Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
TOPLANTI BİLDİRGESİ
FUAT MİRAS'IN KONUŞMASI
21 ŞUBAT KRİZİ
ZİRVEDE KRİZ

TOBB ODA VE BORSA BAŞKANLARI TOPLANTISI...
Devlet Bakanı Derviş'in konuşması...
16 Mart  2001
Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Kemal Derviş, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) ekonomik krizin Türkiye ekonomisine etkilerini ve krizden çıkış yollarını tartışmak için 350 oda ve borsa başkanının katılımıyla düzenlenen toplantıya katıldı. Derviş, "Türkiye'nin bu zorluğu yenebileceğinden hiçbirimizin kuşkusu yok. Ama önemli olan az zarara uğrayarak, hızla yenmek. Bu konuda hiçbirimizde temelde bir tereddüt yok. Tüm mesele buraya nasıl varacağımız" dedi.
 
Derviş'in TOBB toplantısındaki sözleri:

Bir kamu bankasının bir partiye, diğerinin öbür partiye bağlanması yanlış, bu kapı açılmamak üzere kapanmalı. Banka olarak çalışmayı kısa vadeli siyasi hedeflerden ayırmak şart. 
Ziraat Bankası tabii ki çiftçiye kredi vermelidir, ama bugün bir gün içinde ödediği faizler bütün yıl ödediği ücretlere eşit. 
THY'yi örnek vereyim. İç piyasadaki biletlere yapay tavan koyup zarara sokmanın hiçbir savunulur tarafı yok. Havayoluyla uçan hepimiz esasen toplumun nispeten varlıklı kesimleriyiz. Çok yoksul bir vatandaş THY ile uçmuyor. Dolayısıyla bu sübvansiyon varlıklı kesime veriliyor, gurur duyulacak ulusal bir kuruluş olan Türk Hava Yolları zarara sokuluyor bilet fiyat kontrolüyle. Buna son verdik. 
Çarşamba günü açıkladığımız program değildi. Makro ekonomik büyüklükleri koyamadık, enflasyon için bir şey söylemedik, ödemeler dengesi hedefini koyamadık, bunlar olmalıydı. 
Çok önemli yapısal problemler var; çözümde siyasi destek aldığımızı hemen açıkça belirtmemiz gerekiyordu. Asıl program bütün kesimlerle görüşüldükten sonra imzalanacak.
 
Devlet Bakanı Kemal Derviş'in konuşması şöyle:
(16 Mart 2001)

Krizi dışardan izledim. Fakat bütün ayrıntılarını izlemek mümkün olmadı tabi uzaktan. Dolayısıyla en büyük sorunum şu anda hakikaten bütün sorunların iç yüzünü arkadaşlardan, tabi diğer bakan arkadaşlarımdan ve toplum kesimlerinden iyice öğrenebilmek. Ve bu tabi birazcık zaman alacak, takdir edersiniz. 

Hiç kuşkusuz bu toplum, bu ülke bu zorluğu yenecektir. Zaten bu konuda gerçekten, sanıyorum hiçbirimizin esasen kuşkusu yok. Bütün mesele az bir zarara uğrayarak hızlı ilerleyebilmek. Sonunda mutlaka Türkiye çok güçlü ve çok daha güzel günlere gidecektir. O konuda sanıyorum hiçbirimizin esas temelde bir tereddütü yoktur. Bütün mesele buraya nasıl varacağız. 

Şimdi dilerseniz madem bir araya geldik, çok kısa olarak bazı sorunlarımı sizinle paylaşayım. Yaklaşımımı zaten anlattım basına ve çarşamba günkü basın toplantısında da anlatmaya çalıştım, ama biraz daha etraflıca sizinle paylaşayım ve ondan sonra başka bir düzen içinde sizleri daha rahat dinleyebileceğim bir şekilde bir araya gelebilirsek, yani önümüzdeki günlerde haftalarda gerçekten çok yararlı olacak benim için.
      
Şu anda tabi takdir ediyorsunuz en kötü düşmanım zaman. 24 saat içine birçok şeyi hakikaten sıkıştırmak zorundayız. Şimdi şöyle bir sorunumuz var: Hem siyasal, hem toplumsal desteği, yani bir kere görüşü ve ondan sonra desteği içermeyen bir ekonomik programın başarı şansı çok düşüktür, hatta yoktur diyebiliriz. Dolayısıyla bu yeni programı, yeni stratejiyi gerçekten sizlerle birlikte, işçi sendikalarıyla birlikte, diğer bütün toplumsal kesimleri temsil eden arkadaşlarla birlikte, hükümet olarak, tabiki sadece ben değil, hükümet olarak oluşturmamız gerekiyor. Ve bu biraz zaman alacak. Hüsamettin Bey’in de dediği gibi bu iş 2-3 günde yapılacak bir şey değil, mutlaka biraz zaman harcamamız gerekiyor. Bu kesin.

Ama diğer tarafta da hakikaten sizlerin de dile getirdiğiniz gibi çok ciddi. Şu anda bir kilitlenme var. Piyasalar çalışmıyor, bir döviz kotasyonu oluyor, ama bu gerçek bir piyasanın oluşturduğu bir fiyat değil. Esasen faizde de durumu aynı. Bir büyük kazaya uğradık. Esasen toplum yapısı sağlamken, ekonomi de çok ciddi bir şekilde ilerlerken, böyel bir parasal, siyasal, psikolojik bir kazaya uğradık. Ve tabi malesef çağdaş ekonomide, keşke öyle olmasa diyebiliriz ama, yani gerçeklerin dışında da yaşamak mümkün değil. Kapılarımızı kapatıp, kendi içimizde de bunu halledemeyiz. Dış dünyayla içli dışlı bir durumdayız. Sermaye her zaman istediği yere gidebilir. Ve gitmesi de artık normaldir, bundan geriye dönüş yoktur. Dolayısıyla bu bunalımı, bu tıkanmayı bu kilitlenmeyi bir an önce şey yapmamız gerekiyor. 

Ve bir an önce dediğim zaman yani 2-3 haftaya da kalmaması gerekiyor. Bu gün meselesi oldu artık. Çünkü her gün bu yüksek faizlerle hem sizin üzerinize büyük bir yük biniyor ama devletin üzerine de çok büyük bir yük biniyor ve tabi çalışanların, işçi arkadaşlarımızın da üstüne büyük bir yük biniyor. Yani herkesin üstüne büyük bir yük biniyor. Ve mutlaka bu çok yüksek faizden Türkiye’yi bir an önce çok daha normal bir duruma götürmemiz lazım. 

Kur konusunda da buna benzer bir şey söylenebilir. Yani şu anda piyasa işlemiyor. Bir kur oluşabiliyor, ama o kurun gerçekten neyi yansıttığı belli değil. Herhalde Türkiye’nin rekabet gücünü yansıtmıyor. Çok daha makul bir kurda rekabet edebilir durumdasınız. Tabi ki enflasyon maliyetinizi daha da yükseğe çekmezse. Dolayısıyla böyle bir sorunla karşı karşıyayız. Bir taraftan gerçekten görüşlerinizi alıp, her kesimin görüşünü alıp toplumsal bir uzlaşmaya varmamız lazım. Ve ortaya koyacağımız program hakikaten bu uzlaşmayı yansıtması lazım. 

Ama diğer taraftan da 3, 4, 5 gün içinde acil birtakım tedbirleri getirip hiç olmazsa piyasaların biraz daha rahatça, yani rahatça değil ama biraz daha normal bir şekilde çalışabilmesini sağlamamız lazım. Ve bugünkü dünyada bunu da bir miktar dış destek almadan yapmamız çok güç. Yani bütün yükü sizlere, içeriye veremeyiz. Bu yükün bir kısmını hızla dışardan da sağlamamız gerekiyor. 

Bu şu anlama gelmemeli, bunu da geçenlerde söyledim ve sayın basın mensupları da güzel bir şekilde yansıttılar. Çare tabi dışardan büyük borç bulmak değil. Yani o çareyle düşünenler var bazen. Kesinlikle çare değil. Yani dışardan böyle 20, 30 milar dolar bulacağız, onun bir de yüksek faizi olacak. Evet, belki bizi bir hafta için rahatlatabilir, bulabilirsek, yani belki o rakamlar çerçevesinde bulamayız. Ama bulabilsek bile ondan sonra bu zaten yüksek olan borcumuza bir borç daha eklemiş olacağız. 

Bunun da faizini ödemeye kalkacağız Türk toplumu olarak. Kendimize, çocuklarımıza, torunlarımıza daha da bir büyük yük koymuş olacağız. Dolayısıyla çare orda değil. Esas çare, içerde. Orta vadeli ve uzun vadeli esas çare içerdeki gücümüz, sizin gücünüz, Türk girişimcinin ve işçinin gücü. Ve yeni düzenlemeler. Daha güzel bir şekilde işleyen bir özel sektör-devlet işbirliği, yandaşlığı. Fakat kısa vadede hemen şu önümüzdeki 2-3 hafta içinde de mutlaka bir miktar dış destek bulmamız da gerekiyor. Dolayısıyla bu dış desteği sağlamak için de seferber olmuş durumdayız. 

Ve Türkiye’nin dostları, uluslararası teşekküller, eminim bu desteği de vereceklerdir. Ama tabi ki her zaman olduğu gibi belli bir müzakere, belli bir tartışma ortamı içinde vereceklerdir. Onun için şöyle bir strateji uyguluyoruz; her şeyden önce uluslararası teşekküllerle çerçevede ve temel boyutlarda anlaşmamız gerekiyor. 

Yani nasıl bi program oluşturacağız, bunun çerçevesi nedir, temel ilkeler nedir? Bu konuda çok hızla anlaşmaya varmamız gerekiyor. Bu konuda epey bir ilerleme kaydettik. Çarşamba günü açıkladığımız bazı acil önlemler, acil yapısal ve siyasal desteğe ihtiyacı olan önlemler. Bu bütün önlemler paketi değil, program da değil. Ve o konuda tabi biraz belki anlaşmazlık da oldu. Yani program değil bu, makro ekonomik büyüklükleri açıklamadık, enflasyon konusunda bir şey söyleyemedik, ödemeler dengesi hedefini koyamadık. Yani bütün bunları koymamız gerekecek tabi. Ama Türkiye’de çok önemli birtakım yapısal sorunlar vardı. 

Bu sorunların çözümüne siyasal destek aldığımızı hemen açık bir şekilde ifade etmemiz gerekiyordu. Bunu Çarşamba günü yapabildik. Kamu bankaları bence çok değerli görevler yapıyorlar. Kamu bankalarının hem bankacılık hem birtakım sosyal hedeflere yönelik çalışmaları var. 

Ama banka olarak çalışmaları birtakım kısa vadeli siyasal hedeflerden ayırmak lazım. Bir kamu bankası bir partiye bağlı, öbür kamu bankası diğer partiye bağlı, öyle bir düzen içinde artık gidemeyiz. 

Bu gayrı ciddi bir düzendir. Buna artık kesinlikle son vermemiz gerekiyor. Ziraat Bankası tabi ki çiftçiye kredi vermelidir ve vermeye de devam edecektir. Diğer bankalar da esasen tarım sektörüne belki daha fazla yönelmelidir. Ama Ziraat Bankası’nın bir gün içinde ödediği faiz biliyorsunuz, benden daha iyi biliyorsunuz, bütün yıl ödediği ücretlere eşit şu an. 

Ziraat Bankası’nın bilançosu gerçek ekonomik işlevinden çok çok daha büyük. Dolayısıyla kamu bankalarını gerçekten ki rakamlar büyüktür. Örnek olarak veriyorum, daha önemli tabi sorunlar da var. Ama kamu bankalarını artık bu düzenden kurtarıp, verimli ve kendi amaçlarına hizmet eder biçimde çalışmaya yöneltmemiz ve bir daha da bu kapının açılmaması lazım. Hani bugün sıkıştık, bunalım oldu. 3 ay idare edelim, ondan sonra eski düzene dönelim şeklinde de değil, bunu kökünden halletmemiz lazım. Ve doğrusu Türkiye’yi izleyen uluslararası finas çevreler de bunu gayet iyi biliyor. Gayet iyi görüyor. Kamu bankalarının piyasalardaki özellikle günlük faiz yükünü falan gayet iyi takip ediyorlar. Ve dolayısıyla bunu bir an önce halletmemiz gerektiği konusunda da bir fikir birliği var. Zaten bütün bürokraside çalışan arkadaşlarla da bir fikir birliği var. 

Bu konuda esasen herhangi bir fikir ayrılığı yok. Ve şunun da altını çizeyim, ve çok güzel bir şey. Yani çok düşük gelirlerine rağmen bugün Hazine’de, Merkez Bankası’nda, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda, Devlet Planlama’da, Maliye’de, diğer bütün kuruluşlarla tanışma fırsatı bulamadım, çok değerli, gecelerini gündüzlerine katan arkadaşlarımız var. Dolayısıyla Türkiye’nin bu kadroları var. Ama bu kadroların siyasal desteğe ve toplumsal dayanışmaya ve birliğe ihtiyacı var. Bu program sadece bu kadrolar tarafandan yürütülemez. Bu program hakikaten toplum tarafından destek görmeli ve tabi hükümet programı olmalı. 

Sadece Merkez Bankası ve Hazine’nin programı olmamalı. Ki bu ülkeyi çok güçlü bir şekilde ortaya koymamız lazım. Demek istediğim şu; yani birtakım acil tedbirleri çarşamba günü açıklayabildik. Özelleştirmeyle de ilgili bazı çok önemli konularda destek aldık ve hükümet olarak kararlıyız. THY’yi örnek vereyim, THY, yani siz benden çok daha kullanıyorsunuz ama ben de epey fırsat buldukça THY’ye bindim. Bence çok güzel çalışan bir kuruluş. Her kuruluş olduğu gibi daha da iyisi olabilir ama THY bencee gurur duyacağımız, Türkiye’nin ortaya çıkarttığı güçlü bir ve turizme hizmet eden, dış ticarete hizmet eden güçlü bir kuruluşumuz. 

Şimdi THY’yi iç piyasadaki biletlere yapay bir tavan koyup büyük zarara sokmanın hiçbir gayesi yok. Hiçbir yani savunur tarafı yok. Ve bunu da takdir edersiniz, THY’yle uçan hepimiz esasen toplumun nispeten, yani nispeten varlıklı kesimleriyiz. Bugün çok yoksul bir vatandaş THY’yle uçmuyor. Dolayısıyla bu sübvansiyon esasen varlıklı kesimlere veriliyor. Ve ulusal bir kuruluş olan THY zarara sokuluyor, bu bilet fiyat kontrolünde. Mesela buna son verdik.

Dolayısıyla bazı çok önemli yapısal konularda kararlı olduğumuzu dışarıya gösterebildik, dış kamuoyuna ve iç kamuoyuna. Ve bu sayede hızla uluslararası kurumlarla bir çerçeve anlaşmasına varacağımızı ümit ediyorum. Size bunu yapacağız, oldu bitti diyemiyorum. Yani şu anda şu ilkeye çok dikkat edeceğim: Yani her zaman durum neyse o şekilde anlatmaya çalışacağım, tamam mı? Yani bu anlaşmaya varmaya çalışacağız. Bu anlaşma çerçevesinde aynı zamanda Merkez Bankası’nın ve Hazine’nin ortak görüşeceği acil ve piyasaları rahatlatacak bir tedbirler demetini de hemen, hemen yürürlüğe koyacağız. Hatta dün bugün bile bu yolda yürümeye başladık. 

Ama bu çerçeve anlaşmasıyla da uyuşması lazım. Bir oldu bittiyle şey edemeyiz, yani onların karşısına çıkamayız. Onların da görüşünü alarak şu şekilde yürüteceğiz para politikasını, şu şekilde yürüteceğiz piyasadaki sıkışıklığı giderecek önlemleri şu şekilde alacağız diye onlarla da tartışacağız, onları da ikna edeceğiz. Kendi önlemlerimizi sunacağız, ama ikna etmeye çalışmamız da gerekiyor. Ve ondan sonra çerçeve anlaşmasını elde etmeye çalışacağız. İnşallah başarılı oluruz. 

Bu önümüzdeki 3 gün gece gündüz çalışacağız. Eğer bunu elde edebilirsek ve piyasaları da biraz rahatlatabilirsek, ki o konuda gerçekten sanıyorum bugün bile ilerlemeler kaydettik. O zaman haftaya daha rahat gireceğiz. Ve bu çok acil tıkanma durumunu inşallah gelecek hafta yenebileceğiz. Çünkü piyasaların üzerine de çok olumlu bir psikolojik etki yapacak. Fakat ondan sonra hemen programı imzalamayacağız. Veya hazırlamak durumunda bile değiliz. Ondan sonraki iki hafta, 2-3 hafta içinde sizlerle buluşacağız, işçi sendikaları temsilcileriyle tekrar buluşacağız, diğer toplumsal kesim temsilcileriyle de buluşacağız. Ve neyi yapabiliriz neyi yapamayız, ne kadar kaynağımız var, bu kaynakları nasıl kullanabiliriz en verimli bir biçimde? Bunları hep birlikte tartışacağız. 

Aynı zamanda dışardan da ciddi bir ve hızlı bir desteğin gelmesini sağlamaya çalışacağız. Yani çalışmaların bir kısmını da malesef yurt dışında da yürütmek mecburiyetinde olacağız. Ondan sonra gerçek program ortaya çıkacak, büyüklükleriyle, makro ekonomik hedefleriyle, ayrıntılarıyla, önlemleriyle ve inşallah nisan başında ama tam bir tarih veremeyeceğim, üçünde mi olur, beşinde mi olur, yedisinde mi olur, bilemiyorum ama o civarda.

Gerçekten yani önümüzü bize, önümüzü açan ve aynı zamanda sizlerin de önünüzü görebilecek biçimde bir programı ortaya çıkartmaya, dış destekle birlikte ortaya çıkartmaya çalışacağız. Bunu yapabilirsek nisan, mayıs, haziran aylarında istikrar, istikrarı yeniden sağlayacağımızı umuyorum. 

Şöyle, yani normal bir düzene gireceğiz. Herkes belki faizler yüksek devam edecek bir süre, anormal değil ama yüksek devam edecek. Dövizdeki aşırı inmeler, çıkmalar olmayacak. Daha belirli bir noktaya geleceğiz. Ama tabi dalgalı kur sistemine geçtik, yani şu anda Merkez Bankası döviz bu olacaktır diye bir vaatte bulunamıyor. 

Döviz serbest piyasada oluşacak ama serbest piyasada normal işleyecek. Zaten normal işlerse aşırı dalgalanmalar olmaz. Ve bu üç aylık dönemi, makro ekonomik dengenin yeniden tesisi için kullanmak mecburiyetindeyiz. Bu arada malesef, siz herkesten daha iyi biliyorsunuz, ekonomi bir daralma, bir küçülme süreci içine girdi. Bunu, bu herhalde önümüzdeki haftalarda ve birkaç ay devam edecek. Fakat hedefimiz, Çarşamba günü de açıkladığım gibi, hedefimiz yılın ikinci yarısında yeniden büyümeye geçmek. Yaklaşımımız bu. 

Gene altını çiziyorum, zor bir durumdayız. Çünkü bir yandan programı hakikaten hep birlikte hazırlamak gerekiyor ve bunu da yapacağız. Fakat aynı zamanda çok kısa vadede de bazı acil önlemleri alıp ve bu acil önlemlere de dış desteği sağlayabilmemiz gerekiyor. Orda bir seçeneğimiz yok. Keşke öyle olmasaydı. Keşke bütün bu çalışmalara ocak ayında başlayıp gayet rasyonel bir şekilde yürütseydik, 2-3 ay içinde en güzel bir yenileme programını ortaya koyabilseydik. Ama maselef hayat öyle olmuyor, bazen insan çok ciddi zaman sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Bunu bu şekilde yenmeye çalışacağız. Tabi ki esas olay, yani Türkiye’nin esas hedefi büyümedir. Parasal kaza olmuştur. Fakat sanıyorum 6 ay ve 9 ay öncesine gidersek, yani durum da o kadar da kötü değildi 6-8 ay önce. Tabi çok sorunlarımız vardı. Ama bu duruma düşeceğimizi doğrusu ne siz tahmin ediyordunuz, ne ben dışardan izleyerek tahmin ediyordum. Doğrusu kimse tahmin etmiyordu. 

Şimdi beni biraz da umuda sevkeden ve sizleri de umuda sevketmesi gereken olay, biraz da dünyadaki olaylara baktığımız zaman, tabi Türkiye tek ülke değil bu duruma düşen. (Güney) Kore, biraz Türkiye’deki benzer bir biçimle. Ödemeler sistemi tıkandı, (Güney) Kore ki çok başarılı bir ülke, yani keşke (Güney) Kore kadar 30 yıl başarılı olabilseydik. 3 yıl önce çok ağır bir bunalımla karşılaştı, biraz Türkiye’deki benzer biçimde. Tamamen piyasalar tıkandı, ödemeler sistemi tıkandı ve birden bire o çok başarılı gözüken (Güney) Kore, müthiş bir daralma ve bunalıma girdi. Bir sene bile sürmedi. 

Büyüme yüzde 8 ile devam ediyor şu anda. Dış borç meselesini çözebildi ve bu parasal bunalımı aslında kendi bünyesinde yapması gereken birtakım ciddi yapısal reformları o sayede gerçekleştirebildi. Özellikle banka sistemiyle şirketler sistemi arasındaki aşırı içiçelik (Güney) Kore’deki bunalımın bir sebebiydi. Onu halletmeye çalışıyor şu anda. 

İkinci bir örnek, Brezilya. Brezilya da sanıyorum 18 ay önce birden bire bir korkunç bir bunalıma girdi. Yüzde 45’lere varan bir devalüasyonla karşılaştı. Bu devalüasyonun tabi şirketlere yansıması, döviz maliyetlerine yansıması, bazı açık pozisyonlara yansıması çok ağır oldu. Fakat çok iyi çalışarak, çok güçlü bir ekonomik programı yürürlüğe sokarak bunalımdan 6-8 ay içinde çıkabildi. Yeniden büyüyor. Kur değer kazandı, Brezilya parası değer kazandı ve birçok bakımdan belki 2 sene öncesine kıyasla daha iyi bir duruma doğru gidiyor. 

Demek her ülkede tabi böyle olmuyor. Endonezya’da böyle olmadı. Bunalım başladı ve her geçen hafta, her geçen ayla derinleşti. Yani illada her bunalımdan kurtulunur diye bir olay da yok. Ama demek istediğim yani doğru önlemler alınırsa çok muazzam büyük gözüken bu parasal kaza, parasal bunalım, eğer yapısal önlemleri alabilirsek ve hakkaten birbirimizi destekleyebilirsek belki de Türkiye’yi 8-10 ay sonra olduğundan çok daha iyi bir noktaya getirebilir. Neden? 

Çünkü bu bunalımın yarattığı, yaratabileceği toplumsal kararlılık uzun zamandan beri çözemediğimiz birtakım yapısal sorunları bize çözdürtecektir ve o bakımdan belki de yararlı olacaktır. 

Değerli başkanım ve başkan arkadaşlar, temel yaklaşımımız bu. Şu anda Hazine’de ve bütün diğer ekonomik birimlerden gelen arkadaşlarla çok yoğun bir çalışma içindeyiz. Bu önümüzdeki üç günlük çalışmayı çerçeve anlaşması oluşturabilmek hedefiyle yürüteceğiz. Onun için sizinle daha uzun birlikte olamadığım için hakikaten üzgünüm. 

Konuşmak için değil sizleri dinlemek için hakikaten birlikte olmak isterim. Ama mazur göreceğinizi tahmin ediyorum. Gene de aranıza gelebildiğim için çok mutluyum. 

Çalışmalarınızda büyük başarılar dilerim ve lütfen konuşmaları, tartışmaları bana iletebilirseniz, bugün, yarın, olmasa bile önömüzdeki günlerde mutlaka okuyacağım ve yararlanacağım. 
Çok çok teşekkür ederim.
 



KAYNAK: NTVMSNBC
(16 MART 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş