Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Derviş'in basın
toplantısında yaptığı konuşma ve gazetecilerin sorularına yanıtları şöyle:
(14 Mart 2001)
İyi akşamlar. Biliyorsunuz bugün epey yoğun geçti. Sayın sendika yöneticileriyle
görüştüm. O yüzden birazcık geciktik. Fakat önemli bir gün yaşadık. Çünkü
bugün yeni program doğrultusunda yeni önlemler konusuda size ortaya çıkarttığımız
paketi dağıtacağız.
Bu konuda tabi bir hususta çok dikkatli olmanızı diliyorum. Şu anda
karar aşamasında olan ve politik desteğe de sahip olan bu program, bu işin
bir başlangıcıdır. En acil önlemleri içermektedir.
Çalışmalar tabii devam ediyor, bu hafta sonu da devam edecek. Ve gelecek
haftaya makro ekonomik dengeler, enflasyon hedefleri ve ödemeler dengesindeki
hedeflerle birlikte makro ekonomik programı da ortaya çıkartmaya çalışacağız.
Bunu tabi ki uluslararası kuruluşlarla birlikte ve Türkiye’nin dostlarıyla
birlikte yapacağız.
Bugün açıkladığımız ve Sayın Başbakan Bülent Ecevit ile koalisyon liderleriyle
görüştüğümüz ve onların da desteğine sahip olan bu önlemler paketi, tekrarlıyorum,
işin başlangıcıdır. Fakat çok önemlidir.
Bazen toplumların, ülkelerin hayatında, bir bunalım aynı zamanda bir
fırsat oluşturuyor. Uzun zaman sürüncemede kalan bazı sorunları çözmek
ve bir daha bu sorunlarla karşılaşmamak üzere çözmek fırsatını veriyor
toplumlara...
Sanıyorum bankacılık sektöründe bu fırsat şu anda elimize geçmiştir.
Esas bu bunalıma sebep olan bankcılık sektöründeki zaaf ve yapısal bozukluğu,
bu önlemlerle büyük ölçüde ve hızla giderebileceğimiz kanısındayım. Kamu
bankaları ve bu kendi yöneticilerinin kabahati değildir, ama kamu bankaları
esasen bankacılık göreviyle ilgili olmayan birtakım yüklerle çalışmak mecburiyetinde
bırakılmıştır geçmişte. Bu yükü kaldıracağız, bu yükü doğrudan doğruya
bütçeye koyacağız. Ve dolayısıyla bir bankanın bir banka gibi çalışmasını
sağlayacağız.
Özel bankalarda da yapısal bozukluğu giderici her türlü önlemi alacağız.
Tabi ki bu önlemleri alırken mevcut düzenlemeler ve mevcut yasalar çerçevesinde
mevzuat biliyorsunuz güvence altındadır. Bu konuda herhangi bir endişeye
gerek yoktur. Fakat aynı zamanda özel bankacılık söktörünü de çok daha
rekabetçi, üretime dönük, dış satıma dönük hizmetler veren ve sadece devlet
tahvili alıp oradan kazancını sağlayan değil, devlet borcunu da azaltarak
ve devlet kamu dengesini düzelterek bankacılığın üretime yönelmesini sağlamamız
gerekiyor.
Özelleştirme konusunda da ciddi ilerlemeler yapmamız gerekiyor. Esasen
Türkiye son yıl içinde özelleştirmede önemli adımlar attı, bunları küçümsememek
lazım. Fakat önümüzde bu yolda devam etmek mecburiyeti var. Özelleştirmeyi
tabi Türkiye’nin şartlarına uygun bir şekilde ve hem gelir açısından hem
ilerideki üretkenlik açısından en iyi şekilde gerçekleştirmemiz gerekiyor.
Ve bunu da yapabileceğimiz kanısındayım.
Esasen Türkiye, kaynağı bol ve güçlü bir ülke. Coğrafi konumumuz, dış
ticaretteki gücümüz ki bu dalgalı kura geçmekle sanıyorum dış satımda ve
turizmde çok güzel neticeler elde edeceğiz. Esasen kaynak mevcuttur. Fakat
bu kısa vadeli bunalımı atlatıp bu kaynakları kamu dengesinin düzeltilmesi
için kullanabilmemiz lazım.
Üç aşamalı bir yoldayız. İlk aşama; bunalımın üstesinden gelip güveni
yeniden tesis etmek. Bunu hızla yapacağız. İkinci aşamada; makro ekonomik
dengeyi yeniden kurmamız gerekiyor ve enflasyonu yeniden aşağıya doğru
çekmemiz gerekiyor. Biliyorsunuz, mart ve nisan ayındaki enflasyon yüksek
çıkacaktır aylık olarak. Bu kaçınılmazdır, bu son olaylardan sonra... Fakat
ondan sona hemen haziranda başlamak üzere enflasyonu çok daha makul bir
düzeye indirmemiz gerekiyor. Ve bu şekilde toplumu yeniden istikrara kavuşturmamız
gerekiyor.
Şu anda Türkiye negatif bir büyüme sürecine girmiştir. Ekonomi şu anda
küçülüyor. Fakat bu bunalımı atlatırsak hemen yılın ikinci yarısında yeniden
pozitif büyümeye geçmek mümkündür. Uzun vadede ise Türkiye son 20 yılda
elde ettiği yüzde 4 ortalamanın çok üstünde bir büyüme potansiyeline sahiptir.
Bence Türkiye bu yeni asrın ilk 10 yılında ortalama olarak yüzde 7 büyümeyi
yakalayacaktır, yakalayabilmelidir ve bunu zaten dünya ekonomisinde hakkına
sahip olduğumuz yeri kazanmak için ve aynı zamanda Avrupa ile entegrasyon
sürecinde bu büyüme hızını, bu yüzde 7 ortalamayı yakalamak mecburiyetindeyiz
bir an önce... Tabi bu uzun vadeli bir perspektif. Şu anda belki 3-4 yıl,
5 yıl sonrasını düşünmek doğru olmaz diyebilirsiniz. Şu anda herşeyden
önce bugünkü güçlükleri yenmek zorundayız. Fakat aynı zamanda hakikaten
Türk toplumunun çok güçlü olduğuna inanmamız gerekiyor, gerçekten böyledir.
Ve Türk toplumu eğer bu bunalımlara 5 yılda bir 10 yılda bir uğramazsa
çok rahatlıkla bu yüzde 7 büyümeyi yakalaycağına inanıyorum. Biliyorsunuz
geçmişte de yüzde 8’i de yakaladık, yüzde 9’u da yakaladık büyüme olarak.
Ondan sonra maalesef makro ekonomik istikrarsızlık yüzünden kazaya uğrayıp
negatife geçince, ortalama yüzde 4 kadar yeterli olmayan bir rakama düşmüştür.
Bütün bunları başarmak bir kadro işidir. Ekonomiye bakan, ekonomiyle, ekonominin
sorunlarından sorumlu hükümetteki arkadaşlarla birlikte bir çalışma işidir.
Aynı zamanda bürokrasilerde önemli sorumlulukların çok iyi arkadaşlar tarafından
yürütülmesine bağlı bir iştir. Bu kadroyu, görüyorsunuz, yavaş yavaş oluşturuyoruz.
Bugün Hazine Müsteşarlığı kararnamesi imzaya açılmıştır, Sayın Faik Bey
inşallah bu işi devralacaktır. Aynı zamanda BDDK konusunda da kararname
Sayın Bakanlar’ın imzasına açılmıştır, Sayın Cumhurbaşkanı’nın onayına
sunulacaktır tabii... Bu önemli işlere Sayın Engin Akçakoca’nın ismi imzaya
açılmıştır. Onay alacağımızı umut ediyorum hükümet olarak. Zaten biliyorsunuz
Merkez Bankası’nda Sayın Süreyya Serdengeçti görevine başlamıştır. Piyasalarda
sivrilen, piyasaları çok iyi bilen ve içte de dışta da büyük bir güven
ve saygıya sahip bir isimdir. O konuda birlikte çalışacağımızdan çok çok
mutluyum.
Bunun ötesinde, yani teknik kadrolar ötesinde mutlaka toplumsal desteğe
ihtiyacımız var. Vatandaşın desteğine ihtiyacımız var. İşçinin, esnafın,
çiftçinin, işverenin desteğine ihtiyacımız var. Bugünlerde gerçekten hep
bir araya gelip Türkiye’yi bu zor durumdan kurtarmamız lazım. Ve bunu tabi
hükümet tek başına yapamaz. Teknik kadrolar da tek başına yapamaz. Bunu
yapabilmek için hakkaten herkesin katkıda bulunması ve toplumun bize biraz
destek vermesini istiyoruz. Tabiki bu destek işlerin meyva vermesiyle devam
edecektir. Bu desteği uzun süre sonuç almadan istemek hakkımız değildir.
Fakat şu anda bu zor aşamada hakikaten herkesten yardım ve destek bekliyoruz
ve sanıyorum Türk vatandaşı, Türk toplumu da bugünkü durumu görüp bu desteği
vercektir, buna da kesinlikle inanıyorum.
Fedakarlığın adil bir şekilde dağılması gerekiyor, dağıtılması gerekiyor.
Her kesimin katkıda bulunması gerekiyor. Bugün Sayın sendika yöneticileriyle
görüştüm ve görüşmeler çok dostça, çok iyi bir hava içinde geçti, çok memnunum,
çok mutluyum görüşmelerden. Tabiki işveren örgütleriyle de ve diğer toplumsal,
toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden örgütlerle de görüşeceğiz. Aynı
havanın devam edeceğini ve bütün herşeyin yapıcı bir tartışma havasının
içinde oluşacağı kanısındayım. Herşeyden önce hem basından hem toplumdan
yapı eleştiriler de bekliyoruz. Yapıcı eleştiriler olmadan insan hataya
düşer. Onun için biliyorsunuz Türkçe'de güzel bir söz var "Dost acı söyler".
Yani dostların eleştirilerini de esirgememelerini istiyorum. Fakat bu eleştirilerin
de Türkiye’yi gözönünde tutarak yapıcı olmalarını da diliyorum. Çok teşekkürler
sayın arkadaşlar.
SORULAR VE CEVAPLARI
Derviş, Ekonomik Program Çervesinde Alınması Gereken Öncelikli Önlemleri
açıkladığı basın toplantısında, çeşitli soruları da yanıtladı. Bakan Derviş,
"Siyasi destek olmazsa bırakıp gideceğiniz kanısı var. Bırakıp gitmeyeceğinizin
garantisini veriyor musunuz?" şeklindeki soru üzerine, kendisinin Dünya
Bankası’ndan izin alarak değil, bütün ilişkilerini keserek geldiğini söyledi.
Başbakan Bülent Ecevit ile çok eskiye dayanan ilişkisi olduğunu hatırlatan
Derviş, şöyle konuştu:
"O çağırdı ve geldim. Dünya Bankası ile bütün ilişkimi kestim, izin
almadım, istifa ettim. Ben her zaman Türkiye’ye dönmek istiyordum. Zaten
dönecektim. Belki düşündüğümden erken oldu ama amacım dönmekti. Hükümet
olarak, takım olarak çalışıyoruz. Sayın Başbakan ve Başbakan Yardımcıları
program konusunda bana destek verdiler. Benim herhangi bir şekilde ayrılmam
söz konusu değil. Tabiki insanlar, sorumluluklarını yerine getiremezse,
çalışamaz duruma gelirlerse, başka şeyler yapmalılar. Ayrılırsam, Türkiye’den
ayrılmam. Belki şehir değiştiririm."
Derviş, Atilla Karaosmanoğlu’nun da bir dönem aynı tür görevi bıraktığının
belirtilmesi üzerine, "Atilla Bey, bütün hayatı boyunca Türkiye’yi düşünmüştür.
Türkiye’ye hizmet vermiştir. Daha sonra da Dünya Bankası’na dönerek, ulusal
bir kuruluşta görev yapmıştır. Küreselleşmenin olduğu bir ortamda, uluslararası
bir kuruluşta görev yapmak, her zaman Türkiye’ye hizmet etmektir" dedi.
Devlet Bakanı Kemal Derviş, kaynak sorununun nasıl giderileceği sorusu
üzerine, şöyle konuştu:
"Şu anda çalışıyoruz, kaynak ihtiyacını makro ekonomik denge tablosu
içinde ortaya çıkartacağız. Mutlaka dış desteğe ihtiyacımız var şu anda.
Fakat bunun ne kadar olabileceğini, ne kadarını piyasadan, ne kadarını
resmi kanallardan, ne kadarını uluslararası kurulşardan, ne kadarını şey
olarak isteyeceğimiz konusunda kesin rakam vermek istemiyorum şu anda...
Bu çalışmayı arkadaşlarla birlikte sürdürüyoruz. Bu biliyorsunuz bu bütün
çalışmaları büyük bir şeffaflık içinde yapacağız. Bu rakamlar ortaya çıkar
çıkmaz sizin de elinize geçecek. Ama kesinleşmeden herhangi bir rakamı
söylemek tabiki sakıncalı olur."
Derviş, kamu bankalarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin soruya
şu cevabı verdi:
"Şimdi tabi bunun ayrıntısına girmek istemiyorum, ama mevcut bankacılık
yasasında bankaların yeniden yapılandırılması konusunda bazı değişiklikler
gerekecek. Fakat bu değişiklikler hiçbir şekilde mevduatın güvencesine
bir değişiklik getirmeyecek. Eğer bir banka yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa
fona alınacak ve fon çerçevesinde de mevduat güvence altındadır bu aynen
devam edecek.
Yeniden yapılandırma kuruluyla yönetim kurulu birleştirilecek. Bunlar
yani bir yönetim kurulu olarak çalışacak, profesyonel yöneticiler ve bankacılardan
oluşacak bu yönetim kurulu bu üç bankanın ileriye dönük stratejisini, özelleştirme
dahil olmak üzere, en profesyonel biçimde ve en büyük hızla yani daha bu
yıl bu işi bitirmek üzere çalışmaya başlayacak."
Devlet Bakanı, öncelikli önlemlere ilişkin yasaların ne kadar sürede
çıkarılacağı sorusu üzerine de, şunları söyledi:
"Şimdi çok önemli olan bu paket, yani burada öngördüğümüz önlemler konusunda
hükümet fikir birliği içindedir. Bu çok önemli bir adımdır. Biliyorsunuz,
bu konuda uzun süre fikir birliğine varılamamıştır geçmişte. Dolayısıyla
ilk çok önemli olan adım, Meclis'te çoğunluğa sahip hükümetin buna sahip
çıkması ve birlikte bu konuyu hemen yürürlüğe koymamız... Ama tabi ki,
bazı yasal değişiklikler de gerektiği için belli bir süre isteyecek bu.
Mesela bazı konularda, farzedelim Halk Bankası’nın genel kurulunu toplamamız
gerekiyor bazı kararların yasal olarak alınması için, Meclis'ten bazı kararların
geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu birkaç hafta sürecek. Fakat önlemler,
yani bu siyasal desteğe sahip olduğu için ve üç partinin de buna karar
verdiği için bu konuda bir zorluğun çıkmasını tahmin etmiyoruz ve en büyük
hızla yürürlüğe koymamız gerekiyor."
Bakan Derviş, yeni programın ulusal program olarak nitelendirilmesine
ilişkin bir soruya da şu karşılığı verdi:
"Diğer programlar da ulusaldı. Hepsi Türk hükümetleri tarafından oluşturulup,
uygulanmıştı. Geçmişteki program sadece bürokratlara bırakılmış oldu. Bu
program siyasi düzeyde sahipliği daha güçlü bir program olacaktır. Hiçbir
şekilde geçmişteki programların ulusal olmadığını söylemek istemiyorum.
Ayrıca AB’ye entegrasyon açısından ulusal büyük bir program vardır. Bu
program onun ekonomik boyutunu oluşturuyor. Bunlar 2 ayrı parça değil,
bir bütünün 2 bölümüdür."
Bugün dağıtılan metnin acil önlemler paketi olduğunu da kaydeden Bakan
Derviş, programın ortaya çıkarılmasında toplumsal dayanışmanın önemine
dikkat çekti. Derviş, sivil toplum örgütleri ve işçi-işveren temsilcilerinin
görüşleri alınmadan programa son şeklinin verilmeyeceğini anlattı.
|