Mali Şeffaflık ve Yönetim
19. Program çerçevesinde mali şeffaflık ve yönetimin iyileştirilmesi
alanında ilerlemeler sağlanmıştır ancak, daha fazla çabaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Merkezi bütçe dışında, özellikle mali ve mali olmayan kamu iktisadi
teşebbüslerinde, 2000 yılında ve 2001 yılı başında yaşanan gelişmelerin
kamu maliyesi üzerindeki etkileri bu sektörlerde artan açıkların ortaya
çıkmasıyla, daha fazla gündeme gelmiştir. Her ne kadar program çerçevesinde
takip edilen büyüklükler bu maliyetlerin büyük bir kısmını kapsasa da,
kamuya ve Parlamento’ya bunların açıklanması konusu, geniş tanımı ile mali
yönetimin hesap verebilirliğinin artırılabilmesi için, daha da iyileştirilmelidir.
Bu kapsamda programımız, kamu maliyesi hesaplarını iyileştirmek amacıyla,
kamu bankalarına ilişkin yukarıda açıklanan adımlara ek olarak, aşağıdaki
tedbirleri içermektedir:
2000 yılında 25 bütçe içi ve 2 bütçe dışı fonun kapatılmasını müteakiben
2001 yılı Mart ayında 2002 yılından itibaren geçerli olmak üzere 21 bütçe
içi ve 4 bütçe dışı fon daha kapatılmıştır. Kalan 15 bütçe içi fonu (Dünya
Bankası kredilerinin kullandırılmasında ihtiyaç duyulan Destekleme Fiyat
İstikrar Fonu-DFİF hariç) ve 2 bütçe dışı fonu da Haziran 2001’e kadar
kapatma konusundaki kararlılığımız sürmektedir (yapısal benchmark).
Sonuç olarak DFIF hariç tüm bütçe içi fonlar 2002 Yılı Bütçesi’nde ortadan
kaldırılacak ve bütçe dışı fonlar şu beş fon ile sınırlı olacaktır : Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, Savunma Sanayiini Destekleme
Fonu, Tanıtma Fonu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Özelleştirme Fonu.
Bütçe içi veya dışı yeni fon yaratılmayacaktır.
Ek olarak, bütçe kontrolünü ve şeffaflığı artırmak için 3418/39B sayılı
Kanun ile sağlanan ve halihazırda harcamacı bakanlıkların özel hesaplarına
doğrudan aktarılan tüm gelirleri (büyük kısmı taşıt vergilerinden kaynaklanmaktadır)
2002 Yılı Bütçesi ile birlikte uygulanmaya başlanmak üzere (sözkonusu Kanun’un
39’a A Maddesi uyarınca) doğrudan bütçeye aktaracağız.
2001 yılı sonuna kadar döner sermayelerin sayısını en az yarıya indirmek
niyetindeyiz (2,650 özel hesap ya da kurum kamu hizmetlerinin satışından
elde ettikleri gelirler karşılığında GSMH’nın %1’i tutarında harcama kaydetmektedir)
(yapısal benchmark). Bu büyük miktardaki azaltmayı takiben, döner
sermayelerin faaliyetlerinin kapsamlı bir finansal ve ekonomik denetimini
Mayıs 2002 sonuna kadar gerçekleştireceğiz. Sözkonusu raporun bulguları
ışığında Haziran 2002 sonuna kadar daha ileri adımlar belirlenecektir.
Kamu sektörü için açık borçlanma kuralları ve limitleri ortaya koyan ve
Hazine’nin devirli kredi –on-lending- ile borç garantilerini de bütçe kapsamına
alan kamu finansmanı ve borç yönetimi kanununu 2001 yılı Haziran ayı sonuna
kadar Meclis’e sunmaya niyetliyiz (yapısal benchmark). 2001 yılı
Mayıs ayı itibariyle, Hazine hesaplarına ilişkin aylık raporlara IMF’in
Kamu Finansmanı İstatistikleri standartları doğrultusunda “borç verme eksi
geri ödeme” kalemi eklenecek ve böylelikle bütçe dengesi kapsamı garantili
borca ilişkin net Hazine ödemesini içerecek şekilde genişletilecektir.
Bu kalem 2002 Yılı Bütçesi’ne konulacaktır.
Bütçe dökümanlarının şeffaflığını artıracağız. Mali yönetim sürecine dahil
olan kamu kurumları, 2001 yılı Ekim ayında Bütçe ile birlikte Parlamento’ya
sunulacak olan, Hükümet’in mali politikalarını ve taahhütlerini açıklayan
ve kamu maliyesi hesapları konusunda açıklayıcı bilgi sağlayacak Yıllık
Program’ın kapsamını genişletecektir. Bu dökümanın öncesinde 2001 yılı
Temmuz ayında bir yıl ortası Ekonomik ve Mali Güncelleme Raporu yayınlanacaktır.
Parlamento’ya sunulacak 2002 yılı taslak Bütçesi’ne şu kurum ve kuruluşların
hesap ve mali görünümleri eklenecektir : (i) tüm bütçe dışı fonlar ve sosyal
güvenlik kuruluşları (gecikmiş sosyal güvenlik katkı paylarına ilişkin
bir rapor da dahil olmak üzere); (ii) döner sermayeler; (iii) Hazine’nin
tüm ihtiyati yükümlülükleri; (iv) kamu bankaları da dahil olmak üzere tüm
KİTler; ve (v) yerel yönetimler (yapısal benchmark). Ayrıca, 2003
itibariyle bütçe kamu yatırım programlarının tahmin edilen orta vadeli
cari harcamalarının etkilerini de kapsayacaktır.
Harcama yönetimini iyileştirmek için 2001 ortasına kadar devlet birimlerindeki
harcama ve maliyetlerin daha iyi takip edilmesini sağlayacak bilgisayarlı
muhasebe sistemi uygulamasını tamamlayacağız. Ayrıca, 2002 yılı bütçesi
kapsamında pilot uygulama için 2001 Haziran ayı sonuna kadar uluslararası
standartlara uygun yeni bir bütçe sınıflandırması tamamlanacaktır. 2001
yılında ayrıca, tahakkuk bazlı muhasebe sistemine geçilmesine ilişkin gerekli
çalışmaları başlatmak niyetindeyiz.
Birleşmiş Milletler standartları (UNCITRAL) ile uyumlu bir kamu ihale kanunu
15 Ekim 2001 tarihine kadar Parlamento’ya sunulacaktır (yapısal benchmark).
Kamu sektöründe yönetimi iyileştirmek üzere gerekli etik ve yasal tedbirleri
tanımlamak ve uygulamak amacıyla daha sistemli bir yaklaşım ortaya koyacağız.
Bu amaçla, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Maliye Bakanlığı
bünyesindeki Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı, Adalet Bakanlığı
ve İçişleri Bakanlığı temsilcilerinden oluşan bir yönlendirme komitesini
oluşturmuş bulunuyoruz. Bu komite, Dünya Bankası ile işbirliği halinde,
devlet ile sivil toplumun rüşvet ile mücadele ve yönetimin iyileştirilmesi
amacıyla hangi alanlarda birlikte çalışabileceğini belirlemek üzere bir
plan oluşturacaktır. Bu komitenin sözkonusu planı 2001 yılı Eylül ayı sonuna
kadar bitirmesini bekliyoruz. Sözkonusu plan, Kamu Harcamaları ve Kurumsal
İnceleme (PEIR) çalışması bulgularıyla birlikte orta vadede yönetim ile
ilgili yapısal hususları ele alacak bir Kamu Sektörü Uyum Kredisi (PSAL)
için gerekli altyapıyı oluşturabilecektir. Çabalarımızın kamuya daha iyi
duyurulabilmesi için önümüzdeki aylarda “Etkin Yönetim” konusunda bir dizi
uluslararası konferans vermeyi planlamaktayız. Kısa vadede kamu görevlilerinin
görev ve uygulama esaslarının (code of conduct) geliştirilmesi üzerindeki
çalışmalarımız ve bu kapsamda yaz tatiline girmeden önce Parlamento’ya
sunacağımız iligili yasal değişiklikler üzerinde odaklanmaktayız.
Türk Ekonomisinde Özel Sektörün ve Yabancı Yatırımın Rolünün Artırılması
20. Özel sektörün, özelleştirme dahil Türkiye ekonomisine yön vermekteki
rolünün artırılmasına ilişkin politikalar başlangıcından beri programımızın
bir parçasını teşkil etmektedir. 2000 yılı için öngörülen iddialı özelleştirme
programının bir kısmı gerçekleştirilebilmekle beraber özelleştirme politikalarına
hem kamunun borç stoğunu düşürmek hem de ekonomideki etkinliğini artırmak
açısından, özellikle bugünlerde ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, önemli bir
miktara ulaşmış bulunan dış borç stoğunu azaltabilmek ve ekonomiyi daha
da modernize edebilmek için orta vadede daha fazla doğrudan yabancı sermaye
yatırımını çekmek zorunluluğu vardır. Yukarıda anlatıldığı üzere, özel
sektörün bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına katılması beklenmektedir.
Bunlara ek olarak, aşağıdaki adımlar atılacaktır.
21. Özelleştirmenin zamanlaması piyasa koşullarına bağlı olmakla
birlikte hedefimiz başarılı özelleştirme politikalarına engel teşkil eden
tüm hususları ortadan kaldırarak, piyasa koşulları elverdiğinde en hızlı
şekilde harekete geçebilmektir. 2001 yılının kalan kısmında atılacak
adımlar, Türk Telekom, TÜPRAŞ (petrol rafinerisi), Türk Havayolları (THY),
ERDEMİR (çelik), TEKEL (tütün ve alkollü içecekler), ŞEKER (sugar) ve elektrik
enerjisi üretimi (TEAŞ) ve elektrik dağıtımı (TEDAŞ) şirketleri de dahil
olmak üzere önemli kamu teşebbüslerinin çoğunluk hisselerinin özelleştirilmesi
için gerekli hazırlık işlerinin tamamlanmasına odaklanacaktır. Özelleştirme
İdaresi de elindeki küçük ve orta ölçekli şirketler portföyünü satma çabalarına
devam edecektir. Bu operasyonlar bütçeye çok yüksek seviyede nakit gelir
getirebilecektir, ancak bunların zamanlaması piyasa koşullarına bağlı olacaktır.
Dolayısıyla, 2001 için özelleştirme gelirlerinden beklenen getiri miktarını
1 milyar ABD Doları olarak (2000 yılında tamamlanan operasyonlardan nakde
dönüştürülen 2 milyar ABD Dolarına ilave olarak) revize etmiş bulunuyoruz.
2002 yılında ise özelleştirme gelirlerinin 3½ milyar ABD Dolarına
çıkmasını bekliyoruz. Daha ayrıntılı olarak:
Telekomünikasyon sektöründe, Hükümet şu konularda yasal düzenlemeler yapmaya
niyetlidir: (i) Devletin elinde tutacağı altın hisse hariç Türk Telekom’un
hisselerinin %100’üne kadar satılabilmesine yetki veren düzenleme (altın
hisse diğer ülkelerdeki benzer özelleştirme uygulamalarında olduğu üzere
ulusal çıkarların korunması ve güvenliği için elde tutulacaktır) (ii) Türk
Telekom’un %5’lik hissesini küçük yatırımcılara ve çalışanlarına ayıran
düzenleme, (iii) Yabancıların Türk Telekom’daki hisse oranlarının %45’i
aşmamasını öngören ve çoğunluk hisseye sahip olabilecek stratejik yatırımcı
konsorsiyumunda yabancıların çoğunlukta bulunması halini dışlamayan düzenleme,
(iv) basit çoğunlukla karar alan ihale komisyonunun oluşumunu, 2 üye Özelleştirme
İdaresi Başkanlığı’ndan, 2 üye Ulaştırma Bakanlığı’ndan ve 1 üye Hazine
Müsteşarlığı’ndan olmak üzere değiştiren düzenleme, (v) Türk Telekom’un
sabit hat ve diğer telekomünikasyon hizmetlerindeki mevcut tekel statüsünü,
devletin payı %50’nin altına düştüğü andan itibaren geçerli olmak üzere
kaldıran düzenleme (vi) Telekomünikasyon hizmetlerine ve altyapısına ilişkin
tüm lisans verme yetkilerini Telekomünikasyon Düzenleme Kurulu’na devreden
düzenleme ve (vii) Kuruluşun hisselerinin sahibi olarak Hazine’ye Türk
Telekom’un Ana Sözleşmesi’nde Ulaştırma Bakanlığı’nın onayını gerektirmeksizin
değişiklikler yapma ve Türk Telekom’un Yönetim Kurulu ve yönetimini atama
yetkisi verme. Bu yasal düzenlemelerin Parlamento’da kabulü altıncı
ve yedinci gözden geçirmelerin tamamlanması için önkoşul olacaktır.
Yeni kanun uyarınca Özelleştirme İdaresi, Türk Telekom’un özelleştirilmesi
için revize bir plan hazırlayarak Bakanlar Kurulu’nun onayına sunacaktır.
Şirketin tam anlamıyla ticarileştirilebilmesi amacıyla Türk Telekom Genel
Kurulu’nun atayacağı yeni profesyonel yönetim kurulu ve şirket yönetiminin
üyeleri yetkinlikleri kanıtlanmış ve tecrübe sahibi kişiler olacaktır.
Şirketin Yönetim Kurulu ve üst düzey yönetimde bu konularda özel sektör
tecrübesi olan üyeler bulunacaktır. (Bu şekilde oluşturulmuş Yönetim
Kurulu ve üst yönetimin atanması sekizinci gözden geçirmenin tamamlanması
için koşuldur). Ayrıca Türk Telekom’un Yönetim Kurulu kapsamlı bir
şirketleşme planını (corporatization plan) kabul edecektir. Şirketleşme
planı; (i) yansız denetim görüşlerini sağlayacak yeterlilikte uluslararası
standartları, finansal kontrol ve yönetim usullerini getirecek; (ii)
personel düzeyini şirketin gerçek faaliyet ihtiyaçlarına göre belirleyecek
ve (iii) hem internete erişimi ve hem de kırsal alanın verilen hizmetlere
ulaşımını artırarak ihtiyaca cevap verecektir. Üçüncü nesil mobil telefon
lisansının satışının hızlandırılması için gerekli hazırlık çalışmaları
başlatılacaktır.
Parlamento, sivil havacılık endüstrisini daha da serbestleştirmek ve yabancı
sermayeyi çekebilmek amacıyla iç hat tarifelerini serbest bırakan bir kanunu
onaylamıştır.
TUPRAŞ’a ilişkin olarak ise Özelleştirme İdaresi şirketteki özel sektör
payını %51’e çıkartacak başka bir halka arz yapmak niyetindedir.
Şeker
piyasasını reforma tabi tutan kanun Nisan ayında kabul edilmiştir.
Tütün sektörünü serbestleştiren, tütün için destekleme alımlarını tedricen
kaldıran ve TEKEL’in varlıklarının satışına izin veren Tütün Kanunu’nun
Meclis’te Mayıs ayı içinde kabul edilmesi beklenmektedir (sekizinci
gözden geçirmenin kabulü için koşul). Bu kanunun onaylanmasını müteakiben,
2002 sonuna kadar tamamlanması beklenen TEKEL ve ŞEKER’in özelleştirilmesi,
Dünya Bankası’nın kredileri ile desteklenmesini beklediğimiz tarım
reformu programının diğer bölümleri ile koordine edilecektir.
ERDEMİR, İSDEMİR ile birleştirilerek ve bir kısım hissesinin daha IMKB’de
satılması yoluyla özelleştirilecektir.
Hükümet, Elektrik
Piyasası Kanunu’nda gösterildiği üzere işletme haklarının devri için
son tarih olan 30 Haziran 2001 tarihinden sonra devletin elinde kalan elektrik
üretim ve elektrik dağıtım varlıklarını özelleştirmek niyetindedir. Özelleştirme
İdaresi, kanunda belirtilen piyasa reformu stratejisine uygun bir zamanlama
tablosu çerçevesinde bu işlemleri yapacak yatırım danışmanları tutacaktır.
Meclis doğal gaz sektöründe reform gerçekleştirecek olan kanunu onaylamıştır.
Bu kanun BOTAŞ’ın doğal gaz dağıtım varlıklarının özelleştirilmesine ilişkin
bir çerçeveyi içermektedir.
Devlet arazilerinin satışı için de bir program başlatmak niyetindeyiz.
Bu program 2001 yılı Mayıs ayı içinde şekillendirilecek olup orta vadede
önemli miktarda gelir getirme potansiyeli mevcuttur.
22. Önümüzdeki yıllarda doğrudan yabancı sermaye yatırımları
kritik bir rol oynayabilecektir. Türkiye’ye olan doğrudan yabancı sermaye
yatırımları, ülkenin avantajlı coğrafi konumu, büyük ekonomisi ve eğitimli
ve maliyet-etkin işgücü olmasına rağmen düşük seviyelerde kalmıştır. Bu
yönden, programın, makroekonomik istikrara ulaşılması, özelleştirme programının
ilerletilmesi ve sürekli ve öngörülebilir bir politika reformu sürecinin
kurulması amaçları doğrultusunda sağlanacak başarı, Türkiye’nin yabancı
yatırımcılar açısından cazibesini artırmalıdır. Ayrıca, doğrudan yabancı
sermaye yatırımları önünde büyük hukuki engeller olmamasına rağmen, Hükümet
tüm yatırımcılar için yatırım ortamını iyileştirecek adımları atmaktadır.
Bu adımlar arasında;
Uluslararası tahkime ilişkin anayasa değişikliğini tam olarak uygulamaya
koyacak kanun Meclis yaz tatiline girmeden çıkarılacaktır (yapısal benchmark).
Dünya Bankası/Uluslararası Finans Kurumu’nun Yabancı Sermaye Müşavirlik
Hizmetleri biriminin yardımı ile kapsamlı bir şekilde hazırlanan yatırımın
önündeki idari engeller raporu 2001 Haziran ayı sonuna kadar bitirilecektir.
Bu raporu temel alan ve bir şirketin Türkiye’de yasalara uygun bir iş kurması
ve yürütmesine ilişkin prosedürleri uyumlu hale getirmeyi amaçlayan bir
hareket planı –yapılması gerekenler için son tarihler ve kurumsal sorumlulukları
içeren- Temmuz 2001 sonuna kadar Bakanlar Kurulu’na sunulacaktır. Bu program
altında alınması gereken spesifik tedbirler programın onuncu gözden geçirmesinde
belirlenecektir.
2001 yılı Eylül ayına kadar yatırım ortamını etkileyen Ticaret Kanunu,
İmar Kanunu ve diğer kanunların gözden geçirilmesi tamamlanacaktır. Ayrıca,
Hükümet vergi kanunlarını gözden geçirecektir. Bu gözden geçirme ile, vergi
gelirlerini düşürmeyecek şekilde, yatırım vergi indiriminin rasyonel hale
getirilmesi, teşviklerin yapısının iyileştirilmesi ve kanuni oranların
birbiriyle uyumlu hale getirilmesi gibi yasal adımları gerekli ise tespit
edecektir.
23. Yukarıda açıklanan adımların sadece doğrudan yabancı sermaye
yatırımlarını değil aynı zamanda genel olarak yatırım ortamını elverişli
hale getirmesi beklenmektedir. Aynı amaçla iş çevrelerinin belli başlı
teşkilatları ile yakın temasımızı koruyacağız ve Hükümetin bu teşkilatlarla
beraber önümüzdeki bir kaç ayda ne gibi ek tedbirler alabileceğini araştıracağız.
C. Finansal İstikrar ve Büyüme İçin Makroekonomik Politikalar
24. Yukarıda tanımlanan yapısal adımlar, finansal istikrar
ve büyümeyi hedefleyen makroekonomik politikaların başarması gereken hususlardır.
Önümüzdeki yakın dönemde, maliyetin çok büyük bir kısmının bütçeye kaydırılmış
olması ve buna bağlı olarak Hazine kağıtlarının arzında meydana gelen artış,
2001 yılı içinde finansal yönetimi çok daha zorlaştıracaktır. Bu gelişmelere
karşılık son dönemde ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya rağmen faiz dışı
kamu dengesindeki uyumu daha da hızlandırdık. Bu tedbir, son kriz ile kamu
borcunun daha da artan yükünün finansmanına katkıda bulunmak için gerekliydi.
Makroekonomik ve yapısal politikaların kuvvetlendirilmesi ile beraber uluslararası
desteğin mevcudiyeti güveni yeniden tesis edecek ve faiz oranlarındaki
düşüşü kolaylaştıracaktır. Bu gelişmeler ihracattaki artış ve turizmin
devam eden iyi performansı ile, sıkı bütçe politikası uygulamasının büyümeyi
düşürücü etkisini ortadan kaldıracak ve 2001 yılının ikinci yarısında
üretimde bir toparlanmayı mümkün kılacaktır.
25. Başka önemli fırsatlar da ortaya çıkacaktır. İlk olarak,
bankacılık sektörünün kuvvetlendirilmesi para politikasının daha esnek
olmasına neden olacaktır. İkinci husus ise, kamu maliyesi hesaplarının
orta dönemdeki gelişiminin özelleştirme dahil programın yapısal politikalarından
faydalanmasıdır. Bu gelişme, kamu maliyesindeki uyumun kredibilitesini
yükseltecek ve sürdürülebilir faiz oranlarına ulaşılmasını sağlayacaktır.
Maliye Politikası ve Kamu Borç Yönetimi
26. Sürdürülebilir bir büyümenin yeniden tesisinin önkoşulu olarak
kamu maliyesi politikası 2000 yılında başlatılan kamu maliyesi uyum süreci
üzerine odaklanmaya devam edecektir. Türk Lirası’nın serbest dalgalanmaya
bırakılması 2001 ve 2002 yılı kamu maliyesi hedeflerinin yeniden değerlendirilmesini
gerektirmektedir. 2001 GSMH büyüme oranının Aralık’taki Niyet Mektubu’nda
belirtilen %4’lük artış seviyesinden şu an %3’lük daralmaya revize edilmesi
kamu maliyesi hesapları açısından GSMH’nın %2.5’i kadar yüksek bir kayıp
ortaya çıkarmaktadır. Ancak, kamunun bu yılki yüksek borçlanma ihtiyacı
ve kriz nedeniyle ortaya çıkan ek kamu borç yükünün orta vadede ödenmesi
gereği nedeniyle, yukarıda bahsedilen kaybın tümüyle karşılanmasının yanısıra
kamu sektörü faiz dışı fazlasını Aralık 2000’de belirlenen program seviyesinin
daha da üstüne çıkarmak niyetindeyiz. Nisan ayında, bankacılık sistemine
sermaye aktarmak için gerekli kamu kağıtlarının çıkarılmasına yetki veren,
ek faiz maliyetini yansıtan ve geçici kredi sübvansiyonları için kaynak
tahsis eden 2001 Ek Bütçe Kanunu’nu yürürlüğe koyduk (aşağıya bakınız).
Diğer harcamalar şu an için orijinal bütçe ödenekleri ile sınırlı kalmaya
devam edecektir.
27. 2001 ve 2002 için kamu sektöründeki temel kamu maliyesi hedefleri
aşağıdaki gibidir: (Tablo
3-4)
2000 yılı içinde GSMH’nin %3’üne yakın bir seviyede gerçekleşen ve Aralık
ayındaki niyet mektubunda 2001 yılı için GSMH’nın %5’i olarak hedeflenen
kamu sektörü faiz dışı fazlasının (konsolide bütçe, bütçedışı fonlar, işletmeci
KİT’ler, sosyal güvenlik fonları, işsizlik sigortası fonu ve belediyeler
dahil), yeni programda bu yıl GSMH’nın %5.5’ine ve 2002 yılında da GSMH’nın
%6.5’ine ulaşması beklenmektedir.
TCMB’nın net varlık pozisyonu dahil net kamu sektörü borcunun GSMH’ya oranı
(Tablo
1 ve 4)
bu sene hızlı bir yükseliş gösterecek ve 2000 yılı sonundaki %58.4’lük
seviyesinden 2001 yılı sonunda %79’a çıkacaktır. Ancak bu artış bir defaya
mahsus gelişmeleri yansıtmaktadır. Birincisi, dış borcun TL değerinin paranın
değer kaybı sonucu artmasıdır. İkinci husus ise kriz sırasında çok yüksek
seviyelere çıkan faiz oranları ve bunun özellikle TMSF altındaki bankalar
ve kamu bankaları başta olmak üzere kamu sektörünün borçlanma maliyetinde
meydana getirdiği artıştır. Üçüncü unsur, ödeme kabiliyetini yitirmiş özel
bankaların devralınması ve zararlarının karşılanması nedeniyle ortaya çıkan
yüktür. Dördüncü ve son unsur ise GSYİH’daki düşüştür. Ayrıca, yukarıda
gösterilen rakamlar bankaların yeniden yapılandırılmasına ilişkin olarak
ortaya çıkarılabilecek olası ek maliyetler için de bir ihtiyati pay içermektedir.
Özel bankaların devralınması ve kamu bankalarının yeniden sermayelendirme
ihtiyacının bütçe maliyetinin 2001 Nisan ayı sonu itibariyle 44 katrilyon
TL (GSMH’nın %24) olduğu tahmin edilmektedir. (Tablo
5). Bu maliyetin önemli bir kısmı 2000 sonundaki kamu borcu tahmini
içinde yer aldığından, kamu sektörü borcunda bankacılık yeniden yapılandırması
nedeniyle ortaya çıkan artış 22 katrilyon TL’dir.
28. 2001 yılında kamu borcunda görülen büyük artışa rağmen,
faizdışı fazla seviyesi ve şu anda anormal yüksek seviyede bulunan reel
faiz oranlarının düşeceği beklentisi dikkate alındığında, kamu finansman
dinamikleri istikrarlı olmaya devam etmektedir. Aslında, kamu borcunun
GSMH’ya oranının hemen 2002’de hızla düşmesi (Tablo
1 ve 4)
ve 2003’de daha da gerilemesi (bu gerilemenin bir kısmı özelleştirme gelirlerini
yansıtsa da) beklenmektedir.
29. Konsolide bütçenin faizdışı fazlasının (özelleştirme gelirleri,
TCMB kar transferi ve faiz gelirleri hariç) 2001’de GSMH’nın %5.1’i (2001’deki
%4.6’lık seviyeden) ve 2002’de %5.6’sı olması hedeflenmektedir. Faizdışı
gelirin GSMH’ya oranı biraz düşecek (GSMH’nın %25.4’ünden %25’ine) olmakla
beraber Kamu Ortaklığı Fonu’nun 2001’den itibaren bütçeye dahil edilmiş
olmasına rağmen faiz dışı harcamaların GSMH’ya oranı daha hızlı (GSMH’nın
%20.8’den %19.9’una) düşecektir.
30. Bu hedeflere ulaşmak için, 2001 bütçesinin onaylanmasının yanısıra
önemli vergi ve vergi dışı tedbirler uygulanmıştır. Ayrıca;
Mayıs ayı başında Akaryakıt Tüketim Vergisi (ATV) %15 daha artırılacaktır.
(Nisan’daki %20’lik artıştan sonra)
KDV oranları, indirimli %1’lik ve %8’lik oranlar hariç, %1 puan artırılacaktır.
Mevcut düzenlemeler doğrultusunda sosyal güvenlik ödemelerine ilişkin asgari
katkı payı tabanı Nisan itibariyle artırılacaktır.
Yukarıda sayılan gelir tedbirlerinin kabulü, altıncı ve yedinci gözden
geçirmelerin tamamlanması için önkoşul olacaktır. Ayrıca Haziran 2001’den
itibaren, ATV her ay en az TEFE enflasyon kadar artırılacaktır. Bu uygulama
ile yukarıda bahsedilen artışlarla birlikte, ATV’den elde edilen gelir
2000 yılına göre GSMH’nın %0.4’ü kadar artırılacaktır. Ayrıca, Meclis yaz
tatiline girmeden, şu an Meclis’te olan sosyal güvenlik reformunun bir
parçası olarak sağlık primleri ve katkı ödemeleri artırılacaktır. Son olarak,
Bankacılık Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin bir parçası olarak (yukarıya
bakınız), 2001 yılının ikinci çeyreğinden geçerli olmak üzere bankacılık
gözetim düzenlemeleri kapsamında bankaların ayırmakla mükellef oldukları
kredi karşılıklarının tam olarak vergiden düşürülebilmesine imkan tanınacaktır.
Aynı anda genel karşılıkların vergiden düşülmesi uygulamasına son verilecektir.
31. Harcamalar tarafında ise, faiz dışı harcamaların artışının GSMH’daki
artışın çok daha altında tutulması hedeflenmektedir. Kamu Ortaklığı
Fonu’un bütçeye dahil edilmesinin etkisi gözönüne alınarak hesaplanan reel
harcamalar, 2000 ile 2001 yılı arasında yaklaşık %8 oranında azaltılacaktır.
Bu amaçla, aşağıdaki politikalar uygulamaya konacaktır;
Cari harcamaları, transferleri ve yatırım harcamalarını enflasyon hedefindeki
revizyondan daha az ayarlayarak GSMH’nın %1.5’i kadar tasarruf sağlayacağız.
Bu yıl içinde yatırım harcamasından yapılacak tasarruf, yatırım projelerinin
yavaşlamasından kaynaklansa da, kamu yatırımları konusundaki politikamız
2002 yılı bütçesi ile daha yapılandırılmış bir yaklaşım içinde rasyonalize
edilecektir. Daha spesifik olarak, proje sayısı tedricen sektörel hedefler
ve eldeki finansal kaynaklar dikkate alınarak sürdürülebilir bir seviyeye
indirilecektir. Devlet Planlama Teşkilatı ve harcamacı bakanlıklar varolan
proje stoğunu daha optimal hale getirmek için 2002 bütçesinde gerekli tedbirleri
alacaktır. Bu amaçla, yatırım planları önceliklendirilecek ve sağlıklı
fizibilite raporlarına dayanan acil projeler hariç yeni yatırım projesi
önerisi getirilmeyecektir.
Ayrıca, Aralık 2000 Niyet Mektubu’nda belirtildiği üzere Bütçe Kanunu’nun
53 üncü maddesi ile kapsanan “diğer cari harcamalar” kaleminde bütçe uygulaması
sırasında yapılacak kesintilerle GSMH’nın %0.3’ü kadar tasarruf sağlanacaktır.
Kriz sonucu kamu bankaları tarafından verilen geçici kredi sübvansiyonlarını
finanse etmek amacıyla –şeffaf bir biçimde-GSMH’nın %0.2’si kadar bir kaynak
tahsis edilmiştir. Bu sübvansiyon, kamu bankalarının Şubat krizinden evvel
%55 oranından (basit faiz) verdiği kredilerin finansman maliyetini karşılayacaktır.
Yeni kredilere bankaların borçlanma maliyeti ile aynı doğrultuda faiz oranları
uygulanacaktır. Kredi sübvansiyonları Ocak 2002 itibariyle ortadan kaldırılacaktır.
2000 yılı sonunda memurların maaşları geçmişle mukayese edildiğinde düşük
olduğundan, 2001 yılında resesyona rağmen memur maaşlarının 2000 yılı sonuna
göre reel değeri korunacaktır. Memur maaşları Ocak’da %10 artırılmıştır
ve 2001 yılının ilk yarısında TÜFE enflasyon oranı ve %10 arasındaki fark
kadar artırılacaktır. Bütçe Kanunu’nda belirtildiği üzere uygulanan sistemde
maaş ayarlamalarında 1 aylık bir gecikme olduğundan bunu telafi etmek için
yılın ilk yarısında %2’lik bir ayarlama yapılmıştır. Maaşlar Temmuz 2001’de
%5 artırılacaktır. Ancak kümülatif TÜFE enflasyonu Temmuz’a kadar verilen
maaş artışlarını geçerse, maaşlar 2001 yılı sonundan önce bu fark kadar
ayarlanacaktır. Önemli sosyal sektörlerde (çoğunlukla sağlık ve eğitim)
istihdam artışına ihtiyaç duyulmasına rağmen, 1990’lardaki eğilim durdurularak
2001 yılında memur sayısı artmayacaktır.
Yukarıda gösterilen harcama rakamları doğrultusunda bir ek bütçenin
onaylanması, sekizinci gözden geçirmenin tamamlanması için bir
koşul olacaktır.
32. KİT’lerin faiz dışı dengesinde önemli bir iyileşme beklenmektedir.
KİT’lerin faiz dışı dengesinin 2000 yılında GSMH’nin %1.5’ine ulaşan bir
açıktan 2001 yılında hemen hemen dengeye geleceği tahmin edilmektedir.
Bu amaçla, basiretli ücret politikalarının uygulanmasına ek olarak, aşağıdaki
tedbirleri alacağız;
i. KİT’lerin tarife ve ücretlerinin yeni enflasyon hedefleri
ve TL’nin değer kaybı nedeniyle, artan maliyetlerine uygun bir şekilde
arttırılması,
ii. Personel maliyetleri de dahil olmak üzere işletme maliyetlerinin
reel olarak azaltılması
iii. Şeker pancarı kotalarının 12.5 milyon ton’dan, 11.5 milyon
ton’a indirilmesi ve şeker pancarı destekleme fiyatının hedeflenen enflasyon
oranından fazla artırılmaması,
iv. Hububat destekleme alım miktarının kısılması ve ihtiyaç fazlası
hububat stokunun eritilmesi,
v. Çiftçilere doğrudan gelir desteği uygulamasının başlatılmasına
paralel olarak, destekleme fiyatlarının en fazla hedeflenen enflasyon oranında
tutulması, (destekleme fiyatlarındaki artışın hedeflenen enflasyonu geçmeyecek
şekilde yapılması kaydıyla, buğday destekleme fiyatının dünya fiyatının
en fazla %20 üzerinde kalacak şekilde Haziran 2001’e kadar düşürülmesi;
ithalat üzerindeki tarifenin en fazla %45’e indirilmesi)
vi. TEAŞ tarafından satılan elektriğin ortalama fiyatının kilovat
başına 4.5 centte tutulması ve satın alınan elektriğin maliyetinin karşılanması
için TEDAŞ’ın ücret ve tarifelerinin buna uygun olarak artırılması,
vii. LPG’nin sübvanse edilmesi uygulamasına son verilmesi,
viii. Haziran 2001 tarihine kadar KİT’lerce üretilen mal ve hizmetlere
ilişkin iskonto ve muafiyetlerin kaldırılması.
Ayrıca, Hazine Müsteşarlığı ve Özelleştirme İdaresi portföyünde bulunan
KİT’ler ile Türk Telekom ve kamu bankalarından emekli olacak personelin
azami yüzde 15’i oranında eleman istihdam edilmesi politikasının uygulanmasına
devam edilecektir. Bir KİT’den diğerine transfer edilen personel bu limit
dahilinde değerlendirilecektir. Her şekilde yeni işe alma Hazine’nin onayına
tabi olacaktır. Hazine’ye yeni istihdam için başvurmadan evvel KİT’ler
çalışanlarını bölgesel birimleri arasında kaydıracak ve emekli olan personel
KİT’ler tarafından tekrar istihdam edilmeyecektir. Özelleştirme İdaresi
portföyündeki şirketlerden, fonlardan ve döner sermayelerden, KİT’lere
veya konsolide bütçeye işçi transferi yapılmayacaktır. Fazla mesai ücretleri
sıkı bir şekilde kısıtlanacaktır.
33. Bütçe dışı fonlarda da yeni harcama programlarındaki yavaşlama
nedeniyle tasarruf sağlanması beklenmektedir. Bu gelişme bütçedışı
fonların 2000 yılında GSMH’nın %0.5’i kadar olan faizdışı açığını 2001
yılında %0.25’e düşürecektir. Ödemeleri ancak 2002 yılı ortasında başlayabileceğinden
İşsizlik Sigortası Fonu’nun faiz dışı fazlasının GSMH’nın %0.25’i kadar
artması beklenmektedir. Sosyal güvenlik kuruluşlarının açığı, önceki yıllarda
olduğu gibi genel dengelerinin açıksız sürdürülebilmesi için bütçeden yapılacak
transferle finanse edilmeye devam edilecektir. Belediyelerin küçük bir
faiz dışı açık vermeye devam etmesi beklenmektedir. Garantili krediler
ödenmediğinde Hazine’nin devraldığı yükümlülükler 2002 yılında konsolide
bütçe harcaması olarak kaydedilecektir. (Paragraf 19’a bakınız)
34. Kamu maliyesi hesaplarına doğrudan etki edecek yukarıdaki bütçe
tedbirlerine ek olarak, vergi tabanını kuvvetlendirecek ve orta vadede
vergi yükünün daha iyi dağıtılmasını sağlayacak adımlar atılmaktadır.
Vergi kaçağının önlenmesi ihtiyacı vardır. 2002 yılı sonuna kadar verilecek
Vergi Kimlik Numaralarını (VKN), 2000 sonundaki 15.2 milyon seviyesinden
iki katına çıkarmak suretiyle etkin vergi mükellefi tabanını önemli nisbette
genişletmeyi planlamaktayız. Diğer önlemlerin yanısıra, VKN 2001
Eylül ayından itibaren, banka hesap sahiplerine, bankacılık hizmetlerinden
faydalananlara ve finansal işlemlerin taraflarına verilecek olup, 2002
Haziran ayına kadar, mecburi vergi kayıt limiti aşağı çekilerek, VKN kademeli
olarak artırılacaktır. Bu amaçla, gerekli vergi mevzuatı Mayıs 2001 sonuna
kadar yürürlüğe konulacaktır (Sekizinci gözden geçirmenin tamamlanması
için koşul). Yeni tamamlanan operasyonların bilgisayar ortamına alınmış
olmasından daha iyi faydalanmak ve vergi mükelleflerine ilişkin verilerin
(üçüncü şahıs bilgileri dahil) işlenmesi ve paylaşımını geliştirmek amacıyla
vergi idaresinin üç veri işleme merkezini birleştirerek yeniden örgütleyeceğiz.
Bundan başka, vergi tahsilatının arttırılması ve tüm vergi düzenlemelerinin
uygulanması ile 2000 yılı sonunda GSMH’nin %2’si oranında bulunan (faiz
ve cezalar dahil) özel sektör birikmiş vergi borcu stoğunu 2001 yılı sonunda
azaltmayı planlıyoruz (Yapısal benchmark). Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin
birikmiş vergi ve sosyal katkı borçları 2002 yılı sonu itibarı ile sona
erdirilecektir. Birikmiş vergi ve sosyal güvenlik borçlarının geç ödenmeleri
halinde uygulanacak faiz oranlarını piyasadaki faiz oranlarının üzerinde
tutacak şekilde derhal ayarlayacağız.
35. 2001 yılı mali bütçe hedeflerinin tutturulması bir dizi
performans kriteri ve endikatif hedefler aracılığıyla izlenecektir:
Konsolide kamu sektörü faiz dışı fazlası için performans kriteri (Ek B-D’de
tanımlandığı gibi) (Ek
B)
Merkezi hükümetin (vergi iadeleri hariç) faiz dışı harcamaları için performans
kriteri (Ek
C)
Faiz dışı dengenin yanı sıra faiz ödemelerini de izlemek amacıyla, özelleştirme
gelirleri hariç, konsolide kamu sektörünün genel dengesi için endikatif
tabanlar (Ek
D).
36. Yukarıda bahsi geçen mali önlemlerin programın amaçlarına ulaşılması
için yeterli olacağını düşünüyoruz. Ancak, gerekli olması halinde,
temel makroekonomik hedeflere ulaşılması için derhal ek mali önlemler alınacaktır.
Bunun haricinde, nominal faiz oranları, sürdürülebilir bir biçimde, programın
varsayımları doğrultusunda düşmediği takdirde, – programın gözden geçirmeleri
esnasında gerekliliği araştırılacak olan- ek mali önlemler yürürlüğe konulacaktır.
Sözkonusu politikaların sıkılaştırılmasına faiz oranları üzerindeki baskının
hafifletilmesinin yanısıra orta vadeli mali uyum sürecinin desteklenmesinde
ihtiyaç duyulacaktır.
37. 2001 yılında kamu borç yönetimi büyük zorluklarla karşılaşacaktır.
Kamu bankalarının görev zararlarının senede bağlanması, sözkonusu bankalara
geçmişte verilen senetlerin değiştirilmesi ve TSMF’deki bankaların yeniden
sermayelendirilmeleri, sistemdeki piyasa koşullarındaki senetlerin miktarını
arttıracak ve nakit olarak geri ödenecek borç stoğunu yükseltecektir. Bu
yeni taahhütler, 2001 yılı ve daha sonraki yıllar için faiz yükümüzün hesaplanmasında
tamamen gözönünde bulundurulmuştur. Sözkonusu senetlerin ihraçlarının büyük
ölçüde, Mayıs ayı başlarında tamamlanacak olan bankaların yeniden yapılandırılması
ile ilgili olduğu ve sonraki geri ödemelerinin sistemdeki kamu borcuna
ilave anlamına gelmeyeceği sadece senede bağlanma olduğu vurgulanmalıdır.
Örneğin, kamu bankalarına verilen senetlerin faizlerinin nakit olarak ödenmesi
kamu bankalarının borçlanma ihtiyaçlarının azalmasını sağlayacak, böylece
para piyasalarındaki baskı azalacak ve daha yüksek hazine borç stoğunun
geri ödenmesi için gerekli devlet senetlerinin plase edilmesi kolaylaşacaktır.
38. Resmi kaynaklar yoluyla sağlanacak dış finansmanın bulunması
dış borcun çevrilmesini kolaylaştıracaktır. Bununla birlikte, Hazine’nin
dış borçlanma programı, (2.5 milyar ABD Dolarına düşürülen ve halihazırda
750 milyon ABD Doları ihraç edilmiş olan) uluslararası tahvil ihraçlarımıza
ilişkin muhafazakar varsayımlar üzerine kurulmuştur. Bu alandaki gelişmeler
Ek
G ve H’deki
performans kriterleri aracılığıyla izlenecektir.
39. İç borç yönetimi, borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini, iç
borçlanma senetlerinin çevrilmesinin kolaylaştırılması ve potansiyel yatırımcı
bazının genişletilmesini hedefleyecektir. Yaşanan kriz boyunca, kamu
borcunun vade yapısı kısalmıştır. Ancak en son Hazine bonosu ihalelerinin
sonuçları, daha normal piyasa koşullarına dönüşü ve yatırımcıların daha
uzun vadeli yatırım yapmaya istekli olduğuna işaret etmektedir. İleriye
dönük olumlu bir adım olan kamu bankalarının gecelik pozisyonlarının ortadan
kaldırılması, Merkez Bankası’nın ticari bankalardan borçlanması ile kısa
vadede eşanlı olarak yürütülmüştür. Ancak Merkez Bankası’nın borçlanma
vadeleri de uzamıştır. Önümüzdeki dönemde, iç borçlanma senetleri piyasasındaki
koşullar iyileştikçe ve Merkez Bankası ters repo stokunu azalttıkça (kısmen
Merkez Bankasının yüksek kar oranını, kısmen de Hazine’nin Merkez Bankası’nca
kamu ve TSMF bünyesindeki bankalardan satın aldığı senetleri nakit bazda
olası erken itfaya tabi tutmasını yansıtacak şekilde) kamu kuruluşlarınca
ihrac edilen borçlanma enstrümanlarının vadelerinin daha da uzaması beklenmektedir.
Bu sürecin hızlandırılması ve daha uygun bir borçlanma ve geri ödeme planının
hayata geçirilmesi için, 2001 yılı iç borçlanma programı revize edilmiştir.
TSMF bünyesindeki bankalara ve kamu bankalarına olan yükümlülüklerinin
senede bağlanmasını da içeren kamunun toplam finansman ihtiyacı, bütünüyle
ve tam bir şeffaflık anlayışı içerisinde kamuya açıklanacaktır. Nisan ayı
başından itibaren, Hazine aylık ihaleler yerine haftalık ihaleler yapmaya
başlamıştır. Her ihalede satılacak senet miktarı, piyasa koşulları çerçevesinde
ve yalnızca Hazine’nin acil finansman ihtiyacının gerektirdiği tutarda
olmaksızın esnek bir biçimde belirlenecektir. Piyasa yapıcıları sistemi
geliştirilecek ve alım satıma ilişkin ek metodların devreye sokulması göz
önüne alınacaktır. Hazine ayrıca kamu borcunun vadesini gönüllü borç takası
yoluyla uzatmaya yönelik imkanları da araştırmaktadır. Son olarak, iç borçlanma
senetlerinin bireyler tarafından satın alınmasını teşvik edecek ve böylece,
bankalardan gelecek olan talebe bağımlılığı azaltacak olan, finansal enstrumanların
vergilendirilmesine yönelik değişiklikler düşünülmektedir. Bu alanda atılacak
olası adımlar, programın sekizinci gözden geçirilmesi esnasında ele alınacaktır.
Dalgalı Döviz Kuru Çerçevesinde Para Politikası
40. Aralık
1999’da uygulamaya konan ekonomik program, para politikasının reel
ve mali şoklara karşı olan kırılganlığını azaltmayı öngören, önceden belirlenmiş
kur rejiminden çıkış stratejisini içermekteydi. Para politikası, döviz
kurunun temel nominal çıpa rolünü üstlendiği bir politikadan, Merkez Bankası’nın
nihai hedefi olan enflasyonu kontrol altına almaya odaklandığı bir politikaya
yumuşak geçişi öngörmekteydi. Aralık 2000 tarihli Niyet Mektubu, para politikasının
nihai olarak enflasyon hedeflemesi altında yürütülmesinin planladığını
daha açık bir şekilde ortaya koymaktaydı. Ancak önceden açıklanan yumuşak
geçişin uygulanması, TL’nin dalgalanmaya bırakılması ile birlikte ortadan
kalkmıştır. Döviz kuru çıpasının ortadan kalkması, para politikasının yeniden
belirlenmesini gerekli kılmıştır.
41. Güçlendirilmiş bir bankacılık sektörü ve dalgalı döviz kuru çerçevesinde,
para politikası daha aktif bir rol oynayabilecek, Türk Lirası’nın değer
kaybetmesinden kaynaklanan enflasyonist etkinin kontrol altına alınmasında
en etkin ve birinci araç olacak ve gelecek bir kaç ay içerisinde enflasyonu
aşağı çekecektir. Para politikasının kurumsal çerçevesi, TCMB yasasında,
Banka’ya özerklik sağlayan ve tam anlamıyla şekillendirilmiş bir enflasyon
hedeflemesine mümkün olan en kısa sürede gidilmesini sağlayacak biçimde
yapılan değişikliklerin onaylanmasıyla güçlenmiştir.
42. Resmi enflasyon hedeflemesi çerçevesinin oluşturulması
sürecinin ilk önemli aşaması olarak, Merkez Bankası Kanunu’nda, fiyat istikrarını
koruma konusundaki temel görevi çerçevesinde Banka’ya tam operasyonel bağımsızlık
sağlayacak değişiklikler onaylanmıştır. Sözkonusu yasal düzenleme pek
çok önemli hükümler içermektedir: Merkez Bankası’nın temel görevi olarak
fiyat istikrarının tesis edilmesi; bu hedefin takibinde kaydedilen gelişmelerin
resmi bir şekilde Hükümete raporlanması; görev sürelerinin sadece Merkez
Bankası Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri için değil (daha önceki düzenlemede
olduğu gibi), Başkan Yardımcıları için de sabit dönemler şeklinde belirlenmesi;
ve para politikasının planlanması ve uygulanmasında tavsiyelerde bulunacak
olan Para Politikası Komitesi’nin kurulması. Anılan değişiklikler, Kasım
2001’in başında sona erecek olan geçiş dönemi sonrasında TCMB’nin Hazine’ye
herhangi bir şekilde doğrudan borç vermesini de (devlet kağıtlarının birincil
piyasadan alınması dahil) engellemektedir. Merkez Bankası, enflasyon tahmin
tekniklerinin iyileştirilmesi ve para politikasının izlenmesi ile hesap
verilebilirliğinin artırılması prosedürleri de dahil, enflasyon hedeflemesinin
uygulanması için gerekecek teknik altyapıyı güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
43. TCMB, enflasyonla mücadelenin 2001 yılının geri kalanında sürdürülmesi
amacıyla, parasal büyüklüklerin kontrolü üzerinde yoğunlaşacaktır:
TCMB, para tabanının artış seviyesini genel olarak Ek
E’de belirlenen gösterge niteliğindeki tavan doğrultusunda tutacaktır.
Bu yol, programın temel nominal çıpasını oluşturmaktadır. Para tabanının
2001 yılında %25 ¾ ya da 2000 yılı sonundaki Bayram ve 2001 yılı başında
munzam karşılık oranının düşürülmesi dikkate alınarak düzeltildiğinde %47
oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir. Bunun yukarıdaki bölümlerde belirlenen
enflasyon ve büyüme tahminleriyle tutarlı olması beklenmektedir.
Beklentilerin henüz oturmadığı mevcut ortamda ve Türkiye’nin para talebinin
belirlenmesinde karşılaşılan alışılmış sorunlar dikkate alındığında, para
tabanı yolunu belirlemek için kullanılan para talebi tahminleri bir miktar
belirsizliğe tabidir. Bu nedenle, parasal büyüklüklerin gelişmelerinin
yakından izlenmesi gerekecektir. Özellikle, TCMB, beklenmedik enflasyonist
baskıları karşılamak amacıyla, para tabanının gösterge hedeflerine göre
durumunu dikkate almadan, para piyasası faiz oranlarını derhal yükseltmeye
hazır olacaktır. Aylık gözden geçirmeler bu tahminleri gerekirse tekrar
inceleme fırsatını yaratırken, TCMB programın gözden geçirmeleri arasında
da, para ve döviz piyasalarındaki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla Fon
yetkilileriyle yakın temasını sürdürecektir.
Para tabanı için yukarıda belirtilen gösterge niteliğindeki hedeflere
ulaşılmasının, nominal ve reel faiz oranlarının istisnai derecede yüksek
seviyelerinden düşmesiyle tutarlı olması beklenmektedir. Bu düşüşün öncelikle,
programın politikaları uygulandıkça ve dış kaynakların kullanılması suretiyle
finansal piyasalardaki baskılar hafifledikçe, güvenin yeniden tesisini
yansıtacağı tahmin edilmektedir. Ancak, program kapsamında TCMB’ye sağlanacak
dış finansmanın büyük bölümü bu düşüşün kolaylaştırılması ve piyasalarda
güvenin tesis edilmesi için kullanılacaktır. Programın, TCMB’nin net iç
varlıkları (NİV) ve net uluslararası rezervler (NUR) için belirlenen ve
Ek
F ve G’de
yer alan performans kriterleri, sağlanacak dış finansmanın bu amaçla kullanılmasına
imkan verecek şekilde belirlenmiştir. Ancak, programımız faiz oranlarının
beklendiği kadar hızlı düşürülmesinde başarılı olursa, NUR’daki değişimi
programın taban seviyesinin üstünde (NİV’deki değişimi ise programın tavan
seviyesinin altında) tutacağız. Faiz oranlarının hareketleri, NİV ve NUR
dahil olmak üzere, bu alandaki gelişmeler programın hedeflerine ulaşıldığının
teyit edilmesi amacıyla, yaklaşan gözden geçirmelerde ve gözden geçirmeler
arasında Fon yetkilileriyle istişarelerde bulunulmak suretiyle, yakın takibe
alınacaktır.
Elde edilen dış finansman bir önceki paragrafta belirtildiği şekilde kullanıldığı
takdirde, TCMB tarafından piyasalara döviz satılması işlemi, döviz kurunu
belli bir seviyede dengelemeyi değil, menkul kıymetler piyasasında istikrarın
sağlanması ve faiz oranlarının hızlı bir şekilde düşürülmesinin kolaylaştırmasını
amaçlayacaktır. Güçlü programımız ve dış desteğin seviyesi sayesinde Türk
Lirasının belli bir ölçüde güçlenmesi beklenirken, döviz kuru, talep ve
arz doğrultusunda piyasa tarafından belirlenmeye devam edecektir. Bu amaçla,
piyasada TCMB tarafından yapılacak döviz işlemlerinin pek çoğu ihaleler
yoluyla gerçekleştirilecektir.
D. Sosyal Diyalog, Gelirler Politikası ve Toplumun
En Muhtaç Kesiminin Korunması
44. Enflasyonla mücadeleye zarar verecek bir ücret-fiyat döngüsüne
girilmesinin engellenebilmesi, sosyal kesimler ile daha yakın bir işbirliği
de dahil olmak üzere daha iyi yapılandırılmış bir gelirler politikasının
uygulanmasını gerektirecektir. Düşük enflasyondan elde edilecek getirilerden
ekonominin tüm kesimleri faydalanacak olup, bütün toplum kesimleri bu hedefe
ulaşılması için uyum halinde çalışmalıdır. Ayrıca, toplumun ekonomik anlamda
en zayıf kesimlerini de koruyan bir güvenlik ağını da içeren etkin bir
gelirler politikası, son krizin büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin
en aza indirgenmesini sağlayacaktır. Bu alandaki Hükümet politikaları şu
üç bileşenden oluşmaktadır : (i) kamu sektörü ücret politikaları; (ii)
sosyal kesimler ile enflasyon hedefi ile uyumlu ücret ve fiyat politikalarına
katkıda bulunacak etkin bir diyalog; ve (iii) toplumun en muhtaç kesimleri
için bir sosyal koruma programı.
45. Kamu sektöründeki ücret artışları enflasyonla mücadelemizi
destekler nitelikte ve mali hedefler ile bütünüyle uyumlu olacaktır. Kamu
işçileri ile devlet memurları arasında iki yıl önce kamu işçilerine verilen
çok yüksek oranlı ücret artışı nedeniyle oluşan farkın azaltılması da aynı
zamanda önemli ve arzulanan bir husustur. Orta vadede ücret sözleşmeleri
ile tek tek kamu iktisadi teşebbüslerinin performansları arasında daha
güçlü bir bağ kurmak niyetindeyiz. Yukarıda açıklandığı üzere, devlet memurları
maaşlarının satın alım gücü öncelikle, enflasyon hedefi ile uyumlu maaş
artışları ile daha sonra da enflasyonun hedeflenen oranı aşması halinde
sonradan yapılacak tazmin edici ödemelerle korunacaktır (bu politika endeksleme
yönteminden farklı olup, enflasyonla mücadele çabalarımız ile çelişmemektedir).
Kamu işçilerine ilişkin olarak, bu kesimi temsil eden sendikalar ile istikrar
ve reform programımızı destekleyici nitelikte olacak yeni iki yıllık ücret
sözleşmeleri müzakere edilecektir. Sözleşme dönemi için verilecek nominal
ücret artışının topluma önemli bir işaret vereceğine ve böylelikle enflasyonla
mücadelemizin temel çıpalarından birini oluşturacağına inanmaktayız. Kamu
işçileri ile memurlar arasındaki ortalama net ücret oranını 2000 yılındaki
2,6 düzeyinden kontrat dönemi boyunca 2’ye düşürmeyi hedefleyeceğiz. Kontrat
döneminin ilk yılında sözkonusu oranda 1/5’lik bir düşüş hedeflenmektedir.
Kamu işçilerinin ücret kontratları enflasyonun hedeflenen oranları aşan
kısmı için ayarlanacaktır ancak, bu her altı aylık dönemin sonundan önce
olmayacaktır. Ancak, sözkonusu ayarlama gerçekleşen enflasyon ile beklenen
enflasyon arasındaki farkın %80’ini aşmayacak ve ilk altı aylık dönem için
böyle bir ayarlama yapılmayacaktır.
46. Özel sektörün ücret ve fiyat politikalarının rasyonel olması
da programın başarısı açısından hayati önem taşımaktadır. Hükümet,
enflasyon hedefiyle uyumlu ücret ve fiyat artışlarının sağlanmasını teşvik
etmek amacıyla sosyal kesimler arasındaki müzakerelerde aktif bir rol üstlenecektir.
İşverenler ile sendikalar ile yoğun bir diyalog oluşturulacaktır. Ekonomik
ve Sosyal Konsey Yasası’nın Nisan ayında kabul edilmesi ile Konsey, artık
sık ve düzenli toplantılar gerçekleştirebilecek hale gelmiştir. Ayrıca
Hükümetimiz, iletişim politikasının bir parçası olarak (bkz. 5. paragraf)
bu alanda da toplum ile iletişimini tüm sosyal kesimlere fiyat ve ücretleri
enflasyonla mücadele programını destekleyecek şekilde belirlemenin onların
yararına olacağını anlatmak üzere yoğunlaştıracaktır.
47. Bütün Türk vatandaşlarının refahını korumak programımızın temel
bir bileşenidir. Sosyal koruma programlarımızı ekonomideki yavaşlamanın
toplumun en muhtaç kesimleri üzerindeki etkisini azaltmak amacıyla, Dünya
Bankası’nın desteği ile, güçlendirmek niyetindeyiz. Sosyal güvenliğe ilişkin
olarak halihazırda önemli reformlar gerçekleştirmiş bulunuyoruz: (i) kamu
emeklilik sisteminin mali sürdürülebilirliğini muhafaza edecek reform;
(ii) özel emeklilik sigortası için gerekli çerçeveyi oluşturan yasal düzenleme;
(iii) ulusal işsizlik sigortasının uygulamaya konulması. Ek olarak, özelleştirme
sonucu işini kaybeden kamu işçilerine kıdem tazminatı ödenmesine devam
edilecektir. Sosyal yardımlara ilişkin olarak, krizden en fazla etkilenen
muhtaç kesimleri hedefleyen yardımlar sağlamak konusunda hızlı hareket
etmek niyetindeyiz. Bu konuda bir sosyal bir değerlendirme başlatılmış
olup, bu acil yardım programını uygulamak için Dünya Bankası’ndan destek
beklemekteyiz. |