Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
TOBB'UN SEKTÖREL SORUNLAR RAPORU
TİSK RAPORU
EKONOMİ ZİRVESİ

TOBB RAPORU
TÜRK EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER VE GEREKLİ ÖNLEMLER
8 Şubat 2001

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Hükümete, 8 Şubat 2001 tarihinde düzenlenen ekonomik zirvede, "ekonomimizin içinde bulunduğu sorunlar ve çözüm önerileri", "Türk ekonomisinin sektörel sorunları" başlıklı iki rapor sundu.
 
 

TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ

EKONOMİMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU SORUNLAR 
VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

TÜRK EKONOMİSİNDEKİ
GELİŞMELER VE GEREKLİ ÖNLEMLER

Türk ekonomisinde 2000 yılı başında uygulamaya konan üç yıllık ekonomik istikrar programı yapısal düzenlemelerin yavaşlaması ve Türk lirasının reel olarak değerlenmesi sonucu geçen Kasım ayında ortaya çıkan finansman krizi ile sarsıntıya uğramıştır. Bunun sonucunda iş aleminde ekonomi yönetimine ve istikrar programına olan güven kısmi bir sarsıntı geçirmiştir.

Hükümetimizin yapısal reformları hızlandırmayı kabul etmesi ile Uluslararası Para Fonu’ndan ve Dünya Bankası’ndan 10 milyar dolar ek finansman kaynağı sağlanmış ve mali piyasalar kısmen yeniden istikrar kazanmıştır. Ancak yaşanan mali kriz 2001 yılında reel ekonomi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yapmaya başlamıştır. Özellikle faiz hadlerinin yükselmesi, bankaların kredileri kısması ve vade tarihinden önce tahsil etmek istemesi firmalarımızı çok zor durumda bırakmıştır. Diğer taraftan mali kriz ve yükselen faiz hadleri nedeniyle iç talebin kısılması özellikle küçük ve orta boy firmalarımızı çok olumsuz yönde etkilemiştir. Firmalarımız yatırım ve üretim yapmakta zorlanmakta ve finansman yönünden ciddi darboğaz içinde bulunmaktadır.

Ekonomide ortaya çıkan güveli bunalımının aşılması, istikrar programının etkin bir biçimde uygulanması ve mali krizin iktisadi büyüme üzerindeki olumsuz etkilerin giderilmesi için yeni ve kapsamlı tedbirlerin uygulamaya konması gereklidir.

Bu tedbirlerin başında içinde Türk Özel Sektör temsilcilerinin ve kamu kesimi temsilcilerinin bulunacağı bir “İstikrar Programı İzleme ve Değerlendirme Komitesi”nin acilen kurulması gelmektedir. Bu Komite'nin kurulması istikrar programının uygulanması sonucunda piyasalarda ortaya çıkan gelişmelerin, reel sektörün içinde bulunduğu sıkıntılar ile üretim ve ihracatla karşılaşılan zorlukların tespitine ve gerekli önlemlerin zamanında alınmasına imkan verecektir. Esasen son yaşanan kriz Birliğimizce önerilen ve özel sektörün de içinde bulunacağı bir “İstikrar Programını İzleme ve Değerlendirme Komitesi” nin acilen kurulmasının ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.

Son dönemde Hükümetimizin aldığı tedbirlerle mali piyasalardaki kriz ortamı aşılmaya başlamış ve piyasalarda güvenin yeniden tesisi yönünde önemli  gelişmeler olmuştur. Özellikle ödenemeyen vergilerin taksitlendirilmesi finansman sıkıntısı içinde olan firmalarımızı rahatlatan bir karar olmuş ve takdirle karşılanmıştır. Bu gelişmelerin kalıcı bir duruma dönüştürülmesi ve finansal krizin iktisadi büyüme üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesi için temel olarak:

  • KİT’lerin özelleştirilmesine hızla devam ederek devletin ekonomiden çekilmesi,
  • Kamu bankalarını özelleştirerek devletin fınansal piyasalar üzerindeki ağırlığının ortadan kaldırılması.
  • Tarım piyasalarının ve destekleme politikalarının akılcı temellere oturtulması.
  • Devletin küçültülerek kamu harcamalarının kısılması. 
  • Özel sektörün finansman sıkıntısının aşılması için 10 milyar dolar dış kaynağın bulunması
zorunludur.

Son bir aylık dönemde enflasyondaki düşüş trendi devam etmekle beraber yapısal özellik arzeden ülkemizdeki enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülmesi için yapısal düzenlemelerin de mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir.

Enflasyonun düşürülmesi için uygulanan tedbirlerle birlikte üretim ve ihracatın arttırılmasına yönelik acil önlemlerin alınması da, reel sektörün içinde bulunduğu ciddi sıkıntıların giderilmesi bakımından büyük önem arzetmektedir. Reel sektörün sıkıntılarının giderilmesi, üretim ve yatırıma canlılık kazandırılması içinde aşağıda belirtilen tedbirler hızla ve etkin bir biçimde uygulamaya konulmalıdır:

1. Bankacılıkla İlgili Önlemler

Türkiye’de bankacılık sektöründe kapsamlı bir yapısal düzenleme yapılması gereklidir. 

Bu amaçla:

• Türkiye'de özellikle küçük ve orta boy bankaların birleştirilerek rehabilite edilmesi ve mali kaynakların güçlendirilmesi çok önemlidir. Bu bakımdan Türk bankacılık sektöründe birleşme ve satın almaların özendirilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu konuda banka birleşmelerinin teşvik edilmesi için düşünülen teşvikler çok isabetlidir. Bu teşviklerin tüm işletmelere de sağlanması gerekir. Diş piyasalarda firmalarımızın rekabet edebilmesi için birleşerek güçlenmesi gerekir. Firmalarımız küreselleşme sürecinde yoğunlaşan şirket birleşmeleri akımının dışında kalmamalıdır. Ancak, ortaya çıkan üzücü durum nedeniyle işe öncelikle bankalardan başlanmalıdır.

• Kamu bankaları kanunla belirlenen sürenin dolması beklenmeden hızla özelleştirilmelidir. Bankaların kuruluş amacına bağlı olarak topladıkları fonların nasıl ve hangi kesimlere hangi limitlerde kullandırılacağı yeniden tarif edilmelidir.

• Bankalar ‘karınca duası’ biçiminde hazırladıkları kredi sözleşmelerinin arkasına sığınarak işletmelere ve işadamlarına verdikleri kredi faizlerini, kriz ve piyasa şartlarını öne sürerek vadesi dolmadan değiştirmektedirler. Bu durum piyasalarda ciddi belirsizlik ve çalkantılara yol açmaktadır. Bu uygulamaları önleyecek yasal düzenlemeler vakit geçirilmeden yapılmalıdır.  %50 ile verilen bir krediyi kısa süreli bir kriz anında %2000 faizli bir krediye dönüştürmek bankacılık değildir. Bankalar risk yönetimini esas alan diğer stratejiler izlemelidirler. Kredilerin süresi dolmadan faizlerin nispeti bankalar tarafından tek taraflı arttırılmamalıdır. 

• Bankaların bankacılık dışındaki ekonomik alanlarda faaliyet göstermelerine mani olacak yasal düzenleme bir an önce gerçekleştirilmelidir. Bu düzenlemeler yapılıncaya kadar da holding bankalarının kaynaklarını kendi firmalarına aktarmalarını engelleyecek önlemler uygulamaya konulmalıdır. Orta dönemde Türkiye’de holding bankacılığından Angla-Sakson bankacılık sistemine geçilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalı ve bankaların gerçek anlamda bankacılık yapmaları sağlanmalıdır.

• Özerk bir yapıya sahip olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun oluşturulması isabetli bir gelişme olmuştur. Beklentimiz bu Kurulun bankalar üzerinde etkin bir denetim sağlamasıdır. Ancak bu yapılırken pusuya yatıp suçluyu polisiye tedbirlerle yakalamak yerine, hatalara anında müdahale edip düzeltmeye gidilmelidir.


2. Konsolide Devlet Bütçesi İle İlgili Önlemler

Türkiye’de kronik hale gelen enflasyonun temel nedeni giderek artan ve Gayri Safi Milli Hasıla’nın  %l0'nu aşan bütçe açıklarıdır. 2000 yılı Konsolide Bütçe uygulamasındaki olumlu gelişmeleri enflasyonun düşürülmesi yönünden çok önemli görüyoruz. Ancak bütçe açıkları hala istenilen düzeye indirilememiştir. Konsolide Devlet Bütçesi açıklarının sermaye piyasasından finansmanı hem reel faizlerin yükselmesine ve hem de finansman piyasalarında istikrarsızlığa neden olmaktadır. 

Bu nedenle bütçe ve kamu harcamaları konusunda aşağıdaki önlemler uygulamaya konulmalıdır. 

• Sıfır bazlı bir bütçe hazırlanarak gereksiz harcamalar ortadan kaldırılmalıdır.

• fonların tamamı bütçeye aktarılarak kamu harcamalarının tamamının etkin denetimi sağlanmalıdır.

• Kamu harcamaları reformu yapılarak kamu harcamaları disiplin altına alınmalı ve etkinliği sağlamak için devlet mutlaka küçültülmelidir. Tüm toplum kesimleri fedakarlık yaparken ve ayakta kalmaya çalışırken, devletin hiç bir şey olmamış gibi eski savurganlıklarına devam etmesi ve kamu idarelerinin kendilerine verilmiş bütçe ödeneklerinin kullanılmayan kısımlarını devlete iade etme yerine lüzumsuz şekilde harcamaları kabul edilemez.

• Avrupa Birliği normlarına uygun yeni ihale yasası hazırlanmalı ve her türlü kamu ihalesinde şeffaflık sağlanmalıdır.


3. Vergi Politikası İle İlgili Önlemler

Vergi politikası bir yandan ekonomik istikrarın sağlanması ve diğer yandan da yatırımların arttırılması ve iktisadi büyümenin hızlandırılması açısından büyük önem taşır. Bu nedenle vergi politikalarında dikkatler daima üretimi ve istihdamı artırmaya yönelik olmalıdır. 

Bu nedenle:

• Son yıllarda vergi mevzuatında çok sık değişiklikler yapılması ve ek mali yükümlülükler getiren yönetmelik ve yasaların geriye doğru işletilmesi piyasalarda belirsizlik ve güvensizlik yaratmakladır. Bu durum özellikle yabancı sermayenin ülkemize gelişinde önemli bir caydırıcı etki yaratmaktadır. Yabancı sermayeye çok ihtiyacı olan ülkemizin bu tür uygulamalardan sakınması ve yabancı yatırımcılara güven vermesi  gerekmektedir.

• Diğer taraftan yasa ile getirilebilecek vergiler genel tebliğlerle getirilmektedir. Bunlar daha sonra da Danıştay tarafından iptal edilmektedir. Ancak Gelirler Genel Müdürlüğü bu kararları uygulamamaktadır. Bu durum Türkiye'nin bir hukuk devleti olması yönünden ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Bu hukuk dışılığa bir an önce son verilmelidir.

• Türkiye'de ciddi, kalıcı ve Anayasaya ve yasalara uygun bir vergi düzenlemesi yapılmalıdır. Böyle bir düzenlemede sosyal dengeler ve bölgeler arası dengesizlikler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

• Yatırım indirimine uygulanmaya başlanan stopaj vergisi mutlaka kısa bir süre içinde kaldırılmalıdır. Bu stopaj vergisi yatırımları olumsuz yönde etkilemekte ve firmaların rekabet gücünü azaltmaktadır. Ayrıca yabancı yatırımların Türkiye’ye çekilmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

• Sermaye piyasasının canlandırılması için her tür hisse senedi alım satımlarından elde edilen gelirler vergi kapsamı dışında bırakılmalıdır. 

• Kronik enflasyon, yüksek vergi oranları ve diğer ekleri ile sosyal sigorta primleri Türkiye’de kayıt dışı ekonomiyi artırmaktadır. Vergi gelirlerinin firmaların taşıma sınırını aşan ek vergilerle değil, artık kayıt dışı ekonominin kayda alınması ile arttırılması gereklidir. Bunun için ilk aşamada gıda ve giyeceklerden başlayarak KDV oranları aşağı çekilmeli ve sigorta prim oranlarının yeniden düzenlenmesi sağlanarak etkin bir vergi denetimi sistemi kurulmalıdır.

• Ekonomik gelişmeyi olumsuz etkileyen ve bu nedenle vergi potansiyelini daraltan ek vergi ve asgari geçim standardı gibi uygulamalar kaldırılmalı ve peşin vergi tahsilatı altı aya çıkartılmalıdır.

• Reel sektörün içinde bulunduğu ciddi mali ve ekonomik zorluklar nedeniyle ödeme güçlüğüne düştüğü ve 31.12.2000 tarihine kadar ödenememiş vergi borçlarının, Hükümetin aldığı bir karar ile 18 ay taksitlendirilerek ödenmesi imkanının getirilmesi memnuniyetle karşılanmıştır. Ancak, içinde bulunulan zor şartlar dikkate alınarak, SSK ve Bağ-Kur prim borçları için de benzeri bir ödeme kolaylığının getirilmesi beklenmektedir.

4. Kamu Yönetimi ve Bürokrasi İle İlgili Önlemler

Birliğimiz tarafından yapılan çalışmalarımız hantal ve muğlak kurallarla işleyen bürokratik mekanizmanın, her tür yolsuzluğa nasıl zemin hazırladığını açıklıkla ortaya koymaktadır. Nitekim Dünya Bankası kaynakları da, düzensizlik ve yolsuzluk bakımından ülkemizi ilk sıralarda değerlendirmektedir. Bunu da yabancı sermayenin gelmemesine gerekçe olarak göstermektedirler. 

Bu çarpık mekanizmanın düzeltilmesi için:

• Kamu yönetimi yeniden yapılanmalı ve şeffaflaştırılmalıdır. Devleti koruma adı altında, kimsenin devletin altını oymaya hakkı olamaz. AB’ye Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Programı tartıştığımız bu dönemde idari yapının AB Müktesebatı doğrultusunda öncelikle düzeltilmesi gerekir.

• Son zamanlarda kamuoyuna yansıyan düzensizlikler ve yolsuzlukların üzerine zecri tedbirlerle gidilmesi bürokrasiyi kilitlenmiş bir duruma getirmiştir. Hiç bir kamu görevlisi siyasi otoriteden yetki almadan imza atmamaktadır. Bu nedenle bürokratik mekanizmanın etkinliği tekrar sağlanmalıdır.

5. Yatırımların Teşviki İle İlgili Önlemler

Türkiye'de enflasyonun kontrolünde arz yönlü politikalarında devreye sokulması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu çerçevede yatırım ve üretimi  arttıracak tedbirlerin alınması önemlidir. 

Bu amaçla:

• Üretimi ve istihdamı artırmaya, AR-GE ve teknoloji geliştirmeye yönelik ihracat artırıcı selektif yatırım teşvikleri organize sanayi bölgelerinde kullandırılmalıdır.

• Pek çok yerde ve kuruluşu yıllarca devam eden organize sanayi bölgeleri başlatmak yerine eldeki imkan ve kaynaklar ile orantılı sayıda ve bir yıl gibi kısa bir sürede başlayıp bitirilen organize sanayi bölgeleri kurma uygulamasına geçilmelidir.

• Türk ekonomisi rekabet gücünü yitirmektedir. Sanayiyi rehabilite etmek, ihracatın önünü açmak, yatırımları hızlandırmak, istihdamı artırmak ve bölgesel dengesizlikleri gidermek için dış kaynaklı kredilere ihtiyaç vardır. Bu yapılabildiği takdirde mali krizin reel sektörü etkileme düzeyi oldukça azaltılacaktır.

• Tarım politikasının AB normlarına uydurulması bakımından destekleme politikalarında prim sistemine geçilmelidir. Ayrıca hayvancılığın geliştirilmesi için Hayvancılık Organize Sanayi Bölgeleri kurulmalıdır.

• KOBİ’lerin sermaye piyasalarından daha uygun koşullarla fon sağlamalarına imkan sağlamak için, KOBİ’ler için bölgesel düzeyden başlayarak aşamalı biçimde NASDAQ türü menkul kıymet piyasaları oluşturulmalıdır. Bunun için Sermaye Piyasası Kanununda yapılan son değişiklikler çerçevesinde SPK bu konularda etkin çalışmalar göstermelidir.

• Yatırımların teşvikinde en önemli araç yatırım indirimidir. Bu nedenle daha önce belirtildiği gibi, yatırım indirimine getirilen stopaj vergisi mutlaka kaldırılmalıdır. Aksi halde imalat sanayinde teknoloji geliştirme ve modernizasyon yatırımları ile rekabet gücünün arttırılması önemli ölçüde sınırlanmış olacaktır.


6. İş Güvencesi Yasa Tasarısı ve Ekonomik ve Sosyal Konsey

İş hayatında sosyal barışın sağlanması ve kesimler arasında gerekli diyalog ve uzlaşmanın sağlanması üretim ve istihdamın geliştirilmesi açısından çok önemlidir. Diğer taraftan Türk ekonomisinde verimliliği ve rekabet gücünü olumsuz etkileyecek, işsizliği arttıracak ve kayıtdışılığı özendirecek yasa ve uygulamalardan kaçınmak gereklidir. 

Bu bakımdan:

• Türk özel sektörünün görüşü alınmadan hazırlanan üretim, yatırım ve istihdamı olumsuz etkileyecek ve kayıt dışı istihdamı arttıracak "İş Güvencesi Yasa Tasarı" geri çekilmelidir.

• Sosyal kesimler arasında gerekli diyalog ve uzlaşmayı sağlamak için Birliğimizin de içinde bulunduğu sivil toplum örgütleri tarafından AB normlarına uygun olarak hazırlanan ve hükümete sunulan Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanun Tasarısı hızlı bir biçimde yasalaştırılmalıdır. İş güvencesi esas olarak işçi ve işverenin uzlaşmasına ve işletmelerin rekabet gücünün arttırılarak ayakta kalmalarına ve geliştirilmelerine bağlıdır.  Yasalarla sağlanacak bir konu değildir.

7. İthalat ve İhracatla İlgili Önlemler

Türk ekonomisinde son günlerde yaşanan finansal krizin ortaya çıkmasında giderek artan cari işlemler açığı önemli bir neden olmuştur. Kuşkusuz bu sonucun ortaya çıkmasına esas olarak döviz kurunun enflasyonun düşürülmesinde çıpa olarak kullanılması sebep olmuştur. Bu nedenle, önümüzdeki yılda ihracatın mutlaka arttırılması ve tüketim malları ithalatının kısıtlanması için köklü tedbirlerin alınması şarttır.

Bu amaçla;

• Tüketim malı ithalatının frenlenmesi için Gümrük Birliği ve uluslararası anlaşmalara uygun yöntemler uygulamaya konulmalıdır. 

• Kaynak kullanım destekleme fonu hammadde ithalatından kaldırılmalıdır. 

• Çıkarılması düşünülen özel tüketim vergisi esas alarak Türkiye’de üretimi olmayan lüks ithal mallarını kapsamalıdır.

• Zorunlu haller dışında teknik denetimler gümrüklerde gerçekleştirilmelidir.

• Tüm komşularımıza ihracat imkanlarımız bütünü ile değerlendirilmeli ve Rusya Federasyonu ile Çin’e yönelik ihracatımız hızla geliştirilmelidir.

• Dış ticaret müşavirlerinin meslek kuruluşları mensupları arasından da seçilebilmesi imkanı getirilmelidir.

• Eximbank kredilerinin süreleri bir ay uzatılmasına rağmen, KDV iadeleri normal düzene dönünceye kadar bu sürenin üçer aylık dönemler itibariyle ertelenmesi uygun olacaktır.

• Dahilde izleme rejimi hariç tutulmak üzere, hayali ihracata mesnet oluşturan döviz taahhütlerinin tamamı bir kereye özgü affedilmeli ve izleyen dönemde sadece Eximbank kredileri ile dahilde izleme rejimi kapsamında döviz taahhüdü istenmelidir.

• Türkiye'nin dış ticaret açığı verdiği ülkelerle savunmaya yönelik ithalatın hükümetçe belirlenecek bir oranı karşılığında ticari bankalar üzerinden ‘off-set’ uygulamaları yapılmalıdır.

• İhracat ile ilgi konularda hükümet, TOBB ve TİM görüşlerini mutlaka almalıdır. İhracat Teşvik Belgelerinin sürelerinin 6 ay süre ile uzatılması gerekli görülmektedir.

• Bankacılık sektörünün ihracatın finansmanına katkısını artırmak için, bankaların mevduatı ile sağladıkları sendikasyon kredilerinin belli bir oranını KOBİ’lerin ihracatı için tahsis etmeleri zorunluluğu getirilmelidir.


8. Özelleştirme Konusu

Özelleştirme ülke gündeminden kalkacak biçimde şeffaflık içinde artık tamamlanmalıdır. Bu bakımdan özelleştirilecek kamu işletmeleri, mali yapısı güçlü, ülkemize teknoloji getirebilecek ve yolsuzluk söylentilerine bulaşmamış firmalara satılarak yabancı sermayenin gelişi özendirilmelidir. Özelleştirme amacına uygun olarak, şeffaf ve dedikodulardan uzak yapılabildiği ölçüde yabancı sermaye gelişi hızlanacaktır.

9. Türkiye -  Avrupa Birliği İlişkileri

Helsinki Zirvesi sonucu AB adaylığı ilan edilen Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uygun yasal düzenlemeleri vakit geçirmeden Meclise sevk etmesi gerekir. Bu çerçevede Ulusal Belge hazırlık çalışmalarında kamuoyunun duyarlı olduğu konular kurumlar arasında tartışma ile değil diyalog yolu ile çözüme kavuşturulmalıdır. Uzlaşma sağlanamayan konularda ise referanduma başvurulmalıdır.

Sonuç olarak, enflasyon ile mücadele programımızda reel ekonomiyi sıkıntıya sokan büyük bir finansal kriz yaşadık. Bu finansal krizin reel ekonomiye olumsuz etkilerini en alt düzeye indirmek için, başta yapısal düzenlemeler olmak üzere yukarıda belirtilen tüm önlemleri birlikte ve aynı zamanda uygulamaya koymak zorundayız. Unutulmamalıdır ki, ülkemizdeki kronik enflasyon temelde yapısal özelliklidir ve toplumun bekleyişlerinin değiştirilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle yapısal düzenlemeye yönelik önlemler büyük bir önem taşımaktadır. Para ve maliye politikaları ile başarılabilecekler başarılmıştır. Artık yapısal düzenlemelere acilen ihtiyaç duyulmaktadır.

Şu anda en kritik noktada bulunuyoruz. Artık geri dönülmez bir aşamadayız. İstesek de istemesek de bu yolun dönüşü yoktur. Alternatifi de yoktur. Bu yoldan değil dönmek, uzun süre kararsız beklemek bile, tahmin etmeyeceğiniz büyük sorunlara yol açar. Türk Özel Sektörü Hükümetimizin enflasyonu kontrol altına almak ve dengeli iktisadi büyümeyi sağlamak için uygulamaya kovduğu istikrar programını desteklemeye devam edecektir. Ancak tüm bunlar yapılırken yabancı yatırımcıları ve işadamlarını ürkütücü, caydırıcı ve güven yitirici gereksiz medyatik demeçlerden de sakınmalıyız. Enflasyonu makul bir düzeye indiren ve yolsuzlukların olmadığı şeffaf bir Türkiye her zaman tek dileğimiz olmuştur. Bu hedef doğrultusunda Hükümetlerimizin yanında olmak Birliğimizin her zaman temel politikası olmuştur.

10.  Türk Turizm Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri

İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar nedeniyle, reel ekonomide, onun vazgeçilmez parçası ve ülkenin en önemli döviz kazandırıcı sektörlerinden birisi olan turizm sektörünün içinde bulunduğu sorunların giderilmesi yönünde alınabilecek tedbirler özetle sunulmaktadır:

1. Akdeniz çanağında turizm yatırımlarının teşvik edilmediği tek ülke ne yazık ki Türkiye'dir. Rekabet koşulları ve ülkenin sektörden beklentisi açısından hibe ve subvansiyonlu krediler şeklinde nakdi teşviklerin sağlanması ivedilik arzetmektedir.

2. Kamu arazilerinin tahsisi uygulaması tümüyle durmuştur. Adil ve şeffaf bir ihale düzeni ile sektörün bu yöndeki tıkanıklığı giderilmelidir.

3. Ülkemize turist getiren (yerli-yabancı ayrımı olmaksızın) tur operatörleri, geçmiş performansları, gelen turistin kalış süresi ile sezon-sezon dışı ayırımlarına göre oluşturulacak bir kıstasla, dinamik teşvik unsurlarına kavuşturulmalıdır.

4. Ekonomik istikrar programının ayrılmaz parçası olan kur politikaları nedeniyle; kur sabit tutulduğu halde, enflasyon beklenenden yüksek olduğu için, zarar eden ihracat ve turizm sektörlerinin zararlarını telafi etmek için;

     a. İhracatı teşvik tedbirleri acilen aktif hale getirilmeli.
     b. Turizm gelirleri ihracat sayılmalıdır.

5. Yatırımların önünün açılmasını teminen; bankaların kredi portföyünde bulunan teşvik belgeli yatırım projelerinin bankalarca genel kabul görmüş proje değerleme kriterleri çerçevesinde yapılacak değerlendirme ve bulunacak borç ödeme güçlerinin tespiti ölçüsünde azami 5-8 yıla kadar uzatılması,

     • Söz konusu projelere en fazla, 6 ay 1 yıl ödemesiz dönem tanınması,
     • Anılan şirketlere 31.12.2000 tarihi itibariyle kayıtlı öz kaynaklarının %25'i kadar işletme kredisi verilebilmesi.
     • Yukarıda açıklanan projelerin mevcut karşılık kararnamesi kapsamı dışında tutulması tedbirleri acilen geliştirilmelidir.

6. Türk bankalarının yatırımcılar lehine yurtdışına teminat (harici garanti) vermeleri kolaylaştırılmalı, zaten çok kıt ve kısa vadeli olan iç kaynak yerine yatırımcıların dış kaynağa yönelmeleri sağlanmalıdır.

7. Turizm sektörü yatırımlarının, Türk bankacılığında giderek daralan iştirak limiti sınırlamasından muaf tutulması ve böylelikle, başta rakip ülkeler olmak üzere turizmde ileri gitmiş tüm ülkelerle yarışabilme koşulları sağlanmalıdır.

8. Türkiye ve Türk imajı çalışmaları için en az 250 milyon ABD doları, turizm yöreleri  ve sektörel tanıtım için ise ayrıca 250 milyon ABD doları olmak üzere; toplam 500 milyon dolarlık bir kaynak tanıtım için ayrılmalı, sektörle eşgüdüm ve tutarlı bir programla harcanmalıdır.

9. Enflasyon muhasebesi uygulamasına geçilerek, geriye dönüşlü kararlar alınmayacağı ve mevzuat düzenlemeleri yapılmayacağı garantisi verilerek, yabancı sermayenin girişi kolaylaştırılmalıdır.

10. Yerel yönetimler yasa tasarısı içinde "turizm yöresi belediyeciliği" kavramı yer almalı, bu yolla kentsel altyapı ile yöresel kalitenin temini imkanı sağlanmalıdır.

11. Turizm Bakanı Yüksek Planlama Kurulu üyesi olmalıdır.
 

 



(10 ŞUBAT 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş