|
17
Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber
ve Yorumlar
CUMHURİYET
GAZETESİ - 18 AĞUSTOS 2000
Sezer'den depremzedelere:
Devlete güvenin
**Adapazarı'nda Kayseri
Valiliği'nin finanse ettiği deprem evlerinin temel atma törenine katılan
Cumhurbaşkanı, depremzedelere, ''Sizden biraz daha sabırlı olmanızı ve
devlete güvenmenizi istiyorum'' dedi.
AYDIN ENGİN/HATİCE TUNCER
ADAPAZARI/YALOVA/ KOCAELİ
- Göreve gelmesinden bu yana ilk kez halkın karşısına çıkan Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer, 17 Ağustos depreminin birinci yıldönümünde Adapazarı'nda
depremzedelere, ''Sizden biraz daha sabır ve devlete güvenmenizi istiyorum''
diye seslendi. Hüseyin Yavuz adlı bir depremzede tören alanında, ''Sayın
Cumhurbaşkanımız, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına karşı gösterdiğiniz
duyarlılığa tebrik ve takdirlerimizi arz ederiz'' yazılı pankart açtı.
Cumhurbaşkanı Sezer, dün
sabah özel bir uçakla geldiği Kocaeli'nden Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na
ait askeri bir helikopterle Kayserili hayırseverler tarafından yaptırılan
294 kalıcı konutun temelini atmak üzere Karaman Köyü'ne geçti. Sezer'e
inşaat alanında kurulan prefabrike şantiye binasında Vali Cahit Kıraç ve
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
Müdürü Ahmet Mete Işıkara tarafından brifing verildi.
Evlerin temelinin atılmasından
önce kısa bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı, ''Marmara depreminin birinci
yılında hepinizin acılarını paylaşıyorum'' dedi.
17 Ağustos'un, aynı zamanda
büyük depremin acı hatıralarının yeniden canlandığı gün olduğunu vurgulayan
Sezer, birçok ilde ağır hasara yol açan depremde binlerce vatandaşın yaşamını
kaybettiğini, onbinlerce vatandaşın da yaralandığını ifade etti. Sezer,
''Deprem tüm ülkede toplumsal yaşamı altüst etmiştir. Ancak Türk ulusu
kendisinden beklenen biçimde varıyla yoğuyla yardıma koşmuş, örnek bir
dayanışma sergilemiştir'' diye konuştu. Yardım eli uzatan tüm yurttaşlara
şükranlarını sunan Cumhurbaşkanı, depremin ardından devletin ulusuyla el
ele vererek yaraların sarılması için büyük çaba gösterdiğini, artık ne
kadar yardım yapıldı, ne kadar yapılmadı tartışmalarının bir yana bırakılması
gerektiğini belirtti. Sezer, şöyle konuştu. ''Bundan sonra neyin yapılmasını
tartışmalıyız. Kalıcı konut sorunu çözülerek somut bir şekilde beklentilere
cevap verilmelidir. Bugün devletimiz yaraların sarılması konusunda yeni
bir adım daha atmaktadır. Deprem bölgesinde kalıcı konutlar yıl sonuna
kalmadan sahiplerine teslim edilmelidir. Türkiye, depremden dersler alarak
sizlerin gönenciniz için gerekeni yapacaktır. Biraz daha sabırlı olmanızı
ve devlete güvenmenizi istiyorum. Unutmayınız ki devletimizin tüm çabaları
sizlerin yeni ve daha güvenlikli bir çevrede yaşamanızı sağlamaktır.''
Sezer, temelini attığı konutlar
için Kayseri Valiliği'ne de teşekkür etti. Sezer, daha sonra aynı helikopterle
Yalova'ya geçti ve burada Çağdaş Yaşam Merkezi Prefabrike Konutları'nda
incelemelerde bulundu.
BAŞBAKAN ECEVİT
'Olağanüstü çalıştık'
**Ecevit, deprem gündemiyle
toplanan Bakanlar Kurulu'nun açılışında sayısal bilgiler verdi. Ecevit,
depremin yoğun olarak etkilediği 4 ildeki üretim kaybının 2.4 milyar dolar,
toplam ölü sayısının 18 bin 243, yaralı sayısının da 48 bin 901 olduğunu
söyledi.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)
- 17 Ağustos depreminin yıldönümünde afet bölgelerinden tepkiler yükselirken,
özel gündemle toplanan Bakanlar Kurulu'nda ''kâğıt üstünde'' pembe tablo
çizildi. Başbakan Bülent Ecevit , deprem sonrasında eğitim ve sağlık hizmetlerinde
hiç aksama olmadığını, barınma ve beslenme gereksinmelerinin olağanüstü
hızla karşılandığını söyledi. Resmi saptamaya göre depremler sonucunda
18 bin 243 kişinin yaşamını yitirdiği, 48 bin 901 kişinin yaralandığını
açıklayan Ecevit, kayıp yurttaşlara ilişkin bilgi vermedi. Ecevit, deprem
nedeniyle yapılan 30 Haziran 2000 itibarıyla 1 katrilyon 118 trilyon lira
harcama yapıldığını, Kocaeli, Yalova, Sakarya ve Bolu'daki üretim kaybının
2.4 milyar dolar olarak hesaplandığını dile getirdi.
Bakanlar Kurulu, Marmara
depreminin 1. yıldönümü nedeniyle tek resmi gündemle toplandı. Bakanlar
Kurulu'nun açılışında konuşan Ecevit, 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım Düzce
merkezli meydana gelen depremlerin sonuçları ve yapılan çalışmalar hakkında
bilgi verdi. Ecevit, açıklamalarında yoğun olarak rakamlara yer verirken
deprem sonrası bölgede yaşanan ve halen tepki çeken sorunlara değinmedi.
Soruların yazılı olarak Başbakanlık Basın Müşavirliği'ne bildirilmesini
isteyen Ecevit, deprem sonrası kaybolan ve gerçek ölü sayısı konusuna da
açıklık getirmedi. Gölcük, Düzce ve Çankırı'da meydana gelen depremlerin
uyarıcı olduğunu kaydeden Ecevit, deprem sonrasında Bakanlar Kurulu, Türk
Silahlı Kuvvetleri (TSK), Sivil Savunma Örgütü, gönüllü kurtarma ekipleri
ve maden işçilerinin verimli bir işbirliği kurduklarını dile getirdi.
Ecevit'in yaptığı açıklamanın
özeti şöyle:
- 17 Ağustos ve 12 Kasım
depremleri ülkemizde, dünyada yaşanan en büyük ve yaygın depremler arasındadır.
18 bin 243 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, 48.901 kişi yaralanmıştır. 329
bin 216'sı konut, 48 bin 663'ü işyeri olmak üzere 377 bin 879 birim çeşitli
derecelerde hasar görmüştür. 4 ilde üretim kaybı 2.4 milyar dolardır.
- Eylül 1999 döneminde bölgedeki
abonelere telefon ücreti tahakkuk ettirilmemiş, Ekim 1999 ve daha önceki
dönemlere ilişkin borçlar 14 Ocak 2000 tarihine kadar gecikme bedeli alınmadan
ertelenmiştir.
- Her iki depremde dağıtılan
çadır sayısı toplam 165 bin 239, kurulan çadırkent sayısı 162'dir. Toplam
43 bin prefabrike konut yaptırılmıştır.
HÜKÜMETE TEPKİLER
Partizanca ayrım yapıldı
**Deprem sonrası hükümetin
icraatını izleyen sivil toplum örgütleri, yapılan yardımların partizanca
ayrım sonucu gereksinimi olanlara ulaşmadığını öne sürdüler. Öymen, yardımları
sivil örgütlerin değil TBMM'nin denetlemesi gerektiğini söyledi.
Haber Merkezi - Marmara ve
Düzce depremlerinde yaşamını yitirenler Türkiye genelinde törenlerle anılırken
hükümete tepkiler de sürüyor. Hükümetin icraatını izlemeye alan sivil toplum
kuruluşları, toplanan yardımlardan ancak beşte birinin depremzedeler için
kullanıldığını, belediyelere yapılan yardımlarda ''partizanca ayrım yapıldığını''
belirttiler. CHP Genel Başkanı Altan Öymen, ''depremden sonra yapılanları,
sivil toplum örgütlerinin değil, aslında meclisin denetlemesi gerekirdi''
dedi.
Marmara depreminin merkez
üssü Gölcük'teki 1'inci yıl anma törenine katılan CHP Genel Başkanı Altan
Öymen, büyük acıların çekildiği ilçede, geçen bir yıllık sürede, yapılması
gerekenlerin yapılmadığına tanık olduğunu belirterek ''Depremin yıldönümü
geçtikten sonra felaket unutulacak endişesini taşıyorum'' dedi.
Hükümet üyelerinin, sorunların
çözümü için değil, depremin yıldönümü nedeniyle bölgeye geldiğini öne süren
Öymen, şöyle konuştu:
''Bölgede kalıcı konutların
temelleri atılmadı, istimlak sorunu çözülmedi. Bunların hepsi düşündürücü.
Sivil toplum örgütleri sürekli olarak yapılanları denetleyip yapılmayanları
da tespit ediyor. Depremden sonra yapılanları, sivil toplum örgütleri değil,
aslında Meclis'in denetlemesi gerekir. Ama deprem felaketi TBMM'de hiç
konuşulmadı, tartışılmadı. Bu konuda çıkarılması gereken kanunlara bile
ilgisiz kalındı. Bu, yaşananlardan ders alınmadığını ortaya koyuyor.''
Eğitim-Sen tarafından yapılan
açıklamada, ''Dünyanın hiçbir ülkesinde, üstelik deprem kuşağında olduğu
bilinen bir ülkede, insan hayatı ne bu kadar ucuz, ne de hükümetler bu
kadar sorumsuzdur'' denildi. Eğitim-Sen, felaketten, planlı ve dengeli,
ekonomik sosyal yaşam yerine, ranta ve çarpık sanayileşmeye dayalı ekonomik
modeli uygulayanların, kaçak yapılaşmaya göz yuman yerel yönetimlerin ve
insan yaşamına önem vermeyen, insana kaynak ayırmayan anlayışın sorumlu
olduğunu kaydetti.
DİSK Genel Sekreteri Murat
Tokmak yaptığı yazılı açıklamada, aradan geçen bir yıla karşın deprezedelerin
sorunlarının çözülemediğini belirterek bir ülkenin başına gelebilecek en
büyük felaketlerden biri olan bu olayın bir daha yaşanmaması için gerekli
önlemlerin alınmasını istedi. Tokmak, kentlerin rant ve yağmadan uzak tutulmasını
ayrıca bu konuda ulusal seferberlik ilan edilmesi gerektiğini kaydetti.
Türk-İş yönetiminin açıklamasında,
depremin ardından büyük dayanışma içinde sağlanan maddi desteğin, henüz
büyük acının yaralarını saramadığı vurgulanırken Sağlık-İş Genel Başkanı
Mustafa Başoğlu depremzedelerin sorunlarının çözümü için gereken çabanın
gösterilmediğini belirtti.
Demiryol-İş Sendikası Genel
Başkanı Ergün Atalay geçen bir yıla karşın depremzedelerin perişan durumda
olduğunu, toplanan 5 milyar doların ancak bir milyarının depremzedeler
için harcandığını söyledi. Atalay, sorunların azalacağı yerde gün geçtikçe
arttığını, insanların ihmal edilmişliğin acısını yaşadıklarını belirtti.
CHP MYK üyesi Ali Dinçer
hükümetin afete uğramış belediyelerin belirlenmesinde partizanlık yaptığını
söyledi. Dinçer, ''Afete maruz kalmadığı halde iktidar partilerinin belediyeleri
bu yardımdan yararlanmış ve bu kayırılma CHP'li belediyelerin istihkaklarından
kesilerek yapılmıştır'' dedi. Deprem bölgesindeki belediyelerin afet yardımından
yararlanma katsayısı 4 veya 5 iken İzmit Büyükşehir Belediyesi'ne uygulanan
katsayının 2 olduğunu belirten Dinçer, Türkiye genelinde MHP'li belediyelerin
yüzde 25.4'ü, DSP'li belediyelerin yüzde 20.6'sı, ANAP'lı belediyelerin
yüzde 12.6'sı afet yardımından yararlanırken CHP'li belediyelerin yalnızca
yüzde 6.2'sine afet yardımı verildiğini bildirdi.
Jeoloji Mühendisleri Odası,
deprem sonrası tarım ve dolgu alanlarının yine ihale yöntemleri ile rantçılara
peşkeş çekildiğini, deprem sonrası kimsenin, hatta sistemin dahi kendini
sorgulamadığını vurguladı.
İHD Ankara Şube Başkanı Lütfi
Demirkapı , hükümetin, deprem harcamalarını Sayıştay denetimi dışında bırakacak
yöntemler geliştirdiğini, deprem vergileri, iç ve dış kaynaklı yardımlarla
toplanan kaynakların deprem adı altında bir avuç vurguncuya aktarıldığını
kaydetti.
1998'de 150 kişinin ölümüne,
binlerce kişinin yaralanmasına ve onbinlerce evin yıkılıp hasar görmesine
yol açan depremi yaşayan Adanalılar, 20 bine yakın insanın can verdiği
Marmara depremini yaşayanların acısına ortak olmak için sabaha kadar uyumadı.
Tüm Türkiye'yi kapsayan ''Türkiye uyuma, 17 Ağustos depremini unutma''
kampanyası kapsamında Adana'da da saat 03.02'de ev ve binalardaki tüm lambalar
yakılırken sokaklarda da bazı araçlar klaksonlarını çaldı. İnönü Parkı'nda
anma eylemi düzenleyen Halkevi açıklamasında, ''Yıkıntıların arasından
yeni bir hayat yeşerteceğiz'' denilirken Türk Eczacılar Birliği 4. Bölge
Adana Eczacı Odası'ndan yapılan açıklamada, ''Dünyanın her yerinde yaşanan
depremlerde can kaybı ve hasar yok denecek kadar az oluyor. Depremle yaşayacağız,
ancak yaşamak için gerekli önlemleri alarak. 17 Ağustos'u unutmayacağız'
denildi. ''Uyuma Türkiye biz uyumuyoruz'' başlığıyla yapılan İnşaat Mühendisleri
Odası açıklamasında da ''yaraların sarılacağı söylemleri her zaman ve her
üzücü olayda olduğu gibi boşlukta kaybolmuş, ateş düştüğü yeri yakmış ve
yakmaya devam etmektedir'' görüşüne yer verildi.
Halkın tepkisi
üzerine serbest kürsüye çıkıp konuşamadılar
Adapazarı'nda bakanlara tepki
**Depremzedeler valilik
tarafından kurulan serbest kürsüden sorunlarını haykırdılar. Kalıcı konuttan
milletvekillerinin duyarsızlığına, YÖK mağduriyetinden Sakaryaspor'a kadar
her konuyla ilgi sorunlar dile getirildi.
MURAT UYGUN GÜLŞAH DURAK
ADAPAZARI - Depremin üzerinden
bir yıl geçmesine karşın hâlâ izlerin silinmediği kentlerden Adapazarı'nda
önceki gece yapılan ''anma töreni'' için binlerce kişi Atatürk Bulvarı'nda
toplandı. Organizasyon bozukluğu nedeniyle etkinlikler ''resmiler'' ve
''siviller'' olmak üzere ikiye ayrıldı. Bazı yurttaşlar ''resmiler'' in
kurduğu serbest kürsüde sorunlarını haykırırken, bazıları da ''siviller''
in düzenlediği mumlarla yürüyüş eylemine katıldı. Bakanlar ve milletvekilleri
halkın tepkisi üzerine serbest kürsüye çıkamadı.
Depremzedeler Derneği'nin
düzenlemek istediği etkinliklere valiliğin izin vermemesi üzerine kentte
organizasyon ''resmi'' ve ''sivil'' olmak üzere ikiye ayrıldı. Çeşitli
sendikalar, siyasi partiler ve derneklerden oluşan Depremzedeler Derneği
yetkilileri, etkinliklerine uzun mücadele sonunda izin verildiğini anlattılar.
Yetkililer, ''Sendika yöneticileri yerel televizyondaki yayınlarda konuşunca
valilik yürüyüşümüze izin vermek zorunda kaldı'' diye konuştular. Depremzede
Derneği yaklaşık 30 kişilik bir grupla Yeni Cami'den mumlarla yürümeye
başladı. ''Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız'' yazılı pankartla
yürüyen siyah tişörtlü depremzedelere yolun kenarında duran diğer depremzedeler
de destek verdi. Daha sonra bir basın açıklaması yapan grup, özellikle
kalıcı konut sorununa dikkat çekti. Valilik tarafından kurulan ''serbest
kürsü'' yü depremzedeler fırsat bilerek sorunlarını haykırdılar. Kalıcı
konuttan milletvekillerinin duyarsızlığına, YÖK mağduriyetinden Sakaryaspor'a
kadar her konuyla ilgi sorunlar dile getirildi. Sakaryaspor söz konusu
olunca anma toplantısı ''kutlama'' ya döndü. Bir grup fanatik taraftar
uzun süre Sakaryaspor sloganı atınca başlayınca depremzedeler tepki gösterdi.
Depremzedeler, depremin ardından
unutulduklarını ve bunun da sorumlusunun ''milletvekilleri'' ve ''basın''
olduğunu vurguladılar. Miting alanında bulunan DYP Genel Başkanı Tansu
Çiller, Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın, Ulaştırma Bakanı Enis
Öksüz, Sakarya milletvekilleri Nevzat Ercan, Cevat Ayhan ve Sakarya Valisi
Cahit Kıraç depremzedelerin tepkisi üzerine kürsüye çıkamadılar. Siyasileri
yuhalayan depremzedeler bir ara basına da sözlü saldırıda bulundular.
GÖLCÜK İZLENİMLERİ
Sessizce ağlayan kent
**Bir yıl önce dev boyutlu
kepçelerin dinmek bilmeyen homurtularına ''Kimse var mııııı'' sorularının
ve yürek yakan hıçkırıkların karıştığı yıkıntılar kalkmış, toprak düzeltilmiş.
Bomboş ''ölüm arsaları'' Gölcük'ün çekilmiş dişleri gibi.
AYDIN ENGİN
GÖLCÜK - 16 Ağustos. Akşamüstü.
İzmit, Adapazarı, dön geri, Yalova sapağı, Seymen Kışlası, Gölcük, Değirmendere,
Halıdere, Yüzbaşılar, Ulaşlı, karamürsel, Yalova...
Bir yıl önce günler, haftalar
geçirdiğimiz bölgeyi bir kez daha adımlıyoruz. Günün son durağı: Gölcük.
Depremin kara kalbi. Fayın kıyılarını denize, evlerini düze gömdüğü kent.
Tıpkı bir yıl öncesi gibi. Deli Erkan hâlâ deli. Bir yıl içinde askeri
tersaneden emekli işçi Karslı Naci (Kansuvar) ile dört beş kez küsüp dört
beş kez barışmışlar.
16 Ağustos günü bir kez daha
barıştılar ve hemen ardından yine kapıştılar. Yani, Gölcük tam bir yıl
önceki gibi.
Erkan'ın Kavaklı kıyısındaki
kafeteryası yine ''imarethane'' ye dönüşmüş. Tıpkı bir yıl önceki gibi.
Yolun karşısı, deniz kıyısı
bütün televizyon kanallarının canlı yayın araçları ile yine tıka basa dolu.
Tıpkı bir yıl önceki gibi.
Ama televizyoncular, gazeteciler,
Anıt Park'ta galiba belediyenin düzenlendiği ''dinsel ağırlıklı klasik
müzik konseri'', bir de evlerin balkonlarından sarkan kara bezler olmasa,
bu kentin bir yıl önceki ölümcül depremin yıldönümünde olduğunu anlamak
kolay değil. Sanki sıcak bir yaz gününde evlerinden dışarı uğrayıp kendilerini
parklara, deniz kıyısına atan insanlar var.
Hâlâ kaldırılmamış birkaç
deprem yıkıntısı da olmasa, bu kentin bir yıl önce, sözcüğün tam anlamıyla
yerle bir olduğunu anlamak da zor. Olsa olsa, ''Ne tuhaf bir kent, ne tuhaf
yerleşme. Olur olmaz yerinde ve çok sayıda yüzlerce boş arsa var'' denir.
Bir yıl önce, dev boyutlu
kepçelerin dinmek bilmeyen homurtularına ''Kimse var mııııı'' sorularının
ve yürek yakan hıçkırıkların karıştığı yıkıntılar kalkmış, toprak düzeltilmiş.
Bomboş ''ölüm arsaları'' Gölcük'ün çekilmiş dişleri gibi.
Kavaklı kıyısının bir bölümünü
yutan, bir bölümünü de sularıyla örten denizin içinde, yarısına kadar suya
gömülmüş söğütler, bir yıl öncenin ''yeşil tanıkları'' gibi rüzgârda salınıyorlar.
Gece yarısını geçtik. Kıyıdaki çay bahçeleri tıklım tıklım, salkım saçak.
Bir kıyı kasabası sıcak bir ağustos gecesinde kendini dışarı vurmuş...
Sonra gençler belirdi. Depremde
53 arkadaşlarını yitirmiş Barbaros Hayrettin Lisesi'nin gençleri.
Gölcük'ün geleceği belirdi.
Gölcük'teki yetişkinler canlı yayın araçlarının çevresinde halkalanıp ekrandan
tanıdıkları medya starlarını canlı canlı seyredip oyalanır ya da çay bahçesinde
çene çalıp çay höpürdetirken kara tişörtler, kara pantolonlar giymiş gencecik
kızlar, delikanlılar belirdiler. Kavaklı kıyısındaki saatin yanında koca
bir ateş yaktılar. Çevresinde halkalandılar. Tişörtlerinin göğsünde yazılar
var:
- Unutmadık, unutmayacağız!..
Kayıplarımızı istiyoruz!.. Çarpık kentleşme ölüm getirdi, ölüm getirecek!..
Biz buradayız, devlet nerede?.. 17 Ağustos'u unutma, unutturma!..
Saat 3.02. Ateşin çevresinde
halkalanan gençler ''deprem düdükleri'' ni üflemeye başladı; düdüğü olmayan
keskin ıslıklarla koroya katıldı. Gölcük çınlıyor. Çay bahçesinde o ana
kadar tepkisiz, hatta ilgisiz oturanlardan kiminin gözü doldu; kiminin
gözyaşları iri, sıcak damlalar olup yanaklarından sessizce süzülmeye başladı.
Koca ateşin çevresinde halkalanmış
Gölcüklü gençlerin ateşlediği kent sessizce ve saklamaksızın ağlıyor.
Gel de dayan!
Gölcük, 17 Ağustos sabaha
karşı sessizce ağladı...
'Binalara onarım değil makyaj yapılıyor'
Çınarcık'ın umudu turizm
**Günde 3 kez karşılıklı
olarak yapılan Çınarcık-Kabataş vapur seferlerinin 17 Ağustos'tan sonra
iptal edilmesiyle turizmin azaldığı öne sürülüyor.
FARUK KIRTAY
ÇINARCIK - 17 Ağustos depreminde,
Yalova bölgesinde diğer ilçelere oranla, sadece çok katlı büyük bloklardan
oluşan 37 binanın tamamen çöktüğü Çınarcık'ta, bu binaların 1990 yılından
itibaren yapılan çok katlı yazlık binalar olduğu dikkat çekiyor. Bu binaların
büyük bir bölümü de Veli Göçer'e ait yazlık sitelerdi. Yaz aylarında nüfusu
200 bini aşan, kışın ise 20 bin kişinin yaşadığı Çınarcık'ta yazlıkçıların
büyük bölümünün aşırı sıcaklar nedeniyle deprem gecesi sahilde gezintiye
çıkması, ölü sayısının çok daha fazla olmasını önledi.
17 Ağustos sonrasında ölü
bir kente dönüşen Çınarcık, yeniden turizme umut bağlarken devam eden artçı
sarsıntılar umudun boşa çıkmasına neden oldu. Çınarcıklılar ise kentin
''ölmesi'' ni Veli Göçer'e bağlayarak ''Çınarcık'ı büyüten geliştiren Veli
Göçer oldu ama öldüren de yine o oldu'' diye konuşuyorlar.
Depremden önce yaklaşık 5
bin inşaat işçisinin çalıştığı Çınarcık'ta bugün 500'e yakın inşaat işçisi
binalardaki onarım ve tadilat işlerinde çalışıyor. 4 yıl Veli Göçer'in
inşaatlarında çalıştığını anlatan Yaşar Aziz, Veli Göçer'in siyasilerle
ilgisi olmadığı için bedel ödediğini öne sürerek ''Göçer'i inşaatlarında
birkaç kez gördüm, kendisi inşaatları dolaşmadığı gibi kullanılan malzemelere
hiç karışmazdı. Belediye denetimine ise hiç rastlamadık'' dedi.
Çınarcıklılar, 1970 yılından
bu yana aralıksız günde 3 kez karşılıklı olarak yapılan Çınarcık-Kabataş
vapur seferlerinin 17 Ağustos'tan sonra iptal edilmesiyle turizmin azaldığını,
ancak uzun uğraşlar sonunda İDO ve vapur seferlerinin yeniden başlaması
ile az da olsa canlılığın başladığını belirttiler.
Çınarcık'ta da hemen hemen
tüm bölgede olduğu gibi hasar raporları tartışması sürüyor. CHP Çınarcık
İlçe Başkanı Halit Durmaz, Çınarcık'ta bulunan ve siyasilere ait çok katlı
binalara verilen ağır hasarlı raporların daha sonra değiştirilerek orta
ve az hasarlıya dönüştürüldüğünü iddia etti. Az hasarlı gözüken binalarda
hiç kimsenin kalmadığına dikkat çeken Durmaz, ''Bu binalar Çınarcık'ta
bulunan tüm vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit ediyordu. O nedenle
her an yıkılacağı endişesiyle deprem
sonrasında, binaların önüne
güvenlik şeridi çekildi. Ancak, daha sonra nasıl olduysa bu binalara az
hasarlı raporu verildi. Şimdi binalara onarım adı altında makyaj yapılıyor''
diye konuştu.
Çınarcık'a yapılan en büyük
kötülüğün deprem uzmanlarınca yapıldığını söyleyen Çınarcık Belediye Başkanı
Ahmet Yaşar Birinci ise ''Çınarcık çukuru Adalar'ın hemen yanında, deprem
sonrasında TV ekranlarından yapılan açıklamalarda bu çukurdan söz edilmesi
yazlıkçıları bölgeden kaçırdı'' dedi.
Çınarcıklılar ise Marmara'nın
en temiz sahilinin deprem enkazları ile doldurulduğunu ve denizin kirletildiğine
dikkat çektiler. Çınarcık esnafından Ahmet Özkan, çarpık kentleşmeyle birlikte
Çınarcık'ın sahil beldesi olma özelliğinin önceki yıllarda kaybolduğunu,
17 Ağustos ile birlikte tamamen bittiğini söyleyerek ''Aylardan bu yana
işyerlerimiz açık ancak siftah dahi yapamıyoruz'' dedi. Geçimini balıkçılıkla
sağlayan Niyazi Şen ise ''Çınarcık yaz-kış geçimini turizm ve balıkçılıkla
sağlar, enkazların denize atılmasıyla birlikte önce turizm sonra da balıkçılık
öldü'' diye konuştu.
Resmi verilere göre 295 kişinin
yaşamını yitirdiği Çınarcık, kayıt dışı ölü tartışmasının yaşandığı bölgelerin
başında geliyor. Çınarcık'ta ölenlerin önemli bir bölümünün adları kayıtlarda
yer almıyor. Sadece Veli Göçer'e ait sitelerde yaşamını yitirenlerin sayısının
yüzlerle ifade edildiği Çınarcık'ta ölü sayısı henüz tespit edilemedi.
Belediye Başkanı
Akalın, kamu malları açısından en büyük hasarı kendilerinin gördüğünü söyledi
Değirmendere dışlandı
*Değirmendere Belediye
Başkanı Ertuğrul Akalın, afet zamanlarında belediyelerin İller Bankası'ndan
aldıkları payın nüfusla orantılı olarak arttırılması nedeniyle ekonomik
bir sıkıntıya düştüklerini anlatıyor.
**Gelen 60 milyar liradan
sigorta ve vergiler çıktıktan sonra 29 milyar lira para kaldığını belirten
Akalın, sadece maaşların 45 milyar tuttuğunu söylüyor. Kendilerine yurtdışından
da çok destek geldiğini vurgulayan Akalın, ''İlk şişe suyu Yunanistan'dan
geldi. Bir şişeyi saklıyorum'' dedi.
HATİCE TUNCER
Fındığıyla, sanat ve kültür
festivalleriyle, kilometrelerce uzanan kıyısıyla ünlü belde: Değirmendere...
17 Ağustos gecesi yaşanan
depremle Marmara Bölgesi'ndeki pek çok yerleşim birimi yerle bir olurken
Değirmendere'de de koca dalgalar kıyıdaki binaları içindekilerle birlikte
aldı götürdü, birçok aile tamamen yok oldu...
Altı yıldır Değirmendere'de
düzenlenen ''Zühdü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu''nun ürünü beldeyi
süsleyen 46 ahşap heykel de kaybolanlar arasındaydı. Temmuz ayında sanatçılar
Değirmendere'ye gidip sahili yeniden heykelleriyle anlamlandırdılar. Değirmendere'deki
büyük yıkımın ardından Belediye Başkanı Ertuğrul Akalın'la birlikte uzmanlardan
oluşan bir danışma kurulu oluşturulmuş.
Danışma Kurulu
Prof. Dr. İlhan Tekeli, Murat
Karayalçın, şehir planlayıcısı Bülent Tanık, Dünya Yerel Yönetim Demokrasi
Akademisi'nden Nihal Ekin, ÇEKÜL adına Başkan Yardımcısı Mithat Kırayoğlu,
İpek Kâğıt Genel Müdürü ve bilişim sektörü temsilcilerinden oluşan Danışma
Kurulu ayda bir kez bir araya gelip Değirmendere'de yapılan çalışmaları
değerlendiriyor, gelecek planlanıyor.
Cumhuriyet 'e 17 Ağustos
sonrasını değerlendiren Değirmendere Belediye Başkanı Ertuğrul Akalın,
söze mali sıkıntılardan başlayarak afet zamanlarında belediyelerin İller
Bankası'ndan aldıkları payın nüfusla orantılı olarak arttırılması nedeniyle
ekonomik bir sıkıntıya düştüklerini anlatıyor. Gelen 60 milyar liradan
sigorta ve vergiler çıktıktan sonra 29 milyar lira para kaldığını belirten
Akalın, sadece maaşların 45 milyar tuttuğunu söylüyor.
Kamu malları açısından Değirmendere'nin
en büyük hasarı gördüğünü ve belediyenin bütün mülklerinin yıkıldığını
ifade eden Akalın, ''Değirmendere'den başka 500 metre uzunluğunda 150 metre
toprak parçası kopan hiçbir belediye yok. Şu an orası deniz. Oralarda belediyenin
4 katlı oteli, restoranları, dükkânları, çaybahçeleri, kendi binası vardı.
Hepsi gitti. Depremin merkez üssü Donanma Komutanlığı'dır. Gölcük-Değirmendere
sınırıdır'' dedi. Akalın, hükümetin de iyi işler yaptığını düşündüğünü
ifade ederek İller Bankası'nın çalışmalarını hızlandırdığını söyledi.
Türk halkının gösterdiği
çok ciddi dayanışmanın yanı sıra uluslararası dayanışmaya da dikkat çeken
Akalın, ''İlk şişe suyu Yunanistan'dan geldi. Bir şişeyi saklıyorum'' dedi.
Enkaz sorunu
Deprem sırasında çöken binaların
kaldırıldığını, ancak yıkılması gerekenlerle ilgili ciddi sorunlar bulunduğunu
anlatan Akalın, şöyle devam etti: ''Bir bina yıkılmış, hak sahiplerinden
biri mahkemeye başvuruyor. Ağır hasarlı raporu verilmiş. 'Hayır bu bina
orta hasarlı' diye yıkımı engellemek için başvuruyor. Mecburen mahkeme
kararını bekliyorsunuz. Yıkım için bir dış kaynak söz konusuydu ancak gerçekleşmedi.
Kaynak gerçekleşmeyince hem taşeronlar hem hükümet zorda kaldı. Deprem
sırasında en çok üzerinde durulan Değirmendere biraz dışlandı. Yerel yönetimlere
danışılmalıydı. Çünkü biz bu kentin sahipleriyiz. Hele hele Değirmendere
gibi belde belediyelerinin durumu çok farklı. Beldelerde devleti belediye
başkanı temsil eder. Devletin bunu göz önüne alması gerekirdi.''
Dünya Bankası'nca kredilendirilen
ana kolektörün, Körfezi temizlemeye yönelik sistemin kopup gittiğini anlatan
Akalın, ''Değirmendere sahili 3 bin 700 metredir. 3.5 metre kod farkı vardır.
Kopan kısım yenileniyor. Binde bir eğimle gidiyor. Sahilde 35-70 santim
kopmalar var'' dedi.
Akalın, bölgede 3.5 metre
fay atımının parsellerin kaymasına neden olduğunu belirterek ''Daha önce
askeriyenin içinde olan bir ağaç şu an Değirmendere'nin içinde. Bütün parseller
bozuldu. Mülkiyet hakları gitti. Kopup denize giden alan içinde vatandaşın
tapulu arsası var. Yani çözülmesi gerekli yüzlerce yasal sorun bulunuyor''
dedi.
Deprem sonrası
Deprem sonrası ODTÜ ile harita
çalışması yaptıklarını belirten Akalın, kıyı heyelanı sonucu eskiden kara
olan yerde su derinliğinin 18 metreyi bulduğunu söyledi.
Değirmendere'de yapılması
planlanan 450 konutun bir an önce tamamlanması gerektiğini vurgulayan Akalın,
şöyle konuştu: ''Hak sahiplerine göre yapılıyor. Değirmendere'de 3 bin
50 konut yıkıldı aslında. Çift dairesi olanlar ayıklandı. Konut yerine
para isteyen var. Arsa ayrıldı, 660'a çıkacak. İstimlak bedelleri ödendi.
Fındık bahçeleriydi. Ama burada çöl bulamazsınız zaten.''
Normal bir yaşam
Danışma kurulunun kentin
geleceğine ilişkin hedefler koyduğunu ifade eden Akalın, ''Yaşamı normalleştirmek
için çalışmalar yapılıyor. Sahil dolgusu yapmanın yanlış olduğu bu kuruldan
çıkmıştır. Kentin jeolojik etütlerinin hangi kurumlar tarafından hangi
standartla yapılması gerektiği bu kuruldan çıkmıştır'' dedi.
Akalın sözlerine şöyle son
verdi: ''Makro hedefimiz şu: Olan olmuştur artık... Yanlış yapılmış olup
yıkılanların yerine eski yanlışları tekrar etmemek, bu kenti adam gibi
yeniden kurmanın yollarını arıyoruz...''
Bülent Kontarcı, arazi sahiplerine
kamulaştırma bedeli olarak 10 trilyon lira ödendiğini belirtti
Yalova'da ağaç kıyımı
FARUK KIRTAY
YALOVA - Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı'nca Yalova'da 3 ayrı yerleşim yerinde, toplam 215 hektarlık tarım
arazisi üzerine 5 bin 58 kalıcı konutun yapımı için bugüne kadar yaklaşık
700 bin ağaç kesildi. Kent merkezine 30 kilometre uzaklıkta bulunan köy
arazilerine yapılan kalıcı konutlar için arazi sahiplerine kamulaştırma
bedeli olarak 10 trilyon lira ödendi. 60 trilyon 696 milyar liraya mal
olan konutların yıl sonuna kadar tamamlanacağı açıklandı.
Yalova'ya bağlı Soğucak,
Çınarcık ilçesinin Çalıca, Altınova ilçesine bağlı Çavuşçiftliği ve Geyikdere
köylerinde 215 hektarlık alanda toplam 5 bin 58 kalıcı konut inşaatı devam
ediyor. Bayındırlık ve İskân İl Müdürü Bülent Kontarcı , Yalova'da yapılan
kalıcı konutlar için arazi sahiplerine kamulaştırma bedeli olarak 10 trilyon
lira ödendiğini belirtti. Kontarcı, 60 trilyon 696 milyar liraya mal olacak
kalıcı konutların ihalesine katılan 12 inşaat firmasıyla yapılan anlaşma
gereği, konutların yıl sonunda bitirileceğini açıkladı. Konutların 90 metrekare
ve üç kattan oluşacağını ifade eden Kontarcı, depremzedelerin kura sonucu
konutlarının belirleneceğini söyledi. Kontarcı, ''Kalıcı konut yerine,
hazır konut almak için 6 milyar lira para yardımına 1303 kişi başvurdu,
1075 kişinin işlemleri tamamlandı. Başvurular içinde Yalova ilinde konut
almak isteyenlerin sayısı 53 kişidir'' dedi.
Kalıcı konutların ekili dikili
tarım arazilerine yapılması ise tepkilere neden oluyor. 5 bin 58 konutun
yapıldığı alanda 700 bin ağaç kesildi. 130 hektarlık alanın kamulaştırılarak
2 bin 952 konutun yapıldığı Geyikdere köyünde, köy halkının tepkilerini
dile getiren İsmail Erdem, ''Köyümüz ziraat ve bağcılıkla geçimini sağlıyor.
Kamulaştırılan araziler birinci derece tarım alanları. Ekili arazilerimiz,
ağaçlarımız sökülüp kalıcı konutların temeli atıldı. Köyün özelliği şimdiden
kayboldu'' diye konuştu. Erdem, köy halkının tepkilerine karşın tarım arazilerinin
betonlaştırıldığını ve yok pahasına kamulaştırıldığını söyledi.
Geyikdereliler ise Yalova'nın
il olmasından sonra resmi olarak ne Yalova'ya ne de Kocaeli'ye bağlı olmadıklarına
dikkat çekerek şunları söylediler:
''1995 yılına kadar bizler
Kocaeli iline bağlıydık. Yalova il olduktan sonra Kocaeli il sınırlarından
çıkartıldık ama Yalova'ya da Bakanlık bizleri bağlamayı unuttu. Bizi haritada
unutanlar şimdi, ekili tarım alanlarının olduğu köyümüzü kalıcı konut yapmak
için hatırladı.''
Kocaeli
'Susma, sustukça sıra sana
gelecek'
BARIŞ DOSTER
KOCAELİ - Depreme karşı önlem
almayan devlet, Kocaeli'deki depremzedelere karşı olağanüstü önlem aldı.
17 Ağustos'ta saat 03.02'de Cumhuriyet Parkı'nda toplanan yurttaşlar, ellerinde
mumlarla, fenerlerle düdük çalarak alkışlarla ve ''hükümet istifa'' sloganlarıyla
tepkilerini, kaygılarını, umutlarını, beklentilerini dillendirdiler.
Binlerce yurttaşın katıldığı
anma toplantısına İstanbul'dan çevik kuvvetin gelmesiyle olağanüstü güvenlik
önlemleri alan Kocaeli Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, yurttaşların yürümek
istemelerine karşı çıkarak eylemlerini bir an önce noktalamalarını ve dağılmalarını
istediler.
Pek çok yerel ve ulusal kanalın
canlı yayın yaptığı anma toplantısı sırasında, güvenlik güçleriyle halk
arasında sık sık sert tartışmalar yaşandı.
Anmada, hükümet istifaya
davet edilerek ölümlerin nedeninin deprem değil; ihmal, vurdumduymazlık,
yolsuzluk ve rant düzeni olduğunun altı çizilirken yurttaşlar da, ''Susma,
sustukça sıra sana gelecek'' s loganıyla tepkilerini dile getirmeye çalıştı.
17 Ağustos Marmara
depreminin birinci yıldönümü Yalovalılar için acıların tazelendiği bir
güne dönüştü
Katilleri asla affetmeyecekler
* Yalovalıların düzenlediği
duygu dolu kitlesel yürüyüşte çiçek ve meşaleler taşınırken belediye tarafından
yaptırılan anıtmezarda yakınlarının adlarını gören depremzedelerin feryatları
yürekleri yeniden yaraladı... Gözyaşlarına karşın Yalovalı inatçı. Davasına
sahip çıkıyor.
ALPER TURGUT BERTAN AĞANOĞLU
YALOVA - Yalova SSK Hastanesi'nin
önünde saat 02.30 sıralarında toplanmaya başlayan Yalovalılar, depremin
'yaşamlarını yerle bir ettiği' saat 03.02'de 45 saniye saygı duruşunda
bulundu. Saygı duruşu sırasında vapurlar ve fabrikalar sirenlerini, araçlar
kornalarını çaldı. Topluluk belediyece sağlanan otobüsten dua okunmasının
ardından Gazipaşa'da Yalova Belediyesi'nce yaptırılan deprem anıtına doğru
yürüyüşe geçti. ''Sorumlular yargılansın'', ''17 Ağustos'u unutmadık, unutturmayacağız''
yazılı siyah tişörtler de giyen ve 5 bini aşkın kişiden oluşan kortejin
önünde çelenk bulunurken ÇYDD Yalova Şubesi de meşaleler taşıdı. Düdük
ve ıslık çalan, alkışla tempo tutan yurttaşlar yaklaşık bir buçuk kilometre
yürüdükten sonra deprem enkazından alınan molozlarla oluşturulan dolgu
alanı üzerinde düzenlenen 'Yaşar Okuyan Parkı'' içindeki anıta ulaştı.
Yürüyüş sırasında tekbir getiren bir grup, depremzedelerin tepkisini çekti.
Deprem anıtına çelenk bırakan
depremzedeler daha sonra üzerinde depremde yaşamını yitiren yaklaşık 3
bin kişinin adının kazılı bulunduğu mermer kalıplar ile üzerinden gözyaşını
simgeleyen su akan metal direkten oluşan anıtı ziyaret etti.
Ağlama duvarı
Ellerindeki mumları, çiçekleri
ve siyah kurdeleleri, yakınlarının adlarının kazılı bulunduğu mermer kalıplara
iliştiren depremzedeler, anıtı adeta ''ağlama duvarına'' çevirdi. Yakınlarının
adlarını mermer kalıplar üzerinde arayan depremzedelerin adları buldukları
anki feryatları ise yürekleri burktu. Mermer kalıpların üzerine kapaklanan,
sevdiklerinin adlarını 'okşayan' , gözyaşlarına boğulan kimi depremzedeler
daha sakin olmaya çabalayan yakınları tarafından güçlükle teskin edildi.
Bazı depremzedeler yakınlarının adının bulunduğu mermer kalıpların önünden
dakikalarca ayrılamazken fenalık geçiren yurttaşlar ambülansla hastaneye
kaldırıldı. Depremzedelerin anıtı ziyareti sırasında belediyenin otobüsünden
sürekli dua okundu. Anıtın ziyareti sırasında görüntü alma yarışına giren
basın mensuplarının kalabalığın azalmasının ardından izledikleri tutum
ise meslek etiğini yeniden tartışmaya açacak düzeydeydi.
Medya'ya tepki
17 Ağustos'un yıldönümü nedeniyle
deprem bölgesi basın mensuplarının akınına uğrarken depremzedeler ''reyting
peşindesiniz'' diye canlı yayın yapan bazı televizyon ekiplerine tepki
gösterdi. Depremde babasını ve kardeşini yitiren 12 yaşındaki Muhammet'e
anıtın önünde deprem anını anlattıran bir meslektaşımız, ''Burada babanın
ve kardeşinin adını görünce neler hissettin' gibi yanıtı bilinen bir soruyu
yöneltirken deprem bölgesinde konuşlanan ve magazinel haberleriyle ünlü
bir televizyoncu da anma etkinliklerini 'kutlama' olarak nitelendirdi.
Galiba deprem ve yıldönümü 'televole medyası' için reyting kutlaması anlamına
geliyordu.... Yalovalı 17 Ağustos gecesi sokaktaydı. Gözyaşlarına karşın
Yalovalı inatçı. Davasına sahip çıkıyor. Yaşamlarını yıkan katil müteahhitleri
ve ona göz yumanları unutmuyor, unutacak gibi de görünmüyor. Katilleri
affetmeyecekler...
Eşi ve iki çocuğunu
yitiren Türkçe öğretmeni ayakta durmaya çalışıyor
'Bu güzel insanlara nasıl
kıyılır'
* Ertan Aydın için zaman
bir yıl önce durdu. Onun için oğlu 16, kızı 11 ve eşi hâlâ 43 yaşında...
GÜLŞAH DURAK
ADAPAZARI - 17 Ağustos'ta
oğlu Ufuk 'u, kızı Bircan Sevil 'i ve eşi Gönül 'ü kaybetti Ertan Aydın
. Ertan Aydın, Dr. Nuri Bayar İlköğretim Okulu'nda Türkçe öğretmeni. Ertan
Hoca diğer Adapazarlılardan farklı olarak gece saat 03.02'de kent merkezindeki
kalabalığa karışmıyor. O yıkılan evinin bulunduğu yerde kendine özel bir
anma düzenledi. Gece saat 03.02'de gözyaşları içinde fotoğraflardan gözlerini
ayırmadan mumları yaktı...
Ertan Hoca Depremzede Derneği'nin
Yeni Cami'den başlattığı yürüyüşte en önde elinde kızının, oğlunun, eşinin
fotoğrafıyla dimdik yürüyor. Onu daha sonra Eğitim-Sen'in Atatürk Bulvarı'nda
depremde yaşamını yitiren sendika üyeleri için kurduğu köşede buluyoruz.
Öğrenciler buradaki deftere öğretmenlerine olan vefa borçlarını yazarken
fotoğrafların başında dikilen Ertan Hoca'ya da karanfiller vererek acısını
paylaşmaya çalışıyorlar.
Bir an ortadan kaybolan Ertan
Hoca'yı daha sonra yıkılan evinin bulunduğu boş arazide buluyoruz. Ertan
Hoca tüm ailesini yitirdiği yere, tam da o odanın bulunduğu yere kızının,
oğlunun ve eşinin fotoğraflarını koymuş. Ertan hoca fotoğrafları mumlarla,
karanfillerle süslemiş.
O diğer Adapazarlılardan
farklı olarak saat 03.02'yi kent merkezinde geçirmiyor. Emek sitesindeki
yıkılan evinin boş arazisinde yalnız olarak ailesinin fotoğraflarının karşısına
oturup kendine özel anma töreni düzenliyor. Ertan Hoca'nın yalnızlığına
Depremzede Derneği üyeleri ve komşuları ortak oluyor. Ertan Hoca gözlerini
fotoğraflardan ayırmadan anlatmaya başlıyor:
''Oğlum Ufuk Atatürk Süper
Lisesi'nde 2. sınıf öğrencisiydi. Kızım Bircan Sevil ise Atatürk İlköğretim
okulunda öğrenci. TETRAPAK'tan ödül alan nadir öğrencilerdendi. Eşim Gönül
de Atatürk İlköğretim Okulu'nda sınıf öğretmeniydi. Hayatımda ilk kez tatile
gitmiştim o gece. Bodrum'daydım ve 17 Ağustos tatilimin son günüydü. Depremi
öğrendikten sonra Bodrum'dan ancak 10 saatte gelebildim. Sokak başına geldiğimde
başıma taşlar düştü. Baygınlık geçirmişim. Ama sonra bunun çare olmadığını
anlayıp çocuklarımı çıkarmaya çalıştım.''
Ertan Hoca gece saat 03.02
olduğunda da bir yandan mumları yakıp bir yandan da ''Bu kadar güzel insanlara
nasıl kıyılır'' diyor. Sessizliğin gözyaşlarına karıştığı anda Ertan Hoca
birden ortadan kayboluyor. Sonra öğrendik ki mezarlığa gitmiş. Gece saat
03.30 ve Ertan Hoca mezarlıkta tamamen yalnız gibi gözükse de ailesine
kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor...
Gece saat 03.02'de
gözyaşlarına boğulan Gölcüklüler, düdük ve klakson çalarak acılarını haykırdı
'Yaralar sarılsın, sorumlular
yargılansın'
**Gölcüklüler Kavaklı
sahilinde aradılar anılarını. 17 Ağustos 1999.. Kavaklı sahilini yutmuş,
onlarca bina sular altında kalmıştı. Daha bir dakika önce insanların dolaştığı,
çay içtiği, köfte ekmek yediği sahil 03.02'de yüzlerce canla birlikte bir
anda kaybolup gitmişti.
HATİCE TUNCER
GÖLCÜK/DEĞİRMENDERE - Gölcüklüler
dün gece uyumadı. Gölcüklü gençler zaman zaman 'depremin yaraları sarılsın'
sloganlarıyla yürüyüş yaptı, Barbaros Hayrettin Paşa Lisesi bahçesinde
anma toplantısı düzenledi. Toplu gösteriler yerine küçük gruplar halinde
Kavaklı sahilinde dolaşarak, ateş yakarak Anıtpark'ta mevlüt dinleyerek
ve TV'lerin canlı yayınlarında sorunlarını dile getirerek anma saatini
bekleyen Gölcüklüler, saat tam 03.02'de ise gözyaşlarına boğuldu, düdük
ve klakson çalarak acılarını haykırdı.
Gölcüklüler henüz yapımı
tamamlanmamış sahilde taşların, tozun toprağın arasında Körfez'in ışıklarını
seyrettiler, yürüyüş yaptılar. Üzerlerinde siyah renkli 'Sorumlular yargılansın'
yazılı tişörtler, gözlerde hüzün, boğazlarda düğüm vardı. Gölcük Belediyesi'nin
düzenlediği anma töreni için Anıtpark'ta toplanan yurttaşlar o korkunç
anın yıldönümünü tasavvuf müziği dinleyerek beklediler. Saat 03.02'de,
önce çalınmaya başlayan düdükler çığlık sesleri gibi yükseldi.
Feryatlar birbirine karıştı
O an yeniden anımsandı.
Tam bir yıl önceydi. Kulakları
sağır eden gürültüyle binaların katları iskambil kâğıtları gibi birbirinin
üzerine yığılmış, anneler, babalar kardeşler, sevgililer enkaz altında
kalmıştı.
Ağlamaya fırsat bile olmamıştı.
Enkaz altındakilerin acı çığlıkları, yakınlarını kurtarmaya çalışanların
feryatları birbirine karışmıştı.İşte bir yıl sonra Anıtpark'ta o ana benzer
bir ses yükseldi. Parkı çoluk çocuk dolduran yüzlerce Gölcüklü depremi
yeniden yaşadı neredeyse.
Gölcük Barbaros Hayrettin
Paşa Lisesi öğrencileri Kavaklı sahilinde siyah bayrak ve giysileriyle
isyanı haykırdı. ''Uyuma Gölcüklü hesap sor'' sloganlarıyla yürüyen gençler
daha sonra okulun bahçesinde toplandılar. Lise mezunları adına konuşan
bir genç, Gölcük'te 42 okuldan 500 öğrencinin hayatını kaybettiğini ve
birçoğundan da haber alınamadığını söyledi.
Okulllarından hayatını kaybeden
50 arkadaşlarının isimlerini mumlarla aydınlatan gençler saygı duruşundan
sonra bir süre okul bahçesinde oturdular. Gölcük'te gençler zaman zaman
toplanarak yaptıkları yürüyüşlerde gece boyunca isyanlarını haykırdılar,
kayıplarını asla unutmayacak bir kuşak olduklarını gösterdiler.
Değirmendere Belediyesi ve
Depremzedeler Derneği'nin Çınarlı Meydanı'nda düzenledikleri anma töreninde
de yine gözyaşı vardı. Değirmendereliler depremde yaşamlarını kaybedenlerin
anısına dev bir mum yaktı, meşalelerle yürüdü. ''Unutma Türkiye, ben unutmayacağım''
diye haykırdı Değirmendereliler...
Deprem eğitimi de vurdu
İstanbul Haber Servisi -
Marmara Bölgesi'nde onbinlerce yurttaşın ölümüne ve yaralanmasına neden
olan 17 Ağustos depremi, bölgedeki eğitim sistemini de etkiledi. 156 eğitimcinin
yaşamını yitirdiği deprem bölgesinde okul sayısı bin 215'ten bin 26'ya
düştü. 17 Ağustos depreminden sonra 3 bin 240 öğretmen artık görev yapmıyor.
Eğitim-Sen'den yapılan yazılı
açıklamada, atamalarda deprem bölgesine öncelik tanınması, eğitimcilere
kalıcı konut sorunu çözülünceye dek kira yardımı yapılması, psikolojik
destek programı uygulanması ve öğrencilere burs sağlanması gerektiği vurgulandı.
Enkaz altında kalan kişilere
devletin günlerce ulaşamadığı belirtilen açıklamada, depremzedelere ilk
yardım elinin sivil toplum kuruluşlarınca uzatıldığına dikkat çekildi.
Eğitim-Sen'in açıklamasına
göre 17 Ağustos 1999'da yaşanan felaketten, kaçak yapılaşmaya göz yuman
yerel yönetimler, ''imar affı adı altında, yağma ve yolsuzlukların kapısını
aralayan'' hükümetler ve insan yaşamına önem vermeyen anlayış sorumlu tutuldu.
Açıklamada, eğitim emekçilerinin
barınma, sağlık, özlük hakları ve ekonomik sorunları olduğuna dikkat çekilerek,
kesilen deprem tazminatlarının verilmeye devam edilmesi gerektiği ifade
edildi. Askerlik görevini yapmayan öğretmenlerin de çalıştıkları okullarda
asker öğretmen olarak görevlendirilmeleri önerilen açıklamada, deprem bölgesi
çalışanlarının zorunlu tasarruf anapara ve nemalarının, Konut Edindirme
Fonu'ndaki birikimleriyle birlikte hak sahiplerine ödenmesi gerektiği belirtildi.
Kocaeli'nde deprem öncesinde 237 bin 206 olan öğrenci sayısının 219 bin
340'a düştüğü belirtilen açıklamada, Düzce, Bolu, Yalova, Sakarya'da da
durumun farklı olmadığı dile getirildi. Açıklamaya göre en büyük hasarın
416'dan 264'e düşen okul sayısıyla Kocaeli'nde yaşandığı görüldü. 94 prefabrike
okulun kurulduğu deprem bölgesinde 156 eğitimcinin hayatını kaybettiği
belirlendi. 17 Ağustos öncesi deprem bölgesinde 19 bin 956 eğitimci görevliyken
bu sayı 16 bin 716'ya düştü.
Bakanlar Kurulu kararı
Afetzedeye yardım miktarı
arttırıldı
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)
- Doğal afetlerde yaşamlarını yitirenlerin yakınlarına, sakat kalanlara,
konut ve işyerleri zarar görenlere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu'ndan
yapılacak yardım miktarları arttırıldı. 17 Ağustos depreminde zarar görenlere
uygulanan yardımların aynısı Çankırı ve civarında meydana gelen depremde
zarar görenlere de uygulanacak.
Resmi Gazete'nin dünkü sayısında
yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, deprem, su baskını, heyelan, çığ
gibi doğal afetlerde yaşamını yiteren kişilerin birinci derece yakınlarına
yapılacak yardım miktarı 400 milyon liradan 750 milyon liraya yükseltildi.
Birinci derecede sakatlık halinde ödenecek yardım miktarı 240 milyon liradan
500 milyon liraya, ikinci derecede sakatlık için 160 milyon liradan 300
milyon liraya çıkarıldı. Oturdukları konut ve kullandıkları işyeri zarar
görenlere yapılacak yardımlar da şöyle arttırıldı: ''Yardım tutarları,
yıkık ve ağır hasarlı olanlarda 300 milyon liradan 500 milyon liraya, orta
hasarlı olanlarda 200 milyon liradan 350 milyon liraya, hafif hasarlı olanlarda
100 milyon liradan 200 milyon liraya çıktı.''
17 Ağustos Depreminin Acı
Gerçekleri...
Dr. EROL ATILGAN
Tarih 12 Ağustos 1999, Yalova
Yüksel Sitesi sahilinde denize giriyorum... Deniz suyu aşırı derecede sıcak.
Gölcük açıklarından başlayarak Yalova sahiline doğru uzanan, denizin sakinliğine
rağmen boyu 1.5 metreyi bulan, adını sonradan öğrendiğim tsunami dalgaları
ve denizin üzerinde sis tabakası, yani radon gazı. Beş gün boyunca aynı
manzara. Körfez kırılmaya başlamış, magma tabakasından denize alevler akıyor..
ve nihayet 17 Ağustos depremi... Yandaki binalar ayakta.. Fakat Yüksel
Sitesi 3 saniyede yerle bir. Sevgili eşim ve 300 masum insan ayağa bile
kalkmaya fırsat bulamadan yataklarında can veriyorlar.
Yıl 1894; Yalova, Çınarcık
ve İstanbul'u kapsayan Marmara depremi... O zamanın rasathane müdürleri,
II. Abdülhamit 'e deprem raporu veriyorlar. Raporda, depremden 1 hafta
önce başlayan belirtiler, deniz suyunun sıcaklığının aşırı artması, sahile
vuran alışılmışın dışında dalgalar ve deniz üzerindeki kesif sis bulutu
belirtiliyor. Yani benim yaşadıklarımın 105 sene önceki verileri... Bunları
maalesef depremden sonra, tarih yazarlarından öğrenebildim. Ayrıca devrin
rasathane müdürleri, Yalova sahilindeki kumluk arazilerde yer alan çiftlik
evlerinin tamamının yıkılmış olduğunu padişaha rapor ediyorlar. Hal böyleyken
1960 yılından itibaren 1. derecede deprem bölgesi olan kumluk arazilere,
o zamanın belediye başkanları, belediye ve imar müdürlüğü yetkilileri,
sahilde yazlık evlerin yapımına nasıl müsaade ediyorlar.. sorumsuz müteahhitler
de nasıl inşaat yapıyorlar... Üstelik insan canını hiçe sayıp kazanç uğruna
yönetmeliğe aykırı binalar yaparak on binlerce insanın ölümüne sebep olabiliyorlar,
anlamak mümkün değil.
105 yıl sonra bağıra bağıra
gelen Marmara depremini, Marmara Bölgesi yerbilimcileri nasıl anlayamadılar?
Hiç mi denize girmediler, hiç mi anormallikleri fark etmediler, bunu onlara
soruyorum. Bir uzmanlık tezi hazırlanırken konu, tüm dünya literatürleri
araştırılarak hazırlanır. Deprem ile ilgili uzmanlık tezi de hazırlanırken
105 yıl önceki deprem rehber olmalıydı. Nasıl bu depremi önceden anlayamadılar?
Depremden sonra TV kanallarında
tahminler yürüten yerbilimcilere sesleniyorum: Deprem 1 hafta öncesinden
bağıra bağıra ben geliyorum derken sizler nerelerdeydiniz? Marmara Bölgesi
Kandilli Rasathanesi Müdürü ve ekibi, İTÜ, Boğaziçi, İÜ, Marmara Üniversitesi
Anabilim Dalı Başkanları, bölgedeki afet işleri il müdürlükleri, MTA..
niye denizde deprem ölçer aletiniz yoktu, niye erken uyarı sistemi kurulmadı,
eski adı Hora olan Sismik 1 gemisi o güne kadar ne yaptı? Tsunami tarzındaki
dalgaları ve radon gazını niçin değerlendiremediler... Niçin medya kanalıyla
halkı uyarmadılar? Yalova, Çınarcık ve Gölcük'te hayatlarını kaybedenlerin
çoğunluğu yazlıklarında olan insanlardı, eğer bir uyarı yapılmış olsaydı
bu insanlar evlerine dönerlerdi.
17 Ağustos sabahı, zamanın
devlet ve hükümet yetkilileri, depremden 3-4 saat sonra Marmara Bölgesi'ni
helikopterle gezip çevre illerdeki askeri istihkâm ve komando birliklerini
hemen deprem bölgesine gönderselerdi binlerce kişi enkazdan canlı çıkarılabilirdi.
Yalova'ya 6 km. mesafede, Türkiye'nin en işlek yolu üzerindeki, Yüksel,
Aydın ve Ceylankent sitelerine hiçbir yardım gelmedi. Tepemizde devamlı
helikopterler uçuyor, hiçbiri yardıma gelmiyor ve biz enkaz altındaki sevdiklerimize
kendi imkânlarımızla ulaşmaya çalışıyoruz. Tam 72 saat sonra gelebilen
greyderler ise sadece sitenin enkazını kaldırmaya yarıyor. Bir insanın
hayatı boyunca karşılaşabileceği en korkunç manzara ile karşı karşıyayız.
Tarifsiz acılar ve çaresizlik...
Şimdi gazetelerde okuyoruz;
Bayındırlık Bakanlığı, Yalova Yüksel Sitesi'ni yapan Yüksel İnşaat AŞ'ye
8776 adet kalıcı konut ihalesi veriyor. Sayın bakan, davaları devam eden
Yüksel İnşaat AŞ'ye ihaleyi vermeye mecbur kaldık diyor. Yüksel İnşaat'ın
yapmış olduğu Yüksel Sitesi'nde 300'den fazla kişi can verdi. Depremden
10 gün sonra Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bayındırlık Müdürlüğü'nden
temin edilen bilirkişi raporunda, inşaatın 1968 Deprem Yönetmeliği'ne uygun
olmadığı rapor edildi. İnşaatta deprem perdesinin olmadığı, binaların sulu
zemine inşa edildiği, radyal temel kullanılmadığı, 1968 Deprem Yönetmeliği'nde
yasak olan asmolen tabliğe sistemi ile tavanların yapıldığı rapor edildi.
Sayın bakan bu şartlarda davaların bitmesini bekleyemez miydi? Bizler ikinci
defa hüsrana uğruyoruz. Biz acılılar kime güveneceğiz, bizi kim koruyacak,
hakkımızı kim arayacak? Türkiye'de onca dürüst çalışan müteahhit dururken
davaları süren sanıklara bu ihalelerin verilmesi inanılır gibi değil.
Bizler sevdiklerimizi kaybettik
ve acılar içindeyiz, bundan sonraki nesillerin bu acıları çekmesini istemiyoruz.
Görevlerini yapmayan bürokratların, menfaat uğruna hatalı inşaat yapan
müteahhitlerin, devam eden davalarda yüce Türk adaleti tarafından hak ettikleri
cezaları alacaklarına inanıyor, bu konuda görevlerini dürüstçe yapmayan
bütün sorumluları bu dünyada yaşamları boyunca vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum.
CUMHURİYET
GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
  |