TOBB Başkanı Miras'ın konuşma metni şöyle:
(10 Nisan 2001)
Değerli başkanlar,
16 Mart 2001’de sizlerle beraber Ankara’da bir araya geldik. Bize ilettiğiniz
önerilerinizi içeren sonuç bildirgesini Sayın Başbakan’a, ekonomiden sorumlu
Sayın Derviş’e o günün akşamı bir heyetle takdim ettik. O Bildiride neler
vardı. Hafızalarımızı tazelemek bakımından bir defa daha müsaade ederseniz
okumak istiyorum.
TOBB ODA VE BORSA BAŞKANLARI TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ
Ülkemizin bu ekonomik sonuca gelinmesinin ana sebebi; siyasi iktidarın
tüm uyarılarımıza rağmen, yapısal reformlarda isteksiz davranması, özelleştirmenin
siyasi ve kısır tartışmalarla geciktirilmesi ve en önemlisi, tüm uyarılarımıza
rağmen “bankacılık” sisteminin bir türlü düzenlemeye tabi tutulamaması
ve kamu bankalarının, siyasi iktidara mensup partilerin aralarında paylaşıp,
kötü yönetilmesinden kaynaklanmıştır.
Israrlı uyarılarımıza rağmen Ekonomik Sosyal Konsey yasal statüye kavuşturulmadı
ve çalıştırılamadı. Sorumlu bakanların ve bürokratların; “herşeyi biz biliriz”
mantığı ile IMF’den gelen reçetelerin, Türkiye gerçekleri dikkate alınmadan
aynen uygulanması, bu sonucu getirdi.
Maalesef yaşadığımız kriz, sonunda reel sektörü ve toplumumuzu vurdu.
Ortaya halen bir program konulmuş değildir.
Enflasyonu düşürmeyi, üretim, istihdam ve ihracatı artırmayı hedeflemeyen
bir programa destek vermeyeceğimizi peşinen ilan ediyoruz.
Sorunlarımızı tespit edip, hükümet yetkililerine bir rapor halinde vermemize,
doğruları söylememize rağmen bir sonuç alamıyoruz.
Bir ekonomik programın başarılı olabilmesi için üretmek, üreterek istihdam
yaratmak ve ürettiğini dış ülkelere satarak ihracatı artırmak temel hedefimiz
olmalıdır.
Bu programın yanlış ve aksıyan yönleri için hep uyardık. İzleme Komitesi
oluşturma talebimiz kabul görmedi. Hükümet bu sese kulak vermediği gibi
hükümetin bürokratları siyasi otoriteyi yanıltarak ülkeyi enflasyon lobisinin
kucağına ittiler.
Bizler sivil toplum örgütleri olarak bizim görüşümüzün alınmadığı ve
bizlerinde içinde olmadığı ekonomiyi izleme ve yakın takibe alma komitesinde
olmadığımız takdirde “bu programa destek vermeyeceğiz”. Ayrıca, mali ve
reel sektör temsilcilerinden oluşacak, bir Ekonomik Danışma Kurulu acilen
kurulmalıdır.
Bankalar, üzerimize dolar bazında %70, TL bazında %1000’lere varan
faiz talepleri ile geliyor ve ülkeyi yangın yerine çeviriyor. Mali sektör
olmadan reel sektör olmaz öncelikle buradaki sorunları çözmek zorundayız.
Biz devletin içindeki savurganlığı gördüğümüz için “devlet yeniden yapılanmalıdır”
dedik. Çalışmamızı yaptık, devletin tüm yetkililerine gönderdik, bugüne
kadar hiç kimseden ses çıkmadı.
Bu programı hazırlayacaklardan siyasetçi olsun bürokrat olsun halka,
reel sektöre, toplumun tüm katmanlarına imzalı taahhütname vermesini talep
ediyoruz. Başarılı olamadıkları takdirde görevlerini bırakacaklarını taahhüt
etsinler.
TOBB tarafından kurulan ve normal anonim şirketlerden farkı olmayan
KOBİ Yatırım Ortaklıkları A.Ş. finans kurumu haline getirilebilirse biz
TOBB olarak kendi payımıza 25 trilyon sermaye koymaya hazırız. Ancak bu
şirkete hazineden ayrı bir statü verilmelidir.
Bu gerçekleştiğinde var olmasının nedeni olan üyelerimiz için TOBB elini
taşın altına koyarak KOBİ’lerin kredi sıkıntılarını gidermeye yardımcı
olacaktır.
Sayın Derviş’in ilk görevi önce kilitlenen piyasaları çalışır hale getirmek
olmalıdır. Piyasalar çalışır hale gelmeden de program açıklamayın. Piyasalar
düzgün çalışır hale gelmeden açıklanan programın ciddiye alınması beklenemez.
Bankalar mali yapılarının sıkıntılı olması nedeniyle reel sektörü kilitler
hale gelmiştir. Bu sorun iki tarafın da zararına neden olmaktadır. Üretim
durmakta, işçi çıkartmaları başlamakta ve ihracat tıkanmaktadır. Programın
esas hedefi üretim, istihdam, ihracat olmalıdır. Para sahibine güvence
verilmelidir. Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması, toplumun uygulayıcılara
güven duymasına bağlıdır.
Bakanlık sayısı mutlaka 22’ye indirilmelidir.
Bankacılık kanunu mutlaka ama mutlaka reel sektöre kaynak aktaracak şekle
dönüştürülmeli, tek taraflı hukuka ve adalete aykırı maddeler kredi sözleşmelerinde
tarafları mutazarrır etmeyecek şekle dönüştürülmeli, bankalar yalnız bankacılık
işlemleri ile görevlendirilmeli, sanayicilik, marketçilik, zeytincilik,
telefon ve petrol işlerinden muhakkak arındırılmalıdır.
Yolsuzluklarla mücadele kararlı bir şekilde yoğunlaşmalı ancak işadamı
potansiyel suçlu olarak gösterilmemelidir.
Para piyasalarına güven verilmelidir.
Mart ayı sonunda günü gelecek devre faizlerinin bugünkü ekonomik koşullarda
ödenmesi çok güç olacaktır. Bu faizlerin tahsili konusunda çıkarılacak
kararname ve alınacak tedbirler krizden bunalan işadamlarımız ve sanayicilerimize
nefes aldıracaktır.
Vergide getirilen ödeme kolaylığı başarıya ulaşmıştır. SSK ve Bağkur borçları
için de ödeme kolaylığı getirilmelidir.
Bölgeler arası sosyal dengesizliği ortadan kaldıracak bölgesel programlar
hazırlanmalıdır. En önemlisi söylemlerinizi tüm sivil toplum örgütleri
ve halkımız çok dikkatli bir şekilde takip etmektedir. Programın başarısı
için ekibiniz zaman geçirmeden topluma tanıtılmalıdır. Siyasi otorite de,
kamuoyunu muntazam aralıklarla bilgilendirmelidir. Böylelikle toplumsal
motivasyon sağlanarak, diyalog kurulmalıdır.
Banka-borsa-medya-holding siyasetçi ilişkileri ciddi bir şekilde ele alınıp
gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalı ve bu konularda tüm Parlamentonun
görüş ve desteği alınmalıdır.
Tasarruf önlemleri ve devletin yeniden yapılanması behemahal uygulanmaya
konmalı ve Ankara’daki yetkilerin yerel yönetimlere devir edilerek devlet
sadece yönlendirici ve
denetleyici görevini üstlenmelidir.
Özelleştirme ülke için tartışma konusu olmaktan çıkarılmalı, şeffaf ve
adil olmalı ve yeni teknolojik gelişmeleri ihtiva eden projelere öncelik
verilmelidir.
Reel sektör yeni vergilerle karşı karşıya bırakılarak ekonomik çıkmaza
sokulmamalıdır.
Kaynak yaratmak gayesi ile, hazine arazileri, kamu lojmanları, atıl kamu
binaları, ihtiyaç fazlası kamu araçları, vasıf kaybetmiş olan orman arazileri
acilen satılmalıdır.
Anadolu Kaplanları mucizesini yeniden canlandırmak, kalkınmada yeni yaklaşım
ve yeni yatırım iklimi oluşturulmalıdır.
Yaşanan krizin aşılmasında yükler dengeli dağıtılmalıdır.
Yeni yaklaşım için, yeni yönetim anlayışı gereklidir. Yerel ve merkezi
yönetimler yeniden yapılanmalıdır.
Kur etkisi dışında, ihracatı arttırıcı bir program oluşturulmalıdır.
Dış sermaye, sıcak para olarak değil,yatırım yapacak, yabancı sermaye olarak,
yeniden programla teşvik edilmelidir.
Mutlaka, birlikte hazırlayacağımız adil, ödenebilir bir vergi reformunu
birlikte hazırlamak istiyoruz.
Milletvekilleri halkın arasında otursun, önce milletvekilleri lojmanları
satılsın.
Devlet borçlanmasını “halk bonosu” ile yapsın ve doğrudan halka satsın.
Bankaları devletin borç toplama komisyoncusu olmaktan çıkartalım.
Vergi kazanandan alınmalıdır. Kazanç yoksa vergi de olmaz.
31 Mart’ta sanayinin ticaretin ödeyeceği dönem sonu faizleri büyük bir
sıkıntıdır. Ödenebilmesi çok güçtür ve ödenememesi de mali sistemde büyük
sıkıntılar yaratacağı da ortadır. Bu büyük probleme çözüm getirmek zorundayız.
Aksi takdirde bankalar ile sanayici- tüccar arasında büyük hukuk problemleri
olacağı gibi, ekonomi daha da ağır bir tablo ile karşı karşıya kalacaktır.
THY, Telekom, Tüpraş derhal özelleştirilmelidir. Biz özelleştirmeyi
devletin giderlerinin azaltılması için talep ediyoruz. Özelleştirme radikal
bir programla, bir yıl içinde tamamlanmalıdır.
Bizler elimizi taşın altına koymak için TOBB olarak TESK’le birlikte
bankanın içinin temizlenmesi şartıyla Halk Bankası’na talibiz.
Bu ekonomik programın başarısı için muhtaç olduğunuz halk desteğini
sağlamak istiyorsanız derhal bundan sonraki seçimlerde uygulanmak üzere;
Seçim kanunu ve partiler kanununun değişiklik takvimini ilan ediniz
ki; halkımıza güven gelsin.
Odalar Birliği'nin görüşlerini dikkate alarak yapılacak bir programa
elimizi değil gövdemizi taşın altına koyarak destek vereceğiz.
Çünkü cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşayan milletimiz tabiri
caiz ise yeni bir Kurtuluş Savaşı vermek durumundadır ve biz sorumluluğumuz
gereği cephenin en önünde olacağız.
Çünkü bu savaş yalnız hükümetin değil devletin, milletin, toplumun
her kesiminin savaşıdır. Bu ülke bizim hepimizindir. İktidarı, muhalefeti,
işçisi, işvereni, çiftçisi, askeri, memuru, tüm sivil toplum örgütleri
tüm siyasi partiler varsa önerileri ile beraber tüm desteklerini bu savaşın
kazanımı için vermek zorundadırlar. Bu savaşı kazanmak atalarımız ve çocuklarımız
için bir borçtur.
Değerli başkanlar
Yarın programın açıklanacağını gazetelerden okuyoruz. 31 Mart 2001 tarihinde
toplanan ekonomik ve sosyal konseyde ben ve arkadaşlarımın yaptığı konuşmaları
sizlere takdim ettik. Gördüğünüz gibi her şeyi çok net söyledik. Program
çalışmalarının bazı kişi ve kuruluşlarla ve zaman zaman bazı mekanlarda
ve kapalı kapılar ardında sürdürüldüğünü gazetelerden ve tv kanallarından
öğreniyoruz. Bu program kimler için yapılıyor. Türk toplumu için mi, yoksa
bazı çıkar çevreleri için mi anlamış değilim, eğer Türk toplumu için yapılıyorsa
neden şeffaflık ilkesine riayet edilmiyor. Sivil Toplum Örgütleri biz bu
program çalışmalarında masada olmayacaksak.
Bizim görüşlerimiz programa yansımıyacaksa bu programı desteklemeyeceklerini
ifade etmediler mi? Hemde çok net bir şekilde ifade ettiler. Demek ki yarın
açıklanacak programda nelerin olduğunu şu ana kadar bizler bilmeyeceğiz
ama bazı çıkar çevreleri bilip tedbirlerini ona göre alacaklar. Bu hep
böyle olmuştur ve böyle olmaya devam etmektedir.
Değerli başkanlar,
Kur dalgalanmaya bırakılmadan bir-iki gün önce Merkez Bankası kaynaklarından
önemli miktarda döviz çıkışı olmuştur. Bu dövizleri kimler almıştır ve
hangi kurdan almıştır? Bu konuda önemli spekülasyonlar yapılmaktadır. Bu
husus topluma açıklanmalıdır.
Sayın başkanlar,
Türkiye’de siyaset dibe vurmuştur, ülkemizi kasıp kavuran ekonomik krizin
nedenlerine bu krizin ülkemizde meydana getirdiği hasar tesbitini, toplum
üzerindeki psikolojik etkisini, hiçbir siyasetçi sağlıklı bir şekilde düşünüp
çözüm üretemiyor.
Bugün esnafın tepkilerine kulak tıkayanlar, önümüzdeki günlerde yapılacağı
açıklanan işçi ve memur örgütlerinin eylemlerinde dile getirecekleri sorunlara
nasıl çözüm
üretecekler?
Bir ülkede üretimde büyük çöküşler yaşanıyorsa, fabrikalar kapanıyorsa,
işsiz insan sayısı 8-10 milyonları bulmuşsa, sanayicilerimiz kendilerine
daha iyi ekonomik imkanlar sunan ülkelere fabrikalarını taşıyorsa, kayıt
dışı yabancı işçi oranı her geçen gün artıyorsa, lise ve üniversite mezunu
gençlerimize iş ve aş veremiyorsak ve onlar kahvehane köşelerinde yasa
dışı örgütlerin kucağına itiliyorsa, 30 senedir yaşamaya alıştırıldığımız
enflasyonu yenme çabalarımıza iktidar ve muhalefetten destek gelmiyorsa,
bölgeler arası sosyal dengeler her geçen gün bozuluyorsa, fert başına düşen
milli gelir bir azınlığın lehine, ama toplumun % 99’unun aleyhine dönüşüyorsa,
bütün bunları çözecek belki de ülkenin kurtuluşu olacak bu konulara siyaseti
yönlendiren liderlerin seçtiği halkın seçmek zorunda bırakıldığı siyasetçiler
çare olabilir mi?
Demek ki sistem tıkanma noktasına gelmiştir. Bunları toplum olarak
düşünüp tartışmalıyız.
Değerli başkanlar,
Ulus olarak demokrasiye aşığız. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün
çizdiği yolda çağdaş, medeni, ekonomisi büyüyen, sosyal dengeleri oturmuş,
dünya ile bütünleşmiş bir ülke olmak istiyorsak işçisi, memuru, esnafı,
çiftçisi, üniversitesi, askeri, mali sektör-reel sektörü, medyası, toplumun
tüm katmanları ile bütünleşmek ve demokrasimizi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak
için yeni bir yapılaşmayı ülkenin gündemine taşımak zorundayız. Lider arayışları
yerine ekip çalışmalarının öne çıkacağı siyasi yapılaşmayı tartışmalıyız.
Siyasilerin ülke adına üstlendikleri sorumluluğun bilinciyle hareket
etmeleri ve bu kördöğüşü bırakmaları, ülke gerçekleri ile yüzleşmenin zamanı
gelmiştir.
Türkiye hesap kitap yapabilen, ülkenin geleceği adına kaygı duyan insanlarımıza
ümit aşılayacak, Türkiye için proje üretecek, seçim zamanı rey uğruna popülist
politikalarla halkı kandırmayacak siyaset adamlarına ihtiyaç vardır. Bu
tıkanmış yapıyı daha fazla zorlamanın kimseye faydası yoktur. Türkiye’nin
bugün gelinen noktada yeni açılımlara ihtiyacı vardır. Açıkça ifade etmek
gerekirse, ülke bugün sistemi sorgulama noktasındadır.
Biz bu sorunun adını "siyasi partiler, seçim kanunları" ve de
"devletin
yeniden yapılanması" diye koyuyoruz. Kimse bize "siz işinize bakın"
diyemez. Tüm bu sorunların içinde barındığı bugünkü çarpık gelişmeyi ortaya
çıkaran temel etken, dünya ve Türkiye’deki gelişmelere gözünü kapayan,
popülist kaygıları oy’a tahvil etme başarısı ve gündelik manevralarla siyaset
yaptığını sanan politik yapıdır. İşte bu yapı Türkiye’yi hızla bir kaos
ortamına sürüklemektedir. İşte bu yapıda oluşturulan siyaset ülke sorunlarının
çözümü yolunda bir icraat ortaya koyamamaktadır. Politik ihtirasla, kişisel
ve dar grup çıkarları uğruna verilen mücadele tüm şiddetiyle devam etmektedir.
Yolsuzlukların üzerine yeteri kadar gidilememektedir. Yolsuzlukları ortaya
çıkarmaya çalışan yetkililerin önü tıkanmaktadır.
Değerli başkanlar,
Bu ulus layık olduğu yönetimle yönetilmemektedir ve yönetilmenin arayışı
içindedir. Siyasetin yeniden yapılanmasına karşı direnmek, demokratik parlamenter
rejimin kurallarını zedelemek anlamını taşır.
Biz inanıyoruz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisimizdeki çok değerli milletvekillerimiz,
partiler yasası ve seçim kanunlarını, devletin yeniden yapılanmasını, hukukun
üstünlüğünü sağlayacak, sosyal dengeleri düzenleyecek; milli eğitim-sağlık,
işçi-memur-esnaf-, sanayici, asker, çiftçinin sorunlarını çözecek, üretim-istihdam--ihracatı
hızlandıracak yeni bir oluşumu bu meclisten çıkarabilirler.
Siyasi istikrarın sağlanması içinde bulunduğumuz yangının söndürülmesi
açısından bu çıkış yoluna hızla yönelmemiz gerekmektedir.
Bugünkü koşullarda sokaklardan medet ummak yarınımızı tehlikeye düşürebilir.
Türk halkı bu tecrübeleri yaşamıştır. Tarih tekerrür etmesin.
Halkı tahrik etmek kimseye bir şey kazandırmaz.
Yönetimlerin icraatına karşı hoşnutsuzlukları dile getirmek muhalefetin
hakkı olduğu kadar sivil toplum örgütlerinin de hakkıdır ve demokratik
bir görevdir. Ama işin içine tahrik girerse bu demokratik olmaktan çıkar.
Hükümet hatalıdır. Bu hata neticesi hükümetin istifası istenebilir.
Bunun çözümü bu platformlar olmalıdır. Meclis olmalıdır. Meclis çözüm üretmiyorsa
baskı grupları gene meşru zeminlerde bu demokratik haklarını kullanabilirler.
Hükümet krizi önlemede geç kalmıştır. Yangının her tarafı sarmasına
seyirci kalmıştır. 50 gündür hiçbirşey yapılamamaktadır. Hükümete güven
ve itimat azalmıştır. 36 Bakanlı bir hükümeti bu ekonomik yapı taşıyamamaktadır.
Devletin içindeki savurganlık Ankara’dan yönlendirilen her türlü haksız
kazanca mesnet teşkil eden yolsuzlukların, hırsızlıkların kaynağı olan
menfaat musluklarını asgari müştereke indirilmesi için gelin "devletin
yeniden yapılandırılması" "seçim kanunu ve partiler yasasının" gereğini
bu zeminlerde tartışalım. Halka bu zeminlerde aktaralım.
Bu ülke geriye dönük olaylara baktığımızda çok acı tecrübeler geçirmiştir.
Bunları hatırlamak istemiyorum. Bu olayları yaşayan insanlarımız bunları
anımsarlar, onun için diyoruz ki sokak çözüm değildir.
Her türlü demokratik hakkımızı kullanmaya kararlı olalım. Bu toplantı
sonucu düşüncelerinizi içeren sonuç bildirgesini yine sizlerin imzası ile
ve bölgeden seçeceğiniz temsilciler-Konsey Başkanları-bazı oda başkanlarımla
ve yönetim kurulumla beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza takdim
edeceğim.
Geliniz esnafımızın haklı tepkilerini dile getirdiği sokak eylemlerini
parti çıkarcılarının dayatmaya yönelik tahriklerine kapılmayalım. Esnaf
aş ve iş derdinde, onlar oy ve iktidar derdinde. Bunların tuzağına düşmeyelim.
Değerli başkanlar,
İnancım odur ki çok sıkıntılı dönemler geçirdik. Bu sıkıntıları birlik
ve beraberliğimizi koruyarak aştık. İçimize sızmaya çalışıp bu beraberliği
bozmak isteyenlere sizler fırsat vermediniz. İnanıyorum ki bugün de fırsat
vermeyeceksiniz.
Yüce Önder Atatürk’ün bize armağan ettiği Büyük Türkiye’yi laik, demokratik
yapısını herşeyimizle koruyarak, dünya ile bütünleşmesini bizler toplumun
tüm katmanları ile bütünleşerek başaracağız ve başarmak zorundayız.
|