Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
CUMHURİYET
17 AĞUSTOS 2000
CUMHURİYET
18 AĞUSTOS 2000
17 AĞUSTOS 2000 HABER-YORUM
DEPREM ANA SAYFA

17 Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber ve Yorumlar

CUMHURİYET  GAZETESİ - 16 AĞUSTOS 2000

Adapazarı'nda sanayiden vazgeçilmiyor, imar planı '1 milyon kişilik' nüfus için yapılıyor 

Depremden ders alınmadı 

Adapazarı'nda felaketin bilançosu: Adapazarı'nda 17 Ağustos depremi sonrasında Afet Bölge Koordinatör Valiliği'nin belirlemelerine göre 3 bin 890 kişi öldü, 5 bin 180 kişi yaralandı. 24 bin 687 konut ve 5 bin 146 işyeri ağır hasar gördü. Orta ve az hasarlılarla birlikte Adapazarı'nda toplam hasarlı konut sayısı 70 bin 222, hasarlı işyeri sayısı 11 bin 480, sanayi kuruluşu 126. Adapazarı'nda 41 prefabrike kentteki 9 bin 757 konutta 40 bin kişi yaşıyor.

OKTAY EKİNCİ 

ADAPAZARI - Bir tarafta Sapanca Gölü , hemen yanı başından Karadeniz'e doğru akan Sakarya Nehri , öbür tarafta da bu iki eşsiz kaynağın yarattığı yemyeşil tepeleri, ovaları, vadileri yıllardır kemiren ''plansız sanayileşme'' ve ''betonarme apartmanlar'' kentleşmesi... 

17 Ağustos 1999 depremi, işte böylesine ''uygunsuz'' bir buluşmanın yarattığı ''spekülatif yapılaşmayı'' yerle bir edince, aynı yapılaşmayla yitirilen binlerce ''can'' ın yarattığı ''radikal duyguların'' da etkisiyle Adapazarı 2000'lere ait imar kararını şöyle verdi: ''Bundan sonra tüm yapılar sadece 2 katlı olacak, çok özel ve güvenceli yerlerde de 3 katı geçmeyecek.'' 

Çünkü deprem, ister kaçak ister ruhsatlı olsun, 2 katlı binaları yıkmamıştı. ''Büyük depremin 1. yılı değerlendirmesi'' için Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ile Sakarya Temsilciliği'nin Sakarya Üniversitesi 'nde düzenledikleri teknik kongrede aynı üniversitenin inşaat fakültesinden Prof. Dr. Muzaffer Elmas konuşuyor: ''Adapazarı'ndaki 2 katlı yapılarda ölenlerin sayısı 100'ü geçmiyor. Demek ki 1967 depremi sonrasında da alınan 2 kat kararına uyulsaydı, kent böylesine yükselmeseydi, 1999 depremini de binlerce kişiyi yitirmeden atlatabilirdik...'' 

Yine Adapazarı'nda son depremden sonra gözlenen ''zemin iyileştirme'' çabalarının da ''doğru ve güvenilir olmadığına'' değinen Sakarya İl Deprem Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Elmas, sözlerine şöyle devam ediyor: ''3 katın üzeri risklidir. Önemli olan mühendisliği kanıtlama yarışı değil, insan yaşamıdır.'' 

Peki, hiç değilse deprem dersinden sonra, yeni yapılaşmada ''planlı ve çevreye saygılı yer seçimi'' gözetilemez mi? Teknik kongredeki sunuşlardan ve bölgedeki gözlemlerden anlıyoruz ki bu sorunun yanıtı ne yazık ki ''hayır'' ... 

Sadece yapılaşma için, ''2 kat, bilemedin 3 kat olsun'' deniliyor ama bu tür bir düşük yoğunluklu yapılaşmanın asla yanıt veremeyeceği ''sanayileşme'' ve ''metropolleşme'' sevdası tüm canlılığıyla sürüyor... Yakın gelecekte bu sevdanın ürünü olacak yüksek nüfus ve bina yoğunluğunu ''karşılayabilmek'' için, yine şu ünlü Kuzey Anadolu Fayı (KAF) kuşağında ve aynı çürük zeminde betonarme mühendislerinin ''yüksek katlı yapılaşma kahramanlıklarına'' izin verilmek zorunda kalınmayacağını ise kimse garanti edemiyor... Adapazarı için zaten bu ''tuzak'' , 14 Ocak 2000 tarihinde depremzede kente ''siyasi rüşvet'' olarak ''büyükşehir belediyesi'' (!) statüsü verilerek kurulmaya başlanmış. 

Teknik kongrede ''yeni planlama stratejileri'' hakkında bilgiler veren ve ''Adapazarı Büyükşehir Belediyesi'' olarak bu çalışmaların yapıldığını ''övünerek'' dile getiren genç ve zarif bir ''şehir plancısı'' hanımı dinlerken şaşkınlıktan not bile alamıyorum: ''Hanlı, Hendek ve Söğütlü'deki 3 organize sanayi bölgesine yine bu havzada 4 organize sanayi bölgesi daha ekleniyor... Kuzeydeki (Karadeniz kuşağı) serbest bölge önemli bir ekonomik aktivite olarak devreye giriyor... Karaman'daki yeni yerleşme bölgesi 240 bin kişilik planlanıyor... Tüm büyükşehir alanında 1 milyon kişiye göre planlar hazır...'' 

Tüm bunları, ''deprem sonrası planlama kararları'' olarak anlatan, üstelik duvara asılı plan paftalarında da ''gösteren'' şehirci hanıma ve kongredeki diğer belediyecilere sorduğumuz şu sorular ise yanıtsız kalıyor: ''Bu organize sanayi bölgeleri depremden önce kararlaştırılmıştı; yanlış olduğunu doğa gösterdi; neden sürdürülüyor?.. Yine Karadeniz kuşağındaki özel (İpek Yolu Vadisi Projesi) serbest bölge için yargının dur kararı var; TMMOB'nin hukuk mücadelesi sürüyor; siz neden hâlâ plana alıp kabul ediyorsunuz?.. '' 

Aslında bütün bu soruların ''muhatabının'' artık yerel yönetim değil, ''hükümet'' olması gerekiyor. Aynı oturumda ''devletin ve valiliğin deprem sonrasında neler yaptığını'' da anlatan Sakarya Vali Yardımcısı İdris Kurtkaya da diyor ki: ''Adapazarı kent merkezinin sicilinin bozuk olduğunu deprem kanıtladı. Bu alanın boşalıp kentin doğru yerde yapılanması artık kaçınılmaz...'' 

Peki ama bu yeni kent yine KAF güzergâhında bir ''sanayi kenti'' mi olacak; yoksa doğasıyla ve kültürüyle ''barışık'' bir Adapazarı mı kurulacak?.. 

Bu ikincisine şimdiden ''engel'' olan plansız sanayileşme ve serbest bölgeler için yer seçimi konusunda da hem belediye hem valilik sözcüleri şunu söyleyerek tartışmayı noktalıyorlar: ''Bütün bu kararları da zaten merkezi hükümet alıyor, bize de uygulaması kalıyor...'' Buna karşın özellikle belediyenin ''neden karşı çıkma hakkını kullanmadığı'' yönündeki ısrarlı sorumuzun da belli ki bir değeri yok; çünkü ''büyükşehir'' denildi mi zaten akla hep ''metropol'' geliyor. Sözün kısası, 17 Ağustos 1999 depreminin birinci yıldönümünde, depremde en çok zarar gören yerleşmelerden Adapazarı, 2000'li yılları ve olası gelecek depremleri ''2 katlı bir sanayi metropolü'' olarak karşılamaya hazırlanıyor. 



40 BİNDEN FAZLA KONUTA İHTİYAÇ VAR 

Temeli çöken kentte yaşam 

**Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran, depremin Adapazarı'nı hamur gibi yoğurduğunu ve altyapısını kullanılamaz hale getirdiğini belirtiyor. Duran, ''Adapazarı tarihinin en karanlık, en ıstıraplı dönemini geçirdi'' diyor. 

HATİCE TUNCER

Adapazarlılar kentlerinin yıkıldığını ancak 17 Ağustos sabahı gün ışıdığında fark ettiler. Gece karanlığında yıkımın büyüklüğü anlaşılmamış, herkes kendi bulunduğu bölgenin yıkıldığını sanmıştı. Adapazarı'nın gözde yerleri Çark Caddesi ile İzmit Caddesi'ni yıkıntılar tamamen kapatmış, yürümek dahi olanaksız hale gelmişti. Valiliğin hemen yanındaki Adapazarı Sanayi ve Ticaret Odası'nın katları birleşmişti. Yıkılmayan binaların bodrum ve ilk katları yok olmuş, çoğu bina da yan yatmıştı. Hatta temelinden çıkıp tamamen devrilen binalar bile oldu. Yaşamını yitirenler, salgın hastalık korkusuyla, kepçelerle toplu mezarlara gömüldü. Enkaz altından çıkarılamayan cesetlerden yayılan ve insana dehşeti yaşatan o kokuyu Adapazarlılar ile yardım ve görev nedeniyle kentte bulunanlar hiç unutmayacak. 

Adapazarı artık kokmuyor ama temeli çökmüş, yan yatmış binaların gölgesinde yaşıyor. Çark Caddesi'nde, İzmit Caddesi'nde çalışmaların toz dumanı arasında da olsa yürünebiliyor. Tamamen yıkılan Yenicami Bulvarı'ndaki binaların yerine sıra sıra prefabrike işyerleri yapılmış. Tuhafiyeciler, kumaşçılar, kuyumcular, butikler, berberleriyle prefabrike bir iş merkezi yaratılmış. 

Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran , geçen bir yılı değerlendirirken söze duygusal başlıyor: ''Adapazarı tarihinin en karanlık, en ıstıraplı dönemini geçirdi.'' 

Depremin Adapazarı'nı hamur gibi yoğurduğunu ve altyapısının yüzde yüz harap hale geldiğini anlatan Duran, yağış nedeniyle kış mevsiminde çalışılamadığını anlattı. Duran, ''Adapazarı'nda ancak yaz mevsiminde çalışabiliriz. Bu iş sezonunun çok önemli bir kısmı, para aldı almadı meseleleriyle geçti. Adapazarı tarihinin en karanlık, en ıstıraplı dönemini geçirdi. Yaşayan bir kentin altyapı hizmeti su, kanalizasyonu olmalıdır. Allah korusun, bulaşıcı hastalık için önlemlerin arttırılmasını istiyoruz'' dedi. 

Halkın uygun fiyatla arsa istediğini belirten Duran, arsanın konut maliyetinde yüzde 10'luk bir payı olduğunu belirterek ''Adapazarı Belediyesi'nin önerisi şudur: Devlet bu yüzde 10'unu tamamlarsa biz 90'ını tamamlayacağız. Altyapısını belediye tamamlayarak yüzde 15-20'sini üstlenecek. Yüzde 70'ini vatandaş bulacak. Uzun vadeli konut kredisi gibi bu bir formüldür'' diye konuştu. Kalıcı konut için 11 bin 500 kişinin hak sahibi olduğunu anlatan Duran, bir kısmının para aldığını, 7 bin kişinin konut beklediğini, ancak 2 bin konutun temelinin atıldığını söyledi. Duran, kentte kimsenin yüksek katlı binalarda oturmak istemediği ve orta hasarlı binaların sayısı göz önüne alındığında 40 binden fazla konuta ihtiyaç olduğunu belirtti. 

Konut ve ticaret alanlarının ayrılacağını ve bitişik nizamın yıkımları arttırdığını gözledikleri için binaların birbirine 30 metreden yakın olamayacağını belirten Duran, kat sayısının bodrum üzeri 2 katla sınırlandırıldığını söyledi. Binaları güçlendirme çalışmalarını ''teknisyenlere açılmış bir kapı'' olarak değerlendiren Duran ''Onarılan bina bir depremde yine yıkılır. 18 bin mahkemelik bina var. Çözüm yolu, suyu, altyapısı hazır arsa üretmektir'' dedi. Adapazarı'nda 20 yılda bir deprem olduğunu anlatan Duran, ''1994'te affettik ama deprem affetmedi. 700 tıraşlanacak yapı var. Kenti depreme göre tasarlamalıyız'' dedi. 

Altyapı çalışmalarının hızlandırılması gereğine işaret eden Duran, ''Yaşanan bir kent için en önemlisi çocukların dozerlerin çalıştığı, kanalizasyon sularının karıştığı mikroplu, tozlu yollardan geçmemesi'' dedi. Duran şunları söyledi: ''Devlet de hükümet de aynı desteği verirse vatandaş geri kalanını kendisi karşılar. Vergi ve sigorta primi borçları, işyerleri yıkıldığı için ödenemedi. Binası yıkılan kurumların bir kereye mahsus olmak üzere borçları silinmeli. Zaten ödeyemeyecek. Borcu kalkarsa rahatlar, halk yeniden aktif hayata bağlanır." 



ADAPAZARLI DEPREMZEDELER

'Kira yardımı devam etmeli'

**Depremden sonra sorunların henüz çözülmediğini belirten Adapazarı Depremzedeler Derneği Başkanı Fikri Dede, altyapı çalışmalarının gelişigüzel yapıldığını iddia etti. Dede ''Kira yardımı konutlar tamamlanana kadar devam etsin'' dedi. 

Adapazarı Depremzedeler Derneği Başkanı Fikri Dede, depremin ardından çözmeleri gereken sorunların insan kurtarmak, karın doyurmak, çadır ve prefabrike konut olduğunu ancak sorunların niteliği değişse de küçülmediğini ifade ederek ''Deprem devam ediyor'' dedi. 

Tahsis edilen 6 bin 500 konutun ihtiyacı karşılamayacağını ifade eden Dede, altyapı çalışmalarının da yürümediğini gözlemlediklerini anlattı. Adapazarı'nda yarım metre, kırk santim batan, yan yatan binalar olduğuna dikkat çeken Dede ''Binanın temelinde oynama varsa onarılması doğru değildir. Alüvyon toprak üzerine kurulu su seviyesi yüksek Adapazarı'nda orta hasarlı bina sahiplerine 2 milyar lira verip 'tamir edin' demesi bize göre işi geçiştirmektir. 

Orta hasarlı bina sahibi bütün depremzedeler, kalıcı konut hak sahibi olmalıdır. Onarım yakın bir gelecekteki yıkıma açıktır'' diye konuştu. 

Adapazarı'nda 40-50 milyon lira olan kiraların 100 milyonluk kira yardımından sonra yüzde yüz arttığını, iki katlı ya da tek katlı evlerin dövizle 150 milyon lirayı bulan tutarlarda kiralandığını ifade heden Dede ''Kira yardımı konutlar tamamlanana kadar devam etsin'' dedi. Kat indirimi uygulanan yerlerde oturanların da hak sahibi yapılmasını isteyen Dede, Adapazarlıların içinde bulundukları koşulları şöyle aktardı: 

''Altyapı çalışmaları gelişigüzel yapılıyor. İnsanlar mağdur durumda. Borular patlıyor, lağımlar sokaklarda akıyor. 17 Ağustos'u unutturmamak ve insanları talepleri dillendirmek için eylemlerimize çağırıyoruz.'' 

Adapazarı Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlnan imar planında detaylar bulunmadığını, neyin nasıl olması gerektiğinin açıklanmadığını ifade eden Dede, ' 'Bodrum üzeri iki kat, yani üç kat. Adapazarı'nda parsel bazında zemin etüdü yapılmalı. İmar planında nerelerin kaç katlı olacağı açık değil. Bazı yerler ticaret alanı olarak gösteriliyor. İmarın bilimsel verilere göre düzeltilmesi için Deprem Konseyi'ne başvurduk. Süresi içerisinde itiraz etti. İki aylık süre var'' dedi. Dede, sözlerini şöyle tamamladı: ''Güvenli bir Adapazarı'nda yaşamak istiyoruz. Evlerimizde uyurken enkazın altında kalmayı düşünmeden uyumak istiyoruz. Adapazarı'nın güvenli bir şehir olarak yeniden yapılanmasından yanayız.'' 



Vali Kıraç: Deneyimlerimiz kitap olacak

Sakarya Valisi Cahit Kıraç , kentin öncelikle altyapı sisteminin inşa edilmesi gerektiğini söyledi. Kentin yüzde 85 oranında harap olan kanalizasyon şebekesinin inşaatına başlandığını, yüzde 80 oranında harap olan içme suyu şebekesinin de 3.6 trilyon liraya ihale edildiğini belirten Vali Kıraç, konut sorununun çözümünde de ilerleme sağlanamadığına dikkat çekti. 25 bine yakın evin ağır hasar görerek yıkıldığını, 8 bin kişinin konut tercih ederken 4 bin kişinin kredi almayı tercih ettiğini ifade eden Vali Kıraç, ''Tamiri mümkün olmayan binaları da hesaba kattığımızda planlanan konutlar depremzedelerin ihtiyacını karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Bu nedenle ilimizde çeşitli formüllerle yaklaşık 40 bin konutun ve 5 bin işyerinin üretilmesi gerekmektedir'' dedi. 

Vali Kıraç, Sakarya'da yeni yerleşim yeri olarak belirlenen Karaman, Camili ve Ferizli bölgelerinde kamulaştırma çalışmalarının yapıldığını kaydetti. Kıraç, mevcut şehir merkezinin ticaret merkezi olarak kalması, yerleşim ve konut alanlarının sağlam zeminlerdeki alanlara kaydırılmasının desteklendiğini belirtti. Deprem anında ve sonrasında yapılan çalışmaları derleyen kitabın tamamlanmak üzere olduğunu belirten Kıraç, deprem sonrasında sosyal yapının ne derece etkilendiğinin saptanarak gerekli önlemlerin belirleneceğini ifade etti. Küçük esnaf için 547 işyeri yapıldığını ve ticari hayatın canlanması için Halk Bankası kredisi sağlandığını anlatan Kıraç, deprem sonrasında işsizlik sorununun çözümü ve inşaat sektörüne işgücü sağlamak için sıvacılık, marangozluk gibi 10 ayrı branşta kursların açıldığını ve kurslara 2 bin 700 kişinin başvurduğunu söyledi. Kıraç büyük acılar yaşayan Sakaryalıların çalışmalar sürdükçe moral seviyesinin yükseldiğini ve kente sahip çıktığını ifade etti.



TMMOB Mimarlar Odası, hazırladığı raporla 17 Ağustos depreminin 1. yılını değerlendirdi 

'Olumlu bir adım atılmadı' 

İstanbul Haber Servisi - TMMOB Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu'nun 17 Ağustos depreminin birinci yıldönümü nedeniyle hazırladığı değerlendirme raporunda, Türkiye'yi özellikle 1950'lerden sonra tutsak alan ''sanayileşmede ve kentleşmede plansız yer seçimi'' süreci ve buna bağlı olarak 1980'lerden sonra doruğa çıkan ''arsa ve arazi rantına endeksli imar ve yapılaşma kararları'' nın 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde yaşanan büyük yıkımın ve can kaybının ''temel nedenleri'' olduğu belirtildi. 

Raporda, ''her şeyin eskisi gibi olmayacağını'' vurgulayan ilk dönemlerdeki iyi niyetli beklentinin gerçekleşmediği, hatta tam tersine birçok konuda ''eskisinden daha yanlış ve riskli noktalara'' gelindiği vurgulandı. 

TMMOB Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu, 17 Ağustos depreminin birinci yıldönümü ve bundan sonra yapılması gerekenleri hazırladığı raporda değerlendirdi. 

Temel nedenler

Mimarlar Odası'nın raporunda ''depremi felakete dönüştüren temel nedenler'' şöyle sıralandı: 

* Planlamada plansızlık 

* Yaptırımsız denetim 

* ''Riskli'' yapı sistemi 

* Mesleki eğitimde yetersizlik 

* Deprem sonrasında bilinçsizlik 

Ülkedeki tüm yapıların sadece ''betonarme-karkas'' sistemde inşa edilir olmasının, yıkımların ve can kaybının artmasında temel nedenler arasında yer aldığının belirtildiği raporda, ''betonarme-karkas'' sistemin ancak tüm ayrıntıları, tekniğine ve buna dayalı projesine uygun olacak şekilde uzmanları tarafından ''denetlenebildiği'' takdirde, öngörülen deprem riskini bir ölçüde göğüslediğine dikkat çekildi. 

Raporda şu saptamalara yer verildi: 

'Kat yükseldikçe risk artar' 

''Bunun dışında, yeteri hassasiyette ve yine inşa sürecindeki tüm ayrıntılarında özenli ve doğru bir denetimi içermeyen betonarme-karkas binaların kat yükseklikleri arttıkça riskleri çoğalmakta ve 2 - 3 katın üstündekiler depremle birlikte çökmektedirler. Betonarmenin bu özelliği, genel plansızlık ve denetimsizlik sürecindeki 'kurallara aykırı yapılaşma salgınıyla' da bütünleşince, onbinlerce insanımız 'ağır tabliyeler ya da kirişler altında ezilerek' yaşamlarını yitirmiştir.'' 

Mevcut olan mimarlık ve mühendislik eğitimi sisteminin betonarmenin tüm yapılaşmaya egemen olmasında ve dayanıklı yapı kültüründen uzaklaşılmasındaki temel etmenlerden olduğunun belirtildiği raporda ayrıca 17 Ağustos depremindeki kurtarma ve yardım çalışmalarındaki olumsuzluklara da değinildi. Deprem bölgesine gönderilen gıda, giyecek, ilaç gibi yardım malzemelerinin gerçek ihtiyaç sahiplerine dengeli olarak dağıtımının yapılamadığının vurgulandığı raporda, kimi insanların ise ''stokçuluk'' yaptığı kaydedildi. Rapora şöyle devam edildi: 

'Toplumsal yaşam yok' 

''Siyasiler ve hükümet, üzerlerine düşen görevi sadece 'para ve bina yardımıyla' sınırlı gördüklerinden, çeşitli nedenlerle de 'kaynak yetersizliğini' gerekçe gösterip bu konuda da aslında tatmin edici bir düzeyi sağlayamadıklarından, devletin topluma karşı asıl görevi olması gereken 'sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamın canlandırılması ve güçlendirilmesi' konusunda hemen hiçbir olumlu adım atılamamıştır. O kadar ki aradan bir yıl geçmesine rağmen başta Gölcük, Adapazarı gibi en ağır darbeleri yiyen yerleşmeler olmak üzere birçok ilçe ve belde merkezinde toplumsal yaşam 'yok' gibidir ve buralar adeta 'ölü kent'
görünümünü korumaktadırlar.'' 

'Plansızlıkta ısrar ediliyor' 

Mimarlar Odası'nın raporunda süregelen yanlışlar ve eksiklikler de değerlendirildi. Plansızlıkta ısrar edildiğinin belirtildiği raporda hükümetin ''yanlış yer seçimli sanayileşmeyi'' özendirmeyi ve desteklemeyi sürdürdüğü kaydedildi. Bu ısrarlı tutumun deprem sonrasında doruğa çıktığının anlatıldığı raporda ''17 Ağustos ve 12 Kasım'da aynı nedenle yıkılan il, ilçe ve beldelerdeki 'kalıcı konutlar' ve 'yeni yerleşme alanları'' da yine belli bir bölgesel ya da çevresel planlama disiplininden uzak, adeta 'rasgele' yerlerde
belirleniyor'' denildi. 

'Aymazlık sürüyor' 

Yapı denetiminde yeni rant pazarı oluşturulduğu, mesleki eğitim düzeyinin yeterli olmadığının belirtildiği raporda deprem sonrası yapılaşma ve aymazlıkların devam ettiği vurgulandı. Raporda şu saptamalara yer verildi: ''Plansız ve bilim dışı uygulamalara koşut olarak özellikle İstanbul gibi yakın gelecekte büyük deprem beklenen metropolde 'depreme hazırlık' konusunun 'depreme karşı güvenli bir imar ve yapılaşma düzeni' bağlamında değil, olası deprem sonrasındaki 'enkaz kaldırma, insan kurtarma ve ölüleri çabuk gömme' hazırlığı ile sınırlı bir program şeklinde ele alınması bu kent ve bu toplum için talihsizliktir.'' 

'Şûra düzenlenmeli'

Hükümetin, toplum yararının ve ülke çıkarlarının öngördüğü tutum ve politikalara kavuşmak için  ''deprem ve kentlerin yeniden imarı'' konusunda geniş katılımlı bir şûra düzenlemesi gerektiğinin kaydedildiği raporda şûrada alınacak kararların, bilimsel ve uzman çevrelerin katılımlarıyla üretilecek yeni politikalara rehber kılınacağı güvencesinin verilmesi gerektiği vurgulandı. 



Deprem bölgesinde çalışan sivil toplum kuruluşları, geniş katılımla bir araya gelme kararı aldılar 

'17 Ağustos'tan ders alamadık' 

İstanbul Haber Servisi - Deprem bölgesinde çalışan sivil toplum kuruluşlarınca (STK) yayımlanan ortak bildiride, ''Devlet, yerel yönetimler, bilimsel araştırma ve uygulama kuruluşları olarak geride bıraktığımız dönemde, 17 Ağustos depreminin hazırlıksız yakalanılan bir felaket olmasından yeterli sonuçları çıkarabilmiş olduğumuz kanısında değiliz'' görüşüne yer verildi. 

Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı tarafından yürütülen ve deprem sonrası bölgede çalışma yapan sivil toplum örgütlerinin deneyimlerini paylaştığı ''STK'ler ve Deprem Forumu'' adlı bildiride, 17 Ağustos depreminin her yıldönümünde daha geniş katılımla bir araya gelme kararı alındığı duyuruldu. Bildiride, deprem bölgesindeki önemli sorunlar, ''Başta kadın, çocuk ve yaşlıların koşulları olmak üzere, birçok alanda aksamaların devam etmesi, STK'lere karşı dışlayıcı tutumların yeniden canlanması
ve yeni depremlere yönelik hazırlığın kabul edilemez düşüklükte kalması'' şeklinde sıralandı. Bildiride, deprem riski büyük yerleşim alanlarında zeminlerin deprem açısından sınıflandırılması, konut stokunun deprem güvenliğine göre gruplara ayrılması, yasal ya da teknik nedenlerle sakıncalı olan binaların yıkımının da hızla planlanıp uygulanması gerektiğine işaret edildi.

Yurttaşlara, kendi mahalle veya semtlerinde yerel girişim kurma veya bu tür organizasyonlara katılma çağrısının yapıldığı bildiride, devlet ve özel kuruluşlara da çeşitli görevler düştüğü ifade edildi. 



İMO Genel Sekreteri Çorbacıoğlu, ölümlerden 'insanların' sorumlu olduğunu söyledi 

'İstanbul karantinaya alınsın'

MUTLU SERELİ

ANKARA - İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Genel Sekreteri Şevket Çorbacıoğlu , 17 Ağustos depreminin olağanüstü felakete dönüşmesinin özündeki nedenin ''göç'' olduğunu belirterek çarpık yapılaşmanın adeta depreme davetiye çıkardığını söyledi. 

''Siyasi SİT alanı'' olarak nitelediği İstanbul'da günde 78 kaçak konut inşa edildiğini, konutların yüzde 70'inin kaçak olduğunu anlatan Çorbacıoğlu, ''İstanbul'un varoşları karantinaya alınıp 1998'de yürürlüğe giren deprem yönetmeliğine göre tedavi edilmelidir'' dedi. Şevket Çorbacıoğlu, depremin üzerinden geçen 1 yıl içinde Türkiye'de çok fazla şeyin değişmediğini söyledi. ''Deprem değil, bina öldürür'' özdeyişinin dillere yerleştiğini belirten Çorbacıoğlu, ''Hayır. Binaları da biz insanlar yaptığımıza göre, öldüren ne deprem, ne de bina; öldüren insan'' diye konuştu. 

Çorbacıoğlu, Türkiye'nin son 95 yılda meydana gelen 126 depremde nitel ve nicel olarak ''uyarıldığını'' belirterek bunlardan hiçbir ders alınmadığını söyledi. 17 Ağustos depreminin ardından da birkaç popülist girişim yapılacağını kaydeden Çorbacıoğlu, ''Zaman içinde yüzyılın bu en büyük depreminin yarattığı yaraları sarmış görünüp olayı her zamanki aymazlıklar bütünündeki seyrine bırakmış olacağız ve yine deprem öncesi ve deprem sonrası kalıcı önlemler konusunda çalışmaları başlatmayacağız'' dedi. Deprem teknolojisini geliştirmiş ülkelerde yapım sürecinin arsa üretimi ile başladığını, ''Etüt, fizibilite raporları, planlama, proje ve uygulama'' olmak üzere 5 aşamadan oluştuğunu anlatan Çorbacıoğlu, Türkiye'deki yapım sürecinin ise proje uygulama aşamaları ile sınırlı olduğuna dikkat çekti. Çorbacıoğlu, planlama aşamasının ise sadece ''siyasi otorite tarafından kent ve kıyı rantının bölüşümü noktasında'' dikkate alındığını belirterek 17 Ağustos felaketinin böyle bir duyarsızlığın sonucu olduğunu kaydetti. Şevket Çorbacıoğlu, inşaat sektöründe acilen alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı: 

- Çevresel etki değerlendirme raporu gibi, deprem değerlendirme raporu da yapım süreci öncesinde zorunlu olarak görülmelidir.

- Fay zonlarındaki arsa üretimi rasyonel mühendislik bilimi doğrultusunda işletilerek doğana ve doğaya öncelik tanıyan yapı sürecine dönüştürülmelidir. 

- Geleneksel yapı teknolojisi terk edilip özellikle tüm fay zonlarında endüstriyel yapı teknolojisiyle stabil ve seri üretim sürecine geçilmelidir. 

- Fay hatlarındaki tarım alanları kesinlikle sanayi ve konut alanlarına kapatılmalıdır. 

- Nükleer enerji santralları aktif fay hatlarından uzak tutulmalıdır. 

- Günde 78 kaçak konutun inşa edildiği, 23 milyon kişinin barınabileceği yüzde 70'i kaçak 1 milyon 445 konuta sahip, siyasilerimizin SİT alanı İstanbul varoşları karantinaya alınıp 1998'de yürürlüğe giren deprem yönetmeliğine göre tedavi edilmelidir. Ayrıca, İzmir varoşlarıyla birlikte Ankara Demetevler, Karşıyaka çevresi ve tüm kıyı kentlerimizdeki kıyı betonlaşmaları da ivedi rehabilitasyon sürecine sokulmalıdır. 

- Fay hattı üzerindeki, özellikle kırsal kesim kent ve köy yerleşimlerinde her 5 aileye devlet destekli çadır bulundurma zorunluluğu getirilmelidir. 

- Deprem bilimini kurumsallaştırarak ''deprem mühendisliğinin'' yaygınlaştırılması gereklidir. 

- Özellikle deprem kuşağı bölgesindeki orta öğretim kurumlarına zorunlu olarak uygulamalı deprem dersi konmalıdır. 



Verilen sözler havada kalırken değeri trilyonlarla ölçülen yepyeni bir deprem ekonomisi doğdu

Depremle gelen rant 

Rant ekonomisi neler doğurdu: 

**Konut fiyatları ve kiralar patladı. 

**Onarım ve hasar tespiti alanında yeni bir sektör doğurdu. 

**Deprem düdüğünden çadırına ve kuşuna kadar birçok ürün piyasaya çıktı. 

**Fırsattan istifade tarım alanları imara açıldı. 

**Prefabrike üreticilerine kâr kapısı açıldı. 

**Kalıcı konut ihalelerinde siyasi yakınlığı olan firmalar iş kaptı.

Ekonomi Servisi - Yüzyılın felaketi olarak adlandırılan 17 Ağustos depreminin üzerinden geçen 1 yıl içinde, başta hükümet olmak üzere birçok kesim tarafından verilen sözler havada kalırken deprem adeta bir rant ekonomisi doğurdu. Depremin hemen ardından çadır fiyatlarının patlaması ile başlayan rant ekonomisinin boyutları trilyonlarla ifade edilir duruma geldi. 7.4 büyüklüğündeki depremin yarattığı büyük can kaybında arazi rantının önemli rol oynadığı raporlarla kabul edilmişken deprem sonrasında aynı anlayış devam etti. Bir yandan tarım arazileri kalıcı konut yapımı için yerleşime açılırken diğer yandan da onarım ve hasar tespit çalışmaları alanında 600'ün üzerinde firma türedi. Hiçbir denetime tabi olmadan çalışan bu firmaların çoğunun yaptığı onarım çalışmasının standart dışı olduğu belirlense de bu alandaki yağmanın önüne de geçilemedi. 

'600 büro var'

Deprem ekonomik ve sosyal boyutunu gözler önüne seren raporlarıyla dikkat çeken Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu üyelerinden Celal Beşiktepe, 17 Ağustos ve 12 Kasım Düzce depremlerinden sonra bölgenin adeta yağmalandığını söyledi. Beşiktepe, sadece Avcılar'da 350 konutun oturulmaz duruma geldiğini anımsatarak, ''Ancak ağır hasarlıları orta, orta hasarlıları da az hasarlıya çeviriyorlar. Çünkü devlet ağır hasarlıya 6 milyar, orta hasarlıya 2 milyar, az hasarlıya da 600 milyon lira onarım parası vermek zorunda. Böyle yaparak insanların yaşamını tehdit eden bir tasarruf
uygulaması yapıldığı gözleniyor'' diye konuştu. 

Beşiktepe, hasar tespit ve onarım bürolarının gerçek yüzünü şöyle anlattı: ''Hasar tespiti için çalışan 600 büro var. Bunların sadece 300'ü İstanbul'da faaliyet gösteriyor. Devlet onarım için daire başına 2 milyar kredi veriyor. Bu firmalar bazen yetmez diye para talep ediyorlar.'' 

Üzüm bağına konut

Bu arada ihalesi tamamlanan toplam 18 bin kalıcı konut için belirlenen 17 farklı yerin konumu da dikkat çekiyor. Genelde tarım alanlarını kapsayan bu seçimde yine arazi rantının rol oynadığı iddia ediliyor. Depremde 350 binin üzerinde konutun oturulmaz hale geldiği raporlarla tespit edildiği halde kalıcı konut sayısının 18 binde kalması ise çözümün ne kadar yüzeysel olduğunu ortaya koyuyor. Depremde ağır hasar gören sanayi tesislerinin halen yatırımlarını bu bölgede tutması ve devletin de bunu özendirici uygulamalara gitmesi dikkat çekiyor. 

Deprem kararnamesi ile 27 ilin deprem bölgesi kabul edilmesi bu alanda da bilinçsiz yaklaşımların sürdüğünü gösteriyor. Bunun siyasi bir rant yaklaşımı olduğunu ifade eden bazı çevreler daha sonraki yıllarda söz konusu illerin bizi bu kararmane kapsamından çıkarın diye baskı yapabileceğini ve bunun da siyasi çevreler tarafından rahatlıkla kullanılacağına işaret ediyorlar. 



Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtlarına göre 150 bin kişi işini kaybetti

Her 5 depremzededen biri işsiz

* Bolu, Eskişehir, İstanbul, İzmit, Adapazarı, Yalova ve Zonguldak Türkiye'deki toplam işyerinin yüzde 48.3'ünü, istihdamın da yüzde 47.4'ünü barındırıyordu.

Ekonomi Servisi - Türkiye GSMH'sinin yüzde 40'ının üretildiği deprem bölgesinde yaşanan sorunlar bir yıl geçmesine karşın çözüm beklerken işsizlik de katmerlenerek büyüyor. Her 5 depremzededen birinin işsiz olduğu belirtilirken SSK kayıtlarına göre deprem bölgesinde sigortalı çalışan 150 bin kişinin işsiz kaldığı görülüyor. Kayıt dışı işçilik göz önünde bulunduğunda bu rakamın iki katına çıktığı, deprem bölgesindeki yurttaşların yüzde 42'sinin de sıfır ile 100 milyon lira arasında gelir elde ettiği belirtiliyor. 

Deprem bölgesinde milyonlarca insan çaresizlik içinde yaşamını sürdürmeye çalışırken işsizlik, yoksulluk ve maddi kayıpları giderecek somut çözümler hâlâ ortaya konulamadı. Deprem illeri olarak Bolu, Eskişehir, İstanbul, İzmit, Adapazarı, Yalova ve Zonguldak Türkiye'deki toplam işyerinin yüzde 48.3'ünü, istihdamın da yüzde 47.4'ünü barındırıyordu. Deprem nedeniyle bölgedeki imalat sanayii işyerlerinin, dükkânların birçoğu yıkıldı ya da kapatılmak zorunda kalındı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin (TMMOB) ''Doğu Marmara ve Depremleri ve Türkiye Gerçeği'' raporunda, 12 Kasım depreminden sonra
aktif sigortalı sayısının 51 binden 30 bine düştüğü Bolu'da 25 bin insanın kenti terk etmek zorunda kaldığı vurgulanıyor.

Raporda, üretim ortamından tamamen uzaklaştırılan insanların, el açar, yardımlarla yaşar hale geldiğine dikkat çekilerek ''Üretimlerine devam eden fabrika patronları, depremin imkânsızlık yarattığını gerekçe göstererek işçilerin işine son veriyorlar. Tazminat bile vermeden süren işten çıkarmalar, sendikasızlaşmanın aracı olarak kullanılıyor'' denildi. SSK kayıtlarına göre deprem bölgesinde çalışan 150 bin çalışanın işsiz kaldığı anımsatılan raporda, kaçak işçi çalıştırma oranı dikkate alındığında bunun çok daha fazla olduğu kaydedildi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ile Mezun Derneği'nin hazırladığı ''Depremin Ekonomik ve Sosyal Etkileri'' raporuna göre de 10 ve daha fazla işçi çalıştıran imalat ve sanayi işyerlerinde depremden sonra karşılaşılan hasar yaklaşık 264, üretim kaybı da 319 trilyon lira olarak saptandı. 

Yalova Belediye Başkanı Yakup Koçal, Yalova'da deprem öncesi yüzde 8 oranında olan işsizliğin yüzde 10-15'lere çıktığını belirterek ''Diğer illerin sanayisi çöktü. Yalova'da ise küçük esnaf ağırlıklı. Bunların çoğu dükkânlarını kapattı. Bazıları da yanında çalışanları işten çıkarmak zorunda kaldı. Arap turizmi ve iç turizm de depremden etkilendi. Ekonomik durgunluğu üniversite açarak aşmayı düşünüyoruz'' diye konuştu. 

Adapazarı Ticaret Odası Başkanı Erol Öztürk, depremin esnaf, tüccar ve sanayiciye darbe vurduğunu, işsizliğin halkın belini büktüğünü kaydetti. Adapazarı'na özel kalkınma modeli öngörüldüğünü anımsatan Öztürk, ''Bugüne kadar 11 trilyon liralık kredi verildi. Ancak kayıp tutar 100 trilyon lira. İşsizlik tırmanıyor. Teşvikler verilerek istihdam sağlanmalı. Sakarya yıkılmış, yatırımcı gelmiyor. Göç bu yıl da devam edecek. 3 yıl için vergi muafiyeti verilmeli. Aksi halde sanayi toparlanamaz'' değerlendirmesini yaptı. 



SEKA arazisi tahsis edildi 

Fay hattı üstüne serbest bölge izni

Ekonomi Servisi - Başta Adapazarı, Düzce, Kocaeli, Gölcük, Yalova ve İstanbul olmak üzere özellikle sanayinin geliştiği bölgeleri etkileyen 17 Ağustos depreminden gerekli dersler alınmadığı, hükümetin verdiği ''serbest bölge izni'' ile resmileşti. Depremin İzmit'teki sanayi kuruluşlarında yarattığı ağır hasara karşın 24 Haziran 2000 tarihinde İzmit'te, daha önce SEKA'ya ait olan 700 dönümlük arazi üzerinde serbest bölge kurulmasına izin verildi. Birçok tedbiri almada ağır davranan hükümetin serbest bölge konusunda bu denli hızlı karar alması, ''Sanayinin deprem bölgesinin dışına kaydırılması yönündeki sözlerin'' gerçek ifadeleri yansıtmadığını da ortaya koydu. 

Deprem sonrasında temelleri dağılan Koç-Ford Otomotiv Fabrikası'nın yanındaki SEKA'ya ait arazi, bundan 6-7 ay önce Hazine'ye devredildi. 17 Ağustos depreminden önce yapılan serbest bölge başvurusu değerlendirilerek söz konusu arazinin bu amaçla tahsis edilmesine karar verildi. Serbest bölgenin işletmesi, İzmit Sanayi Odası Başkanı Yılmaz Kanbak'ın başkanlığında 72 ortaklıkla kurulan Kosbaş adlı firmaya devredildi. 

Bölgenin geleceğine yönelik herhangi bir proje olmadığı gibi, mevcut siyasi kararların devam ettiği gözlenirken konuyla ilgili görüştüğümüz İzmit Sanayi Odası Genel Sekreteri Hamdi Doğan söz konusu serbest bölgeyi savundu. Doğan bu bölgenin daha çok depolama amaçlı olacağını ifade ederek ''Ağır imalat sanayii yer almayacak. Bu alan daha çok teknoloji ve bilgi iletişim sistemlerine yönelik düşünüldü'' dedi.



Parası olana dayanıklı konut

Ekonomi Servisi - Marmara Bölgesi'nde büyük ölçüde etkili olan 17 Ağustos depremi İstanbul'da depreme dayanıklı bölge ilan edilen yerlerde konut ve kira f iyatlarında ilk etapta patlamaya neden oldu. Deprem korkusu ile başta Sarıyer olmak üzere zemini sağlam bölgelere kayış görülürken bu bölgelerdeki fiyatlar da üçe-dörde katlandı. Deprem öncesinde 100 metrekare konutun kira bedeli Acıbadem'de 120-250 milyon lira arasında değişirken depremin üzerinden geçen bir yıl içinde bu rakam 300-450 milyon liraya çıktı. 

Emlak Yatırım Uzmanı Reha Medin , İstanbul'un deprem sonrasında kendi içinde yer değiştirdiğini belirtirken özellikle kiralık konuta olan talebin maksimum seviyelere çıktığını anımsattı. Medin, müstakil evlerin de yeniden cazip hale geldiğini belirterek şu açıklamalarda bulundu: 

''İstanbul içinde arsa bulmak imkânsız olduğu için fiyatlar da anormal seviyelere çıktı. İstanbul Anadolu yakasında İzmit'e, Avrupa yakasında ise Çorlu'ya doğru genişledi. Zeminin sağlam olduğu söylenen Zekeriya Köy ve Sarıyer'de arsa bulmak mümkün, ancak bu iki yerin İstanbul'un en pahalı semtleri haline geldiğini anımsatmakta fayda var.''
 
 


CUMHURİYET GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş