Merkez Bankası'nın, 2002 yılı Para Programı'na ilişkin
açıklaması şöyle:
(2 Ocak 2002)
2002 YILINDA PARA VE KUR POLİTİKASI
VE MUHTEMEL GELİŞMELER
I. EKONOMİK ORTAMA İLİŞKİN TEMEL VARSAYIMLAR
1. Önümüzdeki dönemin para ve kur politikası tasarlanırken, çok
önemli miktarda faizdışı bütçe fazlasına dayanan bir mali disiplinin sağlanacağı,
mali disiplin ve kamu kesiminde yeniden yapılanma ile ilgili uzun vadeli
taahhütlerin gündeme geleceği, bankacılık sektörünün 2001 yılında alınan
önlemlerle güçlendirilen yapısının ek önlemlerle daha da kuvvetlendirileceği
ve böylece Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ile başlatılan bankacılık reformunun
tamamlanacağı, iktisadi temelleri giderek sağlamlaştıran ve Türkiye ekonomisinin
geleceğine daha güvenle bakılmasını sağlayan iktisadi reformların süreceği,
resmi dış kaynak girişi ile borç stokunun kısa vadede sürdürülebilirliği
ile ilgili endişelerin ortadan kaldırılacağı bir ekonomik ortamın oluşturulacağı
temel varsayımından yola çıkılmıştır.
2. Öncelikle belirtilmek istenen nokta, bu olumlu ekonomik ortamın
sağlanması olasılığının son derece yüksek olmasıdır. Bu yargının temel
nedeni 2001 yılında gerçekleştirilenlerdir. 2001 yılında, bir dizi yapısal
reform hayata geçirilmiş, uluslararası ölçütler açısından son derece iddialı
bir faizdışı bütçe fazlası hedefi açıklanmış ve bu hedefe ulaşılmış, bankacılık
alanında bir dizi önlem alınmış, kamu bankaları yıllardan beri ilk defa
kar edebilir konuma getirilmişlerdir. Öte yandan, 2000 Kasım ve 2001 Şubat
krizleri ile, 2001'in yaz aylarında yaşanan ekonomik gelişmeler, reform
sürecinden sapılmasının, ya da bu sürecin aksatılmasının ne gibi sonuçlar
doğuracağını çok net biçimde herkese göstermiştir. Arjantin'de yaşananlar
da bu açıdan sayısız ders ile doludur. Kısacası, para ve kur politikasını
tasarlarken kontrol etme şansımız olmayan ekonomik ortama ilişkin yukarıda
yapılan temel varsayım, 2001 deneyimi ışığında son derece gerçekçi bir
varsayım olarak görünmektedir.
3. Ancak, yine 2001 deneyimi, iktisadi temellerin giderek düzeltilmesinin
her zaman istenilen sonuçların elde edilmesini garanti etmediğini, bir
kez daha göstermiştir. 2001 Şubat krizinden Ağustos ayına kadar olan dönem
ile 11 Eylül olaylarını izleyen bir aylık dönemde, iktisadi temellerdeki
düzelmeye karşın, faiz haddi yüksek düzeylerde kalmış ve Türk Lirası sürekli
olarak değer yitirmiştir. Bu durum, iç borçlanmanın çevrilemeyeceği şüphesini
yaygınlaştırmış, bunun sonucunda artan risk primi nedeniyle, faiz haddi
daha da yükselmiş ve döviz kuru sürekli yükselme eğiliminde olmuştur. Bu
gelişmeler iç borçlanmanın sürdürülebilirliği hakkındaki şüpheleri daha
da artırmıştır. Başka bir ifadeyle, kendi kendini besleyen olumsuz bir
süreç gözlenmiştir.
4. İktisadi temellerdeki düzelmenin hedeflere ulaşılması için
tek başına yeterli olmayacağı, iktisat literatüründeki son teorik gelişmeleri
yakından izleyenler ve ülke deneyimlerini inceleyenler açısından hiç de
sürpriz değildir. Nitekim, 17 Ağustos 2001 tarihinde kamuoyuna yapılan
açıklama ile bu gerçeğe dikkatler çekilmiş ve aynı iktisadi temellerin
çok farklı sonuçlara yol açabileceği vurgulanmıştı. Farklı sonuçlara ulaşılmasının
arkasındaki temel neden, iktisadi birimlerin bekleyişleridir. Aynı iktisadi
temeller, bekleyişlerin olumlu olması halinde ekonomiyi daha düşük faiz
ve döviz kuru dengesine doğru yönlendirecekken, olumsuz bekleyişler ekonomiyi
yüksek faiz ve yüksek döviz kuru dengesine sürükleyecektir. Teknik deyiş
ile, bir ekonomide herhangi bir anda ulaşılması mümkün denge sayısı birden
fazla olabilmektedir.
5. Ağustos ayının özellikle ikinci yarısından başlayan ve 11
Eylül 2001'de sona eren dönem ile, 2001 Ekim ortalarından itibaren yaşadıklarımız
bunun en açık kanıtıdır. Özellikle bu ikinci dönemde, 2002 yılında da çok
ciddi bir mali disiplin sağlanacağının ve yapısal reformlara devam edileceğinin
anlaşılması ve IMF'nin de bu durumu dikkate alarak ek dış finansman sağlayacağının
belli olması, olumsuz iktisadi bekleyişleri olumluya çevirmiştir. Bekleyişlerdeki
bu değişiklik nedeniyle, faiz oranlarında önemli bir düşüş sağlanmış ve
daha önceki basın duyurularımızda oluştuğuna dikkat çektiğimiz döviz kurundaki
köpük patlamıştır.
6. Para ve kur politikasını tasarlarken yapılan ikinci temel
varsayım, 2001 yılında iktisadi temellerdeki düzelmeye karşın iktisadi
bekleyişlerin olumsuz olmasına yolaçan ve her biri birer şok niteliğindeki
gelişmelerin 2002 yılında yaşanmayacağıdır. Şüphesiz Merkez Bankası olarak
bu tür şokların oluşması halinde ne tür bir politika izleneceğine dair
planlar mevcuttur, ancak, 2002 yılına ilişkin temel senaryoda bu tür şoklara
yer yoktur. Burada, özellikle iki tür şoka dikkat çekmek istiyoruz. Birincisi,
programdan sorumlu olanların "Acaba, programdan vaz mı geçiliyor?" şüphesini
uyandıran tartışmalarıdır. Sevinerek gözlenmektedir ki, bu tür tartışmalar
Ağustos 2001'den itibaren gündemden düşmüştür. İkincisi, gelişmekte olan
piyasa ekonomilerinde oluşabilecek bir mali krizdir. Yine, memnuniyetle
ifade edilmesi gerekir ki, hem maliye hem de para politikası uygulamaları
açısından Arjantin ekonomisi ile Türkiye ekonomisinin son derece farklı
iki ekonomi oldukları artık iyice anlaşılmıştır.
7. Öte yandan, iktisadi bekleyişleri daha iyiye götürmek açısından
Merkez Bankası'na da önemli görevler düşmektedir. Bunun yolu şeffaflıktan,
diğer bir deyişle, gelecekte uygulanacak para politikalarının ana çerçevesinin
ve operasyonel kurallardaki değişikliklerin şimdiden kamuoyuna açıklanmasından
ve bu çerçevede alınacak kararların arkasındaki gerekçelerin duyurulmasından
geçmektedir. Bu duyurunun temel amaçlarından birisi de budur.
II. BEKLEYİŞLERİN ŞEKİLLENDİRİLMESİ
1. Ekonomik birimlerin aldıkları iktisadi kararların çoğu geleceğe
ilişkindir. Faiz oranlarının, döviz kurunun, enflasyonun ve büyüme hızının
gelecekte alabilecekleri değerlerin şimdiden kestirilebilmesi, geleceğe
ilişkin belirsizlikleri azaltacak ve daha sağlıklı kararlar alınmasını
sağlayacaktır. Bu genel saptamadan yola çıkarak, faiz oranlarının, döviz
kurunun, fiyatlar genel düzeyinin ve büyüme hızının uzunca bir süre sabit
kalacağı bir "ideal" denge durumundan sözedilebilir. Böyle bir denge durumuna
ulaşmak mümkün müdür?
2. Açıktır ki, gelir dağılımı üzerine yapılabilecek tartışmalar
bir tarafa, böyle bir denge durumuna ulaşmaya kimsenin bir itirazı olmayacaktır.
Asıl sorun, bunun nasıl gerçekleştirileceğidir. Şüphesiz, gerçek hayatta
ekonomiler "laboratuvar şartlarında" çalışmamakta, sürekli olarak şu ya
da bu ölçüde şoklara maruz kalmaktadırlar. Bu durumda, böyle bir denge
durumuna ne kadar yaklaşılabileceği sorusu daha anlamlı bir soru olmaktadır.
3. İstikrarlı bir ekonomik ortamın önkoşulu, iktisadi temellerin
düzgün olmasıdır. İktisadi temellerin düzgün olmadığı bir ülkede, şu ya
da bu para politikası ya da kur rejimi ile, istikrarlı bir ekonomik ortam
yaratmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. 2001 yılı içerisinde dalgalı
kur rejimi çerçevesinde yapılan tartışmaların büyük kısmı ne yazık ki bu
yalın gerçeği gözardı etmiştir. Oysa, yukarıda da belirtildiği gibi, Türkiye
ekonomisinin bir yandan iktisadi temelleri düzeltilmekte, bir yandan da
geçmişteki bozukluklara yolaçan yapı kalıcı biçimde ve olumlu yönde dönüştürülmektedir.
4. Şüphesiz, sadece sıkı para ve maliye politikası ile yapısal
reformlara bel bağlayıp, bekleyişleri gözardı etmek, arzu edilen sonuçlara
ulaşılmasını geciktirecektir. Para politikasının temel işlevlerinden birisi
de bekleyişlerin şekillenmesine yardımcı olmaktır. 2002 yılında bu amaçla
kullanılabilecek üç temel alternatif karşımıza çıkmaktadır: Döviz kuru
çapası, parasal hedefleme ve enflasyon hedeflemesi. Döviz çapasından kasıt,
sabit döviz kuru ya da artış hızı sabit döviz kuru politikasıdır. Bu tür
bir kur rejiminin çok daha "gevşeği", pek çapa işlevi görmese de merkez
bankalarının sık müdahaleleriyle döviz kurunu öngörülebilir bir düzeyde
tutmaya çalıştıkları kur rejimidir. İzleyen bölümde 2002 yılında izlenecek
kur politikası anlatılmakta, daha sonraki bölümde ise parasal hedefleme
ve enflasyon hedeflemesi bir arada ele alınıp para politikası hakkında
bilgi verilmektedir.
III. KUR POLİTİKASI
1. 2002 yılında sabit, artış hızı sabit ya da sık sık müdahale
edilen ve döviz kurunun iktisadi temellerle uyuşmayan bir düzeyde tutulmaya
çalışıldığı bir kur rejimi uygulanmayacaktır. İki nedenle: Birincisi, 2000
yılında bu tür bir kur rejimi uygulanmaya başlanmış ve Şubat 2001 Krizi
ile bu rejim "çökmüştür". Çöken bir rejimin yerine kısa sürede aynısını
ya da benzerini koymaya çalışmak, bu rejimlerin "inandırıcılık, kredibilite"
gibi unsurlara temelden bağlı oldukları dikkate alındığında hiç de gerçekçi
değildir. Üstelik, son yıllarda pek çok ülke bu tür kur rejimlerini terk
etmiş ve dalgalı kur rejimine geçmişlerdir.
2. Böyle bir kur rejimi uygulanmayacak olmasının ikinci ve esas
nedeni ise, bu tür bir rejimin mevcut koşullarda Türkiye ekonomisi için
yararlı görülmemesidir. Neden sabit ya da öngörülebilir kur rejimi istenmektedir?
Sorunun yanıtı basittir, ama çok önemlidir: Yıllardır giderek bozulan iktisadi
temeller, ekonomik birimleri döviz cinsinden işlemlere yöneltmiş ve dolayısıyla
döviz kuru, karar alınırken dikkate alınan önemli bir değişken haline gelmiştir.
Ücretlerin ve fiyatların yabancı para birimlerine endekslendiği, hatta
kimi zaman yabancı para birimleri cinsinden belirlendiği, tasarrufların
önemli bir kısmının yabancı para birimleri cinsinden tutulduğu, bilançoların
varlık ya da yükümlülük tarafında yabancı para birimi cinsinden kalemlerin
önemli bir paya sahip olduğu bir ekonomik yapı, şüphesiz, istenilir ve
sürdürülebilir bir ekonomik yapı değildir. Zira böyle bir yapı, krizlere
karşı son derece hassas bir yapı anlamına gelmektedir.
3. Bu durum mutlaka değişmelidir. Bu değişimin yolu, döviz kurunu
suni ve sürdürülemez yollarla "öngörülebilir" kılmaktan geçmemektedir.
İktisadi temellerdeki düzelme ve yapısal reformlar bu yapıyı değiştirmenin
önkoşuludur. 2002 yılında da uygulamaya devam edilecek olan dalgalı kur
rejimi, bu yapının değişmesine yardımcı olacaktır. 2002 yılında, tıpkı
2001 Ağustos ayından itibaren olduğu gibi, Merkez Bankası müdahaleleri
en alt düzeyde tutulacaktır. Merkez Bankası sadece aşırı oynamalara müdahale
edecektir.
4. Bir noktaya dikkat çekilmesi gerekir: IMF tarafından bütçe
açığının finansmanı için verilen mali desteğin Merkez Bankası'na gelmesi
ve Hazine'ce Türk Lirası'na çevrilerek iç finansman gereksiniminin giderilmesi
için kullanılması sonucu, 2001 yılında programlı biçimde piyasaya Türk
Lirası likidite çıkmıştır. Merkez Bankası, Mayıs ayında kamuoyuna açıklandığı
gibi, piyasaya çıkan bu likiditeyi çekmek üzere, diğer bir deyişle sterilize
etmek amacıyla, programlı döviz satış ihaleleri gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla,
IMF'nin mali desteği nedeniyle piyasaya çıkan likidite, yine IMF'den gelen
mali destek kullanılarak piyasadan çekilmiştir. Ne bu yolla piyasaya likidite
çıkması bir "monetizasyon"dur, ne de bu likiditenin çekilmesi döviz kurunu
belli bir düzeyde tutmak için yapılan bir müdahaledir. Değişik bir şekilde
söylemek gerekirse, IMF 2001 yılında önemli ölçüde dış destek vermiştir,
bu ek kaynak bütçe finansmanı içindir, IMF'nin iç düzenlemeleri nedeniyle
bu kaynağı Hazine Merkez Bankası üzerinden kullanabilmiştir, sonuçta sisteme
geçici bir süre için Türk Lirası likidite çıkmış, ancak hemen geri çekilmiştir.
Ne yazık ki, kimi zaman bu yalın gerçek gözardı edilmiş ve bu ihaleler
dövize müdahale olarak algılanmıştır. Aralık 2001 tarihinde son verilen
bu ihalelere, 2002 yılında aynı koşullar oluşursa, önceden kamuoyuna bilgi
vererek tekrar geçilebilecektir.
5. Ramazan bayramının hemen öncesinde ve sonrasında, döviz kurlarının
daha fazla düşmesini engellemek üzere Merkez Bankası'nın kamu bankalarını
kullanarak piyasaya dolaylı müdahalede bulunduğu söylentileri gündeme gelmiştir.
Bu tür bir dolaylı müdahale, giderek çok sayıda ekonomik birimi dalgalı
kur sistemine en üst düzeyde alıştırma ve böylelikle bu sistemi yerli yerine
oturtma amacı ile temelden çelişmektedir. Dalgalı döviz kuruna dayalı ekonomik
program uygulayan ülke deneyimlerine benzer şekilde, ülkemizde de, önümüzdeki
dönemlerde olası bir ters para ikamesi sürecinin ve güçlü ödemeler dengesinin
sonucu olarak, 2001 yılının tersine, ekonomide döviz arz fazlasının oluşması
kuvvetli bir olasılıktır. Bu durumda, dalgalı döviz kuru rejimi ile çelişmeyecek
ve döviz kurunun uzun dönemli trendini ve doğal denge değerini bozmayacak
şekilde döviz rezervlerini arttırmaya yönelik yöntemlerin şeffaf biçimde
kullanılması sözkonusu olabilecektir. Bu tür yöntemleri kullanma gereği
ortaya çıkarsa, Bankamızca yapılacak düzenlemeler şeffaflık ilkesi uyarınca
önceden bankalara ve kamuoyuna eşanlı olarak duyurulacaktır.
6. Önemli bir noktanın daha altının çizilmesinde yarar görülmektedir.
Döviz cinsinden işlemlere ve döviz kuruna dayalı ekonomik yapının değişmesinin
gerektiğini söylemek, bu yapıyı gözardı etmek ya da bu yapının bugünden
yarına değişebileceği düşüncesine kapılmak anlamına gelmemektedir. Aksine,
bir yandan bu yapıyı değiştirme sürecini mümkün olduğunca çabuklaştırmaya
çalışmak, diğer yandan da bu yapıyı dikkate alarak bazı düzenlemeler yapmak
gerekmektedir.
7. Bu amaçla bankalararası para ve döviz efektif piyasalarına
ilişkin bir dizi düzenlemeye gidilmektedir. Ayrıntıları "Para Politikasının
Operasyonel Çerçevesine Yönelik Düzenlemeler" bölümünde verilen bu düzenlemelerin
temel amacı, Merkez Bankası'nın bu piyasaların oluşturulması sürecinde
üstlendiği "aracılık" işlevine, bu işlevin artık tamamlanmış olması nedeniyle
tedrici biçimde son verilmesidir. Böylelikle, piyasa katılımcıları maruz
kaldıkları "kredi riskini" daha sağlıklı biçimde algılayabilecek, bu ve
benzeri riskler fiyatlara en uygun biçimde yansıtılabilecek ve yeni mali
araçların geliştirilmesi özendirilmiş olacaktır. Bankamızın aracılık işlemlerine
tedrici olarak son verilecek olması, bankaların bu piyasalar kanalıyla
ulaşma imkanı buldukları likidite miktarında azalmaya neden olmayacaktır.
8. Yine aynı amaçla, vadeli döviz sözleşmelerinin işlem gördüğü
vadeli işlemler piyasasına işlerlik kazandırılmasına yönelik bir dizi önlem
kısa zamanda hayata geçirilecektir. Türk Lirası faiz oranı üzerinden vadeli
işlem yapılacak bir piyasanın da oluşturulmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
Dalgalı döviz kuru rejiminin daha sağlıklı işlemesine yardımcı olacak bu
piyasalar için düşünülen önlemler de "Para Politikasının Operasyonel Çerçevesine
Yönelik Düzenlemeler" bölümünde açıklanmaktadır.
IV. PARA POLİTİKASI
1. Yukarıda belirtildiği gibi, ileriye yönelik belirsizlikleri
azaltmak ve bekleyişleri şekillendirmek amacıyla 2002 yılında kullanabilecek
iki tür nominal çapa bulunmaktadır: Parasal hedefleme ve enflasyon hedeflemesi.
2002 yılına parasal hedefleme ile başlanılacak ve aynı zamanda ayrıntıları
aşağıda belirtilen biçimde "gelecek dönem enflasyonu"na odaklanan bir para
politikası uygulanacaktır. Dikkat edilirse, "gelecek dönem enflasyonu"na
odaklanan bir para politikası, aynı zamanda "örtük bir enflasyon hedeflemesi"
anlamına gelmektedir. Koşullar oluştuğunda ise açık biçimde enflasyon hedeflemesi
politikasına geçilecektir.
2. Hedeflenen temel parasal büyüklük "para tabanı"dır. Para tabanı,
Merkez Bankası bilançosundan seçilmiş bir büyüklüktür ve Merkez Bankası'nın
kendisi dışında kalan ekonomik kesimlere olan net yükümlülüğünü ifade etmektedir.
Para tabanı üç değişkenin toplamından oluşmaktadır: Emisyon, Türk Lirası
cinsinden zorunlu karşılıklar ve serbest mevduat. 2002 yılında para tabanının,
nominal milli gelir büyüme hızı kadar artması hedeflenmektedir. Böylelikle,
2002 yılı sonunda para tabanı bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yüzde
40 oranında yükselecektir. Ayrıca, yeni "Niyet Mektubu"nda para tabanı
bir performans kriterine dönüştürülmektedir. Bilindiği gibi, 2001 yılında
uygulanan programda para tabanı için gösterge niteliğinde bir tavan vardır.
Para tabanının gösterge niteliğinden performans kriterine yükseltilmesinin
temel nedeni, enflasyona karşı daha güçlü bir çapa atmak arzusudur. Bir
diğer performans kriteri değişkeni olan "net uluslararası rezervler"in
dönemler itibariyle belli bir alt sınırın aşağısına inmeyeceği taahhüt
edilmektedir. Bilançonun bir diğer alt kalemi olan ve yurtiçine kredi açmak
suretiyle Merkez Bankası'nın ne ölçüde para yarattığını ölçen "net iç varlıklar"
kalemi ise gösterge niteliğinde bir büyüklüğe dönüştürülmektedir.
3. Yeni program çerçevesinde uluslararası kuruluşlar tarafından
sağlanması beklenen ek dış finansmanın Hazine tarafından bütçe ihtiyaçlarında
kullanımı piyasaya ek likidite çıkmasına sebep olacaktır. Merkez Bankası
yaratılan fazla likiditeyi Hazine ile koordineli bir şekilde ve piyasa
mekanizmalarına dayalı şeffaf yöntemlerle hedeflenen enflasyon doğrultusunda
çekecektir.
4. Açıktır ki, para tabanı için koyduğumuz hedef ile 2002 yılına
ilişkin para talebi tahminleri arasında yakın ilişki vardır. Her tahmin
için geçerli olduğu gibi, bu tahminde de bir hata payı sözkonusudur. Bankamız
Araştırma Genel Müdürlüğü, güncel yöntemleri kullanarak bu hata payını
en aza indirmeye çalışmıştır. Özellikle, 2002'de gerçekleşmesi beklenilen
"ters para ikamesi"nin alacağı boyuta bağlı olarak tahmin hatasının düzeyi
değişebilir. Bu nedenle, ters para ikamesine bağlı olarak para tabanı artış
hızı hedefini ileride revize etmek sözkonusu olabilecektir. Nominal çapa
olarak seçilen bir büyüklüğe ilişkin revizyon ihtimalinden sözetmek ilk
bakışta bir çelişki gibi görünebilir. Ancak, aşağıda belirtilen iki nokta
dikkate alındığında, böyle bir çelişkinin sözkonusu olmadığı ortaya çıkmaktadır:
5. Birincisi, parasal hedefleme ile amaçlanan, makroekonomik
hedeflerle uyumlu bir parasal genişlemenin ötesine geçmemek ve geçilmeyeceğine
ekonomik birimleri ikna etmek, diğer bir deyişle para arz fazlası yaratmamak
ve yaratılmayacağına ilişkin bekleyiş oluşturmaktır. Ters para ikamesi,
Türk Lirası talebinin döviz talebi aleyhine artması anlamına gelmekte,
diğer bir deyişle, bu koşullar altında para talebi artmış olmaktadır. Talepteki
bu artış dikkate alınarak para tabanı arzına ilişkin hedefin revize edilmesi,
para arzı fazlası oluşacağı anlamına gelmeyecektir. Dolayısıyla da, bu
revizyon nedeniyle programın öngördüğünün üzerinde bir enflasyon düzeyine
ulaşılması olasılığı yoktur.
6. İkincisi, Merkez Bankası enflasyon hedeflemesine geçmeyi beklemeden
kısa vadeli faizleri enflasyona yönelik kullanacaktır. Diğer bir deyişle,
para tabanı talebi tahmininde bazı sorunlar olsa da veya başka ülkelerde
gözlendiği gibi para tabanı ile enflasyon oranı arasındaki ilişki bazen
zayıflasa da, "örtük enflasyon hedeflemesi" politikası, sözkonusu sakıncaları
en aza indirecek ve ek bir çapa işlevi görecektir. Merkez Bankası, enflasyonun
gelecekte alabileceği değerleri dikkate alarak kısa vadeli faiz oranlarında
değişikliğe gidebilecektir. Böylelikle, sadece para tabanı çapası ile yetinilmemekte;
bir de öngörülen enflasyona bağlı olarak ek önlemler alınacağı taahhüt
edilmektedir.
7. Kısa vadeli faiz oranlarının Merkez Bankası tarafından daha
etkin kullanılabilmesi açısından, çok önemli ve bazen dikkatlerden kaçan
bir iktisadi gerçeğe kamuoyunun dikkatinin çekilmesinde fayda görülmektedir.
Her ekonomide cari enflasyon oranı, geçmişte yaşananların bir sonucu olarak
ortaya çıkmaktadır. Diğer bir deyişle, yakın geçmişteki maliyet ve talep
unsurları ile ekonomik birimlerin bekleyişleri, belli bir gecikmeyle cari
dönemdeki enflasyon oranını belirlemektedir. Eğer, cari dönemdeki enflasyon
oranını belirleyen bu unsurların geçmişte kalan hareketlerinin aynen gelecekte
de devamı sözkonusu ise, şüphesiz, geleceğin enflasyon oranı da cari dönemdekinden
ve geçmiştekinden farklı olmayacaktır. Aksine, enflasyon oranını belirleyen
unsurlardaki geçmiş hareketlerin gelecekte sürmeyeceği ve tersine döneceği
ihtimali çok kuvvetli ise, gelecek dönemin enflasyonunun cari dönem enflasyonundan
giderek farklılaşması ihtimali de çok kuvvetli olacaktır. Bu nedenle, fiyat
istikrarını amaçlayan merkez bankaları geçmişte ve cari dönemde enflasyonda
yaşanan gerçekleşmelerin arkasındaki nedenleri değerlendirmekte, bu nedenlerin
gelecekte ne ölçüde geçerli olacaklarını irdelemekte ve kararlarını bu
irdelemenin sonuçlarına göre almaktadırlar.
8. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da fiyat istikrarına ulaşma
temel amacı doğrultusunda alacağı para politikası kararlarını, enflasyonu
belirleyen unsurlardaki geçmiş birkaç aylık gelişmelere bakarak değil,
geleceğe bakarak oluşturmaktadır. Bu nedenle, piyasa oyuncularınca sadece
o ay için açıklanan enflasyon oranının düzeyine bakılarak Merkez Bankası'nın
kısa vadeli faiz oranlarını ne yönde değiştirmesi gerektiğinin irdelenmesi
hatalı olacaktır. Sözgelimi, o ayın enflasyon düzeyi kalıcı olmayan nedenlerle
yüksek çıkmış olabilir. Ancak, enflasyonu belirleyen unsurlardaki hareketler
enflasyonun yakın gelecekte kalıcı bir azalma eğilimine gireceğini gösteriyor
olabilir. Bu durumda, sadece mevcut ayın enflasyon oranına göre Merkez
Bankası'nın alabileceği tavrı kestirmeye çalışmak, son derece yanlış sonuçlara
ulaştıracaktır.
9. Para politikası tümüyle enflasyona odaklanacağından, enflasyonun
mevcut düzeyi ve gelecekte alabileceği değerler hakkındaki Merkez Bankası
değerlendirmeleri kamuoyu açısından önem taşıyacaktır. Şeffaflık ilkesi
gereği, bu değerlendirmeler kamuoyu ile paylaşılacaktır. Her ay açıklanan
enflasyon oranı hakkındaki Merkez Bankası analizi, her iki anketten elde
edilen geleceğe yönelik enflasyon bekleyişleri ve ileriye yönelik Merkez
Bankası bekleyişleri açıklanacaktır. Böylelikle, bir önceki maddede değinilen
yanlış değerlendirme riskinin de en aza ineceği düşünülmektedir.
10. Enflasyon hedeflemesi rejiminin koşulları oluştuğunda ise
bu rejim açıklıkla uygulanmaya başlanacaktır. 2001 yılı içinde böyle bir
rejime geçilmesini engelleyen temel unsurlardan birisi, iç borçların sürdürülebilirliği
hakkındaki şüpheler olmuştur. Bu şüphelerin yaygınlaşması, kısa vadeli
faiz oranlarının enflasyonist gelişmelere karşı kullanılmasını zorlaştırmıştır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, son aylarda gerçekleşen son derece olumlu
gelişmeler sayesinde iç borçların sürdürülebilirliği çerçevesinde yapılan
tartışmalar gündemden çıkmıştır. 2002 yılı için düşünülen ekonomik ortamın
gerçekleşmesi ile bu tür tartışmalara 2002 yılında da yer olmayacaktır.
Dolayısıyla, reform sürecinin 2002 yılında da aksamadan sürdürülmesi ve
faizdışı fazla hedefine uygun gelişmelerin yaşanması, enflasyon hedeflemesi
rejimine geçişin önündeki engellerden bir tanesini kaldıracaktır.
11. Bu rejime geçişin ertelenmesine yol açan iki unsur daha vardır.
Birincisi, geçmiş enflasyona dayalı fiyatlama alışkanlığıdır. Geçmiş enflasyon
yerine gelecekteki enflasyona endekslenen fiyatlama biçiminin giderek yaygınlaşması,
enflasyon hedeflemesi uygulamasının sonuç vermesini kolaylaştıracaktır.
Bu çerçevede, özellikle kamu sektörünü ilgilendiren bazı alanlardaki geçmişe
endeksli fiyatlandırma mekanizmalarının en aza indirilmesi gerekmektedir.
Bu mekanizmaların kaldırılması önündeki engellerden birisi şüphesiz oluşacak
gelir kayıplarıdır. Ancak, bu gelir kayıplarını telafi edecek yöntemlerin
bulunması gerekmektedir. İkincisi ise, döviz kuru artış hızı ile enflasyon
oranı arasındaki ilişkinin hala çok kuvvetli olmasıdır. Dalgalı kur rejiminin,
diğer ülke deneyimlerinde de olduğu gibi bu ilişkiyi zayıflatacağı düşünülmektedir.
12. Para tabanının artış hızı üzerine konulan kısıtlar ve "örtük
enflasyon hedeflemesi" uygulaması, açıktır ki sadece enflasyon bekleyişlerini
şekillendirmeyi amaçlamamaktadır. Bu politikamızın bir diğer önemli amacı
da enflasyonu belirleyen iç talep ve maliyetleri etkileyen unsurları, enflasyonu
düşürecek yönde ve doğrudan kontrol etmeye çalışmaktır. Şüphesiz, tek başına
para politikası yoluyla enflasyonla mücadele etmek mümkün değildir. Mali
disiplin sağlanmadan, bekleyişleri doğrudan etkileyen reform süreci kesintisiz
uygulanmadan, enflasyonla mücadele yapılamaz. 2002 yılında uygulamaya konulacak
yeni üç yıllık program bu açıdan bir bütündür ve amaçlarından birisi de
enflasyonla sağlıklı bir biçimde mücadele edilmesidir.
V. PARA VE KUR POLİTİKALARININ OPERASYONEL
ÇERÇEVESİNE YÖNELİK DÜZENLEMELER
1. Bu düzenlemeler Merkez Bankası'nın kısa vadeli faiz oranlarını
belirleme, piyasaların Türk Lirası likiditesini ayarlama uygulamaları ile,
Bankalararası Para Piyasası (BPP) ve Döviz ve Efektif Piyasaları (DEP)'nda
Merkez Bankası'nın aracılık fonksiyonunun sona erdirilmesine yöneliktir.
Sözkonusu düzenlemelerin dayandırıldığı temel unsurlar ve düzenlemelerin
ana hatları aşağıda verilmektedir.
2. Mayıs 2001'de değiştirilen Yasası ile araç bağımsızlığını
kazanan Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olmuştur.
Bu çerçevede, 2002 yılı içinde para politikasının ana amacı enflasyonu
düşürmek olacaktır. Yukarıda belirtildiği gibi, Merkez Bankası enflasyon
hedeflemesine geçmeyi beklemeden kısa vadeli faizleri enflasyona yönelik
kullanmaya başlayacak, diğer bir deyişle, enflasyonun gelecekte alabileceği
değerleri dikkate alarak kısa vadeli faiz oranlarında değişikliğe gidebilecektir.
3. Kısa vadeli faiz oranları yoluyla enflasyonla mücadelede beklenen
sonuçların alınabilmesi, kısa vadeli faiz oranlarındaki dalgalanmaların
dar bir aralıkta sınırlandırılmasını gerektirecektir. Bu da Merkez Bankası'nın
Türk Lirası borçlanma ve Türk Lirası fonlama faizleri arasındaki koridorunun
amaç doğrultusunda belirlenmesi ve Açık Piyasa İşlemleri (APİ) çerçevesinde
etkin bir Türk Lirası likidite yönetimi yapılması suretiyle başarılacaktır.
4. Bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması sürmektedir.
Bu çerçevede özel sermayeli bankaların kuvvetlendirilmesi, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu (TMSF) kapsamına alınan bankaların hızla tasfiyesi veya satışı,
kamu bankalarının yeniden yapılandırılması ve bankacılık sektörünün denetlenmesi
ve düzenlenmesi açısından yapılan çalışmalar çok önemli aşamalar geçirmiştir.
Bu çalışmaların önümüzdeki süreçte de hız kesmeden süreceği düşünülmektedir.
2002'de uygulanacak olan dış finansman imkanları ile kuvvetlendirilmiş
ekonomik program mali piyasa koşullarında son dönemde gözlemlenen düzelmenin
kalıcı olmasını sağlayabilecektir.
5. Bankacılık sisteminin kuvvetlendirilmesine 2002 yılında
da devam edilecek olmasının bir yan sonucu olarak para politikasının yüz
yüze kalacağı baskı hafifleyecektir. Bu çerçevede, Türk Lirası likiditesini
düzenleme operasyonlarına taraf olan bankaların kuvvetlendirilmiş bir bankacılık
sisteminin üyeleri olacak olmaları nedeniyle, Merkez Bankası BPP'da 16:00-16:30
saatleri arasında "borç veren son merci" fonksiyonu çerçevesinde "geç likidite
penceresi" uygulamasına başlayacaktır. Bu imkan çerçevesinde, Merkez Bankası
teminat karşılığında, ancak, limitsiz olarak bankaları fonlayacaktır. Bunun
pratikte anlamı, bankacılık sisteminin geneline yayılmış bir likidite ihtiyacı
halinde finansal istikrarsızlığın önüne geçilebilecek olması, sistemik
bir sorun yok iken belli bir bankanın likidite problemi olması halinde
ise, sorundan kamu otoritelerinin çok daha çabuk haberdar edilmeleri ve
sorunun lokalize edilerek çözülmesinin imkan dahiline girmesidir.
6. Dalgalı döviz kuru rejiminin uygulanmaya başladığı 2001 Şubat'ından
bu yana faiz oranlarındaki dalgalanma önemli derecede azalmıştır. Bunun
sonucu olarak bankalararası para piyasasının derinleştirilmesi ve bankalararası
"Türk Lirası referans faiz oranı" oluşturulması için şartlar uygun hale
gelmeye başlamıştır. Referans faiz oranının belirlenmesi, kredi fiyatlamasında
ve vadeli döviz fiyatları da dahil diğer mali araçların fiyatlamasında
önemli rol oynayacaktır. Referans faiz oranı belirlenmesi konusunda Türkiye
Bankalar Birliği'nin koordinasyonunda yoğun bir çalışma yürütülmektedir.
Bunlara ilaveten, yukarıda değinildiği üzere, TMSF bünyesindeki bankaların
pek çoğunun satılması veya kapatılması ve özel bankacılık sisteminin kuvvetlendirilmesi
için atılan ve önümüzdeki yakın süreçte atılacak adımlar dikkate alınarak,
Merkez Bankası, BPP ve DEP'de üstlendiği aracılık fonksiyonunu 2002'de
tedricen sona erdirecektir.
7. Merkez Bankası'nın BPP ve DEP'de üstlendiği aracılık fonksiyonunun
tedricen sona erdirilecek olması, bankaların bu piyasalar kanalıyla ulaşma
imkanı buldukları Türk Lirası veya döviz likiditesi miktarında herhangi
bir sınırlamaya yol açmayacaktır. Bir başka ifade ile, bankaların mevcut
borç alabilme limitleri korunacaktır. Ayrıca, yeni bir likidite imkanı
olarak, Merkez Bankası'nın en pahalı fonlama imkanı olacak "geç likidite
penceresi"nden bankalar herhangi bir sınır olmadan borçlanabileceklerdir.
Ancak, sistemik bir sorunun olmadığı durumlarda "geç likidite penceresi"nin
çok seyrek olarak kullanılacağı beklenmelidir.
8. Başarılı bir dalgalı kur rejimi uygulamasının gerekli unsurlarından
biri de vadeli piyasalardır. Bu piyasalar vasıtasıyla geleceğe yönelik
belirsizlik azaltılabilir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB)
2001 Ağustos ayı içinde vadeli döviz piyasası açılmıştır. Bu piyasanın
gelişmesi ve derinlik kazanmasının önündeki engellerin aşılması için çalışmalar
sürdürülmektedir. Ayrıca önümüzdeki aylarda faiz oranı üzerine düzenlenmiş
kontratların işlem göreceği organize bir piyasanın kurulması için de çalışmalar
yapılacaktır.
9. Merkez Bankası'nın Türk Lirası ve döviz piyasalarındaki aracılık
rolünü tedricen bırakmasının, bankalararası piyasaların geliştirilmesi
için uygun ortam yaratacağı düşünülmektedir. Aşağıda BPP ve DEP'e ilişkin
düzenleme takviminden de görüleceği üzere, aracılık faaliyetlerinin azaltılmasında
benimsenen aşamalı geçiş, son derece ihtiyatlı bir değerlendirmeyi yansıtmaktadır.
Özellikle 2002'nin ilk yarısının, yukarıda da değinilen bankacılık sisteminin
kuvvetlendirilmesi ile Türk Lirası ve döviz piyasalarının geliştirilmesine
yönelik çalışmalar için kullanılacağı düşünülmüş ve bu çerçevede yeni düzenlemeler
yılın ikinci yarısında yoğunlaştırılmıştır.
10. Merkez Bankası'nın Türk Lirası ve döviz piyasalarında, bu
piyasaların oluşturulduğu dönemdeki özel şartlar nedeniyle tarafların kredi
risklerini üstlenerek işlemlere aracılık etmesi, artık piyasaların derinliğini
artırmaya ilave bir fayda sağlamadığı gibi, risk algılamalarının tam olarak
yansıtılmadığı fiyatlama mekanizmalarının doğmasına yes"> neden olmaktadır.
11. Ayrıca, Merkez Bankası bünyesindeki piyasalarda piyasa katılımcılarının
kendi aralarında gerçekleştirdiği işlemler zaman zaman, Merkez Bankası
taraflı işlemler olarak algılanmaktadır. Bu da para ve döviz kuru politikaları
hakkında piyasalara yanlış ya da karışık mesajlar verilmesine neden olabilmektedir.
Temel hedefi fiyat istikrarının sağlanması olarak belirlenmiş olan Merkez
Bankası'nın Türk Lirası ve döviz piyasalarındaki rolünün de, bu hedefin
gerçekleştirilmesine yönelik para ve döviz kuru politikalarının daha iyi
uygulanması ve anlaşılmasını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması
gerekmektedir. Bu çerçevede Merkez Bankası'nın "Açık Piyasa İşlemleri",
"Bankalararası Para Piyasası" ve "Döviz ve Efektif Piyasaları" uygulamaları
aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
V.1 Açık Piyasa İşlemleri
12. Merkez Bankası, çok uzun bir süreden bu yana, piyasaların
Türk Lirası likiditesini, esas olarak APİ çerçevesinde düzenlemektedir.
2002 yılında da Türk Lirası likidite operasyonları açısından APİ önemini
koruyacaktır.
13. Bankacılık sisteminde Şubat 2001'de yaşanan krizi izleyen
dönemde kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankalara APİ çerçevesinde
sağlanan fonlama imkanı, 2002 yılında da, öngörülen limitler çerçevesinde
ve ihtiyaç duyulduğu sürece devam edecektir. Böylece, anılan bankalar gecelik
borçlanma piyasalarına girmek zorunda kalmayacaklar ve bu bankaların kısa
vadeli faizler üzerinde baskı unsuru olmalarının önüne geçilecektir.
14. Kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankalara verilen likiditenin,
İMKB nezdinde yapılan ters repo işlemleri ile ve BBP'da borçlanma yapmak
yoluyla çekilmesine devam edilecektir.
15. 2002 yılında uzun süre piyasaların artı Türk Lirası rezervi
ile açılması beklenmektedir. Ancak Merkez Bankası bilanço gelişmeleri çerçevesinde
piyasalarda Türk Lirası likiditesine ihtiyaç duyulması halinde, gerekli
likidite, repo ihalelerine başlanması suretiyle sağlanacaktır.
16. APİ çerçevesinde likidite yönetimi, para piyasalarında oluşacak
faiz oranlarının, enflasyon hedefi çerçevesinde belirlenecek kısa vadeli
faiz oranları etrafında oluşturulmasına odaklanacaktır.
V.2 Bankalararası Para Piyasası
17. 1 Temmuz 2002 tarihinden başlamak üzere ve 2 Aralık 2002
tarihine kadar, Merkez Bankası BPP'ndaki aracılık işlevine tedrici olarak
son verecektir. Ancak, bu piyasada, para politikası uygulamaları çerçevesinde
Merkez Bankası taraflı işlemler aşağıda belirtilen şekilde sürdürülmeye
devam edilecektir.
18. Bankaların, BPP'nda "borç alabilme limitleri" Merkez Bankası
taraflı işlemleri için aynı kalacak, ancak, Merkez Bankası taraflı olmayan
işlemleri için toplam limitleri, 1 Temmuz 2002 tarihinden başlamak üzere
aşağıdaki örnek tabloda belirtilen şekilde tedricen azaltılacak ve 2 Aralık
2002 tarihi itibarıyla sıfırlanacaktır.
Örnek Tablo
| TARİH |
MERKEZ BANKASI TARAFLI İŞLEMLER
İÇİN LİMİT
(TRİLYON TL) |
MERKEZ BANKASI TARAFLI OLMAYAN
İŞLEMLER İÇİN MEVCUT TOPLAM LİMİTTEN KULLANILABİLECEK ORAN (%) |
MERKEZ BANKASI TARAFLI OLMAYAN
İŞLEMLER İÇİN LİMİT (TRİLYON TL) |
TOPLAM LİMİT (TRİLYON TL) |
| 01.07.2002 |
10.0
|
75
|
7.5
|
10.0
|
| 01.08.2002 |
10.0
|
60
|
6.0
|
10.0
|
| 02.09.2002 |
10.0
|
45
|
4.5
|
10.0
|
| 01.10.2002 |
10.0
|
30
|
3.0
|
10.0
|
| 01.11.2002 |
10.0
|
15
|
1.5
|
10.0
|
| 02.12.2002 |
10.0
|
0
|
0.0
|
10.0
|
Örnek tablodan da anlaşılacağı üzere, 1 Ağustos 2002 tarihi itibarıyla
toplam 10 trilyon Türk Lirası borç alabilme limiti olan bir banka, bu limitinin
en fazla yüzde 60'ına karşılık gelen 6 trilyon Türk Lirasını Merkez Bankası
taraflı olmayan işlemler için kullanabilecektir. Eğer bu banka 10 trilyon
Türk Lirası tutarındaki toplam limitinin 6 trilyonluk Türk Lirası tutarındaki
kısmını Merkez Bankası taraflı olmayan işlemleri için kullanırsa, Merkez
Bankası taraflı işlemler için borç alma limiti 4 trilyon Türk Lirası olacaktır.
19. Merkez Bankası 10:00-16:00 saatleri arasında Reuters sistemindeki
CBTC sayfasında likidite sterilizasyonu amaçlı olarak alış kotasyonu ve
bankalara limitleri çerçevesinde likidite sağlamak amaçlı olarak
da satış kotasyonunu ilan etmeye devam edecektir.
20. Merkez Bankası 16:00-16:30 saatleri arasında "borç veren
son merci" olma fonksiyonu çerçevesinde, "geç likidite penceresi"nden işlem
yapacaktır. Merkez Bankası bu zaman diliminde 10:00-16:00 saatleri arasında
ilan ettiği kotasyonlardan daha düşük orandan alış kotasyonu, daha yüksek
orandan satış kotasyonu ilan edecektir. "Geç likidite penceresi" alış ve
satış kotasyonları sadece O/N vadeli olacaktır. 1 Temmuz 2002 tarihinden
itibaren, bankaların "geç likidite penceresi"nden borçlanmalarına, tüm
işlemlerde olduğu gibi teminat karşılığında olmak kaydıyla, limit uygulanmayacaktır.
21. "Gün İçi Limit" (GİL) uygulamasında herhangi bir değişiklik
yapılmayacak, bankalar belirlenen limitleri dahilinde, mevcut uygulamada
olduğu gibi GİL imkanını 09:00-15:00 saatleri arasında kullanabileceklerdir.
V.3 Döviz ve Efektif Piyasaları
22. Döviz ve efektif piyasalarında Merkez Bankası bir taraftan
kuruluşların birbirleri ile gerçekleştirdikleri döviz işlemlerine aracılık
ederken, diğer taraftan bu piyasalarda, son aylarda pek yapılmamakla birlikte,
kur politikası amaçları doğrultusunda işlemler de gerçekleştirebilmektedir.
Merkez Bankası DEP bünyesinde yeralan piyasalardaki aracılık faaliyetlerine
aşağıda verilen takvim çerçevesinde 2002 yılında son verilecektir.
|
PİYASALAR
|
TARİH
|
| TL depo karşılığı döviz depo piyasası (Swap) |
1 Mart 2002 |
| TL karşılığı vadeli döviz alım-satım piyasası (forward) |
1 Mart 2002 |
| TL karşılığı efektif alım-satım piyasası |
1 Temmuz 2002 |
| TL karşılığı döviz alım-satım piyasası |
2 Eylül 2002 |
| Döviz depoları piyasası |
1 Temmuz 2002 -
2 Aralık 2002 |
24. Merkez Bankası yukarıda yeralan piyasalarda, kur politikası
doğrultusunda gerek gördüğünde, kendisi taraf olmak kaydıyla kuruluşlar
ile işlem yapabilecektir.
25. Döviz depo piyasasında Merkez Bankası'nın aracılık faaliyetleri,
1 Temmuz 2002 tarihinden başlayarak, 2 Aralık 2002 tarihine kadar tedrici
olarak sona erecektir. Ancak, Kasım 2001 içinde, TMSF bünyesindeki bankaların
aldıkları döviz depolarından Kamu Bankaları'na devredilmiş olanlar için
Merkez Bankası aracı olmaya devam edecektir.
26. Merkez Bankası döviz depolarında tedricen aracılık rolüne
son verecek olmasına rağmen, bankaların kendilerine tanınan borçlanma limitleri
korunacaktır. Ancak, bankaların gerek bilanço büyüklükleri, gerekse finansal
yapılarında meydana gelen gelişmeler dikkate alınarak borç alabilme limitlerinde
düzenlemeler, geçmiş uygulamalarda olduğu gibi yapılabilecektir.
27. Bu çerçevede, bankaların, DEP'nda borç alabilme limitleri,
Merkez Bankası taraflı işlemleri için aynı kalacak, ancak, Merkez Bankası
taraflı olmayan işlemleri için 1 Temmuz 2002 tarihinden başlamak üzere
2 Aralık 2002 tarihine kadar aşağıdaki örnek tabloda belirtilen şekilde
tedrici olarak azaltılarak, 2 Aralık 2002 tarihi itibarıyla sıfırlanacaktır.
Örnek Tablo
| TARİH |
MERKEZ BANKASI TARAFLI İŞLEMLER İÇİN LİMİT
(MİLYON ABD DOLARI) |
MERKEZ BANKASI TARAFLI OLMAYAN İŞLEMLER İÇİN
MEVCUT TOPLAM LİMİTTEN KULLANILABİLECEK ORAN (%) |
MERKEZ BANKASI TARAFLI OLMAYAN İŞLEMLER İÇİN
LİMİT (MİLYON ABD DOLARI) |
TOPLAM LİMİT (MİLYON ABD DOLARI) |
| 01.07.2002 |
10
|
75
|
7,5
|
10
|
| 01.08.2002 |
10
|
60
|
6,0
|
10
|
| 02.09.2002 |
10
|
45
|
4,5
|
10
|
| 01.10.2002 |
10
|
30
|
3,0
|
10
|
| 01.11.2002 |
10
|
15
|
1,5
|
10
|
| 02.12.2002 |
10
|
0
|
0,0
|
10
|
Örnek tablodan da anlaşılacağı üzere, 1 Ağustos 2002 tarihi itibarıyla
toplam 10 milyon ABD doları borç alabilme limiti olan bir banka, bu limitin
en fazla yüzde 60'ına karşılık gelen 6 milyon ABD dolarını Merkez Bankası
taraflı olmayan işlemler için kullanabilecektir. Eğer bu banka, 10 milyon
ABD dolarlık toplam limitinin 6 milyon ABD dolarını Merkez Bankası taraflı
olmayan işlemleri için kullanırsa, Merkez Bankası taraflı işlemler için
borç alabilme limiti 4 milyon ABD doları olacaktır.
28. Ayrıca, DEP'nda gerçekleştirilen döviz karşılığı döviz, döviz
karşılığı efektif ve efektif karşılığı efektif alım/satım işlemleri, Merkez
Bankası ile söz konusu piyasalarda işlem yapmaya yetkili olan kuruluşlar
arasında yapılan ticari bankacılık işlemleri niteliğindedir. Sözkonusu
piyasaların Merkez Bankası bünyesinde çalışmaya devam etmesinin uygun olacağı
düşünülmekle birlikte, bu işlemlerin esasen ticari bankaların faaliyet
alanına girmesi nedeniyle, nihai olarak sözkonusu kuruluşlarca yapılmasını
teşvik edici politikamız 2002 yılında da sürdürülecektir.
29. Diğer taraftan, mali piyasaları izlemek, Yasası gereği Merkez
Bankası'nın temel görevleri arasında bulunmaktadır. Merkez Bankası, 2001
yılı içinde, dalgalı kur rejiminin etkinliğinin sağlanabilmesi amacıyla,
Yasası çerçevesinde diğer piyasaları olduğu gibi döviz piyasasını da dikkatle
izlemiş ve gereken tedbirleri ivedilikle almıştır. Merkez Bankası, önümüzdeki
dönemde de döviz piyasasını yakından takip etmeye devam edecektir. Bu doğrultuda,
döviz piyasalarının işleyişindeki etkinliği artırmak üzere Merkez Bankası,
döviz piyasasındaki işlem hacminin, piyasa derinliğinin ve işlem niteliklerinin
daha iyi takip edilebilmesini amaçlayan bir izleme sistemini uygulamaya
koyacaktır. İzleme sisteminden etkin sonuçlar alınmaya başlamasını takiben
de döviz piyasaları derinlik bilgileri piyasalara düzenli olarak duyurulacaktır.
VI. 2002 YILINDA MUHTEMEL MAKROEKONOMİK GELİŞMELER
1. 2002 yılında gerçekleşmesi muhtemel ekonomik gelişmeleri daha
iyi anlayabilmenin önkoşulu, hem 17 Ağustos 2001 tarihli Merkez Bankası
duyurusunda hem de yukarıda belirtilen "bir ekonomide bekleyişlere bağlı
olarak birden fazla denge durumu olabileceği" gerçeğinin daha iyi anlaşılmasıdır.
Bu yalnızca teorik bir olasılık değildir; özellikle kamunun borç stokunun
yüksek düzeylerde olduğu ve iç borcun sürdürülebilirliği hakkında şüphelerin
yaygınlaştığı ülkelerde gözlenen bir gerçektir.
2. 2002 yılı açısından bu noktanın önemi, bekleyişlerin olumluya
dönmesi ile, bekleyişlerin karamsarlaştığı ve dolayısıyla döviz kurunun
iktisadi temellerden kopuk bir biçimde sürekli arttığı ve giderek büyüyen
bir köpük niteliği kazandığı dönemlerde oluşan ek yabancı para talebinin
ortadan kalkacak olmasıdır. Diğer bir deyişle, yıllarca hüküm süren bozuk
iktisadi yapının oluşturduğu yabancı para cinsinden mali varlık edinme
alışkanlığına ek olarak, karamsar bekleyişler nedeniyle oluşan köpüğün
yarattığı ek dolarizasyonun, bu köpüğün bekleyişlerin iktisadi temellerin
hak ettiği düzeyde oluşmasıyla ortadan kalkacak olması nedeniyle tersine
dönmesi beklenmelidir. Nitekim, son aylarda yaşanan olumlu gelişmeler köpüğü
patlatmış, kamuoyuna bu köpüğün patlayacağı yönünde yapılan uyarılar haklı
çıkmıştır.
3. Bu ek dolarizasyon olgusunun tersine dönmesi, yerleşiklerin
portföylerinde daha fazla Türk Lirası cinsinden mali varlıklara yönelmeleri
anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle, önümüzdeki dönem, 2001 yılına
kıyasla Türk Lirası talebinin ve döviz arzının artış göstereceği bir dönem
olmaya adaydır. Böylelikle, döviz kurunun daha istikrarlı bir yapıya kavuşması
mümkün olacaktır. Bu istikrarın ters para ikamesi eğilimini daha da güçlendirmesi
beklenmektedir. Açıktır ki, ters para ikamesinin alacağı boyut açısından
gereğinden fazla iyimser olmamak gerekmektedir. Bu sürecin zamana yayılacağı,
söz verilen politikaların ve reformların kesintisiz uygulanmasına bağlı
olarak şekilleneceği açıktır.
4. 2001 yılının son aylarında bekleyişlerin olumluya dönmesinin
arkasındaki temel neden, 2002 yılında da önemli miktarda faizdışı bütçe
fazlasının hedeflendiğinin açıklanması, reformların sürdürüleceği sözünün
verilmesi ve bunlara bağlı olan ek dış desteğin geleceğinin belli olmasıdır.
Bu olumluluğun sürmesinin ön koşulu şüphesiz verilen sözlerin tutulmasıdır.
Ayrıca, uygulanacak şeffaf para politikası da olumluluğa katkıda bulunacaktır.
Bir diğer koşul, bankacılık sisteminin güçlendirilmesidir. Bu açıdan 2001
yılında çok önemli mesafe alınmıştır. Mali sistemi güçlendirici politikaların
2002'de de sürmesi gerekmektedir.
5. Bu koşullar altında büyümeyi olumlu yönde etkileyecek dört
önemli gelişme beklenmektedir. Birincisi, 2001 yılında Türkiye'nin kazandığı
rekabet gücüdür; ihracat olumlu etkilenecektir. İkincisi, güçlü bir bankacılık
sistemine ulaşılması ile banka bilançoları sağlıklı biçimde büyümeye başlayacak
ve zamanla kredi hacminde reel bir artış oluşacaktır. Üçüncüsü, ters para
ikamesine yolaçan nedenlerin, özellikle de döviz kurunun istikrar kazanmasının
iç talebi de uyaracak olmasıdır. Bu çerçevede, "yastık altı" dövizlerin
bir kısmının mal talebine dönüşeceği düşünülmektedir. Dördüncüsü, mali
piyasalardaki istikrarın ertelenmiş yatırım ve tüketim harcamalarını uyarması
beklenmektedir. Böylelikle, Türkiye ekonomisinin tekrar büyüme sürecine
gireceği düşünülmektedir. Dikkat edilirse, bu gelişmelerin gerçekleşmesi
ile bankacılık sektörünün yapısının güçlü olması arasında çok yakın bir
ilişki vardır. 2002 yılında bankacılık sektörü mutlaka daha güçlü kılınmalıdır.
6. Bu aşamada, 2001 yılı içerisinde, özellikle sonbahar aylarında
2002 yılı faizdışı bütçe fazlası hedefi çerçevesinde yapılan tartışmalara
kısaca değinmek yararlı olacaktır. Bilindiği gibi, 2001 yılında rekor düzeyde
daralan ekonomimizin tekrar büyüme patikasına oturtulması için faizdışı
bütçe fazlası hedefinde indirime gidilmesi gerektiği sıkça gündeme getirilmiştir.
Bu argümanlara göre, kamu harcamaları bir miktar artırılarak, bir miktar
da vergi oranlarında indirime gidilerek, ekonomiyi yeniden canlandırmak
mümkündür. Oysa, dikkatlerden kaçan nokta şudur: 2001 yılının önemli bir
kısmında, faiz oranlarında ve döviz kurlarında iktisadi temellerden kopuk
yükseliş eğilimini yaratan temel neden, "İç borçlanma sürdürülebilecek
mi?" kaygısı olmuştur. Bu şüphelerin giderek yaygınlaşması, ekonomik ortamı
son derece riskli kılmış, bekleyişleri giderek karamsarlaştırmış ve ekonomik
birimlerin harcama eğilimlerinin sürekli ötelenmesine yol açmıştır. Dolayısıyla
da kriz sonrası başlayan daralma süreci bir de bu nedenle şiddetlenmiş
ve yaygınlaşmıştır.
7. Öte yandan, iç borç stokunun reel olarak yükseldiği bir süreç,
iç borçların sürdürülebilme olasılığını da giderek azalması anlamına gelmektedir.
Bilindiği gibi, iç borcun reel olarak yükselmesinin üç temel nedeni vardır:
İç borç reel faizinin yüksek olması, faizdışı bütçe açığı ve kamunun net
dış borç geri ödeyicisi olması. Bu basit çerçevede bakıldığında, faizdışı
bütçe fazlasının azaltılması önerisi, reel iç borç stokunun artması yönünde
bir önermeye dönüşmektedir. Uluslararası piyasalar ve yurtiçi piyasalar
iç borçların sürdürülebilirliğine odaklanmışken, böyle bir öneri iç borçların
sürdürülebilirliği üzerindeki şüpheleri daha da artırıcı bir öneri anlamına
gelmektedir. Bu nedenle, daha düşük bir faizdışı bütçe fazlası, daha yüksek
reel faiz, daha az dış kaynak ile eşanlamlıdır. Farklı bir ifadeyle, iç
borç dinamiğini belirleyen üç temel unsur da bu koşullar altında, iç borç
stokunu reel olarak artırıcı yönde çalışacaktır. Döviz kuru da artan risk
primi nedeniyle şüphesiz daha yüksek olacaktır. Hal böyle olunca, bu önerme,
amaçladığının tam tersi etki doğurma riski ile karşı karşıyadır. Faizdışı
bütçe fazlasının azaltılması önerisi, ekonominin canlanması bir tarafa,
daralmayı daha da derinleştirecek bir öneridir. Farklı ekonomik ortamlarda
çare olabilecek bu reçete, iç borcun sürdürülebilirliğinin ve dolayısıyla
programın sürdürülebilirliğinin sorgulandığı bir ortamda, hastalığı akut
hale getirecek bir reçetedir.
8. 2002 yılı enflasyon açısından da önemli gelişmelerin yaşanacağı
bir yıl olacaktır. Para tabanı çapası para arz fazlası oluşmasını engelleyecek,
böylelikle programda hedeflenenin ötesinde bir iç talep baskısı oluşmasını
önleyecektir. Öte yandan, kısa vadeli faiz oranlarının enflasyonun gelecekte
alabileceği değerlere göre ayarlanması politikası da, enflasyonist baskıları
azaltacaktır. Bu politikaların gerekçelerinin, alınacak kararların nedenlerinin
ve enflasyona ilişkin Merkez Bankası değerlendirmelerinin kamuoyu ile paylaşılması
ile birlikte, enflasyonist bekleyişlerin de olumlu yönde etkileneceği düşünülmektedir.
9. Gerçekleşen enflasyonun hedeflenene doğru yaklaşabilmesi için,
toplumda çok yaygın olan geçmiş enflasyona endeksli fiyatlama davranışlarının
da azalması gerekmektedir. Bu çerçevede, Ekonomik ve Sosyal Konsey'e ve
KİT fiyatlandırması nedeniyle kamu kesimine önemli görevler düşmektedir.
Şirketler kesiminin ve hanehalkının geçmişe dayalı fiyatlama davranışından
uzaklaşmaları, özel tip bir gelirler politikası uygulanmadığı sürece programın
başarısına bağlıdır. Buna karşılık, kamu kesimindeki geçmiş enflasyona
endeksli fiyatlama mekanizmalarına son vermek büyük ölçüde kamunun elindedir.
Bu davranış biçiminden uzaklaşıldığı ölçüde hedeflenen enflasyona ulaşmak
açısından önemli mesafeler alınacağı düşünülmektedir.
10. Yukarıda belirtildiği gibi, tersine para ikamesi sürecini
başlatacak ekonomik ortam ve bu sürecin kendisi, döviz kurunda istikrar
anlamına gelmektedir. Özellikle bu sürecin başlangıcında Türk Lirası'nın
reel olarak değer kazanması beklenmelidir. Nitekim, 2001 yılının son üç
ayında Türk Lirası reel olarak değer kazanmıştır. Bu olgunun da enflasyonu
düşürücü yönde etki yapacağı düşünülmektedir. Burada sözü edilen değerlenme
Türk Lirasının uzun dönem denge değerine doğru bir hareketi ifade etmektedir.
2001 yılı başından itibaren ele alındığında, Türkiye'nin rekabet gücünü
azaltıcı bir değerlenme sözkonusu değildir. Bu nedenledir ki, yukarıda,
büyümeyi olumlu etkileyecek unsurlar arasında dış talep de sayılmıştır.
11. İhracat açısından önemli gelişmeler beklediğimiz 2002 yılında
ithalat da artacaktır. Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi, ithalat
ile büyüme hızı arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ekonominin büyümeye
başlaması ile ithalat hacminde de önemli artışlar beklemek doğal olacaktır.
İkinci neden ise, döviz kurundaki istikrar olacaktır. Bu gelişmeler sonucunda,
cari işlemler hesabının sınırlı miktarda açık vermesi sözkonusu olacaktır.
|