| Ecevit'in TOBB'u ziyaretinde yaptığı konuşma şöyle:
(12 Aralık 2000)
Sayın Başkan, Sayın Üyeler, Değerli Basın Görevlileri; sizleri saygı
ile selamlıyorum.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tüccarlarımızı, sanayicilerimizi,
kısaca iş dünyamızı en üst düzeyde temsil eden kuruluşumuzdur.
Sayın Başkan ve çeşitli odalarınızın başkanları her vesile ile temsil
ettikleri kesimin görüşlerini bize iletmektedirler. Başbakanlık binası
ile iş çevreleri arasında sürekli bir diyalog son zamanlarda işlemektedir
ve bundan biz Hükûmet üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri olarak büyük yarar
sağlamaktayız. Ve bu toplantınıza katılmaktan da özel bir mutluluk duyuyorum.
Son 20 yılda Türkiye ekonomisi büyük bir değişim yaşadı. Enflasyon yakın
zamana kadar
yüksek düzeyini korudu, kamu finansman açıkları her geçen gün büyüdü,
açıklar borçlanmayla kapatılmaya çalışıldı. Bunun sonucu kamu maliyesi
sürdürülemez bir noktaya geldi. Bu süreç sağlıksız bir ekonomik yapıya
temel oluşturdu. Reel sektör yeterince gelişemedi. Ekonomi, enflasyon-borç-faiz
sarmalından kurtulamadı.
Nisan 1999 seçimlerinden sonra üç partinin biraraya gelmesiyle oluşturulan
Hükûmetimiz
uzlaşı içinde çalışarak, ülkede siyasal istikrarı sağladı. Ardından
bu Hükûmet ekonomide de istikrarın sağlanması için kolları sıvadı; bu yılın
başında kapsamlı bir ekonomik program uygulamaya koydu.
Programın 11 aylık uygulama sonuçlarına baktığımızda genel olarak sağlanan
başarıyı
görmemek olanaksızdır.
Bu arada kamu maliyesi alanında çok olumlu sonuçlar alındı. Gelirler
ve harcamalarda
öngörülen hedeflere ulaşılacağı, hatta bazı kalemlerde hedeflerin de
aşılacağı belli oldu. Önemli göstergeler arasında yer alan faiz dışı fazla
hedefi daha Eylül ayında gerçildi.
Enflasyonda son 13-14 yılın en düşük düzeyine ulaşıldı. Uzakdoğu ve
Rusya krizleri ile
depremler nedeniyle geçen yıl önemli ölçüde gerileyen Gayri Safi Milli
Hasıla’da bu yılın ilk 9 ayında % 5.4 artış sağlandı. Büyümenin önemli
göstergelerinden biri olan imalat sanayii kapasite kullanım oranı Ekim
ayında, geçen yılki % 71.3’lük düzeyinden % 81.9’a yükseldi.
Buna karşılık tüketimin artması ve Dolar’ın Euro’ya göre fazla değer
kazanması ile ham petrol fiyatlarının beklenenin üzerinde yükselmesi gibi
nedenlerle ithalatın artması, cari işlemler açığının hedeften daha yüksek
çıkmasına yol açtı.
Sayın Başkan, Değerli Üyeler;
Bu arada programın önemli bir parçasını oluşturan pekçok yapısal reform
gerçekleştirildi. Bu bağlamda, bankacılık sektörünün uzun yıllardan beri
süregelen sorunlarının çözümü ve sağlıklı bir biçimde yeniden yapılandırılması
için düzenlemeler yapıldı.
Bankalar büyük ölçüde gerçek bankacılık faaliyetlerini bir yana bırakmış,
yüksek faizli kamu borçlanma senetleriyle büyük kârlar elde eden kuruluşlar
durumuna gelmişti. Yapılan düzenlemelerle bankacılık sisteminin sağlığına
kavuşması, asıl bankacılık hizmetlerine dönmesi, yani reel sektöre fon
yaratır duruma gelmesi öngörülüyor. Ayrıca hastalıklı bankaların öteki
bankalara da hastalık bulaştırmaması için tedaviye alınması gerekiyordu.
Bu yapıldı.
Bu arada Kasım ayı ortalarından itibaren ortaya çıkan ve büyük ölçüde
likidite sıkışıklığına
dayanan dalgalanmalar üzerine Hükûmet derhal gerekli müdahalede bulunmuş
ve alınan önlemlerle piyasalarda yeniden güven sağlanmıştır.
Hükûmetimiz ödünsüz bir biçimde ekonomik programın arkasındadır. Programın
gerekleri
bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla uygulanacaktır.
TELEKOM’un ve THY’nin özelleştirilmesi için gerekli kararlar alınmıştır.
Bunlara ilişkin ihale ilanları 14 Aralık’tan itibaren yayımlanacaktır.
Ayrıca elektrik sektörünün hızla özelleştirilmesinin yolunu açacak olan
Elektrik Piyasası Yasa Tasarısı Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmıştır.
Tasarı birkaç gün içinde Meclis’e sunulacaktır.
Cari açığın 2001 yılında hedefler düzeyine indirilmesi için gerekli
önlemler şimdiden alınmaya başlanmıştır.
2001 yılı bütçesi de ekonomik programın amaçlarına uygun olarak hazırlanmıştır.
Önümüzdeki yıl gelirlerimizin yaklaşık % 2.4, harcamalarımızın % 4.3 oranında
artması programlanmıştır. Böylece devletin iki yakasının biraraya getirilmesi
bakımından önemli bir adım atılmış olacaktır.
Bütçe açığının ise bu yıla göre yarı yarıya azalması öngörülmüştür.
2000 yılında Türkiye her
100 lira vergi gelirinin 86’sını faize harcamışken, 2001 yılında bu
miktar 52.5 liraya düşecektir. Böylece faiz giderlerinin Gayri Safi Milli
Hasıla’ya oranı % 16.3’ten % 10.9’a inecektir.
Ekonomik programın ve özellikle bankacılık alanındaki operasyonların
reel sektörü olumsuz etkilememesi amacıyla aylardan beri kapsamlı çalışmalar
yapılmıştır. Bu çeşitli sektörlerin durumu, düzenlenen toplantılarda sektörün
temsilcileri ve kamu yetkilileriyle birer birer ele alınmış, sorunlar ve
alınması gereken önlemler belirlenerek gerekli talimatlar ilgili kuruluşlara
verilmiştir. Reel sektöre gösterdiğimiz özen ve duyarlılık programın her
aşamasında sürecektir.
Ayrıca malî sistemdeki yeniden yapılanma ile daha sağlıklı işleyen bir
piyasa yapısı oluşacaktır. Bu durum, üretim sektörünün daha uygun koşullarda
faaliyette bulunması ile uluslararası ölçekte rekabet gücünü artıracak
bir ortam yaratacaktır.
Alınan ek önlemlerle güçlendirilen program 2001 yılı başından itibaren
enflasyonun daha da
hızlı bir biçimde düşmesini sağlayacaktır. Bu da dışsatımcıların rekabet
gücünü artırmalarında etkili olacaktır.
Sayın Başkan, Sayın Üyeler;
Odalar Birliğimiz’in ve bağlı odaların verdiği destek, enflasyonla mücadeleye
çok önemli
katkılar sağlamıştır. Bu nedenle, siz yönetim kurulu üyelerine ve Odalar
Birliği’nin tüm mensuplarına ve ihracatçılarımıza şükranlarımızı sunarım.
Burada dile getireceğimiz görüşler ve öneriler de Hükûmetimiz tarafından
titizlikle
değerlendirilecektir. Bu çok değerli raporunuz için de bu vesileyle
teşekkür ederim.
Yapılabileceklerin gerçekleştirilmesi konusunda Hükûmet olarak her
çabayı göstereceğiz. Bundan sonra da iş dünyamızla yakın bir diyalog içinde
hareket edilmesine devam edeceğiz. Bu, Hükümetimiz’in uyguladığı temel
ilkelerden biri olacaktır.
Sayın Başkan, Sayın Üyeler;
Bu yazılı konuşmamdan sonra siz Sayın Başkan’ı okumuş olduğunuz, takdim
etmiş olduğunuz raporla ilgili bazı düşüncelerimi sunmak isterim:
Bir durgunluktan söz ettiniz, hükümetin başlangıçta hızlı çalıştığını
fakat son aylarda bir
yavaşlama, duraklama olduğu izleniminizi belirttiniz. İzlenim olarak
bu doğrudur ama gerçekte doğru değildir. Bu Hükümeti kurulduktan sonraki
11 ayında olağanüstü bir tempoyla, tam bir uyum içinde çalışmıştır. 11
ayda 203 yasa çıkarılmıştır. Bunlardan birçoğu da reformist nitelikte yapısal
değişiklik sağlayacak yasalardır. Fakat milletvekilleri aylarca gece-gündüz
çalışmışlardı. O yüzden kendi illerini ve toplum kesimini ihmal etmek zorunda
kalmışlardı. O nedenle 3 ay kadar süren bir tatil araya girdi. Ondan sonra
da Meclis’in açılış yılındaki bitmek tükenmez formaliteler devreye girdi.
Bu konuda mutlaka bir iç tüzük değişikliği yapılması gerekiyor. İç tüzükteki
bazı engelleyici unsurlar yüzünden
yasama çalışmalarında maalesef olumsuz gelişmeler oluyor. Bakanlar
Kurulu’nun da girişimiyle Büyük Millet Meclisi’nin bu konuyu ele almasını
ve en kısa zamanda iç tüzük değişikliklerinin değişmesini temenni ediyorum.
Bankacılıkla ilgili olarak sizin de belirttiğiniz gibi, uzun yıllar
Türkiye çok sıkıntılı bir dönem
geçirdi. Bankalar özel sektöre, reel ekonomiye kendilerinden beklenen
katkıları getiremediler veya getirmediler. Çünkü ondan çok daha kârlı olanaklar
vardı. Biz bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ile bankacılığın da
çok önemli bir yapısal değişiklik geçireceğini umuyoruz. Burada Bankacılık
Kurulu’nun bazı hastalıklı veya sakat bankaların üzerine eğilirken, bankacılık
sektörünün bütün mensuplarını bir kaygı içine sürüklememek gerektiğine
inanıyoruz. Bu yönde adımlar atmaya başladık ve gördük ki bazı bankaların
kapatılması üzerine birçok sağlıklı bankada da bir kaygı havası ortaya
çıkıyor.
Ayrıca yargıya teslim etmek üzere yakalanan bazı işadamlarımızın, bazı
bankacıların gördükleri muameleler bizi de rahatsız etti. Bu konuda ilgililileri
ben de, Sayın Özkan da diğer Bakanlar Kurulu üyelerimiz de uyardık ve uyarmaya
devam ediyoruz. Zannediyorum bir değişiklik ortamı da başladı. İşadamlarımız
yolsuzluk yaparlarsa, yasadışı işlemlerde bulunurlarsa, gereken her tedbir
alınır ama onları incitmeden ve başka işadamlarını, bankacıları kaygıya
sürüklemeden bu düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
Bu bankalarla ilgili olarak benim de sık sık kullandığım bir deyimle;
“karınca duasından”
bahsettiniz. Buna benim aklım ermiyor. İşadamlarımız, hele bankalarla
ilişkisi olan işadamlarımız okuyan-yazan kimselerdir, iyi eğitim görmüşlerdir
ama nedense banka yöneticileri kendilerine bir karınca dualı kağıt uzattıkları
vakit bunu fazla incelemeden imzalıyorlar. Ondan sonra da bunun olumsuz
etkileriyle karşılaştıklarında üzülüyorlar. Yani, “ben şu kadar faiz karşılığında
sana bu krediyi verdim ama şimdi bunun 2-3 mislini senden geri istiyorum”
gibi, hiçbir hukuk devletinde mazur görülemeyecek bir uygulama var. Herşeyi
devletten beklememek gerekir. Bu karınca dualarına artık son verilmesini
değerli girişimcilerimizden bekliyorum.
Şunu kesinlikle belirtebilirim ki; Hükûmet içinde şimdiye kadar başka
hiçbir koalisyon hükûmetinde ve hatta tek partili hükûmette görülmemiş
bir uyum var. Bazen bir partinin içinde bir sorun çıkıyor ama partiler
arasında sorun çıkmıyor, o büyük bir avantaj. Son günlerde birkaç sıkıntımız
oldu ama onları da ilgili Genel Başkan arkadaşlarımın katkısıyla aşabildik,
çözebildik ve şimdi o sayede bir hızlı özelleştirme dönemine girmiş bulunuyoruz.
14 Aralık’tan itibaren biraz önce belirttiğim gibi, TELEKOM ve THY yollarından
başlayarak özelleştirme süreci yeniden ivme kazanacaktır.
Son kriz tabiî hepimizi çok üzdü ve çok kaygılandırdı. Aslında görünürde
gerçek nedenleri
olmayan bir krizdi bu. Sanırım bunun etkenlerinden birisi de Türkiye’de
uzun yıllar boyunca bir kronik enflasyon sürecinin yaşanmış olması ve bu
sürecin de kendi enflasyon lobisini yaratmış olmasıydı. Haklı olarak sizler
enflasyondaki hızın kesilmediğini söylediniz, bundan biz de şikayetçiyiz
ama sizin çok iyi bildiğiniz bazı çevreler sağlanabildiği kadar enflasyonu,
sağlanabildiği kadar faizi bile fazla bulur hale geldiler. Zannederim enflasyon
faiz sarmalını yeniden harekete geçirmek için bazı spekülasyonlarda bulunuldu.
Bunları en iyi sizler bilirsiniz, tedavisini ve önlemini gene sizler bilirsiniz.
Çok şükür ekonomimiz bütün yapısal aksaklıklarına rağmen özünde sağlam
olduğu için ve çok iyi yetişmiş girişimcilerimiz olduğu için son kriz 10-15
gün gibi kısa bir süre içinde büyük ölçüde sona erdi.
Tabiî şimdi çok hassas bir dönemden geçiyoruz. Uluslararası Para Fonu’yla
yaptığımız
anlaşmalara yeni boyutlar eklendi. 10 milyar doları aşacak bir kredi
yardım olanağı sağlandı. Bunu çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor.
Sayın Başkan, Değerli Üyeler;
Tekrar beni ve değerli arkadaşım Sayın Hüsamettin Özkan’ı aranıza kabul
ettiğiniz bu
toplantıya çağırdığınız için çok teşekkür ederiz. Sizlere başarılar
diliyorum.
|