|
9
ARALIK KARARLARI
2000 YILI ENFLASYONU
DÜŞÜRME PROGRAMI:
KUR VE PARA POLİTİKASI
UYGULAMASI
GAZİ ERÇEL
9
ARALIK 1999
TÜRKİYE
CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
Sizlere bu basın toplantısında,
Uluslararası Para Fonu ile 1998 yılının Temmuz ayında imzalamış olduğumuz
Yakın İzleme Anlaşması’nın bir uzantısı olarak nitelendirebileceğimiz “Stand-By”
Anlaşması’nı para ve kur politikası ekseninde açıklamak istiyorum.
Hatırlanacağı gibi, 1998
yılının Temmuz ayından itibaren Uluslararası Para Fonu ile imzalanan Yakın
İzleme Anlaşması çerçevesinde, bütçe, para politikası ve yapısal reformlar
alanında, hem yurtiçi ve hem de uluslararası platformlarda ülke olarak
önemli bir sınav verdik.
Haziran ayında, Uluslararası
Para Fonu ile yaptığımız görüşmelerde sürdürülmekte olan Yakın İzleme Anlaşması’nın
programa bağlı ve mali destekli bir stand-by anlaşmasına doğru köprü görevi
görmesi benimsenmişti. Çerçevesi çizilen ve bir süredir üzerinde çalışılan
2000-2002 döneminde uygulanacak makro ekonomik politikalar nihai hale getirilmiştir.
Üç yıl sürdürülmesi konusunda
görüş birliğine varılan bu anlaşmanın temel amacı;
-
Tüketici enflasyonunu, yapısal
reformlarla desteklenen, birbirleriyle tutarlı, güçlü, itibarlı ve süreklilik
arz eden maliye, gelir, para ve kur politikalarının eş güdümlü uygulanması
ile 2000 yılı sonunda yüzde 25, 2001 yılı sonunda yüzde 12 ve 2002 yılında
yüzde 7’ye indirmek,
-
Reel faiz oranlarını makul düzeylere
düşürmek,
-
Ekonominin büyüme potansiyelini
artırmak,
-
Ekonomideki kaynakların daha
etkin ve adil dağılımını sağlamaktır.
Bilindiği gibi yüksek
enflasyon olgusu, ülkemiz ekonomisinin, 25 yıldır çözemediği en önemli
problemidir. Bu nedenle, konuşmamın hemen başında, Ulus olarak artık hepimizin
yakından gözlemleyebildiği, enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinden
bazılarına değinmek istiyorum.
Enflasyonun yolaçtığı etkilerden
başta geleni ekonomide yarattığı istikrarsız büyüme dinamiğidir [Grafik:
1]. 1977 yılından bu yana reel büyüme oranlarına bakıldığında ekonominin
peşpeşe 3 yıl yüksek büyüme gösterdiği dönemlerin sınırlı olduğu, büyüme
yıllarını hemen daralma yıllarının takip ettiği gözlenmektedir. Enflasyonun
neden olduğu bu istikrarsız büyüme ortamı, ekonominin kaynaklarının verimli
kullanımına bir engel teşkil etmektedir.

Enflasyonun yarattığı belirsizlik
ortamının gerek yurtiçi gerek yurtdışından ülkemize yapılan yatırımları
olumsuz etkilemesi, Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme oranını da aşağıya
çekmiştir. 1960'lı yılların sonunda ekonomik gelişme yönünden önünde olduğumuz
bir çok ülke düşük enflasyon sayesinde hızlı büyüme oranlarını yakalayarak,
ekonomik gelişmede ülkemizin önüne geçmişlerdir.
Dalgalı ve kronik enflasyonun
milli paramıza olan güveni azaltması, ekonomideki Türk Lirası faizlerinin
de yüksek reel seviyelerde seyretmesine neden olmuştur [Grafik: 2]. Bu
bir yandan üretime yönelik yatırımlara olan talebi azaltarak ekonomik büyümeyi
olumsuz etkilerken, sermayenin genel olarak üretime yönelik ekonomik aktiviteden
uzaklaşmasına, spekülatif kazanç peşinde koşarak finansal aktiviteye kaymasına
yol açmıştır. Bu durum, genç nüfusa sahip ülkemizin yeni iş olanakları
yaratmasını ve işgücü verimliliğini artırmasını önemli ölçüde engellemiştir.

Öte yandan, temelde kamu
açıklarının kontrol altına alınamamasından kaynaklanan yüksek reel faizler,
kamunun finansal dengesinin daha da kötüleşmesine neden olmuştur. Birbirini
besleyen bu olumsuz süreç, kamunun toplam borcunu hızla artırırken, kamu
dengesinin zaman içinde sürdürülebilmesini de zorlaştırmıştır [Grafik:
3].

Enflasyonu sadece ekonomik
bir problem olarak nitelemek yanlış olur. Gelir dağılımı üzerindeki olumsuz
etkileri de gözönüne alındığında, bu kadar uzun süre devam eden bir enflasyon
aynı zamanda önemli bir sosyal problemdir. Toplumun büyük bölümü enflasyon
altında ezilmektedir. Üretken yatırımlardaki yetersizlik, insanların düşük
gelirli ve marjinal işlerde çalışmalarına yol açmakta, bu da gelir dağılımının
daha da bozulmasına neden olmaktadır.
Geldiğimiz noktada enflasyon
ile yaşamaya daha uzun süre devam etme imkanı olmadığı saptamasını artık
hepimizin kabul etmesi gerekir.
Kamunun finansman açığını
enflasyon yaratarak çözmenin imkanı kalmamıştır. Enflasyon, faizleri yükselterek,
finansman açıklarını daha da büyütmektedir. Geçmişte enflasyondan en çok
faydalanan kesim olan kamu sektörü artık bundan en büyük zararı görmektedir.
Enflasyonun tek haneli rakamlara
indiği bir ekonomide, kamu ve özel sektörün daha etkin çalışacağı ve bu
durumun ekonomide yaratacağı verimlilik artışından hepimizin eşit şekilde
faydalanabileceğini anlamalıyız.
