DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in basın toplantısında
yaptığı konuşma şöyle:
(22 Şubat 2001)
Uzunca süredir Türkiye’de kriz değil, krizlere işaret ettik. Türkiye,
çok yönlü bir bunalıma uzunca bir süredir sürüklenmekteydi. Bu sadece iktisadi
bir kriz değil, dış politikada ciddi bir kriz ve bunalım ve yalnızlık.
Ekonomide derinleşen bir kriz ve yine sistemin işleyişinde, demokratik
sistemin işleyişinde ciddi bir tıkanma ve bütün dünyayı ayağa kaldıracak
boyutlarda Dünya Bankası, BM, uluslar arası denetim şirketlerinin Türkiye’deki
bu iktidar döneminin yolsuzluklarına ilişkin uyarılar, hatta bir tür alan
ve nihayet devlet krizi ve siyaset krizi anlamına gelebilecek bütün gelişmeleri
Türkiye birlikte yaşamaktaydı.
Bütün bunların içinde özellikle iktisadi kriz konusunda hep uyarılarımız
devam etti. Uzunca bir süre hep bunlara işaret ettik ve nihayet Türkiye’de
son geçtiğimiz günlerde faizlerin yüzde 7000’leri açtığı ve bankaların
artık ödeyemez hale geldiği, Ziraat Bankası, Halkbankası gibi güvenilir
kurumların bütün ödemeleri kestiği bir konumda Türkiye’nin bütün dengelerini,
iktisadi dengeleri bir iktisadi bilim açısından geçerli olabilecek iç açık,
dış açık bütün dengelerinin ciddi biçimde bozulduğunu hatta, tarihinin
rekorlarını katladığını hep gösterdik.
Böyle bir ortamda günlerdir hep itidal telkin ediyoruz. Çünkü panik
olmamalı. Türkiye tektir, hepimizindir ve böyle bir program hassas dengelerde
ve bu hale gelmişken götürülürken panikten uzak, sağduyulu bir yaklaşımın
doğru olacağını düşündük ve milli menfaat her türlü hesabın üstündedir.
Ancak bugün yine aynı itidali telkin ediyoruz. Yine panikten uzak kalınmasının
ülke yararına olduğunu altını çizerek bir kez daha vurguluyoruz. Ancak
gelinen noktada artık bu programın çöküşü tescil olmuştur. Bir değişle,
programın temeli olan ve son güne kadar milletin önünde bütün bu iktidarın
liderlerinin söz verdiği biçimde devalüasyon olmayacak, kur politikası
çıpadır görüşü çökmüştür ve yine de tarihinin en büyük devalüasyonlarından
birini Türkiye yaşamaktadır. Bu devalüasyon şu anda yüzde 60’larda görünmekte.
Arz ve talep çerçevesinde bunun yukarı çıkması veya aşağı inmesi de mümkün
olabilmektedir.
Burada tekrar panikten uzak durulmasında yarar gördüğümüzü ifade edeyim.
Çünkü spekülatif sıçramalar zaman içinde belki bir noktaya kadar gelebilecektir
ama, ciddi hem de çok ciddi bir devalüasyonun Türkiye’nin gündemine yerleştiği
de açıktır bununla birlikte hemen arkasından ciddi enflasyon sıçramaları
ve sil baştan. Her şeyin sil baştan başlayacağı dönemin ve bunca yapılan
fedakarlığın, alınan vergilerin, alınan dış borçların, ciddi fakirleşmelerin
hiçbir işe yaramadan Türkiye’nin önünde fatura olarak durduğunu da görmemiz
ve bilmemiz gerekir.
Şimdi böyle bir ortamda görülüyor ki, daha birkaç gün evvel hatta son
gün dahi aylık 9 olacak denilen devalüasyon oranı 6 ayda yüzde 5,5 olacaktır
şeklinde Sayın Ecevit’in, Sayın Bahçeli’nin, Sayın Yılmaz’ın defalarca
defalarca milletin önünde teminat verdiği bu durum ve bu söz, bırakın aylık
yüzde nokta 9’u, 6 aylık yüzde 5,5’u bir etapta yüzde 60’lar düzeyinde
çıkabilmiştir.
Şimdi bütün bunlar gösteriyor ki, ne dediysek haklı çıktık. Bunu uyarmayı,
bunu söylemeyi gerekli görüyoruz. Bundan sonra söyleyeceklerimiz açısından
gerekli görüyoruz. Ne dediysek haklı çıktık. Dedik ki, bakın bu çıpayı
uygulayanlar, bu tablita programları 14 – 15 ülke bunları uyguladı. 1 –
2’nin dışında hepsinde çöküntü oldu. Yıl 1999 aralık konuşmaları, meclis
konuşmaları. Meclis’te topyekün bütün herkesi uyarışım. Bunlar çok daha
ufak, kendi içine kapalı ekonomilerde biraz muavfak olabiliyor. Ama işte
Latin Amerika örnekleri, Brezilya örnekleri hepsi, Arjantin örnekleri,
Asya ülkelerinin örnekleri hepsinde bunlarda çok ciddi sıkıntı olur. Bu
enflasyonu düşürme programı değildir. Bu belli bir noktaya düşürme programıdır.
Yüzde 65’le enflasyon ne olur ? İşte yüzde 39 – 40 oldu diyemezsiniz. Eğer
buna aynen dediğiniz gibi yüzde 20’ye düşürmezseniz çok ciddi sıkıntılar
olur. Bizim tahminimiz bu program sadece bütçe açığı ele alıyor. Kamu açığını
ele alması lazım. Tahminimiz enflasyonun yüzde 20 değil, 2000 yılında yüzde
40’lar civarında olacağıdır ve yine aralık 1999 yılında projeksiyonlarımızı
aynen söyledik. Dedik ki, bu açık reel işlemler açığı 2.8 milyar dolar
değil. 10 milyar dolar olur. Bugün 10 milyar doları geçeceği anlaşılıyor.
Ticaret açığı 1999 aralık ayında söyledik. 24 milyar dolar olur, belki
geçer. 14 milyar dolar hedef gerçekçi değildir. Görülüyor ki, söylediğimizi
de geçecek. Dedik ki, sakın ola bütçe açığına bakmayın. 12.8 katrilyonda
kapandı. hiç önemli değil. Türkiye’nin görülüyor ki, gayri safi milli hasılanın
yüzde 40’lar civarında bir kamu açığı var. Türkiye çifte açıkla, çifte
kapandadır. Sürdürülebilir bir olay değildir. defalarca uyardık, ardı ardına
uyardık.
Son meclis konuşmalarımızda tekrar tekrar ettik ve ne kadar haklı çıktığımız
bugün açıkça ortaya çıkıyor. Dedik ki, bunun arkasından banka krizleri
gelir. Arjantin örneklerini verdik, brezilya örneklerini verdik. Dedik
ki, tüketici fiyatları ve tüketici kredileri ilk önce büyür, ama sonra
tekrar vuracaktır bu. Defalarca aynı şeyi söylememize rağmen ve sonuç itibariyle
Türkiye’nin önünde 40 katır mı, 40 satır mı gelecektir ? Ya çok yüksek
faizler veya devalüasyon gelecektir uyarılarımıza rağmen. Bu iktidar her
eyin iyi gittiğini ifade ettik. Herşeyin düzlüğe gittiğini ifade ettik.
Kasım ayı bunun bir provasıydı. Bu tekrar edecekti zaten. Bu program, eğer
bugünkü siyasi krizle çıkmasaydı mart ayında reel sektörün ödemeleriyle,
reel sektörün yüksek faizleri bankaya ödeyememeleriyle tekrar gündeme gelecekti.
Ondan sonra rant sistemi ile yeniden gelecekti ve bu yıl yükselmiş, ciddi
bir açık olduğu, bu açığın çifte kapan olduğu, kamu kesimi açığının milli
gelirinin yüzde 40’larda olduğu bir ortamda bunun sürdürülemeyeceğini defalarca
ifade ettik.
Şimdi bize şunlar söylendi; hayır devalüasyon yapılmayacak. Ayda nokta
9 olacak. Sayın Ecevit teminat verdi, sayın bahçeli defalarca teminat verdi.
Sayın yılmaz aynı şeyleri tekrar etti ve bu gün yüzde 60 boyutlarda bir
devalüasyon. Keşke haklı çıkmasaydık ve bunu bugün bütçe çok fakirleşerek
ödedik. Bu fakirleşmenin de devam edemeyeceğini söyledik. Fakirleştirerek
cari işlemler açığı kapattırılabilir mi ? Bunu yapmaya çalıştılar ve bize
hep şunu söylediler; bakın bütün dünya alem ne güzel notlar veriyorlar.
Biz de dedik ki dikkat edin. Bütün krizleri inceleyin. Bunların hepsi bankacılıkla
refleksidir. Kriz olmadan önce yüksek notlar, krizle birlikte birden bire
düşer. Bakın Brezilya’ya, bakın Asya’ya. Bu işi 25 yıldır ilmini yaparak
geldik. 10 yıldır bu hamuru yoğurarak, öğrenerek bu işin uygulamasından
geldik.
Bugün nitekim daha düne kadar Türkiye’yi olumlu bulanlar, bugün düşürdü.
Stande and plose incelemeye aldı. Önümüzdeki günlerde veya saatlerde düşürecek.
Dediğimiz burada da haklı çıktı. Demek ki, Türkiye’yi düzeltecek olan bu
ülkenin insanları, bu ülkenin yöneticileri. Bunu biz yaparız. Bizim adımıza
başkaları yapmaz, yapamaz. Bilemez. Ayrıntıları ve bir takım hassas noktaları
da zaten söylemiyor siyasi irade.
Dolayısıyla maalesef bugün haklı çıktığımız tescil olmuştur. Evet, 5
Nisan kararları diye bir gündemde vardı. Bundan yıllarca önce biz de istikrar
programı uyguladık. O istikrar programında yanlış olduğu söylenen herşey
bugün katlanarak yapıldı. Ama arada bir fark var. biz Türkiye’yi aldığımız
zaman birkaç milyar dolar rezervi, iç ve dış açığı, dış açığı büyümüş,
ihracatı durmuş, terör ayyuka çıkmış, terör masrafları bütün Türkiye’nin
bütçelerini kıskaca almış. Türk cumhuriyetlerinin bizden yardım isteyen
bir süreçte yaptık bunu. Bizim önümüze IMF aynı programı koyduğunu defalarca
ifade ettik. Bunu kabul etmediğimizi defalarca ifade ettik. biz bunu bir
dolar dış borç almadan ve bir yılda evet vergi topladık. Millet sıkıntıya
girdi. Ama bir yılda Türkiye yüzde 149 enflasyonu yüzde 65’e düşürdü, eksi
büyümeyi artıya çıkardı. Gümrük birliğine girdik aynı yıl ve gümrük birliğinden
sonra da hayali ve ihracat patlamaya devam etti. OECD birincisi Türkiye
3 yıl üst üste oldu.
Bir yıl bedel ödettik Türkiye’ye. Eğer seçimler olmasaydı, seçime mecbur
bırakılmasaydı bir yıl sonrası çok daha iyi olacaktı. Ama Türkiye bir yıl
bedel ödedi. Bu iktidar 1997’de geldi enflasyonu düşüreceğiz diye. 1998
krizi, toplanan vergiler, yapılan fedakarlıklar, arkasından 1999 krizi.
En büyük küçülmeler. En büyük enflasyon, IMF’ye teslim oluş, sonra tekrar
vergiler, tekrar fakirleşme, tekrar fedakarlık, tekrar o notlar ve ondan
sonra Türkiye’de 2000’de yeniden kriz, 2001’de yeniden kriz ve şimdi yeni
fedakarlıklar, yeni mutabakatlar, yeni beklentiler. Türkiye bunu hak etmemiştir.
Biz bir yılda bir dolar dış borç almadan Türkiye’yi çıkardık. Bir yılda.
Bu kaçıncı yıldır bu millet bu bedeli ödeyecek. Ne olacak çiftçinin hali
soruyorum ? Bugün hepsi bitmiş durumda.
Şimdi bugün de yeniden enflasyon diyorsunuz, enflasyon yeni bir vergidir.
Bir yıl ödetilir bu. daha fazla değil. Ne yapacaksınız ? Çiftçiden hangi
fedakarlığı, hangi hakla bekliyorsunuz ? bütün kepenkler kapanmış. Enflasyon
birden sıçrayacak. Yeni vergi demektir. Nasıl ödeyecek bunu ? Nasıl ödeyecek
esnaf kapanmış haliyle ? İşsizlik artmış, ihracat tükenmiş, pazarlar kaybolmuş,
sanayi bitmiş, memurun artık fedakarlık yapacak hali kalmamış. Emekli göçmüş.
Kim verecek bunun hesabını ? Bu durumda bir de marifet diye ilan ettiniz,
7,5 milyar dolar daha IMF’den borç aldınız. Bir 13 – 14 ay sonra onu da
ödemek lazım. Kim ödeyecek bunu ? Bunun için bütün yabancı kredilerin hesabını
kapattınız. Kim ödeyecek bunu ? Bu zavallı millet ödeyecek. 10 tane banka
10 milyar dolar diyorsunuz. Batırdınız. 40 milyar dolar diyor Standart
and Poors. Bunu kim ödeyecek ? Nasıl çıkacak şimdi o işin içinden bu millet
bu fakirliğiyle getirilmiş noktada?
Değerli arkadaşlarım,
Bu programın çöküşü millete yeni bir faturadır başka bir şey değildir.
Bu ayan beyan bir devalüasyondur arkasından enflasyondur ve yıllardır 1998-1999
ve nihayet 18 aydır bu hükümet yeniden yeni bir program umuduyla milletin
önüne koyduğu bir birikimdir.
Şimdi görülüyor ki, bu son olaylarda siyasi bir bunalım, bir devlet
krizi olarak bu krizi hızlandırmıştır. Bugün yapılması gerekli olan iki
adım vardır. Bu kadar zor bir durumda milletin bu kadar sıkıntıda olduğu
bir durumda devletin tepesindeki bu kavga görüntüsünün hemen giderilmesi
ve yeni bir birlikteliğin mutlaka sağlanması durumu vardır. Bütün güçlerin
birleştirilerek harekete geçirilmesi lazım. Sayın Ecevit bugün bu görüntüyü
mutlaka Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaret ederek vermelidir. Ancak o ziyaretinde
yapması gerekli olan bir başka şey daha vardır o ziyaretinde hemen bunca
sıkıntının sorumluluğunu yüklenerek Sayın Ecevit, Sayın Bahçeli ve Sayın
Yılmaz hükümetlerinin istifasını götürüp Sayın Cumhurbaşkanı’na teslim
etmektir. Bunu hemen yapmalıdır. Çünkü bugün önümüze konan bir yeni başlangıç
değildir, bir çöküşün tescilidir.
Bugün önümüze konan enflasyon hedefine, yeni hedeflere milletin inanması
mümkün değildir. bunun etrafında oluşması gerekli olan toplumsal mutabakatı
oluşturmak mümkün değildir. O güveni oluşturmak mümkün değildir. Üstelik
bu yapılmış devalüasyon da gerekli hazırlıkların hiçbiri yapılmadan bir
oldu bittiyle Türkiye’nin gündemine gelmiştir. Böyle bir hazırlık yoktur.
IMF’nin onaylamış olması yeterli değildir. IMF’nin bundan önceki programı
da onayladığı akıllardan çıkmamalıdır. IMF ile diyalog iyi birşeydir. Onların
mutabakatı güzel bir şeydir. Ama bu meseleyi yapacak olan Türkiye’nin kendi
yöneticileridir. Kendi seçtiği bu milletin siyasi iradesidir. başkası hiç
kimse hiçbir reçeteyi bizim yöneticilerim kadar uygulayamaz.
Bugün bu iktidarın beceriksizliğinin, bu iktidarın bilisizliğinin bu
iktidarın cehaletinin bıraktığı siyasi boşluğun bedelini, faturasını millet
bunca ödediğinden sonra yeniden ödeme durumundadır. Bunun mutlaka bir sorumluluğu
olmalıdır, bunun mutlaka hesabı verilmelidir. bunun mutlaka hesabı sorulmalıdır.
Dolayısıyla bugün yeniden böyle bir zor durumda milletimiz panikten
uzak kalarak, bir yeni milli mutabakata gitme ihtiyacındayız. Herkesin
Meclis’te elini taşın altına sokacağı bir milli mutabakat hükümeti meseleyi
devralmalı bu bilgisizlikle bu cehaletle bırakılan bu siyasi boşlukla ödetilmek
durumunda bırakılan bu yüksek fatura ile bunun da alternatifinin hiç olmadığı
tescil edilmeli. Ve siyasin önü açılmalı bu milli mutabakat hükümeti bir
seçim hükümeti olarak çalışmalı alınması gerekli olacak acil önlemleri
doğru olarak almalı uluslar arası kurumlarla diyalogla almalı, yeni bir
başlangıcı hazırlamalı, bir siyasi partiler yasası ve seçim yasasındaki
değişiklikleri de yine bu süreçte gündeme getirmeli ve bir seçim tarihini
tescil ederek hemen bu yıl içinde ve mümkün olabilecek en kısa zamanda
bir seçime gitmelidir.
Millet bir yeni başlangıç istemektedir. Ülke ve milli menfaat bugün
her şeyden çok bunu gerektirmektedir. Bunun yolu demokrasinin işlemesidir,
kurumlar ve kurallarla işlemesidir. Ve buna müsaade edecek bir milli menfaat
şuurunun her türlü siyasi hesabın önüne geçerek bu yolun açılmasıdır.
Hepinize saygılar sunuyorum. |