| 4. YAPILARDA DEPREM GÜVENLİĞİ SAĞLANMASI
Deprem zararlarının azaltılmasında, yapıların yeterli düzeyde deprem
güvenliği taşımasının önemi açıktır. Depremde yapıların yeterli bir davranış
sergileyerek ağır hasar görmediği ve göçmediği durumlarda, depremin neden
olacağı ekonomik zararın ve can kaybının en alt düzeyde olacağı herkes
tarafından bilinmektedir. Bu konuda gelişme sağlamak amacıyla yapılabilecek
çalışmalar ve alınabilecek önlemler bu bölümde değerlendirilmektedir.
4.1. Bugünkü Durum
Önemli bir deprem tehlikesi altında bulunan yerleşim bölgelerimizde
çoğunluğu yakın dönemlerde inşa edilmiş büyük bir yapı stoku bulunmaktadır.
Yalnızca İstanbul’da bir milyon kadar bina bulunduğu tahmin edilmektedir.
Bu büyük yapı stokundaki yapıların büyük bir bölümünün yeterli deprem güvenliği
taşımadığı bilinmektedir. Zira, bunların pek çoğu mühendislik hizmeti görmemiş,
dolayısıyla deprem etkileri göz önünde tutulmadan tasarlanmış ve yapılmıştır.
Özellikle büyük kentlerin birçoğunda bulunan çok sayıdaki kaçak/ruhsatsız
binalar ile kırsal konutların birçoğu bu niteliktedir. Ağır toprak damlı
kerpiç binalar ile çamur harç ve yuvarlak taşlarla örülmüş duvarlardan
oluşan binalar deprem açısından çok tehlikelidir. Oysa, doğru bir uygulama
ile ve gerekli önlemler alınarak yapılan kerpiç binalar depreme dayanıklı
olabilir. Mühendislik hizmeti gördüğü varsayılan yapıların da büyük bölümü
benzer durumdadır. 1975 öncesinde, kapsamlı ve etkili bir deprem yönetmeliği
bulunmadığından, bundan sonraki dönemde ise varolan yeterli deprem yönetmeliği
gerektiği gibi uygulanmadığından, mevcut yapıların büyük çoğunluğu depreme
karşı güvenli değildir.
Doksanlı yıllarda gerçekleşen kent depremleri, büyük yapı hasarına neden
olmuş, yapılarımızın yeterince güvenli olmadığı düşüncesini doğrulamış,
mühendislik uygulamalarımızın fazla başarılı olmadığını ortaya koymuştur.
Ancak, bu gözlem genellenerek, mühendislik düzeyimizin yetersiz olduğu
yargısına ulaşmak yanlıştır. Zira, mühendislerimiz ve yapı endüstrimiz
gerek yurt içinde, gerek yurt dışında çok başarılı çalışmalar yaparak yeteneklerini
kanıtlamışlardır. Bu tür çalışma ürünü yapıların ne deprem güvenliği açısından,
ne de başka bir açıdan yetersiz olmadıkları kesindir. Yaygın ve önemli
sorun, iyi yetişmemiş mühendislerle çalışan, değer ölçüleri tartışmalı
yapımcıların, sağlıklı bir yapı denetimi olmadan ürettikleri yapılarda
ortaya çıkmaktadır.
Deprem sonrası incelemeler, eğer çok kötü yapılmamışlarsa, az katlı
binaların depremde büyük bir sorun yaratmadıklarını göstermektedir. Öte
yandan çok yüksek ve özel yapılara önem verildiği, özen gösterildiği açıktır.
Bu tür yapılarda üst düzey mühendislik uygulaması yapılmakta, tüm yönetmelik
gereklerine ve teknik kurallara uyulmaktadır. Sonuç olarak, deprem güvenliği
bu tür yapılarda önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmamaktadır. Bir başka
deyişle, Türkiye’de yapıların deprem güvenliği yetersizliği sorunu, yetersiz
bir denetim sistemi içinde, kötü uygulamalarla yapılmış olan orta yükseklikte
(4 kat ile 8 kat arası) binalarda yoğunlaşmaktadır. Kötü mühendislik, sorumsuz
uygulama ve umursamaz denetim sonucu ortaya çıkan bu tür, ne yazık ki,
tüm kentlerimizde oldukça yaygındır.
4.2. Yeni Yapılacak Yapıların Deprem Güvenliği
Bir yapının yeterli deprem güvenliğine sahip olup olmadığı, o yapının
geçerli olan deprem yönetmeliği ile diğer yapı yönetmelikleri gereklerine
ve teknik kurallara uygun olup olmadığına bakılarak değerlendirilir. Bir
başka deyişle, o sırada yürürlükte olan deprem yönetmeliğinin deprem güvenliği
ölçütleri, yapılarda aranan deprem güvenliği düzeyini de belirler. Deprem
yönetmeliklerinde çeşitli performans düzeyleri temel alınabilirse de, bugün
konut ve işyeri gibi özel olmayan binalar için yaygın olarak benimsenen
“deprem güvenliği” anlayışı şöyle tanımlanabilir: Bir yapı, (i) hafif bir
depremde hasar görmemelidir; (ii) orta şiddette bir depremde hasar görebilir,
ancak bu hasar kolayca onarılabilir nitelikte olmalıdır; (iii) şiddetli
bir depremde ise onarılamayacak kadar ağır hasar bile kabul edilebilir,
ancak bina göçmeden ayakta kalabilmeli ve can kaybına neden olmamalıdır.
Bu raporda sıkça kullanılan “yeterli deprem güvenliği” deyimi bu tanımla
algılanmalı, yeterli deprem güvenliğine sahip olduğu belirlenen bir binanın
en şiddetli depremden bile hasarsız çıkması beklenmemelidir.
Yapıların deprem güvenliğine kavuşturulmasında atılacak ilk adım, kuşkusuz,
yeni yapılacak yapıların yürürlükte olan deprem yönetmeliği kural ve koşulları
ile tüm teknik gereklere uygun biçimde tasarlanması ve yapılmasının sağlanmasıdır.
Doğal olarak her zaman bulunması gereken bu durumun gerçekleşmesi, çeşitli
alanlarda çok sayıda gelişmenin sağlanmasına bağlıdır.
Öncelikle, etkin bir yapı denetimi sistemi (Bakınız Bölüm 4.3.) gereklidir.
Bu sistemin başarısı, sistemin iyi tasarlanmış olması yanı sıra, içinde
görev alacak teknik elemanların iyi yetiştirilmiş, sağlam değer yargılarına
sahip kişiler olmalarına bağlıdır. Bir başka deyişle, teknik eleman eğitimi
büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda, eğitsel altyapısı gerektiği gibi
hazırlanmaksızın, biri biri ardından açılan üniversitelerin pek çoğunda
teknik eleman yetiştiren bölümler vardır. Yeterli bir eğitim kadrosu bulunmayan
bu bölümler, yeterli olmaktan uzak çok sayıda teknik eleman mezun etmektedir.
Yurdumuzda meslek içi eğitimin yetersiz olması ve meslek elemanlarının
bir süre deneyim kazandıktan sonra bir sınavla yetkinliklerini kanıtlaması
ve böylece bazı yetkiler kazanması (yetkin meslek adamı) uygulaması bulunmaması
nedeniyle, eksik ve hatta yanlış bir eğitim sonunda mezun olan bir genç,
en deneyimli ve en yetkin meslektaşıyla aynı yetkilere sahiptir. Bu anlayış
içinde,
• Sayıca yeterli ve yetkin bir eğitim kadrosu oluşturulmadan
teknik eleman yetiştirecek yeni üniversiteler açılmamalıdır. Açılmış olanların
eğitim kadrolarının güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Bunun sağlanamadığı
durumlarda, yetersiz bölümler kapatılmalı, yetersiz teknik elemanlar üretilerek
teknik eleman enflasyonu yaratılması önlenmelidir.
• ‘Yetkin mühendis’, ‘Yetkin mimar’ gibi adlandırılan
yetkin meslek adamı kavramı mutlaka hayata geçirilmelidir. Bu amaçla oluşturulacak
sistem, çoğunluğu mutlu edecek kolaycı bir yaklaşıma değil, gerçekçi değerlendirmelere
dayalı olmalı, verilen süreli yetkiler belirli aralıklarla değerlendirilmeli,
başarıya bağlı olarak yenilenmelidir.
• Meslek içi eğitim geliştirilmeli, gerekirse zorunlu
kılınmalıdır. Bir görevin yerine getirilmesi anlayışı içinde düzenlenen
yüzeysel kursların fazla yararlı olmadığı bilinmektedir. Bu kursların düzenli
biçimde ve belirli içeriklerle uygulanması ve bir sınav yapılarak başarının
değerlendirilmesi sağlanmalıdır.
Yurttaşların sahip oldukları anlayış ve sergiledikleri yaklaşım, yeni
yapılacak yapılarda deprem güvenliği sağlanmasında ve yapı denetimi sisteminin
doğru işlemesinde büyük bir etkiye sahiptir. Eğer yurttaş, binasının yeterli
düzeyde deprem güvenliği taşımasına ve dolayısıyla orada yaşayacak çocuklarının
can güvenliğine (hiç değilse banyosunun fayanslarına verdiği kadar) önem
verirse ve bunun için küçük sayılabilecek bir bedel ödemeye hazır olursa,
yapı endüstrisi bu gereksinimi karşılar. Öte yandan, eğer yurttaş uzun
dönemli çıkarını değil, kısa dönemli küçük çıkarlarını önemsemeyi sürdürürse,
güvensiz binaların üretilmesi de sürer gider ve yapı denetimi sisteminin
yozlaştırılması da önlenemez. Bu anlayış içinde,
• Yurttaşların bu konuda doğru yaklaşımı benimsemelerine
yönelik olarak, her türlü eğitim çalışmasına ağırlık verilmelidir. İlkokullardan
başlayarak, televizyon, radyo ve basından en geniş kapsamda yararlanarak,
yurttaşlara doğru bilgiler verilmeli, deprem güvenliği konusuna kadercilikle
değil, bilime dayalı akılcı bir yaklaşımla bakılması gerektiği anlatılmalıdır.
• Bu çalışmalarda, önceliklere özen gösterilmeli,
yanıltıcı olmaktan kaçınılmalıdır. Örneğin, dolabın duvara çivilenmesi,
kuşkusuz, yararlı bir önlemdir ama bunun yapılmış olması yapının depreme
karşı güvenli olması gereksinimini ortadan kaldırmaz. Dolabın duvara çivilenmesi,
ancak yapının depreme karşı güvenliği sağlandıktan sonra yapılırsa bir
anlam taşır.
4.3. Yapı Denetimi Sisteminin İyileştirilmesi
2000 yılında yürürlüğe giren, ancak daha sonra Anayasa Mahkemesi’nce
iptal edilen 595 sayılı ‘Yapı Denetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’,
3194 sayılı İmar Kanunu’nun yetersizliği nedeniyle, denetimsiz biçimde
yürütülmekte olan bina türü yapım çalışmalarının rasyonel bir biçimde denetlenmesini
sağlamaya yönelik reform niteliğinde bir yasal düzenlemeydi. Ayrıca, bu
kararname gerekleri doğrultusunda düzenlenmiş olan 601 sayılı ‘Mühendislik
ve Mimarlık Hakkında Kanun’ ile ‘Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği
Kanununda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Hükmünde Kararname’, yukarıda
değinilen ‘yetkin meslek adamı’ kavramına yakın bir kavram ve bunun uygulanmasına
yönelik iyi niyetli bir sistem getirmekteydi. Bu kararnamelerin iptal edilmesi,
bu olumlu gelişmelerin de ortadan kalkmasına yol açmıştır. Daha sonra bu
boşluğu doldurmak üzere, biraz da acele ile çıkarılan ve bir bakıma, eski
ve başarısız denetim sistemini anımsatan 4708 sayılı ‘Yapı Denetimi Hakkında
Kanun’, gerçek gereksinimi karşılamaktan oldukça uzak kalmıştır. Ulusal
Deprem Konseyi’nin bu konudaki önerileri, bu raporun 7. Bölümünde ayrıca
sunulmaktadır.
4.4. Varolan Yapılarda Deprem Güvenliği
Deprem bölgelerinde bulunan ve büyük bölümünün depreme karşı yeterli
bir güvenlik taşımadığı bilinen büyük yapı stokunun, doğal eskime sonucunda,
tümüyle kendiliğinden yenilenmesi uzun bir süre alacak, belki yüzyıllar
gerektirecektir. Bütün güvensiz yapıların yıkılarak yenilenmesi ise hem
ekonomik açıdan olanaksız, hem de mühendislik açısından anlamsızdır. Bu
yapı stokunun önce bir sistematik düzen içinde deprem güvenliği açısından
değerlendirilmesi, sonra da anlamlı bir öncelik sıralaması içinde depreme
karşı güvenli duruma getirilmesi gerekmektedir. Bu çok geniş kapsamlı çalışmanın
çeşitli boyutları burada kısaca ele alınmaktadır.
Kamu yapıları, bir öncelik sıralaması içinde, örneğin okullar ve hastanelerden
başlanarak, sahibi olan kamu kuruluşunun sorumluluğunda ele alınmalı, deprem
güvenliği açısından değerlendirilmeli ve güçlendirilmelidir. Kamu yapıları
hem sayıca daha az, hem biraz daha düzenli bir kullanımda olduğu için bunlarla
ilgili işlemler daha düzenli ve daha kolay biçimde gerçekleştirilebilir.
Oysa, çoğu konut niteliği taşıyan ve aralarında çok sayıda ruhsatsız/kaçak
yapı (gecekondu) bulunan özel mülkiyet yapıları üzerindeki çalışmalar kuşkusuz
daha karmaşık olacaktır. Özel mülkiyet yapılarının depreme güvenli duruma
getirilmesi, doğal olarak yapı sahibinin yükümlülüğünde ise de, Devletin
bu konuda yurttaşlarına yol göstermesi ve kolaylıklar sağlayarak yardımcı
olması gereklidir. Bu tür yapılarla ilgili olarak yapılacak işlemlerde
belediyelerin de etkin bir rol oynaması kaçınılmazdır. Bireysel yapı iyileştirme
çalışmaları kapsamında, önemli işlevleri bulunan yerel yönetimlerin, her
şeyden önce, yerel imar planı değişikliklerinde, yapı gruplarının birlikte
ele alındığı kentsel yenileme projeleri çerçevesindeki katkılarıyla, yapıların
deprem güvenliğine kavuşturulması konusunda etkin olmaları beklenir.
Bu konudaki çalışmalar, önce imar planları düzeyinde başlamalı, mikro-bölgeler
bazında önceliklere karar verilmelidir. Bunun ardından bir envanter çalışması
yapılarak, deprem güvenliği değerlendirme çalışmaları başlatılmalıdır.
Bu aşamada, teknik ayrıntılara girilmeden önce, önceliklere ilişkin bazı
yönetsel ilke kararlarının alınması gerekli olacaktır. Daha sonra, yapı
bazında bir tarama çalışmasına sıra gelecektir. Çok sayıda yapının birer
birer ele alınacağı bu çalışma için uygulanacak yöntemle ilgili kurs görmüş,
çok sayıda alt düzey teknik eleman gerekli olacaktır. Hızlı ve basit bir
yöntem uygulanarak gerçekleştirilecek olan bu çalışma sonucunda, depreme
karşı yeterli güvenlik taşıdığı kesinlikle belli olan yapılarla, güvensiz
olduğu ve onarımının ekonomik olmadığı açıkça görülen yapılar belirlenebilecektir.
Geriye kalan ve küçülmüş olan yapı stokundaki yapıların kapsamlı deneysel
ve analitik bir inceleme ile değerlendirilmesi gerekli olacaktır. Yapının
taşıdığı deprem güvenliği düzeyini güvenilir biçimde ortaya koyacak olan
bu kapsamlı değerlendirme sonunda, her bir binaya uygulanacak işlem hakkında
karar verilebilecektir.
4.4.1. Kentsel Kaçak Yapılar
Büyük kentlerin pek çoğunda, çok sayıda bulunan ruhsatsız/kaçak yapılar
(gecekondu) yapılacak iyileştirme işlemlerini daha da güçleştirmektedir.
Ruhsatsız, onaysız, projesiz, hatta teknik kurallar bile göz ardı edilerek
yapılmış olan bu kaçak yapıların çoğuna (çeşitli çıkar hesaplarıyla) sonradan
ruhsat verilerek, bu yapılar yasal niteliğe kavuşturulmuştur. Oysa, fiziksel
yapıda hiç bir değişiklik yapılmamış, yapının taşıdığı yapı güvenliği hiç
bir şekilde artırılmamıştır. Bu yapılar üzerinde yapılacak çalışma, kaçınılamaz
olarak, hem daha karmaşık hem de daha yüksek maliyetli olacaktır.
Bu nedenle, bu tür kaçak yapıların yaygın ya da yoğun biçimde bulunduğu
kentsel bölgelerde yapıların bireysel bazda değerlendirilmesi yerine, imar
planı çerçevesinde yerel bazda toplu değerlendirme ve alansal düzenleme
daha etkin sonuçlar sağlayabilir.
4.4.2. Kırsal Yapılar
Ülkemizin özellikle bazı bölgelerinde yaygın olarak bulunan ağır toprak
damlı kerpiç yapılar ile çamur harç ve yuvarlak taşlarla örülmüş duvarlardan
oluşan yapılar deprem açısından çok tehlikelidir. Oysa, doğru bir uygulama
ile ve gerekli önlemler alınarak yapılan kerpiç yapılar depreme dayanıklı
olabilir. Bu yapılardan hiç değilse bazılarının, deprem güvenliği bakımından
bir dereceye kadar iyileştirilmesi olanağı bulunmaktadır. Bu tür yapılar
için çözümler araştırılmalı, öneriler geliştirilmeli ve uygulama kolaylıkları
getirilmelidir. Bu tür konutlarda yaşayan yurttaşlara, yapılarını nasıl
yapmaları ya da deprem güvenliği bakımından ne tür önlemler almaları gerektiğini
öğretmeye yönelik eğitim araçları geliştirilmeli, eğitim çalışmaları yapılmalıdır.
4.4.3. Tarihi ve Kültürel Değeri Bulunan Yapılar
Yurdumuzun her tarafında, özellikle İstanbul’da, büyük tarihi ve kültürel
değere sahip çok sayıda yapı bulunmaktadır. Bu yapıların birer birer özenle
ele alınıp hem kendi içlerinde, hem de çevresel etkiler gözetilerek depreme
karşı güvenli duruma getirilmeleri gereklidir. Bunların güçlendirilmesi,
özel teknikler geliştirilmesini gerektirebilir. Bilinçli biçimde uygulanmazsa,
yapılacak güçlendirme işlemleri, bu yapılara yarardan çok zarar verebilir.
4.4.4. Varolan Yapılana İlgili Öneriler - Parasal ve Yasal Alanlarda
Varolan yapı stokunun deprem güvenliğine kavuşturulması ile ilgili olarak
yukarıda özetlenen işlemlerin gerçekleştirilebilmesi, pek çok koşula bağlıdır.
Bunların başında, parasal, yasal ve yönetsel konular gelmektedir. Bu işlemler
için gerekli olan kaynağın yaratılması, verimli biçimde kullanılması ve
geri dönüşünün sağlanması gerekmektedir. Hem kaynak sağlama mekanizmasının,
hem teknik işlemlerin verimli biçimde yürütülebilmesi, iyi düzenlenmiş
yönetim örgütlenmeleri gerektirir. Bu düzenlemelerin de ancak değiştirilecek
ya da yeni çıkarılacak yasa, yönetmelik gibi yasal belgelerle sağlanabileceği
açıktır.
Özel mülkiyet yapılarının depreme güvenli duruma getirilmesi yapı sahibinin
yükümlülüğündedir. Ancak, Devlet bu konuda yurttaşlarına kolaylıklar sağlamalı
ve yol göstermelidir. Yapısını depreme karşı güçlendirecek yurttaşa, küçük
ama gerçek bir faizle, işlem için gerekli olan kaynağın önemli bir bölümünü
karşılayabilecek kadar kredi verilmelidir. Bu amaçla kullanılabilecek kaynaklar
arasında, zorunlu deprem sigortası havuzundan bir bölüm ayrılması, en doğal
ve uygun seçenektir. Bu tür kullanım, bu kaynağın en yerinde, en anlamlı
ve en verimli kullanım alanıdır. Buna ek olarak, Dünya Bankası kredisi
gibi bazı dış kaynakların da bu amaca yöneltilmesi düşünülebilir. Bu amaçla
kullanılabilecek kaynaklarla ilgili ayrıntılı görüş ve öneriler, bu raporun
6. Bölümü’nde sunulmaktadır.
4.4.5. Varolan Yapılarla İlgili Öneriler -Mühendislik Alanında
Varolan yapılar üzerinde gerçekleştirilecek deprem güvenliği değerlendirmesi
çalışmaları yukarıda özetlenirken, iki düzeyde iki ayrı çalışmadan söz
edilmişti: Hızlı ve basit bir değerlendirme (tarama) ile kapsamlı deneysel
ve analitik bir inceleme (değerlendirme). Bu iki değerlendirme aşamasında
uygulanacak, Türkiye koşullarına uygun ve elverişli yöntemler geliştirilmesi
gereklidir. Doksanlı yıllarda gerçekleşen kent depremleri ardından, ikinci
aşama değerlendirme nitelikli çalışmalar yapılmıştır. Bu nedenle, birkaç
üniversitemiz ve bazı mühendislik büroları bu tür çalışmalarla ilgili bilgi
ve deneyim birikimine sahiptir. Bu bilginin yaygınlaştırılması, bu aşama
için bir çözüm sağlayabilir. Ancak, büyük ve önemli sorun, çok sayıda yapıya
uygulanması gereken tarama yönteminin geliştirilmesi ve bunu uygulamakla
görevlendirilecek çok sayıda sıradan teknik elemanın bu amaçla eğitilmesidir.
Literatürde, ABD ve Japonya başta olmak üzere, bazı ülkelerde geliştirilmiş
tarama yöntemleri bulunmaktaysa da, bunların hiçbiri Türkiye koşullarına
uygun değildir; hiçbirinin doğrudan uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle,
ülkemizdeki yerel koşullar, yaygın yapı gereçleri, yerel mimari düzenlemeler,
yaygın olarak kullanılan taşıyıcı yapı sistemleri, yerel yapım yöntem ve
alışkanlıkları ile uyumlu ve geçmiş depremlerde toplanmış olan verilerle
kalibre ve test edilmiş tarama yöntemleri geliştirilmesi gerekmektedir.
Yalnızca betonarme yapılara uygulanmak üzere, bu tür bir değerlendirme
yöntemi geliştirme çalışmaları, birkaç üniversitemizin ve birkaç yabancı
üniversitenin işbirliği içinde, bir NATO projesi ve bir TUBİTAK ünitesi
altında sürdürülmektedir. Bu çalışmanın yaklaşık bir-birbuçuk yıl içinde
sonuçlandırılabileceği umulmaktadır. Yığma yapılar, kerpiç yapılar, bağdadi
yapılar, karma yapılar gibi, daha çok kırsal yerleşimlerde bulunan çeşitli
yapılara uygulanacak değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi için de,
daha dar kapsamlı benzer çalışmalar yapılması gereklidir.
Değerlendirme çalışması sonucunda güçlendirilmesi gerekli görülen yapılara
uygulanacak güçlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Çünkü, deprem sonrasında hasarlı yapılara uygulanmakta olan onarım yöntemlerinin
deprem öncesinde kullanımda bulunan hasarsız yapılara uygulanması olanaklı
değildir. Sözü edilen onarım yöntemi yapının en az altı ay süreyle boşaltılmasını
ve yapının bir inşaat alanına dönüştürülmesini gerekli kılmaktadır. Oysa,
deprem öncesinde uygulanacak güçlendirme yöntemleri yapının boşaltılmasını
gerektirmemeli ve kullanıcıya fazla rahatsızlık vermeden uygulanabilmelidir.
Bu tür yöntemler, çeşitli ülkelerde araştırılmakta olup henüz kesin sonuçlara
ulaşılabilmiş değildir. Ayrıca, bir başka ülke koşulları için geliştirilen
bir yöntemin ülkemizdeki yemek koşullara uygun olacağını söylemek olanaksızdır.
Yukarıda değinilen NATO projesi ve TUBİTAK ünitesi kapsamında, yine
üniversiteler arası işbirliği içinde, Türkiye’nin yerel koşullarına uygun
güçlendirme yöntemleri geliştirilmesine yönelik, geniş kapsamlı deneysel
ve analitik bir çalışma yürütülmektedir. Yaklaşık iki-ikibuçuk yıl içinde
sonuçlandırılabileceği umulan bu çalışmada, kullanımı engellemeden ve kullanıcıyı
bir boya-badana işleminden daha fazla rahatsız etmeden uygulanabilecek
ve deprem güvenliğini belirgin düzeyde artırabilecek güçlendirme yöntemlerinin
geliştirilmesine uğraşılmaktadır. Yukarıda sözü edilen değerlendirme yöntemi
geliştirme araştırması gibi, bu çalışmanın kapsamı da betonarme yapılarla
sınırlıdır. Dolayısıyla, ülkemizde kullanılan diğer taşıyıcı yapı türleri
için de benzer çalışmalar yapılmalıdır.
Yukarıda sözü edilen çalışmalar sonucunda geliştirilen yöntemler ile
yabancı kaynaklardan alınarak Türkiye koşullarına uyarlanan değerlendirme
ve güçlendirme yöntemlerinin uygulanmasında hizmetlerinden yararlanılacak
teknik personelin eğitimi konusu önemle ele alınmalıdır. Bu amaçla, meslek
odalarının üniversiteler ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile işbirliği
içinde, değişik düzeylerde ve çok sayıda kurslar düzenlemeleri, sınavlar
uygulamaları ve sınav sonuçlarına dayalı belgeler vermeleri sağlanmalıdır.
Özellikle güçlendirme tasarımı ve yapımı alanındaki eğitim uygulamalarının,
yukarıda değinilen ‘Yetkin mühendis’, ‘Yetkin mimar’ sistemi ile ilişkilendirilmesinin
uygun ve elverişli olabileceği düşünülmektedir.
4.5. Öncelikle Güçlendirilmesi Gereken Yapılar
Bütün yapıların yeterli düzeyde deprem güvenliğine kavuşturulması gerekmekle
birlikte, bazı yapıların öncelikle ele alınması önem taşımaktadır. Bu bağlamda,
• Depremde hasar görerek kullanım dışında kalmaları
ülkenin yaşamsal sistemlerini aksatabilecek, özellikle deprem sonrası çalışmaları
güçleştirebilecek nitelikteki yapılar ile,
• Çok sayıda insanı yoğun biçimde barındırmaları
nedeniyle, depremde hasar görmeleri sonucunda çok sayıda can kaybına yol
açabilecek nitelikteki yapıların,
deprem güvenliği bakımından değerlendirilmesine ve yeterli güvenlik
taşımadığı anlaşılanların güçlendirilmesine öncelik verilmesi gerekmektedir.
Birinci kategoride tanımlanan yapılara örnek olarak,
• Ulaşım sisteminin ana arterleri üzerindeki köprü, tünel ve
benzeri önemli yapılar,
• Haberleşme sisteminin kilit noktalarını taşıyan ya da barındıran
yapılar,
• Enerji, su, gaz ve benzeri önemli dağıtım sistemleri ve bunların
kritik noktaları ile,
• Deprem sonrasında işlevini sürdürmesi önem taşıyan, hastane, itfaiye
yapıları ve okul, yurt vb çok sayıda insanı barındırabilecek binalar
sıralanabilir.
İkinci kategoride sözü edilen yapılara bazı örnekler de şunlardır:
• Günün belirli saatlerinde çok sayıda insan barındıran okul
ve hastane gibi binalar,
• Kısa sürelerle de olsa pek çok kişinin birarada bulunduğu sinema,
tiyatro, konser salonu, konferans salonu, stadyum gibi yapılar ile,
• Göçmesi sonucunda çok sayıda yerleşim bölgesini, sel gibi yeni bir
afete maruz bırakabilecek barajlar ve diğer su yapıları.
4.6. Onarım/Güçlendirme Yönetmeliği
Yürürlükteki ‘Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik’in
III. kesimini oluşturan Türkiye Deprem Yönetmeliği, ilke olarak yeni yapılacak
binalar için düzenlenmiş olmakla birlikte, 5.2.1 sayılı maddede bu yönetmeliğin,
“yeni yapılacak binalar için olduğu kadar; aynı zamanda değiştirilecek,
büyültülecek, deprem öncesi veya sonrasında onarılacak ya da güçlendirilecek
binalar için de geçerli olduğu” hususu hükme bağlanmıştır. Bu doğrultuda,
özellikle 1999 depremlerini izleyen dönemde yönetmeliğin bu maddesine göre,
yeni yapılacak binalar için düzenlenen kurallar esas alınarak, çok sayıda
kamu ve özel sektör binasının deprem dayanımları değerlendirilmiş, onarım/güçlendirme
tasarım ve uygulamaları gerçekleştirilmiştir.
Binaların deprem dayanımlarının belirlenmesi işlemlerinin ve onarım!
güçlendirme tasarım ve uygulamalarının, yeni yapılara uygulanan kurallardan
farklı özel kurallara göre gerçekleştirilmesi gerekir. Bu tür kuralların
mevcut deprem yönetmeliğinde yer almaması nedeniyle, yapılagelmekte olan
tasarım ve uygulamalar çoğu kez yanlış, yetersiz veya aksine aşırı tutucu
olmakta, bu durum büyük ölçüde milli servet kaybına yol açmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü , Ulusal Deprem Konseyi,
a. Yürürlükteki Deprem Yönetmeliği’nin yukarıda belirtilen
5.2.1 sayılı maddesinin değiştirilmesinin,
b. Deprem riskine maruz mevcut binalar ile depremden etkilenmiş
bulunan binaların deprem dayanımlarının belirlenmesi ve onarım/güçlendirilmeleri
ile ilgili olarak, uygulanacak tasarım ve yapım kurallarını içermek üzere
yönetmeliğe yeni bir bölüm eklenmesinin
gerekli olduğu sonucuna varmıştır.
Bu bağlamda, yönetmeliğin 5.1.2 sayılı maddesinde belirtilen ‘deprem
performansı kriterini‘nin ve buna bağlı olarak 5.1 .3 sayılı maddede belirtilen
‘tasarım depremi’nin, özellikle ekonomik gerekçeler gözönüne alınarak,
onarım/güçlendirilme uygulamaları için farklı biçimde yeniden tanımlanması
öngörülmektedir.
Yönetmeliğe yeni bölümün eklenmesiyle, binaların deprem dayanımlarının
belirlenmesi, onarım/güçlendirme tasarımı ve uygulamalarının, bu konuda
mevcut ulusal ve uluslararası bilgi birikimine ve geliştirilmiş modern
teknolojilere uygun olarak, teknik bakımdan doğru, yeterli ve ekonomik
biçimde gerçekleştirilmesi mümkün olabilecektir.
Öte yandan, onarım/güçlendirme uygulamalarının kolaylaştırılması ve
teşvik edilmesi için imar mevzuatında gerekli esnekliklerin sağlanması
büyük önem taşımaktadır.
Ulusal Deprem Konseyi, ülke için önem taşıyan ve aciliyeti bulunan bu
konuda yapılacak çalışmalara katkıda bulunmaya hazırdır.
Bu önemli konunun ivedilikle ele alınması gerektiği düşünülerek, bu
raporun 4.6. sayılı bölümü, Ulusal Deprem Konseyi tarafından 2001 yılı
Mart ayı içinde Başbakanlık ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na sunulmuştur.
Bu girişim üzerine, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca hazırlatılan bir
taslak, bu konuda çalışan uzmanlara gönderilerek görüş ve önerileri istenmiştir.
Ulusal Deprem Konseyi’nin görüşü sorulan mühendis üyeleri taslak ile ilgili
düşüncelerini aktarırken, bu konuda kapsamlı bir çalışma yapılması gerektiğini
belirtmişlerdir.
4.7. Büyük Bayındırlık Yapılarının Deprem Güvenliği
Yukarıdaki bölümlerde yapıların deprem güvenliğinden söz edilirken,
bina türü yapıların ön planda tutulmasının önerildiği izlenimi alınabilir.
Bu izlenim tam olarak doğru değildir. Zira, barajlar, köprüler, tüneller,
enerji üretim ve dağıtım tesisleri gibi büyük bayındırlık yapılarının deprem
güvenliği de büyük önem taşımaktadır. Bunlardan birinin deprem sonucu çökmesi,
hem çok büyük ekonomik kayıplara, hem yerine göre can kayıplarına ve hem
de çok büyük boyutlara ulaşabilecek üretim kayıpları ile
ulaşım güçlüklerine yol açabilir. Bu yapıların önemle ele alınarak
deprem güvenliği bakımından özenle değerlendirilmeleri ve yeterli güvenlik
taşımadığı anlaşılanların güçlendirilmeleri mutlaka sağlanmalıdır. Bu tür
özel yapıların çok özel uzmanlık gerektirdiği açıktır. Bunlardan bir Çoğunun
gerektirdiği uzmanlık, bazı kuruluşlarımızda ve üniversitelerimizde bulunmakta
ise de, bazıları için uluslararası uzman kuruluşların, Türk uzmanlarla
işbirliği içinde devreye sokulması gerekebilir.
Ülkenin bayındırlık altyapısı niteliğinde olan demiryolu, karayolu,
köprü, tünel, baraj, gölet, enerji nakil hattı, doğal gaz ve petrol boru
hatları, içme suyu iletim hatları ve benzeri büyük mühendislik yapılarının
deprem güvenliği, Ulusal Strateji’nin temel unsurlarından biri olarak algılanmalıdır.
Bu tür yapıların yer seçimi, inşa edilmesi ve kullanımının her aşamasında
deprem güvenliği ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır.
4.7.1. Yer veya Güzergah Seçimi
Ülkemizdeki uygulamalar açısından büyük bayındırlık yapılarının deprem
güvenliği, daha çok yapılaşma parametreleri açısından önemsenmekte, ancak
bu aşamanın öncesinde ve sonrasında yer alan, yer seçimi ve kullanım aşamalarında
deprem güvenliğine ilişkin duyarlılık kaybedilmektedir. Karayolları ve
tüneller nitelikli yapılaşma ürünleri olmakla birlikte, 1999 Kocaeli depremlerinde
bu yapıların dahi zarar görmesi engellenememiştir. Büyük bayındırlık yapılarının
yer ve güzergah seçimi süreçlerinde aktif fay zonları (yüzey faylanması),
heyelan, sıvılaşma, oturma, zemin büyütmesi gibi olumsuz zemin davranışlarının
oluşturabileceği risk nokta ve bölgelerinin belirlenmesine, planlama aşamasında
önem verilmesi gereklidir.
4.7.2. Davranış İzlenmesi (Monitoring)
Büyük bayındırlık yapıları kütleleri ve geometrilerindeki çeşitlilik
nedeniyle durağan veya devingen durumdayken farklı davranış biçimleri sergilerler.
Bu tür büyük yapılar, depremin büyüklüğüne, uzaklığına, kaynak yapısına
ve ortamın sismik yapısına bağlı olarak, depremden çeşitli derecelerde
etkilenirler. Hasar görmeseler bile, deprem sırasındaki davranışları hem
akademik açıdan, hem mühendislik açısından önemlidir. Bu nedenle, büyük
bayındırlık yapılarının çeşitli cihazlarla sürekli olarak dikkatle izlenmesi
gereklidir. Bu tür cihazların, gerek yapı inşa edilirken, gerekse yapı
tamamlandıktan sonra, yapının belirlenen noktalarına yerleştirilmesi ve
düzenli kayıtlar alınması ilgili şartnamelerde yer almaktadır. Büyük depremlerin
sıkça olduğu ülkemizde, özellikle deprem ivme kayıtçılarının (kuvvetli
hareket ivme kayıtçıları) bu tür yapılardan yararlı deprem kaydı üretemediği
görülmektedir. Örneğin, 1999 Kocaeli depreminden çeşitli derecelerde etkilenmesi
beklenen baraj ve göletlerimizin (Marmara bölgesindeki sayısı 50 civarındadır)
hiçbirinde kuvvetli hareket ivme kaydı elde edilememiştir. 2001 yılında
olan 5.5 büyüklüğündeki Osrnaniye depremi Ceyhan nehri üzerindeki Aslantaş
Barajı’nın hemen yakınında olmuş, ancak bu deprem için baraj gövdesinin
davranışını belirleyecek herhangi bir kuvvetli hareket ivme kaydı alınamamıştır.
Bunun başlıca nedenleri,
• Barajlarımızın Çoğunda kuvvetli hareket ivme ölçer sismograf
bulunmaması ve
• Bakımı ve ayarları yapılmadığı için ivme ölçerlerin çalışır durumda
olmamasıdır.
Bu eksiklikler nedeniyle barajlarımızın ve benzeri büyük bayındırlık yapılarının
depremler ve dinamik yükler karşısında davranışlarının ne olduğu konusunda
yeteri kadar bilgi üretilememektedir. Bu tür veri eksikliği dolayısıyla,
ülkemizde deprem güvenliği daha yüksek nitelikte bayındırlık yapıları üretmeyi
sağlayacak bilgilerin mühendislik uygulamalarına aktarılması da sağlanamamaktadır.
Bu önemli eksikliği gidermek amacıyla, büyük bayındırlık yapıları, başta
kuvvetli hareket ivme sismografları olmak üzere, çeşitli ölçüm cihazlarıyla
donatılarak depremler sırasındaki davranışları ve hasar durumları izlenmelidir.
Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri, Karayolları gibi kamu kuruluşları
ve üniversiteler ile ilgili özel kuruluşların işbirliği içinde çalışmaları
sağlanmalıdır.
|