|
|
 |
17
Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber
ve Yorumlar
MİLLİYET GAZETESİ
- 17 AĞUSTOS 2000
Bu
da insan depremi
17 Ağustos’un
yıldönümünde bu kez de halk 7.4’le sarstı. Avcılar’daki yürüyüşte hem gözyaşı
hem öfke vardı: Devlet enkaz altında!..
ÜMRAN
AVCI İstanbul
Türkiye’yi acıya boğan 17 Ağustos depreminin birinci yıldönümünde, insanlar
tarifsiz acılar kadar öfkeyi de yaşadı. Avcılar’da düzenlenen anma törenindeki
protestolara karışan gözyaşları, yakınlarını kaybeden ailelerin “Devlet
enkaz oldu çöktü" feryatlarına karıştı.
Resmi kayıtlara göre Avcılar’da hayatını kaybeden 273 kişinin anısına düzenlenen
ilk tören, Atatürk Parkı’nda saygı duruşuyla başladı. Törene Avcılar Belediye
Başkanı Mustafa Değirmenci, Kaymakam Vekili Demir Düzgün, diğer mülki amirler,
AKUT ve çok sayıda vatandaş katıldı.
‘Geleceğimizi istiyoruz’
Bu törende yetkililerin kendileriyle ilgilenmediğini söyleyen vatandaşlar,
verilen sözlerin yerine getirilmemesine de isyan etti.
Depremzedeler, daha sonra 9 kişinin hayatını kaybettiği Gümüşpala Aydoğan
Apartmanı’nın şimdi boş olan arsasına doğru yola çıktı. ‘
Geleceğimizi istiyoruz’ yazılı siyah tek tip tişörtler ve pantolonlar giyen
protestocular, ‘Sorumlular yargı önüne’, ‘Uyuma Türkiye ben uyumuyorum’,
‘Silahlanmaya değil depreme bütçe’, ‘Yeniden yapılanmada söz hakkı’ yazılı
pankartlar taşıdı.
Alkış ve ıslıklar arasındaki yürüyüşe, otomobiller de sürekli korna çalarak
destek verdi.
Annenin ağıdı
Aydoğan Apartmanı’nın arsasına gelindiğinde buraya karanfiller bırakıldı.
İki çocuğu ve kızkardeşini kaybeden Handan Okur sinir krizi geçirdi. Çocuklarının
fotoğraflarına sarılarak ağıtlar yakın acılı anne, “Kayınvalidemi hastaneye
yatırmıştık. Yanında kalıyorduk. Çocuklara bakması için kızkardeşimi Çanakkale’den
çağırdık. Hepsini kaybettim. Acı yüreğimden hiç silinmeyecek" diye gözyaşlarına
boğuldu.
Aynı apartanın altındaki otomobil galerisinde çalışan ağabeyi Demir Düzgün’ü
kaybeden Naciye Kaplan ise işyeri sahibini sorumlu tuttu. Kaplan, “Daha
fazla araba koymak için kolonları kesti. O kaybettiği paralarını, otomobillerini
geri alabilir, ama bana ağabeyimi verebilir mi?" diye isyan etti.
Anma töreninde eleştirilere maruz kalan Avcılar Belediye Başkanı Mustafa
Değirmenci ise, ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.
Sezer de deprem bölgesinde
ANKARA Milliyet
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Marmara depreminin yıldönümü nedeniyle
bölgeye gidiyor. Sezer bugün Ankara’dan Sakarya’ya gidecek. Kalıcı konutlar
bölgesinde brifing alacak Sezer, 294 konutu kapsayan Kayseri Mahallesi’nin
temel atma törenine katılacak. Buradan sırasıyla Yalova, Gölcük Donanma
Komutanlığı ve Kocaeli İl Kriz Merkezi’ni ziyaret edecek Sezer, akşam Ankara’ya
dönecek.
Bakanlar’ın gündeminde deprem var
ANKARA Milliyet
Bakanlar Kurulu, 17 Ağustos’un birinci yıldönümünde deprem gündemiyle toplanıyor.
Başbakan Ecevit başkanlığında bugün saat 11’de toplanacak kurul, deprem
yaralarının sarılmasında gelinen aşamayı ele alacak. Bakanlar Kurulu toplantısında,
Başbakanlık tarafından hazırlanan, 500 sayfalık fotoğraflı deprem kitabı
da dağıtılacak.
Kızılay: Yıkıldık
İSTANBUL Milliyet
Kan stoklarının tamamen tükendiğini açıklayan Kızılay Kan Merkezi, İstanbul’da
olası bir depreme karşı hazırlıksız olduklarını itiraf etti.
Kızılay Kan Merkezi Müdürü Saim Necdet Kalaycıoğlu, depremde Kızılay’a
yönelik tepkilerin artması nedeniyle insanların kan bağışında bulunmadığını
belirterek, “Bir çadır uğruna bizi mahvettiler. Durumuz çok vahim" dedi.
Çocuklar
unutmadı!
ANKARA ANKA
17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerini yaşayan çocukların kaleme aldığı kompozisyonlar,
‘Yaşıyorum Yazıyorum’ adıyla kitaplaştırıldı.
Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği’nin düzenlediği kompozisyon
yarışmasına katılan yazılardan oluşan kitap, küçüklerden büyüklere ‘dersleri’
de içeriyor. Aşağıda, bu kitaptan alınmış, çocukların gözüyle ‘depremi’
anlatan yazılardan özet birkaç cümleyi bulacaksınız:
Özlem Özçelik (15): “Depremden sonra hayatımızda hiç karşılaşmadığımız
olaylarla karşılaşmıştık. Her zaman rahatlıkla fırına gidip aldığımız ekmek,
artık bizim için ulaşılması güç bir yiyecek olmuştu..
Keşke...’
Eda Aydın: Ben izciyken en çok çadır hayatını, sokakta yaşayan insanları
merak ederdim. İşte artık ben de onlardan biriyim..
Faruk Özel: Kimse bundan bir ders almadı. Hilekarlık, sahtekarlık, devam
ediyor. Bizler böyle yaptıkça daha çok depremler, seller, yangınlar görücez.
Sezer Topal (14): Aslında arkadaşlarımızı ve diğerlerini deprem öldürmedi.
Onları çürük malzeme, eksik malzeme, kontrolsüz ve izinsiz ev yapımı öldürdü.
Niye diye sorarsanız pirinç ekilecek yere bina ektiler.
Güler Zorlu (13): Ben depremi 13 yaşında öğrendim. Keşke bebek olsaydım
da depremi anlamasaydım.
‘Öcü deprem’
Elif Kalafat: Herkes enkaz altında bağırıp duruyor. O arada bir de yangın
çıktı mı, işin kötü tarafı su yok.. Turşu suları, kola şişeleri açıp yangını
söndürmeye çalıştılar ama ne çare...
Sinem Bayraktar: Deprem anının hiç bitmeyeceğini düşünmüştüm. Sonunda annem
bizi evden dışarı çıkmaya ikna etti. Kardeşim ise çamaşırla olduğu için
giyinmeden çıkmam diye tutturdu, çileden çıktık vallahi.
Esra Yılmaz: Babamın emekli maaşıyla kiraladığı evimizi bize öcü yapan
deprem. Kira geliri bol olanları, kiracıyı sömürenleri benle aynı çadırda
eşit eden deprem. Zengin ve fakir insanı aynı seviyeye düşüren deprem.
‘Para uğruna’
Bircan Kurugüllü: Deprem Allah’tan gelen bir şey. Ama insanların kötü malzeme
kullanarak binaları yapmaması gerekliydi. Çünkü bizim insanlarımızda dürüstlük
ve vicdan kalmamış.
Cemil Şeker: Para kazanmak uğruna mezar yapan ahlaksız müteahhitlere sesleniyorum.
Bakın yaptığınız eserlere ve iftihar edin, kazandığınız paraları eğer boğazınızdan
geçiyorsa afiyetle yiyin.
Ders
almadık
İstanbul
Üniversitesi araştırmasının çarpıcı sonucu: Depremzedelerin yüzde 70’e
yakını, felaketi hâlâ ‘Allahın cezası’, ‘kıyamet alameti’ ve ‘kader’ olarak
görüyor
NESLİHAN CUYAR İstanbul
İstanbul Üniversitesi (İ.Ü) Mezunları Cemiyeti’nin depremle ilgili son
araştırması, ürpertici bir gerçeği ortaya çıkardı.
Araştırma, felaketi yaşayanların depremi doğa ve bilime değil, hâlâ ‘kader’
ve ‘hurafeye’ bağladığını gösterdi.
Herkes umutsuz
Sonuçları, İ.Ü Rektörlük binasında İktisat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Toker
Dereli açıkladı. Kocaeli ve Adapazarı’nda 55 çadırkentte kalan bin 100
hane reisi ile görüşülerek anket yapıldığını söyleyen Dereli, toplam 66
soru sorulduğunu belirtti. Prof. Dereli’nin açıklamasına göre, anketin
çarpıcı sonuçları şöyle:
Ankete katılanların
yüzde 49.1 depremi ‘Allahın cezası’, yüzde 4.8’i ‘kıyamet alameti’, yüzde
28.6’sı ‘doğa olayları’, yüzde 14.9’u da ‘kader’ olarak görüyor.
‘Sizi hayata
bağlayan en önemli şey nedir?’ sorusuna, deneklerin yüzde 73.7’si ‘aile
ve çocuklar’ yanıtını verdi.
Bölge halkı,
‘Bundan sonra hayatınızda ne gibi değişiklik olacağını sanıyorsunuz?’ sorusunu
ise, yüzde 30.7 ile ‘Eskisi gibi olmaz’ yanıtı verdi.
Ankete katılanların
yüzde 21. 2’si geleceği düşünmediğini, yüzde 4.5’i ise hayatın anlamının
kalmadığını söyledi.
Deprem bölgesinde
halkın yüzde 49’unun gelirlerinde değişme olmadı. Yüzde 45’inin geliri
arttı, yüzde 6’sının geliri azaldı.
Depremzedelerin
idealleri de, araştırmaya göre şöyle sıralandı: Yüzde 35.1 ile iyi konut
sahibi olmak, 27.9 ile çocukların geleceğini sağlama almak.
Deprem sonrası
beklentiler arasında en büyük payı ise, yüzde 34.4 ile sağlık ve huzur
aldı.
Deprem siyasi tercihi de sarstı
İ.Ü. araştırmasında, maddi ve siyasi bazı çarpıcı gerçekler de ortaya çıktı.
Buna göre, deprem sonrası alınan dış yardımlara, devletin hiçbir kaydında
rastlanmadı. Deprem sonrası kamu gelir ve harcamalarında kesin hesaplama
yapılmasının önünde engeller bulunduğu görüldü. Depremin ekonomide milli
gelir bazında 5, milli servet bazında 8 - 10 milyar dolar arasında kayba
yol açtığına dikkat çekildi. Ayrıca deprem sonrası bölgede yaşayanların
yüzde 23’ünün siyasi tercihi değişti. Ankete katılanların ifadelerinden,
depremzedelerin yüzde 60.8’nin parti tercihinin değişmediği, yüzde 16.1’inin
ise kararsız olduğu anlaşıldı.
Adapazarı
acının izlerini silemedi
SEMRA KARDEŞOĞLU
17 Ağustos depreminde 3 bin 894 kişinin yaşamını yitirdiği, beş binden
fazla kişinin yaralandığı, 80 bin konut ve işyerinin zarar gördüğü Adapazarı’nda
depremin birinci yıldönümü etkinliklerine halk tam anlamıyla aktı.
Girişinden itibaren depremin izlerinin halen canlı durduğu kentin sokaklarına
“Unutmayacağız, Unutturmayacağız" pankartları asıldı. Atatürk Bulvarı’nda
Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bir sergi açıldı. Sergide yer alan
ve deprem sonrası Adapazarı’nın durumunu gösteren fotoğraflar, sergiyi
izleyenlere bir kez daha o korkunç geceyi anımsattı.
Depremin hemen ardından kurulan Adapazarı Depremzedeleri Derneği’nin açtığı
imza kampanyası ise yoğun ilgi gördü.
Kampanyaya katılanlar, bir kışı daha prefabrike konutlarda geçirmek istemediklerini,
hasarlı binaların ortadan kaldırılması gerektiğini, işsizlik ve ekonomik
bunalımın yarattığı sorunlardan kurtulmak istediklerini dile getirdi. Depremzedeler
Derneği’nin ÖDP, EMEP, Eğitim - Sen’in aralarında bulunduğu çeşitli sivil
toplum örgütleri ile düzenlediği mumlu, elfenerli yürüyüş ise saat 23.00
sıralarında başladı. Yeni Cami önünden Atatürk Bulvarı’na yürüyen kalabalık,
yaşananların Adapazarlılar tarafından unutulmayacağı ve unutturulmayacağını
haykırdı.
Ölene anıt, öldürene büst
NAZIM ALPMAN
Dünya yer bilimleri literatürüne ‘Güney Marmara Depremi’ olarak geçen,
17 Ağustos 1999’un 1. yıldönümü etkinliklerinin ‘Yalova ayağını’ izlemek
üzere kente geliyoruz.
Önce belediyeye uğramak lazım... Bir ay önce başlayan ve hâlâ süren Yalova
Kültür Festivali’nin mimarı olan belediyeden ‘şenlik’ programını kesin
bilgilerle öğrenebiliriz.
Belediyenin bulunduğu işhanının kepenkleri kapalı. Üzerine asılı bir dosya
kağıdına ilkokul birinci sınıf kaligrafisiyle şunlar yazılmış:
‘Belediye taşındı... Çınarlı parkın arkası...’
İskele Meydanı’na çıkıyoruz. Koca bir tak yapılmış:
‘Yalova’nın 79. Kurtuluş Yıldönümü’
En az bu yazı kadar göz dolduran harflerle sponsor firmanın adı ve sloganları
da yukarıdan aşağıya dizilmiş...
Not alırken yaşlı bir Yalovalı yaklaşıp ‘katkı’ yapıyor:
“Yaz evlat, Yalova 19 Temmuz’da kurtuldu. 17 Ağustos’ta battı!"
***
Yeni belediye binasından önce Yalova’nın yeni simgesi olacak ‘Deprem Anıtı’na
gidiyoruz. Bir buçuk ay önce geldiğimizde inşaat çalışması devam ediyordu...
Dün de öyle...
Çimento torbaları, hazır beton kamyonları, kum tepeleri, kaldırım taşları,
ahşap kalıplar... İşçilere “Burası ne zaman bitecek?" diye soruyoruz. Dakik
bir yanıt veriyorlar:
“Yarın (17 Ağustos) 18.00’de!.."
Türkiye’ye özgü bir klasiğin yeni versiyonuyla karşı karşıyayız:
Bir yıl yat, son gün bitir!
Bu anıt, bizim sanata ne kadar önem veren bir millet olduğumuzu da gösterecek.
Depremde evleri yıkılanlar için yapılacak konutlar duruyor, anıtlar bitiriliyor.
Bu ‘kıssa’dan çıkaracağımız ‘hisse’ de şöyle ifade edilebilir:
“Hayat değil, sanat!"
Deprem anıtının tam karşısında bulunan 6 katlı Eminoğlu apartmanı, çatlamış
duvarları, patlamış camlarıyla daha rasyonel bir deprem anıtı gibi duruyor.
***
Deprem anıtına hayran hayran bakarken, yüzünde derin bir acı oturmuş genç
bir kadın yanımıza geliyor:
“Hacı Mehmet Ovası’nda evimiz vardı, yıkıldı. 17 Ağustos’tan sonra kızım
beyin ameliyatı oldu. Henüz 20 yaşında... Onun peşinde koşarken, kalıcı
konut için başvuru tarihini kaçırdım. Bir şans daha verilsin bize... Benim
gibi 200 kişi varmış. Belediyeden söylediler. N’olur yazar mısınız?"
Münevver Saray, “44 yaşındayım, ama kendimi 70 yaşında hissediyorum" diye
de ekliyor.
Münevver Hanım’ın ‘ricasını’ iletmek üzere yeni belediye binasına gidiyoruz.
Başkan Yakup Koçal, “Bu konuyu Bakan’a ilettim. ‘Üç kez uzattık, ihale
açtık, bitirdik. Şimdi yeni ihale nasıl açarım?’ dedi" diyor.
Yani Münevver hanımların durumu biraz zor.
Yeni belediye binası da deprem anıtı, ‘titizliğinde2 24 saat sonraki açılışa
hazırlanıyor. Her şey son dakikaya havale edilmiş.
Ancak bir şey tamamlanmış...
Yalova’da çarpık yapılaşmaya onay veren belediye başkanlarının (1950’den
günümüze) büstleri yeni belediye sarayının bahçe girişine sıralanmış.
Adı bizde saklı bir belediye işçisi Yalova’nın ‘heykel sanatı politikasını’
tersten okuyarak diyor ki: “Ölene anıt, öldürenlere büst!"
Gölcük’te derin sessizlik
ASLI ÖKTENER İzmit
Bir yıl sonra yine 17 Ağustos depreminin ilk vurduğu yer Gölcük’teyiz.
Tuhaf bir hareketlilik var ilçede. Depremde hasar görmeyen binalar ayakta,
hasarlılar ise yıkılmayı bekliyor. Yollara taşlar döşeniyor. Bölgeye belki
de ilk kez gelecek siyasiler için hazırlıklar yapılıyor. Binalara, ağaçlara,
siyah kurdeleler bağlanmış, kadınlar evlerinde, erkekler kahvehanede, gençler
ve çocuklar ya parklarda ya da kafeteryalarda oturuyor.
Medya ordusu
Gölcük’e girdiğinizde, medya ordusuyla karşılaşıyorsunuz.
İlçenin dört bir yanını naklen yayın araçları kuşatmış. Bazı gazeteler
çadır kurmuş. Bu görüntüleri izlerken bir adam, “Anlatalım şu kanala derdimizi"
diyor yanındakine. Gölcük halkı, canlı yayın araçlarının başına toplanıyor,
dertler anlatılıyor, istekler tekrar sıralanıyor.
Acı bir sessizlik var Gölcük’te. Deprem korkusu yeniden sarmış kenti. İnsanların
tepkisizliği dikkat çekici.
Gölcük halkı kaybettikleri yakınlarını toplu mezarlarda sabahın erken saatlerinde
ziyaretlere başlıyor. Kimi dua okuyor, kimi ikinci kez kaybettiği yakınının
mezar taşını öpüyor, kimi de ağlıyor. Koca bir ailenin tümü yatıyor mezarlığın
bir köşesinde. Bazısının kızı, oğlu, gelini, bazısının da anne ve babası.
‘Ölümden
sonra gelen deprem’
Haftalık Alman Focus dergisi, son sayısında 17 Ağustos depremine tam 6
sayfasını ayırdı.
Focus’un özel olarak Gölcük’e gönderdiği muhabiri Andreas Fink’in derlediği
‘Ölümden sonraki deprem’ başlıklı haberde, Marmara ve Düzce depremleri
sonrası yaşanan ‘ruhsal’ çöküntü ele alındı. Murat Türemiş’in fotoğraflarıyla
6 sayfayı kaplayan yazıda, büyük facia sonrası ölen binlerce kişinin ruhlarının
huzura kavuştuğu, oysa hayatta kalanların ruhlarındaki çöküntünün halen
tüm şiddetiyle sürdüğü bildirildi. Gölcüklüler’in zor şartlarını yansıtan
Focus, depremzedelerin ağzından 17 Ağustos gecesi ve izleyen bir yılın
dökümünü de yaptı..
MİLLİYET
GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
  |