Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
TİSK RAPORU
EKONOMİK VE SOSYAL ÖNLEMLER
EKONOMİ ZİRVESİ

TİSK RAPORU 
SEKTÖREL BAZDA ÖNERİLER
8 Şubat 2001
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Hükümete, 8 Şubat 2001 tarihinde düzenlenen ekonomik zirvede, "Reel sektörün güçlendirilmesine yönelik görüş ve öneriler" başlıklı bir rapor sundu. Raporda, sektörel bazda bazı önerilerde bulunuluyor.
 
EK 2

SEKTÖREL BAZDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLER


İLAÇ SANAYİİ:

1. İlaç fiyatlarının tespitinde enflasyon, devalüasyon ve maliyet artışları dikkate alınmamakta, geç ve yetersiz verilen zamlar endüstriyi yok olmaya götürmektedir. Son 5 yılda endüstrimiz büyük oranlarda ve daimi olarak zarar etmiştir.

ÖNERİ
Fiyat kararnamesi tam ve eksiksiz uygulanmalı,
1/9/1995 ve 28/4/1998 tarihli İlaç Fiyatları Hakkında Tebliğler yürürlükten kaldırılmalı.
2. % 17 KDV oranı çok yüksektir. Bugün sarfedilen ilacın yaklaşık % 70’i devlet kuruluşları tarafından dağıtılmaktadır. (Sağlık Bakanlığı, SSK, Emekli Sandığı, Bağkur, Milli Savunma Bakanlığı vs.) Dolayısıyle devlet bir cebinden alıp diğer cebine koymaktadır. Azaltılmasının devlete bir külfeti olmayacaktır. Ancak endüstrinin girdilerinin pek çok sahaya ait olması nedeniyle KDV’yi asgariye indirmede dikkatli olunması gerekmektedir.

Ayrıca Devlet alımlarında ilaç üreticileri, oluşan KDV’yi bir ay içinde ödemek zorunda oldukları halde Devletten tahsilat 2-3 ay gecikmektedir. Keza SSK alımlarında da aynı prosedür uygulanmakta, ancak SSK da borçlarını 3-4 ay gecikme ile ödemektedir.

ÖNERİ
KDV oranının % 8 oranına indirilmesi. Bu konuda endüstrimizin girişimlerine DPT, Hazine, Sağlık Bakanlığı ve Sanayi Bakanlığı olumlu yanıt vererek Maliye Bakanlığına göndermişlerdir. Maliye Bakanlığı da bu hususu olumlu karşılamıştır. Bunun gerçekleştirilmesi.


3. Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu endüstrimize % 6 olarak uygulanmaktadır. Ancak bu fon fiyatlara yansıtılmamaktadır.

ÖNERİ
% 6 olan Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF) kaldırılmalı.

DERİ SANAYİİ:

Sektörün uzun yıllardır sıkıntıda olduğu bilinmektedir. Kısa vadede çözülmesi gereken problemler şunlardır:

1. HAM DERİ İTHALATI PROBLEMİ

Yaklaşık 42 ülkeden ham deri ithalatımız yasaklanmıştır. Avrupa ve diğer ülkeler ham deri ithalatı yaptığı ülkenin hangi bölgesinde problem varsa oradan ithalatı yasaklarken Türkiye bölge yerine tüm ithalatı yasaklamıştır. Bundan dolayı ülkenin günlük zararı 500 bin Amerikan doları civarındadır.

Bununla ilgili olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın hazırladığı, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nda yapılacak değişiklik tasarısının bir an önce TBMM’ne sevk edilmesi çok büyük önem arz etmektedir.

2. İhracatçı üyelerimizin KDV alacakları aylardan beri ödenmemektedir.

3. Eximbank kredileri yetersiz olup, kredi maliyetleri çok yüksektir.

4. Yıllık döviz artış hedefiyle enflasyon arasında uçurum vardır, kur makası sebebiyle ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

5. ORGANİZE DERİ SANAYİ BÖLGESİNDE ÇALIŞMANIN FATURASI ÇOK PAHALIDIR.

Bilindiği üzere, Organize Sanayi Bölgeleri Projesi’nin temel hedeflerinden birisi, sanayiin kentlerden belirli bölgelere taşınması neticesinde sanayi üretiminin sebep olduğu olumsuzlukların giderilmesidir. Söz konusu olumsuzlukların başında, sınai atıkların  neden olduğu çevre kirliliğinin bertaraf edilmesi ve halk sağlığının korunması gelmektedir.

Bu itibarla;

  • Sınai ünitelerin (fabrika ve atölyelerin) kentlerden OSB’lere taşınmasının süratle gerçekleşmesi,
  • OSB’ler içinde, çevreye uygun üretim yapılmasının sağlanması ve bu anlamda ilgili kanun ve yönetmeliklerin eksiksiz ve tavizsiz olarak uygulanmasının temin edilmesi,
  • OSB’ne yönelik olarak elektrik, su ve benzeri sübvansiyonların acilen benimsenmesi,
gerekmektedir.
 

TURİZM :

Turizm, Türkiye’de son on yılda büyük bir sıçrama göstermiş ve ekonominin en çok döviz girdisi sağlayan sektörü olmuştur. Sektör, 1999 yılında yaşanan büyük kriz ve deprem felaketlerinden olumsuz etkilenmişse de 2000 yılında yeni bir toparlanmaya girmiş ve ülkemize 10.400.000 turist getirerek 7,5 milyar dolar döviz girdisi sağlamıştır.

Dünyamızın içinde bulunduğu koşullarda 2001 yılından başlayarak turizm sektörünün Türkiye’ye uluslar arası rekabette göreceli üstünlük sağlayan en önemli sektör olduğu görülmektedir. Turizm sektörü her yıl artan döviz girdileri ile ülkemiz ekonomisinin lokomotifi olmaya namzet birinci sektördür. Ayrıca İstanbul Sanayi Odasının yaptığı bir araştırmaya göre, turizm sektörü, Türkiye ekonomisinin 38 farklı sektörünü aynı anda etkilemektedir. Bu da ülke ekonomisi açısından sektörün önemini bir kez daha kanıtlamaktadır.

Sektörün sorunlarını iki başlık altında toplamak mümkündür.

A. Yapısal Sorunlar

  • Tanıtım
  • Eğitim
  • Turizm İşletmelerinin konumlandırılması
  • Altyapı sorunları ve çevre korunması planı
  • Mali ve Teknik sorunlar


B. Güncel  Sorunlar

Sektördeki çeşitli kuruluşlarca yapısal sorunlar ile ilgili pek çok rapor hazırlanmış, yetkililere ve Bakanlık makamına sorunlar anlatılmıştır. Bu nedenle bu yazımızda bu sorunlara girmek istemiyoruz. Ancak sezonun başlamasına çok az bir zamanın kaldığı bu günlerde güncel sorunları dile getirerek acil önlemler alınmasını talep ediyoruz.

Sektörün güncel sorunları ve çözüm önerilerimiz:

1. KDV sorunu

İspanya, Fransa, İtalya, Portekiz ve Yunanistan gibi turizmde bize rakip olan ülkelerde KDV oranları sektöre özgü olarak genel oranın yaklaşık yarı yarıya altına düşürülmüştür. Bu ülkeler ile Türkiye arasında KDV oranlarında % 7 ile % 12 arasında fark vardır. Türkiye’de ise KDV oranının düşürülmesi bir yana 2 puan artırılarak % 15’den % 17’ye çıkarılmıştır. Türkiye’nin % 17’lik KDV ile turizm piyasasında rekabet avantajı yakalama şansı yoktur. Üstelik Türkiye, Avrupa’nın en çok turist veren ülkelerine rakiplerinden daha uzaktır. Bu iki unsur biraraya geldiğinde Türkiye’nin hakettiği kadar turisti ülkeye getirmesi zorlaşmaktadır.

Bu nedenler ile KDV turizm sektöründe mutlaka düşürülmelidir.

2. Turizm İşletmelerinin KOBİ Yatırım Teşvik ve Kredi kapsamına alınması

Turizm işletmelerinin KOBİ Yatırım Teşvik ve Kredi kapsamına alınması 1999 yılı Hükümet icra programına alınmış olmasına rağmen bugün halen bu konu işlerlik kazanmamıştır. Ayrıca bu tür teşvik kredisi kullandırılmasında kayıtlı, büyük ve kurumsallaşmış şirketleri dışlayıcı kısıtlar konulması (örneğin ciro üst sınırı gibi) bu işletmelerin yenileme ve modernizasyon yatırımlarını gerçekleştirmelerini zorlaştırmaktadır.

Bu nedenler ile Turizm İşletmelerinin herhangi bir kısıt ve koşul konulmadan KOBİ Yatırım Teşvik ve Kredi kapsamına alınması veya benzer bir sistem ve yapının Turizm İşletmeleri için de bir an önce kurulması gerekmektedir.

3. Finansman Sorunları

Bankacılık sistemimiz turizm sektörüne uzak durmakta ve riskli sektörler arasında kabul etmektedir. Kredi faizleri yüksek ve vadeleri kısadır. Sektör kendi elinde olmayan nedenler ile (örneğin Apo krizi, depremler, terör olayları) kan kaybettiğinde kısa vadeli krediler nedeniyle zor duruma düşmektedir.

Turizm geliri ihracat geliri sayıldığına göre, sektördeki firmaların Eximbank kredilerinden yararlanması sağlanmalıdır.

Diğer yandan bankacılık sistemi yerli turistlerin de işletmelerden yararlanması için tatil kredilerini yaygınlaştırmalıdır.

Turizm İşletmeleri ihracat geliri sağladıkları için Eximbank kredilerinden yararlandırılmalı, bankacılık sistemi sektörün özelliklerini dikkate alarak kredi vermelidir.

4. İhracatçı Firmalara sağlanan teşviklerden Turizm sektörünün de yararlandırılması

İhracatçı firmalara sağlanan devlet yardımları ve teşviklerden ihracat geliri sağlayan turizm işletmeleri de yararlanmalıdır. İhracatçı firmalara sağlanan avantajlar tebliğlerde yapılacak küçük değişiklikler ile sektörümüze de uygulanabilecektir. Bu değişikliklerin neler olabileceği “yüksek planlama karar değişikliği” şeklinde ilgili makamlara sunulmuştur.

Yalnız sanayi sektörüne ve ihracatçı firmalara sağlanan teşvikler Turizm sektörüne de sağlanmalıdır.

5. Maliyetlerin düşürülüp rakip ülkelere karşı fiyat avantajı sağlanması

Turizm işletmelerine elektrik, su, atıksu, telefon v.s. hizmetleri için sanayi işletmeleri tarifesi uygulanmakta bu da özellikle konaklama sektöründe maliyetleri artırıp fiyat avantajını ortadan kaldırmaktadır.

Bu nedenle, sektöre özelliği nedeniyle ucuz tarife uygulanması zorunludur.

6. Yurtdışından turist taşıma ve ülkeye girişte yaşanan sorunlar

Türkiye’ye turist getiren Tur Operatörü şirketler uçak organizasyonlarında zorluk yaşamakta, ülkeye girişte ödenen havaalanı vergileri, ayakbastı paraları fiyat avantajlarını olumsuz etkilemektedir. THY bu şirketlere gereken kolaylığı ve anlayışı göstermemekte, yurtdışı uçak şirketleri ile çalışmak zorunda kalınmakta bu da ülkenin döviz kaybetmesine neden olmaktadır.

Ayrıca turistik girişlerde yürütülen formaliteleri azaltacak ve servisin kalitesini yükseltecek eğitim ve uygulama önlemleri alınmalıdır.

Turizm bölgelerinin ihtiyacına göre havaalanı, yol, su şebekesi, telefon santrali gibi hizmetleri sağlayacak ya da geliştirecek yatırımların eş zamanlı olarak yürütülmesi ve hızla tamamlanması gereklidir.

THY’nın Tur Operatörü şirketler ile işbirliği yapması sağlanmalı, vergiler indirilerek rakip ülkelere karşı fiyat avantajı sağlanmalıdır.

İNŞAAT :

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ekonominin lokomotifi inşaat sektörüdür. Dünyada ekonomileri duraklamaya giren birçok ülke, öncelikle inşaat sektörünü canlandırarak  ekonomilerinin güçlenmesini sağlamışlardır. Bu bilinen gerçek, ülkemizde maalesef göz ardı edilmektedir.

1999 yılında % 12,7 küçülen inşaat sektörü 2000 yılında da yerinde saymıştır. Yani 1999 yılında sektörde yaşanan sıkıntı 2000 yılında da artarak devam etmiştir. 2001 yılında da sektörde gelişme olacağına dair işaretler yoktur.

Özel Kesim :

T.C. Merkez Bankası verilerine göre toplam inşaat yatırımları içinde özel sektörün payının % 65-70 mertebesinde olması, inşaatta özel sektörün önemini ifade eder.

Ülkemizde çok gerekli olan ve 10 Nisan 2000 tarihinden itibaren 27 büyük ilimizde uygulanmaya konulan yapıda denetim sistemi, ister istemez inşaat yatırımlarının yavaşlamasına sebep olmuştur.

Ekonomideki genel durgunluk, sanayi kesiminde sabit sermaye yatırımlarının yavaşlamasına sebep olmuş, dolayısıyla inşaat yatırımları da duraklamıştır.

Kamu Kesimi:

Yatırım ödeneklerinin 1980’li yıllardan bu yana sürekli azalması kamu yatırımlarında duraklama sonucunu getirmiştir. 1980’li yıllarda kamu yatırım ödenekleri GSMH’nın % 4- % 4,5 seviyesinde iken her sene küçülmüş ve halen % 2’nin altına düşmüştür. 2001 yılı kamu yatırım ödenekleri ise reel seviyede 2000 yılı rakamlarının % 25 altındadır.

Bu durumda, ihalesi yapılmış olan işlerin 18-20 seneden evvel bitirilebilmesi ve bu işler için yapılan harcamaların ekonomiye geri dönmeye başlaması mümkün değildir. Bu şartlar altında, ihalesi yapılmış olan kamu yatırımları zaten dar boğazda olan ekonomimizin sırtında ağır bir yük olmaktadır. Ancak, kamunun altyapı yatırımları ülke kalkınmasının en temel unsurudur. Kamu yatırımlarının yavaşlatılmasını düşünmek dahi çok yanlıştır.
 

TEKLİFİMİZ:

1.  Özel Sektörde:

a) İnşaat sektörüne bağlı sabit sermaye yatırımları öncelikle teşvik edilmelidir.

b) Yapıda denetim sisteminin uygulanmasında pilot bölge olarak seçilen illerin sayısı geçici olarak azaltılmalıdır.

2. Kamu Kesimi Yatırımları:

a) İhalesi yapılmış işlerin kısa sürede bitirilebilmesi için, bütçe imkanlarına ilaveten dış kaynak temin edilmelidir. Özellikle, rantabilitesi yüksek projeler için gerek ilgili idarelerin, gerek işleri taahhüt eden müteahhitlerin dış kredi bulma çabaları Hükümetimizce de teşvik edilmeli ve destek verilmelidir.

b) Rantabilitesi yüksek büyük projelere yabancı sermaye veya dış kredi yolu ile kaynak temin edilerek kısa sürede yapımlarına başlanmalıdır.

 



(9 ŞUBAT  2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş