Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
21 ŞUBAT KRİZİ
ZİRVEDE KRİZ
EKONOMİK PROGRAM GENEL STRATEJİSİ

YENİ EKONOMİK PROGRAM...
Derviş'in basın toplantısı...
14 Mart 2001
Kemal DervişEkonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, Hazine Müsteşarlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, ekonomide kısa vadede yapılacaklar ile diğer önlemlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Derviş, ekonomide yaşanan sıkıntıların aşılıp güven tesis edileceğini bildirdi. Kemal Derviş, ilk aşamada bankacılık sektöründeki zaaf ve yapısal bozuklukların giderileceğini söyledi.
 
 
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Derviş'in basın toplantısında yaptığı konuşma ve gazetecilerin sorularına yanıtları şöyle:
(14 Mart 2001)

İyi akşamlar. Biliyorsunuz bugün epey yoğun geçti. Sayın sendika yöneticileriyle görüştüm. O yüzden birazcık geciktik. Fakat önemli bir gün yaşadık. Çünkü bugün yeni program doğrultusunda yeni önlemler konusuda size ortaya çıkarttığımız paketi dağıtacağız. 

Bu konuda tabi bir hususta çok dikkatli olmanızı diliyorum. Şu anda karar aşamasında olan ve politik desteğe de sahip olan bu program, bu işin bir başlangıcıdır. En acil önlemleri içermektedir.

Çalışmalar tabii devam ediyor, bu hafta sonu da devam edecek. Ve gelecek haftaya makro ekonomik dengeler, enflasyon hedefleri ve ödemeler dengesindeki hedeflerle birlikte makro ekonomik programı da ortaya çıkartmaya çalışacağız. Bunu tabi ki uluslararası kuruluşlarla birlikte ve Türkiye’nin dostlarıyla birlikte yapacağız. 

Bugün açıkladığımız ve Sayın Başbakan Bülent Ecevit ile koalisyon liderleriyle görüştüğümüz ve onların da desteğine sahip olan bu önlemler paketi, tekrarlıyorum, işin başlangıcıdır. Fakat çok önemlidir. 

Bazen toplumların, ülkelerin hayatında, bir bunalım aynı zamanda bir fırsat oluşturuyor. Uzun zaman sürüncemede kalan bazı sorunları çözmek ve bir daha bu sorunlarla karşılaşmamak üzere çözmek fırsatını veriyor toplumlara... 

Sanıyorum bankacılık sektöründe bu fırsat şu anda elimize geçmiştir. Esas bu bunalıma sebep olan bankcılık sektöründeki zaaf ve yapısal bozukluğu, bu önlemlerle büyük ölçüde ve hızla giderebileceğimiz kanısındayım. Kamu bankaları ve bu kendi yöneticilerinin kabahati değildir, ama kamu bankaları esasen bankacılık göreviyle ilgili olmayan birtakım yüklerle çalışmak mecburiyetinde bırakılmıştır geçmişte. Bu yükü kaldıracağız, bu yükü doğrudan doğruya bütçeye koyacağız. Ve dolayısıyla bir bankanın bir banka gibi çalışmasını sağlayacağız. 

Özel bankalarda da yapısal bozukluğu giderici her türlü önlemi alacağız. Tabi ki bu önlemleri alırken mevcut düzenlemeler ve mevcut yasalar çerçevesinde mevzuat biliyorsunuz güvence altındadır. Bu konuda herhangi bir endişeye gerek yoktur. Fakat aynı zamanda özel bankacılık söktörünü de çok daha rekabetçi, üretime dönük, dış satıma dönük hizmetler veren ve sadece devlet tahvili alıp oradan kazancını sağlayan değil, devlet borcunu da azaltarak ve devlet kamu dengesini düzelterek bankacılığın üretime yönelmesini sağlamamız gerekiyor. 

Özelleştirme konusunda da ciddi ilerlemeler yapmamız gerekiyor. Esasen Türkiye son yıl içinde özelleştirmede önemli adımlar attı, bunları küçümsememek lazım. Fakat önümüzde bu yolda devam etmek mecburiyeti var. Özelleştirmeyi tabi Türkiye’nin şartlarına uygun bir şekilde ve hem gelir açısından hem ilerideki üretkenlik açısından en iyi şekilde gerçekleştirmemiz gerekiyor. Ve bunu da yapabileceğimiz kanısındayım. 

