T.C.
BAŞBAKANLIK
HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
| Sayı : B.02.1.HM.0.DEİ.02.00.500/ |
Ankara,3
Mayıs 2001
|
Horst Köhler
Uluslararası Para Fonu
Başkanı
Washington, D.C. 20431
Sayın Bay Köhler,
1. Ekte yer alan Ekonomik Politikalar Bildirgesi Türk Hükümeti’nin
2001 yılının kalan kısmı ve 2002 yılı için belirlemiş bulunduğu ekonomik
politikaları ortaya koymaktadır. Bu program 1999 yılı sonunda başlatılmış
bulunan ve Uluslararası Para Fonu’nun sağlamış olduğu Stand-by
düzenlemesi ile desteklenen programın devamıdır. Türkiye ekonomisinde
hüküm süren enflasyonla mücadele edilmesi, mali hesapların güçlendirilmesi
ve büyümenin istikrarlı bir temele oturtulması ile Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne
üye olma hedefine yaklaşmasının bir önkoşulu olan ülke ekonomisinin yeniden
yapılandırılması konusundaki aynı strateji bu programda da izlenecektir.
Ancak, Türk Lirası’nın 22 Şubat 2001 tarihi itibariyle dalgalanmaya bırakılmasına
yol açan son kriz karşısında program kapsamındaki politikalar, hem özel
hem de kamu sektöründe şeffaflık, hesap verilebilirlik ve iyi yönetişim
alanlarına daha da odaklanılması dahil olmak üzere, önemli ölçüde güçlendirilmiştir.
Güçlendirilmiş programımızı desteklemek amacıyla Stand-by düzenlemesinin
6.3624 milyar SDR karşılığı kadar artırılmasını, 2001 yılı sonuna kadar
yapılması planlanmış olan kullanımların yeniden takvime bağlanmasnı ve
kullanımların Mayıs, Haziran, Temmuz, Eylül ve Kasım aylarında tamamlanması
beklenen gözden geçirmelere tabi olmasını talep ediyoruz.
2. Ekli Bildirge’de ifade edilen politika ve tedbirlerin programın
amaçlarının gerçekleştirilmesi için yeterli olacağına inanıyoruz, ancak,
gerekli olduğu takdirde, programın yolunda gitmesini sağlamak için Fon’la
düzenli istişareler sürdürerek ilave tedbirler almaya hazır bulunmaktayız.
Stand-by düzenlemesi kapsamında yapılacak kullanımlar, Haziran, Temmuz,
Eylül, Kasım aylarında ve daha sonra da program sona erene kadar çeyrek
dönemler itibariyle IMF’in yapacağı gözden geçirmelere tabi olacaktır.
3. Bu mektupla aynı zamanda stand-by düzenlemesi kapsamında gerçekleştirilen
altıncı ve yedinci gözden geçirmelerin tamamlanmasını da talep ediyoruz.
Türk Lirası’nın dalgalanmaya bırakılmasının hemen öncesinde ve izleyen
dönemde yaşanan yoğun finansal sıkıntılar ve bazı politikalarımızda yaptığımız
değişiklikler doğrultusunda aşağıdaki performans kriterlerinden feragat
edilmesini talep etmekteyiz.
Net İç Varlıklar (NİV) ve Net Uluslararası Rezervler için 2001 Mart ayı
sonu için konulmuş olan performans kriterleri yerine getirilememiştir (Ekli
Bildirge, Ek
A). Bu performans kriterlerinden feragat edilmesini talep etmekteyiz.
Ayrıca Elektrik Piyasası Kanunu’nun onaylanmasına ilişkin yapısal performans
kriterinden de feragat edilmesini talep etmekteyiz. Bu feragat, kanunun
programda 15 Şubat olarak öngörülen revize edilmiş son kabul tarihinden
iki hafta sonra yürürlüğe girmiş olması ve kanunda elektrik üretim ve dağıtım
işletim haklarının devrine ilişkin finansman işlemlerinin tamamlanması
için (2001 yılı Mart ayı sonu olarak öngörülen) son tarihin 2001
yılı Haziran ayı sonu olarak belirlenmiş olması sebebi ile gerekmektedir.
Bu ufak sapmalar, bu önemli yapısal reformun kapsamını daraltmamaktadır.
Türk Telekom’un nihai ihale şartnamesinin dağıtılarak tekliflerin 2001
yılı Mart ayı sonuna kadar toplanmasına ilişkin performans kriterinden
feragat edilmesini talep etmekteyiz. Ekli Bildirge’de ifade edildiği üzere,
şirket hisselerinin %100’ünün (altın hisse hariç) satılmasına ilişkin yasal
değişikliklerin yapılması da dahil olmak üzere, Türk
Telekom’un özelleştirilmesi koşullarını iyileştirmiş bulunuyoruz. Ancak,
özelleştirmenin zamanlaması, şu anda başarılı bir özelleştirme için uygun
bulunmayan uluslararası telekomünikasyon piyasasının koşullarına da bağlı
olacaktır.
Saygılarımızla,
|
Kemal Derviş
|
Süreyya Serdengeçti
|
Ekonomiden Sorumlu
Devlet Bakanı
|
Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası
Başkanı
|
Ekonomik Politikalar Bildirgesi
1. Bu Bildirge, Türk Lirasının 22 Şubat 2001 tarihinde dalgalanmaya
bırakılması akabinde uygulanacak yeni ekonomik politika çerçevemizi ortaya
koymaktadır. Dalgalı döviz kuru rejimi, ekonomi politikalarının ve kısa
vadeli politika hedeflerimizin yeniden şekillendirilmesini gerektirmektedir.
Ancak, genel ekonomik stratejimizi değiştirmemiştir. Nitekim, izlemeye
devam edeceğimiz temel strateji yine, enflasyonun ortadan kaldırılması,
kamu maliyesi hesaplarının güçlendirilmesi ve yıllardır Türkiye’nin büyüme
potansiyelinin önünde bir engel teşkil eden yapısal bozuklukların yok edilmesi
üzerine kurulu olacaktır. Bu amaçları gerçekleştirmek için, programın başlangıcından
bu yana, krize rağmen yadsınamayacak boyuttaki başarılar kaydederek geldiğimiz
noktadan devam edeceğiz: nitekim, kriz öncesinde, enflasyon % 30 seviyelerine
indirilmiş, kamu sektörünün faiz dışı fazlası uzun vadeli mali ödeme gücü
ile tutarlı bir seviyeye çekilmiş; ve bankacılık, sosyal güvenlik, ve tarımsal
destek alanlarında önemli yapısal reformlar hayata geçirilmiştir. Bu sonuçlar
Türkiye ekonomisinin temellerini önemli ölçüde güçlendirmiştir.
A. Dalgalı Döviz Kuru Rejimine Geçiş ve Bu Değişikliğin
Yeni Politika Çerçevemize Etkileri
2. Ağır ilerleyen bağlı döviz kuru rejiminden, dalgalı döviz
kuru rejimine geçiş için programımızın başlangıcından itibaren bir strateji
belirlenmiş olmasına rağmen, beklenmedik finansal ve makroekonomik gelişmeler
Türk Lirası’nın planlanandan daha önce serbest bırakılması kararına varmamıza
sebep olmuştur. Finansal koşullar, ikincil piyasada işlem gören devlet
kağıtlarının faiz oranlarının, Ocak ayı ortaları itibariyle % 50 seviyelerine
varacak şekilde düşmesinin de gösterdiği gibi, Kasım krizi ertesinde önemli
ölçüde iyileşme kaydetmişti. Ancak, bankacılık sisteminin finansal sağlığına
ilişkin devam eden endişeler, döviz kurundaki artışın halen iki katı seviyesinde
seyreden enflasyon oranı ve politika kararlarının uygulanmasında görülen
bazı aksamalar sebebiyle, durum yine de hassasiyetini korumaya devam etmiştir.
Bu çerçevede, mali piyasalarda oluşan siyasi ortamın kötüleştiği intibası,
Şubat
19-21 tarihleri arasında Türk Lirası’na karşı aşırı bir atak yaratmıştır.
Bu atağa karşı, ilk etapta sıkı bir likidite politikası gözetilmesi suretiyle
direnilmiştir. Ancak, gecelik faiz oranları, bir kaç gün için olsa bile
sürdürülmesi açıkça mümkün olmayan, %2000 seviyelerine fırlamıştır. Buna
göre, Hükümet, 22
Şubat tarihinde, Türk Lirasını serbest bırakmaya ve bu doğrultuda makroekonomik
ve yapısal politika çerçevesini yeniden belirlemeye karar vermiştir.
3. Ekonomi politikalarımız, son krizin, kısa vadeli makroekonomik
etkilerini asgariye indirirken, enflasyonla mücadelenin ve büyümenin kaldığı
yerden devamına imkan sağlayacak ortamın oluşturulmasını hedeflemektedir.
Kısa vadeli gelişmeler konusunda önemli belirsizlikler bulunmasına rağmen,
programın temel varsayım senaryosu (Tablo
1) aşağıdaki makroekonomik hedefleri öngörmektedir:
GSMH’nın, 2001 yılında %3 oranında küçülmesini beklemekteyiz. Ancak, ilk
yarıdaki küçülmenin ertesinde, ihracatın toparlanması ve turizm sektörünün
beklenen iyi performansını yansıtacak şekilde 2001 yılının ikinci yarısında
büyüme tekrar başlayacaktır. Bu düzelmenin 2002 yılında GSMH’nın % 5 seviyesinde
büyüme kaydetmesine imkan vermesi öngörülmektedir.
Dalgalı döviz kuruna geçtikten sonra Türk Lirası’nda görülen değer kaybına
bağlı olarak, enflasyonun ikinci çeyrekte artış kaydetmesi beklenmektedir.
Ancak, program kapsamında uygulanacak politikaların etkisi ile, TÜFE enflasyon
oranının üçüncü çeyrekte düşmesi ve dördüncü çeyrekte de, aylık % 2’nin
(mevsimsel olarak düzeltilmiş bazda) altına inmesi beklenmektedir. Bütün
yıl için, TÜFE enflasyon oranının (Aralık/Aralık) % 52 olmasını beklemekteyiz.
TÜFE enflasyon oranının, Aralık 2002 itibariyle % 20 oranına düşmesi hedeflenmektedir.
Dış cari hesap dengesinin, Türk ürünlerinin artan rekabet gücü ve ekonomik
faaliyetlerdeki daralma sonucunda, önemli ölçüde iyileşmesi beklenmektedir.
2000 yılında GSMH’nın % 5’i kadar açık veren cari hesabın, 2001 ve 2002
yıllarında genel olarak dengede olmasını beklemekteyiz.
4. Bu hedefler, üçlü bir yaklaşıma dayandırılarak gerçekleştirilecektir:
(i) bankacılık sektöründeki bozukluklar başta olmak üzere, son krizin doğrudan
temelinde yatan bozuklukların düzeltilmesi ve ekonomi yönetiminin şeffaflığının
ve özel sektörün ekonominin yeniden yapılandırılması sürecindeki rolünün
geliştirilmesine yönelik yapısal politikalar, (ii) finansal istikrarı sağlamaya
ve enflasyonla mücadeleye devam edilmesine ilişkin maliye ve para politikaları,
(iii) makroekonomik istikrar, büyüme ve toplumun en en muhtaç kesimlerini
koruma hedefleri ile örtüşen ücret ve maaş politikaları oluşturulması yönünde
geliştirilmiş sosyal diyalog.
5. Politikalar açıklanacak ve şeffaf bir şekilde uygulanacaktır.
Özellikle, bankaların yeniden yapılandırılmaları gibi kritik alanlarda,
stratejimizin en önemli ve ayrılmaz unsurlarından biri, yeni bir iletişim
ve açıklık politikasının uygulanması olacaktır. Temel politikaların ve
faaliyetlerin, piyasa katılımcılarına, düzenli basın toplantıları, bildiriler,
seminerler ve diğer vesilelerle duyurulmasına yönelik bir strateji geliştirilecektir.
B. Daha Güçlü Bir Ekonomi İçin Gerekli Yapısal Politikalar
6. Son gelişmeler, geniş alana yayılmış yapısal zayıflıkların devam
ettiği bir ortamda, enflasyonla mücadeleye yönelik sıkı para ve maliye
politikalarının uygulanmasının zorluğunu ortaya koymuştur. Kamu bankaları
dahil olmak üzere, tüm bankacılık sektörünün kırılganlığı büyük çaplı mali
yük yaratmış ve para politikasının işlerliğini bozmuştur. Bu sorunlar,
yalnızca temelde yatan zayıflıklardan kaynaklanmamış aynı zamanda, kamuoyunun
araştırma kabiliyetini engelleyen ve gerekli politika ayarlamalarının yapılmasını
geciktiren, özellikle kamu bankalarının hesaplarında olmak üzere, yetersiz
şeffaflıktan kaynaklanmıştır. Dolayısıyla, politika kararlarında şeffaflığın
artırılması bir öncelik haline gelmiştir. Bu, kamu ve özel kuruluşların
uyması gereken raporlama usüllerini geliştirerek, idari usulleri ve düzenleyici
esasları iyileştirerek gerçekleştirilecektir. Daha genel anlamda, uygun
bir düzenleyici çerçeve içinde özel sektörün ekonomideki rolünün artırılması
suretiyle gerçekleştirilecektir. Aşağıda detayları verilen ve bankacılık,
kamu muhasabesi, özelleştirme ve yabancı doğrudan yatırıma ilişkin yapısal
politika gündemimiz ortak bir ilmekle örülmüştür: ekonomik ortamın, artırılmış
şeffaflık, iyi yönetişim ve güçlendirilmiş düzenleyici çerçeve ile iyileştirilmesi
amaçlanmaktadır. Yapısal politikalar gündemimizin hayata geçirilmesinde,
Dünya Bankası’nın desteğinin devamını bekliyoruz.
Bankacılık Sektörü Reformu
7. Bankacılık alanında uzak görüşlü ve kararlı adımlar atılması gerekmektedir.
Özellikle kamu bankalarında gözlenen, ancak özel bankaların mali yapılarının
giderek bozulması nedeniyle, Tasarruf Mevuatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından
giderek artan sayıda devralınmalara neden olan bankacılık sektörünün genelindeki
yapısal zayıflık, kamu maliyesinin üstleneceği zararların büyümesine yol
açmıştır. Bu zararları karşılamak için artan fon ihtiyacı, kamu bankalarını
ve TMSF bünyesindeki bankaları, giderek daha fazla gecelik fonlamaya itmiştir.
Bu durum, bankaları özellikle likidite ve faiz oranı risklerine karşı dirençsiz
bırakmış, bu da para politikası kontrolünü güçleştirmiştir. Olağanüstü
yüksek gecelik faiz oranları, zararların ve fonlama gereksinimlerinin son
aylarda geometrik olarak artmasına neden olmuştur.
8. Sistemin istikrarı, para politikası kontrolü ve faiz oranlarının
düşürülebilmesi için kamu ve TSMF bankalarının köklü bir reforma tabi tutulması,
en büyük öncelik olmuştur. Üç kamu bankası (Ziraat, Halk ve Emlak)
ve TMSF bankalarının, Merkez Bankası’na olan yükümlülükleri hariç, gecelik
yükümlülükleri (repolar ile ticari banka ve banka dışı müşterilerin mevduatları),
16 Mart itibariyle 13 ¾ katrilyon TL civarındadır. Stratejimiz, sistemik
kırılganlıklarını ve para politikasının etkinliğine olan tehditlerini azaltmak
ve bilançolarını küçültmek amacıyla, bu bankaların gecelik pozisyonlarını
tamamen ortadan kaldırmaktır. Daha ayrıntılı olarak, kamu bankalarını ve
TMSF bünyesindeki bankalara yeniden sermayelendirilmelerini karşılamak
amacıyla kamu borçlanma kağıtları verilecektir (aşağıyada açıklanmaktadır).
Bu kağıtlar, doğrudan veya repo anlaşmaları ile Merkez Bankası’na satılacak
olup, karşılıkları gecelik pozisyonların ortadan kaldırılması için kullanılacaktır.
Kamu bankalarının ve TMSF bünyesindeki bankaların 16 Mart itibariyle olan
gecelik pozisyonu en az üçte iki oranında (ticari bankalara karşı olan
gecelik pozisyonların ortadan kaldırılması da dahil olmak üzere) azaltılacaktır.
Bu altıncı ve yedinci gözden geçirmenin tamamlanması için bir koşuldur
(Tablo
2). Kalan gecelik pozisyonların ortadan kaldırılması ise sekizinci
gözden geçirmenin tamamlanmasının bir koşuludur. Bu işlemlerin sonucu
olarak finansal sistemde ortaya çıkacak fazla likidite, Merkez Bankası
tarafından, Hazine’nin borç yönetimi ile sıkı eşgüdüm altında emilecektir.
Ek olarak, tüm kamu bankaları ile TMSF bünyesindeki bankaların Merkez Bankası
ile olan repo anlaşmalarının toplam tutarının 2001 yılı Mayıs ayı sonu
itibariyle 7 katrilyonu aşmaması, sekizinci gözden geçirmenin tamamlanması
için bir koşuldur.
9. Ayrıca, tüm kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankalar, uygulayabilecekleri
vadelere ilişkin yön verici ilkelere ve değişik vadelerde uygulayabilecekleri
ortak mevduat faizlerine uymakla yükümlü olacaklardır. Vade ilkeleri,
kamu ve TMSF bankaları yönetim kurulları tarafından Merkez Bankası ile
istişare edilerek belirlenecektir. Bu ilkeler ticari bankalardan ve diğer
piyasa kaynaklarından sağlanacak gecelik borçlanmalara ilişkin limitleri
de içerecektir (bu limitler sekizinci gözden geçirme sırasında daha detaylı
olarak görüşülecektir). Kamu bankaları ile TMSF bünyesindeki bankaların
uygulayacakları ortak mevduat faiz oranları, bu bankaların ortak yönetim
kurulları ve hazine birimleri tarafından Merkez Bankası ile istişareli
olarak günlük bazda belirlenecektir. Bu oranlar kamu bankaları ve TMSF
bünyesindeki bankaların kar edebilmelerini sağlayacak şekilde, kamu kağıdı
piyasa faiz oranlarının altında tutulacaktır. Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki
bankaların hazine birimleri arasında sürekli bir eşgüdümü sağlamaya yönelik
özel düzenlemeler yapılmıştır.
10. En büyük iki kamu bankasında (T.C. Ziraat Bankası ve T.Halk Bankası),
bu bankaların gelecekte karlı olmalarının sağlanması amacıyla, finansal
ve işlevsel yeniden yapılandırma gerçekleştirilecektir. Daha ayrıntılı
olarak :
Ziraat ve Halk Bankalarının yönetimi, politik olarak bağımsız, Hazine’ye
rapor veren, bir ortak kurulun oluşturulması ve yeni bir yönetimin atanması
(altıncı ve yedinci gözden geçirmelerin tamamlanması için koşul)
yolu ile güçlendirilecektir. Yeni yönetim, operasyonlara karlılığı temin
edecek ticari kriterleri ve fiyatlandırma politikalarını uygulayacaktır.
Yönetim Kurulu, ayrıca bu bankaların özelleştirme politikalarını oluşturacaktır.
Finansal yeniden yapılandırma, kalan görev zararlarının kaldırılmasını,
herhangi bir negatif net değeri kapatacak yeniden sermayelendirmeyi, piyasa
getirisinin altında getirisi olan mevcut kamu kağıtlarının (gerekli görülen
hallerde bilançolarını güçlendirmek amacıyla) değiştirilmesi ve bankaların
risk ağırlıklı sermaye yeterlilik oranının %8’e çıkarılmasını gerektirmektedir
(Bu finansal yapılandırmanın gerçekleştirilmesi altıncı ve yedinci gözden
geçirmelerin tamamlanmasının bir koşuludur). Bu amaçlar için kullanılacak
araçlar, piyasa koşullarına haiz, çeşitli vade ve döviz cinsleri üzerinden
ve bankaların olabilecek mevduat çekişlerini karşılayabilecek ve işlem
görebilecek düzeyde likiditeye sahip olmalarını temin etmek üzere, üçer
aylık dönemli faiz ödemesi olan nakde dönüştürülebilir kamu kağıtları olacaktır.
Bu kağıtlar, gelir sağlamak amacıyla tutulacak olup, sadece net mevduat
çekişleri veya diğer yükümlülüklerin karşılanması için nakde çevrilebilecektir.
Bu adımlara, bankaların yönetim kurulları ve banka idarecileri tarafından
uygulanacak yeni risk yönetimi prosedürleri de eşlik edecektir. Bu bankaların
faaliyetleri, işletme giderlerini düşürmek amacıyla mümkün olduğunca hızlı
bir şekilde etkin hale getirilecektir.
Yukarıda söz edilen finansal yeniden yapılandırmanın tamamlanması akabinde,
bu bankaların, ticari bankalara uygulanan tüm BDDK düzenlemelerine uymaları
zorunlu hale getirilecektir. Hazine bu bankaların nakit akımlarını, karlılıklarını
ve likiditelerini derhal daha yakından izlemeye başlayacaktır. Kamu bankalarının
program kapsamında izlenmelerine ilişkin spesifik göstergeler sekizinci
gözden geçirme sırasında tanımlanacaktır.
Her bir bankada, sözkonusu reformların uygulanması bağımsız dış denetçilerce
izlenecektir. Bu denetçiler Mayıs ayında atanacaktır.
11. Kalan daha küçük iki kamu bankasından birinin ödeme gücü
kalmamıştır ve varlığını sürdüremez durumdadır, diğeri ise özelleştirme
sürecindedir. Ödeme gücü kalmamış durumdaki bankanın (Emlak Bankası)
bankacılık lisansı iptal edilecek (banka kapatılacak) olup, yükümlülükleri
ile bazı varlıkları T.C. Ziraat Bankası’na devredilecektir (bunun 2001
yılı Mayıs ayı sonuna kadar yerine getirilmesi sekizinci gözden geçirmenin
tamamlanması için ön koşuldur). T.C. Ziraat Bankası’na, Emlak Bankası
ile birleşmesini kolaylaştırmak amacıyla ek sermaye konulacaktır. Diğer
kamu bankası (Vakıf Bank) hisselerinin IMKB’de halka arz edilmesi, son
krizler nedeniyle ertelenmiştir. Ancak, özelleştirme sürecine piyasa koşulları
el verdiğinde ivedilikle devam edilecektir.
12. TMSF bünyesinde bulunan bankaların gecelik piyasalara
aşırı başvurmaları sebebiyle zararlarının hızla artması, bu bankaların
çözüme kavuşturulmasının hızlandırılmasını en temel öncelik haline getirmiştir.
1997 yılından beri 13 banka devralınmış olup, bunlardan 10’u son iki yıl
içinde devralınmıştır. Geçiş bankası (Sümerbank) altında birleştirilen
beş bankanın faaliyetleri hızla azaltılmakta olup, şubelerinin yarısı halihazırda
kapatılmış ve personel sayısı da halihazırda yarıya indirilmiştir. Diğer
bir küçük banka (Ulusalbank) halihazırda olabildiğince küçültülmüş olup,
Mayıs ayında Sümerbank bünyesine alınacaktır. Ancak, vurgulanması gereken
bir konu da tüm idari giderlerin toplam zararların %2’sinden az olduğu
ve en acil olarak üzerine gidilmesi gereken hususun finansal yeniden yapılandırma
olduğudur. Buna göre, bankanın negatif net değerinin karşılanması
amacıyla, Sümerbank, kamu bankalarına verileceklere benzer, nakde çevrilebilir
ve döviz cinsinden mevduat yükümlülüklerini de karşılayabilecek türde para
birimleri cinsinden kamu kağıtları kullanılmak suretiyle TMSF tarafından
yeniden sermayelendirilecektir (altıncı ve yedinci gözden geçirmelerin
tamamlanması için koşul). Sümerbank’ın geri dönmeyen kredileri, Temmuz
ayı sonuna kadar TMSF’nin Tahsilat Birimi’ne devredilecektir. Sümerbank
satışa sunulacak ve teklifler 2001 yılı Eylül ayı sonuna kadar toplanacaktır.
Bu vakte kadar geçerli teklif alınmadığı takdirde banka tasfiye edilecektir.
Diğer bankalara mevduat transferini ve eşdeğer kamu kağıtları portföyünü
içeren tasfiye planı bankanın satılamaması halinde geliştirilecektir.
13. Aynı zamanda, TMSF, zayıflayan yatırımcı ilgisi ve kötüleşen
ekonomik konjonktür karşısında zor bir görev olan bünyesindeki kalan 7
bankanın çözüme kavuşturulması çalışmalarını hızlandırmaktadır. Bu
gruptaki bankalar da negatif net değerlerinin karşılanması amacıyla yeniden
sermayelendirilecektir (altıncı ve yedinci gözden geçirmenin tamamlanması
için koşul). Bugüne kadar satışa sunulan bankalardan sadece ikisi,
orta büyüklükteki Demirbank ve küçük bir banka (Bank Ekspres) için teklif
alınmıştır. En son müdahale edilen banka (İktisat Bankası) Mayıs ayında
satışa sunulacaktır. Bu üç banka, satış açısından en uygun bankalar olarak
değerlendirilmekte olup, satışlarının bir an önce tamamlanması için gerekli
tüm gayret gösterilmektedir. Demirbank’ın satışına ilişkin olarak, bir
yerli ve iki yabancı teklif sahibi ile müzakereler sürdürülmektedir. Bu
bankaların 2001 yılı sonuna kadar satılamaması halinde, bankalar tasfiye
edilecektir. Kalan dört banka ise Mayıs ayı sonuna kadar ya ikinci bir
geçiş bankası altında toplanacak ya da tasfiye edilecektir (sekizinci
gözden geçirmenin tamamlanması için koşul). Özet olarak, 1997 yılından
bugüne kadar TMSF bünyesine alınan 13 bankadan, sekizi Mayıs ayı sonuna
kadar kapatılmış olacaktır. Kalan bankalar ise, 2001 yılı sonuna kadar
satılacak, tasfiye edilecek veya başka bir şekilde çözüme kavuşturulacaktır
(onikinci gözden geçirmenin tamamlanması için koşul). Gelecekte,
TMSF bünyesindeki bankaların özelleştirilmesi sürecinde, eski banka sahiplerinin,
azınlık hisseleri için bile olsa, doğrudan veya dolaylı olarak ihalelere
verecekleri teklifler kabul edilmeyecektir.
14. TMSF’nin Tahsilat Birimi’nde sorunlu alacaklarla ilgili
olarak yeterliliğinin artırılması önem ve öncelik kazanmıştır. Tahsilat
Birimi çok yavaş bir şekilde işe başlamış olup, henüz hiç bir geri dönmeyen
kredi bu birime devredilmemiştir. Kredi ve diğer varlıkların satışı, tahsili
ve diğer çalışmalar için yeterliliğinin artırılmasının bankaların çözüm
süreci için gerekli hale geldiği anlaşılmıştır. Geri dönmeyen kredileri
ve diğer varlıkları TMSF’den devralmaya başlamasına hazırlamak için Tahsilat
Birimi’ne hızlı bir şekilde ilave personel alınacaktır. Tahsilat Birimi’nin
faaliyetlerini kolaylaştıracak kanuni değişiklikler (özel ticari mahkemelerin
kurulması ve TMSF’ye alacak tahsili için özel yetkilerin verilmesi) Meclis’e
sunulmuştur. Yukarıda bahsedildiği üzere, Sümerbank 75 milyar TL’nin üzerindeki
tüm geri dönmeyen kredileri Temmuz ayı sonuna kadar Tahsilat Birimi’ne
devredecektir. Diğer TMSF bankaları da kendi devir işlemlerini bu zamana
kadar başlatmış olacaklardır. Bu devirler, bu yıl Ekim ayı sonuna kadar
tamamlanacaktır. Tahsilat Birimi, performansı hakkında kamuoyunu ve piyasaları
bilgilendirecektir. Mayıs ayı sonuna kadar, Tahsilat Birimi’nin faaliyet
kuralları ve prosedürleri onaylanacak, profesyonel yöneticiler atanacak
ve önemli sayıda uzmanlaşmış profesyonel personelin istihdamı başlatılacaktır.
15. Özel bankalarda, yüksek faiz oranları, TL’nin değer kaybı
ve yavaşlayan ekonominin etkilerini bertaraf edebilmek için yeniden sermayelendirmeye
ihtiyaç vardır. Bankaların sermayelerini artırmaya ihtiyaçları vardır
ve bir çok banka halihazırda sermayesini artırmıştır. Tüm nakit kar payı
dağıtımları sermaye yeterlilik oranları sağlanıncaya kadar durdurulmuştur.
BDDK sermaye eksikliği olan tüm bankaların Nisan ayı sonuna kadar detaylı
sermaye kuvvetlendirme planları sunmasını zorunlu tutmuştur (altıncı
ve yedinci gözden geçirmelerin tamamlanması için ön koşul). BDDK bu
planların zamana bağlı taahhüt mektupları yolu ile uygulanmasını aktif
bir şekilde takip edecektir. Bankalar, özellikle ortak sahipleri olanlar,
birleşmeye teşvik edilecektir. Vergi kanunları bankaların ve iştiraklerinin
birleşmesinin vergi doğurmayacak şekilde gerçekleştirilebilmesi için tekrar
gözden geçirilecektir. Ödeme kabiliyetini kaybeden herhangi bir banka TMSF
tarafından devralınacaktır. Şüpheli alacak karşılıklarına ilişkin kurallar
sıkı sıkıya uygulanacaktır. Tüm bankalardaki likidite pozisyonu ve faiz
oranlarını takip eden kapsamlı bir sistem, bankaların sağlıklı olmayan
uygulamalar içine girmelerini engellemek ve düzeltici tedbirlerin erken
alınmasını sağlamak için yürürlüğe konmuştur. Tüm mevduat sahiplerinin
ve kreditörlerin tümüyle garanti altında olmasının, BDDK’ya bankaları çözüme
kavuşturmasında bankalara hücum olması endişesine karşı koruma sağladığından
emin olunmakla beraber, bu garantiyi devletin fonlaması hukuken açık hale
getirilerek daha da kuvvetlendirilmiştir.
16. Bankalar Kanunu, çözüm sürecini kolaylaştırmak ve düzenleyici
çerçevenin seviyesinin yükseltilmesini desteklemek amacıyla bir çok açıdan
değiştirilecektir: Bu değişiklikler arasında; (a) Özel ticari mahkemelerin
kurulması ve TMSF’ye alacakları tahsil için özel yetki verilmesi; (b) BDDK
ve TMSF yönetim ve personelinin icra ettikleri resmi görevden ötürü karşı
karşıya kalabilecekleri adli davalara karşı korunmasının kuvvetlendirilmesi
(c) “kendi fonları – own funds” kavramının tanımlanarak yeni bağlı kredilendirme
limitlerinin konsolide bazda uygulanmasına izin verilmesi; (d) kredi riski
tamamlamasının türev ürünleri de içerecek şekilde genişletilmesi; (e) şüpheli
alacak karşılıklarının tam olarak vergiden düşürülebilmesinin sağlanması
(aşağıda açıklanmıştır); bulunmaktadır. Bu değişikliklerin Meclis’te
onaylanması altıncı ve yedinci gözden geçirmenin tamamlanması için koşul
olacaktır.
17. Düzenleyici çerçevenin süregelen kuvvetlendirilmesi aşağıdaki
tedbirleri içerecektir:
Bağlı kredilendirme probleminin çözümü için, bankaların sahiplerine ve
diğer taraflara ilişkin risk limitinde ilgili tarafları tanımlayan bir
düzenleme hazırlanmıştır. Yukarıda bahsedilen “kendi fonları (own funds)”nı
tanımlayan hukuki değişiklik, konsolidasyona izin verecek ve düzenlemeyi
Avrupa Birliği standartları ile tamamen uyumlu hale getirecektir. Bu uygulama
Bankacılık Kanunu’nun değiştirilmesinden sonra bir ay içinde kabul edilecektir
(yapısal benchmark). Yeni düzenleme 1 Temmuz 2001’den itibaren yürürlüğe
girecektir. BDDK başlangıçta limitleri aşan bankalara, tedrici bir şekilde
belli bir zamanlamaya bağlı olarak kanuna tam uyum için süre tanıyacaktır.
Yakın zamanda çıkarılan ve 1 Ocak 2002’den itibaren yürürlüğe girecek piyasa
riski düzenlemesi ile döviz riskine (FX exposure) bir sermaye cezası (capital
charge) getirilmektedir. Ancak, döviz yükümlülüklerini forward döviz alımları
ile kapatan bankalar, karşı taraf riski (counterparty exposure) ile karşı
karşıya kalmaktadır. Bu şekildeki kredi riskini karşılamak amacıyla, Bankalar
Kanunu yukarıda belirtildiği üzere tek tek karşı taraflara (veya ilgililere)
olan toplam riski sınırlamak için, türev ürünlerini kredi tanımlamasına
dahil edecek şekilde değiştirilecektir.
2002 başından itibaren bankalar için muhasebe standartları uluslararası
standartlar düzeyine getirilecektir (yapısal benchmark). Bu değişiklik
tüm geri alım sözleşmelerinin (repo) banka bilançolarına dahil edilmesini
içerecektir.
18. Kredi ödemelerinin ve şirket yeniden yapılandırılmasının uygulanmasını
kolaylaştırmak için geniş anlamdaki kanuni ve yargısal çerçeve gözden geçirilmektedir.
Hükümet borçların etkin ve hızlı tahsili ve yeniden yapılandırılmasını
sağlamak amacıyla yargısal ve idari süreç dışında icra ve iflas kanunlarını
da gözden geçirmektedir. Bu gözden geçirme, yapısal çerçevenin daha geniş
anlamdaki reformu bağlamında gerçekleştirilmektedir. Bu çerçeveye, orta
seviyede bölgesel danışma mahkemelerinin (intermediate regional civil courts
of appeal) kurulması, hakim ve avukatların ihtisas konularında eğitimini
iyileştirecek Adalet Akademisi’nin kurulması, ve Yüksek Mahkeme hakimlerinin
konularına göre, örneğin, icra ve iflas davalarını daha düşük seviyede
ihtisas mahkemelerine gönderilebilme yetkisinin verilmesi de dahildir.
Ayrıca, Hükümet, borç ve şirket yeniden yapılandırmasına ilişkin engelleri
kaldırmak amacıyla vergi kanunlarını gözden geçirmeye devam etmektedir.
|