| 2. DEPREM BİLGİ ALTYAPISI
2.1. Genel
Ulusal düzeyde deprem zararlarını azaltma sisteminin oluşturulabilmesi
öncelikle ülkedeki deprem tehlikesinin en doğru şekilde ortaya konulması
ve bu bilgilerin yeterli teknik donanım ve araçlarla planlama ve uygulama
sürecinde karar vericilerin kullanımına sunulabilmesine bağlıdır. Bu süreç
sürekli yenilenebilir bir ‘Deprem Bilgi Altyapısı Sistemi’ gerektirir.
Bu sistemi oluşturan bilgiler sismotektonik ve deprem kuşakları haritalarının
da veri tabanıdır. Şu sırada ülkenin sismotektonik haritası ve veri tabanı
bulunmamaktadır. Deprem tehlikesini ortaya koyan yerbilimsel bilgi altyapısı
aşağıda açıklanmaktadır.
2.2. Ulusal Sismik Ağ, Verilere Ulaşım ve İşbirliği
Ülkemizde toplanan analog ve sayısal türde deprem verilerinin (sismik
veriler) toplanması, bir araya getirilmesi ve kullanıcılara ulaştırılması
için işbirliği konusuna genel bir bakış açısı ile yaklaşmak gereklidir.
‘Ulusal Sismik Ağ’ın tanımı, ülkemizdeki durumun değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine
ilişkin görüş ve öneriler aşağıda özetlenmekte, teknik ayrıntıların ve
kurum yapılarının sübjektif değerlendirmelerine girilmeksizin, temel problem
ve unsurların somut bir şekilde ortaya konulması hedeflenmektedir.
2.2.1. Ulusal Sismik Ağın İşlevi ve Nitelikleri
Ulusal Sismik Ağı işleten bir kurumun üç temel işlevi vardır:
1. Deprem verilerinin toplanması ve işlenmesi
2. Deprem oluşumları ile ilgili bildirimlerin yapılması
3. Verilerin arşivlenmesi ve kullanıcıİara dağıtımı
Ulusal Deprem Kayıt Ağı’nın temel nitelikleri şunlardır:
1. Tüm verilerin kullanıcılara açık olması
2. Çalışmalarda kullanıcılar tarafından yapılacak değerlendirmelerin
göz önüne alınması
3. Verilerin belirli (uluslararası) standart ve duyarlıkta üretilmesi
2.2.2. Bugünkü Durum
Türkiye’de depremlerin ülke kapsamında izlenmesi ve incelenmesi konusunda
ulusal ve uluslararası platformda tanınmış iki kamu kuruluşu vardır:
-
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
(KRDAE)
-
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma
Dairesi (DAD)
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, ‘Ulusal Sismik Ağ’
işlevini geleneksel olarak yüklenerek depremlerle ilgili bilgileri yetkililere
ve kamuoyuna bildirmek görevini üstlenmiş bir kuruluş niteliğini taşımaktadır.
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün deprem istasyon
ağı, Batı Anadolu ağırlıklı olmak üzere, tüm ülkeyi kapsamaktadır. Bu istasyonların
bir bölümü bilgisayar bağlantılıdır (on-line). Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi, Kuzey Anadolu Fayı’nın
orta bölümlerini ve ülkenin bazı bölgelerini kapsayan daha sınırlı bir
sismik ağı ile ülkenin tümünü kapsayan ulusal nitelikli bir ‘Kuvvetli Hareket
Kayıt Ağı’ çalıştırmaktadır. Bu istasyonların da bir bölümü bilgisayar
bağlantılıdır.
Her iki kurum bünyesinde ulusal ve kurumsal olarak, araştırma nitelikli
gözlem ve çalışmalar bir arada yürütülmektedir. ‘Ulusal Sismik Ağ’ işleten
bu iki kuruma ek olarak, İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik
Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi,
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Devlet Su İşleri gibi kurumların da bünyesinde
izleme ve araştırma için çalıştırdıkları küçük çaplı ve bölgesel yerel
sismik ağlar ve istasyonlar bulunmaktadır. Bu kurumlarda ‘Ulusal Sismik
Ağ’ işletimi ile uğraşan personelin verim ve başarısı tamamen kendi inisiyatif,
özveri ve gayretleri ile orantılıdır. ‘Ulusal Sismik Ağ’ işletimi ile uğraşmak
gerek mesleki ve gerekse akademik bir kazanç sağlamamaktadır. Bu nedenlerle
617 sayılı yasa dışında bir kurumlaşmaya gereksinme vardır.
Bu kurumlarda, 1930’lu yıllardan beri birikmiş analog deprem kayıtları
bulunmaktadır. Bilimsel ve tarihi değeri olan bu analog kayıtların bir
bölümü, olumsuz koşullara rağmen muhafaza edilmeye çalışılmaktadır. Bu
tür verilerin, diğer makrosismik bilgilerle birlikte derlenerek arşivlenmesi
gereği vardır.
2.2.3. Sismik Verilere Ulaşım Durumu
Ulusal nitelikli olsun ya da olmasın, güncel deprem verilerinin kullanımı,
özel temas ve girişimlerle mümkün olmaktadır. Verilere ulaşımdaki zorluk
çeşitli nedenlere bağlanabilir; bunlardan başlıcaları şunlardır:
-
Sayısal verilerin azlığı;
-
Verilerin kalitesine olan güvensizlik;
-
Veri tabanı oluşturma güçlükleri, nitelikli eleman ve alt yapı eksikliği.
Türkiye’deki sismik veriler iki kategori altında toplanabilir:
-
‘Ulusal Ağ’ niteliği taşıyan, hizmet amaçlı çalışmalar ve
-
‘Lokal Ağ’ niteliği taşıyan, bilimsel amaçlı çalışmalar.
Sismik verilere kullanıcıların kısa zamanda ve kısıtlamasız olarak ulaşımları
‘Ulusal Ağ’ kapsamında toplanmış olan verilerle sınırlıdır. Etik açıdan,
nasıl ulusal nitelikli verilerin isteyenlere açık tutulması zorunluluğu
varsa, ‘Lokal Ağ’lardan elde edilmiş bilimsel nitelikli verilerin başkalarınca
kullanımı da, çalışmayı yapan bilim adamının tercihine bırakılmamalıdır.
Uluslararası platformlarda olduğu gibi, bilimsel araştırmalar kapsamında
toplanmış verilerin kullanıma açılması, bilim dünyasında geçerli olan genel
düzenlemelere uygun olmalıdır (ortak projeler, bilimsel işbirliği, vb).
Ancak, veri toplama yönünde faaliyet gösteren bir bilim adamı, topladığı
verilen kısa bir süre içinde bilim dünyasına açma yönünde bir sorumluluk
duymalıdır. Örneğin, TÜBITAK veya DPT gibi kuruluşlar verdikleri her proje
desteğinde elde edilen verilerin belirli bir süre sonra araştırmacılara
açılmasını ve belirlenecek bir kalıpta isteyenlere ulaştırmasını önkoşul
olarak aramalıdırlar.
Tarihi depremlere ilişkin kayıt ve veriler, ülkemizde uluslararası standartlarda
arşivlenememiştir. Bunlara ulaşım zaman ve emek gerektiren zor bir uğraştır.
‘Ulusal Sismik Ağ’ işletiminde çeşitli yetersizlikler ve işleyiş bozuklukları
görülmektedir.
2.2.4. Sismik Verilere Ulaşım ve İşbirliğinin İyileştirilmesi
Bu konuda iki aşamalı bir yaklaşım önerilebilir:
-
Sismik veri toplama ile uğraşan kurumların ulusal nitelik kazanmak için
özendirilmesi;
-
Uzun dönemde, bu kurumların ABD Sismolojik Araştırma Kurumları Birliği
(Incorporated Research Institutions for Seismology-IRIS) benzeri bir konsorsiyum
çatısı altında bir araya getirilmesi.
Türkiye’de depremleri ülke kapsamında izleyen ve inceleyen kurumların yukarıda
tanımlanan ‘ulusal’ nitelik şartlarını yerine getirmesi yönünde bir sistem
değişikliği yapılmalıdır. Bu kurumlar tarafından kamu bütçesinden ‘Ulusal
Sismik Ağ’ geliştirilmesi amacı ile alınan destekler için bu temel nitelikler
birer koşul olmalıdır. ‘Ulusal Sismik Ağ’ işleten kurumun üretim kalitesi
bağımsız uzmanlara denetletilmelidir. İlgili kurumlar ‘Ulusal Sismik Ağ’
nitelikli verilenin en kısa zamanda Internet ortamında uluslar arası nitelikte
formatlarda yayınlanması hususunda teşvik edilmeli ve hatta, ABD Ulusal
Bilim Vakfı (National Science Foundation-NSF) örneğinde olduğu gibi, mali
destek sağlayan hükümet organları tarafından zorlanmalıdır.
Halen sismik veri izleyen ve inceleyen kurum, bilim adamı ve araştırmacı
sayısı kısıtlı sayıda olduğu için, kurumlar arasında Sismolojik Araştırma
Kurumları Birliği (IRIS) benzeri bir veri toplama ve paylaşım konsorsiyumunun
kurulması kısa vadede gerçekleşebilecek bir hedef gibi görünmemektedir.
Ancak, kullanıcı sayısının artmasına paralel olarak böyle bir örgütlenme
düşünülebilir.
2.2.5. Sismik Ağların Nicelik ve Nitelik Bakımından Geliştirilmesi
Türkiye’de depremlerin gerek yerel, gerekse ülke kapsamında izlenmesi
ve incelenmesi konularında uğraşan kurumlar tarafından, ‘Ulusal Sismik
Ağ’ kurulması için kamudan ve uluslararası kuruluşlardan büyük miktarlarda
destek alınmıştır. Ancak, kurumların kendi iç bürokrasileri ve harcama
usulleri nedenleriyle, bu desteğin yalnızca bir kısmı doğrudan sismik donanım
alımı için kullanılabilmiştir. Bu mali destekler yalnızca inşaat, donanım
ve hizmet alımı ile sınırlı kalmakta, büyük özveri gerektiren ‘Ulusal Sismik
Ağ’ın işletiminde çalışan personele herhangi bir ek ödeme yapılması söz
konusu olmamaktadır. Bu durum, sismik ağlarda donanım sayı ve niteliğinin
artmasına ters düşecek bir şekilde, ‘Ulusal Sismik Ağ’ işletimi ile uğraşan
personelin sayı ve niteliğinin azalmasına yol açmaktadır. ‘Ulusal Sismik
Ağ’ın geliştirilmesi için önceliğin nitelikli insan yetiştirilmesi ve istihdamına
verilmesi gerekir.
2.3. Deprem Tehlikesi ve Mikro Bölgeleme Haritaları
Son yıllarda meydana gelen depremlerde ortaya çıkan bulgular, deprem
kaynaklarının ve onların çeşitli özellikleri ile yerel jeolojik koşulların
önemli olduğunu göstermiştir. Bölge ve ülke düzeyinde deprem hasarını en
aza indirmek amacıyla, deprem özelliklerinin, yerel jeolojik yapı ve zemin
koşullarının, farklı ölçeklerde incelenerek tanımlanması, buna göre ülke,
bölge ve kent planlamasına yönelik haritaların üretilmesi zorunlu görülmektedir.
Bu tür haritalamalar, bir bölgede veya yenleşmede meydana gelebilecek bir
deprem sırasında oluşacak yapısal ve alt yapı sistemlerindeki hasarları
önceden tahmin edebilmenin ve kent bazında ileriye yönelik olarak yapılaşmada
alınacak önlemleri belirleyebilmenin ilk adımını oluşturmaktadır.
Deprem zararlarını en aza indirebilmek ve uzun dönemli çalışmaları planlayabilmek
amacıyla deprem tehlikesine göre bölgelemeyi iki boyutta düşünmek gerekir:
Birincisi makro ölçekli bölgeleme, ikincisi ise daha büyük ölçekli mikro
bölgeleme haritalarıdır. Makro bölgeleme haritaları, ülke, bölge, alt bölge,
nazım imar planı ölçeğindeki planlamaları; mikro bölgeleme haritaları ise
imar planlamalarını yönlendirici belgeler olarak tanımlanmalıdır. Ölçek
ve içerik açısından planlama ve uygulama sürecinde, sismotektonik harita
baz alınarak hazırlanmış Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası, Deprem Tehlikesi
Haritası ve Mikro Bölgeleme Haritası olmak üzere üç harita grubuna ihtiyaç
duyulmalıdır. En üst ölçekteki makro haritalardan başlayarak imar planlama
ölçeğine kadar çeşitli ölçeklerde birbirini tamamlaması ve bir üst ölçek
ile uyumlu olması gereken bu haritalardan ülke düzeyinde Deprem Tehlikesinin
gösterildiği makro bölgeleme haritası, ‘Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar
Hakkında Yönetmelik’te öngörülen ‘Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası’dır.
Bu haritanın başlıca amacı, yine aynı yönetmelik kapsamında, yapı tasarımı
için gereken etkin ivme katsayısının seçimini yapabilmektir. Deprem tehlikesi
haritaları, doğal tehlike haritalarının bir altlığı olarak algılanmalı
ve yer seçimi aşamasında planlama sürecine veri sağlayan belgeler niteliği
taşımalıdır. Mikro bölgeleme haritalarında amaç ise, halen uygulanmakta
olan yönetmelikte öngörülen, yapı tasarımı için gereken parametreleri tanımlamak
değildir. Bu büyük ölçekli haritalarda amaç, bölge ve kent planlaması yapılırken
depremsellik ile yerel jeolojik yapı ve zemin özellikleri arasındaki ilişkileri
daha ayrıntılı biçimde tanımlayarak, yerel koşullar açısından daha güvenilir
bir bölgeleme yapılması ve buna ek olarak yerleşim birimleri bazında yapılabilecek
deprem riski ve hasar görebilirlik haritalarına girdi sağlamaktır. Deprem
tehlikesi haritaları ile mikro bölgeleme haritalarının hazırlanması ve
gerektiğinde güncelleştirilmesinde kullanılacak veriler, ancak, 1/25 000
ölçekli baz haritalar ve haritalama ile elde edilir.
2.3.1. Deprem Tehlikesi Haritalarının Teknik İçeriği
1996 yılında uygulamaya girmiş olan Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası’nda
ülke genelinde deprem tehlikesi tanımlanmaktadır. Bu Harita’nın yeni gelişmelere
paralel olarak yenilenmesine yönelik çalışmaların başlatılması, bu amaçla
yapılacak çalışmaların 1/250 000 ölçekli jeolojik ve sismotektonik haritalara
dayandırılması doğru olacaktır. Ancak, Türkiye Sismotektonik Haritası henüz
hazırlanmamıştır. Öncelikle, 1/250 000 ölçekli baz haritalara dayalı jeolojik,
morfotektonik, jeofizik, sismik ve ilgili diğer çalışmalarla Türkiye Sismotektonik
Haritası üretilmelidir. Bu haritalarda amaç, bölgelere göre jeolojik yapı
ile deprem özellikleri arasındaki bağıntıların irdelenmesi, depremlerin
meydana geliş sıklığı ve etkileme şiddeti açısından farklı bölgeleri ortaya
koymaktır.
Yürürlükteki yönetmelikte yerleşime uygunluk haritaları şeklinde tanımlanan
jeolojik bilgiler, mikro bölgeleme haritalarının temel veri kaynağı olan
deprem veya doğal afet tehlike haritaları olarak tanımlanmalı ve bu haritalarda
jeolojik birimler ve kaya türü özellikleri, aktif faylar ve özellikleri
ayrıntılı olarak gösterilmeli, ayrıca depremlerle ilgili diğer jeolojik
süreçleri (heyelan, kaya düşmesi, gevşek zeminler oluşturan Kuvaterner
dolgularının ayrıntılı fasiyes özellikleri, tusunami vb) de içerecek şekilde
düzenlenmelidir. Üst ölçekte planlama ve yer seçimine esas olacak yerbilim
verilen sentezini içeren deprem veya doğal afet tehlike haritalarının ölçeği,
planlama alanının büyüklüğüne göre 1/10,000 ile 1/25,000 arasında değişebilir.
2.3.2. Mikro Bölgeleme Haritalarının Teknik İçeriği
Halen deprem zararlarını azaltma yönünde herhangi bir yaptırım ve kural
bulunmayan imar mevzuatı ve uygulamalarının, riskleri dışlamayı ve en aza
indirmeyi hedefleyen bir pratiğe kavuşturulması ve bu işlerin bir öncelikler
sırası içinde yürürlüğe sokulması, bugün Türkiye’de atılması gereken en
önemli adım olarak durmaktadır. Bu konuda, kent imar planlarının hazırlanması
aşamasında (17 Ağustos 1999 öncesi olduğu gibi), bugün de istenen, Afet
İşleri Genel Müdürlüğü’nce onaylanmış ‘Yerleşime Uygunluk’ tanımıyla bilinen
ve yalnızca (Genel Müdürlüğün 4343 sayılı 1983 tarihli Genelgesi ile belirlenen)
ayrıntılı bir jeolojik incelemeye dayanan 1/25 000 ölçekli çeşitli (jeolojik
harita, eğim haritası, heyelan haritası, hidrografi haritası, fasiyes değişim
haritası, fay haritası, sismotektonik harita, genel zemin sınıflama haritası
gibi) haritalardır. Böyle bir haritalamada amaç, bölgedeki jeolojik yapıları
(deprem kaynaklarını) ve zemin koşullarını sınıflandırarak yapılaşma yönünde
bazı öneriler üretmektir. Bu yaklaşımın eksik ve yetersiz kaldığı noktalar
bulunmaktadır. Bu haritaların büyük ölçekli mikro bölgeleme haritaları
niteliğine kavuşturulması, planlama pratiğine daha güvenilir sonuçlar sunacaktır.
Yerleşme alanının tamamını ve muhtemel gelişme yönlerini kapsayacak biçimde
düzenlenecek mikro bölgeleme haritaları, bir sismik tehlike çalışmasına
dayanmalı, jeolojik, jeofizik, jeoteknik çalışmalardan üretilen veriler
ışığında zemin tabakalarında sıvılaşma olasılığı ve zemin yüzeyinde yapı
tasarımı için gereken deprem özelliklerinin nasıl değişebileceğini belirlemelidir.
Bu haritaların amacı, parsel bazında inşaat tasarımı için gereken parametreleri
belirlemek değil, kent bazında bir planlama yapılırken genel ve karşılaştırmalı
değerlendirmeler yapılmasına imkan vermektir.
İmar uygulamalarına yön verecek olan bu büyük ölçekli mikro bölgeleme
haritaları, 1/25 000 ölçekli deprem tehlike veya doğal tehlike haritalarıyla
üretilmiş çeşitli bilgileri (yamaç eğimi, jeolojik yapı, kaya türü, fasiyes
özellikleri, heyelan, yeraltı su seviyesi, drenaj sistemi, aktif fay ve
özellikleri, sıvılaşma potansiyeli vb) mühendislik jeolojisi, jeofizik,
sismik, geoteknik ve laboratuvar yöntemleri kullanılarak zeminlerin olası
depremlerde beklenen fiziksel davranışlarının ayrıntılı biçimde tanımlandığı,
dolayısıyla planlamayı yönlendirici belgelerdir. Bu haritaların ölçeği,
planlamanın niteliğine göre 1/10 000 ile 1/1 000 arasında değişebilir.
Bu nedenle, mikro bölgeleme araştırmaları, hem depremsellik hem de yerel
jeolojik yapı ve zemin koşulları açısından çok daha ayrıntılı çalışmaları
gerekmektedir. Bu konudaki bilgi ve tecrübe eksikliğinin etkisini en aza
indirmek amacıyla ilkeler bazında hazırlanmış bir çerçeve yönetmelik gerekmektedir.
2.3.3. Mikro Bölgeleme Haritaları Hazırlama Öncelikleri
Büyük ölçekli mikro-bölgeleme haritalarının oluşturulması, hem zaman
hem de kaynak gerektirmesi nedeniyle önceliklere dayalı bir sıralama yapılabilir.
Konuyla ilgili çalışmalar, deprem tehlikesinin çok yüksek olduğu bilinen
yoğun yerleşim merkezlerinden başlamalıdır.
2.3.4. Deprem Tehlike Haritalarını Hazırlama Görevi
Mevcut kurumsal yapılanma içerisinde Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası
Bayındırlık Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nce üretilmektedir. Ancak,
yukarıda tanımlanan niteliklerdeki sismotektonik haritalara dayandırılması
gerekli bölgeleme haritası için jeolojik veri altyapısı, Maden Tetkik ve
Araştırma Genel Müdürlüğü ile üniversitelerde, sisrnolojik bilgi altyapısı
ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma
Dairesi ile üniversitelerde bulunmaktadır. Planlamada gerekli deprem tehlike
haritalarının veri tabanı için de aynı durum söz konusudur. Bu nedenle
ülke ve bölge düzeyindeki deprem tehlike haritalarının oluşturulabilmesi
için bu konuda veri üreten kurum ve kuruluşların bir ulusal program kapsamında
işbirliği yapması sağlanmalıdır. Bu eşgüdüm, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca
gerçekleştirilebilir. Yerleşmeler bazında hazırlanacak deprem/doğal tehlike
haritaları ise imar planlama sürecinin yer seçimi aşamasıyla bağlantılı
olduğundan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve yerel yönetimlerce ortaklaşa
yaptırılmalıdır.
2.3.5. Mikro Bölgeleme Haritalarını Hazırlama Görevi
İmar uygulamalarında bütün yaptırım yetkisinin yerel yönetimlerde olması
nedeniyle, bu büyük ölçekli mikro bölgeleme haritaları yerel yönetimlerce
ortak yaptırılmalıdır.
2.3.6. Deprem Tehlike ve Mikro Bölgeleme Haritalarının Onayı
Onay yetkisi Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nde bulunmaktadır. Yetişmiş
eleman açısından yetersizlikleri bulunan bu genel müdürlük, böyle bir görevi
yürütebilmesi amacıyla gereken kaynaklar sağlanarak güçlendirilmeli, buna
paralel sorumluluk ve yetkiler verilmelidir.
2.3.7. Mikro Bölgeleme Haritalarının Hazırlanması ve Yenilenmesi
Büyük ölçekli mikro bölgeleme haritaları, ne kadar kapsamlı yapılırsa
yapılsın, jeolojik, jeofizik ve zemin verilen açısından her zaman sınırlı
kalmak zorundadır. Bu nedenle, bu haritaların sürekli olarak geliştirilmeleri
doğru olacaktır. Bu amaçla, bölgeleme yapılmış yerlerde sonradan yapılacak
her türlü jeolojik ve zemin incelemeleri ve yeni bulgular bir merkezde,
örneğin, Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nde toplanmalı ve yeni bilgiler çerçevesinde,
belirli zaman aralıklarında (örneğin, 3 yılda bir) güncelleştirmeler yapılmalıdır.
2.3.8. İlgili Kuruluşlar
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, İller Bankası, Acil Durum Yönetimi Genel
Müdürlüğü, Harita Genel Komutanlığı, Devlet Su İşleri, Maden Tetkik ve
Arama Genel Müdürlüğü, üniversiteler, yerel yönetimler vb.
2.4. Deprem Bilgi Bankası
2.4.1. Bilgi Bankasının Gerekliliği
Ülkemiz bugüne değin çok yıkıcı deprem yaşamış ve bu depremlerin faturasını
gerek yüksek can kaybı ve gerekse yüksek ekonomik kayıplar olarak ağır
biçimde ödemiştir. Her yıkıcı deprem, gelecekteki depremlerin zararlarını
en aza indirgemede kullanılabilecek çeşitli verilen de birlikte üretmiş,
başka bir deyişle doğal bir laboratuvar oluşturmuş, ancak bu veriler doğru,
düzenli ve sistematik biçimde derlenip, belgelenememiş ve herkesin kullanımına
açık bir merkezde arşivlenememiştir. Her birini, laboratuvar ortamında
yapay yollarla elde etmenin hemen hemen olanaksız olduğu bu verilerin büyük
çoğunluğu ya yok olup gitmiş ya da kişi ve bazı kuruluşların kendilerine
özgü arşivlerinde saklı kalmış ve depremlerden gerekli dersler çıkarılamamıştır.
Bunun yanında ulusal bir veri tabanı sistemi bulunmaması nedeniyle deprem
tehlikesine ilişkin çalışmalar ile imar ve yapılaşma konularında yapılan
akademik ve bilimsel araştırma ve uygulamalar arasında istenilen düzeyde
bilgi alışverişinin bulunmadığı da bir gerçektir. Bu nedenlerle ulusal
düzeyde bir ‘Deprem Bilgi Bankası’ oluşturulması ve geliştirilmesine gereksinim
vardır.
2.4.2. Saklanması Gereken Deprem Bilgileri
Deprem Bilgi Bankası, deprem zararlarının azaltılması stratejisinin
teknik altyapısında temel oluşturur. Bu altyapı, yukarıdaki bölümlerde
sunulan ‘Ulusal Sismik Ağ’ donanımının bir uzantısı ve tamamlayıcısıdır.
Ülkemizde özellikle Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nün kurulduğu 1959 yılından
bu yana gerçekleştirilen afet sonrası uygulamalara ilişkin veriler sistematik
bir yapıya sahip değildir. Bundan önceki, çoğu Maden Tetkik ve Arama Genel
Müdürlüğü ve o zamanki adı ile Nafıa Vekaleti’nce gerçekleştirilen uygulamaların
ise, arşivlerden çıkarılabilmesi gün geçtikçe güçleşmektedir. Deprem Bilgi
Bankası aşağıdaki verilen verileri kapsamalıdır.
Yerbilim Verileri
• Depremlere ait her türlü sismolojik veriler (depremlerin
dağılımı, büyüklük, derinlik, faylanma mekanizması, kaynak parametreleri,
tarihsel dönem katologları ve aletsel dönem kayıtları/sismogramlar, kuvvetli
yer hareketi kayıtları, makrosismik veriler, vb.)
• Aktif fay bilgileri (haritalar, fayın yapısal konumu, niteliği, geometrisi,
uzunluğu, segmentleri, deprem yüzey kırıkları, sismik boşlukları, morfotektonik
özellikleri, paleosismisitesi, deprem tekrarlanma aralığı, olası yer değiştirme
miktarı, beklenilir deprem büyüklüğü)
• Yüzey ve derin jeoloji (temel jeoloji haritaları, kaya türü, kabuk
yapısı)
• Jeodezik gözlemler (kara hareketleri, kabuk deformasyonu ölçümleri,
GPS-uzaydan yer belirleme, InSAR- radar, vb.)
• Diğer yerbilimi verilen (jeomorfoloji, sismik, elektrik, radar, gravite,
jeomanyetik ölçümler, hava ve uzay fotoğrafları vb.)
Mühendislik Bilgileri
• Yapı hasarı istatistikleri (binalar, köprüler, haberleşme
ve sanayi tesisleri, ulaşım yolları, altyapı, vb.)
• Heyelanlar, yanal yayılma, diğer kütle hareketleri
• Zemin bilgileri, yapı hasarı ile olan ilişkisi
• Sıvılaşma, temel göçmeleri, vb.
Ekonomik. Sosyal ve Kültürel Bilgiler
• Demografik veriler ve istatistikler
• Etkilenen nüfus istatistikleri (ölümler, yaralanmalar, kayıplar,
doğrudan ve dolaylı kayıplar)
• Geçici iskan, diğer barınma ihtiyaçları, sosyal yardımlar
• Sağlık hizmetleri
Yeniden Yapılanmaya İlişkin Bilgiler
• Yeniden iskan hizmetleri (sayılar, maliyet)
• Uzun vadedeki çıkarılmış dersler
• Referanslar
2.4.3. GPS (Uzaydan Yer Belirleme) Veri Bankası
1988 yılından beri deprem konularıyla ilgili olarak yapılan uzaydan
yer belirleme-GPS ölçümleri ile ilgili veriler Harita Genel Komutanlığı’nda
belirli bir statü çerçevesinde toplanmaktadır. Ayrıca, bazı üniversitelerde
de uzaydan yer belirleme gözlemleri ve araştırmaları yapılmaktadır. Günümüzde
GPS aletleri yazılım ve ölçümlerinin yaygınlaşması ve bu verilerin, tektonik
hızları 1-2mm/yıl hata ile verebilmesi, bu verilerin deprem tehlikesi olan
alanların belirlenmesi açısından önemini artırmıştır. Bu nedenle, yerbilimlerinin
temel bir konusu haline gelen bu verilenin en azından bilimsel araştırmalara
ve bilim adamlarına, bazı sınırlamaların kaldırılarak açık tutulması, bu
konunun daha iyi anlaşılması açısından son derece önem taşımaktadır. Deprem
Bilgi Bankası’nın bir alt elemanı sayılabilecek olan, Uzaydan Yer Belirleme-GPS
Veri Bankası, yeterli altyapı ve yetişmiş elemana sahip olan TÜBITAK’ta
oluşturulabilir.
2.4.4. Teknik Altyapı ve Personel İhtiyacı
Yukarıdaki bilgi tabanının ideal bir durumu yansıttığı bellidir. Ancak,
arşivlerin nispeten daha iyi korunduğu Cumhuriyet sonrası dönem içinde
meydana gelmiş önemli depremlere ilişkin ve bu başlıklar altına alınabilecek
bilgi tabanlarının kurulmaya başlanması ilerideki idari kararlara ışık
tutacağı gibi, araştırmacılara da büyük avantaj sağlayabilecektir. Bu çabanın
bir devlet politikası şeklinde formüle edilip benimsenmesi şarttır; çünkü
uzun vadeli ve altından kalkılması güç bir görevdir. Görevin yerine getirilmesi
sırasında halen arşivlerde bulunabilen bilgilerin hemen işlenmeye başlanması,
ileride gün ışığına kavuşacak ilave bilgilerin de eklenebilmesi imkanı
olmalıdır.
Teknik olarak bu bilgilerin isteyenlere ulaştırılması için en kestirme
ve masrafsız yol Internet’tir. Bu yoldan, yukarıda belirtilen modüler yapı
da gerçekleşecektir. Internet sitesinin maliyeti aşırı olmayacağı için
herhangi bir gecikme söz konusu olmayacaktır. İleride raporların basılı
kopyalarının da olması düşünülebilir; ancak, o zaman daha geniş bir hizmet
ağı ihtiyacı doğacaktır. Başlangıç aşamasında personel ihtiyacının kurumlar
arası bir havuzdan sağlanması makul görülmektedir:
-
DPT’ndan araştırmacı/uzman
-
MTA’dan yerbilimci (jeoloji ve jeofizik mühendisleri,jeomorfolog)
-
BİB’ndan mühendis/mimar (inşaat mühendisi, mimar, plancı, programcı)
-
TÜBITAK'tan uzman (sistem mühendisi, elektronik iletişim uzmanı vb.)
-
Diğer uzman kuruluşlardan gerektiği kadar personel (Başbakanlık, Devlet
Su İşleri, Karayolları, vb.)
Bu kişilerin idari açıdan denetlenmesi ve izlenmesi için Başbakanlık tarafından
bir görevlendirme yapılması gerekecektir. Hatırda tutulacak şey, Deprem
Bilgi Bankası’nın kurulup hayata geçinildikten sonra sadece çekirdek bir
kadroyla devam edecek bir birim olduğudur.
2.4.5. İşletme Sorumluluğu
Deprem Bilgi Bankası, TÜBITAK tarafından harekete geçirilecek bir idari
düzenleme ile mümkün olabilir. Daha önce bir sorumlunun belirlenmesi, iş
tanımlarının hazırlanması ve gerekli mekanın bulunması gereklidir. Bu iş
için gereken elektronik ortamın (sunucu, depo ve düzenleyici yazılım vb.)
TÜBİTAK kaynaklarından karşılanması en gerçekçi yol görülmektedir. Öte
yandan, Türkiye’de bilgi bankası işletmeciliği ile ilgili herhangi bir
yasal düzenlemenin henüz bulunmadığı göz önünde tutulmalıdır.
2.4.6. İdari Düzenlemeler
Deprem Bilgi Bankası gittikçe zenginleşen bir veri tabanını isteyen
herkese Internet üzerinden sunacağı için burada herhangi bir kısıtlama
olmaması gerekir. Arşiv bilgileri, Internet’ten indirilebilir fakat değiştirilemez
halde tutulmalıdır. Fotoğraf, harita, grafik, vb. bilgilerin hafızada çok
yer tutacağı sorunu düşünülse bile, bunların birim maliyetlerinin her gün
azaldığı da gerçektir. Eski verilerin doğruluğundan emin olmak güçtür.
Bu nedenle, Internet sitesinin bir yerinde bu bilgilerin temin edilebilen
en doğru bilgiler olduğuna işaret edilmelidir.
2.4.7. Kurumlararası Düzenlemeler
Deprem Bilgi Bankası’nın kurulmasının yetkililerce uygun görülerek onaylanması
durumunda, Başbakanlık tarafından yayınlanacak bir genelge ile ilgili bütün
kurum ve kuruluşlara görev verilmeli ve işbirliği yapma zorunluluğu getirilmelidir.
2.4.8. İlgili Kuruluşlar
Başbakanlık, Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel
Müdürlüğü, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırıma
Enstitüsü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, TÜBITAK, üniversiteler
vb.
|