|
17 AĞUSTOS
UNUTULMAMALI...
|
EMİN ÇÖLAŞAN -
16 TEMMUZ 2000- HÜRRİYET GAZETESİ
17 Ağustos 1999 saat 03.02
Emin ÇÖLAŞAN
SEVGİLİ okuyucularım, geçen
yıl 17 Ağustos günüydü. İnsanlar şen şakrak dolaşıyor, işlerine
bakıyor, bir bölümü tatil yapıyordu.
Gece saat 03.02'de neredeyse
bütün Türkiye sallandı. Bir dakikaya yakın süren inanılmaz şiddette bir
deprem Marmara'yı vurdu.
İzmit, Yalova, Gölcük, Adapazarı
ve İstanbul'un bazı bölümleri yerle bir oldu.
Depremin şiddeti 7.4 idi ve
çok uzun sürmüştü.
Binlerce ev, apartman, işyeri, yazlık
site ve askeri tesisler yıkıldı, ya da oturulmaz duruma geldi.
Binlerce insanımız enkaz altında
can verdi.
Türkiye, tarihinin en büyük felaketini
yaşamıştı. 1939 Erzincan depreminde 30 bin ölü vardı, ama ekonomik yıkım
17 Ağustos'ta korkunçtu.
***
Deprem sonrasında çektiğimiz acıları
burada bir kez daha yansıtmak istemiyorum. Hepimiz her şeyi biliyoruz;
çünkü onlar unutulacak gibi değil.
Ama ben şahsen çok büyük acıyı, depremden
hemen sonra yobaz kesimin gazetelerini okuyunca çektim. Hiç utanıp
sıkılmadan, hiç yüzleri kızarmadan ve Allah'tan korkmadan şöyle
yazıyorlardı:
‘‘Ölenler faizciydi. O gece zina
yapıyorlardı. Hatta bazılarının cesetleri birbirine bitişikti.’’
Depremde Gölcük donanma üssü ve orduevi
de çökmüş, yüzlerce asker ve subayımız can vermişti. Onlar için de aynı
şeyleri yazdılar:
‘‘Gece içki içmişlerdi. Subaylar
zina yapıyordu. Allah onların cezasını verdi.’’
Sonra üniversite kapısına sevk ettikleri
türbanlı kız militanlarına pankart açtırdılar:
‘‘7.4 yetmedi mi?’’
Depremde ölen her kesimden, her görüşten
insanımızın ve ayrıca Mehmetçiklerin ruhlarını sızlattılar.
***
Deprem onulmaz acılar yarattı. Maddi
ve manevi sıkıntısını Türkiye olarak çektik ve halen de çekiyoruz.
En büyük acıyı elbette ki ölen, sakat
kalan insanlarımızda yaşadık.
Ama bunun da ötesinde Türk ekonomisi
çöktü. Sanayi ile birlikte ticaret bitti. İnsanlar işsiz kaldı.
İçeriden ve dışarıdan yardım yağdı.
Çok büyük bir dayanışma yaşadık. Cenazeler kaldırıldı, mezarlıklar doldu,
taştı ve yetmedi. Toplu mezarlar oluşturuldu. Depremde yıkılan beldelerin
altyapısı da çöktü.
On binlerce insanımız 11 aydan
bu yana çadırkentlerde, prefabrik konutlarda ve diğer geçici yerlerde yaşam
savaşı veriyor.
12 Kasım 1999 gecesi bir kez
daha sarsıldık. Bu kez Bolu ve Düzce yöreleri yıkıldı. Yine
çok sayıda ölü. Deprem felaketine bir yenisi daha eklenmişti. Allah diğerlerinden
korusun.
Marmara depreminde 15.500
ölü, 24 bin yaralı. Bolu-Düzce'de 900 ölü, 5
bin yaralı.
Yıkık, ağır ve orta hasarlı bina, okul,
hastane, işyeri sayısı 200 bin'den fazla.
***
Sevgili okuyucularım, bu yazıyı niçin
yazdığıma gelince... Doğrusunu isterseniz fikir benim değil. Bilkent Üniversitesi
öğrencisi Hazal Engin yazıyor:
‘‘17 Ağustos gecesi saat 03.02'de
Türkiye'nin her yerinde herkesin bir dakikalık saygı duruşu yapması gerektiğine
inanıyorum.
Bunun düşünülüp düşünülmediğini
bilmiyorum, ama böyle bir hareketin çok etkili olacağı inancındayım.
En azından, geçen bir yıl içerisinde
acıların unutulmadığını göstermeyi hem kendim, hem de milletim adına bir
borç bilirim.
Sizden dileğim, böyle bir hareketin
sizin tarafınızdan da desteklenmesi ve eğer mümkünse bu ülkede yaşayan
herkese duyurulmasıdır.
Her şey milletimiz için. Teşekkür
ederim.’’
***
Hazal Engin'in bu muhteşem önerisini
okuyunca tüylerim diken diken oldu. Bunu kamuoyuna duyurmak gerektiğine
o anda karar verdim.
Geçen yıl iki büyük deprem yaşadık.
Ama depremin adı 17 Ağustos oldu.
Şimdi yapılacak iş şudur:
O gün Edirne'den Kars'a, Rize'den Antalya'ya
kadar bütün Türkiye'de anma törenleri düzenlenmeli, camilerde mevlitler
okutulup dualar edilmelidir.
Aynı gece bütün beldelerimizin ana
meydanlarında insanlar toplanmalı, meşaleler yakılmalı, depremlerde can
veren binlerce insanımız için saat 03'ü 2 dakika geçe saygı duruşunda bulunmalıdır.
Törenlerde konuşmalar yapılır, ölenler
anılır, belki büyük kentlerimizin meydanlarında günün anlamına uyan konserler
düzenlenir.
Çürük yapıları halka satanların, düzensiz
imar planları yapanların, depremzedeleri kalıcı konutlara yerleştiremeyen
yetkililerin kulakları çınlatılır!
Peki ama bu törenleri kim örgütleyecek?
Valilikler, belediyeler ve sivil
toplum kuruluşları.
Bu yazıyı şimdiden yazıyorum ve ilgili
kuruluşları uyarmak istiyorum. Sanırım böyle bir öneriye hiç kimse ‘‘Hayır’’
demeyecektir.
17 Ağustos'a bir ay kaldı. Örgütlenme
şimdiden yapılabilir.
Burada bir ekleme daha yapmak isterim.
Bazılarına belki garip gelecektir ama elimde yetki olsa, o gece için Türkiye'de
bütün eğlence yerlerini kapatırım.
Ben bu öneriyi kamuoyuna duyurmakla
insanlık ve gazetecilik görevimi yerine getirmiş oluyorum.
Gerisi ilgililerin bileceği iştir.
  |