Esasen Türkiye, kaynağı bol ve güçlü bir ülke. Coğrafi konumumuz, dış ticaretteki gücümüz ki bu dalgalı kura geçmekle sanıyorum dış satımda ve turizmde çok güzel neticeler elde edeceğiz. Esasen kaynak mevcuttur. Fakat bu kısa vadeli bunalımı atlatıp bu kaynakları kamu dengesinin düzeltilmesi için kullanabilmemiz lazım. 

Üç aşamalı bir yoldayız. İlk aşama; bunalımın üstesinden gelip güveni yeniden tesis etmek. Bunu hızla yapacağız. İkinci aşamada; makro ekonomik dengeyi yeniden kurmamız gerekiyor ve enflasyonu yeniden aşağıya doğru çekmemiz gerekiyor. Biliyorsunuz, mart ve nisan ayındaki enflasyon yüksek çıkacaktır aylık olarak. Bu kaçınılmazdır, bu son olaylardan sonra... Fakat ondan sona hemen haziranda başlamak üzere enflasyonu çok daha makul bir düzeye indirmemiz gerekiyor. Ve bu şekilde toplumu yeniden istikrara kavuşturmamız gerekiyor.

Şu anda Türkiye negatif bir büyüme sürecine girmiştir. Ekonomi şu anda küçülüyor. Fakat bu bunalımı atlatırsak hemen yılın ikinci yarısında yeniden pozitif büyümeye geçmek mümkündür. Uzun vadede ise Türkiye son 20 yılda elde ettiği yüzde 4 ortalamanın çok üstünde bir büyüme potansiyeline sahiptir. Bence Türkiye bu yeni asrın ilk 10 yılında ortalama olarak yüzde 7 büyümeyi yakalayacaktır, yakalayabilmelidir ve bunu zaten dünya ekonomisinde hakkına sahip olduğumuz yeri kazanmak için ve aynı zamanda Avrupa ile entegrasyon sürecinde bu büyüme hızını, bu yüzde 7 ortalamayı yakalamak mecburiyetindeyiz bir an önce... Tabi bu uzun vadeli bir perspektif. Şu anda belki 3-4 yıl, 5 yıl sonrasını düşünmek doğru olmaz diyebilirsiniz. Şu anda herşeyden önce bugünkü güçlükleri yenmek zorundayız. Fakat aynı zamanda hakikaten Türk toplumunun çok güçlü olduğuna inanmamız gerekiyor, gerçekten böyledir. 

Ve Türk toplumu eğer bu bunalımlara 5 yılda bir 10 yılda bir uğramazsa çok rahatlıkla bu yüzde 7 büyümeyi yakalaycağına inanıyorum. Biliyorsunuz geçmişte de yüzde 8’i de yakaladık, yüzde 9’u da yakaladık büyüme olarak. Ondan sonra maalesef makro ekonomik istikrarsızlık yüzünden kazaya uğrayıp negatife geçince, ortalama yüzde 4 kadar yeterli olmayan bir rakama düşmüştür. Bütün bunları başarmak bir kadro işidir. Ekonomiye bakan, ekonomiyle, ekonominin sorunlarından sorumlu hükümetteki arkadaşlarla birlikte bir çalışma işidir. Aynı zamanda bürokrasilerde önemli sorumlulukların çok iyi arkadaşlar tarafından yürütülmesine bağlı bir iştir. Bu kadroyu, görüyorsunuz, yavaş yavaş oluşturuyoruz. Bugün Hazine Müsteşarlığı kararnamesi imzaya açılmıştır, Sayın Faik Bey inşallah bu işi devralacaktır. Aynı zamanda BDDK konusunda da kararname Sayın Bakanlar’ın imzasına açılmıştır, Sayın Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulacaktır tabii... Bu önemli işlere Sayın Engin Akçakoca’nın ismi imzaya açılmıştır. Onay alacağımızı umut ediyorum hükümet olarak. Zaten biliyorsunuz Merkez Bankası’nda Sayın Süreyya Serdengeçti görevine başlamıştır. Piyasalarda sivrilen, piyasaları çok iyi bilen ve içte de dışta da büyük bir güven ve saygıya sahip bir isimdir. O konuda birlikte çalışacağımızdan çok çok mutluyum. 

Bunun ötesinde, yani teknik kadrolar ötesinde mutlaka toplumsal desteğe ihtiyacımız var. Vatandaşın desteğine ihtiyacımız var. İşçinin, esnafın, çiftçinin, işverenin desteğine ihtiyacımız var. Bugünlerde gerçekten hep bir araya gelip Türkiye’yi bu zor durumdan kurtarmamız lazım. Ve bunu tabi hükümet tek başına yapamaz. Teknik kadrolar da tek başına yapamaz. Bunu yapabilmek için hakkaten herkesin katkıda bulunması ve toplumun bize biraz destek vermesini istiyoruz. Tabiki bu destek işlerin meyva vermesiyle devam edecektir. Bu desteği uzun süre sonuç almadan istemek hakkımız değildir. Fakat şu anda bu zor aşamada hakikaten herkesten yardım ve destek bekliyoruz ve sanıyorum Türk vatandaşı, Türk toplumu da bugünkü durumu görüp bu desteği vercektir, buna da kesinlikle inanıyorum. 

Fedakarlığın adil bir şekilde dağılması gerekiyor, dağıtılması gerekiyor. Her kesimin katkıda bulunması gerekiyor. Bugün Sayın sendika yöneticileriyle görüştüm ve görüşmeler çok dostça, çok iyi bir hava içinde geçti, çok memnunum, çok mutluyum görüşmelerden. Tabiki işveren örgütleriyle de ve diğer toplumsal, toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden örgütlerle de görüşeceğiz. Aynı havanın devam edeceğini ve bütün herşeyin yapıcı bir tartışma havasının içinde oluşacağı kanısındayım. Herşeyden önce hem basından hem toplumdan yapı eleştiriler de bekliyoruz. Yapıcı eleştiriler olmadan insan hataya düşer. Onun için biliyorsunuz Türkçe'de güzel bir söz var "Dost acı söyler". Yani dostların eleştirilerini de esirgememelerini istiyorum. Fakat bu eleştirilerin de Türkiye’yi gözönünde tutarak yapıcı olmalarını da diliyorum. Çok teşekkürler sayın arkadaşlar. 

SORULAR VE CEVAPLARI

Derviş, Ekonomik Program Çervesinde Alınması Gereken Öncelikli Önlemleri açıkladığı basın toplantısında, çeşitli soruları da yanıtladı. Bakan Derviş, "Siyasi destek olmazsa bırakıp gideceğiniz kanısı var. Bırakıp gitmeyeceğinizin garantisini veriyor musunuz?" şeklindeki soru üzerine, kendisinin Dünya Bankası’ndan izin alarak değil, bütün ilişkilerini keserek geldiğini söyledi. Başbakan Bülent Ecevit ile çok eskiye dayanan ilişkisi olduğunu hatırlatan Derviş, şöyle konuştu:

"O çağırdı ve geldim. Dünya Bankası ile bütün ilişkimi kestim, izin almadım, istifa ettim. Ben her zaman Türkiye’ye dönmek istiyordum. Zaten dönecektim. Belki düşündüğümden erken oldu ama amacım dönmekti. Hükümet olarak, takım olarak çalışıyoruz. Sayın Başbakan ve Başbakan Yardımcıları program konusunda bana destek verdiler. Benim herhangi bir şekilde ayrılmam söz konusu değil. Tabiki insanlar, sorumluluklarını yerine getiremezse, çalışamaz duruma gelirlerse, başka şeyler yapmalılar. Ayrılırsam, Türkiye’den ayrılmam. Belki şehir değiştiririm."

Derviş, Atilla Karaosmanoğlu’nun da bir dönem aynı tür görevi bıraktığının belirtilmesi üzerine, "Atilla Bey, bütün hayatı boyunca Türkiye’yi düşünmüştür. Türkiye’ye hizmet vermiştir. Daha sonra da Dünya Bankası’na dönerek, ulusal bir kuruluşta görev yapmıştır. Küreselleşmenin olduğu bir ortamda, uluslararası bir kuruluşta görev yapmak, her zaman Türkiye’ye hizmet etmektir" dedi.

Devlet Bakanı Kemal Derviş, kaynak sorununun nasıl giderileceği sorusu üzerine, şöyle konuştu:

"Şu anda çalışıyoruz, kaynak ihtiyacını makro ekonomik denge tablosu içinde ortaya çıkartacağız. Mutlaka dış desteğe ihtiyacımız var şu anda. Fakat bunun ne kadar olabileceğini, ne kadarını piyasadan, ne kadarını resmi kanallardan, ne kadarını uluslararası kurulşardan, ne kadarını şey olarak isteyeceğimiz konusunda kesin rakam vermek istemiyorum şu anda... Bu çalışmayı arkadaşlarla birlikte sürdürüyoruz. Bu biliyorsunuz bu bütün çalışmaları büyük bir şeffaflık içinde yapacağız. Bu rakamlar ortaya çıkar çıkmaz sizin de elinize geçecek. Ama kesinleşmeden herhangi bir rakamı söylemek tabiki sakıncalı olur." 

Derviş, kamu bankalarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin soruya şu cevabı verdi:

"Şimdi tabi bunun ayrıntısına girmek istemiyorum, ama mevcut bankacılık yasasında bankaların yeniden yapılandırılması konusunda bazı değişiklikler gerekecek. Fakat bu değişiklikler hiçbir şekilde mevduatın güvencesine bir değişiklik getirmeyecek. Eğer bir banka yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa fona alınacak ve fon çerçevesinde de mevduat güvence altındadır bu aynen devam edecek. 

Yeniden yapılandırma kuruluyla yönetim kurulu birleştirilecek. Bunlar yani bir yönetim kurulu olarak çalışacak, profesyonel yöneticiler ve bankacılardan oluşacak bu yönetim kurulu bu üç bankanın ileriye dönük stratejisini, özelleştirme dahil olmak üzere, en profesyonel biçimde ve en büyük hızla yani daha bu yıl bu işi bitirmek üzere çalışmaya başlayacak."

Devlet Bakanı, öncelikli önlemlere ilişkin yasaların ne kadar sürede çıkarılacağı sorusu üzerine de, şunları söyledi:

"Şimdi çok önemli olan bu paket, yani burada öngördüğümüz önlemler konusunda hükümet fikir birliği içindedir. Bu çok önemli bir adımdır. Biliyorsunuz, bu konuda uzun süre fikir birliğine varılamamıştır geçmişte. Dolayısıyla ilk çok önemli olan adım, Meclis'te çoğunluğa sahip hükümetin buna sahip çıkması ve birlikte bu konuyu hemen yürürlüğe koymamız... Ama tabi ki, bazı yasal değişiklikler de gerektiği için belli bir süre isteyecek bu. Mesela bazı konularda, farzedelim Halk Bankası’nın genel kurulunu toplamamız gerekiyor bazı kararların yasal olarak alınması için, Meclis'ten bazı kararların geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu birkaç hafta sürecek. Fakat önlemler, yani bu siyasal desteğe sahip olduğu için ve üç partinin de buna karar verdiği için bu konuda bir zorluğun çıkmasını tahmin etmiyoruz ve en büyük hızla yürürlüğe koymamız gerekiyor."

Bakan Derviş, yeni programın ulusal program olarak nitelendirilmesine ilişkin bir soruya da şu karşılığı verdi:

"Diğer programlar da ulusaldı. Hepsi Türk hükümetleri tarafından oluşturulup, uygulanmıştı. Geçmişteki program sadece bürokratlara bırakılmış oldu. Bu program siyasi düzeyde sahipliği daha güçlü bir program olacaktır. Hiçbir şekilde geçmişteki programların ulusal olmadığını söylemek istemiyorum. Ayrıca AB’ye entegrasyon açısından ulusal büyük bir program vardır. Bu program onun ekonomik boyutunu oluşturuyor. Bunlar 2 ayrı parça değil, bir bütünün 2 bölümüdür."

Bugün dağıtılan metnin acil önlemler paketi olduğunu da kaydeden Bakan Derviş, programın ortaya çıkarılmasında toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekti. Derviş, sivil toplum örgütleri ve işçi-işveren temsilcilerinin görüşleri alınmadan programa son şeklinin verilmeyeceğini anlattı.
 
 



SORULAR CEVAPLAR'IN BİR BÖLÜMÜ HÜRRİYET GAZETESİ İNTERNET SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.
 (14 MART 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş