Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI
21 ŞUBAT KRİZİ
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ (2001)
57. HÜKÜMET

TÜSİAD'TAN HÜKÜMETE ELEŞTİRİ...
28 Eylül 2001 
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında hükümete sert eleştirilerde bulundu. 
 
Özilhan, Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında yaptığı konuşmada siyasetçileri eleştirdi ve Türkiye'nin liderlere ihtiyacı olduğunu belirtti. 

"Masa başı yönetimin zamanı değil" diyen Özilhan, bu dönemde ihtiyaç duyulanı "Yaşadığımız dönemi iyi analiz edebilen, ekonomik ve siyasi önceliklerini bu ihtiyaca göre şekillendirebilen, gelişmeleri cehpede izleyip ülkenin dinamik güçlerine yön veren, onlara hedef gösteren bir hükümet" olarak anlattı.

TÜSİAD Başkanı Özilhan, "Liderlik eksikliğinden sözederken yalnız hükümeti düşünerek konuşmuyoruz. Dünyada yer yerinden oynarken sayın Cumhurbaşkanı, sayın Başbakan neden çıkıp da ulusa hitap etmezler" şeklinde konuştu. 

Sokaktaki insanın kaygı içinde olduğunu da kaydeden Özilhan, "Bizi gerçekten yöneten birileri var mı, yoksa hepimiz kaderimize mi terk edildik?" dedi.

Özilhan, toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlarken, "Ekonomik krizin toparlanmasıyla birlikte 2 önemli yasanın tamamlanmasından sonra Türkiye'nin bir seçime gidilerek daha istikrarlı bir yapıya kavuşması gereğine inandığını" söyledi. Özilhan, seçim sisteminin daha temsil edici bir yapıya kavuşması gerektiğini de, partiler yasasının da yine "lider sultası"na son verecek demokratik bir yapı içine getirilmesini desteklediklerini kaydetti. 
 
 

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan'ın konuşması şöyle:
(28 Eylül 2001)

Sayın Başkan, değerli üyeler, değerli basın mensupları,

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği Yönetim Kurulu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Haziran ayında gerçekleştirdiğimiz Yüksek İstişare Konseyi toplantısından sonra, içinde yaşadığımız koşulları bir kaç kat daha güçleştiren gelişmelere şahit olduk. Sakin geçmesini beklediğimiz yaz aylarına, dövizdeki aşırı dalgalanmalar ve yüksek aylık enflasyon rakamları damgasını vurdu.

Reel sektördeki kan kaybı hızlanarak sürdü. Batı dünyasında resesyonun yaygınlaşacağına ilişkin işaretler artmaya başladı. Son olarak da, insanlık dışı bir terörist eylem, bütün dünyayı derinden sarstı.

Yeni kavramların tartışılacağı yeni bir dünyanın eşiğinde olduğumuz kesin. Ancak ne yazık ki Türkiye daha eski gündemiyle hesabini kesebilmiş değil. Bu yüzden biz de öncelikle ülkenin gündemine bağlı kalacağız. Ama bu gündeme yaklaşırken, yeni dünyanın bugünden beliren çizgilerini dikkate alarak konuşmaya çalışacağız.

Öncelikle ekonomik krizde bulunduğumuz noktayı gözden geçirmek istiyoruz.

Bildiğiniz gibi, yaşadığımız krizden çıkışa ilişkin önlemler, kamuoyuna, "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" olarak sunuldu. Bu program, ekonomide bir durgunluğu öngörmüş ancak 6 aylık bir sürenin sonunda, piyasaların işlemeye, pozitif büyüme ortamının yeniden sağlanmaya başlanacağını varsaymıştı.

Güven ortamının kalıcı olarak tesis edilmesiyle dış kaynak girişi yeniden başlayacaktı. Bu arada, TL’deki hızlı değer kaybı sayesinde ihracat ve turizm gelirlerinde sağlanacak artışla ekonomiye taze kan sağlanacaktı. 

Program üçlü bir sacayağı  üzerinde yükselecekti: Mali sektörün rebabilitasyonu, kamu sektörünün yeniden yapılanması ve reel sektörün hayata dönüşünün sağlanması...

Müdahale için seçilen başlangıç noktası, zorunlu olarak mali sektördü. Güçlü bir mali sektör olmadan ekonominin çarkları dönemezdi. Mali sektör reformları, biraz yavaş gelişiyor, zaman zaman gereğinden hızla enerji ve mücadeleye gereksinim duyuluyor olsa da, adım adım gerçekleştiriliyor.

