|
|
 |
1999
Büyüme oranı: - 6.4
yorumlar
Türkiye
ekonomisi 1999 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6.4 küçülme yaşadı.
Bu
konuda gazetelerde yer alan yorumlar şöyle:
MİLLİYET GAZETESİ
1 Nisan 2000
7.4
değil, ama 6.4!..
YALÇIN
DOĞAN
Deprem bu kez sadece Yalova, Sakarya ve İzmit'i değil, tüm Türkiye'yi
vuruyor. Kırılan fay, binaları ve kentleri değil, ekonomiyi altüst
ediyor.
Üstelik, son elli yılda olmadığı kadar bir sarsıntı ile karşı karşıya
Türkiye.
1999 yılında gerçekleşen ekonomik büyükler tüm beklentilerin ötesinde
tam bir şok yaratıyor. Gayri safi milli hasıla 1999'da tam yüzde
6.4 oranında geriliyor. Türkçesi, hepimiz geçen yıl bu ölçüde küçülüyor, yoksullaşıyor ve refah kaybına uğruyoruz.
İşte, temel sorun bu.
Deprem mazeret değil
Ekonominin her kesiminde bir gerileme var 1999'da. Üretim kaybı var, ihracat gerilemesi var, turizmden inşaata, hizmetlerden imalat sanayiine ve yatırımlara ve harcamalara ve gelirlere uzanan bir kayıp var. Şu çok önemli:
Hiç kimse bu gerilemeyi depreme bağlayamaz!.. Çünkü, gerileme geçen
yılın ilk dokuz ayında adım adım geliyor. Oysa, depremin tarihi 17 Ağustos!.. Yani, deprem öncesinde Türkiye yoksullaşmaya hızla yol alıyor. Kimse çıkıp da, depremi mazeret olarak gösteremez!..
O zaman neden bu rekor gerileme?.. Uzmanlar aynı görüşte birleşiyor:
Yüksek enflasyon fena vuruyor. Yüksek enflasyona bağlı olarak, gelirlerde müthiş bir düşüklük var. Bu, iç ve dış talebi etkiliyor. Üretim düşüyor, ihracat azalıyor. İşsizlik artıyor.
Bu kadar yalın ve acı.
Liderlere çağrı
İşin asıl feci yanı, dün Ankara'da hiç kimse bununla ilgili değil. Herkes
yine siyasetle, 5 + 5'le, siyasal kulislerle meşgul!..
Cumhurbaşkanlığı seçimleri elbette önemli. Ama, daha önemlisi, ekonominin
böyle bir durumunda siyaseti ön plana çıkarmak, hükümet kalır mı, gider
mi dedikoduları ve hesaplarıyla uğraşmak, kara gözlük takmakla eş anlamlı.
Gerçeğe sırtını dönmek, işte bu!..
Siyasal hesap yaparken, ekonominin seyrini izlemekten vazgeçmek, akılcı
değil. Çünkü, her geçen gün kayıp. Bir adım ötesi 2000 yılı ekonomik
programı, IMF anlaşması tehlikeye düşüyor. Özellikle ücretler ve
vergi gelirlerinde acil düzeltme kaçınılmaz.
Edindiğim bilgiye göre, böyle bir sonucu ne IMF, ne de Dünya Bankası
bekliyor. Yani, 6.4 onları da vurmuş görünüyor.
2000'i kurtarmak için, 5 + 5 için toplanacak olan liderler, bir de derhal
6.4 için toplanmalı!.. Hep istikrar deniliyor, oysa asıl istikrar
ekonomide başarıyı yakalamaktan geçiyor.
Yazara
E-Posta: ydogan@milliyet.com.tr
MİLLİYET GAZETESİ
1 Nisan 2000
Halkın
derdi 'fakirlik' Meclis'inki ise seçim
GÜNGÖR
URAS
Bir ülkede halkın refahının göstergesi "kişi başına milli gelir"dir.
Türkiye'de kişi başı milli gelir Sayın Demirel Cumhurbaşkanlığı koltuğuna
oturduğu 1993 yılında 3.004 dolardı.
Yedi yıl sonra, Sayın Demirel'in Cumhurbaşkanlığı süresinin tamamlandığı
yıl olan 1999 yılında kişi başı milli gelir rakamı 2.878 dolara düştü.
Demek ki, Sayın Demirel 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde halkını fakirleştirmiş.
Halkının refahını geriye götürmüş.
Milli gelir, bir ülkede olan bitenin "ölçüsüdür."
Lafa bakılmaz. Milli gelir rakamına bakılır.
Milli gelir denilen şey, bir yıl içinde ülkede üretilen mal ve hizmetlerin
parasal değeridir. Ülkede üretilen mal ve hizmetlerin önce miktarı belirlenir.
Sonra bunun parasal değeri bulunur. Parasal değer, her mal ve hizmetin
fiyatı alt alta yazılarak hesaplanmaz. Böyle yapılır ise çoklu sayma olur.
Örneğin bir ayakkabı fiyatının içinde, derinin, köselenin, çivinin, ipliğin
ve işçiliğin fiyatı da vardır. Milli gelir her mal ve hizmetteki katma
değer (çıktı fiyatı ile girdi fiyatı arasındaki fark) üzerinden hesaplanır.
Milli gelir hesabında ülkedeki tüm mal ve hizmetler dikkate alınır. Açık
anlatımıyla kayıt dışı, kayıt içi, deftere yazılı, deftere yazılı olmayan
şeklinde hesap dışı kalan mal ve hizmet yoktur.
Devlet İstatistik Enstitüsü 1999 yılında Türk halkının sabahtan akşama,
akşamdan sabaha kadar uğraşıp, didinip ürettiği mal ve hizmetlerin parasal
değerini (milli geliri) 185.1 milyar dolar olarak hesapladı. Bu rakam bir
yıl öncenin 206.5 milyar dolarlık üretim rakamının (dolar olarak) yüzde
10.4 gerisinde. Demek ki, Türkiye 1999 yılında 1998 yılındaki kadar üretim
yapamamış. Ülke olarak fakirleşmiş.
Bu ülkenin fakirleşme göstergesidir.
Halkın fakirleşme göstergesi ise, milli gelir rakamı nüfusa bölünerek bulunur.
Buna kişi başı milli gelir denilir. 1999 yılında milli gelir 185.1 milyar
dolar. Yıl ortalaması nüfus 64.3 milyon. Gelir nüfusa bölününce çıkan kişi
başı milli gelir rakamı 2.878 dolar. Halbuki 1998 yılında kişi başı milli
gelir 3.224 dolardı. Demek ki, 1999 yılında Türk halkının geliri / refahı
yüzde 10.7 geriye gitmiş. Türk halkı geçen yıl ortalama yüzde 10.7 oranında
fakirleşmiş.
1999 yılında tarımda yüzde 4.5 sanayide yüzde 5, inşaatta yüzde 12.7, ticarette
yüzde 6.8 gerileme var.
Sayın okuyucularım, 1999 yılında olan bitenler Sayın Demirel'in 7 yıllık
Cumhurbaşkanlığı dönemindeki ikinci büyük çöküştür. Halkın yediği ikinci
"şamar"dır. Halk ilk şamarı 1994 yılında yedi. Beş yıl sonra halkın suratında
ikinci "şamar" şakladı.
Sayın okuyucularım, Türkiye'nin bir numaralı sorunu işte bu. Türkiye fakir
bir ülke. Fakirlik çemberini kıramıyor. Fakirlik çemberini kırmak için
üretimini artıramıyor. Üretimini artıramadığı için milli gelir büyümüyor.
Kişi başı gelir artmadığı için Türk halkı olduğu yerde debelenip duruyor.
Kişi başı geliri yedi yıldır 3 bin doların üzerine çıkmayan ülkede demokrasi
de bu kadar olur, adalet de bu kadar olur. Sağlık bu kadar olur. Eğitim
bu kadar olur.
Böyle bir ülkede, "milli gelir rakamının 7 yıl boyunca 3 bin doların üzerine
çıkamaması" ülke halkına istikrar olarak yutturulur. "Aman bir başkası
gelip de halkın refahını artırmasın" diyerek tertipler kurulur...
HÜRRİYET GAZETESİ
1 Nisan 2000
Gelir
dağılımı ve hükümet bunalımı
esaglam@hurriyet.com.tr
Erdal SAĞLAM
HÜKÜMET bunalımına
dönüşen Anayasa değişikliklerinin yarattığı sıkıntılar yoğun olarak tartışılırken,
dün 1999 yılına ilişkin büyüme rakamları açıklandı.
Türkiye'nin milli gelirinin,
geçtiğimiz yıl yüzde 6.4 oranında küçüldüğü de böylece ortaya çıktı. Bu
küçülme ile milli gelir büyüklüğü 78.2 katrilyon lirada kaldı. Kişi başına
düşen milli gelirin ise yüzde 11.6 oranında azalarak 2 bin 878 dolara düştüğü
açıklandı.
Kesin rakamı şu sıralarda
çıkarmak mümkün değil, ama bu küçülme, gelir dağılımının daha da bozulduğunu
ortaya koyuyor. Yani gelir dağılımı açısından dünyanın en adaletsiz ülkelerinden
biri olan ülkemizde, bu tablo çok daha bozuldu, kesim ve kişiler arasındaki
uçurum, çok daha fazla büyüdü.
İşte sosyal adaletsizliğin
giderek daha da büyüdüğünü gösteren bu tablo, dün bir kez daha bütün çıplaklığı
ile ortaya çıkmışken, ülkeyi yönetenlerin uğraştıkları konu; durup dururken
çıkardıkları yeni bir hükümet krizi idi.
İş álemi, ‘‘istikrarsızlık’’
anlamına gelen bu gelişmelere tepki gösterip, yıllar sonra yakalanan
istikrar ortamının bozulmasına izin verilmemesini istedi.
HEDEFLER REVİZE EDİLİR
Mİ?
Ancak politikacıların, yine
kendi çıkarlarına dönük ayak oyunlarına verdikleri öncelik devam ediyor.
Sanki milli geliri 2 bin 200 dolara düşüren kendisi değilmiş gibi bu rakamları
eleştiren birisi, hükümete girebilmek için uğraşıyor. Ülkeyi poker yöntemleriyle
yönetmeye çalışan birisi, kendisi için oynadığı oyun tutmayınca, bu kez
‘‘iktidarsız olamayan’’ tabanının tepkileri nedeniyle çark yolu
arıyor. Diğeri, koltuğu bırakmamak için tepeden tehditler savuruyor...
Geliri giderek düşen halk
da ‘‘acaba bu nedenle mi düşüyor’’ demeden, seyrediyor.
Bu korkunç tablonun yanı
sıra, 1999 yılı milli gelir rakamı önümüzdeki günlerde, uygulanan ekonomik
program hedeflerinin revizyonunu da tartışmaya açacak.
1999 yılında 83 katrilyonluk
milli gelir rakamına göre hesaplar yapılmışken, ortaya çıkan 78 katrilyonluk
milli gelir rakamı, bütün hedefleri etkileyecek.
Burada ortaya çıkan gerçek
şu ki; 1999 milli gelirinin beklenin altında çıkması, 2000 yılında oransal
olarak belirlenen hedefleri yakalamayı kolaylaştırırken, mutlak rakam olarak
belirlenen hedeflerin gerçekleşmesini ise zorlaştıracak.
Yani bu gerilemenin ardından
yüzde 5'lik büyüme rakamı belki daha kolay gerçekleşecek, ama 124 katrilyonluk
büyüme rakamı 116 katrilyona inecek. Yüzde 6.4 küçülen ekonominin vergisi
bu yıl geleceği için, 6.2 katrilyonluk faiz dışı fazla rakamına ulaşmak
zorlaşacak, ama baz küçüldüğü için faiz dışı fazlanın milli gelire oranını
gerçekleştirmek çok daha kolay olacak.
‘‘Bu değişiklikler programda
yapılacak mı?’’ sorusunu yönelttiğimiz bürokratlar, en azından bu yıl
sonuna kadar revizyon yapılmayacağını söylüyorlar.
Bizce de, disiplini korumak
için revizyona gidilmemesi daha iyi olacak.
Şurası unutulmamalı ki; politikacılar
ne kadar kriz çıkarırlarsa çıkarsınlar, bu program bozulmamalı. Çünkü,
Türkiye'deki bozuk gelir dağılımını düzeltebilmek için, bu programın uygulanıp
enflasyonun düşürülmesi şart.
(1.4.2000)
  |