| 7. DEPREM ZARARLARINI AZALTMADA YASAL DÜZENLEMELER
7.1. Gerekçe ve Güncel Durum
Deprem zararlarının azaltılmasını hedefleyen çok sayıda yasal düzenleme
söz konusu olabilir. Yerel toplumsal örgütlenmeyi ve katılımı sağlamak,
öğretim programlarını hayata geçirmek, ya da risklerin paylaşımını zorunlu
kılmak üzere sigorta yasaları hazırlanabilir. Ancak, zarar azaltmak, öncelikle
risklerin dışlanması ve risklerin azaltılmasını sağlayacak düzenlemelerin
yapılmasına bağlıdır. Bu da kent planlaması ve yapı üretimi süreçlerinin
yüksek standartlarda ve denetim altında sürdürülmesini güvenceye almak
demektir. Bu görevin yerine getirileceği çerçeve ise, fiziki gelişmeleri
düzenleyip denetleyen kentsel planlama ve imar sisteminin kendisidir.
Ne var ki, Türkiye’de deprem zararlarını azaltma konusu, imar mevzuatı
içinde yerini hiçbir zaman bulamamıştır. Buna karşılık, deprem ve diğer
doğal afetleri ilgilendiren konularda geliştirilmiş bulunan (7269 sayılı)
‘afetler yasası’, afet sonrası acil ve ‘yara sarma’ dönemlerinde yapılması
gerekenleri düzenlemek yanı sıra, kimi imar ve zarar azaltma konularında
hükümler içermektedir. Bu eksiklik ve tersliklerin giderilmesi, Türkiye’de
herşeyin doğru yerini bulması açısından en önemli ilk adım olarak görülmelidir.
Öte yandan, imar mevzuatı, en başta deprem risklerini bertaraf edecek
ya da azaltacak bir yapıda kurgulanmış olmadığı gibi, yerleşme ve yapılaşma
konularında sahip olduğu disiplin de sık sık çıkarılan ‘af yasaları’ ile
boşa çıkarılmıştır. Türkiye kentleri bu nedenle de yüksek riskler taşımaktadır.
Yaşanan 1999 depremleri ile bir kez daha kanıtlanan bu durum, Türkiye’de
ilk kez bir strateji değişikliğinin gündeme getirilmesine neden olmuş;
ilk kez zarar azaltma amaçlı ve deprem öncesi dönemlerde yerine getirilmek
üzere kimi düzenlemelere gidilmiştir. Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK)
yürürlüğe giren Zorunlu Deprem Sigortası (KHK/587; RG 27.12.1999), Yapı
Denetimi (KHK/595; RG 10.04.2000), Mesleki Yeterlik (KHK/601; RG 28.06.2000)
konuları ile ortaya bir siyasi kararlılık konulmuştur. Ancak aradan geçen
iki yıllık bir dönemde bu düzenlemelerdeki kimi eksiklik ve yanlışların
düzeltilmesi yerine, deprem riskleri yönetiminde daha da yetersiz yasalar
yürürlüğe sokulmuştur. Oysa, Türkiye’de siyaset üstü bir ulusal deprem
stratejisi kurulması zorunluluğu vardır. Bu stratejiyi biçimlendirecek
olan da, etkin kurumsal ve yasal düzenlemelerdir. Aşağıda, yakın dönemde
bu nitelikte bir mevzuat yapılanması için gerekecek başlıca girişim konuları
belirlenmeye çalışılmaktadır.
7.2. Anayasal Önlemler
Türkiye’de 1940’lı yıllardan bu yana, özellikle büyük şehirlerde, bilimsel
ve teknik gerekleri yerine getirmeyen ve yasa dışı standartlarda gerçekleştirilen
yapılaşmaya siyasi amaçlarla meşru kimlik verilmesi alışkanlığının, yurttaşların
tehlike içinde yaşamalarına göz yumulması anlamına geldiği için, önüne
geçilmesi bir anayasal zorunluluk olarak görülmelidir. Yurttaşların deprem
ve doğal afetler karşısında tehlike altında yaşamalarına yol açacak ‘imar
affı gibi yasal düzenlemelerin yapılamayacağı’ hükmü Anayasa’da yerini
bulmalıdır.
Bu edilgen koruma düzenlemesi ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın,
daha genel ve etkin bir tutumla Devlet’in asal görevinin, yurttaşları doğal
afetlerden ve başka (biyolojik, kimyasal, radyoaktif vb.) tehlikelerden
‘korumak’ olduğunu, kamu yönetimlerinin bu konuda önlem alma sorumluluğu
bulunduğunu, bu görevin aksatılmasının ise ~tehlike suçu’ oluşturacağını
hükme bağlaması, çağdaş bir adım oluşturacaktır.
7.3. Kurumsal Yapılanma
Türkiye’de doğal afetler ve depremle ilgili kurumların, gerek kendi
içlerindeki etkinlikler, gerekse aralarındaki işbirliği ve tamamlayıcı
dayanışma açılarından yetersizlikler taşıdığı, ayrıca bu kurumsal yapılanmanın
büyük ölçüde deprem sonrasındaki işleri kapsamakta olduğu ve bu alanda
çoklu yetki örtüşmeleri bulunduğu bilinmektedir. Bu duruma karşın, 1999
depremlerinden sonra gerçekleştirilen düzenlemelerle (Acil Durum Yönetimi
Genel Müdürlüğü: KHK/583; RG 22.11.1999; KHK/600, RG 14.6.2000; Sivil Savunma
Arama Kurtarma Birlik Müdürlükleri: KHK/586; RG 27.12.1999; KHK/596; RG
28.4.2000; Yönetmelik: 21.7.2000, RG 24116) söz konusu sakıncalar giderilememiş,
durum daha da karmaşıklaşmıştır. Kuruluşlarından bu yana donanım ve nitelikli
personel sıkıntıları çeken kuruluşların etkin olmaları beklenemez. Bunların
performans başarısızlığı neden gösterilerek yeni kuruluşların eklenmesi
ise, donanım ve personel sorunlarını pekiştirecektir. Başbakanlık, İçişleri
Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın ilgili birimleri arasında
dağılan bu yapılanma, Doğal Afet Sigortaları Kurumu, araştırma kuruluşları
ve diğer birimlerin de katılmasıyla daha da geniş bir yelpaze oluşturmuştur.
Bunlar arasında daha açık işbölümü ve güçlü eşgüdüm sağlama yönünde yeniden
yapılandırma çabaları yanında, yapıcı politikalar izlenerek bu kurumların
nitelikli personel oranları artırılmalı ve altyapıları geliştirilmelidir.
Kurumsal yapılanma açısından göz önünde tutulması gereken temel ilkeler
aşağıdaki gibi özetlenebilir:
• Deprem ve afetler konusunda oluşturulacak yapılanma
siyaset üstünde tutulmalı, siyasi yapılanmalar yerine teknik tabanlı karar
organ ve süreçlerinin düzenlenmesi sağlanmalıdır.
• Yeni kurumlar oluşturarak yetki ve sorumluluk alanları
daha da karmaşık duruma getirilmemeli, var olan kurum ve birimlerin niteliklerinin
ve olanaklarının geliştirilmesi ile yetinilmelidir.
• Bu kurumların birbirlerini işlevsel olarak tamamlayacak
biçimlerde gerçekçi görev tanımları ile sistem oluşturmaları hedeflenmelidir.
• Deprem sonrası acil durum yönetimi konuları ile
zarar azaltma (ya da risk yönetimi) amaçlı çalışmaların farklı kuruluşlar
tarafından yürütülmesine ve ayrı alt sistemler oluşturmalarına özen gösterilmelidir.
7.4. Afetler Yasası (7269 Sayılı)
Yürürlükteki ‘afetler yasası’ yalnızca afet sonrasında yerine getirilecek
yara sarma’ işlerine hasredilse de, kendi dışında özellikle imar sistemi
kapsamında yürütülmesi gereken ‘tehlikelere karşı hazırlıklı olma’ sorumluluklarını
da tanıyan bir yapıya kavuşturulması gereği vardır. Yerel yönetimler arasında
deprem sonrası kurtarma ve ivedi yardım işlerinde mülki otoriteye tam yetkiler
vermek yanında, belediyenin de yetkilendirilmesi; afet öncesinde, ise,
ortak çalışma ve denetim görevlerinde işbirliğini sağlayacak düzenlemelere
gidilmesi gereklidir. Bu işleyişte imar yasası ile karşılıklı bağlantılar
kurulması zorunludur.
Yasanın, (bu raporun birinci bölümünde açıklanan) bölge ve yerleşme
ölçeğinde hazırlanacak tehlike ve mikro bölgeleme haritalarını, kurumsal
bir işleyiş içinde tanımlaması ve bunların hangi süreç ve sürelerle hazırlanacağına
ilişkin ayrıntıları düzenlemesi yerinde olacaktır. Afetlere ilişkin önlemler
almada, pek çok ülkede olduğu gibi, ilk başvurulan temel bilgi ve teknik
verilen içeren, zemin niteliklerini gösteren mikro bölgeleme haritalarının,
bilimsel standartlara uygun biçimde hazırlanmış olması gereklidir. Bu işler
tek merkez tarafından doğrudan, ya da bu merkezin onayı alınarak yürütülmelidir.
Türkiye’de bu görevleri yerine getirmeye en yakın kapasiteye sahip birim
olan Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nün altyapı ve personel açıklarının bu
amaçlarla giderilmesi uygun görülmelidir. Burada, Türkiye genel haritası
üzerinde deprem kuşaklarını gösterir bir temel harita yanı sıra, her türlü
afete ilişkin coğrafi ve yerbilim bilgilerinin biraraya getirildiği ileri
donanımlı bir resmi belgelik düzeninin kurumlaştırılması için yasal düzenlemeler
gerekmektedir. Öte yandan, Zorunlu Deprem Sigortası’nın yasalaşması ile,
‘afetler yasasında’ öngörülen kamu yükümlülükleri ve ‘konut sağlama’ süreci
ile ilgili hükümler kaldırılmalıdır.
7.5. İmar Kanunu (3194 Sayılı) ve Yönetmelikleri
a. Kapsam
İmar Kanunu ve yönetmeliklerinin, afetler ve deprem söz konusu olmasa
da, günümüzde çok sayıda nedenle yenilenmesi gereği bulunmaktadır. Kanun’un,
yalnızca tekil yapının nasıl gerçekleştirileceği konusuna odaklanmış kapsamının,
bu sınırlamayı aşarak yapılaşma öncesi ve sonrası dönemlerle de ilişkilerinin
kurulması, kentsel bütünlüğün getirdiği sorun ve gereksinmelere yer vermesi,
çevre kirlenmesi ve konuma alanlarına ve finansman, kullanma ve işletme
süreçlerini kapsayacak biçimde genişletilmesi kaçınılmazdır.
b. Kurumsal Yapılanma
Çok sayıda bakanlık ve birime dağılmış görünen arazi kullanımı planlama
ve yapı izni erkinin, politika geliştiren ve yönlendiren bir ortak üst
kurul ya da otorite gözetiminde toplanması gereği vardır. Ülke düzeyinden
yerel düzeye kadar inen ve süreklilik gösteren bir plan belgeleri sisteminin
oluşturulması, özellikle üst düzey planların içeriği, işlevleri ve yetkililerinin
tanımlanması gerekmektedir. Farklı nüfus ölçeklerine ve farklı olanaklara
sahip bulunan yerel yönetimlerin pek çoğunun, plan hazırlama ve onama,
yapılaşma denetimi yürütme, profesyonel kadrolar edinme konularında kapsamlı
yardım gereksinmeleri vardır. Özellikle küçük belediyelere daha iyi profesyonel
hizmetlerin sağlanması için önlemler alınmalı, bu hedef yönünde İller Bankası
daha geniş olanaklara kavuşturulmalıdır.
c. Doğal Afetler
İmar Kanunu’nda bugün yer verilmemiş bulunan deprem ve afetler konusunda
ayrıntılı düzenlemeler yapılması, doğal veriler, yapı ve kentsel ölçeklerde
risklerin belirlenmesi ve giderilmesi görevlerinin açık niteliği ve sorumlularının
belirlenmesi, bu konularda izlenecek yöntemler açısından Afetler Yasası’
ile doğrudan bağlantılar kurulması önemli yasal düzenleme gereksinmeleri
olarak durmaktadır.
İmar planlarının hazırlanmasında doğal tehlike kaynaklarının belirlenmesi,
‘afetler yasası’ içinde yapılacak düzenlemeler ile uyum içinde belirlenecek
kent bütünü ölçeğinde yerbilimsel araştırmaların, ‘Tehlike ve Mikro bölgeleme
Haritaları’nın ve ‘Kentsel Risk Analizleri’nin tamamlanarak rapor ve belgelerinin
imar planlamasında zorunlu girdi olarak kullanılması ve bu işleyişin, nitelikleri,
hazırlanma süreçleri ve yaptırım olanakları ile tanımlanarak kurumlaştırılması
zorunluluğu vardır. Bu hükümlerin imar yasası içinde yer alması ve ayrı
yönetmeliklerle düzenlenmesi gerekli görülmektedir.
Afetlere (özellikle depreme) karşı, yapı ölçeğinde alınacak mühendislik
önlemlerini tanımlayan ve bugün 7269 sayılı yasanın eki olarak görünen
Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ‘in, doğrudan imar
yasasına bağlanması doğru olacaktır. Bunun yanında, tasarım aşamasında
başvurulabilecek mimari, tesisat, tefriş, yapı çevresi ve dış yüzeylerinin
denetimini sağlayacak farklı yönetmeliklerin, ayrıca kentsel risk analizleri
konu ve yöntemlerini tanımlayan yönetmeliklerin geliştirilerek bu mevzuata
eklenmesi gereklidir.
d. Araçlar
İmar planlarının hazırlanması, onanması ve yürürlüğe sokulması ile yükümlü
yerel yönetimlerin, alınan kararların uygulanmasında karşı karşıya kaldıkları
kaynak sıkıntıları ve yaptırım zorluklarını aşabilmeleri sağlanmalıdır.
İmar mevzuatında kamulaştırma, arazi ve arsa düzenleme (18. madde) yetkileri
dışında, özellikle yüksek risk taşıyan kentsel alanları tanımlama, bu alanlarda
ivedi müdahale sağlayacak ‘Eylem Planlaması’ çalışmalarında etkin yaptırımlara
başvurma, mülkiyet haklarını ve fiziki hiç imlenmeyi yeniden düzenleme,
kaynak geliştirme, örgütleme, özel kesim ile ortaklıklar kurma, işletme
vb. konularda çağdaş araçlar geliştirilmelidir. Kentsel alanlarda 18. madde
hükümlerinin genişletilmesi ve değer artışına bağlı olarak tekrar uygulanması,
İmar Hakkı Aktarımı, 39. madde (mail-i inhidam) durumunun afetler ve deprem
açısından kullanımı ve yapı sahiplerine yıkım duyurusu yapılması, yüksek
riskli alanlarda etkin sonuçlar sağlayacaktır.
Çok sahipli yapılarda 635 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun ilgili hükümlerinin
aşılarak ‘çoğunluk ile karar alınabilmesi’, ya da Eylem Planlama alanlarında
kamunun koşul aranmaksızın bu tür yapılarda uygulama yapma mutlak yetkisi,
fiziki müdahale olanaklarını artıracak, plan kararları uyarınca taşınmazlarda
kira denetimi ve taşınmaz vergilerinde ayrıcalıklar uygulama yetkileri
ise kamunun mali araçlar yoluyla denetim gücünün genişletilmesini sağlayacaktır.
e. Denetim
Gerek kent planlarının, gerekse yapıların projelendirme ve uygulama
aşamalarında yönetsel ve teknik denetimin eksiksiz yerine getirilebilmesi,
güvenli çevreler oluşturmanın temel koşuludur. Bu denetimin tarafsız ve
aralıksız olarak yerine getirilmesi amacıyla kamu ve özel kesimin üstlenmesi
gereken sorumlulukların açıklığa kavuşturulması ve denetim işlerinin en
yetkin kadrolarca yürütülebilmesi sağlanmalıdır.
Bu alanda 1999 depremlerinden sonra, 595 sayılı KHK (10.4.2000) ile
bir düzenleme yapılmış, özel denetim kuruluşlarının yerel yönetimi bilgilendirmek
ve onay almak koşuluyla sorumluluk üstlenmeleri uygun görülmüştür. Anayasa
Mahkemesi’nce iptal edilen (gerekçe: 17.1.2002 RG) bu KHK yerine, 4708
sayılı ‘Yapı Denetimi Hakkında Kanun’u (29.6.2001) yürürlüğe konulmuştur.
Ancak, bu yasada KHK’de bulunan eksiklikler giderilmediği gibi, denetimi
sağlamak üzere öngörülen belediye ve merkezi yönetim organlarının yerel
işbirliği mekanizmaları da ortadan kaldırılmıştır.
İmar sistemi kapsamında verilen mesleki hizmetlerde ve bu hizmetlerin
denetiminde ‘yetkinlik’ tanımlamasının güvenli sonuçlar elde edilmesinde
küçümsenemeyecek katkıları vardır. Hizmetleri sağlayan meslek adamlarının
niteliklerinin denetimi, sonuçların da denetimidir. Bu nedenle, ‘mesleki
yetkinlik’ ve ‘mesleki sorumluluk sigortası’ gibi ‘terbiye edici’ mekanizmalar,
Türkiye’de fiziki çevrenin gelişmesinde güçlü olumlu etkenlerdir. Mesleki
denetim sürecinde meslek odaları tam yetki ve sorumluluklar üstlenerek
rol almalıdırlar. Ancak, denetim yetkilerinin yürütülmesinde, özel kuruluşlar
yanında kamu organları da etkin görevler almalıdırlar. Bu yolla, ülkenin
güncel gerçekleri içinde, kaçak yapılaşmayı engelleyen ve gereken yıkım
uygulamalarını yerine getiren kararlılık elde edilebilmelidir.
f. Katılım
Yurttaşların ve kuruluşların, imar sisteminde tanımlanan işleyişlere
ve planlama etkinliklerine her düzeyde katılması, bu etkinliklerin bir
sosyal uzlaşma sürecine dönüştürülmesi, doğal afet tehlikelerine karşı
uyanık kalınması, sorumlulukların paylaşılması, toplumda özdenetimin genişletilmesi
açılarından büyük değer taşımaktadır. İmar kararlarına çeşitli katılım
biçimlerinin kurgulanması, planlama ve yapılaşmada seçeneklerin geliştirilmesi
ye kararların alınması süreçlerinde ilgili tarafların katılımı yoluyla
çeşitlenmeler ve saydamlıklar sağlayacağı gibi, güvenli kentsel çevreler
oluşturmanın da güvencesi olacaktır. İmar sistemi kapsamında, doğal tehlikelerin
ve kentsel risklerin bertaraf edilmesi amacıyla, yerel örgütlenme biçimlerinin
ve ‘Mahalle Afet Yönetimi’ türünde yerel örgütlenmelerin desteklenmesi
sağlanmalı, meşrulaşmaları ve temsil hakları edinmelerinin yolları açılmalıdır.
Yerel yönetimlerde yetkili Meclis’lerin oluşturulmasında ve işleyişinde
de zarar azaltma amaçlı yerel örgütlenmeleri ön plana çıkarabilmek üzere
mekansal temsiliyet esasının gözetilmesi, bu yönetimlerin niteliklerini
değiştirecek, kentsel demokrasinin nesnel bir taban bulmasını sağlayacaktır.
g. Diğer Düzenlemeler
Yerel yönetimler günümüzde tüm imar yetkilerine karşın, teknik denetimden
uzaktırlar. Bu yönetim yetkilileri, yaptıkları teknik yanlışlar ve ihmallerden
ötürü eşdeğer sorumluluk üstlenmelidirler. Deprem zararlarını azaltmada
plan kararlarının ve yapı izinlerinin teknik gereklerin yerine getirilerek
alındığına ilişkin denetim belgelerinin saklanması zorunluluğu, sorumlu
kuruluş ve kişiler kimliğinde tutulmalıdır.
Mevcut kentsel çevrelerin deprem güvenliğinin iyileştirilmesi ve risk
yönetimi için mevcut mevzuata eklenmesi gereken çok sayıda yönetmelik vardır.
Özellikle ivedi müdahale gerektiren alanlardaki uygulamalar için gerekli
standart ve yaptırımlar belirlenmeli, mevcut yapıların güçlendirilmesi
ilke ve yöntemlerini tanımlayacak yönetmelikler hazırlanmalıdır. Türkiye’de
imar sistemi, afetlere duyarlı bir içeriğe sahip olmak yanısıra, buna temel
oluşturacak bir iç disiplin, denetim ve hesap verebilirlik içerecek bir
yapıya kavuşmak, diğer yandan da, daha etkin araçlar ile genişletilmiş
bir esneklik ve manevra yeteneği geliştirmek zorundadır.
7.6. Zorunlu Deprem Sigortası
Zorunlu Deprem Sigortası düzenlemesi (587 sayılı ve 27.12.1999 tarihli
KHK ve yasa taslağı), Türkiye’de ilk kez deprem öncesinde önlemler almaya
yönelik bir stratejinin ilk adımını oluşturmuştur. Deprem zararlarının
karşılanmasında merkezi ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını büyük ölçüde
kaldıran bu sistem, özel yapı sahiplerini yükümlülük altına sokarak ülke
ölçeğinde büyük bir kaynağın oluşmasını öngörmektedir. Bugün yasalaşma
aşamasında bulunan bu düzenlemeye yaygınlık kazandırmak üzere yaptırım
hükümleri getirilmektedir. Sigorta sisteminin yaygınlaştırılması önemlidir;
çünkü
giderek artan sayıda yapı sahibinin katılımı ile Türkiye’de yıldan yıla
çok büyük ölçeklerde bir kaynağın gelişmesi sağlanacak, giderek ruhsatsız
yapıların da bu sisteme katılmak üzere tasfiyesi özendirilecektir.
Ne var ki, henüz bilimsel açıdan yeterli bir risk değerlendirmesine
dayalı olmayan ve vergi gibi prim ödeme programları gerektiren bu sigorta,
yeterli bir prim farklılaşması yaratmamakla sigortanın önemli bir üstünlüğünden
yararlanmamakta, yurttaşları güvenli yapılarda ve kentsel çevrelerde oturmaya
yönlendirecek yeterli bir güç oluşturmamaktadır. Öte yandan, yakında çok
büyük ölçeklere erişmesi umulan sigorta kaynakları, yalnızca deprem sonrası
zararları tazmin etme ödevini üstlenmiştir. Sigorta, bu durumu ile can
kayıplarını ve bu kayıplara yol açan güvenliksiz ve niteliksiz çevre ve
yapılaşmanın iyileştirilmesi gereklerini göz ardı etmektedir. Sigorta kaynakları,
bu edilgen tutumla, pasif bir birikim ve yalnızca tazminat parasını güvenceye
alan bir sistem oluşturmaktadır. Oysa, yasa taslağının 18. maddesine bir
hüküm eklemekle, yıllık sigorta gelirlerinin belirli bir oranının (%15-20),
deprem zararlarını azaltmak üzere yapı ve çevre güvenliği proje ve yatırımlarına
ayrılması sağlanabilir. Gerekiyorsa, kaynakların yeterli bir büyüklük kazanması
açısından, bu uygulama için bir hedef yıl (örneğin 2005) tanımlanabilir.
Önemli olan, bu konunun yasada bağlayıcı bir biçimde düzenlenmesi ve bu
işleyişin kurumlaştırılmasıdır.
Bu alanda geliştirilecek yönetmeliklerle, çok daha etkin ve başarılı
bir uygulama Doğal Afet Sigortaları Kurumu ile yerel yönetimlerin dayanışmalı
olarak çalışmaları yoluyla sağlanabilir. Özellikle büyükşehir belediyelerindeki
sigorta yükümlülerinin katkıları oranında, bu belediyelerin sigorta kaynaklarından
yararlandırılması, buna karşılık, bu kaynakların yalnızca deprem güvenliğini
artırmak üzere çevre ve yapı sağlamlaştırma proje ve yatırımlarına ayrılacağı
gibi bir hükme yer verilebilir. Belediyelerin, geri dönüşlü olarak kullanabilecekleri
bu kaynakla, iyileştirme, güçlendirme, koruma projelerinin uygulanması,
kamu yapılarının güçlendirilmesi, çevre düzenleme ve yenileme işlerine
gidilmesi olanaklıdır. Deprem Sigortası yönetimi yalnızca bir dizi finansal
işlemler ailesinden ibaret değil, çok yönlü sosyal ve ekonomik düzenlemeler
gerektiren bir uğraştır.
7.7. Teknik İşgücünün Yetkinliği ve Meslek Odaları
Depreme dayanıklı yapı tasarımı ve uygulamalarının başarısı, bu alanda
faaliyet gösteren meslek adamlarının ve teknik elemanların üniversite eğitimlerinin
iyileştirilmesi yanı sıra, sürekli meslek içi eğitimi programlarının yürütülmesi
ile de doğrudan ilgilidir. Bu bağlamda, 601 sayılı KHK ile getirilen meslek
içi eğitimin meslek odaları tarafından yürütülmesi hükmü 4708 sayılı yasa
ile gündemden çıkarılmış bulunmaktadır. Bu konu tekrar düzenlenerek meslek
odaları meslek içi eğitim ve yetkinlik konularını düzenlemede görevli ve
yetkili kılınmalıdırlar.
Depremlerde meydana gelen büyük can ve mal kayıplarının önde gelen bir
nedeni de, ülkede özellikle konut inşaatı alanında uygulanan müteahhitlik
sisteminin düzenlenmeden bırakılmış olmasıdır. Kamu sektöründe bir ‘ön
yeterlik’ sistemi olarak ‘müteahhitlik karnesi’ sistemi, kendi içindeki
bazı sorunları olmakla birlikte, uzun bir süredir uygulanmaktadır. Ne var
ki, özel sektör inşaatlarını ve özellikle konut inşaatını gerçekleştiren
müteahhitler için herhangi bir ‘mesleki-kurumsal yeterlik’ sistemi bulunmamaktadır.
İnşaat müteahhitliği, kendine özgü bir meslek alanı olarak değerlendirilmemekte
ve müteahhitler, TOBB bünyesindeki Ticaret Odaları’nda bir alt meslek grubu
olarak temsil edilmektedir. Bu durum, mesleki ve kurumsal bakımdan yetersiz
ve niteliksiz kişi ve kuruluşların inşaat müteahhitliği alanına girmesine
olanak tanımakta ve ‘taahhüt sektörü’ tamamen ticari bir faaliyet alanı
olarak denetimsiz bir biçimde yürütülmektedir. Bu nedenle, inşaat müteahhitliği
sistemi için bağımsız bir İnşaat Müteahhitleri Odası‘nın kurulması, ‘kamu-özel
inşaat’ ayrımı yapılmaksızın, tüm müteahhitlerin ‘mesleki-kurumsal yeterlik’leri
Oda tarafından değerlendirilmeli, yeterlik belgesine sahip olmayan müteahhitlerin
ve hatta ‘küçük müteahhit’ olarak nitelendirilebilecek inşaat kalfalarının
‘mesleki-kurumsal yeterlik’leri olmaksızın inşaat sektöründe etkinlik göstermeleri
yasal olarak önlenmelidir.
7.8. Diğer Düzenlemeler
Deprem zararlarının azaltılması hedefi, Türkiye’de zaman içinde çok
sayıda başka yasal düzenlemelerde de değişiklikler yapılmasının haklı gerekçesini
oluşturacaktır. Yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarına ilişkin 1580
ve 3030 sayılı yasalar, yapılaşmayı ve yapım işlerini ilgilendiren, özel
çevre, orman, kıyılar, tarihi ve kültürel sitler ve yapılar, turizm bölgeleri
vb. özel alanlar tanımlayan pek çok düzenlemenin deprem açısından gözden
geçirilip kimi düzeltmeler yapılması olanaklıdır. Yine yapı üretimini ve
denetimini dolaylı olarak ilgilendiren ihale yasası, meslekler ve meslek
odaları vb. yasalarda kimi yeni ek ve düzenlemelerin yapılması uygun olacaktır.
7.9. Yasal Düzenlemelerde Ulusal Deprem Konseyi’nin İşlevi
Günümüzde depremlere karşı alınan önlemler ve zararların azaltılmasını
ilgilendiren çok sayıda yasa ve yönetmelik hazırlanmakta, bunlar yasa teklifleri
ya da yasa taslakları olarak çeşitli kurul, komisyon ve birimlerde tartışılmaktadır.
Ne var ki, bu önerilerin her zaman konunun uzmanları tarafından oluşturulmadığı,
ya da dar bir alandaki uzmanlar grubunun, konunun genel yapısı ve bütünlüğünü
gözden kaçırması sonucunda yeterli ya da en doğru girişimleri ortaya çıkaramadığı
gözlenmektedir. Bunların tekrar düzeltilmesi ise, uzun zaman ve büyük çabalar
gerektirmektedir.
Günümüzde gündemde bulunan ve Türkiye’nin depremlerle ilgili kaderini
etkileyecek çok önemli taslak ve teklif bulunmaktadır.
• ‘Afetler Kanunu Tasarısı’
• ‘İmar ve Şehirleşme Kanunu Tasarısı’,
• ‘Zorunlu Deprem Sigortası Kanunu Tasarısı’,
• ‘Merkezi İdareyle Mahalli İdareler Arasında Görev
Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esasları ile Mahalli İdarelerle İlgili
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’,
• ‘Türkiye Jeoloji Araştırmaları ve Deprem Bilgi
Merkezi Kanunu Teklifi’ yeni düzenleme girişimleri arasındadır.
Öte yandan, Başbakanlık Genelgesi ile oluşturulan Ulusal Deprem Konseyi
görevleri arasında kamu kuruluş ve birimlerine danışmanlık yapma işlevi
belirlenmiştir. Bu görevlendirmeler dayanak alınarak, deprem konusundaki
her düzenleme ile ilgili olarak, üst düzey bağımsız bir bilimsel kurul
olan Konsey’in görüşlerinin alınması gerekli görülmelidir.
7.10. İlgili Kuruluşlar
Başbakanlık, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Doğal Afet Sigortaları Kurumu, Meslek Odaları.
|