Mali sektörün güçlendirilmesi için reform çalışmalarının sürdürülmesi bugün hala önemini koruyor. Çünkü, güçlü bir mali sektör olmadan ekonominin çarklarının dönmesi mümkün değil.

Güçlü ekonomiye geçişin ikinci önemli ayağı kamu sektörü reformlarıydı. Bildiğiniz gibi, bu kriz; esas olarak, hükümetlerin kamu açıklarını kapamak için gerçekleştirdikleri borçlanmayı sürdüremez hale gelmelerinden kaynaklandı. Öyleyse bir yandan borcu çevirmek, öte yandan da borçlanma gereğini yapısal olarak azaltmak gerekiyordu.

Kamu sektöründe yeniden yapılanma, "Güçlü Ekonomiye Geçiş" için olmazsa olmaz bir koşuldu. Bu konuda ne yazık ki "Kamu Bankaları Ortak Yönetimi" ve bir dizi tasarruf önlemi dışında adım atılamadı.

Kamu sektörü, açıklarını kapamak için, kriz dolayısıyla daha da daralan kredi havuzundan fon talep etmeye devam etti. Buna karşılık, hükümet, kamu açıklarını yapısal olarak azaltacak kapsamlı bir idari reformu gündemine almadı. Programın başarısı için bu reformun zorunluluğunu kavradığı konusunda piyasalara en küçük bir işaret vermedi.

Aksine, kadroları aşırı şişirilmiş kamu kurumlarının, yönetsel gereklerden çok siyasi pazarlıkların sonucu doğmuş bakanlıkların, yozlaşan ve kamu kaynaklarını denetimsiz biçimde tüketen yerel yönetimlerin saltanatından asla vazgeçilmeyeceği ortaya kondu.

Programın reel sektör bacağı ise tamamen unutuldu. Hükümet, kapanan işletmelere ve artan işsizliğe adeta sırtını döndü. Krizden çıkışın asıl araçları birer birer tahrip olmaya başladı. 

Hepsinin üzerinde, hükümet krizden çıkış için hayati önem taşıyan güven ortamını bir türlü tesis etmeyi başaramadı. Aksine, sanki her adımda, kendi kendini sabote etmek ister gibi bir görünüm sergiledi. Önce programa, güdük ve isteksiz bir siyasi destek verildi. Sonra arka arkaya popülist uygulamalar dayatıldı. Kritik özelleştirmelere karşı bayrak açıldı. Her türlü uyarıya kulak tıkanıp, güven ortamını tesis etmek için gerekli olan ne varsa tersi yapıldı. 

Şartlar başka türlü olsaydı, bu programın buraya kadar gelmesi bile bir başarıdır derdik. Ama kötünün iyisiyle avunabilecek bir durumda değiliz.

Bu haliyle, turizmin de ihracatın da ekonomiyi ayağa kaldıracak bir katkısının olabileceğinden söz edemiyoruz. Ciddi kaynaklar yaratabilmek için üretime, yatırıma, krediye ihtiyaç var. Döviz kurunda istikrara gereksinim var. Ne kadar süreceği ve hangi coğrafyaya yayılacağı belli olmayan savaş ve batı ekonomilerinde derinleşen resesyon yüzünden her iki sektörümüz için de gerekli pazarları bulup bulamayacağımız ise bir başka soru...

"Bugünün ve geleceğin savaş bölgesinde" yer alan bir ülke olarak, dünya piyasalarından kaynak temin etme konusunda iyiden iyiye zorlanacağız. Petrol fiyatlarında meydana gelecek artışların  ekonomimizi nasıl alt üst edeceği, döviz rezervlerimizi nasıl eriteceği de biliniyor.

Peki ne yapacağız?

Evet. Türkiye’nin IMF’in sıkı düzenine ihtiyacı var. Ama şartlar çok hızlı değişiyor. Bu değişen şartlara uygun biçimde bazı varsayımların, hedeflerin gözden geçirilmesi, programın kendi kendini boğmasına engel olunması gerekiyor.

Biz bugünden yarına hızlı büyüme sürecine geçilmesini beklemiyoruz. Bu konuda IMF’ten çok daha gerçekçiyiz. Ama, hiç değilse üretim kaybına dur diyecek bazı mikro politikaların acilen devreye sokulması ve reel sektördeki kanamanın durdurulması lazım. Bu mesele daha kriz öncesinden beri var ve TÜSIAD tarafından ilk kez telaffuz edilmesinden bu yana bir yıl geçti.

Bize kaynak yok deniyor. Biz ise programın ruhuna aykırı düşmeyecek bir biçimde kaynak yaratılabileceğini savunuyoruz. Bu programda, milli gelirin yüzde 5,5-6’si oranında faiz dışı bütçe fazlası öngörülüyor. Vergilendirilebilir gelir çok gerilediği için bu hedef gerçekçi olmaktan çok uzak artık.

IMF ile anlaşarak, büyüme hedeflerindeki revizyona bağlı olarak, faiz dışı bütçe fazlası aşağı çekilmeli ve elde edilen kaynak, üretim ve istihdam artışı sağlayacak şekilde reel sektöre aktarılmalıdır. Bu kaynak aktarımında selektif olunmalı ve iki temel kritere göre hareket edilmelidir: istihdam yaratmak, ekonomiye döviz kazandırmak.

Tabii, reel sektörün bu kaynağı kullanarak tekrar üretim yapmaya, döviz kazandırmaya ve istihdam yaratmaya başlayabilmesi için döviz kurunda istikrar sağlamak da şarttır. Çünkü bu istikrar sağlanmadan, üretimin ön koşulu olan hammadde ve ara mal ithalatını gerçekleştirebilmek, maliyet hesabi yapmak ve fiyat tutturabilmek mümkün değildir.

İşletmelerin faaliyet hacminde artış sağlanır ve vergi tabanını genişletme, kayıt altına alma çalışmaları devreye sokulursa, bu önlemlerden doğacak muhtemel bir vergi kaybı da rahatlıkla telafi edilebilir.

İkinci yapılacak şey, IMF kredilerinin bir bölümünün, gerek öngörülemeyen ekonomik daralmaya, gerekse dünya ekonomilerinde gözlenen yavaşlamaya bağlı olarak ertelenmesinin gündeme getirilmesidir.

Üçüncüsü, kamu kesiminin küçülmesini, yeniden yapılanmasını ve kamu hizmetlerinde verimlilik artışını planlamak ve bu yöndeki siyasi iradeyi belirgin biçimde göstermektir.

Yeri gelmişken çok önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekiyor. Bugün kamu bürokrasisi tamamen felç olmuş durumdadır. Kimse sorumluluk almak istememekte, dolayısıyla kimse iş yapmamaktadır.

Yolsuzluklar Türkiye’nin kanını emiyor, bu doğru. İpin ucunu bırakmamak lazım, bu da doğru. Ama her geri dönmeyen krediye "yolsuzluk" damgasını basarsanız, uzmanlık isteyen konuları, "polisiye vaka" bakış açısıyla incelemeye alırsanız, sistem işlemez hale gelir. Kimse, en basit işlemin altına bile imzasını koyamaz olur.

Burası Türkiye, burada bir yatırım izni için 30 ayrı imzaya ihtiyaç var. Kendi sıkıntılarıyla baş edemeyen ekonominin, felç olmuş bir bürokrasinin yaratacağı ek sorunlara tahammülünün olmadığı çok açık.

Bu yüzden, devleti yeniden yapılandırırken, mevcut mevzuatın da bürokrasinin rahat çalışabileceği ve sorumluluk alabileceği bir yapıya kavuşturulması şarttır. Daha önemlisi, korku ve kuşkunun egemen olduğu mevcut çalışma ortamının olağan işlemlerin sürdürülebileceği bir yapıya kavuşturulmasıdır. 

Dördüncü ve son olarak, sayın Derviş’in ve tüm ekonomi yönetiminin, programın uygulanması sürecinde özel sektörün bilgi, deneyim ve uyarılarına karşı daha duyarlı davranması ve işbirliği olanaklarını artırması  gerektiğini belirtmek istiyorum.

Değerli üyeler,

Masa başı yönetiminin zamanı değil. Yaşadığımız dönemi iyi analiz edebilen, ekonomik ve siyasi önceliklerini bu analize göre şekillendiren, gelişmeleri cephede izleyip, ülkenin dinamik güçlerine yön veren, onlara hedef gösteren bir hükümete ihtiyacımız var.

İnsanların 3. Dünya Savaşı’ndan, Medeniyetler Çatışması’ndan, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağından söz ettikleri bir dünyada, nasıl bir vizyon doğrultusunda hareket ediyoruz, bilen var mı? Bizi bu sıkıntının içinden çekip çıkaracak bir liderliğe sahip miyiz?

Liderlik eksikliğinden söz ederken, yalnız hükümeti düşünerek konuşmuyoruz. Gerekli gördüğü alanlarda inisiyatif alabildiğini, yetkilerini kullanabildiğini bildiğimiz, toplumun güvenini ve desteğini kazanmış bir Cumhurbaşkanımız var. Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeni dünyada Türkiye’nin kendine çizmesi gereken yön konusunda topluma önderlik etmesini, vizyonunu ortaya koymasını beklememiz doğal değil mi?

Sokaktaki insan kaygı içinde. Geleceğinden endişeli. Bizi gerçekten yöneten birileri var mı, yoksa hepimiz kaderimize mi terk edildik?

Türkiye’nin liderleri varsa, mevcut durumu nasıl değerlendirdiklerini, onların ağzından duymak istiyoruz. Dünyada yer yerinden oynarken, sayın Cumhurbaşkanı, sayın Başbakan neden çıkıp da ulusa hitap etmezler?

Susmanın, oturmanın, seyretmenin zamanı değil. Yeni dünyayı biçimlendirecek kırılmaların fay hattında yaşıyoruz. Üzerinde yaşadığımız coğrafyada, bu coğrafyayı paylaşan diğer ülkelerden çok farklı bir yapımız var.

"Bizi aradılar, önemsediler, Amerika’ya çağırdılar" düzeyinde kompleksli bir avunma ile yetinecek miyiz? Yoksa onyıllardır inşa etmeye çalıştığımız, gelişmiş bir sanayi toplumu olmayı hedeflemiş, bu amaçla yüzünü batıya dönmüş, müslüman kültürünü laiklik ve demokrasiyle bağdaştırmış Türkiye'ye sahip çıkarak, hedeflerimize ulaşmak için gerekenleri yapacak mıyız?

Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerini başlatmak için etkili adımlar atacak mıyız, yoksa Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin üyeliğe kabulüne kadar oyalanıp krizlerimize yeni bir kriz mi katacağız?

Bir cemaat toplumu mu olacağız, modern bir açık toplum mu? TBMM'nin, kutlanmaya değer bir çaba ve kararlılık göstererek gerçekleştirdiği Anayasa değişikliklerindeki uzlaşmayı, ihtiyaç duyulan siyasal reformların tümüne yaygınlaştıracak mıyız?

Yoksa kendini yenilemeyen, toplumu siyasete katamayan, ülkeyi yönetemeyen bu güdük siyasi yapı ile koltuğumuzu korumayı tercih mi edeceğiz?

Onurlu bir siyasetçi için önemli olan iktidar koltuğunda ne kadar oturduğu değildir. Önemli olan, giderken arkasından ne söylendiği, tarihe nasıl geçtiğidir. Bugün görev başında olan siyasetçiler kahraman olma fırsatını önlerinde bulmuşlardır. Bu şanslarını kullanarak 3. binyılın başında modern Türkiye’nin inşasına yaptıkları katkılarla tarihe geçebilirler. 

Ülkenin, ufuk açıp yön gösterecek, toplumu peşinden sürükleyecek siyasetçilere ve liderlere ihtiyacı var.

Değerli üyeler,

Sivil Toplum, son yıllarda siyasette belirgin biçimde ortaya çıkan vizyon eksikliğini, modem Türkiye’nin gereklerini yerine getirmek için ihtiyaç duyulan düşünce ve aksiyon eksikliğini kapamak için büyük gayret sarf etmektedir. Biz TÜSİAD olarak, eğitimden sosyal güvenliğe, kadın sorunundan bilişime pek çok alanda düşünce ürettik, inisiyatif geliştirdik. Bugün de uluslararası alandaki faaliyetlerimizi adım adım geliştiriyoruz.

Brüksel ve Washington’daki da temsilciliklerimizden sonra, yakın zamanda, DEIK ile koordinasyon halinde yurt dışındaki sanayici örgütleriyle yatırım ve ticari ilişkileri artırmak üzere çalışacak bir birim oluşturduk. "TUSIAD International" adını verdiğimiz bu birimin ilk uygulaması, İsveç Girişimcileri Konfederasyonu ile küçük ve orta boy İşletmelerin yatırım ve ticari faaliyetlerini artırıcı tedbirler üzerine çalışacak bir Türk-İsveç ortak komitesi oluşturmak oldu.

TÜSİAD, modern Türkiye’nin inşası yolunda, istekli ve kararlı herkesle el ele çalışmayı, bu ideali gerçekleştirmenin önündeki her türlü engeli de açık biçimde eleştirmeyi, teşhir etmeyi sürdürecektir. Mücadeleden vazgeçmeye hiç niyetimiz yok.

Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.
 



(29 EYLÜL 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.