Devlet Bakanı Kemal Derviş'in konuşması şöyle:
(19 Mart 2001)
Günaydın değerli basın mensupları.
İlk başta şunu belirtmek istiyorum, çok büyük saygı duyduğum Sayın Başbakan
Bülent Ecevit’in çağrısı üzerine geldiğime ve yanımdaki arkadaşlarımla
çalışabildiğime ve Türkiye için birlikte güzel bir şeyler ortaya çıkartmaya
çalışabildiğim için çok mutluyum gerçekten. Ve Sayın Başbakanım’a çok teşekkür
ediyorum çağrısı için. Tabii işin daha çok başındayız.
Gerçekten ciddi bir kazaya uğradı Türkiye, ciddi bir parasal kazaya...
Fakat bugün gerçekten çok önemli bir aşamaya geldik. Ve çok iyi bir hafta
yaşayacağımız konusunda umutluyum. Onun ötesinde bunun böyle olacağına
da gerçekten inanıyorum. Şimdi bu aşama konusunda size biraz dikkatli ve
ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Metniniz dağıtılacaktır nasıl olsa, o
konuda merak etmeyin, olduğu gibi size iletilecektir. Ekonomik programımızın
hazırlanmasında hızla ilerlemekteyiz. Bu ekonomik program, bugün Bakanlar
Kurulu’nda görüşeceğimiz Ulusal Program ile uyum içinde hazırlanmaktadır.
Ulusal Program'ın ekonomik boyutunu teşkil etmektedir.
Geçen hafta bu çalışmalarda ilk adımı atarak ekonomik program çerçevesinde
alınması gereken acil yasal önlemleri sizlere aktarmıştım. Bu önlemler
programın başarısı için bir ön koşuldur. Sayın Başbakan Bülent Ecevit ve
Sayın Başbakan Yardımcıları ile birlikte ve destekleriyle hazırlanan acil
önlemler paketi hemen yürürlüğe konacaktır. Bugün ikinci aşamaya gelmiş
bulunmaktayız. Maliye ve para politikasını içeren programın genel çerçevesi
üzerinde Uluslararası Para Fonu ile mutabakata varmış bulunmaktayız. Bu
ikinci aşamadır.
Üçüncü aşamada, nisan ayının ilk yarısında toplumun çeşitli kesimlerinin
görüşünü aldıktan sonra ekonomik prorgmı bütün ayrıntılarıyla belirlemiş
olacağız. Bu süre içerisinde toplumsal kesimlerin önerilerini dinlemek
ve programa desteklerini sağlamak yönündeki çalışmalarımız sürecektir.
Ayrıca uluslararası çervrelerle de yoğun temas içinde olacağız.
Hazırlanan
program esas alınarak ve destek verecek niyet mektubunu nisan ayının ikinci
yarısında IMF İcra Direktörleri Kurulu'nda görüşüleceğini tahmin ediyoruz.
Niyet mektubunu nisan ortalarında imzalayacağız tahmin ediyorum. Ve nisan
sonunda da Washington’da IMF İcra Kurulu kararını verecektir. Bu süreç
devam ederken mali piyasalarda çıkacak olan istikrarsızlığın giderilmesine
yönelik acil önlemlerin uygulanmasına devam edeceğjz.
Genel stratejimiz, mali piyasalarda yaşanan krizin büyüme, enflasyon
ve dış denge üzerindeki kısa vadeli olumsuz etkilerini süratle gidermektir.
Bu çerçevede başta bankacılık olmak üzere yapısal reformlar hızla tamamlanarak
başarının kalıcı olması sağlanacaktır. Bunlar yapılırken krizden en fazla
zarar gören toplum kesimlerin durumunu özellikle ele alacağız ve bu kesimler
için oluşturulacak sosyal destek programları, uluslararası kuruluşlardan
sağlanacak kaynaklarla güçlendirilecektir.
Parasal krizler toplumları belirsizlik
ortamına sürüklemek ve sosyal dayanışmayı zayıflatmak riskini taşırlar.
Bu ise sürdürülebilir büyüme ortamına dönüşü geciktiren en önemli unsurdur.
Bu nedenle sosyal dayanışmayı temin etmek ve programa toplumun inanmasını
ve desteklemesini sağlamak başarının ön koşuludur. Bu çerçevede söz konusu
dayanışmayı sağlayacak her türlü diyalog platformundan yararlanmaya kararlıyız.
Çağımızda parasal krizlerden çıkışta en acil papısal önlem bankacılık sektörünün
yeniden yapılanmasıdır. Yaşadığımız kriz, bankacılık sektöründeki sorunlardan
kaynaklanmıştır. Uzun yıllardır devletin kaynağı olmadan kamu bankaları
aracılığıyla bazı programları uygulaması sonucuyla ortaya çıkan zararlar,
bu bankalarda gizlenmiş ve bu zararların fonlanması sistemi tehdit eder
boyutlara ulaşmıştır.
