Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
17 AĞUSTOS 2000 HABER-YORUM
DEPREM ANA SAYFA

17 Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
Haber ve Yorumlar

ERTUĞRUL ÖZKÖK - HÜRRİYET GAZETESİ - 16 AĞUSTOS 2000
 

Hep o şaşkın adamı merak ettim 

17 Ağustos depreminden benim aklımda tuhaf bir fotoğraf kaldı. Tuhaf ve biraz da trajikomik bir fotoğraf.

Otoyol üzerinde kat kat olmuş bir üst geçit...

Ve kırılmış katlardan birinin üzerinde duran bir minibüs.

Arkadaşlarımızın helikopterden çektiği bu fotoğraf o günden beri gözümün önünden hiç gitmiyor.

Kendi kendime şu soruyu birçok defa sordum.

Çok daha trajik, çok daha etkileyici görüntüler varken benim zihnimde neden böyle bir fotoğraf kaldı?

Bilmiyorum.

* * *

İnsanoğlunun hafızası, anlaması zor bir seçiciliğe sahip.

Ben orada, katlanmış yolun üzerinde sessizce duran minibüsün içindeki insanı veya insanları hep merak ettim.

Sahneyi bir düşünün.

Bir otoyolun üzerinden geçerken altınızdaki yol aniden çatırdamaya, sallanmaya başlıyor.

Altınızdaki araba gidiyor, geliyor, gidiyor geliyor ve sonunda duruyor.

Ve siz bir anda kendinizi, yerden 10-15 metre yükseklikte asılı kalmış bir arabanın içinde buluyorsunuz.

Her an yeniden sallanabilecek bir cehennemin eşiğinde.

O şok içinde arabadan inip etrafına şaşkınlıkla bakan insanı hálá görür gibiyim.

* * *

Arabanın direksiyonundaki o insan kimdi? Arabada başkaları var mıydı? Bilmiyorum.

Ama orada, katlanmış üst geçidin üzerindeki o araba zihnimde, deprem felaketi içindeki yalnızlığın, cehenneme karşı tek başınalığın sembolü olarak kaldı.

Aradan bir yıl geçti.

Deprem çoğumuzun hayata bakışını değiştirdi.

Bilanço çok ağır.

Resmi açıklamalara göre 17 bine yakın kayıp. 20 binden fazla yaralı.

Sakat kalmış binlerce insan.

Ve bütün bunlardan geriye kalan müthiş bir toplumsal travma.

Artık kendi evine düşman gibi bakan, ruhen yaralı insanlar.

En küçük sarsıntıda bütün bir sinema şeridini yeniden başa çeviren dimağlar.

Deprem bölgesinde diye değerini kaybetmiş semtler.

Belki de çocukluğumuzdan beri bize dostluk yapmış, arkadaşlık etmiş, akraba olmuş mahallelerimizin yavaş yavaş bizden uzaklaşması.

Buluğ çağına bile giremeden ruhlarının üçüncü yaşına basmış çocuklar.

Manevi bir enkaz...

Her artçı şokta ‘‘Ben hálá buradayım’’ diye üzerimize abanan bir enkaz.

* * *

Bir yıl geçmiş.

‘‘Orada kimse var mı’’ haykırışlarının yavaş yavaş cılızlaştığı 365 gün geçmiş.

Depremin hemen sonrasında çekilmiş fotoğraflara bakıyorum.

Aynı yerlerin bugünkü durumuyla karşılaştırıyorum.

Ay yine ağustos. Mevsim yine aynı mevsim.

Ama sanki Marmara'nın o yeşilliği sararmış. Beti benzi atmış.

Bütün bu değişen coğrafya içinde yeşillenen tek yer var.

Mezarlarımız...

Bundan bir yıl önce alelacele kazılmış bu çukurlar, oradan buradan bulunmuş, belki de bir manav kasasından sökülmüş tahtalarla dikilmiş hüzünlü mezar taşları, yeşilliği toprak altında kalmış bu anonim araziler şimdi kılık değiştirmiş.

Mezarlarımız itinayla imar edilmiş.

Depremin şehirlerimizden kovduğu yeşillikler sanki oralara sığınmış.

Huzur ve sükunet oralarda iskána açılmış.

Tahta parçalarının yerini mermer mezar taşları almış.

* * *

Kim olduğunu bilemediğimiz ölülerimiz, hiç olmazsa bu beyaz taşlar üzerinde isimlerine kavuşmuşlar.

Tam 365 gün olmuş.

Yaralarımızı sarmaya başladık. Ekonomimizin çarkları yeniden dönüyor. 

Sahillerimizi boşaltan turistler şimdi geri geliyor. 

Galatasaray Avrupa Şampiyonu oldu.

Okullarımız yeniden açıldı.

Ama o tenhalık yok mu, hani o gönlümüzdeki tenhalık...

İşte o meskun mahalleri yeniden iskána açmak kolay olmuyor.

Çünkü hálá orada, katlanmış o yolun üzerinde, şaşkın, yapayalnız etrafımıza bakıyoruz.

Tıpkı bir karikatürden fırlamış gibi. 

Yapayalnız ve şaşkın...
 


HÜRRİYET GAZETESİ İNTERNET SİTESİ
(18 AĞUSTOS 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş