|
|
 |
17
Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber
ve Yorumlar
RADİKAL GAZETESİ
- 16 AĞUSTOS 2000

Onlar hiç uyumadı
İlk günlerde
yağan yardım yağmuru giderek azalırken, bazıları depremzedelerin yanından
hiç ayrılmadı. Acılarına ortak, sorunlarına çözüm oldular. Onlar depremzedelerin
kahramanları...
TİMUR SOYKAN
KOCAELİ/ADAPAZARI/DÜZCE
- Deprem felaketinin ardından enkazlara farklı din, dil ve ırkta yüzlerce
insanın eli uzandı. Devletin yetişemediği yerlerde gönüllüler vardı. Çadırların
çivilerinin çakılmasında, yaralıların tedavisinde, yemeklerin pişirilmesinde,
yardımların dağıtılmasında, beton yığınların arasından insanların yaşama
çekilmesinde gönüllü yürekler yer aldı, deprem sonrası yaşananlar, 'insanlığın
ölmediğini' gösterdi.
Aradan bir yıl geçti. İlk
günlerdeki yardım yağmuru zamanla azaldı. Ancak kimileri, bir yıldır depremzedelerin
yanından hiç ayrılmadı. Evlerini, işlerini, ailelerini, yaşamlarını geride
bırakarak onların yanına prefabrik konutlara, çadırlara yerleştiler. Acılarına
ortak, sorunlarına çözüm oldular.
70
çocuklu genç kız
21 yaşındaki Ayşegül Gökten,
bir yıldır bölgede. Gelen erzakları ve yiyecek dağıtarak, çadır kurarak,
hastalananların tedavileri uğraşarak geçen aylar boyunca çadırda yaşamış.
"İnsanların asıl şimdi yardıma ihtiyacı var" diyen Gökten, İzmit Yahya
Kaptan prefabrik konutlarındaki kreşte çocuklar için animasyon çalışmaları
yapıyor. "21 yaşındayım ama 70 çocuğum var" diyen Gökten, Mersin'deki ailesini,
arkadaşlarını, kısacası hayatını bırakıp bölgeye geldiğini anlatıyor ve
şunları söylüyor: "Ailem bölgeye gitmeme izin vermedi. Ama insanlar ölürken
kimse sessiz kalmamalı. Hâlâ burada olduğum için ailemle ilişkilerim kötü
."
Louiza
Abla
Fransız psikolog Louiza
Khourta, sekiz aydır İzmit'te çocuklarla birlikte. Dillerini bilmediği
çocukların Louiza ablası, onlarla anlaşmak için kelimelere çok gerek olmadığını
düşünüyor. Khourta, bir kış gecesi İzmit'e geldiğinde yalnızmış. Daha sonra
çadırkentlerde temsilcisi olduğu Dünya Çocukları Derneği'nin ödeneğini
kullanarak merkezler kurmuş ve Türk psikologlarla çalışmaya başlamış. Uzun
süre bir çadırda kar altında, çamurun içinde yaşadığını anlatıyor. Hatta
buzlanan yolda kayarak kolunu kırmış.
Unutmadığı bir anısını şöyle
anlatıyor:
"Bir çocuk vardı. Depremden
sonra hiç kimse ile konuşmuyordu. Çocuk ile yalnız kaldık. Biraz oynadık
sonra benimle konuştu. Ben onu, o da beni anlamadı ama konuştuk. Çocuklar,
bana uzun süre Türkçe öğretmeye çalıştı. Tercüman bulunca onlar da ben
de kurtulduk."
Depremin ilk günlerinde
organize olamayan gönüller, daha sonra Dayanışma Gönüllüleri adı altında
bir araya geldi. Çok zor koşullarda, yoktan var ederek bir yıldır, depremzedelerin
ihtiyaçlarını karşılıyorlar. 25 yaşındaki Ahmet Özar, bir dayanışma gönüllüsü.
İTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra iş ararken deprem olunca,
soluğu İzmit'te almış. Arama-kurtarma çalışmaları
ile başlayan gönüllülüğü
halen sürüyor, "Herkes enkazların altından insanların çıkarılmasıyla işin
bittiğini düşündü ve gitti. Ben kaldım. Çünkü insanlar, işsiz, evsiz, yeni
bir yaşama başlayacak güçleri yok. Onların yanında asıl şimdi olmak zorundayız"
diyor. Özar ve arkadaşlarının yeni hedefi, Yeşilova prefabrik konutlarına
kadın, gençlik ve çocuk merkezlerini içeren bir kompleks açmak. Çimento
ve alan düzlemesini yapmaları bir ay almış. Çünkü kapı kapı gezerek yardım
istedikleri firmalar, destek vermemiş. Ama kapıları çalmaya devam ediyor,
para kabul etmiyor, malzeme istiyorlar.
Tatiller
bölgede
Felsefe öğretmeni Filiz
Gökalp, bir yıldır hafta sonlarını ve okulların tatil olduğu dönemleri
deprem bölgesinde geçiriyor. Yahya Kaptan prefabrik konutlarındaki Türk
Kadınlar Birliği'nin kurduğu kütüphanede çocuklara ve gençlere okuma alışkanlığını
aşılıyor, onlarla birlikte tiyatro oyunları sergiliyor, tahta paletlerden
sahne yapıyor, kostüm dikiyor. "Deprem, en çok çocukları etkiledi. Çalışmalarımıza
katılan çocukların, korkularını, psikolojik sorunlarını aştığını gördük.
Bütün bunlar, gönüllülere ne kadar ihtiyaç olduğunu gözler önüne seriyor"
diyor.
25 yaşındaki öğrenci Gökhan
İzgi de, 18 Ağustos 1999' dan beri bölgede. Okulunun bir yıl uzamasını
göze alarak bölgeye gelen İzgi, yemeden, içmeden, uyumadan yaptıkları çalışmaları,
diğer dayanışma gönüllüleri ile birlikte sürdürüyor. İzgi, "İnsanlar acılarını
yaşarken yeni bir yaşam kurmak zorundalar. İlk günlerde yemeden içmeden
çalışıyorduk, ama şimdi yaptıklarımızdan daha kolaydı. O zaman günü kurtarıyorduk.
Şimdi insanların geleceğini kurmaya çalışıyoruz" diye konuşuyor.
'Normal
neydi?'
Depremden önce Ankara'da
bir halkla ilişkiler şirketinde çalışan Özgür Özel, depremin hemen ardından
gittiği Adapazarı'nda ilk hafta incir ağacının altında battaniyeler üzerinde
yattıklarını, bir ay yıkanmadıkları zamanların olduğunu anlatıyor. 12 Kasım
depreminin ardından Düzce'deki çalışmalara da katılan Özel
ve gönüllü arkadaşları Fidanlık
prefabrik konutlarındaki Gençlik Merkezi'nde 50 gence bilgisayar kursu
veriyor. Üniversiteye hazırlanan öğrencilere, dershane ayarlıyor, burs
sağlıyorlar. "Normal yaşamı özlediniz mi? sorusuna "Artık normali hatırlamıyoruz.
Hatırlayacak zaman yok zaten" diyor.
Yaratıcı
drama
İstanbul'da bir özel bir
firmada pazarlama müdürü olarak çalışan Hüseyin Çağlayan da depremden üç
gün sonra bölgeye gelmiş. Gölcük, Yalova ve Düzce'de arama-kurtarma çalışmaları
sırasında aşırı yük kaldırmaktan omzundaki kaslar yırtılmış. Bir yıldır
depremzedelerin yanında ve onlarla aynı koşullarda yaşayan Çağlayan, çocuklara
yaratıcı drama eğitimi veriyor. Yedi aydır Vatikan'ın yardım örgütü Karitas'la
çalışıyor. Abalı prefabrik konutlarında 80 çocuk ile gününü geçiren, geceleri
diğer sivil toplum örgütlerinde çalışan Çağlayan, yaşlı bir depremzedenin
kendisine gelip "Eskiden senin gibi keçi sakallılardan, uzun saçlılardan
nefret ederdim. Sizi gördükten sonra insanlığın saçla başla alakasının
olmadığını anladım" demesinden çok etkilendiğini söylüyor.
Kalıcılar yetişecek mi?
112 bini
ağır olmak üzere, toplam 328 bin konut ve işyerinin hasar gördüğü deprem
bölgesinde Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın üstlendiği 40 bin kalıcı
konutun kışa kadar yetişmesi oldukça zor
AYFER SELAMOĞLU
ANKARA - Türkiye'yi derin
bir acıya boğan Marmara depreminin üzerinden bir yıl geçti. Bilanço çok
ağırdı... Yüzyılın felaketinde binlerce insan yaşamını yitirirken milyarlarca
dolarlık hasar meydana geldi. 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri sonucunda
328 bin 172 konut ve 48 bin 513 işyeri olmak üzere toplam 376 bin bina
çeşitli oranlarda hasar gördü. Bu süre içinde evsiz kalan depremzedeler
44 bin 773 adet geçici prefabrik konuta yerleştirilirken, 411 bin 21 kişiye
de 204 trilyon 912 milyar 50 milyon lira para yardımı yapıldı. Bayındırlık
ve İskân Bakanlığı, depremzedelerin özlemle beklediği kalıcı konutların
ihalesini haziran ve temmuz aylarında gerçekleştirdi. Şartnameye göre beş
ay içinde bitirilmesi gereken konutların aralık ayının sonuna mı, yoksa
bir başka bahara mı kalacağı bilinmiyor.
'Arsa
tahsis ettik'
Bayındırlık Bakanlığı yetkilileri,
anahtar teslimi götürü bedel usulü yapılan ihalelerin ardından kalıcı konut
inşaatına başlandığını, süresinin yer tesliminden itibaren 150 gün olduğunu
belirtiyor. Yani bakanlık hesaplarına göre kalıcı konutlar sahiplerine
aralıkta teslim edilmesi
gerekiyor.
Afet bölgesinde yapılacak
olan 40 bin 665 konuttan 12 bin 68'inin finansmanı Başbakanlık Proje Uygulama
Birimi tarafından Dünya Bankası'ndan sağlanan krediyle, 23 bin 110'unun
finansmanı ise Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası'ndan karşılanacak. Diğerlerinin
finansmanı ise iç kaynak, özel sektör ve kamu kurum ve kuruluşları tarafından
hibe yoluyla yapılacak.
Konut yapmak isteyen özel
firmalara arsa tahsis edilmediği yönündeki iddiaları reddeden bakanlık
yetkilileri, hibe olarak Konya Valiliği'nin 294, Kayseri Valiliği'nin 150,
Şırnak Valiliği'nin 108, Karaman Valiliği'nin 36, Odalar Birliği'nin 1028,
Müteahhitler Birliği'nin 198, Türk-İş'in 296, Tekstil İşverenler Sendikası'nın
510 konut yapacağı bildirdi.
Bakanlık yetkilileri bugüne
kadar deprem bölgesinde 411 bin 21 kişiye toplam 204 trilyon 912 milyar
50 milyon yardım yapıldığını belirterek, mevzuat çalışmalarında da gerekli
düzenlemeleri yaptıklarını söyledi.
Depremin kayıp yüzü
Resmi
kayıtlarda kayıp sayısı iki olarak görünüyor, ama gerçekte durum hiç de
öyle değil. Çoğunun akli dengesinin bozuk olduğu sanılan kayıpların yakınları
arayışlarını sürdürüyor
HATİCE YAŞAR/PINAR ÇELİK
İZMİT - Deprem onların yaşamlarını
hiç ummadıkları bir anda karanlıklara gömdü. Hayatta kalmayı başardılar;
ama yollarını kaybettiler. Varlıkları ile yoklukları yakınları için çözülemez
bir bulmacayken belki de onların kimisi bir fuhuş batağında, kimisi organ
mafyasının elinde, kimisi de uyuşturucu batağında. Aileleri ise perişan.
Kaybolan evlatlarının, eşlerinin, torunlarının ardından hep gözyaşı dökmüşler.
Ama vazgeçmemişler. Çünkü içlerindeki umut hiç kaybolmamış, hep bir gün
bulacaklarına inanmışlar. Hâlâ da inanıyorlar...
Yavrum
nerede?
Depremde oğlunu kaybeden
Fatma Çil, felaketin oğlu Ahmet'i Değirmendere'de çalıştığı bir çay bahçesinde
yakaladığını söylüyor. Hiç kaybolmayan umudunun nedenini ise "Bizim orada
oturan
iki-üç kişi, onu gördüğünü
söylüyor. Depremden 15 gün sonra da Gebze'de görülmüş. İhbar gelen yerlerin
karakollarına bilgi verdik, ama cevap alamadık. Benim için yaşıyor olması
önemli, onu aramaya devam edeceğim" diyor.
Gözde
hâlâ yok
Nilgün Karamert de çocuğunu
depremde kaybedenlerden. Depremden 12 saat sonra sağ çıkarılan anne ve
14 saat sonra kurtarılan baba Osman Karamert, ilk önce kızları Gözde'nin
öldüğüne inandırmışlar kendilerini. Depremde beş katlı bir binanın en üst
katında oturan Karamertler, yan taraftaki sekiz katlı binanın altına girmiş.
Yan binaya o gece arkadaşlarına misafir olarak gelen bir teğmen enkazdan
sağ olarak kurtulmayı başarmış ve Gözde'yi görmüş. Anne Nilgün Karamert,
"Enkazdan kurtarıldıktan sonra uzun bir süre ben ve eşim hastanede yattık.
Sonra internette Gözde'miz için kayıp ilanı verdik. İlanı gören bir komşumuz,
deprem sabahı Gözde'yi bir teğmenle birlikte gördüğünü belirterek bize
numarasını verdi. Teğmeni bulduk. Enkazdan çıktıktan sonra Gözde'yi görmüş
ve iç kanama olabilir kaygısıyla Askeri Hastane'ye götürmüş. Ancak hastanenin
acil bölümüne varamadan teğmen bayılmış. Ondan sonra da Gözde'ye ne olduğu
bilinmiyor" diyerek kayboluş öyküsünü özetliyor. Kızını aramaktan vazgeçmeyeceğini
söyleyen Karamert, eğer bulamazsa Askeri Deniz Hastanesi'ni mahkemeye vereceğini
belirtiyor.
Çare
dernekten
Depremzede ailelerin dertlerine
çare olarak bulduğu yerler ise dernekler. Kocaeli'de 'Depremzede Çocuklara
Yardım Derneği' adı altında kurulan dernek, zamanla sadece kayıp çocuklara
değil kayıp yetişkinlere de hizmet vermeye başlamış. Dernek Başkanı Ali
Kundakçı, "Kaybolan insanlarla ilgili resmi rakam iki, ama bize başvuru
sayısı çok daha fazla. Bu dernek ilk önce anne ve babasını kaybeden çocuklara
yardım için kuruldu, ama zamanla kayıp sayısı korkunç boyutlara ulaştı.
Şimdiye kadar üç çocuğu bulup ailelerine teslim ettik. Belediyelerin kayıp
masalarında kimse yok. Kayıp masası yazıyor, ancak insanlara yardımcı olacak
kimse yok. Vatandaşlar yakınlarının kayıp olduğuna dair bir dilekçe bile
alamıyorlar" diyor.
Kayıpların genelikle 0-17
yaşları arasında olduğunu belirten Kundakçı, "Bizim aradığımız insanlar
tek bir yerde değil, her yerde. Sosyal Hizmetler müdürlüklerine soruyoruz.
'Sağ kurtulan çocukları nereye gönderdiniz' diye. 'Aç kalmasınlar diye
dağıttık' diyorlar. Özellikle kaybolan bebekler bulunamıyor, çünkü iki-üç
haftalık bebeğin nüfus kayıtları daha yapılmamış oluyor ne isim, ne resim.
Büyük bir ihtimalle organ mafyasının eline düşüyorlar. Organ mafyası için
yaş ne kadar küçükse o kadar iyi. Kaybolanların yüzde 80'inin şuuru yerinde
değil. Bu yüzden bulmak güçleşiyor. Yetkililerden zaten muhatap bulamıyoruz.
Ailelerin dengeleri son derecede bozuldu" diye konuşuyor.
Kayıplardan
bazıları
Melise Kılıç (4): 17 Ağustos
1999 Gölcük depreminde İskele Caddesi Akdeniz 2 apartmanında dış duvarların
patlaması sonucu dışarı fırladığı söyleniyor.
Serkan Yapıcı (20): Enkazdan
yaralı olarak kurtuldu. Gölcük Askeri Hastanesi'ne, oradan da ambulansa
verilip Poyraz Limanı'na götürüldü. "Helikopterle İstanbul GATA'ya götürün"
denilen Yapıcı'dan haber yok.
Melek Ayber (22) : Yeni
evli olduğu eşi Şeref Ayber'le birlikte kayıp. Kadıköy Emniyeti'nde görüldüğüne
dair ihbar geldi.
Cemal Güleç (32): Yalova'daki
depremden sonra haber alınamadı.
Burak Emre Üstün: Mehmet
Üstün, 11 aylık torununu her yerde arıyor. Büyükçekmece Belediyesi'nden
kovulan İsmail Bardakçı tarafından çalıntı olduğu bildirilen bir ambulansla
hastaneye götürüldüğü belirtiliyor.
Hicran Emir (18): Gölcük'ten
İstanbul Kasımpaşa Askeri Hastanesi'ne başından ağır yaralı olarak sevk
edildi.
Gürkan Gür (29): Askerliğini
yaparken oturduğu Değirmendere Kurtuluş sitesi A blok, depremde tamamen
yıkıldı. Hücumbotla İstanbul'a getirildi. Hafızasını yitirmiş şekilde dolaştığı
sanılıyor.
Deprem afişiyle reklam
İSTANBUL
- Felaketin üzerinden tam bir yıl geçti. 30 Kasım'a güçlükle yetiştirilebilen
prefabriklerin yetersizliği bir yana, kışı bu konutlarda bile geçiremeyen
binlerce insanın olduğu, yapılması gereken ama yapılamayan çok şeyin bulunduğu
biliniyor. Ama Bayındırlık ve İskân Bakanlığı imzalı afişlerde Bakan Koray
Aydın, resmini koyup '17 Ağustos 1999 gözyaşından... 17 Ağustos 2000 gülümsemeye...'
diyebiliyor. (Radikal)
Deprem illerine ek bütçe payı
ANKARA - Doğal afetler nedeniyle
gelir kaybına uğrayan 447 il, ilçe ve belde belediyesinin bütçeden aldığı
pay, yüzde 15 ile 500 arasında değişen oranda artırıldı. Söz konusu belediyelerin
ağustos, eylül,
ekim, kasım ve aralık ayları
için artırılan bütçeleriyle ilgili Bakanlar Kurulu kararları, Resmi Gazete'nin
mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu arada doğal afetler
nedeniyle gelir kaybına uğrayan Hakkâri, Aksaray, Kırıkkale ve Bartın il
özel idarelerinin aynı aylar için taahhuk edecek payları iki kat; Amasya,
Erzurum, Tokat, Trabzon ve Zonguldak il özel idarelerinin payları üç kat;
Bolu'nun dört kat; Çankırı, Düzce, Kocaeli, Sakarya ve Yalova'nın beş kat
artırıldı. (anka)
RADİKAL
GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
  |