Aynı şekilde yeni bir bin
yıla girerken, gelişmiş ülkeler içinde yerimizi alabilmek için enflasyonu
düşürmemiz gereğini, uluslararası güvenin enflasyona endeksli olduğunu
artık toplumca kabul etmeliyiz.
PROGRAMIN
ANA HATLARI
Konuşmamın bu aşamasında,
toplumda geçtiğimiz 25 yılda oluşan enflasyon alışkanlığını tümden kırmayı
hedefleyen bu programın ana hatlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Enflasyonu Düşürme Programı
üç temel unsur üzerinde işleyecektir;
a.) Sıkı
bir maliye politikası uygulayarak faiz dışı fazlanın artırılması, yapısal
reformların gerçekleştirilmesi ve özelleştirmenin hızlandırılması birinci
temel unsuru oluşturmaktadır.
b.) İkinci
temel unsur enflasyon hedefi ile uyumlu gelirler politikasıdır.
c.) Bu unsurların
enflasyon ve reel faizlerin düşürülmesine yapacağı katkıyı desteklemek
ve ekonomik birimlere uzun vadeli bir bakış açısı kazandırmak için enflasyonun
düşürülmesine odaklanmış kur ve para politikası uygulaması, programın üçüncü
temel unsurunu oluşturmaktadır.
Yaklaşık çeyrek yüzyıldır
süregelen bir enflasyon süreci kuşkusuz önemli katılıklar içerir. Bu katılıkların
kırılabilmesi için sadece içeriği güçlü bir program yeterli değildir. Siyasi
iradenin de böyle bir programın arkasında olması ve program süresince kararlılıkla
uygulaması gerekir. Burada memnuniyetle belirtmek istiyorum ki, siyasi
iradenin uygulanacak bu programa desteği tamdır. İşte bu destek programın
başarısı açısından, diğer tüm unsurları harekete geçiren en önemli etkendir.
Kamu açıklarını hızlı ve
kalıcı olarak ortadan kaldıracak önlemlerin alınması uygulanacak programın
temelini oluşturmaktadır. Vergi uygulamaları ile gelirlerin artırılması
ve bununla paralel olarak harcamaların kısılması bütçe performansında 2000
yılı ile birlikte hızlı bir iyileşme getirirken, geçtiğimiz aylarda teker
teker uygulamaya konulan yapısal reformların önümüzdeki dönemde de hız
kesmeden devam ettirilmesi kamu finansmanındaki iyileşmenin kalıcı olmasına
yol açacaktır.
Sıkı bütçe politikası ve
yapısal reformlara ilave olarak 2000 yılı özelleştirme uygulamaları da
reel faizlerin düşürülmesi ve iç borç stokunun azaltılması sürecine katkıda
bulunacaktır.
2000 yılı maliye politikası
uygulamaları sonucunda, toplam kamu sektörünün GSMH'nın yüzde 2.2’si oranında
bir faiz dışı fazla rakamına ulaşması beklenmektedir. Bu rakam konsolide
bütçede deprem harcamaları dahil GSMH'nın yüzde 3.9’u oranında faiz dışı
fazla verilmesi anlamına gelmektedir. Deprem harcamalarını çıkardığımızda
faiz dışı bütçe fazlası yüzde 5 olmaktadır. Bu başlangıç için oldukça önemli
ve yeterli bir orandır. Bu uygulamalar ile nakit iç borcun GSMH'ya oranını
yüzde 27, toplam borç stokunun GSMH’ya oranını ise yüzde 61 seviyesinde
stabilize etmek mümkün olacaktır.
Maliye ve gelirler politikası
uygulamaları, bu politikalar ile ilgili saptanan bütün hedefler ve bu hedefler
ile ilgili detaylı açıklamalar, yetkililerinin yapacakları benzer sunuşlar
ile sizlere duyurulacaktır.
Bu noktada, para otoritesi
olarak, Bankamız’ın sorumluluğunda olan para politikası ve likidite yönetimi
üzerinde ayrıntılı bilgi sunmak istiyorum.
Öncelikle sizlere önümüzdeki
yıllarda uygulanacak olan kur politikamızı ve bu politikanın enflasyon
sürecini nasıl etkileyeceğini beklediğimizi anlatmak istiyorum.
DÖVİZ
KURU POLİTİKASI
Merkez Bankası olarak uygulayacağımız
kur politikasının özellikleri şunlardır;
-
Döviz kur sepetinin bir yıllık
bir süreyi kapsayacak şekilde, günlük olarak açıklanması,
-
Kur sepetinin 1 ABD Doları +
0,77 EURO olarak devam ettirilmesidir.
Bugüne kadar döviz kuru sepeti
1 ABD Doları + 0,77 Euro olarak alınmıştı. Bu uygulamaya program döneminde
de devam edilecektir.
Hepinizin merakla beklediği,
sepet artış oranlarına geçmeden, önceden açıklanan döviz kurlarının ekonomik
süreci hangi kanallar aracılığıyla etkileyebileceğine değinmek istiyorum
Ekonomi tarihi süresince,
birçok gelişmekte olan ülkenin, yüksek ve yapışkan enflasyonla mücadele
amacıyla uyguladığı programların en önemli parçası, döviz kurlarına ilişkin
geleceğe yönelik önceden yapılan açıklamalar olmuştur. Önceden açıklanan
döviz kurları, ekonomik süreci bir çok kanallar aracılığıyla etkileyebilecektir.
Bunlar şu biçimde özetlenebilir.
Enflasyonu en az maliyetle
aşağı çekebilmenin altında, toplumun enflasyonist bekleyişlerini aşağı
seviyelere indirebilmek yatmaktadır.
Sürekli ve yüksek enflasyon
yaşanan ülkelerin, enflasyonla girdikleri mücadelelerinde yaşadıkları en
büyük sorunlarından biri geçmiş enflasyonun, gelecekteki enflasyonu belirlemesidir.
Enflasyondan korunmak amacıyla yapılan, geçmiş enflasyona endeksli her
türlü sözleşme (ücret, kira, vb) enflasyonun aşağı çekilmesinde bir katılık
yaratmaktadır. Enflasyonda yaşanan atalet olarak isimlendirebileceğimiz
bu durum, uygulanacak programa olan güven ile yakından ilgilidir.
Dolayısıyla enflasyonun en
az maliyetle aşağı indirilebilmesi için, geçmişe yönelik endekslemealışkanlığının
terk edilmesi gerekmektedir. Önceden açıklanan kur, buna bu büyük desteği
verecektir. Fiyat oluşumu ve ücret taleplerinde eski alışkanlığın sürdürülmesi
üretimin ve istihdamın daralmasına yol açacaktır. Programa olan güven ne
kadar fazla ve sürekli olursa ve program toplumun her kesimi tarafından
ne kadar çok benimsenirse, maliyet en aza indirilirken, enflasyonla mücadelede
başarı o derece yüksek olacaktır.
Orta-uzun vadede döviz kurlarına
ilişkin sistemdeki belirsizliğin azaltılmasının hem mal piyasalarındahem
de mali piyasalarda etkileri olacaktır.
Açıklanan kur sepeti ve yurtdışı
enflasyon, uluslararası ticarete konu malların fiyatlarını belirleyecektir.
Bu nedenle TEFE içerisinde yüzde 55 ağırlığa sahip olan ve çoğunlukla dış
ticarete konu malların üretildiği özel imalat sanayinde faaliyet gösteren
firmalar rekabetin artacağı bir dönemin başladığını hemen farkedeceklerdir.
Bu nedenle firmaların fiyat ve ücret artışlarını belirlerken hedeflenen
enflasyonu göz önüne almalarının önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.
Özellikle TÜFE içerisinde
dış
ticarete konu olmayan hizmet gruplarının yoğunlukla bulunması ve bu sektörlerin
fiyatlama davranışlarında geriye doğru endekslemenin gözlenmesi, programa
olan güvenin önemini bir kez daha ön plana çıkarmaktadır.
Program çerçevesinde kamu
kuruluşlarının mali yapılarında öngörülen iyileşme, bu kuruluşların açıklanan
kur sepeti paralelinde fiyat artışları yapmalarına olanak vererek, enflasyon
üzerine kamu sektöründen gelebilecek baskıyı giderecektir. Dolayısıyla,
kamu sektörü enflasyon hedefi ile tutarlı fiyat ayarlamasına giderken,
kamu sektörü bütününde taahhüt edilen performans kriterlerinin tutturulması
enflasyonla mücadele programının başarıya ulaşmasında en önemli etkenlerden
biri olacaktır.
Kurun önceden açıklanması
mali piyasaları da yakından ilgilendirmektedir. Türkiye ekonomisi 1980
yılından başlayan ve 1989 yılında sermaye hareketlerinin tam anlamıyla
liberalleşmesiyle, dış ticareti ve mali piyasaları, uluslararası piyasalarla
bütünleşmiştir (Grafik 4). Teorik olarak, mali piyasaları, uluslararası
piyasalarla bütünleşmiş bir ekonomide yurtiçi faiz oranlarını belirleyen
faktörler; yurtdışı faiz oranları, döviz kurunda beklenen artış ve risk
primidir. Öte yandan, kamunun borçlanma gereğinin yüksekliği, inişli çıkışlı
enflasyonist ortam, döviz kur riski, politik belirsizlikten kaynaklanan
riskler ve diğer kurumsal faktörler yurtiçi faizlerin üzerindeki risk priminin
artması sonucunu doğururlar. Kamu borçlanma gereğindeki azalma ile birlikte,
önceden açıklanmayan “yönlendirilmiş kur sisteminden”, önceden açıklanan
ve “enflasyon hedefine yönlendirilen kur sistemine”geçilmesi, yurtiçi faizler
üzerinde odaklaşan risk priminin önemli bir bölümünün yok olmasını da beraberinde
getirecektir. Bu nedenle nominal faizlerin, belirli bir zaman içerisinde
açıkladığımız kur artış oranı ile tutarlı bir düzeye gerilemesini beklemekteyiz.

Risk priminin döviz kurunun
belirsizliğinden kaynaklanan bölümünün kalkması, sermaye girişini şüphesiz
ki artıracaktır. Sermaye girişi bir yandan faiz oranlarının gerilemesine
neden olurken, diğer yandan ekonominin reel kredi stokunu artırarak mali
derinleşmeye yardım edecektir. Gerek mali derinleşme, gerekse düşük faizlerin,
özel sektör firmalarına düşük maliyetli, daha fazla mali kaynağa erişme
olanağını sağlaması, üretim maliyetlerini düşürerek enflasyonu olumlu yönde
etkileyecektir.
Sermaye girişinin diğer güçlü
bir etkisi büyüme üzerinde gözlenecektir. Faizlerin düşüşü ve ekonomide
kullanılabilir kaynakların artması ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkileyecektir.
Ekonomik büyümenin, sermaye giriş ve çıkışlarına bağlı devresel hareketlerden
olumsuz etkilenmemesi ise gelecek olan sermayenin uzun dönemli olmasının
sağlanması ile yakından ilgilidir.
Bu nedenle, programın toplumun
tüm kesimleri tarafından sahiplenilmesi ve uzun vadeli olarak düşünülmesi,
ekonomik büyümenin de istikrarlı ve sürdürülebilir olmasını sağlayacaktır.
İstikrarlı ve sürdürülebilir bir büyümenin ülkemizin en büyük sorunlarından
biri olan işsizliğin azalmasına da büyük katkısı olacağı kuşkusuzdur.
Kurun önceden belirlenmesinin
enflasyonist bekleyişler ve ekonomi üzerindeki etkilerini kısaca belirttikten
sonra kur politikasının işleyişine geçmek istiyorum.
Son yıllarda, Merkez Bankası’nın
fiili kur politikası temelde kısa vadeli enflasyonist bekleyişler, ödemeler
dengesi ve kamu dengesi gibi değişkenlere göre şekillenmiştir. Bundan böyle
ise, T.C. Merkez Bankası, kur politikasını yalnızca enflasyon hedefine
göre uygulayacaktır.
Program süresince, döviz
kuru politikamızı iki farklı dönemde, iki farklı kur rejimi altında şekillendireceğimizi
belirtmek istiyorum. Döviz kuru politikası 2000 Ocak- 2001 Haziran dönemini
kapsayan ilk 18 aylık sürede, “enflasyon hedefine yönelik kur sepeti”,
takip eden dönemde ise “kademeli olarak genişleyen band” çerçevesinde
yürütülecektir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası 2000 yılı Ocak-Aralık dönemini kapsayan ilk 12 ayda, yüzde 20 TEFE
yıl sonu artış hedefi ile uyumlu bir politika izleyecektir. Bir başka anlatımla,
biz Merkez Bankası olarak, 2000 yılında, yıllık bazda döviz kuru sepeti
artış oranının yüzde 20 olacağını açıkça taahhüt etmekteyiz (Grafik 5).

2000 Ocak – 2001 Haziran
dönemini içerecek ilk 18 aylık dönemde, Merkez Bankası her bir üçer aylık
dönemin sonunda önceki 9 aylık dönemdeki döviz kur sepeti artış oranı açıklandığı
gibi korunmak üzere, ilave üç ay için de kur sepeti artış oranını yine
hedeflenen enflasyonla tutarlı olacak şekilde kamuoyuna açıklayacaktır
(Şekil 1). Böylelikle her üç ayın sonunda gelecek 12 aylık dönemin sepet
artış oranları biliniyor olacaktır.
ŞEKİL 1
Önümüzdeki yıl süresince
uygulanacak “KUR SEPETİ TABLOSU” sizlere aşağıda sunulmaktadır [Tablo:
1].
TABLO 1
1 ABD DOLARI+0,77 EURO’DAN
OLUŞACAK
DÖVİZ KURU SEPETİ ARTIŞ ORANI

NOT:
SEPET=USD + 0.77*EUR
SEPET=USD * (1+0.77*CARİ
ÇAPRAZ)
EUR=USD * CARİ ÇAPRAZ
Bunun yanı sıra ekonominin
tüm birimlerine 12 aylık bir perspektif sağlayarak belirsizliği ortadan
kaldırması amacıyla, günlük döviz kuru sepet değerlerinin de sizlere bir
tablo olarak sunulması kararlaştırılmıştır. Döviz kur sepeti değerlerini
içeren bu TABLO, Ek 2’de sunulmaktadır.
Programın ikinci 18 aylık
dönemi kapsayan, Temmuz 2001 – Aralık 2002 döneminde ise “band” uygulamasına
geçilecektir. Söz konusu aralığın toplam genişliği aşamalı olarak artırılmaktadır.
Buna göre, 1 Temmuz 2001’den 31 Aralık 2001’e kadar kademeli olarak yüzde
7,5’e, 30 Haziran 2002’ye kadar yüzde 15’eve 31 Aralık 2002’ye kadar yüzde
22,5’eyükseltilecektir. “Band” uygulamasında, kurun “band”’ın içindeki
hareketlerine Merkez Bankası’nın müdahalesi olmayacaktır (Grafik 6).

Görüldüğü üzere Merkez Bankası
olarak önümüzdeki dönemde kurların seyriyle ilgili ayrıntılı bir taahhütte
bulunurken, bu taahhüdden kademeli olarak çıkış stratejimizi de önceden
kamuoyuna açıklıyoruz.
Açıkladığımız bu kur politikasının
uygulanabilir olduğuna inancımız tamdır. Program çerçevesinde maliye politikasının
kalıcı olarak güçlenecek olması ve Merkez Bankası’nın bugüne kadarki uygulamaları
ile iç ve dış piyasalarda oluşturduğu güven bu inancımızı pekiştirmektedir.
Bugün itibariyle 22,6 milyar
ABD dolarına ulaşan ve program uygulamasıyla beraber uluslararası kuruluşların
programa verecekleri mali destekle daha da artması beklenen Merkez Bankası
döviz rezervleri de açıkladığımız kur politikasını uygulanabilir kılan
diğer bir unsurdur [Grafik: 7].

Enflasyon ve enflasyon beklentilerinin
düşürülmesinde temel olacak bu kur politikasının ilk 18 aydan sonra kademeli
olarak nasıl ayarlanacağının da açık ve net şekilde şimdiden ortaya konulması,
uzun dönemde bu tür bir sisteme yöneltilebilecek eleştirileri de ortadan
kaldırmaktadır.
Kurların, 12 aylık dönemler
itibariyle alacağı seyrin, üstelik günlük ayrıntıda, şimdiden bilinebilmesi,
ekonomideki bireylerin önlerini görebilmelerini kolaylaştırırken, ileriye
yönelik anlaşma ve planları daha güvenli yapabilmelerine imkan tanıyacaktır.
Bu uygulama ile kurlarda
geleceğe yönelik gelişmelerin bilinir olması, kurların önemli ölçüde belirleyici
olduğu enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki belirsizliği minimuma indirecek
ve dolayısıyla ekonomideki reel faizlerin düşmesine de katkıda bulunacaktır.
Merkez Bankası olarak, uygulamaya koyacağımız kur politikası ile enflasyon
beklentilerinde var olan katılığın hızla kırılacağına inanmaktayız.
Hemen tekrar belirteyim ki,
önceden açıklanan kur politikasının başarısının arkasında maliye ve gelirler
politikasındaki kalıcı iyileşme ve cari işlemler dengesinin sürdürülebilir
yapısının olduğu unutulmamalıdır (Grafik 8).

Uygulayacağımız döviz kuru
politikasının, T.C. Merkez Bankası’nın yeni yüzyıldaki nihai ve tek hedefi
olan enflasyonu düşürme sonucuna hizmet edecek en önemli araç olacağı kanısındayım.
PARA
POLİTİKASI
Konuşmamın bu bölümünde sizlere
kısaca Uluslararası Para Fonu ile gerçekleşecek olan Stand-by anlaşması
çerçevesinde çizdiğimiz para politikasına, temel politika araçlarına ve
hedeflerine kısaca değinmek istiyorum.
T.C. Merkez Bankası’nın temel
para ve kur politikası araçları, döviz piyasası, açık piyasa ve bankalararası
para piyasası işlemleri ilezorunlu karşılıklar ve disponibilite oranıdır.
2000 yılından itibaren döviz
kuru sepetinin önceden açıklandığı şekli ile herhangi bir sapmaya fırsat
verilmeden izlenmesi ana hedef olan enflasyonla mücadelede Merkez Bankası’nın
en önemli aracı olacaktır.
Yakın İzleme Anlaşması’nda
olduğu üzere, uygulanacak olan kur ve para politikasının yansımasını, bilançomuzdaki
temel büyüklükler çerçevesinde izlemeye devam edeceğiz. Bilançomuzun temel
büyüklüklerinden “Net İç Varlıklar” kalemine getirilen “tavan” limitine
ek olarak, “Net Uluslararası Rezervler” kalemi de rezervlerin düşebileceği
minimum seviye ile sınırlandırılarak para politikamız ve bilançomuz şekillendirilmiştir.
Bilançoda “Net İç Varlıklar”
büyüklüğünün tanımı Yakın İzleme Anlaşması ile aynıdır. “Net Dış Varlıklar”
ise, Yakın İzleme Anlaşmasındaki “Net Dış Varlıklar” büyüklüğünden “Bankaların
Döviz Mevduatları” düşülerek hesaplanmıştır. “Net Uluslararası Rezervler”
ise, bir anlamda Merkez Bankası’nın net döviz rezerv pozisyonunu göstermektedir.
Bu tanımlar ile ilgili detaylar Ek 1’de verilmiştir.
Stand-by anlaşmasının ilk
18 aylık döneminde para politikasının işleyiş kuralları şöyle olacaktır.
Net İç Varlıklar
Kur politikasının likidite
politikamız üzerinde ki yansıması, Merkez Bankası'nın önceden açıkladığı
fiyatlarla kendisine getirilecek tüm dövizi satın almayı, yani istendiğinde
piyasaya döviz karşılığı Türk Lirası likidite vermesi şeklinde gerçekleşecektir.
Merkez Bankası’nın piyasalar için Türk lirası yaratma işlemi, önceden belirlenmiş
kurların açıklanmasının devam ettirildiği 18 aylık dönem süresince döviz
satın alınarak yapılacaktır.
Uygulayacağımız bu fonlama
prensibi Net İç Varlıklar değişkeni üzerine kısıt getirilmesi ve Net İç
Varlıklarda dalgalanmanın azaltılması ile daha da güçlendirilmektedir.
Buna göre 1999 yılı sonundan
başlayarak üç aylık dönem sonları itibariyle Net İç Varlıkların alabileceği
maksimum değer, performans kriteri olarak, değerleme hesabındaki değişmenin
etkisi hariç tutulduğunda, -1200 trilyon Türk Lirası'nda sabitlenmiştir
(Tablo: 2).
TABLO 2 NET İÇVARLIKLAR
(Trilyon TL)
| 30
EYLÜL |
1999 (Gerçekleşme)
|
-1,400.5
|
| 31
ARALIK |
1999
|
-1,200.0
|
| 31
MART |
2000
|
-1,200.0
|
| 30
HAZİRAN |
2000
|
-1,200.0
|
| 30
EYLÜL |
2000
|
-1,200.0
|
| 31
ARALIK |
2000
|
-1,200.0
|
Dönem boyunca, net iç varlıkların,
hedeflenen bu maksimum değeri merkez alan ve bir önceki üç ayın sonundaki
para tabanı büyüklüğünün (+ -) yüzde 5'inin belirlediği paralel bir band
içinde dalgalanmasına özen gösterilecektir. Örneğin, 1999 yılı sonu para
tabanı büyüklüğünün yaklaşık 3800 trilyon Türk Lirası olmasını varsaydığımızda,
Ocak-Mart 2000 döneminde net iç varlıklar kabaca -1010 trilyon Türk Lirası
ile -1390 trilyon Türk Lirası aralığı içinde dalgalanacaktır. Burada amaçlanan,
net iç varlıklardaki dalgalanmaya bir miktar izin vererek, faizlerin ani
ve aşırı hareketliliğini önlemektir.
Geçtiğimiz dönemlerde, Net
İç Varlıkları kamuya açtığımız kredileri daraltarak sınırlama yoluna gitmiş,
bunda da başarılı olmuştuk (Grafik 9). Geldiğimiz noktada artık net iç
varlık artışına yolaçabilecek büyüklükte bir kamu sistemi fonlamasına para
politikası uygulamamızda yer vermeyeceğimizi tekrar belirtmek isterim.
Aynı şekilde geçmişte döviz girişlerinin arttığı dönemlerde uyguladığımız,
Türk Lirası likiditeyi sterilize ederek net iç varlıkları azaltma politikasına
da son vermiş bulunuyoruz.

2001 yılının ikinci yarısından
sonra ise döviz kuru bandı uygulamasına başlanacağı dikkate alınarak Net
İç Varlıklar politikasına daha geniş bir esneklik tanınacaktır. Bu esneklik
sonucunda para politikasının faizler üzerindeki etkisi artırılarak, enflasyon
hedefine ulaşmaya yönelik gücü pekiştirilerek sürecektir.
AÇIK
PİYASA İŞLEMLERİ
2000 yılında net iç varlıklar
genel olarak yukarıda belirtilen band içinde seyrederken, kompozisyonunun
değişmesine izin verilecektir. Bu doğrultuda Merkez Bankası’nın, açık piyasa
işlemleri stratejisi kamu mevduat veya kredilerindeki değişmeleri telafi
etmeye yönelik olacaktır. Bu nedenle dönem boyunca net iç varlıklar içinde
yer alan açık piyasa işlemleri bakiyesi ile kamuya açılan net krediler
kaleminin yoğun bir etkileşim içinde olması beklenmelidir. Bunun bir istisnası
dini bayramlar nedeniyle artan likidite ihtiyacının karşılanmasında gözlenebilecektir.
Bankalararası
Para Piyasası
Ağırlıklı olarak döviz piyasası
işlemleri ile likidite yönetimi uygulamasının altını çizebilmek için belirtmemiz
gereken son nokta, Merkez Bankası’nın interbank piyasası olarak da adlandırılan
bankalararası para piyasasında taraf olduğu işlemleri azaltmaya yönelik
bir strateji izleyeceğidir. Buna göre Merkez Bankası bu piyasadaki alış
ve satış kotasyonunu kendisi dışındaki para ve repo piyasalarındaki gelişmeleri
dikkate alarak belirleyecektir.
Mevduat Munzam
Karşılıkları
Öte yandan bankaların ay
içinde ortaya çıkan geçici nitelikteki likidite taleplerini karşılayabilmeleri
ve daha etkin bir likidite yönetimi yapabilmelerine imkan tanımak amacıyla
bankalar zorunlu karşılık uygulamasında da bankalar lehine esneklik sağlanmıştır.
Bugüne kadar olan uygulamada
bankalar Türk Lirası zorunlu karşılıklar ile ilgili yükümlülüklerini Merkez
Bankası’ndaki bloke bir hesapta tutuyorlar ve bu fonları hiçbir şekilde
likidite yönetimlerinde kullanamıyorlardı. Halen yüzde 8 olan bu oran,
getirilen yeni uygulama ile bankaların bloke hesapta tutacakları miktar
için yüzde 6'ya düşürülmüş, kalan yüzde 2'lik kısıma ise disponibilite
olarak, haftalık ortalamalar bazında tutturabilme imkanı getirilmiştir.
Böylece bankalar tıpkı serbest tevdiat uygulamasında olduğu gibi, yükümlülüklerinin
yüzde 2'lik kısmını, haftalık ortalama tutturma yükümlülüğü altında, hafta
boyunca özgürce kullanabileceklerdir.
Bugünkü veriler baz alındığında
bu uygulama, bankacılık sistemine ortalama olarak yaklaşık 350 trilyon
Türk Lira'lık bir kaynağı nakit yönetimlerinde kullanabilme imkanı getirmektedir.
Zorunlu karşılıklarda yaratılan
bu esneklikle, özellikle maaş ödeme günlerinde ortaya çıkan likidite taleplerini
bankaların kendi imkanları ile karşılayabilmelerine olanak tanınmaktadır.
Likidite yönetiminde yaptığımız
değişiklikleri alt alta koyduğumuzda, bankaları, nakit yönetimlerinde daha
etkin bir role hazırlamaya çalıştığımız görülebilir. Merkez Bankası, Türk
Lirası işlemleri karşılığı verdiği likiditeyi azaltırken, bankalara dövizle
likidite sağlama konusunda gerek miktar, gerekse fiyat açısından mutlak
bir garanti vermektedir. Aynı şekilde bankalara, daha önce Merkez Bankası’nda
bloke olarak tuttukları zorunlu karşılıklarının bir miktarını kullanabilme
esnekliği getirerek, likidite yönetimlerine etkinlik kazandıracak bir imkanı
da sağlamaktayız.
Merkez Bankası bilançosu
açısından olaya bakıldığında ise net iç varlıkların sabit kalması, para
tabanındaki değişmenin ancak ve ancak net dış varlıklardaki (yeni tanımlı)
değişim karşılığı olması anlamına gelmektedir. Bu ise likiditenin döviz
karşılığı yaratılacağı anlamındadır.
Dikkat edilirse getirdiğimiz
bu sistem ile döviz rezervlerimizi belli bir seviyenin üzerinde tutacak
otomatik bir mekanizma da beraberinde gelmektedir. Dövize talep olduğu
günlerde piyasadan Türk Lirası çekilecek olması ve Merkez Bankası'nın çekilen
bu Türk Lirasını net iç varlıkları artırarak telafi etmemesi, Türk Lirası'na
olan talebin artmasına neden olacaktır. Bu durum ise sonuç olarak dövize
olan talebin kesilmesini getirecektir.
Bu sistem sonucunda faizler
piyasa koşullarını tam olarak yansıtır hale gelmektedir. Kısaca sistemi
dengeye getirecek unsur olarak faizlerin önemi artmaktadır.
Net Uluslararası
Rezervler
Net uluslararası rezervler
yeni bir tanımlamadır. Bu tanımlama brüt veya kullanılabilir rezerv kavramlarından
farklıdır. Detayları ekte verilen ve 2000 yılı boyunca net uluslararası
rezervlerimizi üzerinde tutmayı planladığımız seviye, her bir çeyrek için
sırasıyla 12,000 milyon, 12,750 milyon, 12,750 milyon ve 13,500 milyon
ABD dolarıdır [Tablo: 3]. Bu seviyeler yaratılan otomatik mekanizma dikkate
alınarak ve belli marjlar koyularak belirlenmiştir. Net uluslararası rezervlerimizin
belirlenen bu alt limitlere yaklaşmayacağını tahmin ediyoruz. Net uluslararası
rezervlerin saptanan bu seviyelerin altına düşme eğilimi göstermesi durumunda
Merkez Bankası gerekli önlemler ile bu eğilimleri kırma yoluna gidecektir.
TABLO 3 NET ULUSLARARASI
REZERVLER
(milyon ABD Doları)
|
|
TABAN
|
| 30
EYLÜL |
1999 (Gerçekleşme)
|
17,923
|
| 31
ARALIK |
1999
|
12,000
|
| 31
MART |
2000
|
12,000
|
| 30
HAZİRAN |
2000
|
12,750
|
| 30
EYLÜL |
2000
|
12,750
|
| 31 ARALIK |
2000
|
13,500
|
Performans
Kriterleri
Burada, 2000 yılı için koyduğumuz
hedeflerin Uluslararası Para Fonu ile yapmakta olduğumuz Stand-by anlaşmasındaki
yerlerine de değinmek istiyorum. Net uluslararası rezervlere koyduğumuz
hedefler taban (en az), net iç varlıklar hedefi ise dönem sonlarında bu
değişkenin ulaşabileceği tavan değerleri göstermektedir. Stand-by programında
uluslararası rezervler, 2000 yılının ilk yarısına kadar performans kriteri
olarak kabul edilirken bu tarihten sonra "gösterge hedef" olarak kabul
edilecektir.
Net iç varlıklar değişkeni
ise 2000 yılı boyunca performans kriteridir. Yukarıda da belirttiğim üzere,
net iç varlıklar değişkeni uygulanan politika gereği dönem içinde bir band
içinde dalgalanacaktır. Bu band net iç varlıkların, kısa dönemler itibariyle,
piyasa koşullarına uyum sağlayabilmesi amacı ile oluşturulmuştur (program
için bir performans kriteri değildir). Net iç varlıkların zaman zaman bu
bandın dışında değerlere inip çıkması mümkündür.
Burada ortaya koymaya çalıştığım
2000 yılı para, kur ve likidite politikalarımızın uygulama detaylarını
sizlere konuşmam ile birlikte dağıtacağımız çalışmalarda da bulabilirsiniz.
Bu çalışmalarda, net uluslararası rezervler, net iç varlıklar ve para tabanı
tanımları ile yeni zorunlu karşılık uygulaması yeralmaktadır.
Sonuç olarak;
Sözlerimi 2000 yılı enflasyonu
düşürme programının başarılı olabilmesi ile ilgili bir kaç noktaya değinerek
bitirmek istiyorum. Yaklaşık iki yıldır üzerinde çalıştığımız program artık
uygulanmaya başlamıştır. Bu program, teknik yönden, harcanan çabaları yansıtan
içeriği güçlü, tutarlı bir yapıdadır.
Siyasi irade bu programın
arkasında olduğunu bugüne kadar aldığı “alınması zor” ekonomik kararlarla,
uygulamaya koyduğu yapısal reformlarla göstermiştir.
Uluslararası Para Fonu ve
Dünya Bankası programın hazırlanmasına yaptıkları teknik katkıların yanısıra
vermeyi taahhüt ettikleri yardım ve proje kredileri ile, desteklerini parasallaştırmışlardır.
Bundan sonra hepimizin yapması
gereken uygulama aşamasında bu programa sahip çıkmaktır. Unutmayalımki
çeyrek yüzyıldır en önemli problemimiz olan enflasyondan kurtulabilmemiz
için bu en büyük ve belki de son fırsatımızdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
EK 1
I. TCMB BİLANÇOSU TANIMLARI
VE PERFORMANS KRİTERLERİ
TANIMLAR
Stand-by anlaşması çerçevesinde,
belirlenen bilançonun yeni şeklinin, Yakın İzleme Anlaşması bağlamında
izlenen bilanço ile tek bir temel farklılığı bulunmaktadır. Rezerv Para
(X) göstergesinin altındaki “Bankaların Döviz Mevduatı” kalemi, Net Dış
Varlıklar kaleminden düşülmüş ve yeni tanımlı “Net Dış Varlıklar” büyüklüğüne
ulaşılmıştır. Buna göre Stand-by bilançosunun genel tanımları aşağıdaki
gibidir:
Para Tabanı = Emisyon
+ Bankaların TL Zorunlu Karşılıkları + Serbest Tevdiat
Net İç Varlıklar = Para
Tabanı - Net Dış Varlıklar
Bilanço büyüklüklerini, yukarıda
belirtilen genel tanımların yanı sıra, alt kalemleri itibariyle daha da
detaylı belirtmek mümkündür:
Para Tabanı;
“Emisyon”, “Türk lirası zorunlu karşılıklar” ve “serbest tevdiat” kalemlerinin
toplamına eşittir.
Net İç Varlıklar,
“kamu sektörüne açılan nakit krediler (net)”, “fon hesapları”, “banka dışı
kesimin mevduatı”, “bankalara açılan nakit krediler”, “açık piyasa işlemleri”,
“değerleme hesabı”, “IMF acil yardım takip hesabı” ve “diğer” kalemlerin
toplamından oluşacaktır.
Net Dış Varlıklara
ise “net uluslararası rezervler” kalemine, “net orta vadeli dış krediler”,
2 yıl ve üzeri vadeli
mevduatları (orijinal vadesi)
içeren “kredi mektuplu döviz tevdiat hesapları” ve Türk Savunma Fonu hesabının
dahil edildiği “diğer” kalemini ekleyerek ulaşmak mümkündür.
Net Uluslararası
Rezervlerin altında üç temel kalem bulunmaktadır. Bunlardan
ilki altın mevcudu, efektif deposu ve muhabir hesapların toplamından oluşan
“brüt döviz rezervleridir”. İkinci ana kalem olan “brüt uluslararası yükümlülükler”,
döviz alacaklıları, akreditifbedelleri, kısa vadeli dış krediler, kredi
mektuplu döviz tevdiat hesaplarının içindeki orijinal vadesi 1 yıl olan
mevduatlar, bankaların döviz mevduatları ve Uluslararası Para Fonu hesabını
içermektedir. Üçüncü ve son kalem ise şu an sıfır bakiye gösteren vadeli
işlemler (net) kalemidir.
PERFORMANS KRİTERLERİ
Dökümanın daha önceki bölümlerinde
belirtildiği üzere “Net İç Varlıklar” büyüklüğü üzerine “tavan” kısıtı
getirilmiştir. Aşağıdaki tabloda da belirtildiği üzere söz konusu tavan
değer tüm dönemler için aynıdır.
NET İÇVARLIKLAR (Trilyon
TL)
| 30
EYLÜL |
1999 (Gerçekleşme)
|
-1,400.5
|
| 31
ARALIK |
1999
|
-1,200.0
|
| 31
MART |
2000
|
-1,200.0
|
| 30
HAZİRAN |
2000
|
-1,200.0
|
| 30
EYLÜL |
2000
|
-1,200.0
|
| 31
ARALIK |
2000
|
-1,200.0
|
Ancak performans
kriterine konu olan bu büyüklüğünün Stand-by Bilançosunda hesaplanmasında;
a) Değerleme
hesabı düşülecektir.
b) 31 Aralık 1999
tarihine ilişkin olarak, 10 Aralık 1999 ve 20 Ocak 2000 tarihlerindeki
ortalamalar ve 31 aralık 1999 tarihindeki kurlar göz önüne alınacaktır.
c) 2000 yılına ilişkin
olarak tablodaki ayların son 5 işgünü ortalamaları esas alınacaktır.
Net Uluslararası Rezervlere
ise “taban” kısıtlaması getirilmiştir. 2000 yılının ilk altı ayında “performans
kriteri” niteliği olan bu büyüklük, yılın ikinci yarısında “gösterge taban
değer” olacaktır. Buna göre;
NET ULUSLARARASI
REZERVLER
(milyon ABD Doları)
|
|
TABAN
|
| 30
EYLÜL |
1999 (Gerçekleşme)
|
17,923
|
| 31
ARALIK |
1999
|
12,000
|
| 31
MART |
2000
|
12,000
|
| 30
HAZİRAN |
2000
|
12,750
|
| 30
EYLÜL |
2000
|
12,750
|
| 31 ARALIK |
2000
|
13,500
|
Ancak Net Uluslararası Rezervlerin
hesaplanmasında;
a) 31 Aralık
1999 sonuna ilişkin olarak, 10 Aralık 1999 ve 20 Ocak 2000 tarihlerindeki
ortalamalar ve 31 aralık 1999 tarihindeki kurlar göz önüne alınacaktır.
b) 2000 yılı süresince
ise, Net Dış Varlıkların (dolayısıyla Net Uluslararası Rezervlerin) içerdiği
tüm yabancı para cinsinden varlık ve yükümlülüklerin ABD Doları karşılıkları
“Niyet Mektubu’nda” kamuoyuna duyurulacak olan “Program Sabit Çapraz Kur
Tablosuna” göre hesaplanacaktır. Sözkonusu kalemlerin Stand-by bilançosundaki
TL karşılıkları ise cari TL/ABD doları’ndan çevrilecektir. Yukarıda anlatıldığı
üzere bilançoda TL karşılığı hesaplanmış olan Net Dış Varlıkların ABD doları
değeri, 2000 yılı süresince her bir üç aylık dönemin sonundaki cari TL/ABD
Doları kurundan hesaplanacaktır.
Dolayısıyla, “T.C. Merkez
Bankası Haftalık Vaziyeti” ve “Analitik Bilanço” cari çapraz kurlara göre
çıkartılırken, Stand-by Bilançosuprogramda belirlenen sabit çapraz kurlara
göre çıkartılacak ve hedeflerin dönem sonu değerleri bunlara göre hesaplanacaktır.
Hedeflere ilişkin diğer teknik
detaylar “Niyet Mektubu” ile yayınlanacaktır.
2000 YILI STAND-BY ANLAŞMASI
ÇERÇEVESİNDE BELİRLENMİŞ
MERKEZ BANKASI BİLANÇOSU

Not: IMF Acil Yardım Takip
Hesabı 18 Ekim 1999’dan itibaren çalışmaya
başlamıştır.
II. MEVDUAT MUNZAM
KARŞILIK VE UMUMİ DİSPONİBİLİTE UYGULAMASINA İLİŞKİN DÜZENLEME
Bilindiği gibi, bankalar
hafta sonlarında mevcut stok Türk lirası mevduat hesapları karşılığında
Bankamız nezdinde bloke bir hesapta yüzde 8 oranında munzam karşılık
bulundurmakta, diğer taraftan, bilançolarında mevcut mevduat ve mevduat
dışı pasif hesapları için haftalık ortalama olarak disponibl değer
tutmaktadırlar.
Yapılan düzenleme ile, haftanın
son gününde mevcut stok mevduat üzerinden tesis edilen munzam karşılık
oranının yüzde 8’den yüzde 6’ya düşürülmesi, buna karşılık mevduat üzerinden
umumi disponibilite olarak yüzde 2 oranında serbest tevdiat alınması yoluyla,
toplam kanuni karşılıklarda bir değişiklik yaratılmaksızın, mevduatın yüzde
2’sine tekabül eden kanuni karşılıklarda ortalamaya geçilecek ve bu yolla
bankalara hafta içinde likiditelerini sağlamada bir esneklik getirilmiş
olacaktır. Uygulama 24 Aralık 1999 tarihinde başlayacaktır.
Söz konusu değişiklik sonucu
oluşan Kanuni Karşılıklar Tablosu aşağıdadır.
| TAAHHÜTLER |
MMK |
DİSPONİBİLİTE |
TOPLAM |
MMK |
DİSPONİBİLİTE |
TOPLAM |
| |
|
Serbest Tevdiat |
Dibs |
Kasa |
|
|
Serbest Tevdiat |
Dibs |
Kasa |
|
| Mevduat |
%6 |
%2 |
%4 |
%2 |
%14 |
%11 |
|
%1 |
%2 |
%14 |
| Diğer Pasifler |
|
%8 |
%4 |
%2 |
%14 |
|
%11 |
%1 |
%2 |
%14 |
| Pozisyon Aşımları |
|
%8 |
|
|
|
|
|
|
|
|
KAYNAK: MERKEZ BANKASI İNTERNET
SİTESİ
(18 ARALIK 1999)
 |