|
17
Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber
ve Yorumlar
CUMHURİYET
GAZETESİ - 17 AĞUSTOS 2000

Türkiye
bir yıl önce deprem ile uyandı. 10 binlerce insan yaşamını yitirdi. Yardımlar
milyar dolarlara ulaştı. Ancak 17 Ağustos'tan bu yana depremzedelerin çığlığı
sürüyor
Orada kimse var mı?
17 Ağustos 1999'da yaşanan
7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden tam bir yıl geçti. 'Küçültülen' devlet,
enkaz altında kaldı. Gerçek can kaybı hâlâ bilinmiyor. Resmi açıklamaya
göre 17 bin 840 kişi öldü. 43 bin 953 kişi yaralandı. 505 kişi sakat kaldı.
285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü.
17 Ağustos 1999'da yaşanan
7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden tam bir yıl geçti. 'Küçültülen' devlet,
enkaz altında kaldı. Gerçek can kaybı hâlâ bilinmiyor. Resmi açıklamaya
göre 17 bin 840 kişi öldü. 43 bin 953 kişi yaralandı. 505 kişi sakat kaldı.
285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü.
17 Ağustos 1999'da yaşanan
7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden tam bir yıl geçti. 'Küçültülen' devlet,
enkaz altında kaldı. Gerçek can kaybı hâlâ bilinmiyor. Resmi açıklamaya
göre 17 bin 840 kişi öldü. 43 bin 953 kişi yaralandı. 505 kişi sakat kaldı.
285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü.
Barınma, beslenme, sağlık
ve eğitim, bölgede hâlâ ciddi bir sorun. Kalıcı konut yapımı için girişimlere
7 ay sonra başlanabildi. 29 bin kişi deprem bölgesinde yaşamını çadırlarda
sürdürmeye çalışıyor. Bu çalışma temposuyla bölge halkı önümüzdeki kışı
da sıkıntı içinde geçirecek.
Depremde hasar gören 2
bin 312 bina yıkılmayı bekliyor. 2 bin 655 binanın da enkazı kaldırılmayı
bekliyor. Yaklaşık 50 trilyon lira, prefabrike konutlar için harcandı.
Kalıcı konutlar için yerleşim alanları 'rastgele' belirlendi. Deprem konutlarının
ihalesi, yıkılan binaların müteahhitlerine verildi.
BANU SALMAN
ANKARA - Deprem için 1999
yılında çıkarılan 500 trilyon liralık ek bütçenin ancak 311 trilyon lirası
geçen yıl içinde kullanılabildi. Bu yılın ilk 5 ayında hükümetin bütçeden
depremle ilgili yalnızca 228 trilyon liralık harcama yaptığı dikkate alındığında,
500 trilyon liralık 1999 yılı ödeneğinin bile yeni tüketildiği ortaya çıkıyor.
Yani, 2000 yılı bütçesinden yapılan aktarım yalnızca 38 trilyon lirada
kalıyor. Yine yılın ilk 6 ayında 518 trilyon lira deprem vergisi toplanmasına
karşın ilk 5 ayda deprem için bütçeden yapılan harcama tutarının 228 trilyon
lirada kalması, ek vergilerin yalnızca deprem için çıkarılmadığını da kanıtlıyor.
DPT'nin ''Depremin Ekonomik
ve Sosyal Etkileri'' raporuna göre, kamu finansmanı üzerinde depremin 6.2
milyar dolarlık yük oluşturacağı belirtilmesine karşın, 17 Ağustos 1999
tarihinden Mayıs 2000 sonuna kadar yapılan harcamalar, 1 katrilyon lira
düzeyine ancak ulaştı. Maliye'nin verilerine göre bütçe dışı fonlar, bağış
ve hibeler, dış kredi, sigorta, KİT ve diğer özel bütçeli kurumların yaptığı
harcamalar da dahil edildiğinde, yılın ilk 5 ayında 421 trilyon 136 milyar
lira aktarıldı.
1999 bütçesinde 500 trilyon
liralık deprem için ek bütçe çıkarılmasına karşın, 1999 yıl sonuna kadar
deprem için bütçeden yapılan harcanabilen tutar 311 trilyon 478 milyar
lirada kaldı. 2000 yılı başından mayıs ayı sonuna kadar da 228 trilyon
219 milyar lira harcandığı dikkate alındığında, bu yıl aslında 38 trilyon
liralık bir harcama yapılmış olduğu görülüyor.
Oysa hükümetin deprem gerekçesiyle
çıkardığı ek gelir, ek kurumlar, ek motorlu taşıtlar, ek emlak vergileri
ile özel işlem ve özel iletişim vergilerinden yılın ilk 6 ayında 518 trilyon
224 milyar lira toplandığı görülüyor. Buna karşın devletin bütçeden yılın
ilk 5 ayında deprem için harcadığı tutar ise deprem vergilerinden toplanan
gelirin yarısına bile ulaşmayarak 228 trilyon 219 milyar lirada kaldı.
Yılın ilk 5 ayında bütçe
dışı fonlardan depremle ilgili 22 trilyon 219 milyar lira, bağış ve hibelerden
46 trilyon 508 milyar lira, dış krediden de 90 trilyon 26 milyar lira,
KİT ve diğer özel bütçeli kurumlardan 70 milyar lira harcama yapıldı. 2000
yıl sonu itibarıyla da tüm bu kaynaklardan ve bütçeden yapılacak aktarımın
toplam 1 katrilyon 32 trilyon 457 milyar lirada kalması öngörülüyor. Bütçeden
yapılacak aktarım programı da 539 trilyon lira olarak programlanıyor.
Başbakanlık Kriz Merkezi'nin
verilerine göre de il bazında toplanan yardımların tutarı 16 trilyon 718
milyar lira, 1 milyon 704 bin 113 dolar ve 2 milyon 387 bin 572 marka ulaştı.
İller itibarıyla fert başına ortalama yardım miktarına bakıldığında, en
yüksek yardımın 2 milyon 712 bin 266 lirayla nüfusun azlığı nedeniyle Şırnak'tan
geldiği görülüyor.
Yaşama
yeniden sarıldı Ömür Kınay, Sefaköy'deki evlerinin enkazı altında çekilen
o boynu eğrilmiş fotoğrafıyla Marmara depreminin simgesi oldu. Kendisini
kurtarmaya gelenlerden ilk isteği nişanlısını aramaları olmuştu. Aradan
geçen bir yıl içinde nişanlısından ayrılmış, şimdi geçmişte kalan acılarını
unutup kendine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Avcılar Özel Vatan Hastanesi'nde
gördüğü tedavi sonucu koltuk değneği kullanarak yavaş yavaş yürümeye başlamış.
PROF. AHMET METE IŞIKARA
'Deprem gerçeğini geç
fark ettik'
*
İstanbul sallanınca Türkiye'nin deprem gerçeğini fark ettiğini söyleyen
Işıkara, ''Keşke bu ilgi Erzincan'a, Ceyhan'a, Dinar'a da olsaydı'' dedi.
Işıkara, Türk halkının depremle birlikte yaşamayı kabullenmesi ve hızla
depremden korunma yollarına yönelmesi gerektiğini belirtti.
ALİ ER
Kandilli Rasathanesi ve Deprem
Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Türkiye'nin deprem
gerçeğini geç fark ettiğini ve Marmara sallanıncaya kadar bu gerçeğin göz
ardı edildiğini söyledi. Prof. Işıkara, ''Biz Marmara'da yaşayanlar ne
zaman Kocaeli-Gölcük depremini hissettik, ne zaman İstanbul sallandı, o
zaman Türkiye'nin deprem gerçeğinin farkına vardık'' dedi.
17 Ağustos depreminin yıldönümünü
gazetemize değerlendiren ve sorularımızı yanıtlayan Prof. Işıkara, 17 Ağustos
depreminin yıldönümünde çok önemli çabalar bulunduğunu ifade ederek ''Keşke
bu ilgi Erzincan'a da olsaydı, Ceyhan'a da olsaydı, Dinar'a da olsaydı''
dedi. Özellikle eğitim çalışmalarının altını çizmek istediğini vurgulayan
Işıkara, 2000-2001 eğitim ve öğretim yılında okullarda afet derslerinin
okutulacağını, bu sayede öğrencilerin depremden korunmanın yollarını ve
çevresindeki yaralılara ilk yardım uygulamayı öğreneceklerini kaydetti.
Basit önlemlerle pek çok
yaşamın kurtarılabileceğini anlatan Işıkara şöyle devam etti:
''Amerika'da yapay depremle
bir test yapılmış. Bir kötü, bir iyi eve uygulanıyor. Tabi kötü ev hemen
yıkılıyor, iyi eve bir şey olmuyor, ama içine konulan dolap, çanak, tabak
hepsi devrilmiş ve bizim 'yapısal olmayan hasarlar' dediğimiz hasara neden
olmuş. İşte deprem öncesinde bu yapısal olmayan hasarların önlenmesi gerekir.
Gölcük'te, Adapazarı'nda çok sayıda yurttaşımız dolap altında kalarak yaşamını
yitirmiş. Çok basit bir önlemi var; bağla, devrilmemesini sağla.''
Deprem tahmini yok
Dünyada depremi önceden tahmin
eden bir teknolojinin henüz bulunmadığını, ancak bilim adamlarının depremin
yerini ve büyüklüğünü söyleyebildiklerini anlatan Işıkara, ''ne zaman''
ın yanıtının ise olmadığını söyledi. Deprem tahmini amacıyla seçilmiş pilot
bölgelerde (Geyve, İznik, Gemlik) çalışmalar yaptıklarını belirten Prof.
Işıkara, bu pilot bölgeler seçilirken önce fay izi belirleme çalışmalarının
yapıldığını, bu fayın iki tarafına yerleştirilen sistemlerle manyetik ve
elektrik alan değişiklikleri, açığa çıkan radon gazı miktarı, küçük deprem
etkinlikleri, yer kabuğu hareketinin tespiti, kuyu suları ve sıcak sulardaki
değişimlerin ölçüldüğünü söyledi.
Bu parametrelerin eşzamanlı
oluşumu durumunda bir deprem öngörüsünde bulunabileceğini anlatan Işıkara,
''Ancak, 1 gün sonra mı, 1 ay sonra mı, 1 yıl sonra mı? İşte bu sorunun
yanıtı verilemiyor'' dedi.
Işıkara, depremi saatler
mertebesinde haber veren sıra dışı deprem aktivitesiyle ilgili de şunları
söyledi:
''Sıradışı deprem etkinliklerinin
oluşması süreci 7-8 saat, en fazla 24 saat olabiliyor. Bu süreçte küçük
depremlerin sayısı hızla artıyor, saatte 20-25 küçük depremle tepe noktasına
geliyor. Bir sakin noktası var, ardından büyük deprem geliyor ya da deprem
fırtınasına dönüşüp kayboluyor. 17 Ağustos depreminden önce sıra dışı bir
etkinlik kaydetmedik. Yani tüm depremler öncesinde olmuyor. Ama ben böyle
bir etkinliği kaydetsem, daha önce de yaptığım gibi bu bilgiyi topluma
aktarmaktan kaçınmam.''
Erken uyarı sistemi
Işıkara, depremin yıkıcı
olmayan ilk dalgalarının (P) uyarısıyla doğalgaz, elektrik gibi yaşamsal
sistemlerin otomatik olarak kapatılmasını sağlayacak ''Deprem Erken Uyarı
Sistemi'' projesinin bir İsviçre firmasına ihale edildiğini ve ihale sürecinin
bitmesinin ardından yaklaşık 1 yıl içinde sistemin kurulmuş olacağını söyledi.
Projenin tam adının ''Acil Müdahale ve Erken Uyarı Sistemi'' olduğunu kaydeden
Işıkara şu bilgileri verdi:
''İstanbul'da nüfusun yoğun
olduğu kritik yerlere 140 adet kuvvetli yer hareketi cihazları yerleştireceğiz.
Kandilli'de iki yerde olacak. Ayrıca, valilikte, belediye başkanlığında,
garnizonda, emniyette, Ankara'da yeni kurulan Türkiye Acil Durum Genel
Müdürlüğü'nde de olacak. Bu sistem sayesinde İstanbul'da olası bir depremin
ardından çok kısa sürede orta-ağır hasarlı binalar belirlenebilecek, oralara
önceden belirlenen ekipler en kısa sürede ulaşarak kurtarma çalışmalarını
başlatacaklar.''
Işıkara, yapılar için getirilen
zorunlu deprem sigortasının, sigorta işlevinin yanı sıra inşaat kalitesi
için otokontrol sistemi oluşturacağını kaydetti.
Riskli binaların güçlendirilmesinin
bazen yeni bina maliyetinin yüzde 80'ine yaklaştığını, ayrıca kat maliklerinin
birinin dahi itirazı halinde güçlendirmenin yapılamadığına dikkat çeken
Prof. Işıkara, güçlendirmeden ziyade belirlenecek yeni yerleşim alanlarında
depreme dayanıklı konutlar yapılması gerektiğini söyledi. Bu yöndeki önerisini
Başbakan Bülent Ecevit 'e ilettiğini anlatan Işıkara, bunun için Amerika'da
olduğu gibi yurttaşlara düşük faizli krediler sağlanması gerektiğini vurguladı.
Işıkara, olası Marmara depremiyle ilgili olarak da şunları söyledi:
''Benim bu tür sorulara verdiğim
yanıt şu: Artık bizlerin deprem olacak gerçeğini kabul etmemiz gerekir.
Yalnız İstanbul için değil, Türkiye'nin her yanı için bu böyle. Depremle
birlikte yaşamayı kabullenmeliyiz. Depremden korunmanın yolları var. Bu
yollara hızla yönelmemiz lazım.''
İLLER BANKASI
Yardım skandalı
**Depremden sonra gerçekleştirilen
altyapı ihalelerini MHP'li yandaşlarına veren İller Bankası, şimdi de yurttaşların
depremzedelere yaptığı yardımlara el attı. Deprem Yardımlarını ve Harcamalarını
İnceleme Komisyonu, İller Bankası'nın yardımlardan 1.9 trilyon liralık
katılım payı aldığını belirledi.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)
- Deprem Yardımlarını ve Harcamalarını İnceleme Komisyonu yeni skandalları
ortaya çıkardı. Yurttaşların depremzedeler için yaptıkları yardımlardan
İller Bankası'nın 1.9 trilyon lira ''komisyon'' alması komisyon tarafından
eleştirildi. Müfettişler bilinmeyen bin adet kuşkulu hesabı saptarken bazı
hesaplardaki paraların da amaç dışı kullanıldığı belirlendi.
17 Ağustos depreminin 1.
yılında Bakanlar Kurulu da gündemini bu konuya ayırdı. Bakanlar Kurulu'nun
bugün gerçekleştirilecek toplantısında, bakanlar bir yılda gerçekleştirdikleri
çalışmaları anlatacaklar. Toplantının bakanlıkların çalışmalarının anlatıldığı
bölümü basına açık gerçekleştirilecek. Maliye Bakanlığı Başmüfettişi Süreyya
Turgut, Başbakanlık Başmüfettişi Bülent Tarhan ve Bankalar Yeminli Murakıbı
Nuri Bodur'dan oluşan Deprem Yardımlarını ve Harcamalarını İnceleme Komisyonu,
eylül ayından beri yürüttüğü çalışmalarını büyük ölçüde tamamladı. Bu süre
içinde hazırladığı 2 raporu Resmi Gazete aracılığıyla duyuran komisyon,
bütün yardım hesaplarını tek tek taradı. Ziraat Bankası'nda oluşturulan
merkezi hesaba aktarılmayan, hatta bazılarından banka genel müdürlüklerinin
dahi haberi bulunmayan bin dolayında hesap ortaya çıkarıldı. İncelemelerde
ayrıca yardım hesaplarındaki paraların bir bölümünün amaç dışı çekildiği
saptanırken aralarında ÇAYKUR'un da bulunduğu bazı kamu kuruluşlarından
aylar sonra hesaplara aktardığı paralar için ek faiz isteminde bulunuldu.Bu
konuda çıkarılan düzenlemelere aykırı hareket edenler hakkında da soruşturmalar
açıldı.
2 bin 383'ü Türkiye'de, 576'sı
yurtdışında açılan toplam 2 bin 958 yardım hesabına 2 milyonu biraz aşkın
kişi ve kuruluş yardımda bulundu. Toplanan yardımların faizleriyle birlikte
tutarı 159 trilyon liraya ulaştı. İller Bankası ise bu paraların bir bölümüne
''kontrollük ve danışmanlık işlemleri'' adı altında el koydu. İller Bankası'nın
''komisyon'' olarak aldığı bu paranın 1 trilyon 925 milyar lira olduğu
saptandı. Komisyon, bu durumu tepkiyle karşıladı ve raporunda şu ifadeye
yer verdi:
''Ziraat Bankası'ndaki merkezi
bağış ve yardım hesabından Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afetler Fonu'na
aktarılan paralardan İller Bankası'na yaptırılan işler nedeniyle mevcut
İller Bankası çerçevesinde katılma payı ödendiği saptanmıştır. İller Bankası
kamu kuruluşu olup genel afet durumunda yaptırılan işler nedeniyle katılma
payı alması, devletin var olma nedeni açısından uygun görülemez.''
İller Bankası Genel Müdürü
İrfan Önal ise bu skandalın ''mevzuattan kaynaklandığını'' savundu. Deprem
bölgesindeki altyapı inşaatlarının kontrol, müşavirlik ve proje danışmanlık
gereği bu payı aldıklarını kabul eden Önal, bunun yasal olduğunu iddia
ederek ''Almazsak denetim konusu olur'' dedi. Önal, ''Şimdi cami yaptırmak
için bağış yapıyoruz. Ama onu ihale ediyoruz.Müteahhide, 'Bu cami, ihale
parası olmaz' diyemezsin'' diye konuştu. Bu durumun, insanlara ters gelebileceğini
kabul eden Önal, ''Kendi inisiyatifimizle bunu iade edebilir miyiz, onu
araştırıyoruz'' savunmasını yaptı.
İçişleri Bakanlığı Afet Bölge
Koordinatörlüğü'nün verilerine göre, 17 Ağustos 1999 depreminde, Düzce'de
270, Bursa'da 268, Eskişehir'de 86, İstanbul'da 981, Kocaeli'nde 4 bin
93, Gölcük'te 5 bin 384, Sakarya'da 3 bin 891, Yalova'da 2 bin 504, Zonguldak'ta
ise 3 olmak üzere, toplam 17 bin 840 kişi; 12 Kasım Düzce depreminde de
Bolu, Düzce, Kaynaşlı, Adapazarı, Yalova, Zonguldak ve civarlarında toplam
894 kişi yaşamını kaybetti. Resmi rakamlara göre her iki depremde toplam
18 bin 374 kişi yaşamını yitirdi, 48 bin 901 kişi yaralandı, 505 kişi de
sakat kaldı.
Depremzedeyi bu kez rantçılar
vurdu
MUTLU SERELİ
ANKARA - 17 Ağustos depremi,
bütün olumsuzluklarının yanı sıra devletin ve hükümetin içinde bulunduğu
aczi de gözler önüne serdi. Toplumun tüm kesimlerinin dikkatlerini depreme
yönelttiği sırada yoğun eleştirilere hedef olan Sosyal Güvenlik Yasası'nı
apar topar TBMM'den geçiren hükümet, depremzedeler için ise sözde yardım
toplayıp bunu yandaşlarına dağıtmakla ve çok sayıda ihale yapmakla kaldı.
Depremde yaşamlarını yitirenlerin gerçek sayısı hâlâ belirlenemedi ya da
belirlenmek istenmedi. Toplanan yardımların yaklaşık 50 trilyonluk bir
bölümü ''geçici'' olarak düşünülen ve geri dönüşümlü olarak
kullanılması mümkün olmayan
prefabrike konutlar için harcandı. Kalıcı konut sorunu hâlâ çözülemediği
için, depremzedelerin büyük bölümü bu kışı da çadırda geçirme tehlikesiyle
karşı karşıya. Deprem bölgesinde halen çadırlarda yaşayan 26 bin 729 yurttaş
bulunuyor.
20. yüzyılda yaşanan en büyük
felaketlerden biri olarak kabul edilen 17 Ağustos depremi, Türkiye'nin
ekonomik, sosyal ve politik yapısını derinden etkiledi. Olayın boyutlarının
büyüklüğüne ve ciddiyetine karşın hükümet bunu değerlendiremedi. Kurumların
kendi bünyelerinde oluşturdukları ''kriz masaları'' , bir süre sonra ''krize''
neden olmaya başladı. Olağanüstü durumlarda büyük görevlerin düştüğü Kızılay,
Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü gibi kurumlar
son derece yetersiz kalırken bu kurumların yapmaları gereken işler sivil
örgütler tarafından yerine getirildi. Depremin ve yakınlarını
yitirmenin ilk şokunu atlatan
yurttaşlar, bundan sonra yaşam savaşı içine girdiler.
Açıkta kalan yüzbinlerce
insanın barınma sorunu ilk günlerde bir türlü çözülemedi. Hükümet bu arada
''kalıcı konut mu-geçici konut mu'' tartışmasına girdi. Geçici konuta karşı
çıkan hükümetin azledilen Bakanı Sadi Somuncuoğlu , Bayındırlık ve İskân
Bakanı Koray Aydın ile girdiği tartışmadan yenik çıktı. 30 metrekare büyüklüğünde,
yaklaşık 30 bin adet prefabrike konut projesi ''rant'' kapısı olarak değerlendirildi
ve ihalelerin büyük bölümü iktidar partilerinin yandaşları arasında paylaştırıldı.
Yalova
Sorumluluktan kaçan devlet
METİN HAKYERİ
Depremde oğlunu, gelinini
ve iki torununu yitiren Peyrüze Süder, uğradığı maddi ve manevi zararın
giderilmesi için avukatı Veysel Uçum aracılığıyla Yalova Valiliği ile Yalova
Belediye Başkanlığı'na bir dilekçeyle başvurdu. Valilik ve belediye, Süder'e
aynı gerekçeyle yanıt verdi: ''Konunun bizimle ilgisi yok.''
Peyrüze Süder, 17 Ağustos
depreminde oğlu İsmail Süder ile gelini Selma Süder , torunları Didem Boran
ve Deniz Süder'i yitirdi. Bir aile tamamen yok oldu. Kendini bir hukuk
savaşımı içinde bulan anne Süder, ilk olarak yerle bir olan binayı inşa
eden müteahhit Metin Çekel hakkında şikâyetçi oldu. Bunun üzerine Yalova
Asliye Ceza Mahkemesi'nde Çekel hakkında dava açıldı.
Ardından depremin yarattığı
zarardan sorumlu olduğunu düşündüğü valilik ve belediyeden de uğradığı
zararın karşılanmasını istedi.
Peyrüze Süder hem belediye
hem de valilik nezdinde yaptığı girişime yanıt almakta gecikmedi. Yalova
Valiliği, Vali Yardımcısı M. Efnan Özbulgur imzasıyla gönderdiği yanıtta
istemi reddederek ''Dilekçenizin valiliğimizle ilgisinin bulunmadığını,
konu ile ilgili olarak mahkemeye müracaat etmeniz gerektiğini bilgilerinize
rica ederim'' karşılığını verdi.
Belediyenin yanıtı
Yalova Belediye Başkanlığı
ise Belediye Başkanı Yakup B. Koçal 'ın imzasını taşıyan yanıtta şöyle
dedi: ''Marmara Bölgesi'nde meydana gelen son yüzyılın en büyük deprem
felaketinde belediyemizin mevcut yasa ve yönetmelikler gereğince herhangi
bir idari kusuru bulunmamaktadır. Bu nedenle talebinizin kabul edilmesi
mümkün değildir.''
Deprem
bölgesindeki hekimler, personel açığının kapatılmasını istiyorlar
'Halk sağlığı tehlikede'
**Sağlık sistemindeki
sorunun deprem sonrasında daha da belirginleştiğine dikkat çeken doktorlar,
hizmetlerin personellerin özverileriyle yürütüldüğünü vurguladılar. Sağlıkçılar,
prefabrike hastanelerde çalışmanın zorluğunu vurguluyorlar.
SAADET USLU GAMZE DEMİRDAĞ
Deprem bölgelerinde görev
yapan hekimler, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri sonrası kanalizasyon
ve su sistemlerinin onarım çalışmalarının tamamlanmadığını belirterek halk
sağlığının tehlike altında olduğunu vurguladılar. Personel açığı ve prefabrike
yapılarda çalışılmasının da sağlık hizmetlerini etkilediğini ifade eden
hekimler, hastanelerin yapımına bir an önce başlanmasını istediler. Sağlık
sistemindeki sorunun deprem sonrasında daha da belirginleştiğine dikkat
çeken hekimler, deprem
bölgelerinde sağlık hizmetlerinin
personellerin özverileriyle yürütüldüğünü vurguladılar.
Kocaeli Tabip Odası Yönetim
Kurulu Üyesi Dr. Cavit Işıkyavuz, bugüne kadar yapılan araştırmaların depremin,
kronik hastalıklarda ve psiko-sosyal strese bağlı hastalıklarda artış yarattığını
ortaya koyduğunu söyledi. Sağlık hizmeti veren kurumların yapısının değiştiğini
de vurgulayan Işıkyavuz şöyle devam etti:
''İyi bir sağlık sistemi
varsa deprem sonrasında da ciddi bir sorun yaşanmaz. Ancak Türkiye'de sağlık
sisteminde sorunlar olduğu için durum daha da kötüleşti. Özellikle sağlık
ocaklarının durumu önemli. Çoğu sağlık ocağı deprem sonrasında tek bir
odaya sıkışmış durumda. Çok büyük bir sağlık personeli, özellikle de pratisyen
hekim eksikliği var. Sağlık çalışanlarının sosyo-ekonomik durumları ağırlaştı.
Sosyal güvencesi olmayan kişiler için hiçbir düzenleme yapılmış değil.''
Hastane sorunu
Bölgede ağırlıklı olarak
prefabrike hastanelerde hizmet verildiğine dikkat çeken Işıkyavuz, bunun
çok uzun süre devam edemeyeceğini, bir an önce asıl hastanelerin yapımına
başlanması gerektiğini vurguladı.
Gölcük'te incelemeler yapan
Bursa Tabip Odası'ndan Dr. Bülent Aslanan , deprem sonrasında ölen ve il
dışına tayin olan sağlık personeli sayısının 78, Gölcük'e tayin olanların
sayısının ise 23 olduğunu belirterek ciddi bir personel açığı olduğuna
dikkat çekti. Gölcük'ün kendi haline terk edildiğini ifade eden Aslanan,
hizmetlerin sağlık personelinin özverileriyle yürütüldüğünü belirterek
''Sağlık ocakları uluslararası örgütlerin destekleriyle hizmet veriyor.
Uzman hekim açığı var'' dedi.
Sağlıklı su
17 Ağustos depreminin ardından
Gölcük'e giden Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim
Dalı Öğretim Görevlisi Kayıhan Pala ise yurttaşların sağlıklı sudan yoksun
olduklarını söyledi. Gölcük'te kalıcı konut sıkıntısı yaşandığını anlatan
Pala, nüfusun yüzde 35'ine kanalizasyon hizmetinin verilemediğini bildirdi.
Hendek Devlet Hastanesi'nden Uzm. Dr. Ayşegül Uluutku, bölgede temel sağlık
hizmetlerinin deprem öncesinde de yetersiz olduğunu söyledi. Sakarya'da
oturup Hendek'te çalışan
Uluutku, ''Sakarya'da yapılan
atamaların ardından uzman sayısında biraz artış oldu. En büyük eksiklik
hemşire ve anestezist kadrosunda. Sakarya'da kanalizasyonun ancak yüzde
20'si tamamlanabildi. Bu durumda halk sağlığının çok iyi olması beklenemez''
diye konuştu.
Sıcak-soğuk dengesizliği
Yalova'da görev yapan bir
hekim ise barınmanın ildeki en büyük sorun olduğuna dikkat çekerek sıcak-soğuk
dengesizliği nedeniyle prefabrikelerde kalan insanların hastalıklara yakalanma
riskinin çok fazla olduğunu vurguladı. Yalova Devlet Hastanesi'nin yarı
kapasiteyle çalıştığına işaret eden hekim, yardımcı sağlık personeli eksiğinin
bir an önce tamamlanması gerektiğini söyledi. Depremden sonra hekimlerin
büyük çoğunluğunun Yalova'dan ayrıldıklarını vurgulayan ve isminin açıklanmasını
istemeyen doktor, ameliyat ve doğumların kısıtlı imkânlarla yapıldığını
dile getirdi.
Bolu Tabip Odası Başkanı
Dr. Eyüp Oğan , 12 Kasım depreminden etkilenen Bolu'da ilk 7 ay içinde
hiçbir şey yapılmadığını vurguladı. Oğan, Bolu'da yataklı tedavi kurumlarının
yetersiz olduğunu söyleyerek Devlet Hastanesi'nin depremde hasar gördüğünü,
ancak son 1 ayda hasta yatırıldığını vurguladı. Düzce İl Sağlık Müdür Yardımcısı
Dr. Cüneyt Tuğrul, Düzce'deki sağlık hizmetlerinin yüzde 50 kapasiteyle
çalıştığını belirterek hekim açığı yaşandığına işaret etti.
Gölcük Belediye
Başkanı İsmail Barış, depremin etkisinin 'bilime ters duran' insanlar yüzünden
arttığını söylüyor
'KORKUNÇ BİR DERS ALDIK'
Gölcük Belediye Başkanı
İsmail Barış, kentte ümitlerin yavaş yavaş tükenmekte olduğunu söylüyor.
Ağır hasarlı binalarla ilgili çalışmaların tamamlanamadığını belirten İsmail
Barış ekliyor: ''İnsanlarımıza bu kışı soğukta-kışta geçirmeyeceksiniz
diyemiyorum.''
HATİCE TUNCER
17 Ağustos gecesi saat 03.02'de
Gölcük ilçe merkezinde binlerce bina enkaz haline geldi; Kavaklı, Değirmendere
sahillerinde yüz metre ilerleyen sular binaları adeta yuttu. Tersane Komutanlığı
ile Donanma Komutanlığı binalarının bir bölümü enkaz haline geldi. Aradan
geçen bir yılda Gölcük'te binlerce canı alan enkazların yüzde 80'i kaldırılmış.
Görsel kirliliğin kaldırılması amacıyla enkazdan boşalan alanlar toprakla
örtülmüş. Ancak kalan temellerin kaldırılması ise çok büyük bir maliyet
gerektiriyor. Yıkım kararı alınmış pek çok bina, insanın üzerine her an
devrilecekmiş gibi duruyor.
Depremin ardından Gölcük'ten
çeşitli kentlere yüzde 70'e yakın bir göç oldu. Kimi akrabalarına sığındı,
kimi yıkımı unutup yeni bir yaşam kurmayı, kimi de çocuklarının eğitimi
için Gölcük'ü terk etti. Gölcüklüler şimdi yavaş yavaş geri dönüyor. Okulların
kapanmasının da etkisiyle dönüşler hızlandıkça Gölcük'te yaşam hareketleniyor.
Cumhuriyet' e bir yılın değerlendirmesini yapan Gölcük Belediye Başkanı
İsmail Barış, söze ''yapılamayanlar'' dan başladı: ''İnsanlarımıza depremin
yıkmış olduğu Gölcük'te 'Evsiz kalan vatandaşlar, evlerinizin yüzde 80'i
bitirilmiş, kalan yüzde 20'si devam ediyor. Şu anda bu kışı soğukta-kışta
geçirmeyeceksiniz' diyemiyorum. Depremden etkilenen, yıkılan 'ağır hasarlı
binalarla ilgili her türlü çalışma tamamlanmış, temelleri de kaldırılmış,
yeniden imara hazır hale getirilmiş' diyemiyorum."
'İnsanların ümitleri bitti'
"Takriben Gölcük Kavaklı
sahilinde 2000 dönümlük bir arazinin çökmesi neticesi oradaki binaların
ne olacağı konusunda her şey yapılmış, tedbirler alınmış, 'kanalizasyon,
su, yollar büyük ölçüde tamamlanmış' da diyemiyorum. 'Özürlü insanlarımızın
problemleriyle ilgili rehabilitasyon merkezi, sosyalleşme, protezleriyle
ilgili çalışmalar da tamamlanmış' diyemiyorum. Genel anlamda '17 Ağustos'tan
bu yana şu probleminiz tamamlanmıştır' diyemiyorum. Bitmeye yüz tutan,
sadece insanımızın ümitleridir.''
Kalıcı konutlar konusunda
da karmaşa yaşandığını anlatan Gölcük Belediye Başkanı Barış, şöyle konuştu:
''Bayındırlık Bakanlığı'nın yapmış olduğu konutlar 99 metrekaredir. Dünya
Bankası kredisiyle Başbakanlık Proje Birimi tarafından yapılan konutlar
82 metrekare. Bayındırlık Bakanlığı 2 bin, Başbakanlık 3 bin 592 civarında
konut yapacak. Gölcük'te konut isteyen hak sahibi insan sayısı 7 bin 600
(tüm hak sahibi sayısı 9 bin 500'dür). Demek ki 2 bin 300 konut açığı var.
'Eksik kalanı dağıtırız' diyorlar, ama bu kabul edilemez. Madem öyle, Gölcük'ü
başka bir yere taşısınlar.''
Depremin adının ''Gölcük''
olduğunu ifade eden Barış, toplam can kaybının yüzde 30'unun Gölcük'te
olduğunu, bu nedenle her 100 desteğin yüzde 30'unun Gölcük'e verilmesi
gerektiğini söyledi.
'Yetki verilmedi'
Fazilet Partili olduğu için
herhangi bir siyasi ayrımla karşılaşmadığını, sorunun Yerel Yönetimler
Yasası'ndan kaynaklandığını anlatan Barış, ''Yetki verilseydi insanlar
bu kadar kırılmazdı'' dedi. Gölcük'te 2 bin 200 prefabrik konut bulunmasına
karşın 12 bin 500 konutun yıkıldığına dikkat çeken Barış, ''Biz başlangıçta
çadır şartlarının biraz daha iyileştirilerek süratli bir şekilde kalıcı
konutlara geçilmesini arzu ediyorduk. Prefabriklerle yeni bir yük geldi.
Ancak iyi ki öyle yapmışlar. Yoksa hâlâ kalıcı konutlar
yapılmadığına göre büyük
bir sıkıntı olacaktır'' dedi.
Gölcük sahilinde 500 dönümlük,
yarım metreyle 2 metre arasındaki çökmeye stabil malzeme doldurulmuş. Barış,
''Gelecek yaz, sahilimiz eski güzelliğine kavuşacak'' dedi.
Barış, Gölcük'te depremin
bu denli olumsuz etkisinin ''insanların bilime, ilime ve fenne ters duruşlarından
kaynaklandığı'' görüşünü dile getirip devam etti: ''Acı bile olsa çok korkunç
bir ders aldık.'' Barış'ın verdiği rakamlara göre, 5 Ağustos 1999'da saniyede
kullanılan su miktarı 200 metreküp-500 metreküp. Bu, perişan durumda olan
su şebekesinden kaynaklanıyor.Bağlantı noktalarının denizin altında kalması
nedeniyle kanalizasyon da Gölcük'te ciddi bir problem. Gölcük'ün 5.5 trilyon
liralık kanalizasyon projesi İller Bankası tarafından ihale edilmiş. Su
projesi ise 6 trilyon lira tutarında.
Rakamlarla
Gölcük
25 kişiden 1'i öldü
Gölcük'te 5 bin 383 kişi
yaşamını yitirdi. Bu, Gölcük'te yaşayan her 25 kişiden 1'inin depremde
öldüğünü gösteriyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 421 kişi hayatını
kaybetti. 5 bin 252 kişi ise enkazdan yaralı çıktı. 13 bin 191 konut ve
2 bin 132 işyeri tamamen yıkıldı. 10 bin 850 konut ve 1274 işyeri orta
hasarlı, 8 bin 409 konut ve 1095 işyeri az hasarlı olarak tespit edildi.
Depremle birlikte annesiz
kalan çocuk sayısı 73, babasız kalan çocuk sayısı 119, hem annesiz hem
babasız kalan çocuk sayısı 89. İzmit Kent Kurultayı tarafından yaptırılan
araştırmaya göre nüfusun yüzde 64'ü göç etti. Gölcük'ün 80 bin olan nüfusunun
30 binlere düştüğü tahmin ediliyor.
Gölcük'te
kayıplar aranıyor
'Depremzedeler kullanılıyor'
İnci Bayındır, artan işsizlik
nedeniyle, işverenlerde ''nereye göndersen, kaç para versen çalışır'' anlayışı
yüzünden depremzedenin ucuz işgücü kaynağı olarak görüldüğünü ifade etti.
Gölcük Koruma Geliştirme
Mağdurlarla Dayanışma Derneği Başkanı İnci Bayındır, kaybolan kişilerle
ilgili yoğun çalışma içinde.Derneklerine 18 başvuru olduğunu belirten Bayındır,
çok sayıda sakat yurttaşın tedavisinin de gerçekleştirilmediğini anlattı.Kayıplar
arasında hafızasını kaybetmiş kızlar bulunduğunu ve ailelerin fuhuş amaçlı
kullanıldıkları endişesini taşıdıklarını belirtti. Bayındır, artan işsizlik
nedeniyle işverenlerde ''nereye göndersen, kaç para versen çalışır'' anlayışı
yüzünden depremzedenin ucuz
işgücü kaynağı olarak görüldüğünü
ifade etti.
Gölcük Esnaf ve Sanatkârlar
Odası Başkanı Mahmut Seslikaya da öncelikle taleplerinin ''kalıcı işyeri''
olduğunu söyledi. Ayakta kalan işyerlerinin mark ve dolar üzerinden kiralanabildiğini
anlatan Seslikaya, esnafın Bağ-Kur prim borçlarının bağışlanmasını ve 3
yıl vergi muafiyeti istediklerini belirtti. Maaşlı olmayan kişilerin mağdur
durumda kaldıklarını ifade eden Mahmut Seslikaya, esnafın el ele vererek
açtığı 17 Ağustos Çarşısı'yla biraz moral bulduklarını söyledi. Belediyeye
ait otoparkın kiralanmasıyla oluşturulan 17 Ağustos Çarşısı'ndaki esnafın
var olma savaşımı verdiğini belirterek ''Çarşıyı oluşturmak büyük bir olaydır.
Halen varız diyoruz'' dedi.
Türk Harb-İş Sendikası Gölcük
Şube Başkanı Hayati Alp, 128 üyelerini kaybettiklerini ve 2 bin 50 üyenin
evinin oturulamaz durumda olduğunu belirtti. Alp, tersanelerin çalışmasıyla
birlikte işçilerin işbaşı yaptığını anlattı.
Depremzede kadınlar ortak
yaşam alanlarındaki 'paylaşım'a emeklerini de katık ettiler
Acılarını bakıra işlediler
Yakınlarını yitirmenin
acısını işledikleri bakıra, ürettikleri mumlara yansıtan depremzede kadınların
artık kalıcı ve daha büyük siteye gereksinimi var. Depremzede kadınlar,
siteye yerleşmeleri durumunda üretimlerinin karşılığını daha rahat alabileceklerine
dikkat çekiyorlar.
GÖZDE AKGÜNGÖR
17 Ağustos'un getirdiği yeni
koşullar, kadınların günlük yaşama bakış açılarını da değiştirdi. Ortak
yaşam alanlarında ''paylaşma''yı daha yoğun yaşayan depremzede kadınlar,
şimdi bu paylaşıma emeği ve umudu da katık ettiler. Genç feministlerin
çabalarıyla bir araya gelerek atölye çalışması yapan kadınlar, artık çadırkente
sığmıyor, bir siteye ihtiyaç duyuyorlar.
Kadın Dayanışması Vakfı'ndan
(KADAV) Melek Özman , bölgede ilk kurulan sosyal merkezlerin ''erkek kahveleri''
olduğunun altını çizerek ''Kadınlarınsa yaşadığı travmayı atlatacak bir
sosyal mekânı yoktu. Bunun bir eksiklik olduğunu görerek böyle bir mekân
oluşturmak ve kadınların yaşamını normalleştirmek istedik'' diyor. Deprem
bölgesine ped götürerek başladıkları çalışmaların, depremzede kadınların
talepleriyle şekillendiğini belirten Özman, nasıl işe koyulduklarını şöyle
anlatıyor: ''Deprem haftası bölgeye gittiğimizde, ne yapacağımızı bilmiyorduk,
deneyimsizdik, parasızdık. Kadınları gördük, ağlamaktan taş
kesilecekler sandık, taşlaşmalarını
istemedik ve o sahne karşısında onlara deprem öncesi yaşamı anımsatmamız
gerektiğini anladık. Örgü, dantel gibi el işleri için gerekli malzemeyi
sağlayarak işe başladık.''
Çadırlarda başlayan çalışmaların,
mayıs ayında prefabrike atölyelere taşındığını, bu sırada çok zorluk yaşadıklarını,
prefabrike konutlarının çalınmasıyla açıkta kalınca üç hafta boyunca vinç
aradıklarını ifade eden Özman, ''Üç hafta sonunda deprem bölgesindeki arkadaşımızdan
gelen telefonla, vinç sesini dinleyerek ağlamaya başladık'' diyor. Zamanla
zorluklar aşıldı, kadınlar dikiş dikti, mum ve ev tekstili üretti, bakır
işledi, halı dokudu, bilmeyenler okuma-yazma ve bilgisayar kullanmayı öğrendi.
Bu gelişmeyi sağlayan 5 kadın, gönüllü sayısı arttıkça daha verimli olacaklarını
dile getiriyor.
Kalıcı barınaklar
KADAV adına konuşan Zelal
Ayman , prefabrike atölye çalışmalarının kalıcı konutlara evrilmesi gerektiğini
belirterek içinde kreş, atölye ve sosyal merkez bulunan bin metrekarelik
kalıcı bir site projeleri olduğunu söylüyor. Söz konusu proje için, Hollandalı
bir kuruluş finansal destek sağlıyor, tek koşul, sitenin mobilya, beyaz
eşya, bilgisayar gibi iç donanımının sağlanması.
Ayman, ''Kısıtlı olanaklarla
neler yapabileceğimizi gördüler, bize güveniyor ve destek olmak istiyorlar,
ancak yapmak istedikleri kuru bir yapı değil, inşaat sonrası çalışmanın
tarafımızdan karşılanmasını bekliyorlar'' diye anlatıyor projeyi. Proje
için İzmit Büyükşehir'e bağlı Saraybahçe Belediyesi'nin de arsa bağışı
ve altyapı sağlayarak destek vereceğini söyleyen Ayman, amaçlarını ''kadınları,
toplum yaşamından izole etmek değil, üretimi sürdürebilecekleri kalıcı
bir barınak sağlamak'' olarak açıklıyor.
Gönüllü tasarımcı arandığı
için KADAV'ın henüz bir web adresi yok, ancak vakfa 212 293 63 06 numaralı
telefondan ulaşmak mümkün.
Kocaeli'nde sanayi yeniden
atakta
İZMİT (AA) - Kocaeli'nde
zararı 3.5 milyar doları bulan sanayi kuruluşları, 6 ayda üretim kapasitesini
yüzde 75'e ulaştırdı, ekonomik kayıplarını da yüzde 50 oranında giderdi.
Deprem bölgesindeki illerde
oluşan yaklaşık 4 milyar dolarlık kaybın 3.5 milyar doları, Kocaeli'nde
oluştu. Zararın bir kısmı sigorta şirketleri tarafından karşılandı, sanayiciye
Halk Bankası 23 milyon dolar kredi açarak destek verdi.
Bu durumu, Kocaeli Sanayi
Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Kanbak , şöyle özetliyor: ''Depremin
ilk günlerindeki günlük üretim kaybı, 56 milyon 150 bin dolar civarındaydı.
Bu kayıp, her türlü olumsuz koşullara karşın kısa sürede giderildi. Sanayinin
yüzde 97.5'i, 6 ayda yüzde 75 kapasiteyi buldu. Büyük hasara uğrayan küçük
ölçekli 15 şirket de yüzde 40 kapasiteye ulaşabildi. Deprem KOBİ'lerden
15'inde tamamen, 278'inde de kısmen, büyük işletmelerin 1'inde tamamen,
51'inde de kısmen hasar yarattı. KOBİ'lerden 4'ü halen üretime geçemedi.''
Yılmaz Kanbak, sanayicilerin olumsuzluklara karşın, sıkıntıyı yüzde 50
oranında giderdiğini vurguladı.
Bu arada, Kocaeli Valiliği
de Sanayi Odası'nın deprem sonrası üyeleri arasında yaptığı anket sonuçlarını
derleyerek, bölgedeki sanayinin durumu hakkında veriler oluşturdu. Bu verilere
bakıldığında, oda üyesi 1062 firmanın yüzde 32'sinin depremden etkilendiği
ve yıkılan ya da hasara uğrayan sanayi kuruluşlarında çalışan 295 kişinin
hayatını kaybettiği görülüyor.
Enkaz haline gelen 16 sanayi
kuruluşundan 15'inin KOBİ olduğu göze çarparken 862 KOBİ'den yüzde 34'ünün,
200 büyük firmadan da yüzde 26'sının hasar gördüğünü ortaya çıktı.
Sanayinin kalbi hasar gördü
Şirketler sigorta ile can
buldu
Ekonomi Servisi - Türkiye'deki
katma değerin yüzde 46.7'sini, GSMH'nin ise yüzde 40'ını üreten Marmara
Bölgesi, 17 Ağustos depremi nedeniyle yitirdiği ''Türkiye sanayisinin kalbi''
konumunu, devletten aldığı teşvik, vergi desteği ve sigorta şirketlerinin
ödemeleri ile yeniden elde etmeye çalışıyor.
Ödenen tazminatın, muafiyet
uygulamaları nedeniyle düşük kaldığını kabul eden sigorta şirketleri, deprem
teminatını içeren yangın poliçelerinde yüzde 29 oranında artış, makine
montaj poliçelerinde ise yüzde 7 oranında düşüş yaşandığını belirtiyor.
Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği'nce yayımlanan ''1999 Yılı
Sektör Faaliyet Raporu'' na göre deprem bölgesinde çoğunluğu sınai ve ticari
riskler olmak üzere toplam teminat tutarı 42 milyar doları aşan, 266 bin
dolayında poliçe bulunuyordu. Deprem sonrası kendilerine ulaşan 15 bin
hasar dosyasına karşılık, ödenen ve ödeneceği tahmin edilen miktarı yangın
branşında 750 milyon dolar, makine montaj branşında 8.5 trilyon lira olarak
belirleyen sigorta şirketleri, bu miktarın muafiyet uygulamaları nedeniyle
düşük kaldığını kabul ediyor.
Prim ve poliçede artış
Deprem sigortası, yangın
ve makine montaj poliçelerinde primlendirildiği için, sigortacılar 1999
yılını yangın branşında hasar ödemelerinin sigorta tarihinde en üst noktaya
vardığı bir yıl olarak görüyor. Rapora göre bu yıl yangın branşında yüzde
29 artış, makina montaj sigortasında ise yüzde 7 azalma yaşandı.
40 şirketin faaliyet gösterdiği
yangın branşında prim gelirleri 160 trilyon liraya yükselerek önceki yıla
göre dolar bazında yüzde 19 oranında artış gösterdi. Makine montajda ise
1999 yılı prim gelirlerinin 39 trilyon liraya yükselmesiyle dolar bazında
yüzde 12 oranında düşüş gösterdi.
Raporun ortaya koyduğu sonuçlardan
biri de yangın branşı prim gelirlerinin toplam prim gelirleri içindeki
payının yüzde 14'ten 1999 yılında yüzde 16'ya yükselmesi. Makine montaj
branşı prim gelirlerinin toplam prim geliri içindeki payı ise yüzde 4.6'dan
yüzde 3.9'a düştü.
Hasarı 1 milyon doları
aşan kuruluşlar
** Trakya Bölgesi: Trakya
Cam
** İstanbul Bölgesi: Muya,
İhlas Ev Aletleri, Tursa
** Kocaeli Bölgesi: Enerjisa,
Ford-Otosan, Shell, İGSAŞ, İ.M.P Federal Mogul, Kartonsan, Kordsa, Marshall,
Mekân Yatakları, Olmuksa, Uzay Gıda, Hyundai, Castrol, Carnaud Metal Box,
Dow Chemical, Dusa, Brissa, Borusan Mamesman, BSV Metro AG, Pirelli, Özel
Kocaeli Kampusu ** Sakarya Bölgesi: Toprak İlaç, ToyotaSa, Ege Kimya, Elmas
Otel, Asaş Alüminyum, Kromel Makina, Maraşoğlu Yağ, SS İnan Yapı, Pilsa
**Yalova Bölgesi: Aksa,
Akal Tekstil, Merko Gıda, VSB Süs Bitkileri
**Bolu Bölgesi : Çak Tekstil,
Gürbüz Dış Ticaret, Aluform Pekintaş, Anlaş Lastik, Bolu Tüneli
**Bursa Bölgesi: BSV Metro
AG.
CUMHURİYET
GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
  |