Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DEPREM ANA SAYFA
ULUSAL DEPREM KONSEYİ

ULUSAL DEPREM KONSEYİ RAPORU...
"Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi"
6 Mayıs 2002
Ulusal Deprem Konseyi tarafından hazırlanan "Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi", 6 Mayıs 2002'de kamuoyuna açıklandı.
 
7. DEPREM ZARARLARINI AZALTMADA YASAL DÜZENLEMELER

7.1. Gerekçe ve Güncel Durum

Deprem zararlarının azaltılmasını hedefleyen çok sayıda yasal düzenleme söz konusu olabilir. Yerel toplumsal örgütlenmeyi ve katılımı sağlamak, öğretim programlarını hayata geçirmek, ya da risklerin paylaşımını zorunlu kılmak üzere sigorta yasaları hazırlanabilir. Ancak, zarar azaltmak, öncelikle risklerin dışlanması ve risklerin azaltılmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasına bağlıdır. Bu da kent planlaması ve yapı üretimi süreçlerinin yüksek standartlarda ve denetim altında sürdürülmesini güvenceye almak demektir. Bu görevin yerine getirileceği çerçeve ise, fiziki gelişmeleri düzenleyip denetleyen kentsel planlama ve imar sisteminin kendisidir.

Ne var ki, Türkiye’de deprem zararlarını azaltma konusu, imar mevzuatı içinde yerini hiçbir zaman bulamamıştır. Buna karşılık, deprem ve diğer doğal afetleri ilgilendiren konularda geliştirilmiş bulunan (7269 sayılı) ‘afetler yasası’, afet sonrası acil ve ‘yara sarma’ dönemlerinde yapılması gerekenleri düzenlemek yanı sıra, kimi imar ve zarar azaltma konularında hükümler içermektedir. Bu eksiklik ve tersliklerin giderilmesi, Türkiye’de herşeyin doğru yerini bulması açısından en önemli ilk adım olarak görülmelidir.

Öte yandan, imar mevzuatı, en başta deprem risklerini bertaraf edecek ya da azaltacak bir yapıda kurgulanmış olmadığı gibi, yerleşme ve yapılaşma konularında sahip olduğu disiplin de sık sık çıkarılan ‘af yasaları’ ile boşa çıkarılmıştır. Türkiye kentleri bu nedenle de yüksek riskler taşımaktadır. Yaşanan 1999 depremleri ile bir kez daha kanıtlanan bu durum, Türkiye’de ilk kez bir strateji değişikliğinin gündeme getirilmesine neden olmuş; ilk kez zarar azaltma amaçlı ve deprem öncesi dönemlerde yerine getirilmek üzere kimi düzenlemelere gidilmiştir. Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yürürlüğe giren Zorunlu Deprem Sigortası (KHK/587; RG 27.12.1999), Yapı Denetimi (KHK/595; RG 10.04.2000), Mesleki Yeterlik (KHK/601; RG 28.06.2000) konuları ile ortaya bir siyasi kararlılık konulmuştur. Ancak aradan geçen iki yıllık bir dönemde bu düzenlemelerdeki kimi eksiklik ve yanlışların düzeltilmesi yerine, deprem riskleri yönetiminde daha da yetersiz yasalar yürürlüğe sokulmuştur. Oysa, Türkiye’de siyaset üstü bir ulusal deprem stratejisi kurulması zorunluluğu vardır. Bu stratejiyi biçimlendirecek olan da, etkin kurumsal ve yasal düzenlemelerdir. Aşağıda, yakın dönemde bu nitelikte bir mevzuat yapılanması için gerekecek başlıca girişim konuları belirlenmeye çalışılmaktadır.

7.2. Anayasal Önlemler

Türkiye’de 1940’lı yıllardan bu yana, özellikle büyük şehirlerde, bilimsel ve teknik gerekleri yerine getirmeyen ve yasa dışı standartlarda gerçekleştirilen yapılaşmaya siyasi amaçlarla meşru kimlik verilmesi alışkanlığının, yurttaşların tehlike içinde yaşamalarına göz yumulması anlamına geldiği için, önüne geçilmesi bir anayasal zorunluluk olarak görülmelidir. Yurttaşların deprem ve doğal afetler karşısında tehlike altında yaşamalarına yol açacak ‘imar affı gibi yasal düzenlemelerin yapılamayacağı’ hükmü Anayasa’da yerini bulmalıdır.

Bu edilgen koruma düzenlemesi ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, daha genel ve etkin bir tutumla Devlet’in asal görevinin, yurttaşları doğal afetlerden ve başka (biyolojik, kimyasal, radyoaktif vb.) tehlikelerden ‘korumak’ olduğunu, kamu yönetimlerinin bu konuda önlem alma sorumluluğu bulunduğunu, bu görevin aksatılmasının ise ~tehlike suçu’ oluşturacağını hükme bağlaması, çağdaş bir adım oluşturacaktır.

7.3. Kurumsal Yapılanma

Türkiye’de doğal afetler ve depremle ilgili kurumların, gerek kendi içlerindeki etkinlikler, gerekse aralarındaki işbirliği ve tamamlayıcı dayanışma açılarından yetersizlikler taşıdığı, ayrıca bu kurumsal yapılanmanın büyük ölçüde deprem sonrasındaki işleri kapsamakta olduğu ve bu alanda çoklu yetki örtüşmeleri bulunduğu bilinmektedir. Bu duruma karşın, 1999 depremlerinden sonra gerçekleştirilen düzenlemelerle (Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü: KHK/583; RG 22.11.1999; KHK/600, RG 14.6.2000; Sivil Savunma Arama Kurtarma Birlik Müdürlükleri: KHK/586; RG 27.12.1999; KHK/596; RG 28.4.2000; Yönetmelik: 21.7.2000, RG 24116) söz konusu sakıncalar giderilememiş, durum daha da karmaşıklaşmıştır. Kuruluşlarından bu yana donanım ve nitelikli personel sıkıntıları çeken kuruluşların etkin olmaları beklenemez. Bunların performans başarısızlığı neden gösterilerek yeni kuruluşların eklenmesi ise, donanım ve personel sorunlarını pekiştirecektir. Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın ilgili birimleri arasında dağılan bu yapılanma, Doğal Afet Sigortaları Kurumu, araştırma kuruluşları ve diğer birimlerin de katılmasıyla daha da geniş bir yelpaze oluşturmuştur. Bunlar arasında daha açık işbölümü ve güçlü eşgüdüm sağlama yönünde yeniden yapılandırma çabaları yanında, yapıcı politikalar izlenerek bu kurumların nitelikli personel oranları artırılmalı ve altyapıları geliştirilmelidir.

Kurumsal yapılanma açısından göz önünde tutulması gereken temel ilkeler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

    • Deprem ve afetler konusunda oluşturulacak yapılanma siyaset üstünde tutulmalı, siyasi yapılanmalar yerine teknik tabanlı karar organ ve süreçlerinin düzenlenmesi sağlanmalıdır.

    • Yeni kurumlar oluşturarak yetki ve sorumluluk alanları daha da karmaşık duruma getirilmemeli, var olan kurum ve birimlerin niteliklerinin ve olanaklarının geliştirilmesi ile yetinilmelidir.

    • Bu kurumların birbirlerini işlevsel olarak tamamlayacak biçimlerde gerçekçi görev tanımları ile sistem oluşturmaları hedeflenmelidir.

    • Deprem sonrası acil durum yönetimi konuları ile zarar azaltma (ya da risk yönetimi) amaçlı çalışmaların farklı kuruluşlar tarafından yürütülmesine ve ayrı alt sistemler oluşturmalarına özen gösterilmelidir.

7.4. Afetler Yasası (7269 Sayılı)

Yürürlükteki ‘afetler yasası’ yalnızca afet sonrasında yerine getirilecek yara sarma’ işlerine hasredilse de, kendi dışında özellikle imar sistemi kapsamında yürütülmesi gereken ‘tehlikelere karşı hazırlıklı olma’ sorumluluklarını da tanıyan bir yapıya kavuşturulması gereği vardır. Yerel yönetimler arasında deprem sonrası kurtarma ve ivedi yardım işlerinde mülki otoriteye tam yetkiler vermek yanında, belediyenin de yetkilendirilmesi; afet öncesinde, ise, ortak çalışma ve denetim görevlerinde işbirliğini sağlayacak düzenlemelere gidilmesi gereklidir. Bu işleyişte imar yasası ile karşılıklı bağlantılar kurulması zorunludur.

Yasanın, (bu raporun birinci bölümünde açıklanan) bölge ve yerleşme ölçeğinde hazırlanacak tehlike ve mikro bölgeleme haritalarını, kurumsal bir işleyiş içinde tanımlaması ve bunların hangi süreç ve sürelerle hazırlanacağına ilişkin ayrıntıları düzenlemesi yerinde olacaktır. Afetlere ilişkin önlemler almada, pek çok ülkede olduğu gibi, ilk başvurulan temel bilgi ve teknik verilen içeren, zemin niteliklerini gösteren mikro bölgeleme haritalarının, bilimsel standartlara uygun biçimde hazırlanmış olması gereklidir. Bu işler tek merkez tarafından doğrudan, ya da bu merkezin onayı alınarak yürütülmelidir. Türkiye’de bu görevleri yerine getirmeye en yakın kapasiteye sahip birim olan Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nün altyapı ve personel açıklarının bu amaçlarla giderilmesi uygun görülmelidir. Burada, Türkiye genel haritası üzerinde deprem kuşaklarını gösterir bir temel harita yanı sıra, her türlü afete ilişkin coğrafi ve yerbilim bilgilerinin biraraya getirildiği ileri donanımlı bir resmi belgelik düzeninin kurumlaştırılması için yasal düzenlemeler gerekmektedir. Öte yandan, Zorunlu Deprem Sigortası’nın yasalaşması ile, ‘afetler yasasında’ öngörülen kamu yükümlülükleri ve ‘konut sağlama’ süreci ile ilgili hükümler kaldırılmalıdır.

7.5. İmar Kanunu (3194 Sayılı) ve Yönetmelikleri

a. Kapsam

İmar Kanunu ve yönetmeliklerinin, afetler ve deprem söz konusu olmasa da, günümüzde çok sayıda nedenle yenilenmesi gereği bulunmaktadır. Kanun’un, yalnızca tekil yapının nasıl gerçekleştirileceği konusuna odaklanmış kapsamının, bu sınırlamayı aşarak yapılaşma öncesi ve sonrası dönemlerle de ilişkilerinin kurulması, kentsel bütünlüğün getirdiği sorun ve gereksinmelere yer vermesi, çevre kirlenmesi ve konuma alanlarına ve finansman, kullanma ve işletme süreçlerini kapsayacak biçimde genişletilmesi kaçınılmazdır.

b. Kurumsal Yapılanma

Çok sayıda bakanlık ve birime dağılmış görünen arazi kullanımı planlama ve yapı izni erkinin, politika geliştiren ve yönlendiren bir ortak üst kurul ya da otorite gözetiminde toplanması gereği vardır. Ülke düzeyinden yerel düzeye kadar inen ve süreklilik gösteren bir plan belgeleri sisteminin oluşturulması, özellikle üst düzey planların içeriği, işlevleri ve yetkililerinin tanımlanması gerekmektedir. Farklı nüfus ölçeklerine ve farklı olanaklara sahip bulunan yerel yönetimlerin pek çoğunun, plan hazırlama ve onama, yapılaşma denetimi yürütme, profesyonel kadrolar edinme konularında kapsamlı yardım gereksinmeleri vardır. Özellikle küçük belediyelere daha iyi profesyonel hizmetlerin sağlanması için önlemler alınmalı, bu hedef yönünde İller Bankası daha geniş olanaklara kavuşturulmalıdır.

c. Doğal Afetler

İmar Kanunu’nda bugün yer verilmemiş bulunan deprem ve afetler konusunda ayrıntılı düzenlemeler yapılması, doğal veriler, yapı ve kentsel ölçeklerde risklerin belirlenmesi ve giderilmesi görevlerinin açık niteliği ve sorumlularının belirlenmesi, bu konularda izlenecek yöntemler açısından Afetler Yasası’ ile doğrudan bağlantılar kurulması önemli yasal düzenleme gereksinmeleri olarak durmaktadır.

İmar planlarının hazırlanmasında doğal tehlike kaynaklarının belirlenmesi, ‘afetler yasası’ içinde yapılacak düzenlemeler ile uyum içinde belirlenecek kent bütünü ölçeğinde yerbilimsel araştırmaların, ‘Tehlike ve Mikro bölgeleme Haritaları’nın ve ‘Kentsel Risk Analizleri’nin tamamlanarak rapor ve belgelerinin imar planlamasında zorunlu girdi olarak kullanılması ve bu işleyişin, nitelikleri, hazırlanma süreçleri ve yaptırım olanakları ile tanımlanarak kurumlaştırılması zorunluluğu vardır. Bu hükümlerin imar yasası içinde yer alması ve ayrı yönetmeliklerle düzenlenmesi gerekli görülmektedir.

Afetlere (özellikle depreme) karşı, yapı ölçeğinde alınacak mühendislik önlemlerini tanımlayan ve bugün 7269 sayılı yasanın eki olarak görünen Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ‘in, doğrudan imar yasasına bağlanması doğru olacaktır. Bunun yanında, tasarım aşamasında başvurulabilecek mimari, tesisat, tefriş, yapı çevresi ve dış yüzeylerinin denetimini sağlayacak farklı yönetmeliklerin, ayrıca kentsel risk analizleri konu ve yöntemlerini tanımlayan yönetmeliklerin geliştirilerek bu mevzuata eklenmesi gereklidir.

d. Araçlar

İmar planlarının hazırlanması, onanması ve yürürlüğe sokulması ile yükümlü yerel yönetimlerin, alınan kararların uygulanmasında karşı karşıya kaldıkları kaynak sıkıntıları ve yaptırım zorluklarını aşabilmeleri sağlanmalıdır. İmar mevzuatında kamulaştırma, arazi ve arsa düzenleme (18. madde) yetkileri dışında, özellikle yüksek risk taşıyan kentsel alanları tanımlama, bu alanlarda ivedi müdahale sağlayacak ‘Eylem Planlaması’ çalışmalarında etkin yaptırımlara başvurma, mülkiyet haklarını ve fiziki hiç imlenmeyi yeniden düzenleme, kaynak geliştirme, örgütleme, özel kesim ile ortaklıklar kurma, işletme vb. konularda çağdaş araçlar geliştirilmelidir. Kentsel alanlarda 18. madde hükümlerinin genişletilmesi ve değer artışına bağlı olarak tekrar uygulanması, İmar Hakkı Aktarımı, 39. madde (mail-i inhidam) durumunun afetler ve deprem açısından kullanımı ve yapı sahiplerine yıkım duyurusu yapılması, yüksek riskli alanlarda etkin sonuçlar sağlayacaktır.

Çok sahipli yapılarda 635 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun ilgili hükümlerinin aşılarak ‘çoğunluk ile karar alınabilmesi’, ya da Eylem Planlama alanlarında kamunun koşul aranmaksızın bu tür yapılarda uygulama yapma mutlak yetkisi, fiziki müdahale olanaklarını artıracak, plan kararları uyarınca taşınmazlarda kira denetimi ve taşınmaz vergilerinde ayrıcalıklar uygulama yetkileri ise kamunun mali araçlar yoluyla denetim gücünün genişletilmesini sağlayacaktır.

e. Denetim

Gerek kent planlarının, gerekse yapıların projelendirme ve uygulama aşamalarında yönetsel ve teknik denetimin eksiksiz yerine getirilebilmesi, güvenli çevreler oluşturmanın temel koşuludur. Bu denetimin tarafsız ve aralıksız olarak yerine getirilmesi amacıyla kamu ve özel kesimin üstlenmesi gereken sorumlulukların açıklığa kavuşturulması ve denetim işlerinin en yetkin kadrolarca yürütülebilmesi sağlanmalıdır.

Bu alanda 1999 depremlerinden sonra, 595 sayılı KHK (10.4.2000) ile bir düzenleme yapılmış, özel denetim kuruluşlarının yerel yönetimi bilgilendirmek ve onay almak koşuluyla sorumluluk üstlenmeleri uygun görülmüştür. Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen (gerekçe: 17.1.2002 RG) bu KHK yerine, 4708 sayılı ‘Yapı Denetimi Hakkında Kanun’u (29.6.2001) yürürlüğe konulmuştur. Ancak, bu yasada KHK’de bulunan eksiklikler giderilmediği gibi, denetimi sağlamak üzere öngörülen belediye ve merkezi yönetim organlarının yerel işbirliği mekanizmaları da ortadan kaldırılmıştır.

İmar sistemi kapsamında verilen mesleki hizmetlerde ve bu hizmetlerin denetiminde ‘yetkinlik’ tanımlamasının güvenli sonuçlar elde edilmesinde küçümsenemeyecek katkıları vardır. Hizmetleri sağlayan meslek adamlarının niteliklerinin denetimi, sonuçların da denetimidir. Bu nedenle, ‘mesleki yetkinlik’ ve ‘mesleki sorumluluk sigortası’ gibi ‘terbiye edici’ mekanizmalar, Türkiye’de fiziki çevrenin gelişmesinde güçlü olumlu etkenlerdir. Mesleki denetim sürecinde meslek odaları tam yetki ve sorumluluklar üstlenerek rol almalıdırlar. Ancak, denetim yetkilerinin yürütülmesinde, özel kuruluşlar yanında kamu organları da etkin görevler almalıdırlar. Bu yolla, ülkenin güncel gerçekleri içinde, kaçak yapılaşmayı engelleyen ve gereken yıkım uygulamalarını yerine getiren kararlılık elde edilebilmelidir.

f. Katılım

Yurttaşların ve kuruluşların, imar sisteminde tanımlanan işleyişlere ve planlama etkinliklerine her düzeyde katılması, bu etkinliklerin bir sosyal uzlaşma sürecine dönüştürülmesi, doğal afet tehlikelerine karşı uyanık kalınması, sorumlulukların paylaşılması, toplumda özdenetimin genişletilmesi açılarından büyük değer taşımaktadır. İmar kararlarına çeşitli katılım biçimlerinin kurgulanması, planlama ve yapılaşmada seçeneklerin geliştirilmesi ye kararların alınması süreçlerinde ilgili tarafların katılımı yoluyla çeşitlenmeler ve saydamlıklar sağlayacağı gibi, güvenli kentsel çevreler oluşturmanın da güvencesi olacaktır. İmar sistemi kapsamında, doğal tehlikelerin ve kentsel risklerin bertaraf edilmesi amacıyla, yerel örgütlenme biçimlerinin ve ‘Mahalle Afet Yönetimi’ türünde yerel örgütlenmelerin desteklenmesi sağlanmalı, meşrulaşmaları ve temsil hakları edinmelerinin yolları açılmalıdır. Yerel yönetimlerde yetkili Meclis’lerin oluşturulmasında ve işleyişinde de zarar azaltma amaçlı yerel örgütlenmeleri ön plana çıkarabilmek üzere mekansal temsiliyet esasının gözetilmesi, bu yönetimlerin niteliklerini değiştirecek, kentsel demokrasinin nesnel bir taban bulmasını sağlayacaktır.

g. Diğer Düzenlemeler

Yerel yönetimler günümüzde tüm imar yetkilerine karşın, teknik denetimden uzaktırlar. Bu yönetim yetkilileri, yaptıkları teknik yanlışlar ve ihmallerden ötürü eşdeğer sorumluluk üstlenmelidirler. Deprem zararlarını azaltmada plan kararlarının ve yapı izinlerinin teknik gereklerin yerine getirilerek alındığına ilişkin denetim belgelerinin saklanması zorunluluğu, sorumlu kuruluş ve kişiler kimliğinde tutulmalıdır.

Mevcut kentsel çevrelerin deprem güvenliğinin iyileştirilmesi ve risk yönetimi için mevcut mevzuata eklenmesi gereken çok sayıda yönetmelik vardır. Özellikle ivedi müdahale gerektiren alanlardaki uygulamalar için gerekli standart ve yaptırımlar belirlenmeli, mevcut yapıların güçlendirilmesi ilke ve yöntemlerini tanımlayacak yönetmelikler hazırlanmalıdır. Türkiye’de imar sistemi, afetlere duyarlı bir içeriğe sahip olmak yanısıra, buna temel oluşturacak bir iç disiplin, denetim ve hesap verebilirlik içerecek bir yapıya kavuşmak, diğer yandan da, daha etkin araçlar ile genişletilmiş bir esneklik ve manevra yeteneği geliştirmek zorundadır.

7.6. Zorunlu Deprem Sigortası

Zorunlu Deprem Sigortası düzenlemesi (587 sayılı ve 27.12.1999 tarihli KHK ve yasa taslağı), Türkiye’de ilk kez deprem öncesinde önlemler almaya yönelik bir stratejinin ilk adımını oluşturmuştur. Deprem zararlarının karşılanmasında merkezi ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını büyük ölçüde kaldıran bu sistem, özel yapı sahiplerini yükümlülük altına sokarak ülke ölçeğinde büyük bir kaynağın oluşmasını öngörmektedir. Bugün yasalaşma aşamasında bulunan bu düzenlemeye yaygınlık kazandırmak üzere yaptırım hükümleri getirilmektedir. Sigorta sisteminin yaygınlaştırılması önemlidir; çünkü giderek artan sayıda yapı sahibinin katılımı ile Türkiye’de yıldan yıla çok büyük ölçeklerde bir kaynağın gelişmesi sağlanacak, giderek ruhsatsız yapıların da bu sisteme katılmak üzere tasfiyesi özendirilecektir.

Ne var ki, henüz bilimsel açıdan yeterli bir risk değerlendirmesine dayalı olmayan ve vergi gibi prim ödeme programları gerektiren bu sigorta, yeterli bir prim farklılaşması yaratmamakla sigortanın önemli bir üstünlüğünden yararlanmamakta, yurttaşları güvenli yapılarda ve kentsel çevrelerde oturmaya yönlendirecek yeterli bir güç oluşturmamaktadır. Öte yandan, yakında çok büyük ölçeklere erişmesi umulan sigorta kaynakları, yalnızca deprem sonrası zararları tazmin etme ödevini üstlenmiştir. Sigorta, bu durumu ile can kayıplarını ve bu kayıplara yol açan güvenliksiz ve niteliksiz çevre ve yapılaşmanın iyileştirilmesi gereklerini göz ardı etmektedir. Sigorta kaynakları, bu edilgen tutumla, pasif bir birikim ve yalnızca tazminat parasını güvenceye alan bir sistem oluşturmaktadır. Oysa, yasa taslağının 18. maddesine bir hüküm eklemekle, yıllık sigorta gelirlerinin belirli bir oranının (%15-20), deprem zararlarını azaltmak üzere yapı ve çevre güvenliği proje ve yatırımlarına ayrılması sağlanabilir. Gerekiyorsa, kaynakların yeterli bir büyüklük kazanması açısından, bu uygulama için bir hedef yıl (örneğin 2005) tanımlanabilir. Önemli olan, bu konunun yasada bağlayıcı bir biçimde düzenlenmesi ve bu işleyişin kurumlaştırılmasıdır.

Bu alanda geliştirilecek yönetmeliklerle, çok daha etkin ve başarılı bir uygulama Doğal Afet Sigortaları Kurumu ile yerel yönetimlerin dayanışmalı olarak çalışmaları yoluyla sağlanabilir. Özellikle büyükşehir belediyelerindeki sigorta yükümlülerinin katkıları oranında, bu belediyelerin sigorta kaynaklarından yararlandırılması, buna karşılık, bu kaynakların yalnızca deprem güvenliğini artırmak üzere çevre ve yapı sağlamlaştırma proje ve yatırımlarına ayrılacağı gibi bir hükme yer verilebilir. Belediyelerin, geri dönüşlü olarak kullanabilecekleri bu kaynakla, iyileştirme, güçlendirme, koruma projelerinin uygulanması, kamu yapılarının güçlendirilmesi, çevre düzenleme ve yenileme işlerine gidilmesi olanaklıdır. Deprem Sigortası yönetimi yalnızca bir dizi finansal işlemler ailesinden ibaret değil, çok yönlü sosyal ve ekonomik düzenlemeler gerektiren bir uğraştır.

7.7. Teknik İşgücünün Yetkinliği ve Meslek Odaları

Depreme dayanıklı yapı tasarımı ve uygulamalarının başarısı, bu alanda faaliyet gösteren meslek adamlarının ve teknik elemanların üniversite eğitimlerinin iyileştirilmesi yanı sıra, sürekli meslek içi eğitimi programlarının yürütülmesi ile de doğrudan ilgilidir. Bu bağlamda, 601 sayılı KHK ile getirilen meslek içi eğitimin meslek odaları tarafından yürütülmesi hükmü 4708 sayılı yasa ile gündemden çıkarılmış bulunmaktadır. Bu konu tekrar düzenlenerek meslek odaları meslek içi eğitim ve yetkinlik konularını düzenlemede görevli ve yetkili kılınmalıdırlar.

Depremlerde meydana gelen büyük can ve mal kayıplarının önde gelen bir nedeni de, ülkede özellikle konut inşaatı alanında uygulanan müteahhitlik sisteminin düzenlenmeden bırakılmış olmasıdır. Kamu sektöründe bir ‘ön yeterlik’ sistemi olarak ‘müteahhitlik karnesi’ sistemi, kendi içindeki bazı sorunları olmakla birlikte, uzun bir süredir uygulanmaktadır. Ne var ki, özel sektör inşaatlarını ve özellikle konut inşaatını gerçekleştiren müteahhitler için herhangi bir ‘mesleki-kurumsal yeterlik’ sistemi bulunmamaktadır. İnşaat müteahhitliği, kendine özgü bir meslek alanı olarak değerlendirilmemekte ve müteahhitler, TOBB bünyesindeki Ticaret Odaları’nda bir alt meslek grubu olarak temsil edilmektedir. Bu durum, mesleki ve kurumsal bakımdan yetersiz ve niteliksiz kişi ve kuruluşların inşaat müteahhitliği alanına girmesine olanak tanımakta ve ‘taahhüt sektörü’ tamamen ticari bir faaliyet alanı olarak denetimsiz bir biçimde yürütülmektedir. Bu nedenle, inşaat müteahhitliği sistemi için bağımsız bir İnşaat Müteahhitleri Odası‘nın kurulması, ‘kamu-özel inşaat’ ayrımı yapılmaksızın, tüm müteahhitlerin ‘mesleki-kurumsal yeterlik’leri Oda tarafından değerlendirilmeli, yeterlik belgesine sahip olmayan müteahhitlerin ve hatta ‘küçük müteahhit’ olarak nitelendirilebilecek inşaat kalfalarının ‘mesleki-kurumsal yeterlik’leri olmaksızın inşaat sektöründe etkinlik göstermeleri yasal olarak önlenmelidir.

7.8. Diğer Düzenlemeler

Deprem zararlarının azaltılması hedefi, Türkiye’de zaman içinde çok sayıda başka yasal düzenlemelerde de değişiklikler yapılmasının haklı gerekçesini oluşturacaktır. Yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarına ilişkin 1580 ve 3030 sayılı yasalar, yapılaşmayı ve yapım işlerini ilgilendiren, özel çevre, orman, kıyılar, tarihi ve kültürel sitler ve yapılar, turizm bölgeleri vb. özel alanlar tanımlayan pek çok düzenlemenin deprem açısından gözden geçirilip kimi düzeltmeler yapılması olanaklıdır. Yine yapı üretimini ve denetimini dolaylı olarak ilgilendiren ihale yasası, meslekler ve meslek odaları vb. yasalarda kimi yeni ek ve düzenlemelerin yapılması uygun olacaktır.

7.9. Yasal Düzenlemelerde Ulusal Deprem Konseyi’nin İşlevi

Günümüzde depremlere karşı alınan önlemler ve zararların azaltılmasını ilgilendiren çok sayıda yasa ve yönetmelik hazırlanmakta, bunlar yasa teklifleri ya da yasa taslakları olarak çeşitli kurul, komisyon ve birimlerde tartışılmaktadır. Ne var ki, bu önerilerin her zaman konunun uzmanları tarafından oluşturulmadığı, ya da dar bir alandaki uzmanlar grubunun, konunun genel yapısı ve bütünlüğünü gözden kaçırması sonucunda yeterli ya da en doğru girişimleri ortaya çıkaramadığı gözlenmektedir. Bunların tekrar düzeltilmesi ise, uzun zaman ve büyük çabalar gerektirmektedir.

Günümüzde gündemde bulunan ve Türkiye’nin depremlerle ilgili kaderini etkileyecek çok önemli taslak ve teklif bulunmaktadır.

    • ‘Afetler Kanunu Tasarısı’
    • ‘İmar ve Şehirleşme Kanunu Tasarısı’,
    • ‘Zorunlu Deprem Sigortası Kanunu Tasarısı’,
    • ‘Merkezi İdareyle Mahalli İdareler Arasında Görev Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esasları ile Mahalli İdarelerle İlgili Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’,
    • ‘Türkiye Jeoloji Araştırmaları ve Deprem Bilgi Merkezi Kanunu Teklifi’ yeni düzenleme girişimleri arasındadır.

Öte yandan, Başbakanlık Genelgesi ile oluşturulan Ulusal Deprem Konseyi görevleri arasında kamu kuruluş ve birimlerine danışmanlık yapma işlevi belirlenmiştir. Bu görevlendirmeler dayanak alınarak, deprem konusundaki her düzenleme ile ilgili olarak, üst düzey bağımsız bir bilimsel kurul olan Konsey’in görüşlerinin alınması gerekli görülmelidir.

7.10. İlgili Kuruluşlar

Başbakanlık, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Doğal Afet Sigortaları Kurumu, Meslek Odaları.
 

Önceki sayfa     Sonraki sayfa


(6 MAYIS 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.