Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in yeni
ekonomik programı sunuşunda yaptığı konuşmanın metni şöyle:
(14 Nisan 2001)
Türkiyemiz gerçekten bugün ve bugünlerde zor bir dönemden geçiyor.
Hepimiz bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak istiyoruz. Ve tabi bundan
daha önemlisi hızla çok daha iyi günlere nasıl gideceğimizi, bu bunalımdan
ekonomiyi nasıl kurtaracağımızı düşünüyoruz, birlikte çözüm arıyoruz.
Bugün size sunduğum program, devletimizin hizmetinde çalışan çok değerli,
Türkiye’yi çok seven arkadaşlarla birlikte hazırladığımız bir programdır.
Bu arkadaşlar hepsi yanımdadır, hepsi değil pek çoğu da başka yerdedir
şu anda, bu odadadır veya başka kuruluşlarda çalışıyorlardır. Fakat hepimiz
birlikte çalıştık. Ve devletin kadrolarında hakikaten gece gündüz çalışan
arkadaşlarla birlikte ortaya çıkan bir programdır.
Geçmişten ders almaya çalışıyoruz. Başka ülkelerin deneyimlerine bakıyoruz.
Ama tabii en önemlisi Türkiye’nin şartlarına, Türkiye’nin özel koşullarını
inceleyip,
Türkiye’nin bu koşullarını hesaba katarak çalışıyoruz. Türkiye’yi
hızla hakettiği hızlı büyüme sürecine götürmeyi amaçlıyor bu program. Amacımız
o, büyümeye bir an önce gelebilmek. Ancak şunu da belirtmek istiyorum,
ayrıntıya girmeden önce. Günümüzün değişimi içinde olan dünyasında her
an yeni gelişmelere ayak uydurmak, her an yeni adımlar atmak gerekebilir.
Futboldan bir örnek veriyorum. Galatasaray’ın veya başka bir takımın stratejisi
vardır. Bir de maçın seyrine göre rakibin hareketlerine göre oyun sürdürülür.
İlk baştan her şey öngörülemez, ekonomide de bu böyledir.
Her an strateji ve hedef belli olmalı. Fakat golü atmak için de her
fırsatı kullanmak gerekecektir. Tabi strateji kadar oyuncuların kalitesi
de önemlidir. Birey olarak kalitesi. Fakat ondan da daha önemli, onun da
ötesinde, takım halinde, takım olarak hareket etmeleri de çok önemlidir.
Burdaki arkadaşlarla bir aile gibiyiz ve bol bol gol atacağımızı ümit ediyorum
birlikte. Ekonomik program canlı bir program olmalı, toplumla bütünleşen
ve her an daha da güçlenen, yenilenen bir program olmalıdır.
Ama tabii bazı ana ilkeler var. Bu ana ilkelerden hiçbir zaman şaşmayacağız.
Bir kere en önemlisi halka doğruyu söyleyeceğiz. Devletin borcu varsa,
bu örneğin kamu bankalarında, gizlenmeyecektir. Neyse o borç, herkes bilsin.
Nasıl oluştu, onu da herkes bilsin. Nasıl ödenecek, onu da herkes bilsin.
Bu birinci ilkemiz.
İkinci ilkemiz; bugünü kurtaralım, idare edelim deyip yarınımızın altına
dinamit koymayalım. Bu uzun vadeli bir mücadeledir.
Büyüme uzun vadeli bir süreçtir, bugünü kurtaracağız diye yarının altına
ipotek koymayalım. Türkiye gibi nüfusu genç bir ülkede kısa vadeli hesap
değil, uzun vadeli strateji yürütmemiz gerekiyor. Bizden, benden ve arkadaşlarımdan
günü idare eden çözüm beklemeyin. Birlikte halkımızın desteğiyle mutlu
yarınları inşaa etmek istiyoruz. Gerçi bugünlerde her akşam biraz yorgun
döneceğiz evimize hepimiz. Ama her sabah umutlu, güvenle başlayacağız günlerimize.
Bugün sizlerle çalışmalarımızda hangi noktada olduğumuzu paylaşmak istiyorum,
program büyük ölçüde hazırlanmıştır. Bize destek verecek dış kuruluşlarla
da bu çalışmalar ilerlemiştir. Ve bu desteği de sağlayacağız. Birçok konuda
tam bir anlaşma içindeyiz, bazı ayrıntılar konusunda, özellikle dış finansman
konusunda, miktarı ve bileşimi konusunda çalışmalar sürüyor. Fakat bunu
da hızla sonuca bağlayacağız.
Tabiki ileriye bakmak istiyoruz, ileriye doğru yürümek istiyoruz. Ancak
doğruyu görebilmek ve doğruyu yapabilmek için geçmişi de iyi anlayabilmiş
olmamız lazım. Onun için bu konuşmanın başlangıcında birazcık geçmişe bakacağız.
Ve özellikle Türkiye’nin 1990’lı yılların sürecine niye geri dönemeyeceğini
birlikte bir konuşalım. 90’lı yıllara Türkiye çok düşük bir borç stokuyla
girdi. Görüyorsunuz, iç borç stoku milli gelirin yüzde 6’sına eşitti 90’lı
yılların girişinde. Toplam borçta yüzde 30’un biraz altındaydı. Maalesef
2000 yılının, 99 yılına toplam borcun yüzde 30’un altında olan toplam borcun
yüzde 60’lık seviyeye ulaştığı bir durumla girdi. Ve maalesef bugün 2001
yılının başlangıcında bu borç stoku yüzde 65’e ulaşmıştır. Bu büyük bir
artıştır. Borç stokunun iki misline çıkması Türk devletini ve Türk ekonomisini
büyük bir yük altına sokmuştur. Bu borç stoku nedeniyle 1990 yılında gelirin
yüzde 31’ine eşit olan faiz giderleri bugün çok yükselmiştir ve bu grafta
gördüğünüzden de ötesinde 2001 yılında 95 liraya yaklaşmıştır. Yani gelirden,
vergiden elde ettiğimiz 100 liranın bugün 95’e yakını, bu yıl, 2001 yılında
faize gitmek mecburiyetindedir.
Bu şekilde devam etmemiz, bu şekilde ekonomiyi büyümeye götürmemiz mümkün
değildir, bu çark dönemeyiz. Yani kamu açığı, yüksek reel faiz, yüksek
borç ve bu şekilde günü idare edip, hadi biraz daha borçlanalım, bu çarkı
biraz daha döndürelim ve uzun vadeyi düşünmeyelim şeklinde hareket etmemiz
mümkün değildir. Bu, bir aile için de geçerlidir, herhangi birimiz için
de geçerlidir, devlet için de geçerlidir. Eğer ödenen faiz reel olarak,
enflasyonu düştükten sonra, büyümenin çok üstündeyse, mutlaka dengeye gelmek
mümkün olmayacaktır. Ve mutlaka reel faizle büyümeyi birbirine yaklaştırıp,
hatta büyümeyi reel faizin üstüne çıkartmamız gerekecektir.
Reel faiz bazen yüzde 25-30 olarak gerçekleşmiştir, hatta ortalaması
yüzde 25-30 olmuştur 90’lı yıllarda. Halbuki büyüme hızımız ortalama olarak
maalesef yüzde 2-3’te kalmıştır. Bu borç dinamiği içinde bir de şu meşhur,
bugünlerde bütün haberlere yansıyan, gazetelere yansıyan da kamu bankalarının
görev zararlarına bir bakalım.
Herhalde
bu grafiğe baktığımız zaman ilk işimiz olarak kamu bankalarını bu hale
sokan düzene niye son verdiğimizi anlıyorsunuz. 1992 yılında hiç olmayan
bir kamu bankaları görev zararı, bugün adeta milli gelirimizin yüzde 20’sine,
5’te 1’ine eşit olmuştur. Bu borç stoku zaten kamuya ait bir borç stokudur.
Bunu Hazine’nin devralması ve rasyonel, etkili, dürüst bir şekilde yönetmesi
bu düzeni değiştirecektir ve borç stokunun ve Türkiye devletinin borç stokunun
en düşük maliyetle yönetilmesine müsade edecektir.
Biliyorsunuz Ziraat Bankası’nda yeni yönetim 2 hafta önce iş başına
gelmiştir. Bugün Halk Bankası’nın genel kurulu yapılmıştır, yönetim değişmiştir.
Emlak Bankası’nda da aynı olay gelecek hafta yerine gelecektir. Bu bankaların
bir an önce üreticiye, çiftçiye, esnafa destek dışındaki mecburiyetlerinden
kurtarılmaları gerekiyor. Bankalarda çalışan çok değerli elemanlar var.
Hızla durumun düzelmemesi için bir neden yoktur. Ciddi ve herhangi bir
politik müdahale olmaksızın çalışmaları gerekiyor. Bu arada, hazine borçları
devralıyor ve devletin bütün borcunu şeffaf bir şekilde, herkesin görebileceği
biçimde tek elden yönetecek.
Bir de şunu vurgulamak istiyorum; elbette her türlü idari ve yasal takip
devam edecektir. Kamu bankalarındaki düzen değişikliği bir devrimdir. Ülkemize,
halkımıza ve ekonomimize hayırlı olsun.
Şimdi birlikte ileriye bakalım, hızlı büyümeye nasıl kavuşacağımızı
konuşalım. Burada çok önemli bir boyutu vurgulamak istiyorum. Bu çalışma
sadece bir istikrar programı değildir. Evet, kemerlerimizi hepimiz sıkacağız.
Faiz gelir dengesini gördünüz.
Gelirlerinin yüzde 90’nını faiz ödemesine ayırmak durumunda olan bir
bütçenin ne kadar dar bir durumda olduğunu hepiniz herhalde anlıyorsunuzdur.
Fakat istikrarla iş bitmez. Mutlaka istikrarla birlikte yeniden yapılanma
süreci içinde olmamız ve Türkiye’nin ekonomik yapısını değiştirmemiz gerekiyor.
Zaten bu yeniden yapılanma olmadan istikrarı da sağlayamayız, güveni de
tesis edemeyiz. Yapmamız gereken sadece bu yıl yeniden borcu döndürmek
operasyonu değildir. Yapmamız gereken Türkiye’nin düzenini değiştirmektir.
Zaten bunu yapamazsak borcu da döndüremeyiz, makro ekonomik dengeleri de
kuramayız. Bu yeniden yapılanma birtakım yasal değişiklikleri gerektirmektedir.
|
1. BÜTÇE KANUNUNDAKİ
DEĞİŞİKLİKLER
|
|
2. GÖREV ZARARLARINI
KALDIRAN KARARNAME VE KANUN
|
|
3. BORÇLANMA
YASASI
|
|
4. KAMULAŞTIRMA
YASASI
|
|
5. 15 BÜTÇE
VE 2 BÜTÇE DIŞI FONUN KAPATILMASI İLE İLGİLİ YASA
|
|
6. KAMU İHALE
YASASI
|
|
7. MERKEZ BANKASI
YASASI
|
|
8. BANKALAR
KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER
|
|
9. İŞ GÜVENCESİ
YASASI
|
|
10. EKONOMİK
VE SOSYAL KONSEY YASASI
|
|
11. SİVİL HAVACILIK
YASASINDA DEĞİŞİKLİK
|
|
12. TELEKOM
YASASI
|
|
13. ŞEKER KANUNU
|
|
14. TÜTÜN KANUNU
|
|
15. DOĞALGAZ
KANUNU
|
Bu yasal çalışmalara birlikte bir bakalım. Yasal çalışmanın birinci
bölümü bütçe ve kamu bankaları ve kamu yönetimiyle ilgilidir. Kamunun bir
bütün olarak çok daha rasyonel, tasarruflu ve etkin çalışması gerekiyor.
Kamu bankalarından zaten bahsettik.
Bunun dışında borçlanma yasası, kamulaştırma yasası, bütçe dışı fonların
rasyonel hale getirip çoğunun kapatılması ve kamu ihale yasası meclisin
önüne gelmiştir veya gelecektir. Bütün bunlarla hedeflenen kamunun en etkin
biçimde hem gelirlerini hem giderlerini hem de reel sektörle etkileşimini
yönetmesidir.
Borçlanma yasasını bir örnek alalım. Borçlanma politikasını tek elden
hazine yürütecektir. Büyük Millet Meclisimize her üç ayda bilgi verecektir.
Borçlanma ve garanti verme sistemi tek bir kanunla düzenlenerek, borç yönetimi
açık ve saydam kurallara bağlanacaktır. Garanti sorunu da çok önemli bir
sorundur Türkiye’de. Elbette Türkiye’ye kaynak getiren, teknoloji getiren
bazı yatırımcıya birtakım garantilerin, yani devletle ilgili garantilerin
verilmesi doğaldır. Fakat bu projelerin gerçekten Türkiye’nin yararına
olması ve ayrıntılarının da bu garantiye müsait olmaları gerekiyor. Her
birini çok dikkatle inceleyip Türkiye’yi garanti yoluyla büyük şeyler altında
ve yeniden büyük borçlar altına sokmamamız gerekiyor. Ama eğer Türk ekonomisinin
gerçekten ihtiyaç duyduğu bir proje varsa ve bu projeye yatırım yapılacaksa
makul bir ölçüde ve rosyonel bir biiçimde garantiler tabiki verilecektir.
Kamulaştırmaya baktığımız zaman, kamulaştırma hem kolaylaşacak hem kanunla
yeterli ödemeyi temin edilmeden kamulaştırma işlemi başlamayacaktır. Kamu
ihale yasası da çok önemli bir yasadır. Açık, Avrupa kurumlarına uyan,
rekabete dayalı bir sistemle maliyeten önemli tasarruf elde etmek mümkün
olacaktır.
Yasal düzenlemelerin ikinci kısmı bankacılık ve finans sektörüyle ilgilidir.
Birincisi şu anda Başbakanlık’a sunulmuş yasa, Merkez Bankası ile ilgili
yasadır. Ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nı tamamen Avrupa standartlarına
uyan, güçlü, bağımsız bir Merkez Bankası haline getirecektir. Zaten Merkez
Bankamız o açıdan çok yol almıştır. Çok iyi çalışan, güçlü bir Merkez Bankası’dır.
Fakat bu yasayla daha da ileriye giderek Türkiye’nin Merkez Bankası
gelişmiş ülkelerdeki Merkez Bankaları’nın bütün niteliklerini kazanacaktır.
Bu
özellikle uzun vadede enflasyonla mücadele açısından çok önemli bir adımdır.
Özerk, para politikasını serbest ve güçlü bir biçimde yürüten bir Merkez
Bankası, enflasyona karşı bir ülkede en önemli teminattır.
Biliyorsunuz bankacılık sektörü, finans sektörü bu son bunalımdan büyük
bir darbe yemiştir. Ve dolayısıyla yasal düzenlemelerde bankacılıkla ilgili
bölüm çok çok büyük bir önem taşımaktadır. Ayrıntısını dağıtacağımız metinde
bulacaksınız. Bankacılık sektörüyle ilgili çok yoğun çalıştık, çalışmalar
devam ediyor.
Ve bankacılık sektörüne önemli bir rahatlama ve ileriye dönük üretime,
üreticiye, ithalatçıya, çiftçiye, esnafa daha iyi bir şekilde hizmet etmesi
için gerekli düzenlemeler yapılmaktadır. Bence bu uygulamalarla da belki
en önemlisi ayakta kalan bankaların ekonomiye hizmet etmelerine yardımcı
olacak bir düzen içinde denetlemek ve sahiplerinden de sermaye arttırmalarına
gitmelerini hem özendirmek hem onlardan bunu istemektir. Bankacılık Denetleme
ve Düzenleme Kurumu ile birlikte bu çalışmalar hızla ilerliyor ve sanıyorum
önümüzdeki günlerde bankacılık yasasını da meclise sevketmiş olacağız ve
bankacılık sektöründeki bunalıma bir an önce son vermek yönünde çok önemli
adımlar atabileceğiz.
Bu arada bunu da söyleyeyim, daha önce hükümetimizin de birkaç kez vurguladığı
gibi, herkesin mevduatı kesin güvence altındadır. Bu konuda en ufak bir
tartışma ve en ufak bir şüphe olmasın. Herkesin mevduatı, Türk devletinin
kesin güvencesi altındadır.
Kamu yönetimi ve bankacılıktan sonra bir reel sektörü ve sektörel yasalara
bakalım. Reel sektördeki düzenlemeler çok önemlidir. Şeker yasası, tütün
yasası, doğalgaz yasası, telekom yasası, sivil havacılıktaki değişiklik...
Bütün bunlar reel sektöre yönelik çalışmalardır, yasal düzenlemelerdir
ve büyük önem taşımaktadır yeniden yapılanmada. Amaçlanan nedir?
Amaçlanan, reel sektörün rekabet edebilir, güçlü bir yapıya kavuşması.
Devletin reel sektördeki zararların önlenmesi fakat aynı zamanda da reel
sektörün bu rekabetçi yapı içinde çok daha sağlıklı çalışabilmesi ve üretimi,
ihracatı geliştirebilmesidir. Özellikle tarımda Türkiye’nin rekabet gücü
olan sektörde üretim yapılması gerekiyor. Bir ürün üretilip sonradan yakılırsa
uzun vadede bunun ne çiftçiye yararı vardır ne ekonomiye ne de devlete.
Dolayısıyla dünya fiyatları ve dünya piyasaları ne gerektiriyorsa ve o
açıdan Türkiye ekonomisi hangi alanda gerçekten kâr edebiliyorsa üretimin
o alanlara kayması ve o alanlarda büyümesi gerekiyor. Tabii bu arada bir
geçiş dönemi olacak.
Birçok sektörde bu geçiş döneminde özellikle çiftçiye destek olmak
gerekecek. Ve bunu direkt olarak gelire destek şeklinde gerçekleştirmemiz
gerekiyor. Özellikle Tarım Bakanlığı’nda bu çalışmalar ilerlemektedir ve
bu aşamada bu çalışmaların hızla hedefe ulaşıp bu direk destek kaynaklarının
istenilen biçimde amaca ulaşması gerekiyor. Geçiş döneminde bu işin sosyal
boyutu çok önemlidir. Üretimi yeniden yapılandırdığımız günlerde ve yıllarda
bu desteğin, bu sosyal desteğin de mutlaka işlemesi gerekiyor.
Telekomünikasyona değinelim birkaç dakika için. Telekomünikasyon sektörü,
biliyorsunuz, bu yeni ekonomide, yeni teknolojide, dünyadaki bütün ekonomiler
için belki de en önemli bütün diğer sektörlerin etkinliği açısından rekabet
edebilir güce gelmeleri açısından çok önemli bir sektördür. Burada hem
Türkiye’nin stratejik amaçlarına uygun biçimde ve stratejik olan savunmayla
ilgili olan, milli savunmamızla ilgili olan bu unsurları gözönünde tutarak
yeni bir yasayı Meclis’e sevkedeceğiz. Bu yeni yasada telekominikasyon
sektörü rekabete açık, özel girişimin gücüyle daha etkin, daha az, daha
düşük maliyetle çalışabilecek ve ekonomiye hizmetlerini verebilecektir.
Aynı zamanda blok satış olarak çoğunluğun yabancıya satılması uygun görülmemiştir.
Yabancı stratejik ortağa blok satış yapılacaktır, fakat bu yüzde 50’nin
altında kalacaktır.
Havacılık sektörü de çok önemlidir Türkiye için. Türkiye’nin coğrafi
konumu, bölgedeki, bu bölgedeki yeri, bence Türkiye’nin sivil havacılıkta
müthiş bir, önemli bir şey olması imkanını doğurmaktadır. Avrupa, Ortadoğu,
Akdeniz, Orta Asya ve Asya arasında bir köprüdür. Ve sanıyorum havacılık
sektörünün gelişmesiyle hem dışardan hem içerden çok önemli kaynaklar Türkiye’ye
gelebilecektir. Ve aynı zamanda THY ve diğer uçuş hava şirketleri hem kar
edebilir hem de ekonomiye çok büyük bir hizmet verebileceklerdir. Onun
için fiyat yapılarını esnek ve serbestçe belirlemeleri gerekir tabiki rekabet
kuralları içinde kalarak ve zaten buna rekabet kurulu da her zaman denetim
görevini yapacaktır. Şu anda sivil havacılık yasasındaki değişiklikle bu
sağlanmaktadır. Ve sanıyorum önümüzdeki aylarda çok daha rekabet gücü olan
ve güzel hizmet veren, zaten güzel hizmet veriyor THY, fakat aynı zamanda
bunu kâr ederek ve ileriye dönük yatırımlarla daha da güçlendirmesi mümkün
olacaktır.
Bu arada özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızdan da THY’ye büyük
ilgi vardır. Sanıyorum onlardan da gelen yatırımla bu genişlemeyi ve bu
sektörün güçlenmesini sağlayabileceğiz.
Değerli basın mensupları, değerli vatandaşlarımız,
Bu yapılanma, bu yeniden yapılanma, Türkiye’nin makro ekonomik dengesi
ve makro ekonomik yapısı açısından çok önemlidir. Meclis yoğun biçimde
çalışıyor, bu yasalar komisyonda ve genel kurulda bu ayın sonuna kadar
çoğu gerçekleşecektir. Ve yasal çalışmalar hızla sürecektir.
Şimdi tüm bu yeniden yapılanmada bir boyutu tekrar altını çizmek istiyorum
öneminin, bu da sosyal boyutu. Ekonomik ve sosyal konsey yasası biliyorsunuz
TBMM genel kurulunda kabul edilmiştir. Bence bu çok önemli bir adımdır.
Bir ülkenin ekonomik politikası, sosyal kesimlerin dayanışmasına dayanmalı
ve bu sosyal kesimler isteklerini, düşüncelerini, eleştirilerini, en yüksek
düzeyde hükümete ve bakanlar kuruluna iletmek durumunda olmalıdır ve bunun
bir yasayla açıklanması, bağlanması, bence Türkiye’nin sosyal dayanışma
yolunda çok büyük bir adım attığını göstermektedir. Tabi her kesimin istekleri
olacak ve özellikle bu zor makro ekonomik durumda ve bütçenin bu dar durumunda
her kesimin isteğine tam olarak uymak mümkün olmayacaktır.
Fakat her kesim, bilgisini, deneyimini ve isteklerini çok rahat ve açık
bir dilde bu ekonomik konsey çerçevesinde hükümete sunmak durumundadır,
sunacaktır. Ve elden gelen dayanışmayı da hepimiz göstermemiz gerekiyor.
İkinci önemli bir husus; iş güvencesidir. Burada uluslararası normlara
uyan bir güvenceyi de Türkiye işçisine sağlamak mevburiyetindedir. Fakat
aynı zamanda bu güvenceyi sağlarken emek piyasasının ve işverenin de gücü,
durumu, işletmenin kârı da göz önünde tutularak her iki tarafın da, her
iki tarafın da isteğine saygı göstererek ve bir uzlaşma sağlayarak kanunlaşması
gerekiyor. Fakat özellikle bugünlerde bence bütün işverenlerin bu konuda
hassas olmaları ve mümkün olduğu kadar çalışanlarla birlikte hareket etmeleri
ve bu bunalımı hep birlikte sosyal dayanışma içinde geçirmemiz açısından
bu işçi işveren ilişkilerindeki mutabakat çok önemlidir ve sanıyorum en
önemli, şu anda en önemli amacımız istihdamı arttırmak, istihdamı korumak
ve işsizliğe karşı mücadeledir. Yasa bu şekilde bu çerçeve içinde tartışılmalı
ve istihdama destek olarak destek olabilecek bir yasanın meclisten çıkması
gerekmektedir.
Yasal çalışmalar, kamu yönetimi, finans dünyası ve Merkez Bankası, reel
sektörle ilgili yasalar ve sosyal dayanışmayla ilgili yasalar olarak dört
bölümde ele alınıyor ve hızla Meclis’e sunuluyor ve hızla da kanunlaşacaklarına
inanıyorum. Bu yeniden yapılanma hem iç kamuoyuna hem dış kamuoyuna Türkiye’nin
gerçekten düzeni değiştirmek istediğini, bu 1990’lı yılların yüksek borç,
yüksek faiz çarkına geri dönmeyeceğimize işaret eden çalışmalardır. Ve
hızla yürütülmeli, sonuca bağlanmalı. Bu bakımdan hem büyümemiz için hem
de hemen şimdi özlediğimiz istikrar için çok önemlidir.
Konuşmamım son bölümünde makro ekonomik politikaya ve 2001 yılındaki
makro ekonomik duruma bakmak istiyorum.
Daha önce de açıkladıdığımız gibi malesef 2001 yılında, 2001 yılının
birinci yarısında büyüme negatiftir. Tam rakamları bilmiyoruz ama eksi
yüzde 5, eksi yüzde 6’ya kadar bir daralma söz konusudur. Fakat yılın ikinci
yarısında bunu hızla yeniden büyüyen bir ekonomiye çevirmemiz mutlaka gerekiyor
ve 2002 yılında da büyümeye geçmek istiyoruz. Şimdi burada en önemli, sanıyorum
en önemli avantajımız ve bu program açısından bir yerde en büyük şansımız,
bu programa çok rekabet edebilecek bir kurla girmemiz. Gerçi kur bir çok
bakımdan problem olmuştur, fiyatların artmasına yolaçmıştır, bankacılık
sektörü için bir sorundur.
Fakat aynı zamanda eğer piyasaların yeniden işlemesini ve finans mekanizmalarını
yeniden işlemesini sağlayabilirsek, o zaman Türkiye bu yıl ihracat ve turizm
açısından, belki de geçmiş yılların en iyi yılını yaşayabilecek duruma
gelebilecektir. Bu sürecin yazın başlaması ve ondan sonra sürmesi bekleniyor.
Ve dolayısıyla programın diğer bütün hususları yerine gelince özellikle
ihracata ve turizme dayalı bu büyüme sürecinin, bütün yararlarını ve Türkiye’ye
getirecekleri iyi sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.
Enflasyon maalesef gene bu yılın birinci yarısında yüksek çıkacaktır.
Kur ayarlaması yüzünden mart nisan enflasyonu çok yüksek çıkacaktır. Yani
zaten yüzde 10 çıkmıştı biliyorsunuz martta, Tefe, Tüfe biraz bunun altındadır.
Nisanda da buna benzer hatta biraz üstünde bir sonuç bekliyoruz. Fakat
kesinlikle bu programla enflasyona dönüşü istemiyoruz ve para politikasını
ve mali politikayı da ona göre ayarlıyoruz.
Enflasyon yaz aylarından itibaren hızla düşecektir. Bu enflasyonu düşürme
çabasının çok çok önemli bir bölümü tabiki maliye politikamızdır ve bütçe
politikamızdır. Türkiye, bu programı başarıya ulaştırabilmek için faiz
dışı kamu dengesinde çok önemli bir gayret göstermek mecburiyetindedir.
Bu gayret zaten 2000 yılında da gösterilmiştir, başlanmıştır. Ve buna
devam ediyoruz ve gelecek sene de devam edeceğiz. Kolay olmayacaktır. Ancak
yaptığımız ayrıntılı çalışmalar sonucunda bu yıl faiz dışı kamu dengesinde
geçen yıla kıyasla çok önemli bir artışın mümkün olduğunu görüyoruz. Bu
en başta devletin tasarruf etmesine bağlıdır. Devletin bütün kuruluşları
çok ciddi biçimde kendi alanlarındaki tasarruf önlemlerine karar vermişlerdir
ve bu önlemler uygulamada konulacaktır. Bunu yapmazsak enflasyon sürecini
kıramayız ve yazın ve sonbahar aylarında yeniden enflasyonu aşağıya doğru
çekemeyiz. Onu da yapmazsak enflasyon devam ederse bütün piyasalara vereceğimiz
sinyal çok yanlış olacaktır. Ve aynı zamanda gene yüksek reel faiz süreci
devam edecektir.
Onun için kamu maliyesindeki bu güçlü politikayı mutlaka hepimiz desteklemeliyiz
ve bunun gerçekleşmesine yardımcı olmalıyız. Onun sayesinde enflasyon yıl
sonunda aylık olarak yeniden yüzde 2’ye inebilecek. Ve gelecek yıl da yüzde
20’nin de altına inebilecektir. İkinci üç ay enflasyon aylık olarak yüksek
bir noktaya gelecek fakat ondan sonra hızla yeniden düşüp, yıl sonunda
yüzde 2’lik rakamlara varabileceğiz. Büyüme açısından da şu anda negatif
yüzde 4, hatta belki biraz daha altındayız. Fakat ondan sonra üçüncü aylık
yani Temmuz ve Ağustos aylarından itibaren dış satımın ve turizmin de yardımıyla
yeniden pozitif büyümeye geçmemiz bence son derece olasıdır. Bunu bekliyoruz
ve programı bu rakamlara göre de yürütüyoruz.
Yeniden bu makro ekonomik dengeler açısından özetleyelim.
Şu anda gerçekten çok zor durumdayız. Kur, aşırı bir hareket göstermiştir
ve reel kur hesapları yaptığımız zaman, esasen şuanda döviz olması gerekenin
çok üstünde bir fiyatta, yani özellikle geçen haftanın sonlarında ve bu
haftanın başlarında çok aşırı değerlenmiş bir durumdaydı. Kurun enflasyonun,
para politikasının, maliye politikasının hepsinin yerine oturmasıyla yeniden
istikrara kavuşacağımız ve herkesin önünü daha iyi görebileceğimiz günlere
bence hızla varacağız.
Bu programın açıklanması, aynı zamanda içerdeki ve dışardaki yatırımcı
açısından da incelenmesi ki tabi bütün ayrıntıları bugünkü konuşmamda vermiyorum.
Ama ayrıntıları dağıtacağımız metinde herkes bulabilir. Bu ayrıntılar incelendiğinde
ve meclisteki çalışmalar da hızla sonuca ulaştığında, sanıyorum, ülkemize
yeni bir güven gelecek ve makro ekonomik dengeler yerlerine oturacaklardır.
Tabi bu dengenin önemli bir kısmı da dış finansmanla ilgilidir.
Biliyorsunuz bu çalışmaları yürütürken, dış finansman boyutunda düşünüyoruz
ve bu konuda da yoğun bir çaba içindeyiz arkadaşlarımızla. Önceden başka
günlerde de belirtmiştim. Esas tabi çözüm içerdeki yeniden yapılanmadır.
Türkiye’de hükümetçe desteklenen reformlardır ve aynı zamanda devletteki
tasarruf eylemleri ve devletin daha etkili çalışması gayretidir. Esas sorunların
çözümü Türkiye’nin içindedir. Zaten yüksek olan borcumuza ki ilk başta
borç stokumuzu gördünüz, faiz durumunu gördünüz, zaten yüksek olan bu borçlara
çok büyük yeni borçlar eklemek sorunu çözmez. Tersine bizi daha da büyük
çıkmazlara götürür. Dolayısıyla borçlanmada ister direk devlet borçlanmasında,
ister hazinenin garanti vererek devleti borç politikasında çok dikkatli
olmamız gerekiyor. Ancak bu aşamada, bu geçiş döneminde bütün yükü iç piyasaya
ve para piyasasına veremeyiz.
Bu geçiş döneminde uluslararası kuruluşlar ve Türkiye ile ticari ilişkileri,
ekonomik ilişkileri olan dost ülkelerin de bir miktar bizi desteklemelerini
istedik ve uluslararası finans çevresiyle yoğun bir çalışma ve görüşme
içindeyiz. Biliyorsunuz bu destek miktarını aşağı yukarı 10-12 milyar olarak
belirledik. Bunu sağlamaya çalışıyoruz. Ve bunu önümüzdeki günler içinde,
önümüzdeki hafta bir karara bağlayabileceğimizi umut ediyorum. Olumlu gelişmeler
var. Fakat tabiki herkes bu programın ayrıntısını görmek istiyor. Bugün
açıklayacağımız ve size de dağıtacağımız metni okumak istiyor aynı zamanda
da Uluslararası Para Fonu ile yaptığımız çalışmaların son şeklini bulmasını
bekliyorum. Biliyorsunuz bugünkü dünyamızda Uluslararası Para Fonu, uluslararası
finans kısımlarını denetleyen, koordine eden, bizim de hissedarı olduğumuz
bir kuruluştur.
Kendi programımızı hazırlarken geçmişteki deneyimlerden de ders aldık,
kendi programımızı hazırladık. Türkiye’nin kadroları olarak hükümet olarak
fakat bu programı bugün Uluslararası Para Fonunu’na da resmen sunuyoruz.
Onlar da çalışmalar yapacaklar, Dünya Bankası da çalışmalarını yapacaklar,
ayrıntıya bakacaklar fakat bize destek olacaklarını çok büyük bir kuvvetle
tahmin ediyorum. Ve bu destekle birlikte bu programın dış finansman ayağını
da önümüzdeki hafta oluşturabileceğimize ve kesin bir hedefe varacağımıza
inanıyorum. Bu önümüzdeki günlerde bu konuda çok yoğun olarak çalışacağız
ve bu dış finansmanı da programa sağlamak için elden geleni yapacağız.
Tekrarlıyorum. Kesin kararlar verilmiş değil. Herkes bu sunduğumuz programın
ayrıntısına bakacak. Uluslararası Para Fonu ile çalışmalarımız bu hafta
sonu devam edecek. Kesin bir noktaya geldiğimizde dış finansman ayağını
da elde edeceğimize inanıyorum. Ve o zaman hem içerdeki mali politika ve
yaratacağımız faiz dışı kamu dengesindeki kaynağı göreceğiz.
Dışardan gelen kaynağı göreceğiz ve bu iki kaynakla birlikte Merkez
Bankamız, para politikasını ayrıntısıyla belirleyecek ve program bu şekilde
kesin bir makroekonomik tablo şeklinde ortaya çıkacak. Önümüzdeki günlerde
bu çalışmaları sürdürüyoruz. Tekrar ediyorum ve çok umutluyum, büyük zorluk
olacağını tahmin etmiyorum. Sanıyorum program büyük destek görecektir.
Fakat şu anda kesin bir rakam vermek veya dışardan gelen desteğin bilişimi
konusunda size kesin bir bilgi veremiyorum henüz. Hem geçmişe baktık, yeniden
yapılanmaya baktık ve yeniden yapılanmayla istikrarın niye birbirinden
ayrılmaz bir bütün olduğunu anlatmaya çalıştım. Sadece istikrara yönelirsek
belki başarırız, belki 6 ay için, 9 ay için istikrar sağlayabiliriz. Belki
hazine yeniden çok yüksek faizle borçlanmaya bütün bir yıl devam eder.
Ancak Türkiye’yi düze çıkartamayız. Büyümeyi sağlayamayız ve sorunlara
sadece geçici çözüm bulmuş oluruz. Onun için istikrar tedbirleriyle birlikte
ki çok güçlü istikrar tedbirleri alıyoruz. Yani bugün bu açıkladığımız
maliye politikası, bunu hem içerdeki kamuoyu hem dışardaki kamuoyu kabul
ediyor. Çok güçlü bir maliye politikasıdır ve çok, büyük devletten büyük
fedakarlık isteyen bir maliye politikasıdır. Fakat bu durumda bunu yapmak
mecburiyetindeyiz.
Esasen tabi ilerde kamu harcamalarında çok daha etkili olmamız ve kamu
sektöründe çok daha verimli olabilecek bir duruma getirilmemiz ve aynı
zamanda kamuda çalışan insanlarımızla biraz birşeyler yapmamız gerekiyor.
Bugün Türkiye’de bir hastanede bir hasta bakıcının aldığı ücrete baktığımda,
gerçekten çok çok üzülüyorum. Bu olacak bir şey değil esasen, olmaması
gerekir. Yani hasta olan vatandaşlarımıza veya annelerimize, babalarımıza
bakan bir hastabakıcının bugün Türkiye’de aldığı gelir, kabul edilmez derecede
düşük bir gelirdir. Fakat şuanda bugün buna bir çare getiremiyoruz. Yarın
buna mutlaka bir çare getirmemiz gerekiyor.
Tekrarlıyorum, bu içerdeki büyük gayret karşılığında ve bu büyük gayreti
görerek mutlaka bir dış destek sağlayacağımızda bence bekleniyor ve bu
konuda da önümüzdeki hafta içinde kesin haberleri size vermek isterim.
Son olarak, ilke olarak şunu belirtmek istiyorum. Bu hepimiz geçen asrın
tartışmalarını, geçen asrın seyrini izledik. Geçen asrın büyük bir bölümü,
bir özel sektör ve kamu sektörü kavgası biçiminde geçti, hem Türkiye’de
hem dünyada. Kamu sektörü taraftarları veya devletçiler, özel sektör taraftarları
veya özel girişimciler, bu büyük ideolojik tartışmalara yolaçtı. 60’lı
yıllarda, 70’li yıllarda hatta 80’li yıllarda devam etti. Bugün artık 21’inci
asra girmiş bulunuyoruz. Ve sanıyorum bu tartışmalar artık yeni bir senteze
doğru gelmiştir.
Güçlü bir ülke için, güçlü bir ekonomi için özel sektörün rahat bir
şekilde güven içinde çalışması şarttır. Güçlü bir devlet refah yaratan
bir özel sektör olmadan ortaya çıkamıyor. Saygın bir devlet için mutlaka
rekabet edebilen, refah yaratabilen, gelir yaratabilen bir özel sektörün
olması gerekiyor. Ama aynı anda devletin de önemi bir daha bence anlaşılmıştır.
Devletsiz bir piyasa, denetimsiz bir piyasa, yasal çerçevenin olmadığı
bir piyasa çalışmıyor.
Refah da yaratamıyor, üretim de yaratamıyor. Nasıl saygın bir devlet
için, güçlü bir devlet için güçlü bir özel sektör gerekiyorsa aynı şekilde
refah yaratabilen bir özel sektör için denetim ve sosyal destek görevini
yapan güçlü bir devlete de ihtiyaç var.
Bugün artık Türkiye’de bu devlet özel sektör tartışmasını da bence geride
bırakalım ve hem devletin hem özel sektörün sosyal dayanışma içinde, birlikte,
birbirine güvenerek ve birbirini destekleyerek bu özlediğimiz refahı, güçlü
ekonomiyi meydana getirmelerine yardımcı olalım. Bu son mesajım bence çok
önemli. Eski tartışmalar değil, yeni pratik çözümler aramamız lazım ve
bu konuda özel girişim ve devlet kadroları birbirlerine yardım etmelidir.
Sevgili vatandaşlarım, gerçekten zor durumdan geçiyoruz. Çok büyük bir
hızla da önümüzdeki 2-3 ay içinde çok rahat bir duruma geçemeyeceğiz. Herkes
gerçekten fedakarlık yapmak durumundadır. Fakat aynı zamanda umutsuz olmak
için hiçbir neden yok.
Türkiye, kaynağı bol olan bir ülkedir. Coğrafi konumu açısından belki
de dünyanın en önemli yerindedir. Büyük bir ülkedir. Çok dayanıklı, çok
çalışkan insanları vardır. Devlet kadrolarında çok değerli arkadaşlar vardır.
Ve aynı zamanda belki de dünyanın en dinamik, en girişimci özel sektörüne
sahiptir. Şu anda Türkiye’nin başına gelen 90’lı yılların borç dinamiği
sonucunda güvenin kaybolmasıdır. Bu borç dinamiğini durduğumuz anda ve
gerçekten yeni bir yapıyla işe girişeceğimize kesin karar verdiğimiz zaman
ve bu konuda herkesin inandığı ve herkesin umut verdiği anda, sanıyorum
Türkiye büyük kaynaklarını üretime, ihracata dönüştürebilir.
Şu anda çekingen davranan sermayeyi devreye sokabilir ve gerçekten inanıyorum
ki geçmişte görmedğimiz bir hızla, bir tempoyla büyümeye kavuşabiliriz,
yüzde 6-7’lik bir büyüme Türkiye için tamamen mümkündür. Ve yüzde 6-7 büyümeyle
bir 10 sene geçirebilirsek, o zaman Avrupa düzeyinde, Akdeniz’in çok saygın,
çok ekonomik açıdan güçlü bir ülke haline geleceğiz ve sanıyorum bugünleri
o zaman biraz kötü bir rüya gibi hatırlayacağız. Fakat aynı zamanda hep
birlikte el ele verdiğimiz için mutlu da olacağız ve bu durumda bir ulusal
dayanışma ve toplumsal dayanışma içinde nasıl bu durumdan hızla çıktığımızı
hatırlayacağız. Ben buna kesinlikle inanıyorum. Gerçekten bu konuda tereddütüm
yoktur.
Dışardaki yatırımcıya da bir mesaj vermek istiyorum son olarak. Şu
anda Türkiye’ye yatırım yapan çok kârlı çıkacaktır. Belki önümüzdeki 3
ay içinde değil ama önümüzdeki 1-2 yıl içinde mutlaka çok kârlı çakacaktır.
Dolayısıyla şuanda Türkiye’ye gelmeyen veya gelmekte korkan sermayenin
bir an önce Türkiye’ye gelmesinde kendileri açısından büyük yarar vardır.
Hep birlikte olduğumuz için çok teşekkür ederim.
Tekrar yanımdaki arkadaşlarıma çok teşekkür ederim, bu programı birlikte
ortaya çıkarttık. Fakat tabi programın çıkmasından daha da önemli olan
bunu uygulamaktır. Hergün bu tedbirleri en büyük bir hızla ve titizlikle
yerine getirmektir. Ve dediğim gibi buna halkla bütünleşerek, toplumla
bütünleşerek ve toplumdan aldığımız bilgiyi her an her gün yeniden programa
katarak yapmamız gerekiyor. Bu şekilde başarıya ulaşacağız ve Türk toplumu
da başarıya ulaşacaktır.
Çok teşekkürler sevgili arkadaşlarım.
|