| 3. YERLEŞİM YERLERİNDE DEPREM GÜVENLİĞİ SAĞLANMASI
3.1. Gerekçe ve Güncel Durum
Türkiye’de 1940’lı yıllarda başlayarak yaşanan hızlı nüfus yığılmaları,
kentlerin gelişigüzel büyümesine, doğanın ve tarihsel mirasın önemli ölçülerde
kaybedilmesine, değerli tarım alanlarının, orman, kıyı ve su havzalarının,
sel yatakları, dolgu alanlar, ya da heyelan bölgelerinin yapılaşma baskısı
altında kalmasına yol açmıştır. Yapılaşma, kamu tarafından denetlenememiş,
kaçak yapılaşma biçimleri ise görmezden gel inerek bunların yeterli niteliklere
sahip oldukları varsayılarak kararlar alınmış ve ‘af yasaları’ çıkarılmıştır.
Bu tutum, olası tehlikeler karşısında kentlerde yığılan insan ve ekonomik
değerlerin, güvensiz ortamlarda ve niteliksiz bir yapı stoku içinde yüksek
riskler üstlenmeleri sonucunu getirmiştir. Yapı ölçeğinde ise, ek imar
hakları tanınarak tasarlanandan fazla kat ve yüzölçümü elde edilmesi, taşıyıcı
sistemlerde gelişigüzel değişiklikler yapılması sakıncalı görülmemiştir.
Bu davranışlara, ruhsatlı stokta bile görülen malzeme ve işçilik yetersizliklerinin
de eklenmesiyle güvenlikten uzak, mimarlık teknik ve kültürü açısından
yetersiz ve çirkin bir büyük yapı stoku oluşmuştur.
Türkiye’de deprem zararlarının aşırı olmasının başlıca nedeni, gerek
imar ve yer seçimi kararlarında, gerekse yapılaşma işlerinde, planlama-projelendirme
ve uygulamanın yetersiz olması ve denetimlerden uzak kalmasıdır. Oysa,
deprem zararlarının azaltılmasında en etkili rolü oynayacak önlemler, yapılar,
kentsel alanlar ve yerleşme bütünü ölçeğinde başvurulacak değerlendirmelere
dayalı imar kararları içeriğinde yer alır ve bu yolla uygulama bulur. Gerek
yerleşime yeni açılan alanlarda, gerekse yerleşilmiş alanlarda deprem zararlarını
azaltma amaçlı çalışma biçimlerinin hemen hepsi doğrudan imar etkinlikleri
ve mevzuatı kapsamındadır. Bu nedenle deprem zararlarını azaltmak üzere,
kentsel risk belirleme ve risk yönetimi konularında teknik yöntemlerin
geliştirilmesi, bunların imar sistemi ile bütünleştirilmesi ve ilgili mevzuatta
kapsamlı değişiklikler yapılması gerekmektedir.
Deprem zararlarını azaltma sorunlarıyla uzun dönemde başedebilmenin
yollarının bulunması ve bu yönde kararlılıkların doğması için 1999 depremleri
yeterli bir zemin oluşturmuştur. Günümüzde deprem dışında pek çok nedenle
de yenilenmesi konusunda görüş çokluğu bulunan 3194 sayılı ‘İmar Kanunu’
ve yönetmelikleri konusunda kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Dünya Bankası’nın
Erzincan depremi sonrasında Toplu Konut İdaresi Başkanlığı aracılığıyla
destek sağladığı ‘3194 Sayılı İmar Kanunu ve Yönetmeliklerinin Yeni Bir
Yapı Kontrol Sistemi ve Afetlere Karşı Dayanıklılığı Sağlayacak Teknik
Önlemleri İçermek Üzere Revizyonu’ araştırması (Ekim 1997-Ağustos 1999),
kapsamlı değişiklikler önermiş, kimi önerilere Kanun Hükmünde Kararnamelerle
yürürlük kazandırılmıştır. Ancak, sonradan hazırlanan imar sistemine ilişkin
yasa taslağı, bu alanda güçlü yenilikler getirmekten uzak kalmıştır. Dünya
Bankası’nın Kasım 1999 tarihinde hazırladığı MEER Projesi’nin A3 bölümü,
deprem zararlarını azaltmak üzere imar ve yapı faaliyetine ilişkin düzenlemelere
ayrılmakta, 1997-1999 ‘Revizyon Araştırması’ önerilerinin tamamının yürürlüğe
sokulması amacını taşımaktadır.
Deprem zararlarının azaltılmasına katkı sağlayacağı düşünülen 1999 sonrasındaki
üst düzey düzenlemelerin başında, ‘yapı denetimi’ ve yapı alanında çalışan
‘meslek adamlarına yetkinlik’ kazandırılması ve ‘zorunlu deprem sigortası’
gelmiştir. ‘Yapı Denetimi Kararnamesi’nin iptali ve 4708 sayılı yasanın
yürürlüğe sokulması, durumu daha da karmaşık ve yetersiz kılmıştır. Öte
yandan, Genelgeler yoluyla belediyelerden imar planlarının gözden geçirilmesi
ve yerbilimsel incelemelerin yaptırılmasının istenmesiyle, uygulamada daha
güvenilir sonuçlara erişildiğini söylemek olanaksızdır. Bunun başlıca nedeni,
deprem tehlike ve mikro-bölgeleme haritalarının hazırlanması konularına
ilişkin işlemler ve standartların belirlenmemiş olmasıdır.
Deprem tehlikesi altında bulunan büyük yerleşim yerlerinde ve özellikle
bugün İstanbul’da, yönetimlerce kimi çalışmalar yapılmakla birlikte, bunların
bilimsel açıdan yeterli en doğru yaklaşımları temsil ettiğini söylemek
olanaklı değildir. İstanbul başta olmak üzere, büyükşehirlerde belediye
ve valiliklerin ortak bir program ve kapsamlı bir işbölümü geliştirmeleri
gereği vardır. Bu programın, yerleşme ölçeğinde yerbilimsel araştırmalara
ve kentsel risk belirleme çalışmalarına öncelik vermesi, bir özel ana plan
(deprem önlemleri master planı, ya da ‘kentsel sakınım planı’) hazırlanması,
uygulamalar için yaptırım gücünün elde edilmesi ve bu amaçla mevzuat düzenlemelerinin
yapılması, aynı zamanda bu uygulamalar iç in kaynak sağlama yöntemlerinin
geliştirilmesi gerekmektedir.
3.2. Ülkesel ve Bölgesel Politika
Deprem risklerinin yoğunlaştığı kentsel alanların -Türkiye Deprem Tehlike
Haritası’ndaki yeri, bu haritanın bölgesel ölçeklerde geliştirilmesi yoluyla
açıklık kazandırılmalı, yerleşim yerlerinin daha geniş havzalar ve doğal
sistemler açısından konumları irdelenmelidir. Tehlike gösteren bölgesel
faylar, heyelan, su baskını, sıvılaşma potansiyeli vb özelliklere sahip
alan ve noktalar yanı sıra, yüksek ve orta düzeylerde risk taşıyan yerleşim
noktaları, barajlar, enerji merkezleri, yüksek gerilim ve boru hatları
gibi önemli altyapı elemanları ve organize sanayi bölgeleri, bu amaçla
kısmi olarak 1/250 000 ve 1/25 000 ölçeklerde hazırlanacak özel haritalarda
tanımlanmalıdır. Bu verilerle ‘bölgesel sakınım stratejisi’ belirlenmeli
ve rnakro-plan hedeflerinde ve 5 yıllık planlarda bu verilerin gözetilmesine
ilişkin kurallar açıklanmalıdır. Bu çalışmalar, DPT sorumluluğunda, Yüksek
Planlama Kurulu onayı ile ve Harita Genel Komutanlığı, Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri, Karayolları,
Köy Hizmetleri gibi birimlerin katkılarıyla yerine getirilmelidir.
Deprem zararlarının kamu eliyle karşılanmasında, kentsel stokta alınan
yapı denetimi ve zorunlu sigorta koşulları gibi, kırsal yapılar için de
daha güvenlikli koşulların yaratılmasına yönelik politikalar geliştirilmelidir.
3.3. Kentlerin Depreme Hazırlanması
Kentlerde deprem güvenliğinin sağlanması için mikro-bölgeleme haritaları
aracılığıyla doğal tehlikelerin belgelenmesi yanı sıra, geçmiş depremlerde
meydana gelen hasar bilgilerinin resmi kayıtlar olarak tutulması, halihazır
durumun gösterdiği kentsel kusurların belirlenmesi, risk analizlerinin
yapılması ve yerleşme ölçeğinde bir ‘Sakınım Planı’nın geliştirilmesi gereği
vardır. Sakınım Planı’nın, deprem karşısında izlenecek programı belirlemesi,
ulaşım ve altyapı, ya da yapı stoku gibi çeşitli sektörlerde ve kıyılar
ya da heyelan bölgeleri gibi alt bölgelerde alınacak önlemleri, bunların
sorumlularını ve zamanlamasını tanımlaması; ivedi ve özel müdahale biçimleri
gerektiren ‘eylem planı alanları’nı, dar boğazlar ya da tarihi değerler
gibi yüksek risk gösteren noktaları, ayrıca bu risk ve potansiyellerin
mekansal dağılımlarını göstermesi gerekmektedir. Bu plan, öngörülen deprem
tehlikesinin gerçekleşme olasılığı bulunduğu varsayılan dönem boyunca kentte
meydana gelebilecek değişmeleri de ayrıca göz önünde tutacaktır. İmar planları
da bu belgeye dayanılarak düzeltilmeli, hangi noktalarda ‘iyileştirme’
ve ‘öncelikli uygulama’ girişimlerinin yer alması gerektiği belirlenmelidir.
Dolayısıyla, yerbilimsel veriler, geçmiş hasar bilgileri ve kentsel risk
analizleri ‘Sakınım Planı’nın girdilerini, sektörel kararlar, imar planı,
eylem planları ve özel önlemler gerektiren alt bölgelere ilişkin projeler
ise, ‘Sakınım Planı’nın çıktılarını oluşturacaktır. Yapılarda deprem güvenliğini
sağlamak üzere hazırlanmış bulunan, yürürlükteki ‘Afet Bölgelerinde Yapılacak
Yapılar Hakkında Yönetmelik’ gibi, kentsel risklerin tanımlanması ve giderilmesi
için de ayrı yönetmeliklerin düzenlenmesi gereği vardır.
3.4. Deprem Tehlikesi ve Mikro Bölgeleme Haritaları
Yerleşme bütününü ve yakın gelişme çevresini kapsayacak biçimde hazırlanması
gereken ‘doğal tehlikeler’ ve mikro bölgeleme haritaları’ ve eki belgeler,
yapılacak her tür ve ölçekteki planlama etkinliği için başvurulması zorunlu
tutulan resmi referanslar sayılmalıdır. Bu haritaların, Harita Genel Komutanlığı
katkıları ile ve üst yönetimce sağlanan donanım ve personel destekleri
ile, Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılması ya da yaptırılması
ve uygun görülen süre ve dönemler içinde onaylanarak ilgili yerel yönetimlere
tebliğ edilmesi ve gereğinin yerine getirilmesi istenmelidir. Bu haritalara
uyumla hazırlanacak kentsel risk analizleri ve Sakınım Planları‘nın tamamlanması
üzerine imar planlarının düzeltilmesi ve diğer fiziki önlemlerin alınması
sağlanmalıdır. Söz konusu haritaların değişmesi ya da eklemeler yapılması
gereği ancak uzun dönemde doğabileceği için, bunların yapımı büyük ölçüde
yalnız bir kez yerine getirilecek bir yükümlülüktür. Bu nedenle söz konusu
çalışmaların eksiksiz ve kesin veriler ile sonuçlandırılması zorunludur.
Çevresel ve doğal koşullara uygun olmayan imar ve yapılaşmanın önlenmesini
sağlamak üzere. mikro-bölgeleme ve risk analizleri sonuçlarının planlarda
nasıl yansıtılacağı ve haritaların teknik içeriğinin neleri kapsayacağını
gösterir bir teknik yönetmelik geliştirilmelidir. Ancak, bu tanımlar ve
söz konusu işlemsel zorunluluklar İmar Kanunu içinde doğrudan yer almalıdır.
3.5. Kentsel Risk Analizleri
Kentsel ölçekte hazırlanan harita ve eki belgelerin, zemin ve sismik
özelliklere ilişkin olarak yalnızca yüzeysel bölgelemeleri değil, üç boyutlu
bir yeraltı modelini, olası heyelan ve sıvılaşrna bölgelerini de göstermesi
sağlanmalıdır. Bunlar dışında, su baskını, iklimsel istatistikler, vb.
doğal tehlike verilerinin de eklenmesi ile bir ‘kentsel doğal tehlikeler
haritası’ elde edilebilir. Bu bilgi tabanı yanı sıra, bir dizi analiz yoluyla
‘kentsel kusurlar’ın tanımlanması ve bunların getirdiği risklerin ortaya
konulması gereği vardır. Yerine göre farklılaşmakla birlikte bu analizler,
‘Makroform, Kentsel Doku, Arazi ve Yapı Kullanımları, Tehlikeli Birimler
ve Kullanım Biçimleri, Altyapı Sistem]eri, Yapı Stoku, Kilit Elemanlar
ve Dağılımları, Açık Alan Varlığı’ konularını kapsaması, ayrıca ‘Kentsel
Yönetim Yetersizlikleri, Dış Etkenler, Kentsel Gelişmeler’ değerlendirmelerini
yapması gereklidir.
Depremde zarara uğrayabilecek ve zararlara yol açabilecek kentsel etken
ve ögelerin belirlenmesi, zengin bir araştırma, politika ve teknik uygulama
alanıdır. Deprem tehlikesi olasılık senaryolarına dayalı olarak, kentsel
sistemlerin performans yeterliliği, ayrı bir dizi değerlendirme konusu
edilmelidir. Bunlar ‘Afet Koşullarında Kentsel Donanım Performansı, Acil
Hizmet Birimlerinin Yeterliği, Acil Durum Yönetim Yetkinliği’ analizleridir.
3.6. Kentsel Sakınım Planı
Yerbilimsel veriler ve kentsel risk belgelemeleri ve bunları birlikte
değerlendirme çalışmaları ile erişilen sentezin, ‘riskleri dışlayan ve
azaltan’ bir dizi politika ve uygulama kararları ile sonuçlandırılması
gerekir. Tehlike ve risk bilgilerinin derlenerek bunları önleme ve giderme
kararlarının, ‘Sakınım Planı’ adı verilen, harita ve eki raporlar ile oluşturulan
bir temel kurumsal belgede toplanması sağlanmalı; burada gösterilen ‘sektör,
konu ve yerlerde’ hangi sorumluların, hangi görevleri, hangi sürelerde
yerine getirecekleri belirlenmeli; bunların uygulama proje ve programları
ile ilgili tarafları tanımlanarak bu belgenin öncelikli bir ortak protokol
niteliğine kavuşturulması sağlanmalıdır. Sakınım Planı üzerinde, özel yaptırımların
geçerli olacağı ‘eylem planı uygulama alanları’ öncelikle gösterilmeli,
ayrı güvenlik hedefleri tanımlanarak yönetilecek bu alanlarda kamu-özel
kesim ortaklıkları ve işletme biçimlerini de kapsayan iyileştirme projeleri
geliştirilmesi programlanmalıdır. Kusurlu yapıların, çevresel elemanların,
altyapı ve kullanım birimlerinin yüksek riskler taşıdığı bu alanlarda,
özel bir imar rejimi uygulanabilmeli, yapı stokuna ilişkin kararlar yanında
sosyal planlama hedefleri göz önünde tutularak, nüfus seyreltme, kullanım
kısıtları getirme gibi politikalara işlerlik kazandırılmalıdır. Bu alanların,
birden fazla tekil yapı güçlendirme projelerinin toplamı olarak değil,
farklı ekonomiler, toplumsal örgütlenmeler ve güçbirliği sağlayacak toplu
kentsel proje alanları olarak, ortak değerlendirmelere, planlamaya, fiziki
yatırımlara, işletme ve yönetim biçimlerine konu edilmesi sağlanmalıdır.
Eylem Planı alanlarında alınacak fiziki ve sosyal önlem ve projelerin,
hazırlanacak mali programlarla birlikte, kent yönetimlerince gerçekleştirilecek
genel proje ve programlar kapsamında gösterilmeleri zorunlu tutulmalıdır.
Üçüncü olarak, imar planlarının Sakınım Planı kararlarına uyumla değiştirilmesi
sağlanmalıdır. İmar Kanunu tarafından görmezden gelinen ‘deprem zararlarının
azaltılması’ hedefine yaklaşabilmek için, bu yasaya işlevsel ve daha etkili
bir içerik kazandırılması ve yerel yönetimlere özel yaptırım ve araçlar
kazandırılması gerekmektedir. Ancak, bu çok yönlü bir konudur. Öncelikle
‘Deprem Görebilir Yerleşme’, ‘Deprem Tehlikesi’, ‘Risk’, ‘Deprem Riskli
Alan’, ‘Kentsel Mikro-Bölgeler’, ‘Kentsel Kusurlar’, ‘Özel Proje Alanları’,
‘Eylem Programı ve Projeleri’, ‘Sakınım Planlaması’, 'Deprem Sigortası’
gibi yeni kavramların doğrudan yasada tanımlanması gerekmektedir.
Yasada, ‘Eylem Planlama Alanları için ‘Eylem Proje ve Program’ paketleri
hazırlanmasına; ‘koruma, güçlendirme, kat indirimi, yıkma, kullanım kısıtlama’
vb uygulama yöntemlerine başvurabilmek üzere özel yaptırımlara yer verilmesi
gerekmektedir. Yerel yönetimlere bu alanlarda, taşınmazların yeniden fiziki
düzenlenmelerine ilişkin (geliştirilmiş 18. madde türünde) özel yetkiler
tanınmalı, özel kesimle ortaklıklar kurma, imar haklarını aktarma, değişken
vergileme, sigorta, gibi araçlar getirilmelidir. Kaynak geliştirme yöntemlerinin
uygulanması yanısıra, ‘Doğal Afet Sigortaları Kurumu payı’ gibi fiziki
ve parasal güç ve olanakların birlikte kullanılması yoluyla bu alanlarda
etkin dönüşümler için gerçek kapasiteler sağlanabilmelidir.
3.7. Uygulamalar ve Diğer Önlemler
Deprem ve diğer afetlerin zararlarını azaltma amaçlı girişimleri özendirmek
ve yönlendirmek üzere sistemli önlemler içerrneyen imar düzenlemelerinde
bu durumun özellikle değiştirilmesi gerekmektedir. Planlama ve yapılaşma
süreçlerini, riskleri azaltacak biçimlerde yeniden tanımlayan bir kurumlaşmanın
sağlanması, depremlere karşı güvenli bir yerleşim ve hazırlıklı bir toplum
yapısına kavuşmanın ön koşuludur. Yapım ve uygulanmasında günümüzde hiçbir
denetimi bulunmayan imar planlarının, özellikle deprem güvenliği açısından
teknik denetim altında bulundurulması bir zorunluluktur. Bu denetimi yapacak
tarafın, geçmişteki gibi merkezi yönetim olması ve bunun bir siyasal otorite
etkinliğine dönüştürülmesi yerine, yaygın bir teknik denetim hizmeti sağlamak
üzere bu yetkinin sorumluluk üstlenebilen ve yeterlilik gösteren ilgili
tüm kamu birimleri ya da özel kuruluşlara dağıtılması düşünülebilir. Plan
denetleme kuruluşlarının, mesleki sorumluluk sigortası olan yetkin meslek
sahipleri ile çalışmaları sağlanmalı, meslek odalarının bu işleyişte düzenleyici
yetkiler üstlenmesi sağlanmalı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ise üst
denetim ve çalışma disiplinini düzenleyen otorite olarak görev yapmalıdır.
Türkiye’de kent planlama ve işletme pratiğinin çağdaş bir düzeye çekilebilmesi
için planlama zihniyetinin değişmesi ve proaktif yaklaşımları etkili kılacak
bir yasal çerçevenin oluşturulması gereği vardır. Üst düzeyden dikte edilen
değil, ilgili kesimlerin plan kararlarında katılım ve katkılarının alınmasını
sağlayacak planlama süreçlerinin kurgulanması, kamu-özel kesim ortaklıkları,
ilgili mesleklerde yetkinlik aranması, imar sorumluluklarının netleştiril
ip cezalarının kesinleştirilrrıesi gibi önlemler, sistem içindeki sorumsuzluklar
zamanla giderilerek özdenetimin yerleşmesinde ve planlamanın bir toplumsal
uzlaşma sürecine dönüştürülmesinde önemli katkılar sağlayabilir. Bu yaklaşım,
imar yasası ve mevzuatının kendisinde değişiklikler yapılması yanı sıra
yeni yönetmeliklerin hazırlanmasını gerektirecektir.
Kentsel alanlarda plan ve yapılaşma denetiminin, ilgili tarafların bilgilendirilmeleri
ve karar süreçlerine katılmaları yollarının açık tutulması ile daha etkin
biçimde sağlanacağı düşünülmeli ve planlamaya geniş katılım sağlanmalıdır.
Gerek ‘deprem tehlike mikro-bölgeleme haritaları’, gerekse kentsel risk
analizleri belgeleri’ herkesin bilgisine açık tutulmalı, hazırlanan sakınım
ve imar planları ile programlarının hangi önlemleri getirdiği saydamlıkla
izlenebilmelidir. İmar sistemi içinde plan kararlarının oluşturulmasında,
yerel toplulukların temsilcilerine ve bunların oluşturduğu kurullara özel
yer verilmelidir.
Kentsel risk analizleri ve Sakınım Planı hazırlama yöntemlerine mevzuat
içinde yer vermek yanında, bu konuda iki ayrı girişimin daha yapılması
zorunludur. Öncelikle, bu alandaki kuram ve uygulama örneklerinin meslek
eğitimi içinde yer bulması sağlanmalı, ders içerikleri geliştirilerek bu
kuramsal ve teknik bilgiler öğretim programlarına katılmalıdır. Bu uzmanlık,
lisans üstü düzeyde yürütülecek programlar çerçevesinde sağlanabilir. Öte
yandan, uygulamalarda bulunan plancıların da, meslek sınıflamalarından
bağımsız olarak, uzmanlık bilgileri ve mesleki yetkinlik kazanmak üzere
meslek içi eğitim görmeleri gerekecektir. Bu düzenlemenin üniversiteler
ile işbirliği içinde meslek odaları tarafından yerine getirilmesi olanaklıdır.
3.8. İstanbul’da Yapılması Gerekenler
Türkiye’nin ekonomik birikim, tarihsel değerler ve üretici gücünün büyük
bir bölümünün yer aldığı İstanbul’da, günümüzde kaçınılmaz olduğu belirlenen
şiddetli deprem tehlikesi karşısında çok özel önlemler ve hatta siyaset
üstü bir seferberliğin gündemde tutulması zorunlu görülmelidir. Bu nedenle,
‘Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi’ kapsamında genelde belirtilenlerin,
İstanbul için ayrıca bir kez daha irdelenmesi yerinde bulunmaktadır.
İstanbul’da farklı kuruluş ve birimlerce yürütülen zemin araştırmalarının
toplu olarak gözden geçirilip tamamlanması yanı sıra, Büyükşehir Belediyesi
ve Valilik yetkililerince ortaklaşa ve işbölümü ile yürütülecek iki ayrı
çalışmanın gündeme alınması gereklidir. Bunların birincisi geçmiş deprem
hasarlarının bilimsel değerlendirilmesi, diğeri ise kentsel risk analizleridir.
Bu çalışmaların bulgularına dayanılarak ‘İstanbul Sakınım Ana Planı’ hazırlanırken,
belirlenen yüksek riskli alanların birkaçında vakit geçirmeksizin pilot
‘eylem planlaması’ uygulamalarına girişilmelidir. Bu kapsamda yapılacak
çalışmalar, kentsel iyileştirme ve yapı güçlendirme işlerini, toplumsal
projeleri, altyapı, kentsel tasarım ve çevre düzenlemelerini, halkla ilişkiler
ve kapasite geliştirme çalışmalarını ve yerel toplulukları örgütleme çabalarını
bütünleştiren topyekun girişimler olmalıdır. Belediye, kuracağı yerel bürolarla
halkın yanında yer almalı, çok disiplinli/meslekli ekiplerle kentsel dönüşüm
ve iyileştirme projelerini yürütmelidir. İlk örneklerde pilot proje alanlarının
çok geniş tutulmamasında yarar vardır. Başlangıçta yöntem ve sorun çözme
teknikleri geliştirme hedeflenmeli, profesyonel ekiplerin deneyim kazanmaları
sağlanmalıdır. Bu projelerin, tek yapı ölçeğinde hiç de ekonomik görülmeyen
güçlendirme yatırımlarının, pilot alanlar bütününde farklı ekonomiler yaratabileceğini
göstermesi, proje örgütlemede, finansmanında, planlama yaptırımları geliştirmede,
halk katılımını sağlamada, yerel demokrasi temrinleri olarak yepyeni ufuklar
açması olasıdır.
Kent bütününde bunları ve yapılması gereken bir dizi başka çalışmayı
birbiriyle ilişkilendirmekle sağlanacak sinerjiyi yönlendirme yetki ve
sorumluluğu, bir protokol kapsamında Valilik ile birlikte çalışacak Büyükşehir
Belediyesi’nde olmalıdır. Belediye bu çalışmalarını, imar yetkilerini kullanmak
ve kent planlaması görevlerini yürütmekle yerine getirecektir. Bu görevin
zorunlu kıldığı mikro-bölgeleme haritaları, kentsel risk analizleri ve
bunların sonunda elde edilecek Sakınım Planı, yalnızca bir kez yapılması
gerekecek ve uzun süreler için geçerli kalacak önemli çalışmalardır. Belediye
bu görevlerinde başarılı olabilmek için üç tür desteğe gereksinim duyacaktır:
1. Kaynak Destekleri: zemin ve risk araştırmaları,
bir kez de yapılsa, uzman işgücü ve harcamalar gerektirir. Bunlar, eşdeğer
nitelikte ve ortak bilimsel standartta olmalıdırlar. Belediye, çevre iyileştirme
ve yapı güçlendirme uygulamalarında da kredi ve desteklere gereksinme duyacaktır.
Bu kaynakların uzun dönemli borçlandırmalar ve projeler bazında sağlanması
en uygun yaklaşımdır. Bunun için Zorunlu Deprem Sigortası kaynaklarına
özellikle başvurulabilmelidir. Yurttaşların doğrudan katkıları ile Türkiye’nin
en büyük parasal rezervi olmaya doğru giden sigorta kaynaklarının yıllık
gelirlerinin bir bölümünün zarar azaltacak çevre iyileştirme ve yapı sağlamlaştırma
işlerinde kullanılması, bunun yerel yönetimler aracılığıyla ve projeler
dayanağıyla yürütülmesi, uzun dönemde bütün taraflar için büyük yararlar
sağlayabilir.
2. Yetkilendirme Destekleri: Belediyeler,
yapılacak zemin (mikro bölgeleme) ve kentsel risk araştırmalarının gösterdiği
önlemleri almada, bugünkü yetki ve yaptırım güçlerini etkinleştirmek ve
yeni yaptırım biçimlerine dayanmak zorundadırlar. Yüksek risk gösteren
alanları ve yapı birimlerini belirlemek, bunların sahiplerine duyurularda
bulunmak ve deprem güvenliğinin gerektirdiği biçimde davranışa davet etmek
ve zorlamak kamu yararına yapılacak görevlerdir. Bu açıdan, hiç değilse
yüksek tehlike ve risk gösteren alanlar için, belediyelere özel yaptırım
erki sunacak araç ve yetkilendirmeler sağlanmalıdır. Bugün eldeki ‘kamulaştırma
yetkisi’, ya da taşınmazları fiziki açıdan düzenleyerek ‘yeniden paylaştırma
(18. madde) yetkisi’, depremler açısından güvenli bir kent yaratmak için
yeterli sayılamayacak araçlardır. Pek çok ülkenin imar sistemi kapsamında
(deprem tehlikesi bulunmasa bile) başvurulan araçlar arasında, imar rejimlerinin
bölgelenmesi, imar haklarının aktarımı, taşınmaz vergi ve kiralarını plan
hedefleri uyarınca denetleme ve farklılaştırma, kentsel yatırım ve işletme
işlerinde özel kesim ile ortaklıklar kurma gibi olanak ve yaptırımlar vardır.
Belediye’ye, sigorta yaptırmaya zorlama, yüksek riskli kentsel alanlarda
ve kat mülkiyeti rejimi altındaki yapılarda taşınmaz sahiplerini iyileştirme
ve güçlendirme projelerine katılıma zorlama gibi yetkilerin verilmesi kolaylaştırıcı
etkiler yaratabilir.
3. Teknik Destekler: Belediyeler, çağdaş teknik
donanım ve personele kavuşmak üzere kendi olanaklarını seferber etmek zorundadırlar.
Bu yönetimlerin, kendi yarattıkları değerlerden doğru payları almalarını
sağlayacak yöntemleri geliştirmeleri ve yeterli kaynaklar yaratmaları sağlanmalıdır.
Coğrafi bilgi sistemleri, sayısal haritalar, uzay görüntüleri vb., kullanılması
kaçınılamaz güncel olanaklardır. Belediye‘nin sistem işletmeciliği becerilerine
sahip sürekli personel çalıştırması, gerektiğinde küçük belediyelere bu
hizmetlerde destekler ve kapasite geliştirme yardımları sağlaması gereklidir.
3.9. Nitelikli Kentsel Tasarım ve Mimarlık Kültürü
Deprem güvenlikli yapı ve çevreler elde etmeyi öncelikli hedef gören
çabalarda, evrensel mimarlık bilgisinin ve Türkiye’nin asırlarının ürünü
kendine özgü zengin mekansal kültürünün dışlamasına ya da ikinci plana
itilmesine göz yumulmamalıdır. Risk azaltma ve iyileştirme amaçlı girişimler,
bugün büyük ölçüde niteliksiz betonarme yapım teknolojisi ve yetersiz imar
yönetmeliklerinin yol açmış olduğu kentsel tekdüzeliğin, çirkin yapılaşmanın
ve yetersiz kentsel kamu hizmetlerinin giderilmesi için de tarihi bir fırsat
yaratmaktadır. Deprem tehlikesini azaltmak üzere yeni kurumlaşmalar ve
mevzuat değişiklikleri gerektiği gibi, kentsel çevreye de farklı bir toplumsal
ve estetik kavrayış getirmek ve kültür sentezleri geliştirmek zorunluluğu
bulunduğu göz önünde tutulmalıdır.
Türkiye’nin yakın geleceğinde, deprem zararlarını azaltmak ya da başka
hedefler uyarınca, kentsel alanlarda toplu iyileştirme çalışmaları gündemde
olacaktır. Bu girişimlerde ülkenin tüm yetenek, birikim ve yaratıcı gücünü
ortaya çıkaracak düzenlemelere ve çok disiplinli tasarım yarışmalarına
başvurulması, önde tutulan bir ilke olmalıdır. Tek yapı ve kentsel çevre
dallarında düzenli aralıklarla verilecek ‘nitelikli deprem güvenli uygulama’
temalı ulusal ödüller kurumlaştırılmalıdır. Ayrıca belirli ölçekler üzerindeki
yatırımların yarışmalar yoluyla elde edilmesi özendirilmelidir. Uzun dönemli
bir program içinde, Türkiye’nin farklı bölgeleri ve yaşam biçimleri için
deprem tehlikesini gözeten nitelikli kentsel çevreler elde etme, çeşitli
türlerde yapı ve konut projeleri geliştirme konularında odaklanan araştırma
ve yarışmalar düzenlenmelidir. Bu programın yürütülmesi için meslek odaları,
üniversiteler, Kültür Bakanlığı ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı işbirliği
içinde bulunmalıdırlar.
3.10. İlgili Kuruluşlar ve Etkinlikler
İmar işlerinin düzenleyicisi ve yürütücüsü olan Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı, bu alanda öncü roller üstlenerek, gerekli yeni düzenlemeler
için geniş çalışma grupları oluşturmalı, hazırlıklar aşamasında ilgili
tarafların görüşlerini alarak hızlı yol almalıdır. İstanbul’da örnek uygulamalar
dizisini ivedilikle başlatmak üzere Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İstanbul
Valiliği bir işbölümü protokolü düzenlemelidirler. Merkezi yönetimce, İstanbul
ve diğer yerleşim yerleri için yerel yönetimleri etkin girişimlerde bulunmaya
yöneltecek destek ve yetkilendirmeler yapılmalıdır.
|