Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ECEVİT'İN KONUŞMASI
ENFLASYONA KARŞI TOPLUMSAL MUTABAKAT BELGESİ

TOBB RAPORU
TÜRK EKONOMİSİNDEKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
12 Aralık 2000

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Hükümete, aralık ayında yaşanan ekonomik krize ilişkin olarak "Türk Ekonomisindeki Sorunlar ve Çözüm Önerileri" başlıklı bir rapor sundu.
Fuat Miras
Fuat MirasRapor, Başbakan Bülent Ecevit'in 12 Aralık 2000'de TOBB'u ziyareti sırasında verildi. TOBB Başkanı Fuat Miras'ın raporu okumasından sonra konuşan Başbakan Ecevit, 2001 bütçesinde, bütçe açığının yarı yarıya azalmasının öngörüldüğünü söyledi. Ecevit, "2000 yılında Türkiye her 100 lira vergi gelirinin 86'sını faize harcamışken, 2001 yılında bu miktar 52.5 liraya düşecektir" dedi. 
TOBB'un raporu şöyle: (12 Aralık 2000)
 


TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ

TÜRK EKONOMİSİNDEKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ



1. Türk Ekonomisinde Yaşanan Finansal Kriz ve Düşündürdükleri

Ülkemizde son günlerde yaşadığımız finansal krizden ders almak ve nerede hata yaptığımızı anlamak için uygulanmakta olan istikrar programını ana hatları ile hatırlamak gerekir. Programın ilk dört ayında uygun para ve maliye politikaları ile ilk aşamada faizler düşmüş, enflasyon inişe geçmiş ve hazine dış piyasalardan borçlanabilmiştir. Özelleştirmede büyük umut veren adımlar atılmıştır. Ancak bu başarılı gidişten sonra, sanki nefesimiz kesilmiş gibi, bir dinlenme ya da "rehavet" devresine girdik.

Nitekim Eylül ve Ekim ayı enflasyon oranları da bu tehlikeye işaret etmişti. Çünkü enflasyon istenilen oranda düşmemekteydi. Mevcut durumunu korumada adeta direniyordu. Neden? Çünkü bizim ülkemizdeki kronik enflasyonun en önemli özelliği yapısal olmasıydı. Dolayısıyla, yalnızca para ve maliye politikaları ile enflasyon istenilen düzeye indirilemezdi. Yapısal düzenlemeleri yapamadığımız sürece, enflasyon düşmemekte elbet direnecektir. Çünkü ekonomi dinamiktir, dinlenmeye ya da durmaya gelmez. Rehavete kapıldığınız an, spekülasyonlar devreye girer ve toplumda yeni "bekleyişler" ortaya çıkar. Kabul etmek zorundayız ki, piyasa mekanizması toplumun "bekleyişleri" üzerine kuruludur. Bu bilimsel gerçeği kimse inkar edemez. Özellikle enflasyonla mücadele eden ekonomilerde, bu çok daha büyük bir önem kazanır.

Dolayısıyla, toplumun "bekleyişlerini" kırmak ve direnç gösteren enflasyonu hedeflenen seviyeye çekmek için, her zaman tekrarladığımız yapısal düzenlemeleri tamamlama aşamasına getirmek zorundaydık. Yani;

  • KİT’leri özelleştirmeye tüm hızıyla devam ederek, devleti ekonomiden çekmek.
  • Kamu bankalarını özelleştirerek, devletin finansal piyasalar üzerindeki ağırlığını ortadan kaldırmak,
  • Tarım piyasalarını ve destekleme politikalarını akılcı temellere oturtmak, ve
  • Devleti küçülterek kamu harcamalarını kısmak zorundaydık.
İşte biz bu noktalarda tıkandık. Yani para ve maliye politikaları ile kemer sıkarak, enflasyonu belli bir düzeye çektik. Ancak bu politikaları yapısal düzenlemelerle desteklemediğimiz için, finansal kesimin ve toplumun "bekleyişlerini" kıramadık. Dolayısıyla, enflasyon da belli bir düzeyden sonra düşmemekte hala direnmektedir.

Aslında, enflasyonu indirmek için uygulamaya konulan istikrar programı bu yapısal düzenlemeleri kapsamaktadır. Biz de bu nedenle istikrar programına destek verdik ve enflasyona karşı bayrak açtık. Herkes sorumluluğun büyüklüğünden korkup sesini kısarken, biz kamuoyu önünde enflasyona karşı kampanyamızı başlattık. Ve "Türkiye enflasyonu mutlaka yenecektir" dedik. Bu çerçevede geniş bir toplumsal uzlaşma sağlamak üzere dokuzuncu Cumhurbaşkanımızın huzurunda ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı, tüm Oda, Borsa, İhracatçı Birlik Başkanları ve önde gelen Sivil Toplum Örgütleri Başkanları tarafından bir Mutabakat Zaptı imzalanmıştır.

İmzalanan Mutabakat Zaptı’nın en önemli maddelerinden birisi de Türk Özel Sektörü temsilcilerinin ve kamu kesimi temsilcilerinin bulunacağı bir "İstikrar Programı Uygulamasını İzleme Komitesi"nin oluşturulmasıydı.Bu Komite’nin görevi istikrar programının etkin uygulanmasını sağlamak için uygulamada görülen sorunları daha ilk aşamada görmek, ilk elden bilgilerle hükümet yetkililerine aktarmak ve alınacak önlemleri birlikte değerlendirmek olacaktı. Ancak, bu Komite bir türlü oluşturulamamıştır. Doğrusu bu Komite’nin kurulamama nedeni tarafımızdan hala bilinememektedir.

Böylece hükümetimiz istikrar programının uygulama sonuçlarını ekonominin tam içinde bulunan bizlerden ilk elden almayı bir kenara bırakırken, diğer yandan da bir koalisyon hükümeti olarak anlaşamadığı konularda da uyumunu bozmamak için, yapısal düzenlemeleri ertelemeyi ya da zamana bırakmayı tercih etmiştir. Yani koalisyonun uyumlu çalışması, ekonominin ve ülkenin rahata kavuşmasına tercih edilmiştir. Sonuç; özelleştirmeden umudunu kesen yabancı sermaye, borsadan çıkan yatırımcı ve ekonomik istikrar programına güveni sarsılan toplum kesimleri olmuştur. Böyle bir ekonomik ortamda, elbette ki, toplumun enflasyon beklentisi kırılmaz. Niye kırılsın ki? İnsanlar, 'nasıl olsa düzen eski düzen, ne değişiyor ki' diye soracaklardır.

Bu arada finansal krizden çok önceleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankalarla ilgili olarak, kamu bankaları her fırsatta problemlerin içine çekilmiş, yerli yersiz herkes suçlanmış ve karalanmıştır. Kamuoyunda öyle bir hava yaratılmıştır ki, işadamları bankalara gitmekten korkmuş ve yabancı sermaye ürkmüştür. Basındaki haberlerle sindirilmiş olan banka yöneticileri, görevlerini yapamaz hale gelmiştir. Güvene dayalı olan bankacılık sistemi, doğruluğu ya da yanlışlığı bilinmeyen beyanlarla sanki çökertmeye çalışılmıştır. Birliğimiz bu durumu ‘Kara Çarşamba’dan tam 25 gün önce Ticaret Odaları Konseyi toplantısında kamuoyuna duyurmuştur. Ancak, ne yazık ki, hükümet yetkilileri bu uyarımıza kulak vermemişlerdir. Bu arada bankalar arası güvenin sarsıldığı bir ortamda ortaya çıkan likidite sıkıntısına istenilen kararlılıkta müdahale edilememe, bankalar arası çekişme, açık pozisyonları kapatma uyarısının yarattığı tedirginlik ve ortaya çıkan panik sonucu yabancı yatırımcının piyasadan çıkışı bizi önemli bir finansal krizin içine itelemiştir.

Ancak, Hükümetimizin Uluslararası Para Fonun’dan 10 milyar dolarlık ek finansman imkanı sağlaması ve özelleştirmede önemli kararların alınması ile mali piyasalardaki krizin büyümesini durdurmuştur. Unutulmaması gereken bu olanağın 7.5 milyar $'ın piyasaya girmeyecek olup, bir rezerv mahiyeti taşımaktadır. Bu bakımdan bu gelişmenin kalıcı bir duruma dönüştürülmesi, mali krizin reel ekonomiye yansımasının azaltılması ve olumsuz etkilerinin giderilmesi için yeni ve kapsamlı tedbirlerin uygulamaya konulması gereklidir. Ancak, her şeyden önce, bu tedbirlerin özel sektör ile kamu sektörünün içinde bulunacağı bir “İstikrar Programını İzleme Komitesi” tarafından izlenmesi gerekir. Bu nedenle bir İzleme Komitesi öncelikle kurulmalıdır. Bunun yanında Türk Özel Sektörü olarak aşağıda belirttiğimiz tedbirler hızla ve etkin bir biçimde uygulamaya konulmalıdır.
 

II. Çözüm Önerileri
 

1. Bankacılıkla İlgili Önlemler

Türkiye’de bankacılık sektöründe kapsamlı bir yapısal düzenleme yapılması gereklidir. Bu amaçla:

  • Türkiye’de özellikle küçük ve orta boy bankaların birleştirilerek rehabilite edilmesi ve mali kaynakların güçlendirilmesi çok önemlidir. Bu bakımdan Türk bankacılık sektöründe birleşme ve satın almaların özendirilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu konuda banka birleşmelerinin teşvik edilmesi için düşünülen teşvikler çok isabetlidir. Bu teşviklerin tüm işletmelere de sağlanması gerekir. Dış piyasalarda firmalarımızın rekabet edebilmesi için birleşerek güçlenmesi gerekir. Firmalarımız küreselleşme sürecinde yoğunlaşan şirket birileşmeleri akımının dışında kalmamalıdır. Ancak, ortaya çıkan üzücü durum nedeniyle işe öncelikle bankalardan başlanmalıdır.
  • Kamu bankaları kanunla belirlenen sürenin dolması beklenmeden hızla özelleştirilmelidir. Bankaların kuruluş amacına bağlı olarak topladıkları fonların nasıl ve hangi kesimlere hangi limitlerde kullandırılacağı yeniden tarif edilmelidir.
  • Bankalar ‘karınca duası’ biçiminde hazırladıkları kredi sözleşmelerinin arkasına sığınarak işletmelere ve işadamlarına verdikleri kredi faizlerini, kriz ve piyasa şartlarını öne sürerek vadesi dolmadan değiştirmektedirler. Bu durum piyasalarda ciddi belirsizlik ve çalkantılara yol açmaktadır. Bu uygulamaları önleyecek yasal düzenlemeler vakit geçirilmeden yapılmalıdır. %50 ile verilen bir krediyi kısa süreli bir kriz anında %2000 faizli bir krediye dönüştürmek bankacılık değildir. Bankalar risk yönetimini esas alan diğer stratejiler izlemelidirler. Kredilerin süresi dolmadan faizlerin nispeti bankalar tarafından tek taraflı arttırılmamalıdır.
  • Bankaların bankacılık dışındaki ekonomik alanlarda faaliyet göstermelerine mani olacak yasal düzenleme bir an önce gerçekleştirilmelidir. Bu düzenlemeler yapılıncaya kadar da holding bankalarının kendi firmalarına kaynaklarını aktarmalarını engelleyecek önlemler uygulamaya konulmalıdır. Orta dönemde Türkiye’de holding bankacılığından Anglo-Sakson bankacılık sistemine geçilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalı ve bankaların gerçek anlamda bankacılık yapmaları sağlanmalıdır.
  • Özerk bir yapıya sahip olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun oluşturulması isabetli bir gelişme olmuştur. Beklentimiz bu Kurulun bankalar üzerinde etkin bir denetim sağlamasıdır. Ancak bu yapılırken pusuya yatıp suçluyu polisiye tedbirlerle yakalamak yerine, hatalara anında müdahale edip düzeltmeye gidilmelidir.


2. Konsolide Devlet Bütçesi İle İlgili Önlemler

Türkiye’de kronik hale gelen enflasyonun temel nedeni giderek artan ve Gayri Safi Milli Hasıla’nın %10’nu aşan bütçe açıklarıdır. Bu nedenle bütçe ve kamu harcamaları konusunda gerekli önlemler alınmalıdır. Konsolide Devlet Bütçesi açıklarının sermaye piyasasından finansmanı hem reel faizlerin yükselmesine ve hem de finansman piyasalarında istikrarsızlığa neden olmaktadır. Bu amaçla:

  • Sıfır bazlı bir bütçe hazırlanarak gereksiz harcamalar ortadan kaldırılmalıdır.
  • Kamu harcamaları reformu yapılarak kamu harcamaları disiplin altına alınmalı ve etkinliği sağlamak için devlet mutlaka küçültülmelidir. Tüm toplum kesimleri fedakarlık yaparken ve ayakta kalmaya çalışırken, devletin hiç bir şey olmamış gibi, eski savurganlıklarına devam etmesi de kabul edilemez. Kamu idareleri kendilerine verilmiş bütçe ödeneklerini devlete iade yerine lüzumsuz şekilde harcama yapılması kabul edilemez.
  • Avrupa Birliği normlarına uygun yeni ihale yasası hazırlanmalı ve her türlü kamu ihalesinde şeffaflık sağlanmalıdır.


3. Vergi Politikası İle İlgili Önlemler

Vergi politikası bir yandan ekonomik istikrarın sağlanması ve diğer yandan da yatırımların arttırılması ve iktisadi büyümenin hızlandırılması açısından büyük önem taşır. Bu nedenle vergi politikalarında dikkatler daima üretimi ve istihdamı artırmaya yönelik olmalıdır. Bu nedenle:
 

  • Son yıllarda vergi mevzuatında çok sık değişiklikler yapılması ve ek mali yükümlülükler getiren yönetmelik ve yasaların geriye doğru işletilmesi piyasalarda belirsizlik ve güvensizlik yaratmaktadır. Bu durum özellikle yabancı sermayenin ülkemize gelişinde önemli bir caydırıcı etki yaratmaktadır. Yabancı sermayeye çok ihtiyacı olan ülkemizin bu tür uygulamalardan sakınması ve yabancıya güven vermesi gerekmektedir.
  • Diğer taraftan yasa ile getirilebilecek vergiler genel tebliğlerle getirilmektedir. Bunlar daha sonra da Danıştay tarafından iptal edilmektedir. Ancak, Gelirler Genel Müdürlüğü bu kararları uygulamamaktadır. Bu durum Türkiye’nin bir hukuk devleti olması yönünden ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Bu hukuk dışılığa bir an önce son verilmelidir.
  • Türkiye’de ciddi, kalıcı ve Anayasaya ve yasalara uygun bir vergi düzenlemesi yapılmalıdır. Böyle bir düzenlemede sosyal dengeler ve bölgeler arası dengesizlikler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Yatırım indirimine uygulanmaya başlanan stopaj vergisi mutlaka kısa bir süre içinde kaldırılmalıdır. Bu stopaj vergisi yatırımları olumsuz yönde etkilemekte ve firmaların rekabet gücünü azaltmaktadır. Ayrıca yabancı yatırımların Türkiye’ye çekilmesini olumsuz yönde etkilemektedir.
  • Sermaye piyasasının canlandırılması için her tür hisse senedi alım satımlarından elde edilen gelirler vergi kapsamı dışında bırakılmalıdır.
  • Kronik enflasyon, yüksek vergi oranları ve diğer ekleri ile sosyal sigorta primleri Türkiye’de kayıt dışı ekonomiyi artırmaktadır. Vergi gelirlerinin firmaların taşıma sınırını aşan ek vergilerle değil, artık kayıt dışı ekonominin kayda alınması ile arttırılması gereklidir. Bunun için ilk aşamada gıda ve giyeceklerden başlayarak KDV oranları aşağı çekilmeli ve sigorta prim oranlarının yeniden düzenlenmesi sağlanarak etkin bir vergi denetimi sistemi kurulmalıdır.
  • Ekonomik gelişmeyi olumsuz etkileyen ve bu nedenle vergi potansiyelini daraltan ek vergi ve asgari geçim standardı gibi uygulamalar kaldırılmalı ve peşin vergi tahsilatı altı aya çıkartılmalıdır.


4. Kamu Yönetimi ve Bürokrasi İle İlgili Önlemler

Birliğimiz tarafından yapılan çalışmalarımız hantal ve muğlak kurallarla işleyen bürokratik mekanizmanın, her tür yolsuzluğa nasıl zemin hazırladığını açıklıkla ortaya koymaktadır. Nitekim Dünya Bankası kaynak1arı da, düzensizlik ve yolsuzluk bakımından ülkemizi ilk sıralarda göstermektedir. Ve bunu da yabancı sermayenin gelmemesine gerekçe göstermektedirler. Bu çarpık mekanizmanın düzeltilmesi için:

  • Kamu yönetimi yeniden yapılanmalı ve şeffaflaştırılmalıdır. Devleti koruma adı altında, kimsenin devletin altını oymaya hakkı olamaz. AB’ye Katılım Ortaklığı Belgesini tartıştığımız bu dönemde idari yapının AB Müktesebatı doğrultusunda öncelikle düzeltilmesi gerekir.
  • Son zamanlarda kamuoyuna yansıyan düzensizlikler ve yolsuzlukların üzerine zecri tedbirlerle gidilmesi bürokrasiyi kilitlenmiş bir duruma getirmiştir. Hiç bir kamu görevlisi siyası otoriteden yetki almadan imza atmamaktadır. Bu nedenle bürokratik mekanizmanın etkinliği tekrar sağlanmalıdır.


5. Yatırımların Teşviki İle ilgili Önlemler

Türkiye’de enflasyonun kontrolünde arz yönlü politikaların da devreye sokulması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu çerçevede yatırım ve üretimi arttıracak tedbirlerin alınması önemlidir. Bu amaçla:

  • Üretimi ve istihdamı artırmaya, AR-GE ve teknoloji geliştirmeye yönelik ihracat artırıcı selektif yatırım teşvikleri organize sanayi bölgelerinde kullandırılmalıdır.
  • Pek çok yerde ve kuruluşu yıllarca devam eden organize sanayi bölgeleri başlatmak yerine, eldeki imkan ve kaynaklar ile orantılı sayıda ve bir yıl gibi kısa bir sürede başlayıp bitirilen organize sanayi bölgeleri kurma uygulamasına geçilmelidir.
  • Türk ekonomisi rekabet gücünü yitirmektedir. Sanayiyi rehabilite etmek, ihracatın önünü açmak, yatırımları hızlandırmak, istihdamı artırmak ve bölgesel dengesizlikleri gidermek için dış kaynaklı kredilere ihtiyaç vardır. Bu yapılabildiği takdirde mali krizin reel sektörü etkileme düzeyi oldukça azaltılacaktır.
  • Tarım politikasının AB normlarına uydurulması bakımından destekleme politikalarında prim sistemine geçilmelidir. Ayrıca Hayvancılığın geliştirilmesi için Hayvancılık Organize Sanayi Bölgeleri kurulmalıdır.
  • KOBİ’lerin sermaye piyasalarından daha uygun koşullarla fon sağlamalarına imkan sağlamak için, KOBİ’ler için bölgesel düzeyden başlayarak aşamalı biçimde NASDAQ türü menkul kıymet piyasaları oluşturulmalıdır. Bunun için Sermaye Piyasası Kanununda yapılan son değişiklikler çerçevesinde SPK derhal çalışmaya başlamalıdır.
  • Yatırımların teşvikinde en önemli araç yatırım indirimidir. Bu nedenle daha önce belirtildiği gibi. yatırım indirimine getirilen stopaj vergisi mutlaka kaldırılmalıdır. Aksi halde imalat sanayinde teknoloji geliştirme ve modernizasyon yatırımları ile rekabet gücünün arttırılması önemli ölçüde sınırlanmış olacaktır.


6. İş Güvencesi Yasa Tasarısı ve Ekonomik ve Sosyal Konsey

İş hayatında sosyal barışın sağlanması ve kesimler arasında gerekli diyalog ve uzlaşmanın sağlanması üretim ve istihdamın geliştirilmesi açısından çok önemlidir.

Diğer taraftan, Türk ekonomisinde verimliliği ve rekabet gücünü olumsuz etkileyecek, işsizliği arttıracak ve kayıtdışılığı özendirecek yasa ve uygulamalardan kaçınmak gereklidir. Bu bakımdan:

  • Türk özel sektörünün görüşü alınmadan hazırlanan, üretim, yatırım ve istihdamı olumsuz etkileyecek ve kayıt dışı istihdamı arttıracak “İş Güvencesi Yasa Tasarı” geri çekilmelidir.
  • Sosyal kesimler arasında gerekli diyalog ve uzlaşmayı sağlamak için Birliğimizin de içinde bulunduğu sivil toplum örgütleri tarafından AB normlarına uygun olarak hazırlanan ve hükümete sunulan Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanun Tasarısı hızlı bir biçimde yasalaştırılmalıdır. İş güvencesi esas olarak işçi ve işverenin uzlaşmasına ve işletmelerin rekabet gücünün arttırılarak ayakta kalmalarına ve geliştirilmelerine bağlıdır. Yasalarla sağlanacak bir konu değildir. 


7. İthalat ve İhracatla İlgili Önlemler

Türk ekonomisinde son günlerde yaşanan finansal krizin ortaya çıkmasında giderek artan cari işlemlcr açığı önemli bir neden olmuştur. Kuşkusuz bu sonucun ortaya çıkmasına esas olarak döviz kurunun enflasyonun düşürülmesinde çıpa olarak kullanılması sebep olmuştur. Bu nedenle, önümüzdeki yılda ihracatın mutlaka arttırılması ve tüketim malları ithalatının kısıtlanması için köklü tedbirlerin alınması şarttır. Bu amaçla:

  • Tüketim malı ithalatının frenlenmesi için Gümrük Birliği ve uluslararası anlaşmalara uygun yöntemler uygulamaya konulmalıdır.
  • Çıkarılması düşünülen özel tüketim vergisi esas alarak Türkiye’de üretimi olmayan lüks ithal mallarını kapsamalıdır.
  • Zorunlu haller dışında teknik denetimler gümrüklerde gerçekleştirilmelidir.
  • Tüm komşularımıza ihracat imkanlarımız bütünü ile değerlendirilmeli ve Rusya Federasyonu ile Çin’e yönelik ihracatımız hızla geliştirilmelidir.
  • Dış ticaret müşavirlerinin meslek kuruluşları mensupları arasından da seçilebilmesi imkanı getirilmelidir.
  • Eximbank kredilerinin süreleri bir ay uzatılmasına rağmen, KDV iadeleri normal düzene dönünceye kadar bu sürenin üçer aylık dönemler itibariyle ertelenmesi uygun olacaktır.
  • Dahilde işleme rejimi hariç tutulmak üzere, hayali ihracata mesnet oluşturan döviz taahhütlerinin tamamı bir kereye özgü affedilmeli ve izleyen dönemde sadece Eximbank kredileri ile dahilde işleme rejimi kapsamında döviz taahhüdü istenmelidir.
  • Türkiye'nin dış ticaret açığı verdiği ülkelerle savunmaya yönelik ithalatın hükümetçe belirlenecek bir oranı karşılığında ticari bankalar üzerinde "off-set" uygulamaları yapılmalıdır.
  • İhracat ile ilgi konularda hükümet, TOBB ve TİM görüşlerini mutlaka almalıdır. İhracat Teşvik Belgelerinin sürelerinin 6 ay süre ile uzatılması gerekli görülmektedir.
  • Bankacılık sektörünün ihracatın finansmanına katkısını artırmak için, bankaların mevduatı ile sağladıkları sendikasyon kredilerinin belli bir oranını KOBİ'lerin ihracatı için tahsis etmeleri zorunluluğu getirilmelidir.


8. Özelleştirme Konusu

Özelleştirme ülke gündeminden kalkacak biçimde şeffaflık içinde artık tamamlanmalıdır. Bu bakımdan özelleştirilecek kamu işletmeleri, mali yapısı güçlü, ülkemize teknoloji getirebilecek ve yolsuzluk söylentilerine bulaşmamış firmalara satılarak yabancı sermayenin gelişi özendirilmelidir. Özelleştirme amacına uygun olarak, şeffaf ve dedikodulardan uzak yapılabildiği ölçüde yabancı sermaye gelişi hızlanacaktır.

9. Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri

Helsinki Zirvesi sonucu AB adaylığı ilan edilen Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uygun yasal düzenlemeleri vakit geçirmeden Meclise sevk etmesi gerekir. Bu çercevede Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlık çalışmalarında kamuoyunun duyarlı olduğu konular kurumlar arasında tartışma ile değil, diyalog yolu ile çözüme kavuşturulmalıdır. Uzlaşma sağlanamayan konularda ise referanduma başvurulmalıdır.

Sonuç olarak, enflasyon ile mücadele programımızda çok zamansız olan büyük bir finansal krizi yaşamaktayız. Bu finansal krizin reel ekonomiye yansımasını en alt düzeye indirmek için, başta yapısal düzenlemeler olmak üzere yukarıda belirtilen tüm önlemleri birlikte ve aynı zamanda uygulamaya koymak zorundayız. Unutulmamalıdır ki, ülkemizdeki kronik enflasyon temelde yapısal özelliklidir ve toplumun bekleyişlerinin değiştirilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle yapısal düzenlemeye yönelik önlemler büyük bir önem taşımaktadır. Para ve maliye politikaları ile başarılabilecekler başarılmıştır. Artık yapısal düzenlemelere acilen ihtiyaç duyulmaktadır.

Şu anda en kritik noktada bulunuyoruz. Artık geri dönülmez bir aşamadayız. İstesek de istemesek de bu yolun dönüşü yoktur. Alternatifi de yoktur. Bu yoldan değil dönmek, uzun süre kararsız beklemek bile, tahmin edemeyeceğimiz büyük sorunlara yol açar. Türk Özel Sektörü Hlükümetimizin enflasyonu kontrol altına almak ve dengeli iktisadi büyümeyi sağlamak için uygulamaya koyduğu istikrar programını desteklemeye devam edecektir. Ancak tüm bunlar yapılırken yabancı yatırımcıları ve işadamlarını ürkütücü, caydırıcı ve güven yitirici gereksiz medyatik demeçlerden de sakınmalıyız. Enflasyonu makul bir düzeye indiren ve yolsuzlukların olmadığı şeffaf bir Türkiye her zaman tek dileğimiz olmuştur. Bu hedef doğrultusunda hükümetlerimizin yanında olmak Birliğimizin her zaman temel politikası olmuştur.
 



(13 ARALIK 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş