TOBB'un raporu şöyle: (12 Aralık 2000)
TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ
TÜRK EKONOMİSİNDEKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
1. Türk Ekonomisinde Yaşanan Finansal Kriz ve Düşündürdükleri
Ülkemizde son günlerde yaşadığımız finansal krizden ders almak ve nerede
hata yaptığımızı anlamak için uygulanmakta olan istikrar programını ana
hatları ile hatırlamak gerekir. Programın ilk dört ayında uygun para ve
maliye politikaları ile ilk aşamada faizler düşmüş, enflasyon inişe geçmiş
ve hazine dış piyasalardan borçlanabilmiştir. Özelleştirmede büyük umut
veren adımlar atılmıştır. Ancak bu başarılı gidişten sonra, sanki nefesimiz
kesilmiş gibi, bir dinlenme ya da "rehavet" devresine girdik.
Nitekim Eylül ve Ekim ayı enflasyon oranları da bu tehlikeye işaret
etmişti. Çünkü enflasyon istenilen oranda düşmemekteydi. Mevcut durumunu
korumada adeta direniyordu. Neden? Çünkü bizim ülkemizdeki kronik enflasyonun
en önemli özelliği yapısal olmasıydı. Dolayısıyla, yalnızca para ve maliye
politikaları ile enflasyon istenilen düzeye indirilemezdi. Yapısal düzenlemeleri
yapamadığımız sürece, enflasyon düşmemekte elbet direnecektir. Çünkü ekonomi
dinamiktir, dinlenmeye ya da durmaya gelmez. Rehavete kapıldığınız an,
spekülasyonlar devreye girer ve toplumda yeni "bekleyişler" ortaya çıkar.
Kabul etmek zorundayız ki, piyasa mekanizması toplumun "bekleyişleri" üzerine
kuruludur. Bu bilimsel gerçeği kimse inkar edemez. Özellikle enflasyonla
mücadele eden ekonomilerde, bu çok daha büyük bir önem kazanır.
Dolayısıyla, toplumun "bekleyişlerini" kırmak ve direnç gösteren enflasyonu
hedeflenen seviyeye çekmek için, her zaman tekrarladığımız yapısal düzenlemeleri
tamamlama aşamasına getirmek zorundaydık. Yani;
-
KİT’leri özelleştirmeye tüm hızıyla devam ederek, devleti ekonomiden çekmek.
-
Kamu bankalarını özelleştirerek, devletin finansal piyasalar üzerindeki
ağırlığını ortadan kaldırmak,
-
Tarım piyasalarını ve destekleme politikalarını akılcı temellere oturtmak,
ve
-
Devleti küçülterek kamu harcamalarını kısmak zorundaydık.
İşte biz bu noktalarda tıkandık. Yani para ve maliye politikaları ile kemer
sıkarak, enflasyonu belli bir düzeye çektik. Ancak bu politikaları yapısal
düzenlemelerle desteklemediğimiz için, finansal kesimin ve toplumun "bekleyişlerini"
kıramadık. Dolayısıyla, enflasyon da belli bir düzeyden sonra düşmemekte
hala direnmektedir.
Aslında, enflasyonu indirmek için uygulamaya konulan istikrar programı
bu yapısal düzenlemeleri kapsamaktadır. Biz de bu nedenle istikrar programına
destek verdik ve enflasyona karşı bayrak açtık. Herkes sorumluluğun büyüklüğünden
korkup sesini kısarken, biz kamuoyu önünde enflasyona karşı kampanyamızı
başlattık. Ve "Türkiye enflasyonu mutlaka yenecektir" dedik. Bu
çerçevede geniş bir toplumsal uzlaşma sağlamak üzere dokuzuncu Cumhurbaşkanımızın
huzurunda ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı, tüm Oda, Borsa, İhracatçı Birlik
Başkanları ve önde gelen Sivil Toplum Örgütleri Başkanları tarafından bir
Mutabakat Zaptı imzalanmıştır.
İmzalanan Mutabakat Zaptı’nın en önemli maddelerinden birisi de Türk
Özel Sektörü temsilcilerinin ve kamu kesimi temsilcilerinin bulunacağı
bir "İstikrar Programı Uygulamasını İzleme Komitesi"nin oluşturulmasıydı.Bu
Komite’nin görevi istikrar programının etkin uygulanmasını sağlamak için
uygulamada görülen sorunları daha ilk aşamada görmek, ilk elden bilgilerle
hükümet yetkililerine aktarmak ve alınacak önlemleri birlikte değerlendirmek
olacaktı. Ancak, bu Komite bir türlü oluşturulamamıştır. Doğrusu bu Komite’nin
kurulamama nedeni tarafımızdan hala bilinememektedir.
Böylece hükümetimiz istikrar programının uygulama sonuçlarını ekonominin
tam içinde bulunan bizlerden ilk elden almayı bir kenara bırakırken, diğer
yandan da bir koalisyon hükümeti olarak anlaşamadığı konularda da uyumunu
bozmamak için, yapısal düzenlemeleri ertelemeyi ya da zamana bırakmayı
tercih etmiştir. Yani koalisyonun uyumlu çalışması, ekonominin ve ülkenin
rahata kavuşmasına tercih edilmiştir. Sonuç; özelleştirmeden umudunu kesen
yabancı sermaye, borsadan çıkan yatırımcı ve ekonomik istikrar programına
güveni sarsılan toplum kesimleri olmuştur. Böyle bir ekonomik ortamda,
elbette ki, toplumun enflasyon beklentisi kırılmaz. Niye kırılsın ki? İnsanlar,
'nasıl olsa düzen eski düzen, ne değişiyor ki' diye soracaklardır.
Bu arada finansal krizden çok önceleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna
devredilen bankalarla ilgili olarak, kamu bankaları her fırsatta problemlerin
içine çekilmiş, yerli yersiz herkes suçlanmış ve karalanmıştır. Kamuoyunda
öyle bir hava yaratılmıştır ki, işadamları bankalara gitmekten korkmuş
ve yabancı sermaye ürkmüştür. Basındaki haberlerle sindirilmiş olan banka
yöneticileri, görevlerini yapamaz hale gelmiştir. Güvene dayalı olan bankacılık
sistemi, doğruluğu ya da yanlışlığı bilinmeyen beyanlarla sanki çökertmeye
çalışılmıştır. Birliğimiz bu durumu ‘Kara Çarşamba’dan tam 25 gün önce
Ticaret Odaları Konseyi toplantısında kamuoyuna duyurmuştur. Ancak, ne
yazık ki, hükümet yetkilileri bu uyarımıza kulak vermemişlerdir. Bu arada
bankalar arası güvenin sarsıldığı bir ortamda ortaya çıkan likidite sıkıntısına
istenilen kararlılıkta müdahale edilememe, bankalar arası çekişme, açık
pozisyonları kapatma uyarısının yarattığı tedirginlik ve ortaya çıkan panik
sonucu yabancı yatırımcının piyasadan çıkışı bizi önemli bir finansal krizin
içine itelemiştir.
Ancak, Hükümetimizin Uluslararası Para Fonun’dan 10 milyar dolarlık
ek finansman imkanı sağlaması ve özelleştirmede önemli kararların alınması
ile mali piyasalardaki krizin büyümesini durdurmuştur. Unutulmaması gereken
bu olanağın 7.5 milyar $'ın piyasaya girmeyecek olup, bir rezerv mahiyeti
taşımaktadır. Bu bakımdan bu gelişmenin kalıcı bir duruma dönüştürülmesi,
mali krizin reel ekonomiye yansımasının azaltılması ve olumsuz etkilerinin
giderilmesi için yeni ve kapsamlı tedbirlerin uygulamaya konulması gereklidir.
Ancak, her şeyden önce, bu tedbirlerin özel sektör ile kamu sektörünün
içinde bulunacağı bir “İstikrar Programını İzleme Komitesi” tarafından
izlenmesi gerekir. Bu nedenle bir İzleme Komitesi öncelikle kurulmalıdır.
Bunun yanında Türk Özel Sektörü olarak aşağıda belirttiğimiz tedbirler
hızla ve etkin bir biçimde uygulamaya konulmalıdır.
II. Çözüm Önerileri
1. Bankacılıkla İlgili Önlemler
Türkiye’de bankacılık sektöründe kapsamlı bir yapısal düzenleme yapılması
gereklidir. Bu amaçla:
-
Türkiye’de özellikle küçük ve orta boy bankaların birleştirilerek rehabilite
edilmesi ve mali kaynakların güçlendirilmesi çok önemlidir. Bu bakımdan
Türk bankacılık sektöründe birleşme ve satın almaların özendirilmesi kaçınılmaz
olmaktadır. Bu konuda banka birleşmelerinin teşvik edilmesi için düşünülen
teşvikler çok isabetlidir. Bu teşviklerin tüm işletmelere de sağlanması
gerekir. Dış piyasalarda firmalarımızın rekabet edebilmesi için birleşerek
güçlenmesi gerekir. Firmalarımız küreselleşme sürecinde yoğunlaşan şirket
birileşmeleri akımının dışında kalmamalıdır. Ancak, ortaya çıkan üzücü
durum nedeniyle işe öncelikle bankalardan başlanmalıdır.
-
Kamu bankaları kanunla belirlenen sürenin dolması beklenmeden hızla özelleştirilmelidir.
Bankaların kuruluş amacına bağlı olarak topladıkları fonların nasıl ve
hangi kesimlere hangi limitlerde kullandırılacağı yeniden tarif edilmelidir.
-
Bankalar ‘karınca duası’ biçiminde hazırladıkları kredi sözleşmelerinin
arkasına sığınarak işletmelere ve işadamlarına verdikleri kredi faizlerini,
kriz ve piyasa şartlarını öne sürerek vadesi dolmadan değiştirmektedirler.
Bu durum piyasalarda ciddi belirsizlik ve çalkantılara yol açmaktadır.
Bu uygulamaları önleyecek yasal düzenlemeler vakit geçirilmeden yapılmalıdır.
%50 ile verilen bir krediyi kısa süreli bir kriz anında %2000 faizli bir
krediye dönüştürmek bankacılık değildir. Bankalar risk yönetimini esas
alan diğer stratejiler izlemelidirler. Kredilerin süresi dolmadan faizlerin
nispeti bankalar tarafından tek taraflı arttırılmamalıdır.
-
Bankaların bankacılık dışındaki ekonomik alanlarda faaliyet göstermelerine
mani olacak yasal düzenleme bir an önce gerçekleştirilmelidir. Bu düzenlemeler
yapılıncaya kadar da holding bankalarının kendi firmalarına kaynaklarını
aktarmalarını engelleyecek önlemler uygulamaya konulmalıdır. Orta dönemde
Türkiye’de holding bankacılığından Anglo-Sakson bankacılık sistemine geçilmesi
için gerekli çalışmalar yapılmalı ve bankaların gerçek anlamda bankacılık
yapmaları sağlanmalıdır.
-
Özerk bir yapıya sahip olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun
oluşturulması isabetli bir gelişme olmuştur. Beklentimiz bu Kurulun bankalar
üzerinde etkin bir denetim sağlamasıdır. Ancak bu yapılırken pusuya yatıp
suçluyu polisiye tedbirlerle yakalamak yerine, hatalara anında müdahale
edip düzeltmeye gidilmelidir.
2. Konsolide Devlet Bütçesi İle İlgili Önlemler
Türkiye’de kronik hale gelen enflasyonun temel nedeni giderek artan
ve Gayri Safi Milli Hasıla’nın %10’nu aşan bütçe açıklarıdır. Bu nedenle
bütçe ve kamu harcamaları konusunda gerekli önlemler alınmalıdır. Konsolide
Devlet Bütçesi açıklarının sermaye piyasasından finansmanı hem reel faizlerin
yükselmesine ve hem de finansman piyasalarında istikrarsızlığa neden olmaktadır.
Bu amaçla:
-
Sıfır bazlı bir bütçe hazırlanarak gereksiz harcamalar ortadan kaldırılmalıdır.
-
Kamu harcamaları reformu yapılarak kamu harcamaları disiplin altına alınmalı
ve etkinliği sağlamak için devlet mutlaka küçültülmelidir. Tüm toplum kesimleri
fedakarlık yaparken ve ayakta kalmaya çalışırken, devletin hiç bir şey
olmamış gibi, eski savurganlıklarına devam etmesi de kabul edilemez. Kamu
idareleri kendilerine verilmiş bütçe ödeneklerini devlete iade yerine lüzumsuz
şekilde harcama yapılması kabul edilemez.
-
Avrupa Birliği normlarına uygun yeni ihale yasası hazırlanmalı ve her türlü
kamu ihalesinde şeffaflık sağlanmalıdır.
3. Vergi Politikası İle İlgili Önlemler
Vergi politikası bir yandan ekonomik istikrarın sağlanması ve diğer
yandan da yatırımların arttırılması ve iktisadi büyümenin hızlandırılması
açısından büyük önem taşır. Bu nedenle vergi politikalarında dikkatler
daima üretimi ve istihdamı artırmaya yönelik olmalıdır. Bu nedenle:
-
Son yıllarda vergi mevzuatında çok sık değişiklikler yapılması ve ek mali
yükümlülükler getiren yönetmelik ve yasaların geriye doğru işletilmesi
piyasalarda belirsizlik ve güvensizlik yaratmaktadır. Bu durum özellikle
yabancı sermayenin ülkemize gelişinde önemli bir caydırıcı etki yaratmaktadır.
Yabancı sermayeye çok ihtiyacı olan ülkemizin bu tür uygulamalardan sakınması
ve yabancıya güven vermesi gerekmektedir.
-
Diğer taraftan yasa ile getirilebilecek vergiler genel tebliğlerle getirilmektedir.
Bunlar daha sonra da Danıştay tarafından iptal edilmektedir. Ancak, Gelirler
Genel Müdürlüğü bu kararları uygulamamaktadır. Bu durum Türkiye’nin bir
hukuk devleti olması yönünden ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Bu hukuk
dışılığa bir an önce son verilmelidir.
-
Türkiye’de ciddi, kalıcı ve Anayasaya ve yasalara uygun bir vergi düzenlemesi
yapılmalıdır. Böyle bir düzenlemede sosyal dengeler ve bölgeler arası dengesizlikler
mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
-
Yatırım indirimine uygulanmaya başlanan stopaj vergisi mutlaka kısa bir
süre içinde kaldırılmalıdır. Bu stopaj vergisi yatırımları olumsuz yönde
etkilemekte ve firmaların rekabet gücünü azaltmaktadır. Ayrıca yabancı
yatırımların Türkiye’ye çekilmesini olumsuz yönde etkilemektedir.
-
Sermaye piyasasının canlandırılması için her tür hisse senedi alım satımlarından
elde edilen gelirler vergi kapsamı dışında bırakılmalıdır.
-
Kronik enflasyon, yüksek vergi oranları ve diğer ekleri ile sosyal sigorta
primleri Türkiye’de kayıt dışı ekonomiyi artırmaktadır. Vergi gelirlerinin
firmaların taşıma sınırını aşan ek vergilerle değil, artık kayıt dışı ekonominin
kayda alınması ile arttırılması gereklidir. Bunun için ilk aşamada gıda
ve giyeceklerden başlayarak KDV oranları aşağı çekilmeli ve sigorta prim
oranlarının yeniden düzenlenmesi sağlanarak etkin bir vergi denetimi sistemi
kurulmalıdır.
-
Ekonomik gelişmeyi olumsuz etkileyen ve bu nedenle vergi potansiyelini
daraltan ek vergi ve asgari geçim standardı gibi uygulamalar kaldırılmalı
ve peşin vergi tahsilatı altı aya çıkartılmalıdır.
4. Kamu Yönetimi ve Bürokrasi İle İlgili Önlemler
Birliğimiz tarafından yapılan çalışmalarımız hantal ve muğlak kurallarla
işleyen bürokratik mekanizmanın, her tür yolsuzluğa nasıl zemin hazırladığını
açıklıkla ortaya koymaktadır. Nitekim Dünya Bankası kaynak1arı da, düzensizlik
ve yolsuzluk bakımından ülkemizi ilk sıralarda göstermektedir. Ve bunu
da yabancı sermayenin gelmemesine gerekçe göstermektedirler. Bu çarpık
mekanizmanın düzeltilmesi için:
-
Kamu yönetimi yeniden yapılanmalı ve şeffaflaştırılmalıdır. Devleti koruma
adı altında, kimsenin devletin altını oymaya hakkı olamaz. AB’ye Katılım
Ortaklığı Belgesini tartıştığımız bu dönemde idari yapının AB Müktesebatı
doğrultusunda öncelikle düzeltilmesi gerekir.
-
Son zamanlarda kamuoyuna yansıyan düzensizlikler ve yolsuzlukların üzerine
zecri tedbirlerle gidilmesi bürokrasiyi kilitlenmiş bir duruma getirmiştir.
Hiç bir kamu görevlisi siyası otoriteden yetki almadan imza atmamaktadır.
Bu nedenle bürokratik mekanizmanın etkinliği tekrar sağlanmalıdır.
5. Yatırımların Teşviki İle ilgili Önlemler
Türkiye’de enflasyonun kontrolünde arz yönlü politikaların da devreye
sokulması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu çerçevede yatırım ve üretimi
arttıracak tedbirlerin alınması önemlidir. Bu amaçla:
-
Üretimi ve istihdamı artırmaya, AR-GE ve teknoloji geliştirmeye yönelik
ihracat artırıcı selektif yatırım teşvikleri organize sanayi bölgelerinde
kullandırılmalıdır.
-
Pek çok yerde ve kuruluşu yıllarca devam eden organize sanayi bölgeleri
başlatmak yerine, eldeki imkan ve kaynaklar ile orantılı sayıda ve bir
yıl gibi kısa bir sürede başlayıp bitirilen organize sanayi bölgeleri kurma
uygulamasına geçilmelidir.
-
Türk ekonomisi rekabet gücünü yitirmektedir. Sanayiyi rehabilite etmek,
ihracatın önünü açmak, yatırımları hızlandırmak, istihdamı artırmak ve
bölgesel dengesizlikleri gidermek için dış kaynaklı kredilere ihtiyaç vardır.
Bu yapılabildiği takdirde mali krizin reel sektörü etkileme düzeyi oldukça
azaltılacaktır.
-
Tarım politikasının AB normlarına uydurulması bakımından destekleme politikalarında
prim sistemine geçilmelidir. Ayrıca Hayvancılığın geliştirilmesi için Hayvancılık
Organize Sanayi Bölgeleri kurulmalıdır.
-
KOBİ’lerin sermaye piyasalarından daha uygun koşullarla fon sağlamalarına
imkan sağlamak için, KOBİ’ler için bölgesel düzeyden başlayarak aşamalı
biçimde NASDAQ türü menkul kıymet piyasaları oluşturulmalıdır. Bunun için
Sermaye Piyasası Kanununda yapılan son değişiklikler çerçevesinde SPK derhal
çalışmaya başlamalıdır.
-
Yatırımların teşvikinde en önemli araç yatırım indirimidir. Bu nedenle
daha önce belirtildiği gibi. yatırım indirimine getirilen stopaj vergisi
mutlaka kaldırılmalıdır. Aksi halde imalat sanayinde teknoloji geliştirme
ve modernizasyon yatırımları ile rekabet gücünün arttırılması önemli ölçüde
sınırlanmış olacaktır.
6. İş Güvencesi Yasa Tasarısı ve Ekonomik ve Sosyal Konsey
İş hayatında sosyal barışın sağlanması ve kesimler arasında gerekli
diyalog ve uzlaşmanın sağlanması üretim ve istihdamın geliştirilmesi açısından
çok önemlidir.
Diğer taraftan, Türk ekonomisinde verimliliği ve rekabet gücünü olumsuz
etkileyecek, işsizliği arttıracak ve kayıtdışılığı özendirecek yasa ve
uygulamalardan kaçınmak gereklidir. Bu bakımdan:
-
Türk özel sektörünün görüşü alınmadan hazırlanan, üretim, yatırım ve istihdamı
olumsuz etkileyecek ve kayıt dışı istihdamı arttıracak “İş Güvencesi Yasa
Tasarı” geri çekilmelidir.
-
Sosyal kesimler arasında gerekli diyalog ve uzlaşmayı sağlamak için Birliğimizin
de içinde bulunduğu sivil toplum örgütleri tarafından AB normlarına uygun
olarak hazırlanan ve hükümete sunulan Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanun Tasarısı
hızlı bir biçimde yasalaştırılmalıdır. İş güvencesi esas olarak işçi ve
işverenin uzlaşmasına ve işletmelerin rekabet gücünün arttırılarak ayakta
kalmalarına ve geliştirilmelerine bağlıdır. Yasalarla sağlanacak bir konu
değildir.
7. İthalat ve İhracatla İlgili Önlemler
Türk ekonomisinde son günlerde yaşanan finansal krizin ortaya çıkmasında
giderek artan cari işlemlcr açığı önemli bir neden olmuştur. Kuşkusuz bu
sonucun ortaya çıkmasına esas olarak döviz kurunun enflasyonun düşürülmesinde
çıpa olarak kullanılması sebep olmuştur. Bu nedenle, önümüzdeki yılda ihracatın
mutlaka arttırılması ve tüketim malları ithalatının kısıtlanması için köklü
tedbirlerin alınması şarttır. Bu amaçla:
-
Tüketim malı ithalatının frenlenmesi için Gümrük Birliği ve uluslararası
anlaşmalara uygun yöntemler uygulamaya konulmalıdır.
-
Çıkarılması düşünülen özel tüketim vergisi esas alarak Türkiye’de üretimi
olmayan lüks ithal mallarını kapsamalıdır.
-
Zorunlu haller dışında teknik denetimler gümrüklerde gerçekleştirilmelidir.
-
Tüm komşularımıza ihracat imkanlarımız bütünü ile değerlendirilmeli ve
Rusya Federasyonu ile Çin’e yönelik ihracatımız hızla geliştirilmelidir.
-
Dış ticaret müşavirlerinin meslek kuruluşları mensupları arasından da seçilebilmesi
imkanı getirilmelidir.
-
Eximbank kredilerinin süreleri bir ay uzatılmasına rağmen, KDV iadeleri
normal düzene dönünceye kadar bu sürenin üçer aylık dönemler itibariyle
ertelenmesi uygun olacaktır.
-
Dahilde işleme rejimi hariç tutulmak üzere, hayali ihracata mesnet oluşturan
döviz taahhütlerinin tamamı bir kereye özgü affedilmeli ve izleyen dönemde
sadece Eximbank kredileri ile dahilde işleme rejimi kapsamında döviz taahhüdü
istenmelidir.
-
Türkiye'nin dış ticaret açığı verdiği ülkelerle savunmaya yönelik ithalatın
hükümetçe belirlenecek bir oranı karşılığında ticari bankalar üzerinde
"off-set" uygulamaları yapılmalıdır.
-
İhracat ile ilgi konularda hükümet, TOBB ve TİM görüşlerini mutlaka almalıdır.
İhracat Teşvik Belgelerinin sürelerinin 6 ay süre ile uzatılması gerekli
görülmektedir.
-
Bankacılık sektörünün ihracatın finansmanına katkısını artırmak için, bankaların
mevduatı ile sağladıkları sendikasyon kredilerinin belli bir oranını KOBİ'lerin
ihracatı için tahsis etmeleri zorunluluğu getirilmelidir.
8. Özelleştirme Konusu
Özelleştirme ülke gündeminden kalkacak biçimde şeffaflık içinde artık
tamamlanmalıdır. Bu bakımdan özelleştirilecek kamu işletmeleri, mali yapısı
güçlü, ülkemize teknoloji getirebilecek ve yolsuzluk söylentilerine bulaşmamış
firmalara satılarak yabancı sermayenin gelişi özendirilmelidir. Özelleştirme
amacına uygun olarak, şeffaf ve dedikodulardan uzak yapılabildiği ölçüde
yabancı sermaye gelişi hızlanacaktır.
9. Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri
Helsinki Zirvesi sonucu AB adaylığı ilan edilen Türkiye’nin Kopenhag
kriterlerine uygun yasal düzenlemeleri vakit geçirmeden Meclise sevk etmesi
gerekir. Bu çercevede Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlık çalışmalarında
kamuoyunun duyarlı olduğu konular kurumlar arasında tartışma ile değil,
diyalog yolu ile çözüme kavuşturulmalıdır. Uzlaşma sağlanamayan konularda
ise referanduma başvurulmalıdır.
Sonuç olarak, enflasyon ile mücadele programımızda çok zamansız
olan büyük bir finansal krizi yaşamaktayız. Bu finansal krizin reel ekonomiye
yansımasını en alt düzeye indirmek için, başta yapısal düzenlemeler olmak
üzere yukarıda belirtilen tüm önlemleri birlikte ve aynı zamanda uygulamaya
koymak zorundayız. Unutulmamalıdır ki, ülkemizdeki kronik enflasyon temelde
yapısal özelliklidir ve toplumun bekleyişlerinin değiştirilmesini gerektirmektedir.
Bu nedenle yapısal düzenlemeye yönelik önlemler büyük bir önem taşımaktadır.
Para ve maliye politikaları ile başarılabilecekler başarılmıştır. Artık
yapısal düzenlemelere acilen ihtiyaç duyulmaktadır.
Şu anda en kritik noktada bulunuyoruz. Artık geri dönülmez bir aşamadayız.
İstesek de istemesek de bu yolun dönüşü yoktur. Alternatifi de yoktur.
Bu yoldan değil dönmek, uzun süre kararsız beklemek bile, tahmin edemeyeceğimiz
büyük sorunlara yol açar. Türk Özel Sektörü Hlükümetimizin enflasyonu kontrol
altına almak ve dengeli iktisadi büyümeyi sağlamak için uygulamaya koyduğu
istikrar programını desteklemeye devam edecektir. Ancak tüm bunlar yapılırken
yabancı yatırımcıları ve işadamlarını ürkütücü, caydırıcı ve güven yitirici
gereksiz medyatik demeçlerden de sakınmalıyız. Enflasyonu makul bir düzeye
indiren ve yolsuzlukların olmadığı şeffaf bir Türkiye her zaman tek dileğimiz
olmuştur. Bu hedef doğrultusunda hükümetlerimizin yanında olmak Birliğimizin
her zaman temel politikası olmuştur.
|