Bu sorunun acil olarak çözülmesi, mali ve parasal sistemdeki belirsizliği
ortadan kaldıracak en önemli unsurdur. Bu kapsamda zaten kamunun üzerinde
olan ama gizli bir yerde gizli olarak kamu üzerinde olan yüksek maliyetlerle
finanse edilen yük, hazine tarafından şeffaf bir şekilde üstlenilecektir.
Bu sayede oldukça yüksek seviyelere ulaşmış bulunan söz konusu borç stoku
etkin bir şekilde yönetilebilecek. Bu ise toplam kamu borç stokunun daha
düşük bir maliyetle finanse edilmesine imkan verecek ve borç stoku sürdürülebilir
bir nitelik kazanacaktır.
Kamu bankalarının bilançoları küçültülerek yeniden yapılandırılacaktır.
Böylece ekonomik politikaların etkinliği azaltan ve kamuda şeffaflığı engelleyen
önemli bir unsur bertaraf edilmiş olacaktır. Sayın Merkez Bankası Başkanı
bu operasyon konusunda size daha ayrıntılı bilgi verecektir. Kamu bankaları
mali sektörde tekrar bir sorun haline gelmelerini engellemek ve yapılan
operasyonun başarıya ulaşmasını sağlamak amacıyla siyasi müdahalelere maruz
kalmayacak etkin bir yönetime kavuşturulacaktır.
3 kamu bankası için ortak yönetim kurulu oluşturulacağını daha önce
size aktarmıştım. Bu amaçla Hazine Müsteşarlığı, Emlak ve Halk Bankaları’nın
genel kurullarını mart ayı sonunda toplantıya çağırmış bulunmaktadır. Ziraat
Bankası Genel Kurulu ise önümüzdeki hafta başında toplanacaktır. Ziraat
Bankası Genel Kurulu’nda tespit edilecek yönetim kurulu, çok profesyonel
bir nitelik taşıyacak ve üç kamu bankasının ortak yönetim kurulu olarak
çalışacaktır. Aynı zamanda bu kurula bu bankaları özelleştirme amacıyla
yeniden yapılandırma görevi de verilecektir.
Parasal bunalım özel bankacılık kesimini de etkilemiştir. Dünyanın herhangi
bir yerinde bu kadar büyük faizle kur şokuna uğrayan bir banka sistemi
zedelenir. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir olay değildir. Faizde, kurda bu
kadar büyük bir değişiklik en güçlü ekonomilerdeki bankacılık sistemini
de zedeler. Bu bütün bankaların sağlıksız bir yapıya sahip olduğunu göstermez.
İstikrarın yeniden sağlanmasıyla bankacılık sektörümüz de yeniden güçlenecektir.
Ancak bu arada ekonomimiz için çok önemli olan üretimi ve dış satımı
desteklemek işlevini yapması gereken bu sektör de çağdaş bir denetim altında
olacaktır. Bu denetim geçmişte yeterli ölçüde olmamıştır. Yeniden herhangi
bir başıboşluğun oluşmasını önlemekte kararlıyız. Herhangi bir sorun doğduğunda,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun çok hızlı ve çok kararlı davranacağından
eminim.
Aynı zamanda hem BDDK hem de hükümet, büyümeye, dış satıma ve üretime
yönelik bankacılık faaliyetlerini destekleyecektir. Bu arada Türk Eximbank’ın
da dış satıma en etkin biçimde yardımcı olması için kaynak ayrılacaktır.
Bankaların tüm yükümlülükleri önceden de belirttiğim gibi aralık ayında
hükümet tarafından duyurulduğu gibi tam garanti altındadır. Bu konuyu bir
kere daha vurgulamakta yarar görüyorum.
Geçtiğimiz yıl içinde sağlanan mali disiplin bu yıl da sürdürülecek.
Mali politika bu programın çok önemli bir boyutunu oluşturacaktır. Elverişsiz
ekonomik koşullara rağmen bütçenin faiz dışı fazlası GSMH’nin yüzde 4’ünün
altına düşmeyecektir. Bu kolay olmayacak. Ancak maliye politikasında en
ufak bir taviz vermemiz söz konusu değildir.
Güçlü bir maliye politikası ekonomik dengelerin ve borçlananın sağlıklı
bir yapıda sürdürülebilmesi için gereklidir. Bu çerçevede faiz dışı harcamalardaki
artış, milli gelirin nominal artışın altında tutulacaktır. Geçen yıl sonunda
alınan bütçe gelirlerine ilişkin tedbirler kararlılıkla uygulanacaktır.
Bankacılık sektöründe yapacağımız düzenlemler yanında maliye politikalarındaki
kararlılığımızı da etkin para politikası piyasalar tarafından kısa süre
içinde algılanacak ve piyasalar giderek daha etkin çalışacak.
Şubat ayı
sonunda yaşadığımız bunalım ve kur değişikliği nedeniyle enflasyon önümüzdeki
birkaç ayda maalesef yüksek çıkacaktır. Ancak yılardır Türk ekonomisini
kemiren, gelir dağılımını bozan ve daha hızlı büyümemizi önleyen enflasyonu
mutlaka yenmeliyiz. Yeniden bir enflasyon sürecine girmemiz söz konusu
olamaz. Enflasyon programın kararlılıkla uygulanması sonucunda tekrar düşme
eğilimine girecek, yılın son döneminde aylık bazda yüzde 2’nin altına inecektir.
Önümüzdeki yıl ise enflasyonu yüzde 20’nin epeyce altına düşürmekte
kararlıyız. Büyüme sürecine yeniden geçişte bugün vardığımız kur değeri
ve bu kurun Türk ihracatına ve turizm sektörüne sağladığı rekabet gücü
çok önemli bir kozdur, Türk ekonomisi için... Brezilya, Meksika ve Kore örneklerine
bakmakta yarar var. Parasal bunalıma giren bu ülkelerde bunalımın ilk aşamasında
döviz kuru aşırı değerlenmiş ve finans sektöründe ciddi sorunlar yaratmıştır.
Ancak acil önlemler sonucunda nisbi bir istikrar sağlandığında kurun yarattığı
rekabet gücü sayesinde ödemeler dengesi olumlu bir süreç içine girmiş ve
bu ülkelerin ulusal paraları reel olarak hatta nominal olarak yeniden değer
kazanmıştı.
Kur ve para politikası güçlü ve daha da özerkleşecek Merkez Bankası’nın
sorumluluk alanıdır. Sayın Merkez Bankası Başkanı size bu konuda bilgi
verecektir. Ancak kur konusunda neyin olabileceğini hep birlikte tahmin
etmeye çalıştığımız zaman, dünyada benzer durumlarda nelerin olduğunu hatırlamamızda
yarar görüyorum.
Ekonomik kasım ve şubat aylarında yaşadığımız mali krizler nedeniyle
malesef şu anda bir daralma sürecine girmiştir. Ancak ikinci yarıda bu
eğilimin tersine dönmesini bekliyoruz. Yaz sonunda ekonominin yeniden büyüyeceğini
tahmin ediyoruz. Bu “V” veya “U” dönüşü, Brezilya, Meksika, Kore gibi Türkiye’ye
benzer krizler yaşamış ülkelerde gözlenmiştir. Başarılı bir program uygulandığı
vakit ekonomik daralma bir yıldan kısa bir dönem içinde sona ermekte ve
büyüme yeniden başlayabilmektedir. Ancak yılın ilk yarısındaki daralma
yüzünden yılın ortalamasını aldığımız zaman, yıl tamamında milli gelirin
reel olarak yüzde 2 civarında düşeceğini tahmin ediyorum.
İkinci yarıda dış satım ve turizmin de çok önemli katkısıyla büyüme
sürecini daha güçlü temeller üzerine yeniden tesis etmiş olacağız. Yaşadığımız
mali krizden çıkış sürecinde ekonomik daralmanın ve işsizliğin asgari seviyede
tutulabilmesi ve enflasyonla mücadelede başarılı olmak için etkin bir gelirler
politikasının uygulanabilmesi gerekiyor. Kamu sektöründeki ücret politikasının
daha evvel de açıkladığımız gibi istihdam kaybına yol açmadan ve ilgili
işletmelerin mali durumu ile kamu sektöründeki ücret adaleti gözetilerek
belirleyeceğiz. Özel sektörün ücret ve fiyat artışlarında izleyeceği tutumun
programla uyumlu olması için gerekli diyalog sürdürülecektir.
Hükümet, işveren ve işçiler arasında özellikle içinde bulunan bu dönemde
istihdam kaybına yol açılmaması amacıyla yoğun diyaloğu da teşvik edeceğiz.
Bu görüşmelere henüz yeni başladım. Fakat şunu belirtmek istiyorum, özellikle
geçen hafta sayın sendika yöneticileriyle yaptığım toplantılar çok yararlı
olmuştur.
Ve kendilerinin bütün ülkenin çıkarını göz önünde tutarak ve her şeyden
önce iş güvenliğini sağlamak yönünde düşündüklerini ve çalıştıklarını gözetlemiş
durumdayım. Onlarla bu görüşmelere devam etmek istiyorum. Ve ülkenin, tümünün
yararını hep birlikte gözönünde tutacağımızdan eminim. Özelleştirme temel
önceliklerimizden biridir. Ancak özelleştirmenin zamanlamasında ve ulusumuza
en yararlı biçimde gerçekleşmesi için piyasa koşulları etkili olacaktır
ve bu koşullara bakmamız gerekecektir.
Dolayısıyla bu dönemde özelleştirmenin önündeki tüm engelleri kaldırmayı
hedefliyoruz. Hem Türkiye’nin çıkarını en ön planda tutacağız ve özelleştirme
şartlarını ona göre uygulayacağız. Ama aynı zamanda önemli bir fırsat elimize
geçince, ulusumuzun eline geçince, çok hızlı davranmak gereğini de unutmayacağız.
Başta Türk Telekom, THY, TÜPRAŞ, Erdemir, Tekel ve şeker fabrikalarının
kamu hisselerinin satışı ile TEAŞ ve TEDAŞ’ın varlıklarının bir bölümünün
satışıyla ilgili hazırlık çalışmaları süratle tamamlanacaktır. Bu kapsamda
daha önce açıkladığımız yasal değişikliğin gerçekleşmesi zorunludur. Acil
önlemler paketinde yer alan düzenlemelere ilişkin hazırlıklarımız sürmektedir.
Bunların bir kısmını gelecek hafta içinde TBMM’ye sunma aşamasına gelmiş
olacağız.
Böylelikle şu ana kadar büyük bir hızla ilerlediğimiz programın sağlam
yasal temellere oturması, bizim yolumuza aynı kararlılıkla devam etmemizi
sağlayacaktır. Bu yasal düzenlemelerin bir an önce gerçekleşmesi tabiki
program açısından zorunludur ve güvenin yeniden tesis edilmesi için kaçınılmaz
bir hız gereğiyle karşı karşıya bulunmaktayız. Programın gerektirdiği dış
finansmanın sağlanması için, uluslararası ve ikili temaslar sürmektedir.
Bu temaslarımızın olumlu sonuçlanması, ülkemizin programın uygulanmasında
göstereceği kararlılığa bağlıdır. IMF ile çerçevesi üzerinde anlaşmaya vardığımız
bu programın yeterli dış desteği sağlayabileceğini umuyorum. Yeterli dış
destek dediğim zaman, geçen günlerde de belirttiğim gibi çareyi Türkiye’yi
yeniden müthiş büyük bir dış borç stokunun altına sokmakta bulmuyoruz.
Çare herşeyden önce içerdedir, kendi kaynaklarımızı iyi bir şekilde
etkin bir şekilde kullanmamızdadır. Ancak şu aşamada bir miktar dış borcun
da gerçekleşmesi ve hızla bize destek olması gereçekten çok önemlidir.
Bu amaçla bu hafta sonuna doğru yurt dışında yoğun temaslarımız olacaktır.
Başta belirttiğim gibi, çalışmamızın ikinci aşamasına gelmiş bulunuyoruz.
IMF ile çerçeve anlaşması gerçekleşmiştir. Çok önemli bir aşamadır. Ve
sanıyorum önümüzdeki haftaların çok daha düzenli geçeceğini sağlayacaktır.
Bu çok önemli bir adımdır ve IMF yetkilileri sizi burada saat 12.00’da
kendi değerlendirmelerini sunacaktır. Yani bu çerçeve anlaşmasını nasıl
algılıyorlar, geleceği nasıl görüyorlar? Bu konuda size IMF’in en büyük
üst düzeydeki bir yetkilinin başkanlığında IMF ile ilgili bilgi verecektir.
Kendilerine bizimle 3 gün geceli gündüzlü çalıştıkları için teşekkür
ediyorum. Tabi herşeyden önce ve bununla birlikte hakkaten hep birlikte
iki hafta çalıştığımız Türk uzmanları ve yöneticilerine teşekkür ediyorum.
Yanımda Sayın Hazine Müsteşarı, Merkez Bankası Başkanı Sayın Süreyya Serdengeçti
ve Devlet Planlama Müsteşarı Sayın Akın İzmirlioğlu var. Bu son iki hafta
hep birlikte çalıştık. Onların çok büyük katkıları oldu bu aşamada ve ilerde
de tabi olmaya devam edecek. Kendilerine çok çok teşekkür ediyorum. Bu
arada sizlere, değerli basın mensuplarına da çok teşekkür ediyorum. Sizin
de işiniz zor, bizim de işimiz zor, ama anlayış gösteriyorsunuz. Hepinizi
sevgiyle selamlarım, teşekkürler.
|