Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER 
İlgili sayfalar
GAZETELER
DİE AÇIKLAMASI
31 MART 2000
YILLARA GÖRE BÜYÜME RAKAMLARI


1999 Büyüme oranı: - 6.4 

yorumlar
 

Türkiye ekonomisi 1999 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6.4 küçülme yaşadı. 
Bu konuda gazetelerde yer alan yorumlar şöyle:
 

MİLLİYET GAZETESİ   1 Nisan  2000

7.4 değil, ama 6.4!..

YALÇIN DOĞAN

       Deprem bu kez sadece Yalova, Sakarya ve İzmit'i değil, tüm Türkiye'yi vuruyor. Kırılan fay, binaları ve kentleri değil, ekonomiyi altüst ediyor. Üstelik, son elli yılda olmadığı kadar bir sarsıntı ile karşı karşıya Türkiye.
       1999 yılında gerçekleşen ekonomik büyükler tüm beklentilerin ötesinde tam bir şok yaratıyor. Gayri safi milli hasıla 1999'da tam yüzde 6.4 oranında geriliyor. Türkçesi, hepimiz geçen yıl bu ölçüde küçülüyor, yoksullaşıyor ve refah kaybına uğruyoruz.
       İşte, temel sorun bu.

Deprem mazeret değil

       Ekonominin her kesiminde bir gerileme var 1999'da. Üretim kaybı var, ihracat gerilemesi var, turizmden inşaata, hizmetlerden imalat sanayiine ve yatırımlara ve harcamalara ve gelirlere uzanan bir kayıp var. Şu çok önemli:
     Hiç kimse bu gerilemeyi depreme bağlayamaz!.. Çünkü, gerileme geçen yılın ilk dokuz ayında adım adım geliyor. Oysa, depremin tarihi 17 Ağustos!.. Yani, deprem öncesinde Türkiye yoksullaşmaya hızla yol alıyor. Kimse çıkıp da, depremi mazeret olarak gösteremez!..
       O zaman neden bu rekor gerileme?.. Uzmanlar aynı görüşte birleşiyor:
     Yüksek enflasyon fena vuruyor. Yüksek enflasyona bağlı olarak, gelirlerde müthiş bir düşüklük var. Bu, iç ve dış talebi etkiliyor. Üretim düşüyor, ihracat azalıyor. İşsizlik artıyor.
       Bu kadar yalın ve acı.

Liderlere çağrı

       İşin asıl feci yanı, dün Ankara'da hiç kimse bununla ilgili değil. Herkes yine siyasetle, 5 + 5'le, siyasal kulislerle meşgul!..
       Cumhurbaşkanlığı seçimleri elbette önemli. Ama, daha önemlisi, ekonominin böyle bir durumunda siyaseti ön plana çıkarmak, hükümet kalır mı, gider mi dedikoduları ve hesaplarıyla uğraşmak, kara gözlük takmakla eş anlamlı. Gerçeğe sırtını dönmek, işte bu!..
       Siyasal hesap yaparken, ekonominin seyrini izlemekten vazgeçmek, akılcı değil. Çünkü, her geçen gün kayıp. Bir adım ötesi 2000 yılı ekonomik programı, IMF anlaşması tehlikeye düşüyor. Özellikle ücretler ve vergi gelirlerinde acil düzeltme kaçınılmaz.
       Edindiğim bilgiye göre, böyle bir sonucu ne IMF, ne de Dünya Bankası bekliyor. Yani, 6.4 onları da vurmuş görünüyor.
       2000'i kurtarmak için, 5 + 5 için toplanacak olan liderler, bir de derhal 6.4 için toplanmalı!.. Hep istikrar deniliyor, oysa asıl istikrar ekonomide başarıyı yakalamaktan geçiyor.
 
 

Yazara E-Posta: ydogan@milliyet.com.tr



MİLLİYET GAZETESİ   1 Nisan  2000

Halkın derdi 'fakirlik' Meclis'inki ise seçim

GÜNGÖR URAS
       Bir ülkede halkın refahının göstergesi "kişi başına milli gelir"dir.
       Türkiye'de kişi başı milli gelir Sayın Demirel Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğu 1993 yılında 3.004 dolardı.
       Yedi yıl sonra, Sayın Demirel'in Cumhurbaşkanlığı süresinin tamamlandığı yıl olan 1999 yılında kişi başı milli gelir rakamı 2.878 dolara düştü.
       Demek ki, Sayın Demirel 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde halkını fakirleştirmiş. Halkının refahını geriye götürmüş.
       Milli gelir, bir ülkede olan bitenin "ölçüsüdür."
       Lafa bakılmaz. Milli gelir rakamına bakılır.
       Milli gelir denilen şey, bir yıl içinde ülkede üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeridir. Ülkede üretilen mal ve hizmetlerin önce miktarı belirlenir. Sonra bunun parasal değeri bulunur. Parasal değer, her mal ve hizmetin fiyatı alt alta yazılarak hesaplanmaz. Böyle yapılır ise çoklu sayma olur. Örneğin bir ayakkabı fiyatının içinde, derinin, köselenin, çivinin, ipliğin ve işçiliğin fiyatı da vardır. Milli gelir her mal ve hizmetteki katma değer (çıktı fiyatı ile girdi fiyatı arasındaki fark) üzerinden hesaplanır.
       Milli gelir hesabında ülkedeki tüm mal ve hizmetler dikkate alınır. Açık anlatımıyla kayıt dışı, kayıt içi, deftere yazılı, deftere yazılı olmayan şeklinde hesap dışı kalan mal ve hizmet yoktur.
       Devlet İstatistik Enstitüsü 1999 yılında Türk halkının sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar uğraşıp, didinip ürettiği mal ve hizmetlerin parasal değerini (milli geliri) 185.1 milyar dolar olarak hesapladı. Bu rakam bir yıl öncenin 206.5 milyar dolarlık üretim rakamının (dolar olarak) yüzde 10.4 gerisinde. Demek ki, Türkiye 1999 yılında 1998 yılındaki kadar üretim yapamamış. Ülke olarak fakirleşmiş.
       Bu ülkenin fakirleşme göstergesidir.
       Halkın fakirleşme göstergesi ise, milli gelir rakamı nüfusa bölünerek bulunur. Buna kişi başı milli gelir denilir. 1999 yılında milli gelir 185.1 milyar dolar. Yıl ortalaması nüfus 64.3 milyon. Gelir nüfusa bölününce çıkan kişi başı milli gelir rakamı 2.878 dolar. Halbuki 1998 yılında kişi başı milli gelir 3.224 dolardı. Demek ki, 1999 yılında Türk halkının geliri / refahı yüzde 10.7 geriye gitmiş. Türk halkı geçen yıl ortalama yüzde 10.7 oranında fakirleşmiş.
       1999 yılında tarımda yüzde 4.5 sanayide yüzde 5, inşaatta yüzde 12.7, ticarette yüzde 6.8 gerileme var.
       Sayın okuyucularım, 1999 yılında olan bitenler Sayın Demirel'in 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı dönemindeki ikinci büyük çöküştür. Halkın yediği ikinci "şamar"dır. Halk ilk şamarı 1994 yılında yedi. Beş yıl sonra halkın suratında ikinci "şamar" şakladı.
       Sayın okuyucularım, Türkiye'nin bir numaralı sorunu işte bu. Türkiye fakir bir ülke. Fakirlik çemberini kıramıyor. Fakirlik çemberini kırmak için üretimini artıramıyor. Üretimini artıramadığı için milli gelir büyümüyor. Kişi başı gelir artmadığı için Türk halkı olduğu yerde debelenip duruyor. Kişi başı geliri yedi yıldır 3 bin doların üzerine çıkmayan ülkede demokrasi de bu kadar olur, adalet de bu kadar olur. Sağlık bu kadar olur. Eğitim bu kadar olur.
       Böyle bir ülkede, "milli gelir rakamının 7 yıl boyunca 3 bin doların üzerine çıkamaması" ülke halkına istikrar olarak yutturulur. "Aman bir başkası gelip de halkın refahını artırmasın" diyerek tertipler kurulur...


HÜRRİYET GAZETESİ  1 Nisan 2000 
 

Gelir dağılımı ve hükümet bunalımı

esaglam@hurriyet.com.tr

Erdal SAĞLAM

HÜKÜMET bunalımına dönüşen Anayasa değişikliklerinin yarattığı sıkıntılar yoğun olarak tartışılırken, dün 1999 yılına ilişkin büyüme rakamları açıklandı.

Türkiye'nin milli gelirinin, geçtiğimiz yıl yüzde 6.4 oranında küçüldüğü de böylece ortaya çıktı. Bu küçülme ile milli gelir büyüklüğü 78.2 katrilyon lirada kaldı. Kişi başına düşen milli gelirin ise yüzde 11.6 oranında azalarak 2 bin 878 dolara düştüğü açıklandı.

Kesin rakamı şu sıralarda çıkarmak mümkün değil, ama bu küçülme, gelir dağılımının daha da bozulduğunu ortaya koyuyor. Yani gelir dağılımı açısından dünyanın en adaletsiz ülkelerinden biri olan ülkemizde, bu tablo çok daha bozuldu, kesim ve kişiler arasındaki uçurum, çok daha fazla büyüdü.

İşte sosyal adaletsizliğin giderek daha da büyüdüğünü gösteren bu tablo, dün bir kez daha bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmışken, ülkeyi yönetenlerin uğraştıkları konu; durup dururken çıkardıkları yeni bir hükümet krizi idi.

İş álemi, ‘‘istikrarsızlık’’ anlamına gelen bu gelişmelere tepki gösterip, yıllar sonra yakalanan istikrar ortamının bozulmasına izin verilmemesini istedi.

HEDEFLER REVİZE EDİLİR Mİ?

Ancak politikacıların, yine kendi çıkarlarına dönük ayak oyunlarına verdikleri öncelik devam ediyor. Sanki milli geliri 2 bin 200 dolara düşüren kendisi değilmiş gibi bu rakamları eleştiren birisi, hükümete girebilmek için uğraşıyor. Ülkeyi poker yöntemleriyle yönetmeye çalışan birisi, kendisi için oynadığı oyun tutmayınca, bu kez ‘‘iktidarsız olamayan’’ tabanının tepkileri nedeniyle çark yolu arıyor. Diğeri, koltuğu bırakmamak için tepeden tehditler savuruyor...

Geliri giderek düşen halk da ‘‘acaba bu nedenle mi düşüyor’’ demeden, seyrediyor.

Bu korkunç tablonun yanı sıra, 1999 yılı milli gelir rakamı önümüzdeki günlerde, uygulanan ekonomik program hedeflerinin revizyonunu da tartışmaya açacak.

1999 yılında 83 katrilyonluk milli gelir rakamına göre hesaplar yapılmışken, ortaya çıkan 78 katrilyonluk milli gelir rakamı, bütün hedefleri etkileyecek.

Burada ortaya çıkan gerçek şu ki; 1999 milli gelirinin beklenin altında çıkması, 2000 yılında oransal olarak belirlenen hedefleri yakalamayı kolaylaştırırken, mutlak rakam olarak belirlenen hedeflerin gerçekleşmesini ise zorlaştıracak.

Yani bu gerilemenin ardından yüzde 5'lik büyüme rakamı belki daha kolay gerçekleşecek, ama 124 katrilyonluk büyüme rakamı 116 katrilyona inecek. Yüzde 6.4 küçülen ekonominin vergisi bu yıl geleceği için, 6.2 katrilyonluk faiz dışı fazla rakamına ulaşmak zorlaşacak, ama baz küçüldüğü için faiz dışı fazlanın milli gelire oranını gerçekleştirmek çok daha kolay olacak.

‘‘Bu değişiklikler programda yapılacak mı?’’ sorusunu yönelttiğimiz bürokratlar, en azından bu yıl sonuna kadar revizyon yapılmayacağını söylüyorlar.

Bizce de, disiplini korumak için revizyona gidilmemesi daha iyi olacak.

Şurası unutulmamalı ki; politikacılar ne kadar kriz çıkarırlarsa çıkarsınlar, bu program bozulmamalı. Çünkü, Türkiye'deki bozuk gelir dağılımını düzeltebilmek için, bu programın uygulanıp enflasyonun düşürülmesi şart.
 


(1.4.2000) 
sayfa başı