|
|
 |
17
Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
17
Ağustos 1999 Marmara Depreminin 1. yılında, Milliyet Gazetesi, 11-16 Ağustos
2000 tarihleri arasında "17 Ağustos Dosyası" başlıklı yazı dizisi yayımladı.
175
bin kişi hâlâ evsiz
17 Ağustos
1999 gecesi. Türkiye sarsılıyor. Felaket büyük. 7.4 büyüklüğündeki deprem
Marmara bölgesini savaş alanına çeviriyor. Bilanço; binlerce ölü, onbinlerce
yaralı, binlerce yıkık ev ve işyeri. Milliyet, felaketin yıldönümünde deprem
dosyasını açıyor.
Hazırlayanlar: SERHAT OĞUZ, ASLI
ÖKTENER, ÜMRAN AVCI
Deprem felaketinin üzerinden tam bir yıl geçti. Ancak, tüm dünyanın yardımlarına,
yetkililerin açıklamalarına ve geçen süreye rağmen, yaklaşık 30 bin kişi
hala çadırlarda yaşıyor. Kalıcı konutların yıl sonunda bitmesi planlanırken,
bölgede yaşayanlar, konutların 2001 yılının baharından önce bitmesinin
mümkün olmadığını belirtiyorlar.
Kederin, yalnızlığın, üzüntünün merkez üssünden tüm dünyaya yayılan görüntüler,
hızlı bir yardımlaşma trafiği yarattı. Çok sayıda ülke, uluslararası yardım
kuruluşları, depremzedeler için seferber oldu. Acılı insanlar, yakınlarını
kaybetseler de, gördükleri ilgiyle, yaraların çabucak sarılacağı ümidine
kapıldılar. Ancak, felaketin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, yaralar
hala sarılamadı. Evlerini kaybeden yaklaşık 30 bin depremzede henüz çadırlarda
yaşamını sürdürüyor. Çadırkentlerde yaşayan depremzedeler, kışın soğuktan,
yazın sıcaktan şikayetçiler. Yetkililer, çadırkentlerde yaşayanların bir
kısmının prefabrik evlere geçmemekte ısrarlı olduğunu belirtirken, çadırkent
sakinleri ise, prefabrik evlerin, yerleşim ve çalışma alanlarına çok uzak
olduğunu, bu nedenlerle çadırda yaşamaktan başka çareleri olmadığını belirtiyorlar.
Kocaeli’de 9 bin 865, Bolu’da 10 bin 591, Düzce’de 8 bin 232, Sakarya’da
229 kişi, depremin yıldönümünü çadırda karşılayacaklar. Prefabrik konutlarda
yaşayan depremzede sayısı ise, Kocaeli’nde 55 bin 399, Sakarya’da 38 bin
131, Bolu’da 14 bin 296, Düzce’de 22 bin 822, Yalova’da 15 bin 946 olmak
üzere 146 bin.
Konutsuz bir kış daha
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, yaklaşık 20 bin kalıcı konutun yapımına
başlandığını açıkladı. Ancak, yurtdışından sağlanan finansmanda çıkan pürüzler,
konutların bitimini geciktirecek. Devlet Bakanı Faruk Bal, Dünya Bankası’nın,
12 bin kalıcı deprem konutu için, kamulaştırma sırasında kimsenin mağdur
edilmemesi şartıyla kredi verdiğini, ancak 22 ailenin bankaya yaptığı itiraz
nedeniyle, konutların gecikeceğini söyledi. İmar ve İskan Bakanı Koray
Aydın, 20 bini aşkın kalıcı konutun yapımının sürdüğünü ve yıl sonuna kadar
tamamlanacağını belirtirken, Adapazarı Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı
Erol Öztürk, binlerce kalıcı konutun beş ayda tamamlanmasının mümkün olmadığını,
en erken 2001 yılının bahar ayında tamamlanacağını ileri sürdü. Konutlar
için, 42 bin kişi başvurdu, 37 bin 266 kişi hak sahibi oldu.
Ürküten rakamlar
Kamu ve özel kuruluşlar tarafından planlanan 43 bin 31 prefabrik konuttan
42 bin 153’ü tamamlandı. Prefabrik konut için yapılan başvurular 42 bin
712 civarında olurken, dağıtımı sağlanan 40 bin 755 konutta, toplam 146
bin 596 kişi barınıyor. Ancak çok sayıda depremzede, şehre uzak olduğu
gerekçesiyle, prefabrik konutlar yerine çadırkentlerde yaşamayı tercih
ediyor. Toplam 139 prefabrik kent oluşturulan bölgede, halen 847 konut
depremzedelerin kullanımına sunulmak için boş durumda bekletiliyor. Kocaeli’de
88 bin 247, Sakarya’da 51 bin 994, Bolu’da 9 bin 554, Yalova’da 30 bin
345 ve Düzce’de de 34 bin 80 olmak üzere, bölgede toplam 214 bin 220 kişi,
konut ya da işyeri için hak sahibi oldu.
‘Adamını bulan prefabrike geçiyor’
Felaketin birinci yıldönümüne çadırlarda girecek olan depremzedeler, unutulmaktan
şikayetçi. Depremin şokunun atlatılmasından sonra, usulsüzlüklerin, insan
kayırmaların devam ettiğini belirten çadırkent sakinleri, bu nedenle geleceğe
de umutsuz bakıyorlar. İzmit’teki Birleşmiş Milletler Çadırkenti’nden ayrılması
istenen Sevim Özbay, ölen emekli eşinden kalan 85 milyon lira maaşla geçimini
sağlamasının mümkün olmadığını söyledi. Prefabrik evlerin dağıtımında adaletsiz
davranıldığını ileri süren Özbay, “Evi yıkılanlar çadırkentte yaşıyor,
orta hasarlı ya da hasarsız olanlar, prefabrikte yaşıyor. Bize, adamınızı
bulun, siz de prefabrikte oturun diyorlar. Bir sene içinde tansiyon hastası
oldum, insanlardan nefret eder hale geldim. Bazı insanlar sadece kendi
menfaatlerini düşünüyor" diye konuştu.
Allahım bir daha korkutma
Çadırkentler, hala yürek dağlayan görüntülerle dolu. En büyük sıkıntıyı
ise, çocuklar yaşıyor. Eski arkadaşlarını, oyun bahçelerini özleyen çocukların
kimisi evi bildiği çadırın önüne konulan leğende yıkanıyor, kimisi oyun
oynuyor. Kaynaşlı’daki 11 yaşındaki minik depremzede Zeliha Yıldız ise,
elinden Kuran’ı düşürmüyor. Deprem gecesindeki korkuyu hala yüreğinde taşıyan
Zeliha, sürekli dua ediyor. Düzce depremi sırasında evleri yıkılan Zeliha’nın
dudaklarından, her dua, şu dilekle bitiyor: “Ne olur Allahım, bir daha
korkutma"
Kanepe bayram sevinci
12 Kasım Düzce depreminde oğlu sakat kalan ve iki dairesi yıkılan Aysel
Yeşilyurt, bir yıldır Düzce’deki Birecik Valiliği Çadırkenti’nde yaşıyor.
Kalıcı konut için sıraya girdiklerini belirten Yeşilyurt, “Devletten 100
milyon lira kira yardımından başka birşey görmedik. Aylardır çadırda, yerlerde
yatıyorduk. Kimse kılını kıpırdatmadı. Sonunda borç harç kanepe aldık.
Önümüzdeki yaza kadar çadırlarda kalma iznimiz var. Bizi çıkarırlarsa perişana
oluruz." dedi. Düzce’deki Birecik Valiliği Çadırkenti’nde yaşamını sürdüren
70 yaşındaki Fevziye Uğur, son bir kez da ha yardım istiyor: “Hastayım,
sıcak olunca, çadır adeta yanıyor. O zaman cehennem ızdırabı çekiyorum."
BİLANÇO ÇOK AĞIR
Resmi açıklamalara göre felaketin bugünkü bilançosu şöyle:
Ölü sayısı: 16 bin 899
Yaralı sayısı: 23 bin 781
Sakat kalan: 505
Yıkılan ve ağır hasarlı bina: 16 bin 649
Orta hasarlı konut: 90 bin 536
Orta hasarlı işyeri: 14 bin 133
Az hasarlı konut: 102 bin 822
Az hasarlı işyeri: 13 bin 344
Prefabrik talep sayısı: 43 bin 264
Dağıtılan prefabrik sayısı: 40 bin 786
Prefabrikte yaşayan nüfus: 147 bin 120
‘Yoktan’
hayat
Deprem
bölgelerinde, geçen bir yıllık sürenin en büyük mirası işsizlik. Çok sayıda
işyeri yıkıldı, vatandaşların alım gücü azaldı, bölge dışına göç arttı
17 AĞUSTOS DOSYASI
Hazırlayanlar : SERHAT OĞUZ,
ASLI ÖKTENER, ÜMRAN AVCI
Depremzedeler, şimdi yeni iş alanları yaratılmasını bekliyor. Depremin
vurduğu bölgelerde, çektiğimiz fotoğraflar hiç iç açıcı değil. İşte, deprem
bölgelerinin son durumu.
Gölcük’e Donanma darbesi
17 Ağustos depreminin merkez üssü Gölcük, yaralarını saramadan bir darbe
daha aldı. Gölcük’e hayat veren Donanma Komutanlığı, taşınma hazırlığında.
Bu karar en çok esnafı üzdü. Müşterilerinin büyük çoğunluğunun askerlerden
oluştuğunu belirten esnaf, iflas korkusu yaşıyor. Caner Optik’in sahibi
Caner Boztürk, müşterilerinin yüzde 70’inin askerler olduğunu belirterek,
esnafı zor günlerin beklediğini belirtti. Birkaç ay önce, askeri kıyafet
ve malzeme satmak için konfeksiyon dükkanı açan Murat Polat ise, şimdi,
başka illerdeki birliklere satış yapmayı hedefliyor.
Gölcük’ün belini kıran ikinci sorun işsizlik. Depremzede Mehmet Yazıcı,
“Burada artık ya emlakçılık, ya otomobil alım satımı yapılıyor" dedi. Prefabriklerde
yaşayan depremzedelerin en büyük şikayeti ise, altyapı yetersizliği. Taşköprü
Sanayi 14. Bölge prefabrik konutlarında dört aydır kaldıklarını belirten
beş çocuk annesi Filiz Şahin, “Çevre düzenlememiz yok. Kışın su basar.
Eşyamız yok. Prefabriklerden bir günlüğüne ayrılsak, yönetim eşyalarımızı
boşaltıyor. Başka bir aile yerleşiyor" diye konuştu.
Yalova, yazlıkçıları arıyor
Yazlık sitelerin yoğun olduğu Yalova’da, sitelerin yıkılmasıyla, en büyük
sorunu esnaf yaşıyor. Geçen yaza oranla, şehre gelen turist sayısı oldukça
düştü. Esnaf, şehir sakinlerinin yazlıkçılar ve emeklilerden oluştuğunu,
yaşanan göç nedeniyle, büyük maddi sıkıntıya düştüklerini belirtiyorlar.
Sivil toplum örgütleri, turist sayısı azalmayan Çınarcık’ın Yalova’nın
lokomotifi olmasını umut ediyor. Yalova’da çadırkent kalmazken, prefabrik
evlerin bulunduğu alanlarda yolların stabilize edilmemesi sıkıntı yaratıyor.
Yapılan zemin etüdlerinin de, karamsar sonuçlar vermesi, Yalovalıları üzdü.
Kalıcı konutlara hak kazananlar, binaların vaat edildiği gibi 60 günde
tamamlanacağına inanmıyor. Bölgede bir başka sorun ise, hastanelerin yetersizliği.
Önümüzdeki günlerde Yalova Devlet Hastanesi’nin onarımının başlayacak olması,
yükü minik prefabrike SSK Hastanesi’ne taşıyacak.
Fotoğraflarla avunuyor
Depremde enkaz altında kalan oğullarını kurtaran ancak küçük kızlarına
yetişemeyen Akgül çifti, geçirdikleri güçlük dolu bir yılı anlattı. Anne
Firdevs Akgül, enkazdan geriye kalan fotoğraf makinasından çıkan kızının
son fotoğraflarıyla avunuyor.
Sakarya’nın İsrail Köyü ismi verilen 1245 depremzedenin kaldığı prefabrik
konutlarında buluyoruz Akgül çiftini. “Bir yıl nasıl geçti?" diye soruyoruz,
derin bir iç çekip başlıyor anlatmaya...
Depremden önce eşi Metin (37) şoförlük yapıyor, kendisi de bir doktor muayenehanesinde
çalışıyormuş. Deprem gecesi çocuklar yatak kavgası başlamış. Tuğba salonda
ki çekyat üzerinde uyuya kalmış, Oğuzhan odasındaki ranzada. Saatler 03.02’yi
gösterdiğinde iki katlı evlerini sarsmaya başlamış deprem. Karşılarındaki
5 katlı apartman üzerlerine yıkılmış. Hepsi enkazın altında kalmış. Oğuzhan
bağırıyor, Tuğba’dan ise ses yokmuş. Metin Akgül kendi gücüyle çıkmış enkazdan.
Bir saat sonra eşini, 4 saat sonra oğlunu çıkarmış. Kızına ulaşamamış.
“Ne yapacağız şimdi?"
Kavgalı oldukları kayınvalidesinin evine gitmişler. Depremin dördüncü günü
kovulunca sokakta kurdukları naylon barakada uyumuşlar. Bilecik’e 650 depremzede
aile kabul edileceğini duyup valiliğin verdiği 3 milyon lira ile trene
binip yola koyulmuşlar. 10 gün kalabilirsiniz denilince geri dönmeye karar
vermişler. Ancak yol paraları yokmuş. 30 Ağustos’ta yalvar yakar trene
alınmış enkaz kente geri dönüp, Dernekçadırkenti’ne gitmişler. Hayata sıfırdan
başlanmış burada...
Çadırkentten sorumlu komutanın çadırına gitmişler. Yanıt: “Burası dolu.
Sırada daha 185 kişi var" olmuş. Genç kadın gitmem deyince çadırkent içerisinde
bulunan revirde yabancı doktorlar ile çalışmaya başlamış. Doktorların ayağının
kırık olduğunu 1. 5 ay sonra saptadıkları eşi de yetkililere şoförlük yapmış.
Komutanın çadırında kalan aile depremden 20 gün sonra çadır bulabilmiş.
Çadırda yaşamak zor olmuş, tuvalet, banyo, yemek, sağlık, gıda, sonra yağmur,
çamur, soğuk...
Akgül çifti çadırdan çıkarırlar gerekçesiyle kira yardımı istememiş. Prefabrik
konuta geçebilmek için depremden 2 ay sonra başvurmuş. 1 Kasım’da İsrail
Hükümeti’nin yaptığı, “İsrail Köyü" olarak adlandırılan prefabrike konuta
geçmişler. Her gece depremi yaşadıklarını söyleyen Akgül çifti, “Korkunç
geceyi unutamıyoruz. Kalıcı konutlarda oturmaya korkuyoruz. Ömrümüzün sonuna
kadar burada kalmak istiyoruz" diyor.
Çınarcık Yalova’nın lokomotifi
Diğer bölgelerin tersine Çınarcık sahilleri, depremden bir yıl sonra bile
cıvıl cıvıl... Yazlıkçılar her yıl olduğu gibi yine sahilleri doldurmuş.
Tatil kenti, turizm potansiyeli ile bütün yatırımların durduğu, işsizliğin
pençesinde kıvranan Yalova için lokomotif olmuş durumda. İş arayan Çınarcık’a
akın ediyor. Yüzerek eğlenen Çınarcıklılar’da ise deprem korkusu hala var.
“Ama hiç olmazsa sahilde yakalanırız" diyorlar.
Mucize İsmail:
Babamı özledim
HÜSEYİN
TEMEL Kahramanmaraş DHA
Yalova Çınarcık’ta Veli Göçer Sitesi’ndeki yedi katlı apartmanın altından
171 saat sonra kurtarılan 5 yaşındaki İsmail, felaketin yıldönümünde babası
ve üç kız kardeşi için dua etti. Memleketleri Kahramanmaraş’ın Elbistan
ilçesindeki yerleşen annesi Şerife Çimen (36) ile yaşam mücadelesi veren
‘Mucize İsmail’, babası Fatih, kız kardeşleri Sevgi, Mine ve Merve’nin
mezarı başında, “Babamı ve kardeşlerimi çok özledim. Neden gelmiyorlar?
" diye sorması yürekleri burktu.
KIŞIN
DONDULAR yazın kavruldular
7.4’ün
şokunu atlatamadan 7.2’yle ikinci darbeyi alan Bolu ve Düzce’de 20 bin
kişi hâlâ çadır eziyeti yaşıyor
17 AĞUSTOS DOSYASI - 3
Bolu’da 13 çadırkentte, 10 bin 591 kişi, Düzce’de ise 10 çadırkentte sekiz
bin 232 kişi yaşamını sürdürüyor. Bölgede ayrıca 300 konteynır bulunuyor.
Felaketi, 17 Ağustos ve 12 Kasım’da iki kez yaşayan Bolu, Düzce, Kaynaşlı
ve Gölyaka’da sorunlar birbirine eklendi. Evleri yıkılanlar paralarını
alamadı, kiracıları ise iki ay sonra 100 milyon para yardımının kesilecek
olmasının derdi aldı. Tüm bunlara depremzedelerin elektrik, su ve kira
parası verecek olması da eklendi.
Çadırda yaşayanlar prefabrik konut alamamaktan, prefabrikte kalanlarsa
kalıcı konutlara geçememekten yakınıyor. Ancak kışın dondurup, yazın kavuran
çadır ve prefabrikler altyapı yetersizliğinden “su çekiyor". Çadırkentlilerin
en büyük sıkıntı banyo yapamamak. Kurulduktan kısa bir süre sonra bozulan
duş odalarının bir daha yapılmadığını söyleyen depremzedeler, ya evi olan
akrabalarında, ya da leğenlerde yıkandıklarını belirtiyor.
Adapazarı ağır aksak
Yeni baştan inşa edilen kentte, en önemli sorunlar, işssizlik, kalıcı konut
ve altyapı eksikliği. Depremde çok sayıda işyeri yıkılırken, açık olan
dükkanlar da alım gücünün azalması nedeniyle iş yapamamaktan şikayetçi.
Valiliğin, işsizlik sorununu çözmek için açtığı inşaat kursları ise ilgi
görmedi. Bölgede yıkılmayan orta hasarlı binalar da yeni tehlikelere göz
kırpıyor. Adapazarı’nda Karaman, Camili ve Ferizli bölgelerinde altı bin
kalıcı konutun temeli üç ay önce atıldı.
İzmit’te konuşma yasağı
Yaralarını saramayan İzmit’te, öncelikli önlemlerden birisi, medyayla konuşma
yasağı oldu. Bir depremzede, “Gazetelere görüş bildirenler polis tarafından
uyarıldı" dedi.
İzmit ve Değirmendere’de kurulu Mehmetçik Çadırkentleri dışındaki dokuz
çadırkent bu ay sonuna kadar boşaltılacak.
Kendilerine 100 milyon kira yardımında bulunulduğunu, ancak bunun yeterli
olmadığına dikkat çeken Doğu Kışla Çadırkenti sakinleri, “İzmit Belediyesi
bizi çıkararak burayı iş merkezi haline getirmek istiyor. Prefabrikler
şehirden çok uzak. Bizi çıkarırlarsa çadırları ateşe veririz" diye konuştular.
30 metrekarelik prefabriklerde yaşayan İzmitli depremzedeler, kışın yağmur
ve soğuktan, yazın ise sıcaktan şikayetçi.
Protezden bir hayal
Kesilen bacağına protez takılmasını bekleyen Önder Ataç için açılan kampanya
yarım kaldı
Düzce depreminde altı katlı binanın altından çıkarılarak hayata ikinci
kez merhaba diyen Önder Ataç (21), kesilen sağ bacağına protez takılmasını
bekliyor. Ataç, enkazın altından çıkarıldıktan sonra üç buçuk ay boyunca
böbreklerindeki rahatsızlık nedeniyle diyaliz makinasına bağlı olarak yaşadı.
Bir bacağı kesilen Ataç, kalbinde ve midesindeki rahatsızlık nedeniyle
de 10 ay tedavi gördü. 14 Nisan 2000’de hastanenin sağlık kurulu heyeti,
bacak protezi sağlanmasını kabul etti ve İbn - i Sina Hastanesi Fizik Tedavi
ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’na sevkini uygun gördü. İbn - i Sina Hastanesi
ise “Yer yok" yanıtını verdi. Ardından başvurulan Hacettepe Hastanesi’nin
de yanıtı olumsuz oldu. Ataç’ın tedavisi 70. Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Merkezi’nde sürüyor.
Kampanya yarım kaldı
Ataç, “Doktorlar sağ bacağıma protez takabileceklerini söylediler. Bunun
için bir ameliyat daha geçireceğim. Londra ve ABD’de ısı ve acı gibi hisleri
kullanıcısına ileten protezler geliştirildi. Böyle bir proteze sahip olabilmek
en büyük hayalim. Ancak ameliyatımı dışarıda gerçekleştirmek için adıma
açılmak istenen kampanya yarım kaldı" dedi. Oğlunun başında 10 aydır nöbet
tutan anne Aslı Ataç ise, “Önder gururlu bir çocuk. Neredeyse her akşam,
‘Şimdi ben ne yapacağım’ diye ağlıyor" dedi.
Merhaba hayat...
İki genç, 7.2 şiddetindeki Düzce depremine evde yakalandı. Ataç, “diğer
günlerden çok farklıydı" dediği deprem gününü şöyle anlatıyor:
“Hiç bir zaman o saatlerde evde bulunmazdık. Sınavlar vardı. Ders çalışacağımız
tuttu. Saat 06.30 sularıydı. Önce televizyon devrildi yere, mutfağa kaçtık.
Nefes almamıza fırsat kalmadan apartman başımıza yıkıldı. Haydar 19, ben
ise 27 saat sonra kurtarıldık."
Enkazı
bile kaldıramadık
Kocaeli’de
yıkık ve ağır hasarlı durumdaki 378, Sakarya’da 720, Bolu’da 37, Yalova’da
ise 38 bina henüz yıkılmadı. Devlet bile kendi binalarını onaramadı
17 AĞUSTOS DOSYASI - 4
Deprem bölgesinde geçen bir yıl süreye rağmen, sokaklar, savaştan çıkmış
kentleri andırıyor. Çok sayıda bina, küçük bir sarsıntıyla yıkılacak halde
duruyor, binlerce bina onarılmadığı için hala korku saçıyor.
1995 yılında Kobe’de aynı şiddette bir deprem yaşayan Japonya ise, bir
yıl içinde sistemli bir çalışmayla, altyapısını kusursuz hale getirdi,
depremin yaralarını sardı.
Psikologlar uyarıyor
Depremin ardından sivil toplum örgütlerinin, aynı felaketin bir kez daha
yaşanmaması için başlattığı “Depremi unutturmayacağız" kampanyasına, en
büyük destek devletten geldi. Deprem bölgesinde enkaz haline gelmiş bin
173 bina yıkılmadığı, binlerce orta hasarlı binanın onarımı yapılmadığı
için, depremzedeler, her gün depremi bir kez daha yaşıyorlar. Ancak bu
hatırlama, yarardan çok zarar getiriyor. Psikologlar, felaket şokunu atlatamayan
depremzedelerin, bu ortamda depremi unutmaları ve sağlıklarına kavuşmalarının
imkansız olduğunu belirtiyorlar. Kocaeli’de yıkık ve ağır hasarlı durumdaki
378, Sakarya’da 720, Bolu’da 37, Yalova’da ise 38 bina henüz yıkılmadı.
Devletin binaları da hasarlı
Bölgede, hasarlı durumdaki kamu binaları da onarılmayı bekliyor. Kocaeli’deki
20’si ağır, 35’i orta ve 155’i hafif, Sakarya’da 44’ü ağır, 50’si orta,
105’i hafif, Bolu’da dördü ağır, dokuzu orta, 23 hafif, Yalova’da 18’i
ağır, 12’si orta, dördü hafif, Düzce’de de 16’sı ağır, 44’ü orta ve 106’sı
hafif hasarlı eğitim kurumları bulunuyor. Bu illerden Sakarya’da bir hafif,
Yalova’da bir ağır, üç orta, bir hafif, Düzce’de ise üç ağır, üç orta ve
14 hafif hasarlı sağlık kurumu binası var.
Ruhlar huzura kavuşmuyor
Psikologlara göre, depremle sarsılan ruhlar, yıkık dökük bu binalarla içiçe
yaşadıkça, kendine gelemeyecek. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi
Başhekimi Doç. Dr. Arif Verimli, kendisinin de gezdiği ve yakınlarının
bulunduğu bölgede, durumun iç açıcı olmadığını kaydetti. Verimli, şunları
söyledi: “İnsanlar bu binaları gördükçe o kötü anı unutamıyorlar. Sık sık
o travma anını hatırlıyorlar. Bu manzara karşısında, ruhların iç huzura
kavuşmaları gecikiyor. Ben bile gelip geçtikçe hatırlıyorum. Hep hatırlamak
iyi ama o kötü anıları sürekli yaşamak zarar verici. Tanıdıklarım var.
Bizzat kendim gezdim, baktım. İnsanlarımız metanetli çıktı, bunu unutmaya
aşmaya çalışıyorlar ama bu süreci, binaların hali uzatıyor. Bir an önce
kaldırılmaları gerekir"
‘CLINTON’IN burnunu sıktım, hayatım değişti
ABD Başkanı Bill Clinton’ın Doğu Kışla Çadırkenti’ni ziyareti sırasında
burnunu sıkan ve bir anda şöhret olan Erkan bebek, depremin simgesi haline
geldi. Binlerce insanın hayatını yıkan felaket Erkan bebeğe, hayatının
fırsatlarını taşıdı. İşadamı Kadir Has’ın himayesine aldığı Erkan ve ailesi
çadırdan eve taşındı, yeni bir hayata “merhaba" dedi.
Depremden önce 40 milyon lira maaş alan baba Hacı Işık, ailesini nasıl
geçindireceğini kara kara düşünüyordu. Aşçılık yapan Hacı Işık, eşi Şennur
Işık’ın üçüncü kez çocuk beklediğini öğrenince dünyası başına yıkıldı.
Sancılar içinde İzmit Sosyal Sigortalar Hastanesi’ne giden anne Işık, vizite
kağıdı olmadığı gerekçesiyle içeriye alınmadı. Sancılarının arttığını belirten
ve doktorlara yalvaran anne hastaneye alındıktan bir saat sonra Erkan bebeği
dünyaya getirdi.
Erkan bebeğin fıtığı olduğu, doğumdan iki ay sonra ortaya çıktı. Verilen
tarihte yani 16 Ağustos 1999’da Erkan ameliyata alındı. Deprem onu hastanede
yakaladı. Anne Şennur, oğlunun serumunu çıkararak bahçeye kaçtı. Işık ailesi
Doğu Kışla Çadırkenti’ne yerleşti. Burada naylon çadırlarda yaşamaya başladı.
Dünya Erkan’ı izledi
Erkan bebeğin yaşamı, Clinton’ın Doğu Kışla Çadırkenti’ni ziyaret etmesiyle
bir anda değişti. Clinton, Erkan bebeği kucağına alıp severken, Erkan bebek
de neşesini Başkan’ın burnunu sıkarak gösterdi. Erkan’ın görüntüleri, ulusal
ve uluslararası binlerce basın organında yer aldı. İlgi odağı haline gelen
bebeği işadamı Kadir Has himayesine aldı. Has, şimdi, çocukların bakımı
için her ay para gönderiyor. Erkan’ın Başkan’ın burnunu sıkarkenki görüntüsünün
yer aldığı hatıra para, 17 Ağustos’ta piyasaya sürülecek. Baba Işık, evin
geçimini, küçük çocuğunun sağladığını belirterek, şunları söylüyor:
“100 milyon lira aylık alıyorum. Erkan’ın Clinton’un burnunu sıkmasıyla
hayatımız değişti. Yapılan para yardımı sayesinde depremden sonra yeni
bir eve taşındık. Yardım almasaydık, 100 milyon lira kira ödediğimiz bu
evde nasıl otururduk? Çocuklara nasıl bakardık. Şimdi hiç değilse üzerlerine
bir şeyler giyebiliyorlar."
“Deprem.org.com"
17 Ağustos Etkinlikleri Çalışma Grubu, Marmara Depremi’ni internete taşıdı,
http://deprem.org.tr
adresli sitede, 16 ve 17 Ağustos günlerinde karalar giyme, ev, balkon,
işyerine kara bayraklar asma, araçlara kara kurdele takma, 17 Ağustos gecesi
evden çıkarken tüm ışıkları yakma, gece saat tam 03.02’de düdük ve benzeri
uyarı araçlarını çalma çağrısı yinelendi.
Gölcük yine merkez
Marmara Depremi’nin merkez üssü olan Gölcük, asrın felaketinin yıldönümü
etkinliklerinin de merkezi olacak. Tüm TV kuruluşları, 16 Ağustos’u 17
Ağustos’a bağlayan gece sabahın ilk saatlerine kadar canlı yayınla açık
oturumlar yapacak, sorunlar masaya yatırılıp tartışılacak.
Çadırın bilançosu
Deprem sonrası Adapazarlıların baraka ve çadırlarda geçirdiği günlerin
acısı çıkmaya başladı. Büyükşehir, Erenler ve Serdivan belediyeleri sınırları
içinde depremden önceki bir yıl içinde 526 kişi solunum yolu hastalığı
nedeniyle ölürken, 17 Ağustos’dan sonra sadece Adapazarı’nda aynı nedenle
974 kişi yaşamını yitirdi.
Emel yardım bekliyor
17 Ağustos depreminin ardından rahim kanseri teşhisiyle tedavisine başlanan,
ancak ailesinin, ekonomik yönden zor durumda olması yüzünden tedavi giderlerini
karşılayamayan Emel Bulut (13), hayırsever kişi ve kuruluşlardan yardım
istiyor.
Kobe bir yılda nasıl toparlandı?
Kobe’yi 17 Ocak 1995 tarihinde yıkan 7.2 büyüklüğündeki depremde, binlerce
insan ölmüş, binalar tamamen yıkılmış, altyapı sistemleri kullanılamaz
hale gelmişti. Japon tarihine yüzyılın felaketi olarak geçen depremin yaralarını
sarmak için hızlı hareket eden Japonya, 10 gün içinde telefon sistemini,
iki ayda gaz, üç ayda su ve kanalizasyon sistemlerini yeniledi. Harap durumdaki
binaların yıkımı bir seneden daha kısa bir sürede tamamlanan Kobe’de, bir
sene sona erdiğinde, yıkıntılardan geriye taş ve tuğla parçaları bile kalmadı.
Yine
ders almadık
Devlet,
deprem bölgelerinde 3 katlı bina yapmak yasakladı ama aynı devlet 6 katlı
hasarlı binaya onarım kredisi veriyor
17 AĞUSTOS DOSYASI - 5
Hazırlayanlar : SERHAT OĞUZ,
ASLI ÖKTENER, ÜMRAN AVCI
Marmara’yı vuran 17 Ağustos depremi, imarlaşmadaki çarpık alışkanlıklarımızı
engelleyemedi. Belediyeler ve bakanlıklar arasındaki uyumsuzluk nedeniyle,
yeni yerleşim çalışmaları çelişkilerle dolu.
Yalova’nın merkezinde belediye, üç katın üstünde yapılaşmaya izin vermemeye
hazırlanırken, devlet altı katlı hasarlı binaya onarım kredisi veriyor.
Buna, depremi rant haline getiren mühendisler de eklenince yeni felaketler
şimdiden sıraya girdi.
Şehir Plancıları Odası uzmanları, felaketin birinci yıldönümünde, deprem
bölgesini dolaşıp yeni yerleşim alanlarını, jeolojik etüd çalışmalarını
inceleyerek rapor hazırladılar. Rapor, yetkililerin açıklamalarına karşın,
imar çalışmalarındaki çarpıklık ve koordinasyon bozukluğunu ortaya koydu.
İmar ve İskan Bakanlığı, kalıcı konutlar için ihale yapıp, konutlara başlamasına
rağmen, belediyelerin jeolojik zemin araştırmalarına başlamaması bile,
depremzedelerin ihtiyaçlarına cevap verilmemesine neden oldu. Birçok bölgede,
kalıcı konutlar, şehre ve yaşam birimlerine uzak banliyö konutları durumunda
kaldı.
Rapora göre, belediyelerin, jeolojik haritaları yapacak paraları bile yok.
Geçen süreye rağmen devlet, üst ölçekli imar planı hazırlayarak şehirleri
yönlendirmediği için belediyeler yetersiz kalıyor. Şehirlerin çevre düzeni,
nüfus yoğunluğunun nerede olacağı, sanayi şehri olup olmayacağı hala meçhul.
Koordinasyon kurulamadı
Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Turgut, 17 Ağustos depreminin,
planlı yerleşme kültürüne hiçbir şey katmadığını belirterek, bakanlıklar
ve belediyeler arasındaki uyumsuzluğun çarpıcı çelişkiler yarattığını söyledi.
Turgut şöyle konuştu:
“Yalova’nın merkezinde, belediye üç kattan fazlasına izin vermemeye hazırlanıyor,
çünkü zemin sağlam değil. Ancak, bakanlıklar Yalova’da altı katlı hasarlı
binaya onarım kredisi veriyor. Bu çelişkiler ortadan kaldırılmalı. Belediyelerin
jeolojik harita çıkartacak paraları yok. Birçoğu hiç başlamamış bile. Devletin,
bu belediyelere destek olup, bu haritaların yapılmasını sağlaması gerekir.
Yeniden imar için ve düzenleme yapılması için bu haritalara ihtiyaç var.
Ancak, henüz oluşturmadığı için belediyeler yapılan kalıcı konutlara müdahale
edemiyor. Bu haritalar olmadan imarın ne şekilde gelişeceği, kaç kata kadar
müsaade edileceği belirlenemez. Devlet, orta hasarlı binalara onarım izni
ve kredisi veriyor. Orta hasarlılar yıkılmalı."
Deprem tüccarları
Bölgede, hasarlı binaların onarımı da büyük bir rant pazarı yarattı. Bakanlık,
hasarlı binaları ağır, orta ve hafif olmak üzere sınıflandırırken, orta
hasarlıların da onarılmalarına izin verdi. Çok sayıda vatandaş, binalarını
onararak kurtaracağı düşüncesiyle tadilat hizmeti veren bürolarla anlaşarak,
onarım çalışmalarına başladı. Şehir Plancıları Odası’na göre, onarım çalışmaları
tüccar pazarlığına dönüştü. Yalova’da mühendislerin onarmak istemedikleri
orta hasarlı binalar için şehir dışından gelenler fiyat kırarak onarım
işlerini gerçekleştiriyorlar.
Yeni yerleşim alanları
Belediyelerin planladığı yeni yerleşim alanları şunlar:
Yalova: Yerleşim alanları yamaçlara kayacak. Merkezin jeolojik etüdleri
hala bitmedi, ancak şimdiye kadar yapılan çalışmalarda zeminin sorunlu
olduğu anlaşıldı. Bu nedenle merkezde üç kattan fazla imar izni verilmemesi
planlanıyor. Üç bölgede 5 bin 880 kalıcı konutun ihalesi yapıldı. Konutların
şehre çok uzakta kalması eleştirildi.
Adapazarı: Adapazarı Belediyesi diğer belediyelere göre daha fazla organize
oldu. Hızlı davranarak zemin çalışmalarını büyük ölçüde tamamladı. Elde
edilen verilere göre, kalıcı konutlara yer seçiminde etkili oldu. Yeni
yerleşim alanları kuzeye kaydırıldı. Eski yerleşim alanı, kentin ticaret
merkezi olacak ve kat sayısı ikiye indirilecek.
İzmit: İzmit’in şehir merkezi değişmeyecek. Gölcük, Değirmendere gibi yerlerde
sorun var. Ancak, yeterli çalışmalar yapılamadığı için belirsizlik hakim.
İhale sabıkalı şirketlere
Yalova’da Yüksel İnşaat ve Ceylan İnşaat şirketlerinin yaptığı konutlar,
17 Ağustos depreminde yıkılmış ve yaklaşık 400 kişi hayatını kaybetmişti.
Konutlarda yakınlarını kaybedenler, iki şirket aleyhine tazminat davası
açtılar. Ancak, acılı depremzedeler en büyük şaşkınlığı kalıcı konut ihalelerinin
açıklanmasıyla yaşadılar. Her iki şirket, kalıcı konut ihalesini kazanarak,
yeniden inşaat yapımına giriştiler. Ceylan İnşaat 492, Yüksel İnşaat ise
8 bin 776 kalıcı konutun ihalesini aldı. Bu kararları eleştiren Şehir Plancıları
Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Turgut, depremde müteahhit Veli Göçer’in
günah keçisi haline getirildiğini, daha fazla suçlu olanların cezasız kaldığını
söyledi.
Önce mezarlığa sonra Adliye’ye
Kalıcı konut ihalelerinden önemli bir bölümünü Yüksel İnşaat’ın kazanması,
en çok kızını ve eşini Yalova’daki Yüksel Sitesi’nde kaybeden Erdoğan Koparal’ı
üzdü. 17 Ağustos gecesinde, kendisi İstanbul’dayken, altı yaşındaki kızı
Yasemin ve eşi Mesude, çöken binaların altında kalan Koparal, ilk günlerde
devletin bu kayıpların hesabını soracağını umut etti. Ancak geçen sürede,
hesap sorulması bir yana, aynı şirkete yeni ihale verildiğini gören baba
Koparal, çılgına döndü.
İşini bırakarak, evinde kurduğu internet cephesinden mücadeleye giren Koparal,
binlerce depremzedenin kendisine destek verdiğini görünce mücadelesine
daha kararlı bir şekilde devam etti. Baba Koparal, 17 Ağustos günü önce
eşini ve kızını mezarında ziyaret edecek ve onlara verdiği sözü yerine
getirmek için adliyenin yolunu tutacak.
Rekor tazminat istiyor
Devlet ve sorumlular hakkında rekor bir tazminat davası açacak olan Koparal,
daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuracak. Koparal, şimdi
mücadelesine destek verenlerle bir araya gelerek mücadelenin çapını genişletiyor.
Felaketin en büyük sorumlusunun devlet olduğunu ifade eden Koparal, vatandaşların
vurdumduymazlıktan uzak kalmasını istedi. İstanbul’da depremzedelerle bir
araya gelen Koparal, internet üzerinden 10 bin kişiyle birlikte hareket
ettiğini söyledi.
Koparal’ın, internet sitesine gelen ve kendisini ağlatan acılı başka bir
babanın mesajı şöyle:
“Sizin hiç canlı canlı kolunuzu kestiler mi? Hiç elinizi uzattınız mı ocakta
yanan ateşin üzerine. Demir tokmakları başınıza başınıza indirdiler mi
iri yarı adamlar? Hiç alev alev yanan ateşler arasında evinizi seyrettiniz
mi? Evladım Nihat üç dakika içinde kollarımın arasında öldü. İşte bunların
hepsi bir anda başıma geldi."
Bölgeden kısa
kısa...
Boşanma nedeni artçı
İzmit’te depremden bu yana geçen bir yıllık sürede 850 çift, boşanma davası
açtı. 200’ü boşandı. Davalarda, “Artçı depremde, kocam sadece kendi canını
düşünüp beni evde bırakıp kaçtı" diyerek boşanma dava açan kadınlar da
var.
Depremin çocuk işçileri
Marmara depremi öncesi çeşitli hayaller kuran Gölcüklü çocuklar, babalarının
işlerini kaybetmesi sonucu çalışmak zorunda kaldı. Bütün gün çalışan çocuklar
günde 2 milyon ile 2.5 milyon lira arasında para kazanıyor.
Leğende banyo çilesi
Bolu çadırkentlerde çile sürüyor. Kültür Mahallesi’ndeki Mehmetçik 3 Çadırkenti’ndeki
depremzedeler, “Leğenlerde çamaşır ve bulaşık yıkamaya devam ettiklerinden"
yakınırken, Kamile Yılmaz, üç yaşındaki oğlu Murat’ı serinlemesi için gün
boyu su dolu leğende oturttuğunu söyledi.
Barakalar kaldırılıyor
Bolu’da bazı kamu kuruluşlarının bahçelerine kurulan barakalar kaldırılıyor.
Vali Yardımcısı “Bunlar hoş olmayan görüntüler" derken, vatandaşlar ise
“Bu sıcakta çadırlarda kavrulmak istemiyoruz. Barakalar ağaçların altında
olduğu için serin oluyor" diyor. DHA
Bir
yılın acı mirası KORKU
Deprem
ruhsal sağlığımızı da kötü etkiledi. En sık görülen rahatsızlıklar şunlar:
Depreme yakalandığı yerde uyuyamama, yalnız kalamama, sevinç duymama
17 AĞUSTOS DOSYASI - 6
Hazırlayan: AYŞEGÜL AYDOĞAN
Psikiyatrik Araştırmalar ve Eğitim Merkezi Derneği’nin (PAREM) yaptığı
“Depremden bir yıl sonra ruh sağlığı" araştırması, ruhsal depremin sona
ermediğini ortaya koydu. Araştırmaya göre, korku üç kişiden birinin günlük
yaşamını engelliyor.
Deprem korkusu hala evlilikleri, iş ve cinsel yaşamı vurmaya devam ediyor.
Öyleki korku, dehşet, çaresizlik gibi duygular geçen bir yıla rağmen beş
kişiden birinde görülüyor. Depreme yakalandığı yerde uyuyamama, işe gidememe,
yalnız kalamama, her an deprem oluyor gibi hissetme, kabus görme, sevinç
duyamama gibi davranışlar devam ediyor. Depreme cinsel ilişki sırasında
yakalananlar o günden bugüne cinsel ilişkiye giremiyorlar.
Sorunlar aynen sürüyor
PAREM üyesi Dr. Kültegin Ögel, Dr. Tamer Aker, Dr. Erol Özmen tarafından
İstanbul’da bin kişi üzerinde yapılan araştırma, depremden bir yıl sonra,
17 Ağustos’tan sonraki ilk bir ayda yaşanan sorunların aynen devam ettiğini
ortaya koydu.
Deprem sonrasında konulan Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSD) teşhisinin
pek çok kişide kronikleştiğini ve depresyona dönüştüğünü saptadıklarını
anlatan Ögel, bir yıl geçmesine rağmen yeni başvuranlar olduğunu söyledi.
Bir deprem polikliniği kurmayı düşündüklerini belirten Ögel, şöyle dedi:
“Bir yıl sonra ruhsal sorun ve şikayetlerde azalma beklerken aynı şekilde
sürdüğünü gördük. Bir yıl önce kaç kişi psikiyatristlere başvuruyorsa sayı
hala aynı. Ruhsal sorunlar azalmadı, devam ediyor. Bu kişilerin yüzde 20’sine
ulaşılamadı. Büyük bir sağlık sorunu oldu."
Araştırma sonuçları
Sürekli deprem
oluyor hissine kapılma, kabus görme yüzde 18
Kendini sürekli
diken üstünde hissetme, uyuyamama, çabuk irkilme, dikkatini toplayamama
oranı yüzde 16,
Plan yapamama,
sevinç duyamama, mutluluğu yeterince yaşayamama oranı yüzde 15
Ruhsal sorun
yaşayan biriyle evlenebilirim diyenlerin oranı yüzde 56
Deprem sonrası
yaşanan sorunların bir ruhsal zayıflık hali olduğunu düşünme yüzde 66,
ruhsal bir hastalık olduğuna inananlar yüzde 26
Tedavi arayışına
gidenler yüzde 2
Belirtiler, kadınlarda
erkeklere oranla daha 3 - 4 kat yüksek
“Yıldönümünde stres çok doğal"
Uzmanlar, depremin yıldönümünün korku, kaygı, stres, öfke, kırgınlık gibi
duyguları körükleyebileceğini belirtiyorlar. Bu duyguların “doğal" olduğunu
vurgulayan psikiyatrlar, “Bu duygu ve davranışlardan korkmayalım, utanmayalım,
rahatsız olmayalım" diyor. Uzmanlar şöyle dediler:
“Yıldönümlerinde yas tepkileri alevlenir. Olaylar ve kişilerle ilgili anılar,
düşünceler ve duygular depreşir. Havanın sıcaklığı, denizin durumu, ayın
rengi, hatta üzerimize giydiğimiz giysi veya taktığımız bir takı bize o
olayı hatırlatma gücüne sahip olur. Yeniden deprem anındaki tepkileri gösterebilir,
duygularımızı aynı şiddette yaşayabiliriz."
MİLLİYET GAZETESİ İNTERNET
SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
  |