Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
21 ŞUBAT KRİZİ

21 ŞUBAT KRİZİ...
Çiller: Çözüm, milli mutabakat hükümeti 
22 Şubat 2001
Doğru Yol Partisi Genel Başkanı (DYP) Tansu Çiller, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, hükümeti istifaya çağırarak, bir milli mutabakat hükümeti kurulmasını önerdi. Çiller, hükümetin uyguladığı ekonomik programın çöktüğünü belirterek, ''Türkiye, tarihinin en büyük devalüasyonunu yaşıyor'' dedi. 
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in basın toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(22 Şubat 2001)

Uzunca süredir Türkiye’de kriz değil, krizlere işaret ettik. Türkiye, çok yönlü bir bunalıma uzunca bir süredir sürüklenmekteydi. Bu sadece iktisadi bir kriz değil, dış politikada ciddi bir kriz ve bunalım ve yalnızlık. Ekonomide derinleşen bir kriz ve yine sistemin işleyişinde, demokratik sistemin işleyişinde ciddi bir tıkanma ve bütün dünyayı ayağa kaldıracak boyutlarda Dünya Bankası, BM, uluslar arası denetim şirketlerinin Türkiye’deki bu iktidar döneminin yolsuzluklarına ilişkin uyarılar, hatta bir tür alan ve nihayet devlet krizi ve siyaset krizi anlamına gelebilecek bütün gelişmeleri Türkiye birlikte yaşamaktaydı.

Bütün bunların içinde özellikle iktisadi kriz konusunda hep uyarılarımız devam etti. Uzunca bir süre hep bunlara işaret ettik ve nihayet Türkiye’de son geçtiğimiz günlerde faizlerin yüzde 7000’leri açtığı ve bankaların artık ödeyemez hale geldiği, Ziraat Bankası, Halkbankası gibi güvenilir kurumların bütün ödemeleri kestiği bir konumda Türkiye’nin bütün dengelerini, iktisadi dengeleri bir iktisadi bilim açısından geçerli olabilecek iç açık, dış açık bütün dengelerinin ciddi biçimde bozulduğunu hatta, tarihinin rekorlarını katladığını hep gösterdik.

Böyle bir ortamda günlerdir hep itidal telkin ediyoruz. Çünkü panik olmamalı. Türkiye tektir, hepimizindir ve böyle bir program hassas dengelerde ve bu hale gelmişken götürülürken panikten uzak, sağduyulu bir yaklaşımın doğru olacağını düşündük ve milli menfaat her türlü hesabın üstündedir. Ancak bugün yine aynı itidali telkin ediyoruz. Yine panikten uzak kalınmasının ülke yararına olduğunu altını çizerek bir kez daha vurguluyoruz. Ancak gelinen noktada artık bu programın çöküşü tescil olmuştur. Bir değişle, programın temeli olan ve son güne kadar milletin önünde bütün bu iktidarın liderlerinin söz verdiği biçimde devalüasyon olmayacak, kur politikası çıpadır görüşü çökmüştür ve yine de tarihinin en büyük devalüasyonlarından birini Türkiye yaşamaktadır. Bu devalüasyon şu anda yüzde 60’larda görünmekte. Arz ve talep çerçevesinde bunun yukarı çıkması veya aşağı inmesi de mümkün olabilmektedir.

Burada tekrar panikten uzak durulmasında yarar gördüğümüzü ifade edeyim. Çünkü spekülatif sıçramalar zaman içinde belki bir noktaya kadar gelebilecektir ama, ciddi hem de çok ciddi bir devalüasyonun Türkiye’nin gündemine yerleştiği de açıktır bununla birlikte hemen arkasından ciddi enflasyon sıçramaları ve sil baştan. Her şeyin sil baştan başlayacağı dönemin ve bunca yapılan fedakarlığın, alınan vergilerin, alınan dış borçların, ciddi fakirleşmelerin hiçbir işe yaramadan Türkiye’nin önünde fatura olarak durduğunu da görmemiz ve bilmemiz gerekir.

Şimdi böyle bir ortamda görülüyor ki, daha birkaç gün evvel hatta son gün dahi aylık 9 olacak denilen devalüasyon oranı 6 ayda yüzde 5,5 olacaktır şeklinde Sayın Ecevit’in, Sayın Bahçeli’nin, Sayın Yılmaz’ın defalarca defalarca milletin önünde teminat verdiği bu durum ve bu söz, bırakın aylık yüzde nokta 9’u, 6 aylık yüzde 5,5’u bir etapta yüzde 60’lar düzeyinde çıkabilmiştir.

Şimdi bütün bunlar gösteriyor ki, ne dediysek haklı çıktık. Bunu uyarmayı, bunu söylemeyi gerekli görüyoruz. Bundan sonra söyleyeceklerimiz açısından gerekli görüyoruz. Ne dediysek haklı çıktık. Dedik ki, bakın bu çıpayı uygulayanlar, bu tablita programları 14 – 15 ülke bunları uyguladı. 1 – 2’nin dışında hepsinde çöküntü oldu. Yıl 1999 aralık konuşmaları, meclis konuşmaları. Meclis’te topyekün bütün herkesi uyarışım. Bunlar çok daha ufak, kendi içine kapalı ekonomilerde biraz muavfak olabiliyor. Ama işte Latin Amerika örnekleri, Brezilya örnekleri hepsi, Arjantin örnekleri, Asya ülkelerinin örnekleri hepsinde bunlarda çok ciddi sıkıntı olur. Bu enflasyonu düşürme programı değildir. Bu belli bir noktaya düşürme programıdır. Yüzde 65’le enflasyon ne olur ? İşte yüzde 39 – 40 oldu diyemezsiniz. Eğer buna aynen dediğiniz gibi yüzde 20’ye düşürmezseniz çok ciddi sıkıntılar olur. Bizim tahminimiz bu program sadece bütçe açığı ele alıyor. Kamu açığını ele alması lazım. Tahminimiz enflasyonun yüzde 20 değil, 2000 yılında yüzde 40’lar civarında olacağıdır ve yine aralık 1999 yılında projeksiyonlarımızı aynen söyledik. Dedik ki, bu açık reel işlemler açığı 2.8 milyar dolar değil. 10 milyar dolar olur. Bugün 10 milyar doları geçeceği anlaşılıyor. Ticaret açığı 1999 aralık ayında söyledik. 24 milyar dolar olur, belki geçer. 14 milyar dolar hedef gerçekçi değildir. Görülüyor ki, söylediğimizi de geçecek. Dedik ki, sakın ola bütçe açığına bakmayın. 12.8 katrilyonda kapandı. hiç önemli değil. Türkiye’nin görülüyor ki, gayri safi milli hasılanın yüzde 40’lar civarında bir kamu açığı var. Türkiye çifte açıkla, çifte kapandadır. Sürdürülebilir bir olay değildir. defalarca uyardık, ardı ardına uyardık.

Son meclis konuşmalarımızda tekrar tekrar ettik ve ne kadar haklı çıktığımız bugün açıkça ortaya çıkıyor. Dedik ki, bunun arkasından banka krizleri gelir. Arjantin örneklerini verdik, brezilya örneklerini verdik. Dedik ki, tüketici fiyatları ve tüketici kredileri ilk önce büyür, ama sonra tekrar vuracaktır bu. Defalarca aynı şeyi söylememize rağmen ve sonuç itibariyle Türkiye’nin önünde 40 katır mı, 40 satır mı gelecektir ? Ya çok yüksek faizler veya devalüasyon gelecektir uyarılarımıza rağmen. Bu iktidar her eyin iyi gittiğini ifade ettik. Herşeyin düzlüğe gittiğini ifade ettik. Kasım ayı bunun bir provasıydı. Bu tekrar edecekti zaten. Bu program, eğer bugünkü siyasi krizle çıkmasaydı mart ayında reel sektörün ödemeleriyle, reel sektörün yüksek faizleri bankaya ödeyememeleriyle tekrar gündeme gelecekti. Ondan sonra rant sistemi ile yeniden gelecekti ve bu yıl yükselmiş, ciddi bir açık olduğu, bu açığın çifte kapan olduğu, kamu kesimi açığının milli gelirinin yüzde 40’larda olduğu bir ortamda bunun sürdürülemeyeceğini defalarca ifade ettik.

Şimdi bize şunlar söylendi; hayır devalüasyon yapılmayacak. Ayda nokta 9 olacak. Sayın Ecevit teminat verdi, sayın bahçeli defalarca teminat verdi. Sayın yılmaz aynı şeyleri tekrar etti ve bu gün yüzde 60 boyutlarda bir devalüasyon. Keşke haklı çıkmasaydık ve bunu bugün bütçe çok fakirleşerek ödedik. Bu fakirleşmenin de devam edemeyeceğini söyledik. Fakirleştirerek cari işlemler açığı kapattırılabilir mi ? Bunu yapmaya çalıştılar ve bize hep şunu söylediler; bakın bütün dünya alem ne güzel notlar veriyorlar. Biz de dedik ki dikkat edin. Bütün krizleri inceleyin. Bunların hepsi bankacılıkla refleksidir. Kriz olmadan önce yüksek notlar, krizle birlikte birden bire düşer. Bakın Brezilya’ya, bakın Asya’ya. Bu işi 25 yıldır ilmini yaparak geldik. 10 yıldır bu hamuru yoğurarak, öğrenerek bu işin uygulamasından geldik.

Bugün nitekim daha düne kadar Türkiye’yi olumlu bulanlar, bugün düşürdü. Stande and plose incelemeye aldı. Önümüzdeki günlerde veya saatlerde düşürecek. Dediğimiz burada da haklı çıktı. Demek ki, Türkiye’yi düzeltecek olan bu ülkenin insanları, bu ülkenin yöneticileri. Bunu biz yaparız. Bizim adımıza başkaları yapmaz, yapamaz. Bilemez. Ayrıntıları ve bir takım hassas noktaları da zaten söylemiyor siyasi irade.

Dolayısıyla maalesef bugün haklı çıktığımız tescil olmuştur. Evet, 5 Nisan kararları diye bir gündemde vardı. Bundan yıllarca önce biz de istikrar programı uyguladık. O istikrar programında yanlış olduğu söylenen herşey bugün katlanarak yapıldı. Ama arada bir fark var. biz Türkiye’yi aldığımız zaman birkaç milyar dolar rezervi, iç ve dış açığı, dış açığı büyümüş, ihracatı durmuş, terör ayyuka çıkmış, terör masrafları bütün Türkiye’nin bütçelerini kıskaca almış. Türk cumhuriyetlerinin bizden yardım isteyen bir süreçte yaptık bunu. Bizim önümüze IMF aynı programı koyduğunu defalarca ifade ettik. Bunu kabul etmediğimizi defalarca ifade ettik. biz bunu bir dolar dış borç almadan ve bir yılda evet vergi topladık. Millet sıkıntıya girdi. Ama bir yılda Türkiye yüzde 149 enflasyonu yüzde 65’e düşürdü, eksi büyümeyi artıya çıkardı. Gümrük birliğine girdik aynı yıl ve gümrük birliğinden sonra da hayali ve ihracat patlamaya devam etti. OECD birincisi Türkiye 3 yıl üst üste oldu.

Bir yıl bedel ödettik Türkiye’ye. Eğer seçimler olmasaydı, seçime mecbur bırakılmasaydı bir yıl sonrası çok daha iyi olacaktı. Ama Türkiye bir yıl bedel ödedi. Bu iktidar 1997’de geldi enflasyonu düşüreceğiz diye. 1998 krizi, toplanan vergiler, yapılan fedakarlıklar, arkasından 1999 krizi. En büyük küçülmeler. En büyük enflasyon, IMF’ye teslim oluş, sonra tekrar vergiler, tekrar fakirleşme, tekrar fedakarlık, tekrar o notlar ve ondan sonra Türkiye’de 2000’de yeniden kriz, 2001’de yeniden kriz ve şimdi yeni fedakarlıklar, yeni mutabakatlar, yeni beklentiler. Türkiye bunu hak etmemiştir. Biz bir yılda bir dolar dış borç almadan Türkiye’yi çıkardık. Bir yılda. Bu kaçıncı yıldır bu millet bu bedeli ödeyecek. Ne olacak çiftçinin hali soruyorum ? Bugün hepsi bitmiş durumda.

Şimdi bugün de yeniden enflasyon diyorsunuz, enflasyon yeni bir vergidir. Bir yıl ödetilir bu. daha fazla değil. Ne yapacaksınız ? Çiftçiden hangi fedakarlığı, hangi hakla bekliyorsunuz ? bütün kepenkler kapanmış. Enflasyon birden sıçrayacak. Yeni vergi demektir. Nasıl ödeyecek bunu ? Nasıl ödeyecek esnaf kapanmış haliyle ? İşsizlik artmış, ihracat tükenmiş, pazarlar kaybolmuş, sanayi bitmiş, memurun artık fedakarlık yapacak hali kalmamış. Emekli göçmüş. Kim verecek bunun hesabını ? Bu durumda bir de marifet diye ilan ettiniz, 7,5 milyar dolar daha IMF’den borç aldınız. Bir 13 – 14 ay sonra onu da ödemek lazım. Kim ödeyecek bunu ? Bunun için bütün yabancı kredilerin hesabını kapattınız. Kim ödeyecek bunu ? Bu zavallı millet ödeyecek. 10 tane banka 10 milyar dolar diyorsunuz. Batırdınız. 40 milyar dolar diyor Standart and Poors. Bunu kim ödeyecek ? Nasıl çıkacak şimdi o işin içinden bu millet bu fakirliğiyle getirilmiş noktada?

Değerli arkadaşlarım,

Bu programın çöküşü millete yeni bir faturadır başka bir şey değildir. Bu ayan beyan bir devalüasyondur arkasından enflasyondur ve yıllardır 1998-1999 ve nihayet 18 aydır bu hükümet yeniden yeni bir program umuduyla milletin önüne koyduğu bir birikimdir.

Şimdi görülüyor ki, bu son olaylarda siyasi bir bunalım, bir devlet krizi olarak bu krizi hızlandırmıştır. Bugün yapılması gerekli olan iki adım vardır. Bu kadar zor bir durumda milletin bu kadar sıkıntıda olduğu bir durumda devletin tepesindeki bu kavga görüntüsünün hemen giderilmesi ve yeni bir birlikteliğin mutlaka sağlanması durumu vardır. Bütün güçlerin birleştirilerek harekete geçirilmesi lazım. Sayın Ecevit bugün bu görüntüyü mutlaka Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaret ederek vermelidir. Ancak o ziyaretinde yapması gerekli olan bir başka şey daha vardır o ziyaretinde hemen bunca sıkıntının sorumluluğunu yüklenerek Sayın Ecevit, Sayın Bahçeli ve Sayın Yılmaz hükümetlerinin istifasını götürüp Sayın Cumhurbaşkanı’na teslim etmektir. Bunu hemen yapmalıdır. Çünkü bugün önümüze konan bir yeni başlangıç değildir, bir çöküşün tescilidir.

Bugün önümüze konan enflasyon hedefine, yeni hedeflere milletin inanması mümkün değildir. bunun etrafında oluşması gerekli olan toplumsal mutabakatı oluşturmak mümkün değildir. O güveni oluşturmak mümkün değildir. Üstelik bu yapılmış devalüasyon da gerekli hazırlıkların hiçbiri yapılmadan bir oldu bittiyle Türkiye’nin gündemine gelmiştir. Böyle bir hazırlık yoktur. IMF’nin onaylamış olması yeterli değildir. IMF’nin bundan önceki programı da onayladığı akıllardan çıkmamalıdır. IMF ile diyalog iyi birşeydir. Onların mutabakatı güzel bir şeydir. Ama bu meseleyi yapacak olan Türkiye’nin kendi yöneticileridir. Kendi seçtiği bu milletin siyasi iradesidir. başkası hiç kimse hiçbir reçeteyi bizim yöneticilerim kadar uygulayamaz.

Bugün bu iktidarın beceriksizliğinin, bu iktidarın bilisizliğinin bu iktidarın cehaletinin bıraktığı siyasi boşluğun bedelini, faturasını millet bunca ödediğinden sonra yeniden ödeme durumundadır. Bunun mutlaka bir sorumluluğu olmalıdır, bunun mutlaka hesabı verilmelidir. bunun mutlaka hesabı sorulmalıdır.

Dolayısıyla bugün yeniden böyle bir zor durumda milletimiz panikten uzak kalarak, bir yeni milli mutabakata gitme ihtiyacındayız. Herkesin Meclis’te elini taşın altına sokacağı bir milli mutabakat hükümeti meseleyi devralmalı bu bilgisizlikle bu cehaletle bırakılan bu siyasi boşlukla ödetilmek durumunda bırakılan bu yüksek fatura ile bunun da alternatifinin hiç olmadığı tescil edilmeli. Ve siyasin önü açılmalı bu milli mutabakat hükümeti bir seçim hükümeti olarak çalışmalı alınması gerekli olacak acil önlemleri doğru olarak almalı uluslar arası kurumlarla diyalogla almalı, yeni bir başlangıcı hazırlamalı, bir siyasi partiler yasası ve seçim yasasındaki değişiklikleri de yine bu süreçte gündeme getirmeli ve bir seçim tarihini tescil ederek hemen bu yıl içinde ve mümkün olabilecek en kısa zamanda bir seçime gitmelidir.

Millet bir yeni başlangıç istemektedir. Ülke ve milli menfaat bugün her şeyden çok bunu gerektirmektedir. Bunun yolu demokrasinin işlemesidir, kurumlar ve kurallarla işlemesidir. Ve buna müsaade edecek bir milli menfaat şuurunun her türlü siyasi hesabın önüne geçerek bu yolun açılmasıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. 



KAYNAK: DYP BASIN MERKEZİ 
(7 MART  2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş