TOBB Başkanı Fuat Miras'ın konuşması şöyle:
(16 Mart 2001)
Sayın Bakanlar
Değerli Oda Başkanları,
Her on yılda bir kriz yaşayan ve demokratik kesintiler sonucu yeni düzenlemelerle
geleceği arayan toplumumuz, bu kez kısa sürede, ard arda yaşanan, iki ekonomik
“deprem” ile karşı karşıya kalmıştır. 1994 deki ekonomik kriz ve geçen
yasama döneminde yaşanan siyasi istikrarsızlıktan sonra yapılan seçimler
sonucu, DSP-MHP-ANAP’ın biraraya gelmesi ile yıllar sonra Türkiye, aradığı
siyasi istikrara kavuştu diye ümitlenmiştik. Gerçektende, arkasında büyük
bir parlamento çoğunluğuna sahip bir iktidar oluştu ve oluşan bu koalisyon,
Türkiye’yi bir çıkmaza doğru götüren "enflasyon" ile mücadele etmeyi kendisine
birinci öncelik
olarak seçti. Ortaya konan program için iç ve dış finans çevrelerinin
yanı sıra, toplumsal katmanlardan da destek istendi.
Değerli başkanlar,
Hepiniz gayet iyi bir şekilde hatırlarsınız. Gerek TOBB'nin genel kurullarında
gerekse bölgesel toplantılarımızda ve gerekse Konsey toplantılarında hepimizin
ana arzusu "enflasyonun" dizginlenmesi yolunda idi. "Sattığım malı yerine
koyamıyorum, kısa sürede sermayemi yitiriyorum" şikayetleri, bazen bu toplantılarda
"gürültülü bir şekilde" dile getirildi. Odalar Birliği başkan ve yönetimlerinin
son 15-20 yılda hazırladığı raporlarda, konuşmalarda, keza odalarımız meclislerinde
yapılan toplantılarda hep bu konu gündeme geldi. Enflasyonu yenemeyen bir
toplumun kalıcı bir refaha kavuşmayacağının altını çizen bu konuşmalar
sonunda hükümetlere enflasyonla mücadelede nasıl hareket edilmesi konusunda
öneriler üretmekle kalmadı, ortaya konacak böyle bir iradeye destek verileceği
şeklinde bir mesaja dönüştü.
Sadece iş alemi ve sermaye kesimi değil, işçi ve işveren sendikaları
ve toplumun diğer kesimlerinin de müşterek arzusu bu yönde oluştu.
TOBB olarak biz de tabanımızdan gelen bu sese uyarak, bu Koalisyon Hükümetinin
uygulayacağı ve enflasyonu düşürecek, üretimi artıracak, bir program olur
ümidiyle destek verdik. Defalarca uyardık ama bu programın içerisine üretimi
ve ihracatı koyduramadık.
Gerek kendi içimizde, gerekse sivil toplum örgütleri ile çok sık bir
araya gelerek program uygulamasını yakından izledik ve zamanında gerekli
uyarılarda bulunduk.
Ancak, belki de cumhuriyet tarihinde ender görülen bu desteğe rağmen,
uygulanan programın parasal ayağını temsil eden bankacılıkta yaşanan kasım
ve şubat krizleri programın çökmesine yol açtı, biraz sonra siz değerli
oda başkanlarının yapacağı konuşmalarda "programa" verdiğimiz desteği eleştiren
konuşmalar olabilir. Daha da öteye gidip TİM ile birlikte hazırlanan ve
kamuoyu desteği sağlamaya yönelik; "Türkiye Enflasyonu yeniyor” kampanyası
da belki de eleştirilebilir.
Değerli arkadaşlarım,
Enflasyon, herkesçe kabul gören bir tanıma göre; bir toplumu İçten kemiren,
fakirliğe yol açan, gelir dağılımını bozan, bir numaralı "halk düşmanı"dır.
Bu nedenle, bugün siyasi iktidar yine enflasyonu aşağıya indirmek için
ciddi, inandırıcı bir program ortaya koyarsa, çok açık ve net söylüyorum.
Yine desteğimizi bu programın ardına koymaktan çekinmeyiz.
Ancak, gayet başarılı giden bir program acaba, neden başarısızlığa uğradı?
Son 10-15 yıldan beri, enflasyon ilk defa %30'lara düşmüşken, ne oldu da
program çöktü?
Bugün hep birlikte bu çöküşü analiz etmek, teşhisini koymak durumundayız.
Zira, ardına destek konulan programın, başarısız siyasi kadrolar ve onların
atadığı bürokratlara çıkan bedeli sadece iş alemi değil, bütün toplum olarak
ödeme durumu ile karşı karşıyayız. Yıllar sonra kişi başına gelirin, 3.000
$ seviyesinden, yeniden 1.900 $ a düşmesinin sorumlusu kimlerdir, IMF’nin
önerdiği, Dünya Bankası ve dünyanın belirli finans kurumlarının desteğini
alan bu program niye çöktü?
Net bir şekilde söylüyorum, bu sonuca gelinmesinin ana sebebi, siyasi
iktidarın tüm uyarılarımıza rağmen, yapısal reformlarda isteksiz davranması,
özelleştirmenin siyasi ve kısır tartışmalarla geciktirilmesi ve en önemlisi,
tüm uyarılarımıza rağmen "bankacılık" sisteminin bir türlü düzenlemeye
tabi tutulamaması ve kamu bankalarının, siyasi iktidara mensup partilerin
aralarında paylaşıp, kötü yönetilmesinden kaynaklanmıştır. Kamu bankalarının
batırdıkları kaynaklar ve 20 milyar doları bulan görev zararları nedeniyle
yaşanan likidite sıkıntılarının, bazı özel bankalar tarafından sömürülmek
istenmesi, kasım ve şubat krizlerinin yaşanmasına yol açmıştır.
Sayın başbakan ve başbakan yardımcılarını uyardık, Ekonomik ve Sosyal
Konseyi çalıştırın ve önerilerimizi dikkate alın dedik. Ancak, gerek ekonomiden
sorumlu Bakan’ın gerekse bürokratların; "herşeyi biz biliriz” havası, IMF’den
gelen reçetelerin Türkiye gerçekleri dikkate alınmadan aynen uygulanması,
bu sonucu getirdi.
Maalesef yaşadığımız kriz, sonunda reel sektörü ve toplumumuzu vurdu.
Dahası, önümüzdeki dönemde yaşanacaklar, bugüne kadar yaşananlardan daha
ağır bir faturayı gündeme getirdi.
Halktan topladığı mevduatı, zorda olan kamu bankalarına, gecelik %7200'lere
varan faizlerle veren bankalar, şimdi de reel sektöre dönüp, ödenmesi mümkün
olmayan faiz talepleri ile bize yöneldiler. Çok değil, 15 gün önce hükümetten
Bankalar Birliği ile bir toplantı yapılarak, kredi faizlerine bir tavan
getirilmesi ve ana para geri ödemelerinin istenmemesi yolundaki önerimiz
de dikkate alınmadı.
Kaos, kendi vahşi koşulları içerisinde çığ gibi yuvarlanıp üstümüze
gelirken, çaresizlik içerisinde kıvranan hükümet, Dünya Bankası’nda görev
yapan Sayın Kemal Derviş’i Amerika’dan getirterek, ekonomiden sorumlu bakan
olarak göreve başlattı. Günler geçmesine, bayramda çalışıp bir program
hazırlanacağı yolundaki beyanlara rağmen, ortaya halen bir program konulmuş
değildir.
Bugün siz değerli oda başkanlarını, Anadolu’nun dört bir yanından Ankara’ya
davet ederek bu toplantıyı yapmamızın nedeni; yaşanan krizin; reel sektöre,
Türk özel sektörüne getirdiği ağır ve dayanılmaz yükü ilgililere ilk ağızdan
anlatmaktır.
Yangın yerine dönen ülkemizin, bir an önce bu ekonomik "kaos"tan
kurtulması için bugün öneriler üretecek ve bu toplantı sonuçlarını hükümetin
önüne koyacak ve kamuoyunun bilgisine sunacağız. Ancak, bir kere daha altını
çizerek söylüyorum, enflasyonu düşürmeyi, üretim, istihdam ve ihracatı
artırmayı hedeflemeyen bir programa destek vermeyeceğimizi peşinen ilan
ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Bu toplantıda, başka bir takım sorunlara da değinmek istiyorum.
Ülkemiz çok zor ve çok önemli bir dönemden geçmektedir. Belki de tarihinde
ilk defa ekonomik göstergelerin toplumun tüm kesimlerini önüne katarak
sürüklendiğine şahit oluyoruz. Zaman zaman yaptığımız konsey ve bölge toplantılarında
sizlerin sorunlarının tespit edip, hükümet yetkililerine bir rapor halinde
vermemize, doğruları söylememize rağmen bir sonuç aldığımızı söylersem
yanlış olur diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Bu programa destek olurken sizlerle beraber hep şunu söyledik: Bir ekonomik
programın başarılı olabilmesi için üretmek, üreterek istihdam yaratmak
ve ürettiğini dış ülkelere satarak ihracatı artırmak temel hedefimiz olmalıdır
dedik.
Bölgeler arası gelişmişlik farklarının nazarı dikkate alınmasını, uygulanacak
teşviklerin buna göre verilmesini, fakiri daha fakir, zengini daha zengin
yapmamak için çok ciddi tedbirlerin alınmasını ve bunun için de programın
temel hedefi olan enflasyon mücadelesi gibi 30 senedir sırtımızdaki canavarı
yenmek için güçlü destekleriniz ile bu mücadeleye katkı sağlamaya çalıştık.
Bu programın yanlış ve aksıyan yönleri için hükümetimizi hep uyardık.
Dedik ki; gelin bir izleme komitesi oluşturalım. Nerelerde yanlışlar yapılıyor,
o yanlışlıkları tespit edelim. Beraberce düzeltme çareleri arayalım. Maalesef
hükümet bu sese kulak vermediği gibi üstüne üstlük hükümetin bürokratları
siyasi otoriteyi yanıltarak enflasyon lobisinin kucağına ittiler.
Neticede hep doğruları söylemeyi kendisine prensip edinmiş, üreten-aş
ve iş yaratan, devlet bütçesini oluşturan sizlerin sözlerine kulak tıkayan
siyasi otorite bir avuç insana inanmanın faturasını çok ağır bir şekilde
bizden yanı toplumun tüm kesimlerinden çıkarmak için şimdi çareler arıyor.
İşte bu aşamada yapılan bu toplantının Anadolu'nun her yerinden işini gücünü
bırakarak gelen siz değerli arkadaşlarım, siz değerli Başkanlarımın görüş
ve düşüncelerini tüm kamuoyuna ve siyasilerimize bir defa daha yansıtmanın
çok önemli olduğunun altını çizmek istiyorum.
Biz her zaman diyalogdan yana olmayı sorunlarımızı ülkenin her yerinde
yapılan toplantılarda tartışmayı o bölgelerde yaşayarak öğrenmeye ve tespit
etmeye gayret ediyoruz.
Artık üretemiyoruz. Ürettiğimizi satamıyoruz. İstihdam yaratamıyoruz.
Daralan ekonomide işçi çıkarmaları had safhaya geldi. Bütün bölgelerden
feryat sesleri geliyor. Esnaflar, Kobiler kepenk kapatıyor. Büyük sermayeler
açtıkları hiper marketlerde küçük esnafı yok ediyorlar, tekelcilik yapmaya
başladılar. Marketlerindeki rafları bile hava parası almadan kiralamıyorlar.
Üreticinin mal bedelini vade farkı koymadan 4-5 ayda ödüyorlar ve peşin
sattıkları mal bedelini bankalarda repo yaparak değerlendirme cihetine
gidiyorlar. Bu haksızlığa son vermek için TOBB olarak Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı'na verdiğimiz kanun teklifine karşı çıkıyorlar. Bunlarla sonuna
kadar mücadelede çok kararlıyız. Ve hükümete buradan seslenmek istiyorum:
İllerde kazanılan varlıkları o ilin dışına çıkartarak, o ilin fakirleşmesine,
esnaf ve kobileri dışardan ithal ettikleri mallarla yok edecek duruma getirmesine
müsaade edemezsiniz. Buna bir tedbir getirmeniz artık kaçınılmaz diyoruz.
TOBB sizlerin sayesinde ülkemizin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine
kadar tüm bölgelerimizde en güçlü sivil toplum örgütüdür. Bu örgüt diğer
sivil toplum örgütleri ile beraber zaman zaman statüleri ve menfaatleri
gereği bazı konularda birbirlerine ters düşmelerine rağmen ülke sorunları
gündeme geldiği zaman yek vücut olmasını bilme becerisini göstererek
siyasilere örnek olacak birliktelik oluşturabilmişlerdir. Sivil inisiyatif
ile yaptığımız son toplantıda
aldığımız karar gereği bizler sivil toplum örgütleri olarak bizim görüşümüzün
alınmadığı ve bizlerin de içinde olmadığı ekonomiyi izleme ve yakın takibe
alma komitesinde olmadığımız takdirde “bu programa destek vermeyeceğiz”
dedik. Çarşamba günü açıklanan bankacılıkla ilgili düzenlemelerinden hiç
tatmin olmadık.
Çünkü reel sektörün mali sektörle olan ve çığ gibi büyüyen sorunların
çözümlerini göremedik. Bankalar hala üzerimize dolar bazında %70, TL bazında
%1000'lere varan faiz talepleri ile geliyor ve ülkeyi yangın yerine çeviriyorlar.
Biz çok önemli birşeyin bilincindeyiz. Mali sektör olmadan reel sektör
olmaz. Reel sektör olmadan da mali sektör olmaz. Gelin öncelikle buradaki
sorunları çözelim.
Değerli başkanlar,
Konuşmamın bu bölümünde çöken bir programın uygulayıcıları, bulundukları
görevlerden ayrıldıktan sonra bir gazete manşetinde sivil toplum örgütlerinin
bu kriz neticesi elde ettikleri faiz gelirlerini gündeme getirerek sözüm
ona, kamuoyu önünde bizlere suçu yükleme gayreti içinde olduklarını görüyorum
ve üzülüyorum. Bizi idare edenlerin, ekonomiyi yönlendirenlerin ne çapta
insanlar olduğunu takdirlerinize bırakıyorum. Demek ki bu insanlar başbakanı
da yanıltarak enflasyonla mücadelede hep özel sektörü suçlama cihetine
gittiler ve ekonomiyi duvara toslattılar.
Değerli başkanlar,
Bu program uygulayıcısı olan bu değerli arkadaşlara buradan rakamlar
vererek bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Bakınız program esnasında devlette maliyetler nasıl artmış bir görelim.
| - yurt içi görev ve yolluklar |
%120 |
| - yurt dışı görev ve yolluklar |
%81 |
| - taşıma giderleri |
%144 |
| - ulaştırma ve haberleşme
giderleri |
%136 |
| - bina onarım harcamaları |
%105 |
| - akaryakıt ve yağ giderleri |
%110 |
| - yakacak alımı |
%147 |
| - elektrik, su, havagazı |
%113 |
| - savunma giderleri |
%180 |
| - tören giderleri |
%63 |
| - demirbaş alımları |
%121 |
| - taşıt alımı giderleri |
%100 Artmış |
- bunun yanında devlette 2.850.000 memur var. Bunlardan önemli bir kısmı
bankamatik ve hala yem kadrolar oluşturuluyor.
- yüz binden fazla kamyon, kamyonet ve otobüs. Yüz binden fazla minibüs,
otomobil ve diğer araç var.
Mukayese olsun diye söylüyorum. Almanya'da 22.000, Japonya'da 12.000,
İngiltere'de 14.000 kamu aracı var.
- Bakanlık sayısı bizde 36, gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde 15-24
arası
- Türkiye'de makam şoförlerine senede 450 trilyon ödeniyor.
- Devlet dairelerinde çoğu keyfi kullanılan uluslararası konuşmalara
da açık 170 bin telefon var. Devlete aylık maliyeti 5 trilyon
- Yurt dışındaki elçiliklerimizde 3300'e yakın müşavir var ve çoğu
yabancı dil bilmiyor. Devlete maliyetlerini siz düşünün.
TOBB olarak bunlara isyan ediyoruz.
Biz devletin içindeki bu savurganlığı gördüğümüz için "Devlet yeniden
yapılanmalıdır” dedik. Çalışmamızı yaptık, devletin tüm yetkililerine gönderdik,
bugüne kadar hiç kimseden ses çıkmadı.
Değerli başkanlar,
Devlet tarafından el konulan bankaların faturası reel sektöre, fakir
fukaraya çıkartılırken bu bankaların içi boşaltılırken, kendi emrinde olan
bürokratların verdikleri raporları acaba neden göz ardı etmişlerdir? Bu
bankalarla ilgili olarak hükümet yetkililerinin zaman zaman artık hiçbir
banka Tasarruf Mevduat Fonuna alınmayacaktır ifadelerine rağmen ertesi
gün Tasarruf Mevduat fonuna alınan bankaların menkul kıymetler borsasında
alınıp satılan hisse senetleri bedellerinin bir gecede vatandaşın portföyünde
buharlaşmasına, sıfırlaşmasına neden müsaade edilmiştir.
Özel bankaların devlet bankalarını sömürmesine kim müsaade etti. Hazine
devlet bankalarının kağıtlarını almayıp devlet bankalarında mevduatı olan
bu özel bankaların devlet bankalarındaki mevduata yukarıda ifade ettiğimiz
gibi gecelik %7200 faiz uygulattırarak kazançlarına kazanç katmadılar mı?
Bunları bildiği halde bu özel bankalar reel sektöre faiz artışları ile
çullanarak ekonomiyi ve üretimi kilitler hale getirmediler mi? Ülke ekonomik
kaosa sürüklenirken programdaki yanlışları görerek neden revizyon cihetine
gitmediler? Bu soruların cevabı verilmeden doğrular bulunamaz.
Enflasyonun düşürülmesinde sizlerin rolünü bir kere daha hatırlatalım:
9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in huzurlarında başta Sayın
Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Hükümet adına Sayın Recep Önal ve Türk-İş,
TESK, TİSK, Ziraat Odaları Birliği, DİSK, Hak-İş, TOBB ve ihracatçı birlik
başkanları ve 1000'e yakın odalarımızın ve borsalarımızın değerli başkanlarının
katılımı ile yapılan toplantıda "Türkiye Enflasyonu Yeniyor" mutabakat
zaptı imzalanmış ve internette sayfa açılmış, görsel ve yazılı basın başta
olmak üzere toplumun tüm katmanları bu imzalı mutabakat zaptına destek
vermemiş miydi? En önemli desteği verdiler ve Türkiye'de uzun yıllardan
beri ilk defa enflasyon %40'ın altına düştü.
Değerli başkanlar,
Şimdi adına ister ulusal program deyin, ister kurtuluş programı deyin,
bu programı hazırlayacaklardan, siyasetçi olsun bürokrat olsun halka, reel
sektöre, toplumun tüm katmanlarına imzalı taahhütname vermesini istiyorum.
Başarılı olamadıkları takdirde görevlerini bırakacaklarını ve topluma yansıyan
zararları ödeyeceklerini taahhüt etsinler. Bir bakan çıkıp da artık hiçbir
banka Tasarruf Mevduat Fonuna alınmayacaktır diye beyanat verip de bir
gün sonra veya birkaç gün sonra banka Tasarruf Mevduat fonuna alınıyorsa,
halkın portföyündeki hisse senetlerinin bedelini bakan veya yetkililer
tazmin etsinler.
Değerli başkanlar,
TOBB'un kriz anındaki bilançosuna bir bakalım. Paranın yatırıldığı bankalar
da tamamı devlet bankalarıdır.
Mevduatın büyük bir kısmı düşük faizle vadeli yatırılmıştır. Bizim hiçbir
şeyimiz gizli değildir, herşeyimiz açık ve şeffaftır.
Varlığımız bu kriz içerisinde TL olarak 20 trilyon artmasına rağmen,
dolar olarak 70.000.000 dolar azalmıştır.
Bu kaybı yaratanlar çıkıp ta toplumu yanıltmasınlar, erdemli davranıp
lütfen sussunlar.
Değerli arkadaşlarım,
Biz bu acayip faizleri gördüğümüz için yönetim kurulu olarak konuyu
değerlendirerek ve bankaların reel sektör üzerine çok yüksek faiz oranları
ile geldiğini sizlerin uyarısı ve size yazılan banka mektuplarında gördükten
sonra sanayi odaları başkanları ile Ankara’da yaptığımız değerlendirme
toplantısından sonra Sayın Başbakan ve yardımcıları ile yaptığımız toplantıda
Sayın Başbakan’a şu öneriyi yaptım;
TOBB yönetimi olarak, kriz anında elde ettiğimiz 20.7 trilyon Türk Lirasını
devlete veya faiz aldığımız bankalara hiçbir hak talep etmeden geri vermeye
hazırım. Siz de devreye girip bankalara, reel sektöre verdikleri kredilere
krizden evvel kredi sözleşmelerindeki faiz oranlarına ve vadelerine sadık
kalsınlar dedim.
Bu konuda yetkililere sesleniyorum. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri
faiz cenderesinden kurtarmak istiyor musunuz?
Haciz yolu ile onların üretimlerini durdurmak istemiyorsanız, işsizliğe
meydan vermemek, sosyal dengeleri bozmamak istiyorsanız, TOBB olarak bu
parayı seve seve hazineye vermeye hazırım. Siz de bankalarla oturarak krizden
evvelki faiz oranlarını uygulatın.
Bu konuda krizi fırsat bilip bankaların devlet bankaları üzerinden elde
ettikleri faiz gelirleri sizin en önemli dayanağınız olur.
Ayrıca, TOBB tarafından kurulan ve normal anonim şirketlerden farkı
olmayan KOBİ Yatırım Ortaklıkları A.Ş., finans kurumu haline getirilebilirse
biz TOBB olarak kendi payımıza 25 trilyon sermaye koymaya hazırız. Ancak
bu şirkete hazineden ayrı bir statü verilmeli ve devletin bu şirkete Halk
Bankası kanalıyla destek vermesi sağlanmalıdır.
Bu gerçekleştiğinde TOBB elini taşın altına koyarak KOBİ’lerin kredi
sıkıntılarını gidermeye yardımcı olacaktır.
Değerli başkanlar,
TOBB ülkemizde çok önemli ve gurur verici, siz değerli Başkanların yüzünü
ağartacak çok önemli eserlere imza atmıştır ve atmaya da devam etmektedir.
6-7 sene evvelini bir hatırlayalım: Memuruna çok zor şartlar altında maaş
ödeyen kurum bu duruma gelmişse bunda sizlerin ve benden evvel görev almış
çok değerli başkanlarımın katkısını unutmamamız lazım.
Bugün ülkenin her yöresinde sağlıktan eğitime, sosyal hizmetlere,
doğu ve güneydoğu Anadolu bölgemizdeki kilim atölyelerine, PKK nedeni ile
zorunlu göçe zorlanmış aileler ve zelzele felaketinde evlerini kaybetmiş
insanlara mesken teminine kadar, ayrıca ihracatımızın önünü açmak için
dış ülkelerde Ticaret merkezleri oluşturmaya, oda borsalarımıza genel kurul
kararı çerçevesinde binalarının onarımı için kaynak sağlamaya ve Eskişehir
yolu üzerinde aldığımız 143 bin m2 arsamızda 3-4 senede maliyetini geri
ödeyecek bir iş merkezi inşa etmek için çalışmaları başlatmaya kadar birçok
konuyu hallettik.
Bunun yanında çağa uygun olarak başlattığımız TOBB net projesi tüm oda
ve borsaların bilgi bankası oluşturması ve entegrasyonunu sağlayacaktır.
Şu anda o bilgi verileri girilmektedir. Bu yılın ikinci yarısından sonra
faaliyetler başlayacaktır. Bu proje yaklaşık 3 trilyon liralık projedir.
Bir başka konu;
TOBB eğitime verdiği önem gereği vakıf üniversitesi kurma çalışmalarına
başlamıştır.
Reel sektörün gerçek ve tek temsilcisi olan TOBB bu projeyle makro ekonomik
plan çerçevesinde genel eğitim ve kültür seviyesinin artırılmasına katkılarda
bulunacaktır.
Bu projeyle oluşacak vakıf üniversitesi Türkiye’nın makro ekonomik projelerini
üretecek ve söz sahibi olacaktır. Türkiye’nin kalkınma projelerinin alt
yapısını sağlıyacaktır.
Kurulacak olan bu üniversitenin alt birimleri olarak talep gelecek odalarımızın
bulunduğu illerde ekonomi ve teknik yüksek okulları açılacaktır
Değerli başkanlar,
Konuşmamın son bölümünde ekonomiden sorumlu bakanımıza buradan seslenmek
istiyorum:
Sayın Derviş’in ilk görevi önce kilitlenen piyasaları çalışır hale getirmek
olmalıdır. Piyasalar çalışır hale gelmeden de program açıklamayın. Piyasalar
düzgün çalışır hale gelmeden açıklanan programın ciddiye alınması beklenemez.
İki krizden sonra piyasalar işlemez hale gelmiştir. Bankalar mali yapılarının
sıkıntılı olması nedeniyle reel sektörü kilitler hale gelmiştir. Bu sorun
iki tarafın da zararına neden olmaktadır. Üretim durmakta, işçi çıkartmaları
başlamakta ve ihracat tıkanmaktadır. Programın esas hedefi üretim, istihdam,
ihracat olmalıdır. Vergi kanunu nedeni ile ekonominin içinden çok önemli
bir kaynağın yastık altında ve dışarda olduğu ifade ediliyor. Bu söylemi
sakın bir dedikodu olarak algılamayın. Bu kaynağın ekonomiye kazandırılması
için ısrarlı olunmalı. Para sahibine güvence verilmelidir. Kayıt dışı
ekonominin kayıt içine alınması, toplumun uygulayıcılara güven duymasına
bağlıdır.
Ekonomi bir ekip işidir. Bu ekibin içinde işçi, işveren temsilcileri
muhakkak olmalıdır. Programın her yönü toplumun tüm katmanlarına şeffaf
bir şekilde anlatılmalı onlardan hiçbir şey gizlenmemelidir.
Bu programın bir izleme komitesi muhakkak olmalıdır.
Bakanlık sayısı mutlaka 25’e indirilmelidir.
Bankacılık Kanunu mutlaka ama mutlaka reel sektöre kaynak aktaracak şekle
dönüştürülmeli, tek taraflı hukuka ve adalete aykırı maddeler kredi sözleşmelerinde
tarafların mutazarrır etmeyecek şekle dönüştürülmeli, bankalar yalnız bankacılık
işlemleri ile görevlendirilmeli, sanayicilik, marketçilik, zeytincilik
telefon ve petrol işlerinden muhakkak arındırılmalıdır.
Yolsuzluklarla mücadele kararlı bir şekilde yoğunlaşmalı ancak işadamı
potansiyel suçlu olarak gösterilmemelidir.
Para piyasalarına güven verilmelidir.
Ekonomide tek ses çok önemlidir ve ekonomi bir ekip işidir. Her ay ekonomik
gidişat hakkında toplum bilgilendirilmelidir. Doğruları halkla paylaşmak
bir erdem işidir ve çok önemlidir.
Mart ayı sonunda günü gelecek devre faizlerinin bugünkü Ekonomik koşullarda
ödenmesi çok güç olacaktır. Bu faizlerin tahsili konusunda alınacak tedbirler
krizden bunalan işadamlarımız ve sanayicilerimize nefes aldıracaktır.
Vergide getirilen ödeme kolaylığı başarıya ulaşmıştır. SSK ve Bağkur borçları
için de ödeme kolaylığı getirilmelidir.
Bölgeler arası sosyal dengesizliği ortadan kaldıracak bölgesel programlar
hazırlanmalıdır. En önemlisi, söylemlerinizi tüm sivil toplum örgütleri
ve halkımız çok dikkatli bir şekilde takip etmektedir. Programın başarısı
için ekibiniz zaman geçirmeden topluma tanıtılmalıdır. Toplum bu
fotoğrafları görmek istiyor.
Değerli başkanlar,
Devletin kamu açıklarını kapatmak için bankalar aracılığı ile yüksek
faizlerle tasarrufu emmesi, reel sektörle mali sektör arasındaki dengeleri
reel sektör aleyhine bozmuş, sermaye üretim yerine rant ekonomisine yönelmiştir.
Güven ve itibarı sağlayan müesseseler olması gereken bankalar üzerinde
etkin bir denetim sağlanmadığı için belki de banka murakıplarının verdikleri
raporları üst yöneticiler nazarı dikkate almadıklarından hem sektöre hem
de ekonomiye büyük kayıplar vermiş ve krizin oluşumuna neden olmuştur.
Bankaların toplam aktiflerinin 140 milyar dolar olması mali açıdan ne
kadar zayıf olduklarını göstermektedir. Bu durum, AB ülkelerinde orta ölçekli
bir bankanın sermayesidir.
İlk açıklanan acil önlemler bu sektörün rehabilitasyonu için çok önemlidir.
Ama ekonomi bir bütündür. Mali sektörün sorunları programın acil kanadını
oluştururken, bitme noktasına gelen reel sektördeki ülkeyi saran yangını
da söndürme çarelerinin ilk etapta söylenmesi gerekiyordu.
Ekonomik programın başarısı için toplumun tüm kesimlerinin desteği isteğine
TOBB olarak katılıyoruz. Ana şart bu programda bizim görüşlerimiz ve sıkıntılarımızın
çözümü olmazsa biz bu programa destek olmayacağız.
Banka-borsa-medya-holding siyasetçi ilişkileri ciddi bir şekilde ele alınıp
gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalı ve bu konularda tüm parlamentonun
görüş ve desteği alınmalıdır.
Tasarruf önlemleri ve devletin yeniden yapılanması behemahal uygulanmaya
konmalı ve Ankara’daki yetkilerin yerel yönetimlere devir edilerek devlet
sadece yönlendirici ve denetleyici görevini üstlenmelidir.
Üretim, ihracat, istihdam teşvik edilmelidir. Özelleştirme ülke için tartışma
konusu olmaktan çıkarılmalı. Şeffaf ve adil olmalı ve yeni teknolojik gelişmeleri
ihtiva eden projelere öncelik verilmelidir.
THY, Telekom, Tüpraş stratejik ehemmiyete haiz olduğundan derhal özelleştirilmelidir.
Biz özelleştirmeyi devletin giderlerini azaltılması için talep ediyoruz.
Değerli başkanlar,
Sayın bakanlar,
Bizler elimizi taşın altına koymak için TOBB olarak Tesk’le birlikte
bankanın içinin temizlenmesi şartıyla Halk Bankası’na talibiz.
Ayrıca;
Yeni ihracat hamlesini desteklemek amacıyla buradan hükümete bir öneride
bulunmak istiyorum.
Pasaport kanununda yapılacak değişiklik ile oda ve borsa yönetim kurulu
başkanları ve meclis başkanları ile, birlik yönetim kurulu başkan ve üyelerine
görevleri süresince, bulundukları illerde gelir vergisi, kurumlar vergisi
ve ihracat birincisi olarak ilan edilenlere ise, ilan edildikleri tarihi
takip eden 2 yıl için yeşil pasaport verilmesi öngörülmektedir.
Bu hususta çalışmaların bir an önce bitirilmesini bekliyoruz.
Saygıdeğer hükümet yetkilileri,
Bu ekonomik programın başarısı için muhtaç olduğunuz halk desteğini
sağlamak istiyorsanız derhal bundan sonraki seçimlerde uygulanmak üzere;
Seçim kanunu ve partiler kanununun değişiklik takvimini ilan ediniz
ki, halkımıza güven gelsin.
Değerli başkanlar,
Sayın bakanlar,
Odalar Birliği'nin görüşlerini dikkate alarak yapılacak bir programa
elimizi değil gövdemizi taşın altına koyarak destek vereceğiz.
Çünkü cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşayan milletimiz tabiri
caiz ise yeni bir kurtuluş savaşı vermek durumundadır. Ve biz sorumluluğumuz
gereği cephenin en önünde olacağız.
Çünkü bu savaş yalnız hükümetin değil devletin, milletin, toplumun
her kesiminin savaşıdır. Bu ülke bizim hepimizindir. İktidarı, muhalefeti,
işçisi, işvereni, çiftçisi, askeri, memuru, tüm sivil toplum örgütleri
tüm siyasi partiler varsa önerileri ile beraber tüm desteklerini bu savaşın
kazanımı için vermek zorundadırlar. Bu savaşı kazanmak atalarımız ve çocuklarımız
için bir borçtur.
Yüce Allah hiç birimizi utandırmasın ve sıkıntılarımızın bir an önce
aşılmasını nasip eylesin.
|