Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KEMAL DERVİŞ'İN KONUŞMASI
TOPLANTI BİLDİRGESİ
21 ŞUBAT KRİZİ
ZİRVEDE KRİZ

TOBB ODA VE BORSA BAŞKANLARI TOPLANTISI...
Fuat Miras'ın konuşması...
16 Mart  2001
"TOBB Başkanlar Toplantısı", 350 Oda Başkanı'nın katılımıyla Ankara'da yapıldı. TOBB Başkanı Fuat Miras, toplantıda yaptığı konuşmada, ekonomik krize ilişkin birliğin görüşlerini açıkladı. Toplantıya, ekonomiden sorumlu devlet bakanı Kemal Derviş de katıldı ve bir konuşma yaptı. TOBB yönetimi toplantıdan sonra Başbakan Bülent Ecevit’i ziyaret etti. 
 
TOBB Başkanı Fuat Miras, Derviş’in katılımından önce yaptığı konuşmada, öncelikle piyasaların işler hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Enflasyonu düşürmeyi üretim, istihdam ve ihracatı artırmayı hedeflemeyen bir programı desteklemeyeceklerini belirten Miras, TOBB’un görüşleri dikkat alınarak yapılacak bir programa ise "el değil, gövdelerini taşın altına koyarak destek vereceklerini" kaydetti.

Programı izleme komitesi kurulmasını isteyen Miras’ın diğer talepleri şöyle sıralandı, "Banka sayısı 25’e indirilsin. Her ay toplum ekonomik gidişat hakkında bilgilendirilsin. SSK ve Bağ - Kur borçlarına da kolaylık getirilsin. Bankacılık kanunu reel sektöre kaynak aktaracak şekle dönüştürülsün."
 

TOBB Başkanı Fuat Miras'ın konuşması şöyle:
(16 Mart 2001)

Sayın Bakanlar
Değerli Oda Başkanları,

Her on yılda bir kriz yaşayan ve demokratik kesintiler sonucu yeni düzenlemelerle geleceği arayan toplumumuz, bu kez kısa sürede, ard arda yaşanan, iki ekonomik “deprem” ile karşı karşıya kalmıştır. 1994 deki ekonomik kriz ve geçen yasama döneminde yaşanan siyasi istikrarsızlıktan sonra yapılan seçimler sonucu, DSP-MHP-ANAP’ın biraraya gelmesi ile yıllar sonra Türkiye, aradığı siyasi istikrara kavuştu diye ümitlenmiştik. Gerçektende, arkasında büyük bir parlamento çoğunluğuna sahip bir iktidar oluştu ve oluşan bu koalisyon, Türkiye’yi bir çıkmaza doğru götüren "enflasyon" ile mücadele etmeyi kendisine birinci öncelik
olarak seçti. Ortaya konan program için iç ve dış finans çevrelerinin yanı sıra, toplumsal katmanlardan da destek istendi.

Değerli başkanlar,

Hepiniz gayet iyi bir şekilde hatırlarsınız. Gerek TOBB'nin genel kurullarında gerekse bölgesel toplantılarımızda ve gerekse Konsey toplantılarında hepimizin  ana arzusu "enflasyonun" dizginlenmesi yolunda idi. "Sattığım malı yerine koyamıyorum, kısa sürede sermayemi yitiriyorum" şikayetleri, bazen bu toplantılarda "gürültülü bir şekilde" dile getirildi. Odalar Birliği başkan ve yönetimlerinin son 15-20 yılda hazırladığı raporlarda, konuşmalarda, keza odalarımız meclislerinde yapılan toplantılarda hep bu konu gündeme geldi. Enflasyonu yenemeyen bir toplumun kalıcı bir refaha kavuşmayacağının altını çizen bu konuşmalar sonunda hükümetlere enflasyonla mücadelede nasıl hareket edilmesi konusunda öneriler üretmekle kalmadı, ortaya konacak böyle bir iradeye destek verileceği şeklinde bir mesaja dönüştü. 

Sadece iş alemi ve sermaye kesimi değil, işçi ve işveren sendikaları ve toplumun diğer kesimlerinin de müşterek arzusu bu yönde oluştu.

TOBB olarak biz de tabanımızdan gelen bu sese uyarak, bu Koalisyon Hükümetinin uygulayacağı ve enflasyonu düşürecek, üretimi artıracak, bir program olur ümidiyle destek verdik. Defalarca uyardık ama bu programın içerisine üretimi ve ihracatı koyduramadık.

Gerek kendi içimizde, gerekse sivil toplum örgütleri ile çok sık bir araya gelerek program uygulamasını yakından izledik ve zamanında gerekli uyarılarda bulunduk.

Ancak, belki de cumhuriyet tarihinde ender görülen bu desteğe rağmen, uygulanan programın parasal ayağını temsil eden bankacılıkta yaşanan kasım ve şubat krizleri programın çökmesine yol açtı, biraz sonra siz değerli oda başkanlarının yapacağı konuşmalarda "programa" verdiğimiz desteği eleştiren konuşmalar olabilir. Daha da öteye gidip TİM ile birlikte hazırlanan ve kamuoyu desteği sağlamaya yönelik; "Türkiye Enflasyonu yeniyor” kampanyası da belki de eleştirilebilir.

Değerli arkadaşlarım,

Enflasyon, herkesçe kabul gören bir tanıma göre; bir toplumu İçten kemiren, fakirliğe yol açan, gelir dağılımını bozan, bir numaralı "halk düşmanı"dır. Bu nedenle, bugün siyasi iktidar yine enflasyonu aşağıya indirmek için ciddi, inandırıcı bir program ortaya koyarsa, çok açık ve net söylüyorum. Yine desteğimizi bu programın ardına koymaktan çekinmeyiz.

Ancak, gayet başarılı giden bir program acaba, neden başarısızlığa uğradı? Son 10-15 yıldan beri, enflasyon ilk defa %30'lara düşmüşken, ne oldu da program çöktü?

Bugün hep birlikte bu çöküşü analiz etmek, teşhisini koymak durumundayız. Zira, ardına destek konulan programın, başarısız siyasi kadrolar ve onların atadığı bürokratlara çıkan bedeli sadece iş alemi değil, bütün toplum olarak ödeme durumu ile karşı karşıyayız. Yıllar sonra kişi başına gelirin, 3.000 $ seviyesinden, yeniden 1.900 $ a düşmesinin sorumlusu kimlerdir, IMF’nin önerdiği, Dünya Bankası ve dünyanın belirli finans kurumlarının desteğini alan bu program niye çöktü?

Net bir şekilde söylüyorum, bu sonuca gelinmesinin ana sebebi, siyasi iktidarın tüm uyarılarımıza rağmen, yapısal reformlarda isteksiz davranması, özelleştirmenin siyasi ve kısır tartışmalarla geciktirilmesi ve en önemlisi, tüm uyarılarımıza rağmen "bankacılık" sisteminin bir türlü düzenlemeye tabi tutulamaması ve kamu bankalarının, siyasi iktidara mensup partilerin aralarında paylaşıp, kötü yönetilmesinden kaynaklanmıştır. Kamu bankalarının batırdıkları kaynaklar ve 20 milyar doları bulan görev zararları nedeniyle yaşanan likidite sıkıntılarının, bazı özel bankalar tarafından sömürülmek istenmesi, kasım ve şubat krizlerinin yaşanmasına yol açmıştır.

Sayın başbakan ve başbakan yardımcılarını uyardık, Ekonomik ve Sosyal Konseyi çalıştırın ve önerilerimizi dikkate alın dedik. Ancak, gerek ekonomiden sorumlu Bakan’ın gerekse bürokratların; "herşeyi biz biliriz” havası, IMF’den gelen reçetelerin Türkiye gerçekleri dikkate alınmadan aynen uygulanması, bu sonucu getirdi.

Maalesef yaşadığımız kriz, sonunda reel sektörü ve toplumumuzu vurdu. Dahası, önümüzdeki dönemde yaşanacaklar, bugüne kadar yaşananlardan daha ağır bir  faturayı gündeme getirdi.

Halktan topladığı mevduatı, zorda olan kamu bankalarına, gecelik %7200'lere varan faizlerle veren bankalar, şimdi de reel sektöre dönüp, ödenmesi mümkün olmayan faiz talepleri ile bize yöneldiler. Çok değil, 15 gün önce hükümetten Bankalar Birliği ile bir toplantı yapılarak, kredi faizlerine bir tavan getirilmesi ve ana para geri ödemelerinin istenmemesi yolundaki önerimiz de dikkate alınmadı.

Kaos, kendi vahşi koşulları içerisinde çığ gibi yuvarlanıp üstümüze gelirken, çaresizlik içerisinde kıvranan hükümet, Dünya Bankası’nda görev yapan Sayın Kemal Derviş’i Amerika’dan getirterek, ekonomiden sorumlu bakan olarak göreve başlattı. Günler geçmesine, bayramda çalışıp bir program hazırlanacağı yolundaki beyanlara rağmen, ortaya halen bir program konulmuş değildir.

Bugün siz değerli oda başkanlarını, Anadolu’nun dört bir yanından Ankara’ya davet ederek bu toplantıyı yapmamızın nedeni; yaşanan krizin; reel sektöre, Türk özel sektörüne getirdiği ağır ve dayanılmaz yükü ilgililere ilk ağızdan anlatmaktır.

Yangın yerine dönen ülkemizin, bir an önce bu ekonomik "kaos"tan kurtulması için bugün öneriler üretecek ve bu toplantı sonuçlarını hükümetin önüne koyacak ve kamuoyunun bilgisine sunacağız. Ancak, bir kere daha altını çizerek söylüyorum, enflasyonu düşürmeyi, üretim, istihdam ve ihracatı artırmayı hedeflemeyen bir programa destek vermeyeceğimizi peşinen ilan ediyorum.

Değerli arkadaşlarım,

Bu toplantıda, başka bir takım sorunlara da değinmek istiyorum.

Ülkemiz çok zor ve çok önemli bir dönemden geçmektedir. Belki de tarihinde ilk defa ekonomik göstergelerin toplumun tüm kesimlerini önüne katarak sürüklendiğine şahit oluyoruz. Zaman zaman yaptığımız konsey ve bölge toplantılarında sizlerin sorunlarının tespit edip, hükümet yetkililerine bir rapor halinde vermemize, doğruları söylememize rağmen bir sonuç aldığımızı söylersem yanlış olur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım,

Bu programa destek olurken sizlerle beraber hep şunu söyledik: Bir ekonomik programın başarılı olabilmesi için üretmek, üreterek istihdam yaratmak ve ürettiğini dış ülkelere satarak ihracatı artırmak temel hedefimiz olmalıdır dedik.

Bölgeler arası gelişmişlik farklarının nazarı dikkate alınmasını, uygulanacak teşviklerin buna göre verilmesini, fakiri daha fakir, zengini daha zengin yapmamak için çok ciddi tedbirlerin alınmasını ve bunun için de programın temel hedefi olan enflasyon mücadelesi gibi 30 senedir sırtımızdaki canavarı yenmek için güçlü destekleriniz ile bu mücadeleye katkı sağlamaya çalıştık.

Bu programın yanlış ve aksıyan yönleri için hükümetimizi hep uyardık. Dedik ki; gelin bir izleme komitesi oluşturalım. Nerelerde yanlışlar yapılıyor, o yanlışlıkları tespit edelim. Beraberce düzeltme çareleri arayalım. Maalesef hükümet bu sese kulak vermediği gibi üstüne üstlük hükümetin bürokratları siyasi otoriteyi yanıltarak enflasyon lobisinin kucağına ittiler.

Neticede hep doğruları söylemeyi kendisine prensip edinmiş, üreten-aş ve iş yaratan, devlet bütçesini oluşturan sizlerin sözlerine kulak tıkayan siyasi otorite bir avuç insana inanmanın faturasını çok ağır bir şekilde bizden yanı toplumun tüm kesimlerinden çıkarmak için şimdi çareler arıyor. İşte bu aşamada yapılan bu toplantının Anadolu'nun her yerinden işini gücünü bırakarak gelen siz değerli arkadaşlarım, siz değerli Başkanlarımın görüş ve düşüncelerini tüm kamuoyuna ve siyasilerimize bir defa daha yansıtmanın çok önemli olduğunun altını çizmek istiyorum.

Biz her zaman diyalogdan yana olmayı sorunlarımızı ülkenin her yerinde yapılan toplantılarda tartışmayı o bölgelerde yaşayarak öğrenmeye ve tespit etmeye gayret ediyoruz.

Artık üretemiyoruz. Ürettiğimizi satamıyoruz. İstihdam yaratamıyoruz. Daralan ekonomide işçi çıkarmaları had safhaya geldi. Bütün bölgelerden feryat sesleri geliyor. Esnaflar, Kobiler kepenk kapatıyor. Büyük sermayeler açtıkları hiper marketlerde küçük esnafı yok ediyorlar, tekelcilik yapmaya başladılar. Marketlerindeki rafları bile hava parası almadan kiralamıyorlar. Üreticinin mal bedelini vade farkı koymadan 4-5 ayda ödüyorlar ve peşin sattıkları mal bedelini bankalarda repo yaparak değerlendirme cihetine gidiyorlar. Bu haksızlığa son vermek için TOBB olarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na verdiğimiz kanun teklifine karşı çıkıyorlar. Bunlarla sonuna kadar mücadelede çok kararlıyız. Ve hükümete buradan seslenmek istiyorum:

İllerde kazanılan varlıkları o ilin dışına çıkartarak, o ilin fakirleşmesine, esnaf ve kobileri dışardan ithal ettikleri mallarla yok edecek duruma getirmesine müsaade edemezsiniz. Buna bir tedbir getirmeniz artık kaçınılmaz diyoruz.

TOBB sizlerin sayesinde ülkemizin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine kadar tüm bölgelerimizde en güçlü sivil toplum örgütüdür. Bu örgüt diğer sivil toplum örgütleri ile beraber zaman zaman statüleri ve menfaatleri gereği bazı konularda birbirlerine ters düşmelerine rağmen ülke sorunları gündeme geldiği  zaman yek vücut olmasını bilme becerisini göstererek siyasilere örnek olacak birliktelik oluşturabilmişlerdir. Sivil inisiyatif ile yaptığımız son toplantıda
aldığımız karar gereği bizler sivil toplum örgütleri olarak bizim görüşümüzün alınmadığı ve bizlerin de içinde olmadığı ekonomiyi izleme ve yakın takibe alma komitesinde olmadığımız takdirde “bu programa destek vermeyeceğiz” dedik. Çarşamba günü açıklanan bankacılıkla ilgili düzenlemelerinden hiç tatmin olmadık. 

Çünkü reel sektörün mali sektörle olan ve çığ gibi büyüyen sorunların çözümlerini göremedik. Bankalar hala üzerimize dolar bazında %70, TL bazında %1000'lere varan faiz talepleri ile geliyor ve ülkeyi yangın yerine çeviriyorlar. Biz çok önemli birşeyin bilincindeyiz. Mali sektör olmadan reel sektör olmaz. Reel sektör olmadan da mali sektör olmaz. Gelin öncelikle buradaki sorunları çözelim.

Değerli başkanlar,

Konuşmamın bu bölümünde çöken bir programın uygulayıcıları, bulundukları görevlerden ayrıldıktan sonra bir gazete manşetinde sivil toplum örgütlerinin bu kriz neticesi elde ettikleri faiz gelirlerini gündeme getirerek sözüm ona, kamuoyu önünde bizlere suçu yükleme gayreti içinde olduklarını görüyorum ve üzülüyorum. Bizi idare edenlerin, ekonomiyi yönlendirenlerin ne çapta insanlar olduğunu takdirlerinize bırakıyorum. Demek ki bu insanlar başbakanı da yanıltarak enflasyonla mücadelede hep özel sektörü suçlama cihetine gittiler ve ekonomiyi duvara toslattılar.

Değerli başkanlar,

Bu program uygulayıcısı olan bu değerli arkadaşlara buradan rakamlar vererek bir çağrıda bulunmak istiyorum. 

Bakınız program esnasında devlette maliyetler nasıl artmış bir görelim.
 
 
- yurt içi görev ve yolluklar %120
- yurt dışı görev ve yolluklar %81
- taşıma giderleri %144
- ulaştırma ve haberleşme giderleri %136
- bina onarım harcamaları %105
- akaryakıt ve yağ giderleri %110
- yakacak alımı  %147
-  elektrik, su, havagazı %113
- savunma giderleri %180
-  tören giderleri  %63
- demirbaş alımları %121
- taşıt alımı giderleri %100 Artmış
- bunun yanında devlette 2.850.000 memur var. Bunlardan önemli bir kısmı bankamatik ve hala yem kadrolar oluşturuluyor. 
- yüz binden fazla kamyon, kamyonet ve otobüs. Yüz binden fazla minibüs, otomobil ve diğer araç var.

Mukayese olsun diye söylüyorum. Almanya'da 22.000, Japonya'da 12.000, İngiltere'de 14.000 kamu aracı var.
- Bakanlık sayısı bizde 36, gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde 15-24 arası
- Türkiye'de makam şoförlerine senede 450 trilyon ödeniyor.
- Devlet dairelerinde çoğu keyfi kullanılan uluslararası konuşmalara da açık 170 bin telefon var. Devlete aylık maliyeti 5 trilyon
- Yurt dışındaki elçiliklerimizde 3300'e yakın müşavir var ve çoğu yabancı dil bilmiyor. Devlete maliyetlerini siz düşünün.

TOBB olarak bunlara isyan ediyoruz.

Biz devletin içindeki bu savurganlığı gördüğümüz için "Devlet yeniden yapılanmalıdır” dedik. Çalışmamızı yaptık, devletin tüm yetkililerine gönderdik, bugüne kadar hiç kimseden ses çıkmadı.

Değerli başkanlar,

Devlet tarafından el konulan bankaların faturası reel sektöre, fakir fukaraya çıkartılırken bu bankaların içi boşaltılırken, kendi emrinde olan bürokratların verdikleri raporları acaba neden göz ardı etmişlerdir? Bu bankalarla ilgili olarak hükümet yetkililerinin zaman zaman artık hiçbir banka Tasarruf Mevduat Fonuna alınmayacaktır ifadelerine rağmen ertesi gün Tasarruf Mevduat fonuna alınan bankaların menkul kıymetler borsasında alınıp satılan hisse senetleri bedellerinin bir gecede vatandaşın portföyünde buharlaşmasına, sıfırlaşmasına neden müsaade edilmiştir.

Özel bankaların devlet bankalarını sömürmesine kim müsaade etti. Hazine devlet bankalarının kağıtlarını almayıp devlet bankalarında mevduatı olan bu özel bankaların devlet bankalarındaki mevduata yukarıda ifade ettiğimiz gibi gecelik %7200 faiz uygulattırarak kazançlarına kazanç katmadılar mı? Bunları bildiği halde bu özel bankalar reel sektöre faiz artışları ile çullanarak ekonomiyi ve üretimi kilitler hale getirmediler mi? Ülke ekonomik kaosa sürüklenirken programdaki yanlışları görerek neden revizyon cihetine gitmediler? Bu soruların cevabı verilmeden doğrular bulunamaz.

Enflasyonun düşürülmesinde sizlerin rolünü bir kere daha hatırlatalım: 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in huzurlarında başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Hükümet adına Sayın Recep Önal ve Türk-İş, TESK, TİSK, Ziraat Odaları Birliği, DİSK, Hak-İş, TOBB ve ihracatçı birlik başkanları ve 1000'e yakın odalarımızın ve borsalarımızın değerli başkanlarının katılımı ile yapılan toplantıda "Türkiye Enflasyonu Yeniyor" mutabakat zaptı imzalanmış ve internette sayfa açılmış, görsel ve yazılı basın başta olmak üzere toplumun tüm katmanları bu imzalı mutabakat zaptına destek vermemiş miydi? En önemli desteği verdiler ve Türkiye'de uzun yıllardan beri ilk defa enflasyon %40'ın altına düştü. 

Değerli başkanlar,

Şimdi adına ister ulusal program deyin, ister kurtuluş programı deyin, bu programı hazırlayacaklardan, siyasetçi olsun bürokrat olsun halka, reel sektöre, toplumun tüm katmanlarına imzalı taahhütname vermesini istiyorum. Başarılı olamadıkları takdirde görevlerini bırakacaklarını ve topluma yansıyan zararları ödeyeceklerini taahhüt etsinler. Bir bakan çıkıp da artık hiçbir banka Tasarruf Mevduat Fonuna alınmayacaktır diye beyanat verip de bir gün sonra veya birkaç gün sonra banka Tasarruf Mevduat fonuna alınıyorsa, halkın portföyündeki hisse senetlerinin bedelini bakan veya yetkililer tazmin etsinler.

Değerli başkanlar,

TOBB'un kriz anındaki bilançosuna bir bakalım. Paranın yatırıldığı bankalar da tamamı devlet bankalarıdır. 

Mevduatın büyük bir kısmı düşük faizle vadeli yatırılmıştır. Bizim hiçbir şeyimiz gizli değildir, herşeyimiz açık ve şeffaftır. 

Varlığımız bu kriz içerisinde TL olarak 20 trilyon artmasına rağmen, dolar olarak 70.000.000 dolar azalmıştır.

Bu kaybı yaratanlar çıkıp ta toplumu yanıltmasınlar, erdemli davranıp lütfen sussunlar.

Değerli arkadaşlarım,

Biz bu acayip faizleri gördüğümüz için yönetim kurulu olarak konuyu değerlendirerek ve bankaların reel sektör üzerine çok yüksek faiz oranları ile geldiğini sizlerin uyarısı ve size yazılan banka mektuplarında gördükten sonra sanayi odaları başkanları ile Ankara’da yaptığımız değerlendirme toplantısından sonra Sayın Başbakan ve yardımcıları ile yaptığımız toplantıda Sayın Başbakan’a şu öneriyi yaptım;

TOBB yönetimi olarak, kriz anında elde ettiğimiz 20.7 trilyon Türk Lirasını devlete veya faiz aldığımız bankalara hiçbir hak talep etmeden geri vermeye hazırım. Siz de devreye girip bankalara, reel sektöre verdikleri kredilere krizden evvel kredi sözleşmelerindeki faiz oranlarına ve vadelerine sadık kalsınlar dedim.

Bu konuda yetkililere sesleniyorum. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri faiz cenderesinden kurtarmak istiyor musunuz?

Haciz yolu ile onların üretimlerini durdurmak istemiyorsanız, işsizliğe meydan vermemek, sosyal dengeleri bozmamak istiyorsanız, TOBB olarak bu parayı seve seve hazineye vermeye hazırım. Siz de bankalarla oturarak krizden evvelki faiz oranlarını uygulatın.

Bu konuda krizi fırsat bilip bankaların devlet bankaları üzerinden elde ettikleri faiz gelirleri sizin en önemli dayanağınız olur.

Ayrıca, TOBB tarafından kurulan ve normal anonim şirketlerden farkı olmayan KOBİ Yatırım Ortaklıkları A.Ş., finans kurumu haline getirilebilirse biz TOBB olarak kendi payımıza 25 trilyon sermaye koymaya hazırız. Ancak bu şirkete hazineden ayrı bir statü verilmeli ve devletin bu şirkete Halk Bankası kanalıyla destek vermesi sağlanmalıdır.

Bu gerçekleştiğinde TOBB elini taşın altına koyarak KOBİ’lerin kredi sıkıntılarını gidermeye yardımcı olacaktır.

Değerli başkanlar,

TOBB ülkemizde çok önemli ve gurur verici, siz değerli Başkanların yüzünü ağartacak çok önemli eserlere imza atmıştır ve atmaya da devam etmektedir. 6-7 sene evvelini bir hatırlayalım: Memuruna çok zor şartlar altında maaş ödeyen kurum bu duruma gelmişse bunda sizlerin ve benden evvel görev almış çok değerli başkanlarımın katkısını unutmamamız lazım.

Bugün ülkenin her yöresinde sağlıktan eğitime, sosyal hizmetlere,  doğu ve güneydoğu Anadolu bölgemizdeki kilim atölyelerine, PKK nedeni ile zorunlu göçe zorlanmış aileler ve zelzele felaketinde evlerini kaybetmiş insanlara mesken teminine kadar, ayrıca ihracatımızın önünü açmak için dış ülkelerde Ticaret merkezleri oluşturmaya, oda borsalarımıza genel kurul kararı çerçevesinde binalarının onarımı için kaynak sağlamaya ve Eskişehir yolu üzerinde aldığımız 143 bin m2 arsamızda 3-4 senede maliyetini geri ödeyecek bir iş merkezi inşa etmek için çalışmaları başlatmaya kadar birçok konuyu hallettik.

Bunun yanında çağa uygun olarak başlattığımız TOBB net projesi tüm oda ve borsaların bilgi bankası oluşturması ve entegrasyonunu sağlayacaktır. Şu anda o bilgi verileri girilmektedir. Bu yılın ikinci yarısından sonra faaliyetler başlayacaktır. Bu proje yaklaşık 3 trilyon liralık projedir.

Bir başka konu;

TOBB eğitime verdiği önem gereği vakıf üniversitesi kurma çalışmalarına başlamıştır.

Reel sektörün gerçek ve tek temsilcisi olan TOBB bu projeyle makro ekonomik plan çerçevesinde genel eğitim ve kültür seviyesinin artırılmasına katkılarda bulunacaktır.

Bu projeyle oluşacak vakıf üniversitesi Türkiye’nın makro ekonomik projelerini üretecek ve söz sahibi olacaktır. Türkiye’nin kalkınma projelerinin alt yapısını sağlıyacaktır. 

Kurulacak olan bu üniversitenin alt birimleri olarak talep gelecek odalarımızın bulunduğu illerde ekonomi ve teknik yüksek okulları açılacaktır

Değerli başkanlar,

Konuşmamın son bölümünde ekonomiden sorumlu bakanımıza buradan seslenmek istiyorum:

Sayın Derviş’in ilk görevi önce kilitlenen piyasaları çalışır hale getirmek olmalıdır. Piyasalar çalışır hale gelmeden de program açıklamayın. Piyasalar düzgün çalışır hale gelmeden açıklanan programın ciddiye alınması beklenemez. İki krizden sonra piyasalar işlemez hale gelmiştir. Bankalar mali yapılarının sıkıntılı olması nedeniyle reel sektörü kilitler hale gelmiştir. Bu sorun iki tarafın da zararına neden olmaktadır. Üretim durmakta, işçi çıkartmaları başlamakta ve ihracat tıkanmaktadır. Programın esas hedefi üretim, istihdam, ihracat olmalıdır. Vergi kanunu nedeni ile ekonominin içinden çok önemli bir kaynağın yastık altında ve dışarda olduğu ifade ediliyor. Bu söylemi sakın bir dedikodu olarak algılamayın. Bu kaynağın ekonomiye kazandırılması için ısrarlı olunmalı. Para sahibine güvence verilmelidir. Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması, toplumun uygulayıcılara güven duymasına bağlıdır.

Ekonomi bir ekip işidir. Bu ekibin içinde işçi, işveren temsilcileri muhakkak olmalıdır. Programın her yönü toplumun tüm katmanlarına şeffaf bir şekilde anlatılmalı onlardan hiçbir şey gizlenmemelidir.

Bu programın bir izleme komitesi muhakkak olmalıdır.

      Bakanlık sayısı mutlaka 25’e indirilmelidir.

      Bankacılık Kanunu mutlaka ama mutlaka reel sektöre kaynak aktaracak şekle dönüştürülmeli, tek taraflı hukuka ve adalete aykırı maddeler kredi sözleşmelerinde tarafların mutazarrır etmeyecek şekle dönüştürülmeli, bankalar yalnız bankacılık işlemleri ile görevlendirilmeli, sanayicilik, marketçilik, zeytincilik telefon ve petrol işlerinden muhakkak arındırılmalıdır.

      Yolsuzluklarla mücadele kararlı bir şekilde yoğunlaşmalı ancak işadamı potansiyel suçlu olarak gösterilmemelidir.

      Para piyasalarına güven verilmelidir.

      Ekonomide tek ses çok önemlidir ve ekonomi bir ekip işidir. Her ay ekonomik gidişat hakkında toplum bilgilendirilmelidir. Doğruları halkla paylaşmak bir erdem işidir ve çok önemlidir.

      Mart ayı sonunda günü gelecek devre faizlerinin bugünkü Ekonomik koşullarda ödenmesi çok güç olacaktır. Bu faizlerin tahsili konusunda alınacak tedbirler krizden bunalan işadamlarımız ve sanayicilerimize nefes aldıracaktır.

      Vergide getirilen ödeme kolaylığı başarıya ulaşmıştır. SSK ve Bağkur borçları için de ödeme kolaylığı getirilmelidir.

      Bölgeler arası sosyal dengesizliği ortadan kaldıracak bölgesel programlar hazırlanmalıdır. En önemlisi, söylemlerinizi tüm sivil toplum örgütleri ve halkımız çok dikkatli bir şekilde takip etmektedir. Programın başarısı için ekibiniz zaman geçirmeden topluma tanıtılmalıdır.  Toplum bu fotoğrafları görmek istiyor.

Değerli başkanlar,

Devletin kamu açıklarını kapatmak için bankalar aracılığı ile yüksek faizlerle tasarrufu emmesi, reel sektörle mali sektör arasındaki dengeleri reel sektör aleyhine bozmuş, sermaye üretim yerine rant ekonomisine yönelmiştir.

Güven ve itibarı sağlayan müesseseler olması gereken bankalar üzerinde etkin bir denetim sağlanmadığı için belki de banka murakıplarının verdikleri raporları üst yöneticiler nazarı dikkate almadıklarından hem sektöre hem de ekonomiye büyük kayıplar vermiş ve krizin oluşumuna neden olmuştur.

Bankaların toplam aktiflerinin 140 milyar dolar olması mali açıdan ne kadar zayıf olduklarını göstermektedir. Bu durum, AB ülkelerinde orta ölçekli bir bankanın sermayesidir.

İlk açıklanan acil önlemler bu sektörün rehabilitasyonu için çok önemlidir. Ama ekonomi bir bütündür. Mali sektörün sorunları programın acil kanadını oluştururken, bitme noktasına gelen reel sektördeki ülkeyi saran yangını da söndürme çarelerinin ilk etapta söylenmesi gerekiyordu.

Ekonomik programın başarısı için toplumun tüm kesimlerinin desteği isteğine TOBB olarak katılıyoruz. Ana şart bu programda bizim görüşlerimiz ve sıkıntılarımızın çözümü olmazsa biz bu programa destek olmayacağız.

Banka-borsa-medya-holding siyasetçi ilişkileri ciddi bir şekilde ele alınıp gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalı ve bu konularda tüm parlamentonun görüş ve desteği alınmalıdır. 

Tasarruf önlemleri ve devletin yeniden yapılanması behemahal uygulanmaya konmalı ve Ankara’daki yetkilerin yerel yönetimlere devir edilerek devlet sadece yönlendirici ve denetleyici görevini üstlenmelidir.

Üretim, ihracat, istihdam teşvik edilmelidir. Özelleştirme ülke için tartışma konusu olmaktan çıkarılmalı. Şeffaf ve adil olmalı ve yeni teknolojik gelişmeleri ihtiva eden projelere öncelik verilmelidir.

THY, Telekom, Tüpraş stratejik ehemmiyete haiz olduğundan derhal özelleştirilmelidir. Biz özelleştirmeyi devletin giderlerini azaltılması için talep ediyoruz.

Değerli başkanlar,
Sayın bakanlar,

Bizler elimizi taşın altına koymak için TOBB olarak Tesk’le birlikte bankanın içinin temizlenmesi şartıyla Halk Bankası’na talibiz.

Ayrıca;

Yeni ihracat hamlesini desteklemek amacıyla buradan hükümete bir öneride bulunmak istiyorum.

Pasaport kanununda yapılacak değişiklik ile oda ve borsa yönetim kurulu başkanları ve meclis başkanları ile, birlik yönetim kurulu başkan ve üyelerine görevleri süresince, bulundukları illerde gelir vergisi, kurumlar vergisi ve ihracat birincisi olarak ilan edilenlere ise, ilan edildikleri tarihi takip eden 2 yıl için yeşil pasaport verilmesi öngörülmektedir.

Bu hususta çalışmaların bir an önce bitirilmesini bekliyoruz. 

Saygıdeğer hükümet yetkilileri,

Bu ekonomik programın başarısı için muhtaç olduğunuz halk desteğini sağlamak istiyorsanız derhal bundan sonraki seçimlerde uygulanmak üzere;

Seçim kanunu ve partiler kanununun değişiklik takvimini ilan ediniz ki, halkımıza güven gelsin. 

Değerli başkanlar,
Sayın bakanlar,

Odalar Birliği'nin görüşlerini dikkate alarak yapılacak bir programa elimizi değil gövdemizi taşın altına koyarak destek vereceğiz.

Çünkü cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşayan milletimiz tabiri caiz ise yeni bir kurtuluş savaşı vermek durumundadır. Ve biz sorumluluğumuz gereği cephenin en önünde olacağız.

Çünkü bu savaş yalnız hükümetin değil devletin, milletin, toplumun her kesiminin savaşıdır. Bu ülke bizim hepimizindir. İktidarı, muhalefeti, işçisi, işvereni, çiftçisi, askeri, memuru, tüm sivil toplum örgütleri tüm siyasi partiler varsa önerileri ile beraber tüm desteklerini bu savaşın kazanımı için vermek zorundadırlar. Bu savaşı kazanmak atalarımız ve çocuklarımız için bir borçtur. 

Yüce Allah hiç birimizi utandırmasın ve sıkıntılarımızın bir an önce aşılmasını nasip eylesin. 
 



(16 MART 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş