|
|
 |
17
Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber
ve Yorumlar
RADİKAL GAZETESİ
- 17 AĞUSTOS 2000
İşsizlik beterin beteri
Depremle
bir anda her şeylerini yitiren insanlar, geçim kaynaklarından da oldu.
İşyerleriyle birlikte işlerini kaybeden binlerce insan, yardıma muhtaç
olmanın burukluğu içinde yaşıyor
AYŞEGÜL DİKENLİ
İZMİT / SAKARYA - Aradan
geçen bir yılın sonunda işsiz ve cebinde beş kuruşsuz gelecek gıda yardımının
yolunu gözlemek... "Hem söylenecek çok şey var, hem de hiçbir şey yok",
"Enkazdan kurtulduk daha beterinin altında kaldık?" çadırda hayatlarının
en acılı bir yılını geçiren depremzedelerin ağzından bu cümleler dökülüyor.
Yüzyılın felaketinin üzerinden geçen bir yıla rağmen sarılamayan yaraların
başında geliyor işsizlik. Her beş depremzededen birinin işsiz olduğu bölgede
sigortalı çalışan toplam 150 bin kişi işsiz.
1
milyon dahi yoksa
Bir yılın sonunda yardımlarla
geçinmenin, hiçbir şey üretememenin acısı artık daha da ağır gelmeye başlamış
Mehmetçik Çadırkenti'nde yaşayanlara. İzmit Kaşkal'daki evi ve dükkânı
yerle bir
olan, 44 yaşındaki Zekiye
Çelik, gözyaşlarına hâkim olamıyor işyerinin enkazından kurtardığı plastik
çiçeklerini gösterirken. Evinin altında bütün birikimini kullanarak açtığı
butiğinin yıkılmasıyla çocuklarının geleceği de yıkılmış Çelik'e göre.
Çoğu işyeri sahibi gibi Çelik de devletten yardım görememiş. Bir yıldan
bu yana çadırda hiçbir geliri olmadan yaşam mücadelesi veren Çelik, en
çok da Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde öğrenci olan kızına para gönderemediğine
üzülüyor. Kendisi gibi binlerce insanın işsiz ve parasız olduğunu dile
getiren Çelik, "Çoğu zaman cebimde bir milyon bile olmuyor. En kötüsü bu
kışın da böyle geçeceğinin belli olması" diyor. Bazen intiharı düşündüğünü
belirten Çelik, "Enkaz altından çıkmak yerine ölseydim diyorum. Ne yapacağımı
bilemeden yaşıyorum" diyerek çaresizliğini özetliyor.
Bu
yaşta ne iş yaparım?
Körfez'de mobilyacı dükkânı
olan Mustafa Tünengül de işyeri yıkılan depremzedelerden. Evi hasarlı olduğu
için çadırda yaşayan bir yıldan bu yana yapacak hiçbir iş bulamayan 45
yaşındaki Tünengül, "Ben bu yaştan sonra tezgâhtarlık yapamam. Zaten kim-se
de beni işe almaz. Tüm varlığım evim ve işyerimdi onlar da artık yok" diyerek
yaşadıklarını anlatıyor. Tünengül, 7 katlı 175 metrekare bahçesinde havuzu
olan bir evde yaşarken bir
çadırda kalacağını aklına getirmediğini anlatırken düşüncelere dalarak,
"Bu yıl da bu çadırlarda belki şans olursa prefabrikte geçecek" diyor.
Çıkış
yolumuz yok
Bisiklet tamircisi olarak
kendi yağıyla kavrulan, kimseye muhtaç olmayan yaşamları depremle birlikte
yok olan Mümit Tanıl, günlerini çadırda düşüncelere dalarak geçiriyor.
50 yaşında olan Tanıl, "Hiçbir şeyin garantisi olmadığını anladım. Evim,
işim vardı. Birkaç saniyede hepsi gitti" diyerek yaşadıklarını anlatıyor.
Yaşının ilerlemesiyle birlikte şu anda kendisine yapacak hiçbir iş bulumadığını
söyleyen Tanıl, "Bu yaştan sonra ben ne iş yapabilirim. Hiçbir çıkış yolumuz
yok" diyor umutsuzca.
17 Ağustos'tan önce kalofifer
tesisatçısı olan 30 yaşındaki Hüseyin Yavuz işini kaybedenlerden. Aylardır
kendine iş aradığını söyleyen Yavuz, tüm kapıların yüzüne kapandığını belirterek,
"İş yok ki versinler. Kimse yatırım yapmıyor" diyor. Üç yaşındaki oğlu
ve sekiz aylık hamile eşiyle oturulamaz raporu bulunan evinden yaşayan
Yavuz, "Bu evde kiracıydık. Şimdi orta hasarlı olduğu için kira vermiyoruz"
diye konuşuyor.
Yaşamını seyyar satıcılık
yaparak sürdüren 57 yaşındaki Sait Kollar, enkaz altında saatler süren
çalışma sonucu bir gözünü kurban vererek kurtulmuş. Aylarca tedavi gören
Kollar, artık seyyar satıcılık da yapamıyor. Kollar, dört çocuğunun karnını
gelen yardımlar sayesinde doyurabildiğini anlatarak, "Çay ocağında çalışan
14 yaşındaki oğlumdan gelecek paraya bakıyorum" diye yakınıyor.
Kayıtlı
işsizler
Depremin yerle bir ettiği
İzmit'te İş ve İşçi Bulma Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğü yetkililerinin
verdiği bilgiye göre 20 bin kayıtlı işsiz var. Geçen senelerde bu sayının
ortalama 7-8 bin olduğunu belirten yetkililer, depremle birlikte işsizliğin
arttığını söyledi. 5 binin üzerinde işyerinin ve 30 sanayi kuruluşunun
tamamen yıkıldığı Adapazarı'nda da kayıtlı işsiz sayısı 16 binin üzerinde.
Adapazarı Ticaret Odası (ATSO) Başkanı Erol Öztürk, Adapazarı'nın yüzde
36'sının yani 26 bin kişinin işsiz olduğunu belirtti. İzmit Ticaret
Odası (İTO) Başkanı Nihat
Değer de bölgedeki en önemli sorunun işsizlik olduğunu söyleyerek, işsizlik
oranının deprem öncesine göre yüzde 26 arttığını belirtti. Değer, 5 binin
üzerinde işyerinin depremle yerle bir olduğunu belirtiyor.
Hasar mahkemeye takıldı
Depremzedeler
ile Afet İnşaat Koordinatörlüğü arasındaki idare mahkemelerine taşınan
ihtilaf nedeniyle yaklaşık 6 bin 300 hasarlı bina, yıkılamadığı ya da onarılamadığı
için tehlike saçıyor
KEVSER DEVECİOĞLU / GÜRKAN AKGÜNEŞ
KOCAELİ / GÖLCÜK / ADAPAZARI
/ DÜZCE - 17 Ağustos depreminin ardından bir yıl geçmesine karşın deprem
bölgesinde hâlâ kaldırılamayan enkazlar, onarılamayan orta hasarlı, yıkımı
yapılamayan ağır hasarlı binalar var. İstanbul, Yalova, Kocaeli, Sakarya,
Bolu, Düzce, Bursa, Eskişehir, Zonguldak ve Karabük'te hasar tespiti Marmara
Deprem Bölgesi Afet İnşaat Genel Koordinatörlüğü tarafından yapılıyor.
Bütün evlerin de hasar tespiti yapılmış durumda. Ancak hasarlı evlerin
sahibi ya da çok katlı binalarda oturanlardan biri dahi karara itiraz ettiğinde
ihtilafı çözmek bölge idare mahkemelerine düşüyor.
İhtilafın
nedenleri
Marmara Deprem Bölgesi Afet
İnşaat Genel Koordinatörlüğü'nde hasar tespit işlemlerini yürüten ve idare
mahkemelerinden çıkan sonuçları takip eden Ali Toklu, kendilerinin yaptıkları
hasar tespitlerine itirazların depremzedelerin sahip oldukları eve göre
değiştiğini söylüyor. Örneğin apartman sahibi bir kişi evine ağır hasar
raporu verildiğinde, apartmanın yeniden yapılması durumunda kendisine tek
bir daire verileceği için evinin orta hasarlı olduğunu iddia edip, rapora
itiraz ediyor. Toklu bazı depremzedelerin diğer dairelerini de kurtarmaya
çalıştığı için itiraz ettiğini belirtiyor. Marmara Deprem Afet İnşaat Koordinatörlüğü
ile Bayındırlık Bakanlığı'na bağlı çalışan bilirkişi heyetlerinin hasar
kriterleri birbirinden farklı olduğu için bir binaya farklı raporlar verilebiliyor.
Bu da ihtilafa yol açan nedenlerden birisini oluşturuyor.
Tarafların hasar raporlarına
yaptıkları itirazlarla, her itiraz
üzerine dosyaların bilirkişi
heyetlerine gönderilmesiyle davalar uzayıp gidiyor. Depremin ardından itiraz
edilen dosyaları bilirkişi heyetlerinin inceleyip geri göndermesi de uzun
zaman alıyor. Zamanla bilirkişiler de kısa sürede hasar tespitini yapıp
dosyaları göndermeye başlamış.
Depremzede
adliye
Bütün bunlara rağmen 6 bin
300'e yakın ihtilaflı ev idare mahkemesinden karar çıkmasını bekliyor.
Yalova'da 300 ile 350 civarında, İstanbul'da 300 civarında, İzmit, Sakarya,
Bolu ve Düzce'nin bağlı bulunduğu Sakarya Bölge İdare Mahkemesi'nde 5 bin
500-5 bin 600 civarında dava var. Böylece deprem bölgesinde davaları süren
toplam 6 bin 300 kadar ağır ve orta hasarlı ev müdahale edilemeden bekliyor.
En çok davanın görüldüğü Sakarya Bölge İdare Mahkemesi de depremzede. Prefabrik
konutlarda faaliyetini sürdüren mahkeme, şu anda adli tatil olduğu için
sadece nöbetçi mahkemeler çalışıyor ve ancak yürütmenin durdurulması sağlanabiliyor.
Kesin kararlar ancak adli tatilin sona erdiği 6 Eylül'den sonra verilecek.
Aylarca
beklendi
Ağır hasarlı olduğu ve yıkılması
gerektiği mahkeme kararıyla kesinleşmiş ancak yıkılmamış binalar da var.
Bu binalar 5 ve 5'in üstü katlara sahip binalar ile iş merkezleri ve minare
gibi büyük inşaatların yıkım işi verilen Control Demeter adlı İspanyol
firma, parasını alamayınca yıkımı durdurdu. İspanyol firmayla anlaşılamaması
üzerine yeni bir ihaleyle bu çok katlı binaların yıkım işleri yeni şirketlere
verilmiş. Bunun üzerine 12 Ağustos'ta başka özel firmalara verilen yıkım
işi sürüyor. İzmit'te 250, Değirmendere ve Gölcük'te 52 binanın mahkeme
kararı kesinleşmiş yıkılmayı bekliyor. Sakarya'daki enkaz halindeki binaların
ise hepsi mahkemelik.
'Öleni kıskanıyorum'
Depremde
iki çocuğunu kaybeden Bayrak 'İnsan öleni kıskanır mı? Ben kıskanıyorum.
Arkadaşım iki çocuğu ve karısıyla öldü. Ben neden geride kaldım ki?' diye
isyan ediyor
AHMET ŞIK
GÖLCÜK - "Volkan'ımın doğum
günüydü 16 Ağustos. Ona pasta almıştık. Üzerinde, 'Seni çok seviyoruz'
yazılıydı. Eğlendik o gece. Sonra yattık..."
17 Ağustos gecesi yattığı
yerden doğrulamadan üzerine tonlarca betonun
ağırlığı binen Canan Bayrak,
gözünü açtığında İstanbul'da, GATA Tıp Fakültesi Hastanesi'ndeydi. Gölcük
Tersanesi'nden emekli kocası Şevket Bayrak'ın da aynı yerde olduğunu öğrendi.
"Ya çocuklarım?" dediğinde verdiler acı haberi.
Henüz bir yıllık deniz astsubayı
20 yaşındaki oğlu Volkan ve
üniversite sınavında Uludağ
İşletme'yi kazanan 18 yaşındaki kızı Songül, anne Bayrak'ın dediğine göre
bir saniye bile sallanmadan yerle bir olan evlerinin enkazı altında can
vermişti. Yattığı yerde kendinden geçti. Uyandığında ayağa kalkmak istedi,
bacakları izin vermedi. Dile kolay 2.5 ay yattı hastanede.
Öfke,
gözyaşı olup akıyor
"İnsan öleni kıskanır mı?
Ben kıskanıyorum. Arkadaşım iki çocuğu ve karısıyla öldü. Ben niye geride
kaldım diye soruyor, yanıtını bulamayıp ağlıyorum her gece. Ben ölenleri
kıskanıyorum. Acaba gidenler mi şanslıydı?"
Gözyaşları içinde elindeki
kâğıtları gösteriyor Canan Bayrak. Gölcük Asliye Hukuk Mahkemesi antetli,
27 Eylül 1999 tarihli kâğıtta şunlar yazıyor:
"Körfez Caddesi'ndeki Zafer
Apartmanında yapılan incelemede, binanın beton özelliklerinin normlara
uygun olmadığı, enkazda demir görülemediği ve söz konusu dairenin bulunduğu
bina inşası esnasında eksik malzeme ve yapım hatası neticesinde yumuşak
zeminde yüksek binanın deprem şartlarına uygun olmaması nedeniyle tamamının
göçmüş olduğu kanaatine varılmıştır. İnşaat mühendisi Namık Birican."
Çocuklarının geleceği olduğundan,
umutlarından bahseden Bayrak'ın müteahhitlere öfkesi gözyaşı olup akıyor:
"Bu katillerin hiçbirisi
cezaevine girmediği gibi şimdi de hasarlı binaları onarma işlerini almışlar.
Aklım bir türlü almıyor. Her biri ev değil, mezar yaptı. Şimdi de yeni
mezarların ihalelerini alıyorlar. Bu katilleri denetleyecek, cezalarını
verecek kimse yok mu? Her gece intikam planları yapan kocam mı ceza verecek?
Ben burada açılacak davanın sonucuna güvenmiyorum ki. O yüzden bunu yurtdışına
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar götüreceğim."
Hâlâ psikolojik tedavi gördüğünü
ve ilaçlarla ayakta kalabildiğini anlatan Canan Bayrak, acısını şöyle dile
getiriyor: "Hiçbir şeyden korkmuyorum artık. Çünkü yaşamıyorum ki. 17 Ağustos
1999 benim ölüm günüm. Ben o gün çocuklarımla öldüm."
Acının
her türlüsü
Evlat acısı, kardeş acısı,
anne-baba acısı. Kimi birini yaşadı, kimi hepsini birden. Canını yitirmeyenler,
can dostlarının acısına ortak oldu.
"Acının her türlüsü var.
Ama bu acıyı hafifletecek hiçbir şey yok" diye söze karışıyor beyaza bulanmış
saçlarıyla Yunus Atak. Canan Bayrak'ın karşısında, gözyaşı akıtmamaya gösterdiği
özenle anlatıyor, "8 saat kaldıktan sonra yaralı çıkarıldığım enkazın yanı
başında 4.5 gün bekledim çocuklarımı. Üniversite sınavını kazanan Emre
daha 19 yaşındaydı. Tuğbam, Lise 2'ye gidiyordu, Ayşenur'um daha okula
bile başlamamıştı. Burnumu sızlatan ölümün kokusuyla tam 4.5 gün bekledim
enkazın başında."
Umudunu yitirmeden enkazın
başında günlerce gecelerce bekleyen Yunus Atak, iş makinelerinin gelmesiyle
çocuklarının cesetlerinin birer birer çıkarılışına tanık oldu:
Havasızlıktan
öldüler
"Hiçbirinde yara izi bile
yoktu. Havasızlıktan ölmüşlerdi. O sırada enkazın altından bir Türk bayrağı
çıktı. İnsan ülkesinin bayrağından nefret eder mi? İşte o anda nefret ve
öfke kapladı yüreğimi. Bu felaketi yaşayanların hepsinin ortak ve büyük
acısı bu ülkede yaşamak galiba. Bu ülke için gerçekten şimdi bir Kurtuluş
Savaşı lazım."
Emine Yapıcı ise elinde
depremde kaybolan oğlunun fotoğraflarını gösteriyor. 10 saat kaldığı enkaz
altından çıkarılana kadar 20 yaşındaki oğlu Serkan'la konuştuğunu anlatıyor.
Kendisinden iki saat sonra komşuları tarafından, bacakları ezilmiş halde
enkazdan çıkarılan oğlunun götürüldüğü Gölcük Askeri Deniz Hastanesi'nden
kayboluşunun öyküsünü anlatıyor:
"Hastanede serum takan doktor,
'Helikopterle GATA'ya sevk edilsin' demiş. Arkadaşlarım anlattı. Aynı akşam
8'de ben de GATA'ya götürülmüştüm. Serkan'ı sordum. Aradık, morga bile
baktık yoktu. 400'den fazla hastaneye ve morga sordurduk, fotoğraflarını
Türkiye'nin her yerine dağıttık ancak bir haber çıkmadı. Devlet bunca kaybı
aramak için bir komisyon bile kurmadı. Askeri hastaneye gittiğimde bana,
"Bize o iki günün hesabını sormayın" diyorlar. Ama yine de umutluyum. Oğlum
organ mafyasının eline düşmediyse yaşıyordur."
RADİKAL
GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
  |