemek ve uygulamayı gözetmek amacını öngörmüş olup, yasanın
mevzuatımıza dahil olması, yine, fayda temin edecek olumlu bir gelişme
olarak addedilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin tüm yurttaşları gibi,
nihaî hedef olarak bizim de ortak dileğimiz, ülkemizin şeffaf, adil, mutlu
ve bütün bireylerinin refah içerisinde yaşamayı gerçekleştireceği iyi bir
yönetim içerisinde bulunmasıdır. Ülke kaynaklarının heba edilmesi suretiyle
insanımız üzerinde olumsuz etkiler yaratan bu kabil işlemlerin tekrarlanmaması
en büyük ve samimî arzumuzdur.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisi tekrar saygılarımla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sıvacıoğlu.
|