Devlet Bakanı Kemal Derviş'in konuşması şöyle:
(16 Mart 2001)
Krizi dışardan izledim. Fakat bütün ayrıntılarını izlemek mümkün olmadı
tabi uzaktan. Dolayısıyla en büyük sorunum şu anda hakikaten bütün sorunların
iç yüzünü arkadaşlardan, tabi diğer bakan arkadaşlarımdan ve toplum kesimlerinden
iyice öğrenebilmek. Ve bu tabi birazcık zaman alacak, takdir edersiniz.
Hiç kuşkusuz bu toplum, bu ülke bu zorluğu yenecektir. Zaten bu konuda
gerçekten, sanıyorum hiçbirimizin esasen kuşkusu yok. Bütün mesele az bir
zarara uğrayarak hızlı ilerleyebilmek. Sonunda mutlaka Türkiye çok güçlü
ve çok daha güzel günlere gidecektir. O konuda sanıyorum hiçbirimizin esas
temelde bir tereddütü yoktur. Bütün mesele buraya nasıl varacağız.
Şimdi dilerseniz madem bir araya geldik, çok kısa olarak bazı sorunlarımı
sizinle paylaşayım. Yaklaşımımı zaten anlattım basına ve çarşamba günkü
basın toplantısında da anlatmaya çalıştım, ama biraz daha etraflıca sizinle
paylaşayım ve ondan sonra başka bir düzen içinde sizleri daha rahat dinleyebileceğim
bir şekilde bir araya gelebilirsek, yani önümüzdeki günlerde haftalarda
gerçekten çok yararlı olacak benim için.
Şu anda tabi takdir ediyorsunuz en kötü düşmanım zaman. 24 saat içine
birçok şeyi hakikaten sıkıştırmak zorundayız. Şimdi şöyle bir sorunumuz
var: Hem siyasal, hem toplumsal desteği, yani bir kere görüşü ve ondan
sonra desteği içermeyen bir ekonomik programın başarı şansı çok düşüktür,
hatta yoktur diyebiliriz. Dolayısıyla bu yeni programı, yeni stratejiyi
gerçekten sizlerle birlikte, işçi sendikalarıyla birlikte, diğer bütün
toplumsal kesimleri temsil eden arkadaşlarla birlikte, hükümet olarak,
tabiki sadece ben değil, hükümet olarak oluşturmamız gerekiyor. Ve bu biraz
zaman alacak. Hüsamettin Bey’in de dediği gibi bu iş 2-3 günde yapılacak
bir şey değil, mutlaka biraz zaman harcamamız gerekiyor. Bu kesin.
Ama diğer tarafta da hakikaten sizlerin de dile getirdiğiniz gibi çok
ciddi. Şu anda bir kilitlenme var. Piyasalar çalışmıyor, bir döviz kotasyonu
oluyor, ama bu gerçek bir piyasanın oluşturduğu bir fiyat değil. Esasen
faizde de durumu aynı. Bir büyük kazaya uğradık. Esasen toplum yapısı sağlamken,
ekonomi de çok ciddi bir şekilde ilerlerken, böyel bir parasal, siyasal,
psikolojik bir kazaya uğradık. Ve tabi malesef çağdaş ekonomide, keşke
öyle olmasa diyebiliriz ama, yani gerçeklerin dışında da yaşamak mümkün
değil. Kapılarımızı kapatıp, kendi içimizde de bunu halledemeyiz. Dış dünyayla
içli dışlı bir durumdayız. Sermaye her zaman istediği yere gidebilir. Ve
gitmesi de artık normaldir, bundan geriye dönüş yoktur. Dolayısıyla bu
bunalımı, bu tıkanmayı bu kilitlenmeyi bir an önce şey yapmamız gerekiyor.
Ve bir an önce dediğim zaman yani 2-3 haftaya da kalmaması gerekiyor.
Bu gün meselesi oldu artık. Çünkü her gün bu yüksek faizlerle hem sizin
üzerinize büyük bir yük biniyor ama devletin üzerine de çok büyük bir yük
biniyor ve tabi çalışanların, işçi arkadaşlarımızın da üstüne büyük bir
yük biniyor. Yani herkesin üstüne büyük bir yük biniyor. Ve mutlaka bu
çok yüksek faizden Türkiye’yi bir an önce çok daha normal bir duruma götürmemiz
lazım.
Kur konusunda da buna benzer bir şey söylenebilir. Yani şu anda piyasa
işlemiyor. Bir kur oluşabiliyor, ama o kurun gerçekten neyi yansıttığı
belli değil. Herhalde Türkiye’nin rekabet gücünü yansıtmıyor. Çok daha
makul bir kurda rekabet edebilir durumdasınız. Tabi ki enflasyon maliyetinizi
daha da yükseğe çekmezse. Dolayısıyla böyle bir sorunla karşı karşıyayız.
Bir taraftan gerçekten görüşlerinizi alıp, her kesimin görüşünü alıp toplumsal
bir uzlaşmaya varmamız lazım. Ve ortaya koyacağımız program hakikaten bu
uzlaşmayı yansıtması lazım.
Ama diğer taraftan da 3, 4, 5 gün içinde acil birtakım tedbirleri getirip
hiç olmazsa piyasaların biraz daha rahatça, yani rahatça değil ama biraz
daha normal bir şekilde çalışabilmesini sağlamamız lazım. Ve bugünkü dünyada
bunu da bir miktar dış destek almadan yapmamız çok güç. Yani bütün yükü
sizlere, içeriye veremeyiz. Bu yükün bir kısmını hızla dışardan da sağlamamız
gerekiyor.
Bu şu anlama gelmemeli, bunu da geçenlerde söyledim ve sayın basın mensupları
da güzel bir şekilde yansıttılar. Çare tabi dışardan büyük borç bulmak
değil. Yani o çareyle düşünenler var bazen. Kesinlikle çare değil. Yani
dışardan böyle 20, 30 milar dolar bulacağız, onun bir de yüksek faizi olacak.
Evet, belki bizi bir hafta için rahatlatabilir, bulabilirsek, yani belki
o rakamlar çerçevesinde bulamayız. Ama bulabilsek bile ondan sonra bu zaten
yüksek olan borcumuza bir borç daha eklemiş olacağız.
Bunun da faizini ödemeye kalkacağız Türk toplumu olarak. Kendimize,
çocuklarımıza, torunlarımıza daha da bir büyük yük koymuş olacağız. Dolayısıyla
çare orda değil. Esas çare, içerde. Orta vadeli ve uzun vadeli esas çare
içerdeki gücümüz, sizin gücünüz, Türk girişimcinin ve işçinin gücü. Ve
yeni düzenlemeler. Daha güzel bir şekilde işleyen bir özel sektör-devlet
işbirliği, yandaşlığı. Fakat kısa vadede hemen şu önümüzdeki 2-3 hafta
içinde de mutlaka bir miktar dış destek bulmamız da gerekiyor. Dolayısıyla
bu dış desteği sağlamak için de seferber olmuş durumdayız.
Ve Türkiye’nin dostları, uluslararası teşekküller, eminim bu desteği
de vereceklerdir. Ama tabi ki her zaman olduğu gibi belli bir müzakere,
belli bir tartışma ortamı içinde vereceklerdir. Onun için şöyle bir strateji
uyguluyoruz; her şeyden önce uluslararası teşekküllerle çerçevede ve temel
boyutlarda anlaşmamız gerekiyor.
Yani nasıl bi program oluşturacağız, bunun çerçevesi nedir, temel ilkeler
nedir? Bu konuda çok hızla anlaşmaya varmamız gerekiyor. Bu konuda epey
bir ilerleme kaydettik. Çarşamba günü açıkladığımız bazı acil önlemler,
acil yapısal ve siyasal desteğe ihtiyacı olan önlemler. Bu bütün önlemler
paketi değil, program da değil. Ve o konuda tabi biraz belki anlaşmazlık
da oldu. Yani program değil bu, makro ekonomik büyüklükleri açıklamadık,
enflasyon konusunda bir şey söyleyemedik, ödemeler dengesi hedefini koyamadık.
Yani bütün bunları koymamız gerekecek tabi. Ama Türkiye’de çok önemli birtakım
yapısal sorunlar vardı.
Bu sorunların çözümüne siyasal destek aldığımızı hemen açık bir şekilde
ifade etmemiz gerekiyordu. Bunu Çarşamba günü yapabildik. Kamu bankaları
bence çok değerli görevler yapıyorlar. Kamu bankalarının hem bankacılık
hem birtakım sosyal hedeflere yönelik çalışmaları var.
Ama banka olarak çalışmaları birtakım kısa vadeli siyasal hedeflerden
ayırmak lazım. Bir kamu bankası bir partiye bağlı, öbür kamu bankası diğer
partiye bağlı, öyle bir düzen içinde artık gidemeyiz.
Bu gayrı ciddi bir düzendir. Buna artık kesinlikle son vermemiz gerekiyor.
Ziraat Bankası tabi ki çiftçiye kredi vermelidir ve vermeye de devam edecektir.
Diğer bankalar da esasen tarım sektörüne belki daha fazla yönelmelidir.
Ama Ziraat Bankası’nın bir gün içinde ödediği faiz biliyorsunuz, benden
daha iyi biliyorsunuz, bütün yıl ödediği ücretlere eşit şu an.
Ziraat Bankası’nın bilançosu gerçek ekonomik işlevinden çok çok daha
büyük. Dolayısıyla kamu bankalarını gerçekten ki rakamlar büyüktür. Örnek
olarak veriyorum, daha önemli tabi sorunlar da var. Ama kamu bankalarını
artık bu düzenden kurtarıp, verimli ve kendi amaçlarına hizmet eder biçimde
çalışmaya yöneltmemiz ve bir daha da bu kapının açılmaması lazım. Hani
bugün sıkıştık, bunalım oldu. 3 ay idare edelim, ondan sonra eski düzene
dönelim şeklinde de değil, bunu kökünden halletmemiz lazım. Ve doğrusu
Türkiye’yi izleyen uluslararası finas çevreler de bunu gayet iyi biliyor.
Gayet iyi görüyor. Kamu bankalarının piyasalardaki özellikle günlük faiz
yükünü falan gayet iyi takip ediyorlar. Ve dolayısıyla bunu bir an önce
halletmemiz gerektiği konusunda da bir fikir birliği var. Zaten bütün bürokraside
çalışan arkadaşlarla da bir fikir birliği var.
Bu konuda esasen herhangi bir fikir ayrılığı yok. Ve şunun da altını
çizeyim, ve çok güzel bir şey. Yani çok düşük gelirlerine rağmen bugün
Hazine’de, Merkez Bankası’nda, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda, Devlet Planlama’da,
Maliye’de, diğer bütün kuruluşlarla tanışma fırsatı bulamadım, çok değerli,
gecelerini gündüzlerine katan arkadaşlarımız var. Dolayısıyla Türkiye’nin
bu kadroları var. Ama bu kadroların siyasal desteğe ve toplumsal dayanışmaya
ve birliğe ihtiyacı var. Bu program sadece bu kadrolar tarafandan yürütülemez.
Bu program hakikaten toplum tarafından destek görmeli ve tabi hükümet programı
olmalı.
Sadece Merkez Bankası ve Hazine’nin programı olmamalı. Ki bu ülkeyi
çok güçlü bir şekilde ortaya koymamız lazım. Demek istediğim şu; yani birtakım
acil tedbirleri çarşamba günü açıklayabildik. Özelleştirmeyle de ilgili
bazı çok önemli konularda destek aldık ve hükümet olarak kararlıyız. THY’yi
örnek vereyim, THY, yani siz benden çok daha kullanıyorsunuz ama ben de
epey fırsat buldukça THY’ye bindim. Bence çok güzel çalışan bir kuruluş.
Her kuruluş olduğu gibi daha da iyisi olabilir ama THY bencee gurur duyacağımız,
Türkiye’nin ortaya çıkarttığı güçlü bir ve turizme hizmet eden, dış ticarete
hizmet eden güçlü bir kuruluşumuz.
Şimdi THY’yi iç piyasadaki biletlere yapay bir tavan koyup büyük zarara
sokmanın hiçbir gayesi yok. Hiçbir yani savunur tarafı yok. Ve bunu da
takdir edersiniz, THY’yle uçan hepimiz esasen toplumun nispeten, yani nispeten
varlıklı kesimleriyiz. Bugün çok yoksul bir vatandaş THY’yle uçmuyor. Dolayısıyla
bu sübvansiyon esasen varlıklı kesimlere veriliyor. Ve ulusal bir kuruluş
olan THY zarara sokuluyor, bu bilet fiyat kontrolünde. Mesela buna son
verdik.
Dolayısıyla bazı çok önemli yapısal konularda kararlı olduğumuzu dışarıya
gösterebildik, dış kamuoyuna ve iç kamuoyuna. Ve bu sayede hızla uluslararası
kurumlarla bir çerçeve anlaşmasına varacağımızı ümit ediyorum. Size bunu
yapacağız, oldu bitti diyemiyorum. Yani şu anda şu ilkeye çok dikkat edeceğim:
Yani her zaman durum neyse o şekilde anlatmaya çalışacağım, tamam mı? Yani
bu anlaşmaya varmaya çalışacağız. Bu anlaşma çerçevesinde aynı zamanda
Merkez Bankası’nın ve Hazine’nin ortak görüşeceği acil ve piyasaları rahatlatacak
bir tedbirler demetini de hemen, hemen yürürlüğe koyacağız. Hatta dün bugün
bile bu yolda yürümeye başladık.
Ama bu çerçeve anlaşmasıyla da uyuşması lazım. Bir oldu bittiyle şey
edemeyiz, yani onların karşısına çıkamayız. Onların da görüşünü alarak
şu şekilde yürüteceğiz para politikasını, şu şekilde yürüteceğiz piyasadaki
sıkışıklığı giderecek önlemleri şu şekilde alacağız diye onlarla da tartışacağız,
onları da ikna edeceğiz. Kendi önlemlerimizi sunacağız, ama ikna etmeye
çalışmamız da gerekiyor. Ve ondan sonra çerçeve anlaşmasını elde etmeye
çalışacağız. İnşallah başarılı oluruz.
Bu önümüzdeki 3 gün gece gündüz çalışacağız. Eğer bunu elde edebilirsek
ve piyasaları da biraz rahatlatabilirsek, ki o konuda gerçekten sanıyorum
bugün bile ilerlemeler kaydettik. O zaman haftaya daha rahat gireceğiz.
Ve bu çok acil tıkanma durumunu inşallah gelecek hafta yenebileceğiz. Çünkü
piyasaların üzerine de çok olumlu bir psikolojik etki yapacak. Fakat ondan
sonra hemen programı imzalamayacağız. Veya hazırlamak durumunda bile değiliz.
Ondan sonraki iki hafta, 2-3 hafta içinde sizlerle buluşacağız, işçi sendikaları
temsilcileriyle tekrar buluşacağız, diğer toplumsal kesim temsilcileriyle
de buluşacağız. Ve neyi yapabiliriz neyi yapamayız, ne kadar kaynağımız
var, bu kaynakları nasıl kullanabiliriz en verimli bir biçimde? Bunları
hep birlikte tartışacağız.
Aynı zamanda dışardan da ciddi bir ve hızlı bir desteğin gelmesini sağlamaya
çalışacağız. Yani çalışmaların bir kısmını da malesef yurt dışında da yürütmek
mecburiyetinde olacağız. Ondan sonra gerçek program ortaya çıkacak, büyüklükleriyle,
makro ekonomik hedefleriyle, ayrıntılarıyla, önlemleriyle ve inşallah nisan
başında ama tam bir tarih veremeyeceğim, üçünde mi olur, beşinde mi olur,
yedisinde mi olur, bilemiyorum ama o civarda.
Gerçekten yani önümüzü bize, önümüzü açan ve aynı zamanda sizlerin de
önünüzü görebilecek biçimde bir programı ortaya çıkartmaya, dış destekle
birlikte ortaya çıkartmaya çalışacağız. Bunu yapabilirsek nisan, mayıs,
haziran aylarında istikrar, istikrarı yeniden sağlayacağımızı umuyorum.
Şöyle, yani normal bir düzene gireceğiz. Herkes belki faizler yüksek
devam edecek bir süre, anormal değil ama yüksek devam edecek. Dövizdeki
aşırı inmeler, çıkmalar olmayacak. Daha belirli bir noktaya geleceğiz.
Ama tabi dalgalı kur sistemine geçtik, yani şu anda Merkez Bankası döviz
bu olacaktır diye bir vaatte bulunamıyor.
Döviz serbest piyasada oluşacak ama serbest piyasada normal işleyecek.
Zaten normal işlerse aşırı dalgalanmalar olmaz. Ve bu üç aylık dönemi,
makro ekonomik dengenin yeniden tesisi için kullanmak mecburiyetindeyiz.
Bu arada malesef, siz herkesten daha iyi biliyorsunuz, ekonomi bir daralma,
bir küçülme süreci içine girdi. Bunu, bu herhalde önümüzdeki haftalarda
ve birkaç ay devam edecek. Fakat hedefimiz, Çarşamba günü de açıkladığım
gibi, hedefimiz yılın ikinci yarısında yeniden büyümeye geçmek. Yaklaşımımız
bu.
Gene altını çiziyorum, zor bir durumdayız. Çünkü bir yandan programı
hakikaten hep birlikte hazırlamak gerekiyor ve bunu da yapacağız. Fakat
aynı zamanda çok kısa vadede de bazı acil önlemleri alıp ve bu acil önlemlere
de dış desteği sağlayabilmemiz gerekiyor. Orda bir seçeneğimiz yok. Keşke
öyle olmasaydı. Keşke bütün bu çalışmalara ocak ayında başlayıp gayet rasyonel
bir şekilde yürütseydik, 2-3 ay içinde en güzel bir yenileme programını
ortaya koyabilseydik. Ama maselef hayat öyle olmuyor, bazen insan çok ciddi
zaman sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Bunu bu şekilde yenmeye çalışacağız.
Tabi ki esas olay, yani Türkiye’nin esas hedefi büyümedir. Parasal kaza
olmuştur. Fakat sanıyorum 6 ay ve 9 ay öncesine gidersek, yani durum da
o kadar da kötü değildi 6-8 ay önce. Tabi çok sorunlarımız vardı. Ama bu
duruma düşeceğimizi doğrusu ne siz tahmin ediyordunuz, ne ben dışardan
izleyerek tahmin ediyordum. Doğrusu kimse tahmin etmiyordu.
Şimdi beni biraz da umuda sevkeden ve sizleri de umuda sevketmesi gereken
olay, biraz da dünyadaki olaylara baktığımız zaman, tabi Türkiye tek ülke
değil bu duruma düşen. (Güney) Kore, biraz Türkiye’deki benzer bir biçimle.
Ödemeler sistemi tıkandı, (Güney) Kore ki çok başarılı bir ülke, yani keşke
(Güney) Kore kadar 30 yıl başarılı olabilseydik. 3 yıl önce çok ağır bir
bunalımla karşılaştı, biraz Türkiye’deki benzer biçimde. Tamamen piyasalar
tıkandı, ödemeler sistemi tıkandı ve birden bire o çok başarılı gözüken
(Güney) Kore, müthiş bir daralma ve bunalıma girdi. Bir sene bile sürmedi.
Büyüme yüzde 8 ile devam ediyor şu anda. Dış borç meselesini çözebildi
ve bu parasal bunalımı aslında kendi bünyesinde yapması gereken birtakım
ciddi yapısal reformları o sayede gerçekleştirebildi. Özellikle banka sistemiyle
şirketler sistemi arasındaki aşırı içiçelik (Güney) Kore’deki bunalımın
bir sebebiydi. Onu halletmeye çalışıyor şu anda.
İkinci bir örnek, Brezilya. Brezilya da sanıyorum 18 ay önce birden
bire bir korkunç bir bunalıma girdi. Yüzde 45’lere varan bir devalüasyonla
karşılaştı. Bu devalüasyonun tabi şirketlere yansıması, döviz maliyetlerine
yansıması, bazı açık pozisyonlara yansıması çok ağır oldu. Fakat çok iyi
çalışarak, çok güçlü bir ekonomik programı yürürlüğe sokarak bunalımdan
6-8 ay içinde çıkabildi. Yeniden büyüyor. Kur değer kazandı, Brezilya parası
değer kazandı ve birçok bakımdan belki 2 sene öncesine kıyasla daha iyi
bir duruma doğru gidiyor.
Demek her ülkede tabi böyle olmuyor. Endonezya’da böyle olmadı. Bunalım
başladı ve her geçen hafta, her geçen ayla derinleşti. Yani illada her
bunalımdan kurtulunur diye bir olay da yok. Ama demek istediğim yani doğru
önlemler alınırsa çok muazzam büyük gözüken bu parasal kaza, parasal bunalım,
eğer yapısal önlemleri alabilirsek ve hakkaten birbirimizi destekleyebilirsek
belki de Türkiye’yi 8-10 ay sonra olduğundan çok daha iyi bir noktaya getirebilir.
Neden?
Çünkü bu bunalımın yarattığı, yaratabileceği toplumsal kararlılık uzun
zamandan beri çözemediğimiz birtakım yapısal sorunları bize çözdürtecektir
ve o bakımdan belki de yararlı olacaktır.
Değerli başkanım ve başkan arkadaşlar, temel yaklaşımımız bu. Şu anda
Hazine’de ve bütün diğer ekonomik birimlerden gelen arkadaşlarla çok yoğun
bir çalışma içindeyiz. Bu önümüzdeki üç günlük çalışmayı çerçeve anlaşması
oluşturabilmek hedefiyle yürüteceğiz. Onun için sizinle daha uzun birlikte
olamadığım için hakikaten üzgünüm.
Konuşmak için değil sizleri dinlemek için hakikaten birlikte olmak isterim.
Ama mazur göreceğinizi tahmin ediyorum. Gene de aranıza gelebildiğim için
çok mutluyum.
Çalışmalarınızda büyük başarılar dilerim ve lütfen konuşmaları, tartışmaları
bana iletebilirseniz, bugün, yarın, olmasa bile önömüzdeki günlerde mutlaka
okuyacağım ve yararlanacağım.
Çok çok teşekkür ederim.
|