Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
EKONOMİK VE SOSYAL ÖNLEMLER
SEKTÖREL BAZDA ÖNERİLER
TOBB RAPORU
EKONOMİ ZİRVESİ

TİSK RAPORU 
REEL SEKTÖRÜN GÜÇLENDİRİLMESİNE YÖNELİK GÖRÜŞ VE ÖNERİLER
8 Şubat 2001
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Hükümete, 8 Şubat 2001 tarihinde düzenlenen ekonomik zirvede, "Reel sektörün güçlendirilmesine yönelik görüş ve öneriler" başlıklı bir rapor sundu. Rapor, 40 maddeden oluşan ekonomik, 14 maddeden oluşan sosyal önlemleri içeriyor. Sektörel bazda önerilerde bulunuluyor.
 
 

TÜRKİYE İŞVEREN SENDİKALARI KONFEDERASYONU’NUN
REEL SEKTÖRÜN GÜÇLENDİRİLMESİNE YÖNELİK 
GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ

Ülkemizin içinde bulunduğu hassas ekonomik ve sosyal şartlarda, Hükümetimizce 2000 yılı başında yürürlüğe konulan üç yıllık Enflasyonla Mücadele ve İstikrar Programı’nın başarı ile sürdürülmesi, istikrarlı kalkınma hızına ulaşılması ile birlikte, temel önceliklerimizi oluşturmaktadır. Hükümetimizce kararlılıkla uygulanan önlemler sonucunda, Programın ikinci yılına başlarken enflasyonun %30’un altına indirilmesi, kanımızca çok olumlu bir gelişmeyi ifade etmektedir.

Bu başarının devam ettirilmesi ve kalkınmanın sürdürülebilmesi için, 2000 yılı sonunda mali piyasalarda ortaya çıkan sorunların kalıcı olarak önlenmesi, reel sektörü olumsuz etkilemesinin engellenmesi ve reel sektörün yatırım, üretim, istihdam ve ihracat yaratma gücünün desteklenmesi zorunludur. 

Konfederasyonumuzca hazırlanan ve reel sektörün güçlendirilmesine yönelik, 40 maddeden oluşan “Ekonomik Önlemler” ile 14 maddeden oluşan “Sosyal Önlemler”i içeren doküman Ek 1’de sunulmuştur. 

Sektörel bazdaki önerilerimiz ise Ek 2’de takdim edilmektedir.
 

TOPLUMSAL UZLAŞMA YOLUNUN AÇILMASI İÇİN EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY TOPLANMALIDIR.
 

Program hazırlıklarının başlangıcından itibaren vurguladığımız gibi, özellikle gelirler politikasının uyumlaştırılması bakımından, sosyal tarafların ülke hedefleri ile bağdaşacak biçimde davranmaları, toplumsal uzlaşma ile mümkündür. 

Buna karşılık bugüne kadar Ekonomik ve Sosyal Konsey’in konuyu ele almak üzere toplanmamış olması, Programın en büyük eksikliğini meydana getirmiştir. 

Nitekim OECD dahi, Programa ilişkin olarak yaptığı tespitlerde bu hususun üzerinde durarak, bilhassa toplu iş sözleşmesi politikasının sosyal taraflarla ele alınmamasının programın geleceği açısından yarattığı risklere dikkat çekmektedir. 

Her alanda uzlaşma arayışında olan Konfederasyonumuz, enflasyondaki kararlı iniş eğiliminin sürdürülebilmesi için, 2001 yılında bağıtlanacak ve yaklaşık 500.000 işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmelerinde uyuşmazlıklara meydan verilmeden, konsensüs yaratılmasını da son derece önemli görmektedir.
 

İŞ GÜVENCESİ YASA TASLAĞI’NIN MEVCUT ŞEKLİYLE YASALAŞMASI, REEL SEKTÖR İÇİN BAŞLI  BAŞINA  BİR  KRİZ  SEBEBİDİR.
 

Yaşanan mali krizin reel sektördeki yansıması; işyerlerinin küçülmesi, kapanması, işsizliğin artması, ihracatta azalma ve yatırımlarda zayıflama, başta vergi ve sigorta primlerini ödeme güçlüğü ve genel olarak sanayinin rekabet gücünün azalması şeklinde görülmektedir. 

Konfederasyonumuzca yapılan bir inceleme; Temmuz 1999-Kasım 2000 döneminde 8.500’e yakın işyerinin kapandığını ve bu nedenle yaklaşık 150 bin işçinin işsiz kaldığı ortaya koymuştur. (Ek: 3).

2000 yılı sonundaki olumsuz gelişmeler üretimi ve istihdamı yaralamıştır.

İş Alemi, gerekli önlemler alınmadığı takdirde bu sürecin daha da vahim hale gelebileceği konusunda ortak görüş sahibidir.

Bu ortamda, tüm koşullar sanayinin sağlıklı büyümesine olanak tanıyacak yönde olsa dahi, başlı başına kriz yaratabilecek nitelikte bulunan “İŞ GÜVENCESİ YASA TASLAĞI”nın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca gündeme getirilmesi, son derece yanlış ve zamansız olmuştur. 

Söz konusu Taslak mevcut şekliyle yasalaştığı takdirde işçilere iş güvencesi sağlamak yerine, sendikalara üye güvencesi sağlamanın ötesine geçemeyecek; reel sektörün mevcut sorunlarına yenilerinin eklenmesine yol açacaktır. Unutulmamalıdır ki, ancak “iş’in güvencesi” sağlandığı takdirde “iş güvencesi” fiilen mümkün olabilecektir.

Bu konuda Konfederasyonumuzca yapılan Anket çalışmasına göre, işverenler Taslağın yasalaşma ihtimali karşısında öncelikle yeni işçi alımını durdurmuş, yatırım ve işletme politikalarında değişikliğe gitmeye başlamış, otomasyona ve üretimi kısmaya yönelmiştir. 583 büyük sanayi işletmesi kapsamında yapılan Ankete göre işverenler Taslağın yasalaşması halinde, işçi-işveren ilişkilerinde bozulma, grevlerde artış, taşeronlaşma, yatırımlarda, üretimde ve ihracatta azalış, maliyet yükselişi gibi olumsuz sonuçlar beklemektedir.

Bu sonuçlar, ülkenin geleceği açısından çalışma hayatını doğrudan ilgilendiren İş Güvencesi gibi son derece önemli konuların üçlü uzlaşma mekanizmaları kullanılmadan gündeme getirilmesinin telafisi güç kayıplara sebebiyet verdiğini göstermektedir.

İş Güvencesi Yasa Taslağı değerlendirilirken; 2001 Yılı Programında yer alan “İşsizlik Sigortasının tesis edilmesi ve iş güvencesine ilişkin mevzuat düzenleme çalışması nedeniyle bütünlük içinde değerlendirilmesi gereken kıdem ve ihbar tazminatı müesseselerinde gereken düzenlemelere ilişkin hazırlık çalışmaları tamamlanacaktır.” hükmü dikkate alınmalıdır.
 

EKONOMİK SIKINTILAR YAŞANAN BİR DÖNEMDE, REEL SEKTÖR SOSYAL ŞARJLARLA BOĞUŞMAK ZORUNDA BIRAKILMAMALIDIR.
 

İSTİHDAMIN ARTIRILMASI VE İŞSİZLİKLE MÜCADELE ülkemizin en önemli gündem konusunu oluşturmaktadır. Buna karşılık İSTİHDAM TEŞVİK EDİLMEMEKTE, ÖNLENMEKTEDİR.

Dünyada uygulanan çağdaş tedbirler; işyeri yükümlülüklerinin azaltılması ve kolaylaştırılması şeklindedir. Oysa ülkemizde çağdaş anlayışa taban tabana zıt bir kamu politikası uygulanmaktadır.

İşyeri yükümlülükleri artırıldıkça genişleyen kayıtdışı ekonomi karşısında yine kayıtlı sektör üzerindeki yükümlülüklerin artırılması yoluna gidilmekte, yaratılan bu kısır döngü, istihdamdan kaynaklanan toplam kamu gelirinin daha da azalması sonucunu doğurmaktadır.

Nitekim bu anlayışın tipik bir örneğini geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca hazırlanan ve İş Kanunundaki Para Cezalarının artırılmasına ilişkin Kanun Taslağı ortaya koymaktadır. Taslak, her yıl yeniden değerleme oranında artan idari para cezalarını yetersiz görerek mevcut cezaların %200.000 (yüzde ikiyüzbin)’lere varan oranlarda artışını öngörmektedir. (EK 4).

Cezaların bu şekilde astronomik ölçüde artırılması, suç ile ceza arasındaki illiyet bağı ilkesine aykırı olduğu gibi, yatırımcının ve girişimcinin istihdam yaratmasını da engelleyecek niteliktedir.
 

SOSYAL SİGORTALAR KURUMU’NUN FİNANSMAN DENGESİZLİĞİ, PRİMLERDE AŞIRI ARTIŞLARLA GİDERİLMEYE ÇALIŞILMIŞTIR.
 

“Sosyal Güvenlik Reformu” adı altında yapılan yasal düzenlemelerle işverenlerin sosyal sigortanın finansmanına katkısı fahiş oranlarda artırılmıştır. Bu artış nedeniyle Kurum gelirlerinde görülen iyileşmenin finansman dengesizliğinin giderildiği şeklinde yansıtılması hatalıdır.

Kurumun sigortalı sayısında artışa gidilmeden, finansmana prim ödeyerek devlet katkısı sağlanmadan ve verilen hizmetlerde iyileşme olmadan sadece işçi ve işverenlerin ödediği prim tutarlarının artırılması ile sağlanan açık kapatma yöntemi çağdaş sigorta anlayışı ile bağdaşmamaktadır.

Diğer taraftan TBMM gündeminde bulunan ve Sosyal Sigortalar Kurumu’nun yeniden yapılandırılmasını amaçlayan Kanun Taslağı da İşçi ve İşveren Konfederasyonlarının mutabakatı ile hazırlanan Taslak değildir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; tarafların mutabakatı yerine kendi görüşlerini yansıtan taslağı TBMM’ne taşımıştır. Bu uygulama da “Üçlü Uzlaşma” yaklaşımına aykırıdır.
 

İŞSİZLİKLE MÜCADELE İÇİN İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ YÜKLERİN AZALTILMASI ZORUNLUDUR.
 

Avrupa Birliği genelinde ve tekil ülkelerde işsizlikle mücadele ve istihdamı artırma amacıyla “Uzlaşma”ya dayalı “Ulusal Eylem Programları” yürürlüğe konmaktadır.

Ülkemizin de bu uygulamalara hızla geçişi sağlanmalıdır.

Öncelikle;

  • İşçi çalıştırmaktan kaynaklanan yükler dönemsel olarak azaltılmalı; (Sosyal sigorta işçi ve işveren prim oranları, işsizlik sigortası prim oranları, fonlara yapılan ödemeler, kıdem tazminatı yükü gibi) 
  • İşyerlerinin enerji girdilerine uygulanan vergileri %50 oranında indirilmeli, 
  • Yeni istihdama yönelik düşük faizli kredi kullanma imkanı tanınmalı, 
  • Bir yıl içerisinde işçi sayısını belli oranda artıran işyerlerinin, ilave istihdamdan kaynaklanan yükleri bir dönem ertelenmeli, EXIMBANK kredilerinde bu işyerlerine öncelik tanınmalı, 
  • Çalışma mevzuatı biran önce esnekleştirilmeli ve atipik istihdam modellerine yer verilmelidir.


AB’YE VERİLECEK “ULUSAL PROGRAM”, ÇALIŞMA HAYATI ALANINDA REKABET GÜCÜMÜZÜ GÖZETMELİDİR.

Avrupa Birliği’ne sunulacak Ulusal Program çerçevesinde yürütülen hazırlıklarda ILO ilkeleri de gözardı edilerek, sosyal tarafların Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından sürdürülen  çalışmalara katılması ve görüşlerinin değerlendirilmesi mümkün olamamıştır.

Reel sektörün rekabet gücünü sekteye uğratabilecek çalışma hayatı tedbirlerine Ulusal Programda yer verilmemesi ve değişimin kısa vadede değil, orta vadede ele alınarak, AB’nin talep etmediği hususların taahhüt edilmemesi büyük önem taşımaktadır. 

Diğer taraftan, bu faaliyette AB’nin İstihdam Stratejisine Türkiye’nin süratle iştiraki gereği de hesaba katılmalıdır.
 

“MİNİMUM BÜROKRASİ” İLKESİ HAYATA GEÇİRİLMELİDİR.
 

Yatırım yapan, üreten, istihdam yaratan ve ihraç eden, ülkeye gelir getiren müteşebbistir. Bunları gerçekleştirmek için yüzlerce yere başvurmak, yüzlerce belge ve imzayı toplamak zorunda kalan, bir yatırıma başlayabilmek için yıllarca uğraş veren de müteşebbistir.

Teşebbüs azmini kıran, yatırım, üretim ve istihdamı zayıflatan bürokratik engellerden biran önce kurtulmamız, “minimum bürokrasi” ilkesini hayata geçirebilmemize bağlıdır. 

Bir kişiye istihdam yaratmanın maliyetinin 2000 yılında, ortalama 46.4 Milyar liraya yükseldiği dikkate alındığında, bunu göze alarak yatırıma yönelen müteşebbislere destek olacak bir bürokratik yapının ve zihniyetin tesisi, kaçınılmazdır. 
 



(9 ŞUBAT  2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş