Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
Deprem 
TÜRKİYE'DEKİ DEPREMLER
DÜNYA'DAKİ DEPREMLER
DEPREM NEDİR
DEPREM HARİTALARI
DÜZCE DEPREMİ 
ANA SAYFA
.
DEPREM ANA SAYFA
.
.
.
 
 
 
 
 
 


12 KASIM 1999 
 haberler

   -PROF. DR. IŞIKARA`NIN BASIN TOPLANTISI...  
   ``MARMARA BÖLGESİ İÇİNDE SİSMİK BOŞLUK DENİLEN YIRTILMAMIŞ BİR BÖLGE VARDIR`` 
   -``İKİ İHTİMAL VARDIR: BURASI DA YIRTILABİLİR, BU MÜMKÜNDÜR. FAKAT BURASI YIRTILIRKEN, BURADAKİ TÜM BU SİSTEMİ DE HAREKETE GEÇİREBİLİR VE BOYLU BOYUNCA MARMARA HAREKETLENEBİLİR`` 
   
   Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Marmara Bölgesi içinde ``sismik boşluk`` adı verilen yırtılmamış bir bölgenin bulunduğunu belirterek, ``Burası da yırtılabilir, bu mümkündür. Fakat burası yırtılırken, buradaki tüm bu sistemi de harekete geçirebilir ve boylu boyunca Marmara hareketlenebilir`` dedi.
   Prof. Dr. Işıkara, Kandilli Rasathanesi`nde düzenlediği basın toplantısında, merkez üssü Düzce olan 7.2 büyüklüğündeki deprem dolayısıyla bütün Türkiye`ye geçmiş olsun dileğinde bulundu. 
   Düzce-Bolu arasında 4`den büyük 39 artçı şok meydana geldiğini kaydeden Prof. Dr. Işıkara, 17 Ağustos depreminden sonra 2 büyük artçı şok yaşandığını, ancak Kuzey Anadolu Fay Zonu`nda oluşan depremlerin bugüne kadar 6`dan büyük artçı şok oluşturmadığını söyledi. 
   Marmara Bölgesi`nde belli boşlukların bulunduğunu da dile getiren Prof. Dr. Işıkara, şöyle devam etti: 
   ``Bunlara (sismik boşluk) diyoruz. Marmara içinde böyle bir boşluk söz konusudur. Büyük bir sistem harekete geçmiştir; (yörenin doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi etkilenebilir) demiştim. Batı`da bir sismik boşluk vardır. 
   İki ihtimal vardır: Burası da yırtılabilir, bu mümkündür. Fakat burası yırtılırken, buradaki tüm bu sistemi de harekete geçirebilir ve boylu boyunca Marmara hareketlenebilir. Fakat tabii burası karmaşık bir yer olduğunu için şu anda bir şey söylememiz mümkün değil. Bir büyük depremden sonraki süreci kontrol edebiliyoruz. Nerede, ne büyüklükte olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Ama bunun zamanını söylememiz mümkün değil.`` 

   ``ŞU ANDA, BÜYÜK BİR SİSTEM HAREKETE GEÇMİŞ DURUMDADIR. BUNUN DURAYLI BİR HALE GELMESİ, BELLİ BİR SÜRE DEVAM EDER`` 

   -``BOLU DÜZCE`Yİ SÖYLEDİK OLDU. ŞİMDİ ARTÇI ŞOKLARI İZLEMEYE BAŞLADIK. BU ARTÇI ŞOKLARIN HANGİ DOĞRULTUDA SIRALANACAĞINA BAKIYORUZ`` 

   -``DİĞER OLASILIK, İSTANBUL`UN 20-25 KİLOMETRE GÜNEYİ... FAKAT DİLERİM Kİ OLMAZ. ŞU SÜREÇTE KALABİLİR AMA BÜTÜN BU SİSTEMİ DE ETKİLEYEBİLİR`` 
   
   Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, 17 Ağustos Kocaeli ve dün Düzce`de meydana gelen depremler sonucu şu anda büyük bir sistemin hareket geçtiğini belirterek, bunun duraylı bir hale gelmesinin belli bir zaman alacağını ifade etti. 
   Prof. Dr. Işıkara, Kandilli Rasathanesi`nde düzenlenen basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Marmara`da karmaşık bir yapının söz konusu olduğuna dikkati çekerek, şöyle 
konuştu: 
   ``İki muhtemel sismik boşluk olan yer var. Biri İzmit Körfezi`nin bitiminde başlıyor, İstanbul`un güneyinden geçerek Şarköy`e doğru uzanıyor. Diğeri Akyazı-Sapanca... Şiddeti konusunda birşey söylemek istemiyorum. 2 olasılık var. Ya o kısım dolacak. Ya da diğer tarafı da iteleyerek işi daha da büyütecek. Fakat büyüklüğü konusunda bir tahminde bulunmak istemiyorum. Ama yerini söylüyorum. Yıkıcı bir depremdir. Tahminler, biliyorsunuz benim hiç tarzım değil. 
   Bolu Düzce`yi söyledik oldu. Şimdi artçı şokları izlemeye başladık. Bu artçı şokların hangi doğrultuda sıralanacağına bakıyoruz. Diğer olasılık, İstanbul`un 20-25 kilometre güneyi... Fakat dilerim ki olmaz. Şu süreçte kalabilir, ama bütün bu sistemi de etkileyebilir. Yeni bu gerçeği de yok saymak mümkün değil. Şu anda büyük bir sistem harekete geçmiş durumdadır. Bunun duraylı bir hale gelmesi belli bir süre devam eder.`` 
   
   -``ZAMANINI SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİL``- 
   
   Marmara Bölgesi`nde meydana gelebilecek bir depremin zamanı ile ilgili olarak da Prof. Dr. Işıkara, bu depremin uzun ya da kısa bir gelecekte de olabileceğini vurgulayarak, ``Biliyorsunuz bunun zamanını söylemek mümkün değil. Dileğimiz bunun çok uzun bir vadeye yayılmasıdır. Ama bu gerçeği de gözardı etmememiz lazım. Toplumun deprem gerçeğini bu şekilde kabul etmesi bence daha doğru olur`` şeklinde konuştu. 
   İstanbul`un olası bir depremden ne kadar etkileneceği sorusu üzerine Prof. Dr. Işıkara, İstanbul`un çevrede olan her depremden etkilendiğini belirterek, ``Tabii İstanbul etkilenir. Bu kez daha yakın etkilenecektir. Artık bu bizim deprem gerçeğimizdir, bununla yaşayacağız`` diye konuştu. 

   -``ASIL SORUN İMAR MEVZUATININ UYGULANMASINDA...`` 
   
   B.Ü Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Faruk Birtek ise, ``İstanbul`da yaşayan insanlara verilecek mesajın ne olduğunun`` sorulması üzerine, depremin ne zaman olacağının çok önemli olmadığını kaydederek, depreme, ne zaman olacağını düşünmeden hazırlıklı olunması gerektiğini belirtti. 
   İstanbul`daki yapılar için problemin imar mevzuatı olmadığını, asıl sorunun California`dan alınan bu mevzuatın uygulanmasından kaynaklandığına dikkati çeken Prof. Dr. Birtek, şöyle konuştu: 
   ``Türkiye`nin yüzde 50`si gecekondularda yaşarken, biz burada bir realiteye gözümüzü kapamış oluyoruz. Türkiye`nin yerleşimin ne olduğu realitesi içinde düşünmek lazım. İmar mevzuatına tabi olmayan bir inşaatın bu mevzuata göre yapılması dürtüsünü getirmemiz lazım. Bunun tatbikatını kolaylaştırmak, realist olmak lazım. Türkiye`nin realitesine göre hazırlıklı olmak lazım. Hayal dünyasından kaçmak lazım. 
   B.Ü Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Güliz Elal da, insanların depreme ``gerçeklik`` doğrultusunda hazırlanması ve ondan sonra da normal hayatına devam etmesi gerektiğini söyledi. 
   ``Televizyon ve gazetelerde insanları çok etkileyen görüntülerin ne şekilde engelleneceği`` sorusu üzerine de Doç. Dr. Elal, gerçeklerin yansıtılmasının şart olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: 
   ``Ama o gerçekleri yansıtırken, kan revan içinde cesetler, alevler içindeki insanların görüntüsü hiçbir şey kazandırmaz. Bu görüntüler, insanları travmatize ediyor ve izleyen insanda depremi doğrudan yaşamış gibi bozukluklara yol açıyor. Bu etkiler çok uzun etkiler...Tedavi edilmediğinde de geçmeyen etkiler olabilir.`` 

KAYNAK: ANADOLU AJANSI 

(13 KASIM 1999)
 

sayfa başı