Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
SONUÇ BİLDİRGESİ
21 ŞUBAT KRİZİ

TOBB ODA VE BORSA BAŞKANLARI TOPLANTISI...
Miras: "Türkiye'de siyaset dibe vurdu, tıkanma noktasına geldi"
10 Nisan 2001
TOBB Oda ve Borsa Başkanları Ekonomik Durum Değerlendirme toplantısı, 350 Oda Başkanı'nın katılımıyla 10 Nisan 2001 tarihinde Ankara'da yapıldı. TOBB Başkanı Fuat Miras, "Türkiye'de siyasetin dibe vurduğunu, siyasetin tıkanma noktasına geldiğini" söyledi. TOBB Başkanlar Toplantısı'nda kabul edilen "Sonuç Bildigesi"nde de "Hükümete güven ve itimat azalmıştır, gereğini istifa ederek yerine getirmelidir" denildi.
Fuat Miras Konuşmasında, "Türkiye’de siyasetin dibe vurduğunu" savunan Miras, sistemin tıkanma noktasına geldiğini öne sürdü, sağlıklı demokrasi için lider arayışını değil, ekip çalışmalarını öngören bir yapılaşmayı tartışmak gerektiğini kaydetti. 

Miras, "Türkiye hesap kitap yapabilen, ülkenin geleceği adına kaygı duyan insanlarımıza ümit aşılayacak, Türkiye için proje üretecek, seçim zamanı rey uğruna popülist politikalarla halkı kandırmayacak siyaset adamlarına ihtiyaç vardır. Bu tıkanmış yapıyı daha fazla zorlamanın kimseye faydası yoktur. Türkiye’nin bugün gelinen noktada yeni açılımlara ihtiyacı vardır. Açıkça ifade etmek gerekirse, ülke bugün sistemi sorgulama noktasındadır" şeklinde konuştu.

Miras, döviz kuru dalgalanmaya bırakılmadan 1-2 gün önce Merkez Bankası’ndan önemli miktarda döviz çıkışı olduğunu da belirterek, "Bu dövizleri kimlerin hangi kurdan aldığı hükümet tarafından açıklansın" dedi.
 

TOBB Başkanı Miras'ın konuşma metni şöyle:
(10 Nisan 2001) 

Değerli başkanlar,

16 Mart 2001’de sizlerle beraber Ankara’da bir araya geldik. Bize ilettiğiniz önerilerinizi içeren sonuç bildirgesini Sayın Başbakan’a, ekonomiden sorumlu Sayın Derviş’e o günün akşamı bir heyetle takdim ettik. O Bildiride neler vardı. Hafızalarımızı tazelemek bakımından bir defa daha müsaade ederseniz okumak istiyorum.

TOBB ODA VE BORSA BAŞKANLARI TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ

Ülkemizin bu ekonomik sonuca gelinmesinin ana sebebi; siyasi iktidarın tüm uyarılarımıza rağmen, yapısal reformlarda isteksiz davranması, özelleştirmenin siyasi ve kısır tartışmalarla geciktirilmesi ve en önemlisi, tüm uyarılarımıza rağmen “bankacılık” sisteminin bir türlü düzenlemeye tabi tutulamaması ve kamu bankalarının, siyasi iktidara mensup partilerin aralarında paylaşıp, kötü yönetilmesinden kaynaklanmıştır.

Israrlı uyarılarımıza rağmen Ekonomik Sosyal Konsey yasal statüye kavuşturulmadı ve çalıştırılamadı. Sorumlu bakanların ve bürokratların; “herşeyi biz biliriz” mantığı ile IMF’den gelen reçetelerin, Türkiye gerçekleri dikkate alınmadan aynen uygulanması, bu sonucu getirdi.

Maalesef yaşadığımız kriz, sonunda reel sektörü ve toplumumuzu vurdu.

Ortaya halen bir program konulmuş değildir.

Enflasyonu düşürmeyi, üretim, istihdam ve ihracatı artırmayı hedeflemeyen bir programa destek vermeyeceğimizi peşinen ilan ediyoruz.

Sorunlarımızı tespit edip, hükümet yetkililerine bir rapor halinde vermemize, doğruları söylememize rağmen bir sonuç alamıyoruz.

Bir ekonomik programın başarılı olabilmesi için üretmek, üreterek istihdam yaratmak ve ürettiğini dış ülkelere satarak ihracatı artırmak temel hedefimiz olmalıdır.

Bu programın yanlış ve aksıyan yönleri için hep uyardık. İzleme Komitesi oluşturma talebimiz kabul görmedi. Hükümet bu sese kulak vermediği gibi hükümetin bürokratları siyasi otoriteyi yanıltarak ülkeyi enflasyon lobisinin kucağına ittiler.

Bizler sivil toplum örgütleri olarak bizim görüşümüzün alınmadığı ve bizlerinde içinde olmadığı ekonomiyi izleme ve yakın takibe alma komitesinde olmadığımız takdirde “bu programa destek vermeyeceğiz”. Ayrıca, mali ve reel sektör temsilcilerinden oluşacak, bir Ekonomik Danışma Kurulu acilen kurulmalıdır.

Bankalar,  üzerimize dolar bazında %70, TL bazında %1000’lere varan faiz talepleri ile geliyor ve ülkeyi yangın yerine çeviriyor. Mali sektör olmadan reel sektör olmaz öncelikle buradaki sorunları çözmek zorundayız.

Biz devletin içindeki savurganlığı gördüğümüz için “devlet yeniden yapılanmalıdır” dedik. Çalışmamızı yaptık, devletin tüm yetkililerine gönderdik, bugüne kadar hiç kimseden ses çıkmadı.

Bu programı hazırlayacaklardan siyasetçi olsun bürokrat olsun halka, reel sektöre, toplumun tüm katmanlarına imzalı taahhütname vermesini talep ediyoruz. Başarılı olamadıkları takdirde görevlerini bırakacaklarını taahhüt etsinler.

TOBB tarafından kurulan ve normal anonim şirketlerden farkı olmayan KOBİ Yatırım Ortaklıkları A.Ş. finans kurumu haline getirilebilirse biz TOBB olarak kendi payımıza 25 trilyon sermaye koymaya hazırız. Ancak bu şirkete hazineden ayrı bir statü verilmelidir.

Bu gerçekleştiğinde var olmasının nedeni olan üyelerimiz için TOBB elini taşın altına koyarak KOBİ’lerin kredi sıkıntılarını gidermeye yardımcı olacaktır.

Sayın Derviş’in ilk görevi önce kilitlenen piyasaları çalışır hale getirmek olmalıdır. Piyasalar çalışır hale gelmeden de program açıklamayın. Piyasalar düzgün çalışır hale gelmeden açıklanan programın ciddiye alınması beklenemez. Bankalar mali yapılarının sıkıntılı olması nedeniyle reel sektörü kilitler hale gelmiştir. Bu sorun iki tarafın da zararına neden olmaktadır. Üretim durmakta, işçi çıkartmaları başlamakta ve ihracat tıkanmaktadır. Programın esas hedefi üretim, istihdam, ihracat olmalıdır. Para sahibine güvence verilmelidir. Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması, toplumun uygulayıcılara güven duymasına bağlıdır.

Bakanlık sayısı mutlaka 22’ye indirilmelidir.
Bankacılık kanunu mutlaka ama mutlaka reel sektöre kaynak aktaracak şekle dönüştürülmeli, tek taraflı hukuka ve adalete aykırı maddeler kredi sözleşmelerinde tarafları mutazarrır etmeyecek şekle dönüştürülmeli, bankalar yalnız bankacılık işlemleri ile görevlendirilmeli, sanayicilik, marketçilik, zeytincilik, telefon ve petrol işlerinden muhakkak arındırılmalıdır.
Yolsuzluklarla mücadele kararlı bir şekilde yoğunlaşmalı ancak işadamı potansiyel suçlu olarak gösterilmemelidir.
Para piyasalarına güven verilmelidir.
Mart ayı sonunda günü gelecek devre faizlerinin bugünkü ekonomik koşullarda ödenmesi çok güç olacaktır. Bu faizlerin tahsili konusunda çıkarılacak kararname ve alınacak tedbirler krizden bunalan işadamlarımız ve sanayicilerimize nefes aldıracaktır.
Vergide getirilen ödeme kolaylığı başarıya ulaşmıştır. SSK ve Bağkur borçları için de ödeme kolaylığı getirilmelidir.
Bölgeler arası sosyal dengesizliği ortadan kaldıracak bölgesel programlar hazırlanmalıdır. En önemlisi söylemlerinizi tüm sivil toplum örgütleri ve halkımız çok dikkatli bir şekilde takip etmektedir. Programın başarısı için ekibiniz zaman geçirmeden topluma tanıtılmalıdır. Siyasi otorite de, kamuoyunu muntazam aralıklarla bilgilendirmelidir. Böylelikle toplumsal motivasyon sağlanarak, diyalog kurulmalıdır.
Banka-borsa-medya-holding siyasetçi ilişkileri ciddi bir şekilde ele alınıp gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalı ve bu konularda tüm Parlamentonun görüş ve desteği alınmalıdır.
Tasarruf önlemleri ve devletin yeniden yapılanması behemahal uygulanmaya konmalı ve Ankara’daki yetkilerin yerel yönetimlere devir edilerek devlet sadece yönlendirici ve
denetleyici görevini üstlenmelidir.
Özelleştirme ülke için tartışma konusu olmaktan çıkarılmalı, şeffaf ve adil olmalı ve yeni teknolojik gelişmeleri ihtiva eden projelere öncelik verilmelidir. 
Reel sektör yeni vergilerle karşı karşıya bırakılarak ekonomik çıkmaza sokulmamalıdır.
Kaynak yaratmak gayesi ile, hazine arazileri, kamu lojmanları, atıl kamu binaları, ihtiyaç fazlası kamu araçları, vasıf kaybetmiş olan orman arazileri acilen satılmalıdır.
Anadolu Kaplanları mucizesini yeniden canlandırmak, kalkınmada yeni yaklaşım ve yeni yatırım iklimi oluşturulmalıdır.
Yaşanan krizin aşılmasında yükler dengeli dağıtılmalıdır.
Yeni yaklaşım için, yeni yönetim anlayışı gereklidir. Yerel ve merkezi yönetimler yeniden yapılanmalıdır.
Kur etkisi dışında, ihracatı arttırıcı bir program oluşturulmalıdır.
Dış sermaye, sıcak para olarak değil,yatırım yapacak, yabancı sermaye olarak, yeniden programla teşvik edilmelidir.
Mutlaka, birlikte hazırlayacağımız adil, ödenebilir bir vergi reformunu birlikte hazırlamak istiyoruz.
Milletvekilleri halkın arasında otursun, önce milletvekilleri lojmanları satılsın. 
Devlet borçlanmasını “halk bonosu” ile yapsın ve doğrudan halka satsın. Bankaları devletin borç toplama komisyoncusu olmaktan çıkartalım.
Vergi kazanandan alınmalıdır. Kazanç yoksa vergi de olmaz.
31 Mart’ta sanayinin ticaretin ödeyeceği dönem sonu faizleri büyük bir sıkıntıdır. Ödenebilmesi çok güçtür ve ödenememesi de mali sistemde büyük sıkıntılar yaratacağı da ortadır. Bu büyük probleme çözüm getirmek zorundayız.

Aksi takdirde bankalar ile sanayici- tüccar arasında büyük hukuk problemleri olacağı gibi, ekonomi daha da ağır bir tablo ile karşı karşıya kalacaktır.

THY, Telekom, Tüpraş derhal özelleştirilmelidir. Biz özelleştirmeyi  devletin giderlerinin azaltılması için talep ediyoruz. Özelleştirme radikal bir programla, bir yıl içinde tamamlanmalıdır.

Bizler elimizi taşın altına koymak için TOBB olarak TESK’le birlikte bankanın içinin temizlenmesi şartıyla Halk Bankası’na talibiz.

Bu ekonomik programın başarısı için muhtaç olduğunuz halk desteğini sağlamak istiyorsanız derhal bundan sonraki seçimlerde uygulanmak üzere;

Seçim kanunu ve partiler kanununun değişiklik takvimini ilan ediniz ki; halkımıza güven gelsin.

Odalar Birliği'nin görüşlerini dikkate alarak yapılacak bir programa elimizi değil gövdemizi taşın altına koyarak destek vereceğiz.

Çünkü cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşayan milletimiz tabiri caiz ise yeni bir Kurtuluş Savaşı vermek durumundadır ve biz sorumluluğumuz gereği cephenin en önünde olacağız.

Çünkü bu savaş yalnız hükümetin değil devletin, milletin, toplumun her kesiminin savaşıdır. Bu ülke bizim hepimizindir. İktidarı, muhalefeti, işçisi, işvereni, çiftçisi, askeri, memuru, tüm sivil toplum örgütleri tüm siyasi partiler varsa önerileri ile beraber tüm desteklerini bu savaşın kazanımı için vermek zorundadırlar. Bu savaşı kazanmak atalarımız ve çocuklarımız için bir borçtur.

Değerli başkanlar

Yarın programın açıklanacağını gazetelerden okuyoruz. 31 Mart 2001 tarihinde toplanan ekonomik ve sosyal konseyde ben ve arkadaşlarımın yaptığı konuşmaları sizlere takdim ettik. Gördüğünüz gibi her şeyi çok net söyledik. Program çalışmalarının bazı kişi ve kuruluşlarla ve zaman zaman bazı mekanlarda ve kapalı kapılar ardında sürdürüldüğünü gazetelerden ve tv kanallarından öğreniyoruz. Bu program kimler için yapılıyor. Türk toplumu için mi, yoksa bazı çıkar çevreleri için mi anlamış değilim, eğer Türk toplumu için yapılıyorsa neden şeffaflık ilkesine riayet edilmiyor. Sivil Toplum Örgütleri biz bu program çalışmalarında masada olmayacaksak.
Bizim görüşlerimiz programa yansımıyacaksa bu programı desteklemeyeceklerini ifade etmediler mi? Hemde çok net bir şekilde ifade ettiler. Demek ki yarın açıklanacak programda nelerin olduğunu şu ana kadar bizler bilmeyeceğiz ama bazı çıkar çevreleri bilip tedbirlerini ona göre alacaklar. Bu hep böyle olmuştur ve böyle olmaya devam etmektedir.

Değerli başkanlar,

Kur dalgalanmaya bırakılmadan bir-iki gün önce Merkez Bankası kaynaklarından önemli miktarda döviz çıkışı olmuştur. Bu dövizleri kimler almıştır ve hangi kurdan almıştır? Bu konuda önemli spekülasyonlar yapılmaktadır. Bu husus topluma açıklanmalıdır.

Sayın başkanlar,

Türkiye’de siyaset dibe vurmuştur, ülkemizi kasıp kavuran ekonomik krizin nedenlerine bu krizin ülkemizde meydana getirdiği hasar tesbitini, toplum üzerindeki psikolojik etkisini, hiçbir siyasetçi sağlıklı bir şekilde düşünüp çözüm üretemiyor.

Bugün esnafın tepkilerine kulak tıkayanlar, önümüzdeki günlerde yapılacağı açıklanan işçi ve memur örgütlerinin eylemlerinde dile getirecekleri sorunlara nasıl çözüm
üretecekler?

Bir ülkede üretimde büyük çöküşler yaşanıyorsa, fabrikalar kapanıyorsa, işsiz insan sayısı 8-10 milyonları bulmuşsa, sanayicilerimiz kendilerine daha iyi ekonomik imkanlar sunan ülkelere fabrikalarını taşıyorsa, kayıt dışı yabancı işçi oranı her geçen gün artıyorsa, lise ve üniversite mezunu gençlerimize iş ve aş veremiyorsak ve onlar kahvehane köşelerinde yasa dışı örgütlerin kucağına itiliyorsa, 30 senedir yaşamaya alıştırıldığımız enflasyonu yenme çabalarımıza iktidar ve muhalefetten destek gelmiyorsa, bölgeler arası sosyal dengeler her geçen gün bozuluyorsa, fert başına düşen milli gelir bir azınlığın lehine, ama toplumun % 99’unun aleyhine dönüşüyorsa, bütün bunları çözecek belki de ülkenin kurtuluşu olacak bu konulara siyaseti yönlendiren liderlerin seçtiği halkın seçmek zorunda bırakıldığı siyasetçiler çare olabilir mi?

Demek ki sistem tıkanma noktasına gelmiştir. Bunları toplum olarak düşünüp  tartışmalıyız.
 

Değerli başkanlar,

Ulus olarak demokrasiye aşığız. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolda çağdaş, medeni, ekonomisi büyüyen, sosyal dengeleri oturmuş, dünya ile bütünleşmiş bir ülke olmak istiyorsak işçisi, memuru, esnafı, çiftçisi, üniversitesi, askeri, mali sektör-reel sektörü, medyası, toplumun tüm katmanları ile bütünleşmek ve demokrasimizi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için yeni bir yapılaşmayı ülkenin gündemine taşımak zorundayız. Lider arayışları yerine ekip çalışmalarının öne çıkacağı siyasi yapılaşmayı tartışmalıyız.

Siyasilerin ülke adına üstlendikleri sorumluluğun bilinciyle hareket etmeleri ve bu kördöğüşü bırakmaları, ülke gerçekleri ile yüzleşmenin zamanı gelmiştir.

Türkiye hesap kitap yapabilen, ülkenin geleceği adına kaygı duyan insanlarımıza ümit aşılayacak, Türkiye için proje üretecek, seçim zamanı rey uğruna popülist politikalarla halkı kandırmayacak siyaset adamlarına ihtiyaç vardır. Bu tıkanmış yapıyı daha fazla zorlamanın kimseye faydası yoktur. Türkiye’nin bugün gelinen noktada yeni açılımlara ihtiyacı vardır. Açıkça ifade etmek gerekirse, ülke bugün sistemi sorgulama noktasındadır.

Biz bu sorunun adını "siyasi partiler, seçim kanunları" ve de "devletin yeniden yapılanması" diye koyuyoruz. Kimse bize "siz işinize bakın" diyemez. Tüm bu sorunların içinde barındığı bugünkü çarpık gelişmeyi ortaya çıkaran temel etken, dünya ve Türkiye’deki gelişmelere gözünü kapayan, popülist kaygıları oy’a tahvil etme başarısı ve gündelik manevralarla siyaset yaptığını sanan politik yapıdır. İşte bu yapı Türkiye’yi hızla bir kaos ortamına sürüklemektedir. İşte bu yapıda oluşturulan siyaset ülke sorunlarının çözümü yolunda bir icraat ortaya koyamamaktadır. Politik ihtirasla, kişisel ve dar grup çıkarları uğruna verilen mücadele tüm şiddetiyle devam etmektedir. Yolsuzlukların üzerine yeteri kadar gidilememektedir. Yolsuzlukları ortaya çıkarmaya çalışan yetkililerin önü tıkanmaktadır.

Değerli başkanlar,

Bu ulus layık olduğu yönetimle yönetilmemektedir ve yönetilmenin arayışı içindedir. Siyasetin yeniden yapılanmasına karşı direnmek, demokratik parlamenter rejimin kurallarını zedelemek anlamını taşır.

Biz inanıyoruz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisimizdeki çok değerli milletvekillerimiz, partiler yasası ve seçim kanunlarını, devletin yeniden yapılanmasını, hukukun üstünlüğünü sağlayacak, sosyal dengeleri düzenleyecek; milli eğitim-sağlık, işçi-memur-esnaf-, sanayici, asker, çiftçinin sorunlarını çözecek, üretim-istihdam--ihracatı hızlandıracak yeni bir oluşumu bu meclisten çıkarabilirler.

Siyasi istikrarın sağlanması içinde bulunduğumuz yangının söndürülmesi açısından bu çıkış yoluna hızla yönelmemiz gerekmektedir.

Bugünkü koşullarda sokaklardan medet ummak yarınımızı tehlikeye düşürebilir. Türk halkı bu tecrübeleri yaşamıştır. Tarih tekerrür etmesin.

Halkı tahrik etmek kimseye bir şey kazandırmaz.

Yönetimlerin icraatına karşı hoşnutsuzlukları dile getirmek muhalefetin hakkı olduğu kadar sivil toplum örgütlerinin de hakkıdır ve demokratik bir görevdir. Ama işin içine tahrik girerse bu demokratik olmaktan çıkar.

Hükümet hatalıdır. Bu hata neticesi hükümetin istifası istenebilir. Bunun çözümü bu platformlar olmalıdır. Meclis olmalıdır. Meclis çözüm üretmiyorsa baskı grupları gene meşru zeminlerde bu demokratik haklarını kullanabilirler.

Hükümet krizi önlemede geç kalmıştır. Yangının her tarafı  sarmasına seyirci kalmıştır. 50 gündür hiçbirşey yapılamamaktadır. Hükümete güven ve itimat azalmıştır. 36 Bakanlı bir hükümeti bu ekonomik yapı taşıyamamaktadır. Devletin içindeki savurganlık Ankara’dan yönlendirilen her türlü haksız kazanca mesnet teşkil eden yolsuzlukların, hırsızlıkların kaynağı olan menfaat musluklarını asgari müştereke indirilmesi için gelin "devletin yeniden yapılandırılması" "seçim kanunu ve partiler yasasının" gereğini bu zeminlerde tartışalım. Halka bu zeminlerde aktaralım.

Bu ülke geriye dönük olaylara baktığımızda çok acı tecrübeler geçirmiştir. Bunları hatırlamak istemiyorum. Bu olayları yaşayan insanlarımız bunları anımsarlar, onun için diyoruz ki sokak çözüm değildir.

Her türlü demokratik hakkımızı kullanmaya kararlı olalım. Bu toplantı sonucu düşüncelerinizi içeren sonuç bildirgesini yine sizlerin imzası ile ve bölgeden seçeceğiniz temsilciler-Konsey Başkanları-bazı oda başkanlarımla ve yönetim kurulumla beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza takdim edeceğim.

Geliniz esnafımızın haklı tepkilerini dile getirdiği sokak eylemlerini parti çıkarcılarının dayatmaya yönelik tahriklerine kapılmayalım. Esnaf aş ve iş derdinde, onlar oy ve iktidar derdinde. Bunların tuzağına düşmeyelim. 

Değerli başkanlar,

İnancım odur ki çok sıkıntılı dönemler geçirdik. Bu sıkıntıları birlik ve beraberliğimizi koruyarak aştık. İçimize sızmaya çalışıp bu beraberliği bozmak isteyenlere sizler fırsat vermediniz. İnanıyorum ki bugün de fırsat vermeyeceksiniz.

Yüce Önder Atatürk’ün bize armağan ettiği Büyük Türkiye’yi laik, demokratik yapısını herşeyimizle koruyarak, dünya ile bütünleşmesini bizler toplumun tüm katmanları ile bütünleşerek başaracağız ve başarmak zorundayız.

 



(13 NİSAN 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş