Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
CUMHURİYET
16 AĞUSTOS 2000
CUMHURİYET
18 AĞUSTOS 2000
17 AĞUSTOS 2000 HABER-YORUM
DEPREM ANA SAYFA

17 Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber ve Yorumlar

CUMHURİYET  GAZETESİ - 17 AĞUSTOS 2000

Türkiye bir yıl önce deprem ile uyandı. 10 binlerce insan yaşamını yitirdi. Yardımlar milyar dolarlara ulaştı. Ancak 17 Ağustos'tan bu yana depremzedelerin çığlığı sürüyor 

Orada kimse var mı?
 

17 Ağustos 1999'da yaşanan 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden tam bir yıl geçti. 'Küçültülen' devlet, enkaz altında kaldı. Gerçek can kaybı hâlâ bilinmiyor. Resmi açıklamaya göre 17 bin 840 kişi öldü. 43 bin 953 kişi yaralandı. 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü. 

17 Ağustos 1999'da yaşanan 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden tam bir yıl geçti. 'Küçültülen' devlet, enkaz altında kaldı. Gerçek can kaybı hâlâ bilinmiyor. Resmi açıklamaya göre 17 bin 840 kişi öldü. 43 bin 953 kişi yaralandı. 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü. 

17 Ağustos 1999'da yaşanan 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden tam bir yıl geçti. 'Küçültülen' devlet, enkaz altında kaldı. Gerçek can kaybı hâlâ bilinmiyor. Resmi açıklamaya göre 17 bin 840 kişi öldü. 43 bin 953 kişi yaralandı. 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü. 

Barınma, beslenme, sağlık ve eğitim, bölgede hâlâ ciddi bir sorun. Kalıcı konut yapımı için girişimlere 7 ay sonra başlanabildi. 29 bin kişi deprem bölgesinde yaşamını çadırlarda sürdürmeye çalışıyor. Bu çalışma temposuyla bölge halkı önümüzdeki kışı da sıkıntı içinde geçirecek. 

Depremde hasar gören 2 bin 312 bina yıkılmayı bekliyor. 2 bin 655 binanın da enkazı kaldırılmayı bekliyor. Yaklaşık 50 trilyon lira, prefabrike konutlar için harcandı. Kalıcı konutlar için yerleşim alanları 'rastgele' belirlendi. Deprem konutlarının ihalesi, yıkılan binaların müteahhitlerine verildi.

BANU SALMAN

ANKARA - Deprem için 1999 yılında çıkarılan 500 trilyon liralık ek bütçenin ancak 311 trilyon lirası geçen yıl içinde kullanılabildi. Bu yılın ilk 5 ayında hükümetin bütçeden depremle ilgili yalnızca 228 trilyon liralık harcama yaptığı dikkate alındığında, 500 trilyon liralık 1999 yılı ödeneğinin bile yeni tüketildiği ortaya çıkıyor. Yani, 2000 yılı bütçesinden yapılan aktarım yalnızca 38 trilyon lirada kalıyor. Yine yılın ilk 6 ayında 518 trilyon lira deprem vergisi toplanmasına karşın ilk 5 ayda deprem için bütçeden yapılan harcama tutarının 228 trilyon lirada kalması, ek vergilerin yalnızca deprem için çıkarılmadığını da kanıtlıyor.

DPT'nin ''Depremin Ekonomik ve Sosyal Etkileri'' raporuna göre, kamu finansmanı üzerinde depremin 6.2 milyar dolarlık yük oluşturacağı belirtilmesine karşın, 17 Ağustos 1999 tarihinden Mayıs 2000 sonuna kadar yapılan harcamalar, 1 katrilyon lira düzeyine ancak ulaştı. Maliye'nin verilerine göre bütçe dışı fonlar, bağış ve hibeler, dış kredi, sigorta, KİT ve diğer özel bütçeli kurumların yaptığı harcamalar da dahil edildiğinde, yılın ilk 5 ayında 421 trilyon 136 milyar lira aktarıldı.

1999 bütçesinde 500 trilyon liralık deprem için ek bütçe çıkarılmasına karşın, 1999 yıl sonuna kadar deprem için bütçeden yapılan harcanabilen tutar 311 trilyon 478 milyar lirada kaldı. 2000 yılı başından mayıs ayı sonuna kadar da 228 trilyon 219 milyar lira harcandığı dikkate alındığında, bu yıl aslında 38 trilyon liralık bir harcama yapılmış olduğu görülüyor.

Oysa hükümetin deprem gerekçesiyle çıkardığı ek gelir, ek kurumlar, ek motorlu taşıtlar, ek emlak vergileri ile özel işlem ve özel iletişim vergilerinden yılın ilk 6 ayında 518 trilyon 224 milyar lira toplandığı görülüyor. Buna karşın devletin bütçeden yılın ilk 5 ayında deprem için harcadığı tutar ise deprem vergilerinden toplanan gelirin yarısına bile ulaşmayarak 228 trilyon 219 milyar lirada kaldı.

Yılın ilk 5 ayında bütçe dışı fonlardan depremle ilgili 22 trilyon 219 milyar lira, bağış ve hibelerden 46 trilyon 508 milyar lira, dış krediden de 90 trilyon 26 milyar lira, KİT ve diğer özel bütçeli kurumlardan 70 milyar lira harcama yapıldı. 2000 yıl sonu itibarıyla da tüm bu kaynaklardan ve bütçeden yapılacak aktarımın toplam 1 katrilyon 32 trilyon 457 milyar lirada kalması öngörülüyor. Bütçeden yapılacak aktarım programı da 539 trilyon lira olarak programlanıyor.

Başbakanlık Kriz Merkezi'nin verilerine göre de il bazında toplanan yardımların tutarı 16 trilyon 718 milyar lira, 1 milyon 704 bin 113 dolar ve 2 milyon 387 bin 572 marka ulaştı. İller itibarıyla fert başına ortalama yardım miktarına bakıldığında, en yüksek yardımın 2 milyon 712 bin 266 lirayla nüfusun azlığı nedeniyle Şırnak'tan geldiği görülüyor.



Yaşama yeniden sarıldı Ömür Kınay, Sefaköy'deki evlerinin enkazı altında çekilen o boynu eğrilmiş fotoğrafıyla Marmara depreminin simgesi oldu. Kendisini kurtarmaya gelenlerden ilk isteği nişanlısını aramaları olmuştu. Aradan geçen bir yıl içinde nişanlısından ayrılmış, şimdi geçmişte kalan acılarını unutup kendine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Avcılar Özel Vatan Hastanesi'nde gördüğü tedavi sonucu koltuk değneği kullanarak yavaş yavaş yürümeye başlamış.
 
 
 
 
 



PROF. AHMET METE IŞIKARA

'Deprem gerçeğini geç fark ettik'

* İstanbul sallanınca Türkiye'nin deprem gerçeğini fark ettiğini söyleyen Işıkara, ''Keşke bu ilgi Erzincan'a, Ceyhan'a, Dinar'a da olsaydı'' dedi. Işıkara, Türk halkının depremle birlikte yaşamayı kabullenmesi ve hızla depremden korunma yollarına yönelmesi gerektiğini belirtti. 

ALİ ER

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Türkiye'nin deprem gerçeğini geç fark ettiğini ve Marmara sallanıncaya kadar bu gerçeğin göz ardı edildiğini söyledi. Prof. Işıkara, ''Biz Marmara'da yaşayanlar ne zaman Kocaeli-Gölcük depremini hissettik, ne zaman İstanbul sallandı, o zaman Türkiye'nin deprem gerçeğinin farkına vardık'' dedi.

17 Ağustos depreminin yıldönümünü gazetemize değerlendiren ve sorularımızı yanıtlayan Prof. Işıkara, 17 Ağustos depreminin yıldönümünde çok önemli çabalar bulunduğunu ifade ederek ''Keşke bu ilgi Erzincan'a da olsaydı, Ceyhan'a da olsaydı, Dinar'a da olsaydı'' dedi. Özellikle eğitim çalışmalarının altını çizmek istediğini vurgulayan Işıkara, 2000-2001 eğitim ve öğretim yılında okullarda afet derslerinin okutulacağını, bu sayede öğrencilerin depremden korunmanın yollarını ve çevresindeki yaralılara ilk yardım uygulamayı öğreneceklerini kaydetti.

Basit önlemlerle pek çok yaşamın kurtarılabileceğini anlatan Işıkara şöyle devam etti:

''Amerika'da yapay depremle bir test yapılmış. Bir kötü, bir iyi eve uygulanıyor. Tabi kötü ev hemen yıkılıyor, iyi eve bir şey olmuyor, ama içine konulan dolap, çanak, tabak hepsi devrilmiş ve bizim 'yapısal olmayan hasarlar' dediğimiz hasara neden olmuş. İşte deprem öncesinde bu yapısal olmayan hasarların önlenmesi gerekir. Gölcük'te, Adapazarı'nda çok sayıda yurttaşımız dolap altında kalarak yaşamını yitirmiş. Çok basit bir önlemi var; bağla, devrilmemesini sağla.''

Deprem tahmini yok

Dünyada depremi önceden tahmin eden bir teknolojinin henüz bulunmadığını, ancak bilim adamlarının depremin yerini ve büyüklüğünü söyleyebildiklerini anlatan Işıkara, ''ne zaman'' ın yanıtının ise olmadığını söyledi. Deprem tahmini amacıyla seçilmiş pilot bölgelerde (Geyve, İznik, Gemlik) çalışmalar yaptıklarını belirten Prof. Işıkara, bu pilot bölgeler seçilirken önce fay izi belirleme çalışmalarının yapıldığını, bu fayın iki tarafına yerleştirilen sistemlerle manyetik ve elektrik alan değişiklikleri, açığa çıkan radon gazı miktarı, küçük deprem etkinlikleri, yer kabuğu hareketinin tespiti, kuyu suları ve sıcak sulardaki değişimlerin ölçüldüğünü söyledi. 

Bu parametrelerin eşzamanlı oluşumu durumunda bir deprem öngörüsünde bulunabileceğini anlatan Işıkara, ''Ancak, 1 gün sonra mı, 1 ay sonra mı, 1 yıl sonra mı? İşte bu sorunun yanıtı verilemiyor'' dedi.

Işıkara, depremi saatler mertebesinde haber veren sıra dışı deprem aktivitesiyle ilgili de şunları söyledi:

''Sıradışı deprem etkinliklerinin oluşması süreci 7-8 saat, en fazla 24 saat olabiliyor. Bu süreçte küçük depremlerin sayısı hızla artıyor, saatte 20-25 küçük depremle tepe noktasına geliyor. Bir sakin noktası var, ardından büyük deprem geliyor ya da deprem fırtınasına dönüşüp kayboluyor. 17 Ağustos depreminden önce sıra dışı bir etkinlik kaydetmedik. Yani tüm depremler öncesinde olmuyor. Ama ben böyle bir etkinliği kaydetsem, daha önce de yaptığım gibi bu bilgiyi topluma aktarmaktan kaçınmam.'' 

Erken uyarı sistemi

Işıkara, depremin yıkıcı olmayan ilk dalgalarının (P) uyarısıyla doğalgaz, elektrik gibi yaşamsal sistemlerin otomatik olarak kapatılmasını sağlayacak ''Deprem Erken Uyarı Sistemi'' projesinin bir İsviçre firmasına ihale edildiğini ve ihale sürecinin bitmesinin ardından yaklaşık 1 yıl içinde sistemin kurulmuş olacağını söyledi. Projenin tam adının ''Acil Müdahale ve Erken Uyarı Sistemi'' olduğunu kaydeden Işıkara şu bilgileri verdi:

''İstanbul'da nüfusun yoğun olduğu kritik yerlere 140 adet kuvvetli yer hareketi cihazları yerleştireceğiz. Kandilli'de iki yerde olacak. Ayrıca, valilikte, belediye başkanlığında, garnizonda, emniyette, Ankara'da yeni kurulan Türkiye Acil Durum Genel Müdürlüğü'nde de olacak. Bu sistem sayesinde İstanbul'da olası bir depremin ardından çok kısa sürede orta-ağır hasarlı binalar belirlenebilecek, oralara önceden belirlenen ekipler en kısa sürede ulaşarak kurtarma çalışmalarını başlatacaklar.'' 

Işıkara, yapılar için getirilen zorunlu deprem sigortasının, sigorta işlevinin yanı sıra inşaat kalitesi için otokontrol sistemi oluşturacağını kaydetti.

Riskli binaların güçlendirilmesinin bazen yeni bina maliyetinin yüzde 80'ine yaklaştığını, ayrıca kat maliklerinin birinin dahi itirazı halinde güçlendirmenin yapılamadığına dikkat çeken Prof. Işıkara, güçlendirmeden ziyade belirlenecek yeni yerleşim alanlarında depreme dayanıklı konutlar yapılması gerektiğini söyledi. Bu yöndeki önerisini Başbakan Bülent Ecevit 'e ilettiğini anlatan Işıkara, bunun için Amerika'da olduğu gibi yurttaşlara düşük faizli krediler sağlanması gerektiğini vurguladı. Işıkara, olası Marmara depremiyle ilgili olarak da şunları söyledi:

''Benim bu tür sorulara verdiğim yanıt şu: Artık bizlerin deprem olacak gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Yalnız İstanbul için değil, Türkiye'nin her yanı için bu böyle. Depremle birlikte yaşamayı kabullenmeliyiz. Depremden korunmanın yolları var. Bu yollara hızla yönelmemiz lazım.''



İLLER BANKASI 

Yardım skandalı

**Depremden sonra gerçekleştirilen altyapı ihalelerini MHP'li yandaşlarına veren İller Bankası, şimdi de yurttaşların depremzedelere yaptığı yardımlara el attı. Deprem Yardımlarını ve Harcamalarını İnceleme Komisyonu, İller Bankası'nın yardımlardan 1.9 trilyon liralık katılım payı aldığını belirledi. 

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Deprem Yardımlarını ve Harcamalarını İnceleme Komisyonu yeni skandalları ortaya çıkardı. Yurttaşların depremzedeler için yaptıkları yardımlardan İller Bankası'nın 1.9 trilyon lira ''komisyon'' alması komisyon tarafından eleştirildi. Müfettişler bilinmeyen bin adet kuşkulu hesabı saptarken bazı hesaplardaki paraların da amaç dışı kullanıldığı belirlendi.

17 Ağustos depreminin 1. yılında Bakanlar Kurulu da gündemini bu konuya ayırdı. Bakanlar Kurulu'nun bugün gerçekleştirilecek toplantısında, bakanlar bir yılda gerçekleştirdikleri çalışmaları anlatacaklar. Toplantının bakanlıkların çalışmalarının anlatıldığı bölümü basına açık gerçekleştirilecek. Maliye Bakanlığı Başmüfettişi Süreyya Turgut, Başbakanlık Başmüfettişi Bülent Tarhan ve Bankalar Yeminli Murakıbı Nuri Bodur'dan oluşan Deprem Yardımlarını ve Harcamalarını İnceleme Komisyonu, eylül ayından beri yürüttüğü çalışmalarını büyük ölçüde tamamladı. Bu süre içinde hazırladığı 2 raporu Resmi Gazete aracılığıyla duyuran komisyon, bütün yardım hesaplarını tek tek taradı. Ziraat Bankası'nda oluşturulan merkezi hesaba aktarılmayan, hatta bazılarından banka genel müdürlüklerinin dahi haberi bulunmayan bin dolayında hesap ortaya çıkarıldı. İncelemelerde ayrıca yardım hesaplarındaki paraların bir bölümünün amaç dışı çekildiği saptanırken aralarında ÇAYKUR'un da bulunduğu bazı kamu kuruluşlarından aylar sonra hesaplara aktardığı paralar için ek faiz isteminde bulunuldu.Bu konuda çıkarılan düzenlemelere aykırı hareket edenler hakkında da soruşturmalar açıldı.

2 bin 383'ü Türkiye'de, 576'sı yurtdışında açılan toplam 2 bin 958 yardım hesabına 2 milyonu biraz aşkın kişi ve kuruluş yardımda bulundu. Toplanan yardımların faizleriyle birlikte tutarı 159 trilyon liraya ulaştı. İller Bankası ise bu paraların bir bölümüne ''kontrollük ve danışmanlık işlemleri'' adı altında el koydu. İller Bankası'nın ''komisyon'' olarak aldığı bu paranın 1 trilyon 925 milyar lira olduğu saptandı. Komisyon, bu durumu tepkiyle karşıladı ve raporunda şu ifadeye yer verdi:

''Ziraat Bankası'ndaki merkezi bağış ve yardım hesabından Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afetler Fonu'na aktarılan paralardan İller Bankası'na yaptırılan işler nedeniyle mevcut İller Bankası çerçevesinde katılma payı ödendiği saptanmıştır. İller Bankası kamu kuruluşu olup genel afet durumunda yaptırılan işler nedeniyle katılma payı alması, devletin var olma nedeni açısından uygun görülemez.'' 

İller Bankası Genel Müdürü İrfan Önal ise bu skandalın ''mevzuattan kaynaklandığını'' savundu. Deprem bölgesindeki altyapı inşaatlarının kontrol, müşavirlik ve proje danışmanlık gereği bu payı aldıklarını kabul eden Önal, bunun yasal olduğunu iddia ederek ''Almazsak denetim konusu olur'' dedi. Önal, ''Şimdi cami yaptırmak için bağış yapıyoruz. Ama onu ihale ediyoruz.Müteahhide, 'Bu cami, ihale parası olmaz' diyemezsin'' diye konuştu. Bu durumun, insanlara ters gelebileceğini kabul eden Önal, ''Kendi inisiyatifimizle bunu iade edebilir miyiz, onu araştırıyoruz'' savunmasını yaptı.

İçişleri Bakanlığı Afet Bölge Koordinatörlüğü'nün verilerine göre, 17 Ağustos 1999 depreminde, Düzce'de 270, Bursa'da 268, Eskişehir'de 86, İstanbul'da 981, Kocaeli'nde 4 bin 93, Gölcük'te 5 bin 384, Sakarya'da 3 bin 891, Yalova'da 2 bin 504, Zonguldak'ta ise 3 olmak üzere, toplam 17 bin 840 kişi; 12 Kasım Düzce depreminde de Bolu, Düzce, Kaynaşlı, Adapazarı, Yalova, Zonguldak ve civarlarında toplam 894 kişi yaşamını kaybetti. Resmi rakamlara göre her iki depremde toplam 18 bin 374 kişi yaşamını yitirdi, 48 bin 901 kişi yaralandı, 505 kişi de sakat kaldı.



Depremzedeyi bu kez rantçılar vurdu

MUTLU SERELİ

ANKARA - 17 Ağustos depremi, bütün olumsuzluklarının yanı sıra devletin ve hükümetin içinde bulunduğu aczi de gözler önüne serdi. Toplumun tüm kesimlerinin dikkatlerini depreme yönelttiği sırada yoğun eleştirilere hedef olan Sosyal Güvenlik Yasası'nı apar topar TBMM'den geçiren hükümet, depremzedeler için ise sözde yardım toplayıp bunu yandaşlarına dağıtmakla ve çok sayıda ihale yapmakla kaldı. Depremde yaşamlarını yitirenlerin gerçek sayısı hâlâ belirlenemedi ya da belirlenmek istenmedi. Toplanan yardımların yaklaşık 50 trilyonluk bir bölümü ''geçici'' olarak düşünülen ve geri dönüşümlü olarak
kullanılması mümkün olmayan prefabrike konutlar için harcandı. Kalıcı konut sorunu hâlâ çözülemediği için, depremzedelerin büyük bölümü bu kışı da çadırda geçirme tehlikesiyle karşı karşıya. Deprem bölgesinde halen çadırlarda yaşayan 26 bin 729 yurttaş bulunuyor.

20. yüzyılda yaşanan en büyük felaketlerden biri olarak kabul edilen 17 Ağustos depremi, Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve politik yapısını derinden etkiledi. Olayın boyutlarının büyüklüğüne ve ciddiyetine karşın hükümet bunu değerlendiremedi. Kurumların kendi bünyelerinde oluşturdukları ''kriz masaları'' , bir süre sonra ''krize'' neden olmaya başladı. Olağanüstü durumlarda büyük görevlerin düştüğü Kızılay, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü gibi kurumlar son derece yetersiz kalırken bu kurumların yapmaları gereken işler sivil örgütler tarafından yerine getirildi. Depremin ve yakınlarını
yitirmenin ilk şokunu atlatan yurttaşlar, bundan sonra yaşam savaşı içine girdiler. 

Açıkta kalan yüzbinlerce insanın barınma sorunu ilk günlerde bir türlü çözülemedi. Hükümet bu arada ''kalıcı konut mu-geçici konut mu'' tartışmasına girdi. Geçici konuta karşı çıkan hükümetin azledilen Bakanı Sadi Somuncuoğlu , Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın ile girdiği tartışmadan yenik çıktı. 30 metrekare büyüklüğünde, yaklaşık 30 bin adet prefabrike konut projesi ''rant'' kapısı olarak değerlendirildi ve ihalelerin büyük bölümü iktidar partilerinin yandaşları arasında paylaştırıldı. 



Yalova 

Sorumluluktan kaçan devlet 

METİN HAKYERİ

Depremde oğlunu, gelinini ve iki torununu yitiren Peyrüze Süder, uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesi için avukatı Veysel Uçum aracılığıyla Yalova Valiliği ile Yalova Belediye Başkanlığı'na bir dilekçeyle başvurdu. Valilik ve belediye, Süder'e aynı gerekçeyle yanıt verdi: ''Konunun bizimle ilgisi yok.'' 

Peyrüze Süder, 17 Ağustos depreminde oğlu İsmail Süder ile gelini Selma Süder , torunları Didem Boran ve Deniz Süder'i yitirdi. Bir aile tamamen yok oldu. Kendini bir hukuk savaşımı içinde bulan anne Süder, ilk olarak yerle bir olan binayı inşa eden müteahhit Metin Çekel hakkında şikâyetçi oldu. Bunun üzerine Yalova Asliye Ceza Mahkemesi'nde Çekel hakkında dava açıldı. 

Ardından depremin yarattığı zarardan sorumlu olduğunu düşündüğü valilik ve belediyeden de uğradığı zararın karşılanmasını istedi. 

Peyrüze Süder hem belediye hem de valilik nezdinde yaptığı girişime yanıt almakta gecikmedi. Yalova Valiliği, Vali Yardımcısı M. Efnan Özbulgur imzasıyla gönderdiği yanıtta istemi reddederek ''Dilekçenizin valiliğimizle ilgisinin bulunmadığını, konu ile ilgili olarak mahkemeye müracaat etmeniz gerektiğini bilgilerinize rica ederim'' karşılığını verdi. 

Belediyenin yanıtı 

Yalova Belediye Başkanlığı ise Belediye Başkanı Yakup B. Koçal 'ın imzasını taşıyan yanıtta şöyle dedi: ''Marmara Bölgesi'nde meydana gelen son yüzyılın en büyük deprem felaketinde belediyemizin mevcut yasa ve yönetmelikler gereğince herhangi bir idari kusuru bulunmamaktadır. Bu nedenle talebinizin kabul edilmesi mümkün değildir.'' 



Deprem bölgesindeki hekimler, personel açığının kapatılmasını istiyorlar 

'Halk sağlığı tehlikede' 

**Sağlık sistemindeki sorunun deprem sonrasında daha da belirginleştiğine dikkat çeken doktorlar, hizmetlerin personellerin özverileriyle yürütüldüğünü vurguladılar. Sağlıkçılar, prefabrike hastanelerde çalışmanın zorluğunu vurguluyorlar.

SAADET USLU GAMZE DEMİRDAĞ

Deprem bölgelerinde görev yapan hekimler, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri sonrası kanalizasyon ve su sistemlerinin onarım çalışmalarının tamamlanmadığını belirterek halk sağlığının tehlike altında olduğunu vurguladılar. Personel açığı ve prefabrike yapılarda çalışılmasının da sağlık hizmetlerini etkilediğini ifade eden hekimler, hastanelerin yapımına bir an önce başlanmasını istediler. Sağlık sistemindeki sorunun deprem sonrasında daha da belirginleştiğine dikkat çeken hekimler, deprem
bölgelerinde sağlık hizmetlerinin personellerin özverileriyle yürütüldüğünü vurguladılar.

Kocaeli Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Cavit Işıkyavuz, bugüne kadar yapılan araştırmaların depremin, kronik hastalıklarda ve psiko-sosyal strese bağlı hastalıklarda artış yarattığını ortaya koyduğunu söyledi. Sağlık hizmeti veren kurumların yapısının değiştiğini de vurgulayan Işıkyavuz şöyle devam etti:

''İyi bir sağlık sistemi varsa deprem sonrasında da ciddi bir sorun yaşanmaz. Ancak Türkiye'de sağlık sisteminde sorunlar olduğu için durum daha da kötüleşti. Özellikle sağlık ocaklarının durumu önemli. Çoğu sağlık ocağı deprem sonrasında tek bir odaya sıkışmış durumda. Çok büyük bir sağlık personeli, özellikle de pratisyen hekim eksikliği var. Sağlık çalışanlarının sosyo-ekonomik durumları ağırlaştı. Sosyal güvencesi olmayan kişiler için hiçbir düzenleme yapılmış değil.'' 

Hastane sorunu

Bölgede ağırlıklı olarak prefabrike hastanelerde hizmet verildiğine dikkat çeken Işıkyavuz, bunun çok uzun süre devam edemeyeceğini, bir an önce asıl hastanelerin yapımına başlanması gerektiğini vurguladı.

Gölcük'te incelemeler yapan Bursa Tabip Odası'ndan Dr. Bülent Aslanan , deprem sonrasında ölen ve il dışına tayin olan sağlık personeli sayısının 78, Gölcük'e tayin olanların sayısının ise 23 olduğunu belirterek ciddi bir personel açığı olduğuna dikkat çekti. Gölcük'ün kendi haline terk edildiğini ifade eden Aslanan, hizmetlerin sağlık personelinin özverileriyle yürütüldüğünü belirterek ''Sağlık ocakları uluslararası örgütlerin destekleriyle hizmet veriyor. Uzman hekim açığı var'' dedi.

Sağlıklı su

17 Ağustos depreminin ardından Gölcük'e giden Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Kayıhan Pala ise yurttaşların sağlıklı sudan yoksun olduklarını söyledi. Gölcük'te kalıcı konut sıkıntısı yaşandığını anlatan Pala, nüfusun yüzde 35'ine kanalizasyon hizmetinin verilemediğini bildirdi. Hendek Devlet Hastanesi'nden Uzm. Dr. Ayşegül Uluutku, bölgede temel sağlık hizmetlerinin deprem öncesinde de yetersiz olduğunu söyledi. Sakarya'da oturup Hendek'te çalışan
Uluutku, ''Sakarya'da yapılan atamaların ardından uzman sayısında biraz artış oldu. En büyük eksiklik hemşire ve anestezist kadrosunda. Sakarya'da kanalizasyonun ancak yüzde 20'si tamamlanabildi. Bu durumda halk sağlığının çok iyi olması beklenemez'' diye konuştu. 

Sıcak-soğuk dengesizliği

Yalova'da görev yapan bir hekim ise barınmanın ildeki en büyük sorun olduğuna dikkat çekerek sıcak-soğuk dengesizliği nedeniyle prefabrikelerde kalan insanların hastalıklara yakalanma riskinin çok fazla olduğunu vurguladı. Yalova Devlet Hastanesi'nin yarı kapasiteyle çalıştığına işaret eden hekim, yardımcı sağlık personeli eksiğinin bir an önce tamamlanması gerektiğini söyledi. Depremden sonra hekimlerin büyük çoğunluğunun Yalova'dan ayrıldıklarını vurgulayan ve isminin açıklanmasını istemeyen doktor, ameliyat ve doğumların kısıtlı imkânlarla yapıldığını dile getirdi. 

Bolu Tabip Odası Başkanı Dr. Eyüp Oğan , 12 Kasım depreminden etkilenen Bolu'da ilk 7 ay içinde hiçbir şey yapılmadığını vurguladı. Oğan, Bolu'da yataklı tedavi kurumlarının yetersiz olduğunu söyleyerek Devlet Hastanesi'nin depremde hasar gördüğünü, ancak son 1 ayda hasta yatırıldığını vurguladı. Düzce İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Cüneyt Tuğrul, Düzce'deki sağlık hizmetlerinin yüzde 50 kapasiteyle çalıştığını belirterek hekim açığı yaşandığına işaret etti. 



Gölcük Belediye Başkanı İsmail Barış, depremin etkisinin 'bilime ters duran' insanlar yüzünden arttığını söylüyor 

'KORKUNÇ BİR DERS ALDIK' 

Gölcük Belediye Başkanı İsmail Barış, kentte ümitlerin yavaş yavaş tükenmekte olduğunu söylüyor. Ağır hasarlı binalarla ilgili çalışmaların tamamlanamadığını belirten İsmail Barış ekliyor: ''İnsanlarımıza bu kışı soğukta-kışta geçirmeyeceksiniz diyemiyorum.''

HATİCE TUNCER

17 Ağustos gecesi saat 03.02'de Gölcük ilçe merkezinde binlerce bina enkaz haline geldi; Kavaklı, Değirmendere sahillerinde yüz metre ilerleyen sular binaları adeta yuttu. Tersane Komutanlığı ile Donanma Komutanlığı binalarının bir bölümü enkaz haline geldi. Aradan geçen bir yılda Gölcük'te binlerce canı alan enkazların yüzde 80'i kaldırılmış. Görsel kirliliğin kaldırılması amacıyla enkazdan boşalan alanlar toprakla örtülmüş. Ancak kalan temellerin kaldırılması ise çok büyük bir maliyet gerektiriyor. Yıkım kararı alınmış pek çok bina, insanın üzerine her an devrilecekmiş gibi duruyor. 

Depremin ardından Gölcük'ten çeşitli kentlere yüzde 70'e yakın bir göç oldu. Kimi akrabalarına sığındı, kimi yıkımı unutup yeni bir yaşam kurmayı, kimi de çocuklarının eğitimi için Gölcük'ü terk etti. Gölcüklüler şimdi yavaş yavaş geri dönüyor. Okulların kapanmasının da etkisiyle dönüşler hızlandıkça Gölcük'te yaşam hareketleniyor. Cumhuriyet' e bir yılın değerlendirmesini yapan Gölcük Belediye Başkanı İsmail Barış, söze ''yapılamayanlar'' dan başladı: ''İnsanlarımıza depremin yıkmış olduğu Gölcük'te 'Evsiz kalan vatandaşlar, evlerinizin yüzde 80'i bitirilmiş, kalan yüzde 20'si devam ediyor. Şu anda bu kışı soğukta-kışta geçirmeyeceksiniz' diyemiyorum. Depremden etkilenen, yıkılan 'ağır hasarlı binalarla ilgili her türlü çalışma tamamlanmış, temelleri de kaldırılmış, yeniden imara hazır hale getirilmiş' diyemiyorum." 

'İnsanların ümitleri bitti'

"Takriben Gölcük Kavaklı sahilinde 2000 dönümlük bir arazinin çökmesi neticesi oradaki binaların ne olacağı konusunda her şey yapılmış, tedbirler alınmış, 'kanalizasyon, su, yollar büyük ölçüde tamamlanmış' da diyemiyorum. 'Özürlü insanlarımızın problemleriyle ilgili rehabilitasyon merkezi, sosyalleşme, protezleriyle ilgili çalışmalar da tamamlanmış' diyemiyorum. Genel anlamda '17 Ağustos'tan bu yana şu probleminiz tamamlanmıştır' diyemiyorum. Bitmeye yüz tutan, sadece insanımızın ümitleridir.'' 

Kalıcı konutlar konusunda da karmaşa yaşandığını anlatan Gölcük Belediye Başkanı Barış, şöyle konuştu: ''Bayındırlık Bakanlığı'nın yapmış olduğu konutlar 99 metrekaredir. Dünya Bankası kredisiyle Başbakanlık Proje Birimi tarafından yapılan konutlar 82 metrekare. Bayındırlık Bakanlığı 2 bin, Başbakanlık 3 bin 592 civarında konut yapacak. Gölcük'te konut isteyen hak sahibi insan sayısı 7 bin 600 (tüm hak sahibi sayısı 9 bin 500'dür). Demek ki 2 bin 300 konut açığı var. 'Eksik kalanı dağıtırız' diyorlar, ama bu kabul edilemez. Madem öyle, Gölcük'ü başka bir yere taşısınlar.'' 

Depremin adının ''Gölcük'' olduğunu ifade eden Barış, toplam can kaybının yüzde 30'unun Gölcük'te olduğunu, bu nedenle her 100 desteğin yüzde 30'unun Gölcük'e verilmesi gerektiğini söyledi. 

'Yetki verilmedi'

Fazilet Partili olduğu için herhangi bir siyasi ayrımla karşılaşmadığını, sorunun Yerel Yönetimler Yasası'ndan kaynaklandığını anlatan Barış, ''Yetki verilseydi insanlar bu kadar kırılmazdı'' dedi. Gölcük'te 2 bin 200 prefabrik konut bulunmasına karşın 12 bin 500 konutun yıkıldığına dikkat çeken Barış, ''Biz başlangıçta çadır şartlarının biraz daha iyileştirilerek süratli bir şekilde kalıcı konutlara geçilmesini arzu ediyorduk. Prefabriklerle yeni bir yük geldi. Ancak iyi ki öyle yapmışlar. Yoksa hâlâ kalıcı konutlar
yapılmadığına göre büyük bir sıkıntı olacaktır'' dedi. 

Gölcük sahilinde 500 dönümlük, yarım metreyle 2 metre arasındaki çökmeye stabil malzeme doldurulmuş. Barış, ''Gelecek yaz, sahilimiz eski güzelliğine kavuşacak'' dedi. 

Barış, Gölcük'te depremin bu denli olumsuz etkisinin ''insanların bilime, ilime ve fenne ters duruşlarından kaynaklandığı'' görüşünü dile getirip devam etti: ''Acı bile olsa çok korkunç bir ders aldık.'' Barış'ın verdiği rakamlara göre, 5 Ağustos 1999'da saniyede kullanılan su miktarı 200 metreküp-500 metreküp. Bu, perişan durumda olan su şebekesinden kaynaklanıyor.Bağlantı noktalarının denizin altında kalması nedeniyle kanalizasyon da Gölcük'te ciddi bir problem. Gölcük'ün 5.5 trilyon liralık kanalizasyon projesi İller Bankası tarafından ihale edilmiş. Su projesi ise 6 trilyon lira tutarında. 



Rakamlarla Gölcük

25 kişiden 1'i öldü

Gölcük'te 5 bin 383 kişi yaşamını yitirdi. Bu, Gölcük'te yaşayan her 25 kişiden 1'inin depremde öldüğünü gösteriyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 421 kişi hayatını kaybetti. 5 bin 252 kişi ise enkazdan yaralı çıktı. 13 bin 191 konut ve 2 bin 132 işyeri tamamen yıkıldı. 10 bin 850 konut ve 1274 işyeri orta hasarlı, 8 bin 409 konut ve 1095 işyeri az hasarlı olarak tespit edildi. 

Depremle birlikte annesiz kalan çocuk sayısı 73, babasız kalan çocuk sayısı 119, hem annesiz hem babasız kalan çocuk sayısı 89. İzmit Kent Kurultayı tarafından yaptırılan araştırmaya göre nüfusun yüzde 64'ü göç etti. Gölcük'ün 80 bin olan nüfusunun 30 binlere düştüğü tahmin ediliyor. 



Gölcük'te kayıplar aranıyor 

'Depremzedeler kullanılıyor'

İnci Bayındır, artan işsizlik nedeniyle, işverenlerde ''nereye göndersen, kaç para versen çalışır'' anlayışı yüzünden depremzedenin ucuz işgücü kaynağı olarak görüldüğünü ifade etti. 

Gölcük Koruma Geliştirme Mağdurlarla Dayanışma Derneği Başkanı İnci Bayındır, kaybolan kişilerle ilgili yoğun çalışma içinde.Derneklerine 18 başvuru olduğunu belirten Bayındır, çok sayıda sakat yurttaşın tedavisinin de gerçekleştirilmediğini anlattı.Kayıplar arasında hafızasını kaybetmiş kızlar bulunduğunu ve ailelerin fuhuş amaçlı kullanıldıkları endişesini taşıdıklarını belirtti. Bayındır, artan işsizlik nedeniyle işverenlerde ''nereye göndersen, kaç para versen çalışır'' anlayışı yüzünden depremzedenin ucuz
işgücü kaynağı olarak görüldüğünü ifade etti. 

Gölcük Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Mahmut Seslikaya da öncelikle taleplerinin ''kalıcı işyeri'' olduğunu söyledi. Ayakta kalan işyerlerinin mark ve dolar üzerinden kiralanabildiğini anlatan Seslikaya, esnafın Bağ-Kur prim borçlarının bağışlanmasını ve 3 yıl vergi muafiyeti istediklerini belirtti. Maaşlı olmayan kişilerin mağdur durumda kaldıklarını ifade eden Mahmut Seslikaya, esnafın el ele vererek açtığı 17 Ağustos Çarşısı'yla biraz moral bulduklarını söyledi. Belediyeye ait otoparkın kiralanmasıyla oluşturulan 17 Ağustos Çarşısı'ndaki esnafın var olma savaşımı verdiğini belirterek ''Çarşıyı oluşturmak büyük bir olaydır. Halen varız diyoruz'' dedi. 

Türk Harb-İş Sendikası Gölcük Şube Başkanı Hayati Alp, 128 üyelerini kaybettiklerini ve 2 bin 50 üyenin evinin oturulamaz durumda olduğunu belirtti. Alp, tersanelerin çalışmasıyla birlikte işçilerin işbaşı yaptığını anlattı. 



Depremzede kadınlar ortak yaşam alanlarındaki 'paylaşım'a emeklerini de katık ettiler

Acılarını bakıra işlediler

Yakınlarını yitirmenin acısını işledikleri bakıra, ürettikleri mumlara yansıtan depremzede kadınların artık kalıcı ve daha büyük siteye gereksinimi var. Depremzede kadınlar, siteye yerleşmeleri durumunda üretimlerinin karşılığını daha rahat alabileceklerine dikkat çekiyorlar.

GÖZDE AKGÜNGÖR

17 Ağustos'un getirdiği yeni koşullar, kadınların günlük yaşama bakış açılarını da değiştirdi. Ortak yaşam alanlarında ''paylaşma''yı daha yoğun yaşayan depremzede kadınlar, şimdi bu paylaşıma emeği ve umudu da katık ettiler. Genç feministlerin çabalarıyla bir araya gelerek atölye çalışması yapan kadınlar, artık çadırkente sığmıyor, bir siteye ihtiyaç duyuyorlar. 

Kadın Dayanışması Vakfı'ndan (KADAV) Melek Özman , bölgede ilk kurulan sosyal merkezlerin ''erkek kahveleri'' olduğunun altını çizerek ''Kadınlarınsa yaşadığı travmayı atlatacak bir sosyal mekânı yoktu. Bunun bir eksiklik olduğunu görerek böyle bir mekân oluşturmak ve kadınların yaşamını normalleştirmek istedik'' diyor. Deprem bölgesine ped götürerek başladıkları çalışmaların, depremzede kadınların talepleriyle şekillendiğini belirten Özman, nasıl işe koyulduklarını şöyle anlatıyor: ''Deprem haftası bölgeye gittiğimizde, ne yapacağımızı bilmiyorduk, deneyimsizdik, parasızdık. Kadınları gördük, ağlamaktan taş
kesilecekler sandık, taşlaşmalarını istemedik ve o sahne karşısında onlara deprem öncesi yaşamı anımsatmamız gerektiğini anladık. Örgü, dantel gibi el işleri için gerekli malzemeyi sağlayarak işe başladık.'' 

Çadırlarda başlayan çalışmaların, mayıs ayında prefabrike atölyelere taşındığını, bu sırada çok zorluk yaşadıklarını, prefabrike konutlarının çalınmasıyla açıkta kalınca üç hafta boyunca vinç aradıklarını ifade eden Özman, ''Üç hafta sonunda deprem bölgesindeki arkadaşımızdan gelen telefonla, vinç sesini dinleyerek ağlamaya başladık'' diyor. Zamanla zorluklar aşıldı, kadınlar dikiş dikti, mum ve ev tekstili üretti, bakır işledi, halı dokudu, bilmeyenler okuma-yazma ve bilgisayar kullanmayı öğrendi. Bu gelişmeyi sağlayan 5 kadın, gönüllü sayısı arttıkça daha verimli olacaklarını dile getiriyor. 

Kalıcı barınaklar

KADAV adına konuşan Zelal Ayman , prefabrike atölye çalışmalarının kalıcı konutlara evrilmesi gerektiğini belirterek içinde kreş, atölye ve sosyal merkez bulunan bin metrekarelik kalıcı bir site projeleri olduğunu söylüyor. Söz konusu proje için, Hollandalı bir kuruluş finansal destek sağlıyor, tek koşul, sitenin mobilya, beyaz eşya, bilgisayar gibi iç donanımının sağlanması. 

Ayman, ''Kısıtlı olanaklarla neler yapabileceğimizi gördüler, bize güveniyor ve destek olmak istiyorlar, ancak yapmak istedikleri kuru bir yapı değil, inşaat sonrası çalışmanın tarafımızdan karşılanmasını bekliyorlar'' diye anlatıyor projeyi. Proje için İzmit Büyükşehir'e bağlı Saraybahçe Belediyesi'nin de arsa bağışı ve altyapı sağlayarak destek vereceğini söyleyen Ayman, amaçlarını ''kadınları, toplum yaşamından izole etmek değil, üretimi sürdürebilecekleri kalıcı bir barınak sağlamak'' olarak açıklıyor. 

Gönüllü tasarımcı arandığı için KADAV'ın henüz bir web adresi yok, ancak vakfa 212 293 63 06 numaralı telefondan ulaşmak mümkün. 



Kocaeli'nde sanayi yeniden atakta

İZMİT (AA) - Kocaeli'nde zararı 3.5 milyar doları bulan sanayi kuruluşları, 6 ayda üretim kapasitesini yüzde 75'e ulaştırdı, ekonomik kayıplarını da yüzde 50 oranında giderdi. 

Deprem bölgesindeki illerde oluşan yaklaşık 4 milyar dolarlık kaybın 3.5 milyar doları, Kocaeli'nde oluştu. Zararın bir kısmı sigorta şirketleri tarafından karşılandı, sanayiciye Halk Bankası 23 milyon dolar kredi açarak destek verdi. 

Bu durumu, Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Kanbak , şöyle özetliyor: ''Depremin ilk günlerindeki günlük üretim kaybı, 56 milyon 150 bin dolar civarındaydı. Bu kayıp, her türlü olumsuz koşullara karşın kısa sürede giderildi. Sanayinin yüzde 97.5'i, 6 ayda yüzde 75 kapasiteyi buldu. Büyük hasara uğrayan küçük ölçekli 15 şirket de yüzde 40 kapasiteye ulaşabildi. Deprem KOBİ'lerden 15'inde tamamen, 278'inde de kısmen, büyük işletmelerin 1'inde tamamen, 51'inde de kısmen hasar yarattı. KOBİ'lerden 4'ü halen üretime geçemedi.'' Yılmaz Kanbak, sanayicilerin olumsuzluklara karşın, sıkıntıyı yüzde 50 oranında giderdiğini vurguladı. 

Bu arada, Kocaeli Valiliği de Sanayi Odası'nın deprem sonrası üyeleri arasında yaptığı anket sonuçlarını derleyerek, bölgedeki sanayinin durumu hakkında veriler oluşturdu. Bu verilere bakıldığında, oda üyesi 1062 firmanın yüzde 32'sinin depremden etkilendiği ve yıkılan ya da hasara uğrayan sanayi kuruluşlarında çalışan 295 kişinin hayatını kaybettiği görülüyor. 

Enkaz haline gelen 16 sanayi kuruluşundan 15'inin KOBİ olduğu göze çarparken 862 KOBİ'den yüzde 34'ünün, 200 büyük firmadan da yüzde 26'sının hasar gördüğünü ortaya çıktı. 



Sanayinin kalbi hasar gördü 

Şirketler sigorta ile can buldu 

Ekonomi Servisi - Türkiye'deki katma değerin yüzde 46.7'sini, GSMH'nin ise yüzde 40'ını üreten Marmara Bölgesi, 17 Ağustos depremi nedeniyle yitirdiği ''Türkiye sanayisinin kalbi'' konumunu, devletten aldığı teşvik, vergi desteği ve sigorta şirketlerinin ödemeleri ile yeniden elde etmeye çalışıyor. 

Ödenen tazminatın, muafiyet uygulamaları nedeniyle düşük kaldığını kabul eden sigorta şirketleri, deprem teminatını içeren yangın poliçelerinde yüzde 29 oranında artış, makine montaj poliçelerinde ise yüzde 7 oranında düşüş yaşandığını belirtiyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği'nce yayımlanan ''1999 Yılı Sektör Faaliyet Raporu'' na göre deprem bölgesinde çoğunluğu sınai ve ticari riskler olmak üzere toplam teminat tutarı 42 milyar doları aşan, 266 bin dolayında poliçe bulunuyordu. Deprem sonrası kendilerine ulaşan 15 bin hasar dosyasına karşılık, ödenen ve ödeneceği tahmin edilen miktarı yangın branşında 750 milyon dolar, makine montaj branşında 8.5 trilyon lira olarak belirleyen sigorta şirketleri, bu miktarın muafiyet uygulamaları nedeniyle düşük kaldığını kabul ediyor. 

Prim ve poliçede artış

Deprem sigortası, yangın ve makine montaj poliçelerinde primlendirildiği için, sigortacılar 1999 yılını yangın branşında hasar ödemelerinin sigorta tarihinde en üst noktaya vardığı bir yıl olarak görüyor. Rapora göre bu yıl yangın branşında yüzde 29 artış, makina montaj sigortasında ise yüzde 7 azalma yaşandı. 

40 şirketin faaliyet gösterdiği yangın branşında prim gelirleri 160 trilyon liraya yükselerek önceki yıla göre dolar bazında yüzde 19 oranında artış gösterdi. Makine montajda ise 1999 yılı prim gelirlerinin 39 trilyon liraya yükselmesiyle dolar bazında yüzde 12 oranında düşüş gösterdi. 

Raporun ortaya koyduğu sonuçlardan biri de yangın branşı prim gelirlerinin toplam prim gelirleri içindeki payının yüzde 14'ten 1999 yılında yüzde 16'ya yükselmesi. Makine montaj branşı prim gelirlerinin toplam prim geliri içindeki payı ise yüzde 4.6'dan yüzde 3.9'a düştü. 

Hasarı 1 milyon doları aşan kuruluşlar 

** Trakya Bölgesi: Trakya Cam 
** İstanbul Bölgesi: Muya, İhlas Ev Aletleri, Tursa 
** Kocaeli Bölgesi: Enerjisa, Ford-Otosan, Shell, İGSAŞ, İ.M.P Federal Mogul, Kartonsan, Kordsa, Marshall, Mekân Yatakları, Olmuksa, Uzay Gıda, Hyundai, Castrol, Carnaud Metal Box, Dow Chemical, Dusa, Brissa, Borusan Mamesman, BSV Metro AG, Pirelli, Özel Kocaeli Kampusu ** Sakarya Bölgesi: Toprak İlaç, ToyotaSa, Ege Kimya, Elmas Otel, Asaş Alüminyum, Kromel Makina, Maraşoğlu Yağ, SS İnan Yapı, Pilsa 
**Yalova Bölgesi: Aksa, Akal Tekstil, Merko Gıda, VSB Süs Bitkileri 
**Bolu Bölgesi : Çak Tekstil, Gürbüz Dış Ticaret, Aluform Pekintaş, Anlaş Lastik, Bolu Tüneli
**Bursa Bölgesi: BSV Metro AG. 
 


CUMHURİYET GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş